Etiket arşivi: Kayahan Uygur

31 Mart Vakasının 31 Mart 1909’da Gerçekleştiğini Sanan Köşe Yazarları Kulübü

31 Mart Vakası, 31 Mart 1909’da gerçekleşmemiştir.

31 Mart Olayı,  Rûmi takvime göre 31 Mart 1325’de, Miladi takvime göre ise 13 Nisan 1909 günü gerçekleşmiştir. II. Meşrutiyetin ilanının ardından çıkan ve Hareket Ordusu tarafından bastırılan ayaklanma, 31 Mart 1325’te gerçekleştiği için bu adla anılır. “31 Mart 1909” tarihi aslında 13 Nisan 1909 tarihinin Rumi takvimdeki karşılığıdır. 31 Mart 1909’da isyan ya da ayaklanma gibi bir olay olmamıştır.

Bu hakikate rağmen ısrarla bazıları, bu ayaklanmanın 31 Mart 1909’da gerçekleştiği ve bastırıldığı yanlış algısını sürdürür.

31 Mart olayının 31 Mart 1909’da gerçekleştiğini sanan köşe yazarlarını ifşa edelim:

Emin Çölaşan‘ın Hürriyet Gazetesinde 8 Kasım 1998 günü yayınlanan “10 Kasım bayramı” başlıklı yazısından:

"‘‘Atatürk'ün Bütün Eserleri’’nin birinci cildinde 1903-1915 yıllarına ait toplam 118 belge var. Örneğin o günlerin genç subayı olan Mustafa Kemal'in 31 Mart 1909 gerici ayaklanması dönemine ait iki not defteri gün ışığına çıkarılmış."

Emin Çölaşan aynı hatayı Mayıs 2013‘te de tekrarlamıştı.

“Tarihçi” Mustafa Armağan‘ın Yenişafak Gazetesinde 17 Temmuz 2016 günü yayınlanan “15 Temmuz’un bir benzeri 53 yıl öncesinde yaşanmıştı” başlıklı yazısından:

"Yeni planda darbe tarihi 31 Mart 1963 olarak belirlenmiştir. Neden 31 Mart? Anladınız tabii. Sultan 2. Abdülhamid'in devrilmesine giden yolu döşeyen 31 Mart 1909 isyanının miladi takvimle yıldönümüdür de ondan."

Mustafa Armağan 1963 yılındaki darbe girişiminde bulunanların kendisi gibi yanlış bilgiye sahip olduklarını iddia etmiş zımnen. 31 Mart’ın yıldönümünde darbe yapmak istiyordularsa miladi takvime göre 13 Nisan 1963’te yapmaları gerekirdi. Mesnetsiz bir iddia daha.

Yine Mustafa Armağan‘ın Zaman Gazetesinde 4 Temmuz 2010 günü yayınlanan “47 yıl önce bir darbeci albay idam edilmişti” başlıklı yazısından:

"Yeni planda darbe tarihi 31 Mart 1963 olarak belirlenmiştir. Neden 31 Mart? Anladınız kuşkusuz. Abdülhamid'in devrilmesine giden yolu döşeyen 31 Mart isyanının yıldönümüdür de ondan."

Soner Yalçın‘ın Hürriyet Gazetesinde 26 Temmuz 2009 günü yayınlanan “Osmanlı’nın Öcalan’ı Yane Sandaski” başlıklı yazısından:

"Birlikten, eşitlikten, özgürlükten bahseden İttihatçılar daha tam iktidar olamadan, İstanbul’da 31 Mart 1909 gerici ayaklanması patlak verdi."

Soner Yalçın aynı hatayı 31 Mayıs 2009 ve 27 Temmuz 2008 tarihli yazılarında da yapmış.

Çift “L”li enteLLektüel boyutunda ufukları açan Rahim Er‘in, Türkiye Gazetesinde 5 Nisan 2012 tarihinde yayınlanan “Darbe kirliliğinden arınmak” başlıklı yazısından:

"Sultan Abdülhamîd'in 33 yıllık iktidarı bir istikrar dönemidir. 31 Mart 1909'da tahttan hal edilmesi/devrilmesiyle birlikte Balkan Muharebesi, I. Cihan Harbi gibi harpler, siyasi suikastler ve darbeler yolu açılmıştır."

Kayahan Uygur‘un Akşam Gazetesinde 10 Haziran 2014 günü yayınlanan “Kılıçdaroğlu ‘turuncu devrim’i nasıl başlattı?” başlıklı yazısından:

"Aynı çevreler, 31 Mart 1909 ayaklanmasını ‘İngiliz yanlısı gerici hareket’ olarak nitelerler. Peki 31 Mayıs 2013 gerici ayaklanması ne yanlısı?"

Yalçın Bayer, Hürriyet Gazetesinde yayınlanan 13 Nisan 2012 tarihli “103. yılında 31 Mart ‘gerici’ ayaklanması” başlıklı yazısında paylaştığı metindeki hatayı fark edememişti:

"Bundan tam 103 yıl önce, Rumi takvimle 31 Mart 1325’te, bugün kullandığımız miladi takvimle 31 Mart 1909’da (13 Nisan) tarihimizin en büyük gerici başkaldırısı olan ‘31 Mart Ayaklanması’ patlak vermişti."

Ayaklanmayı miladi takvime göre 31 Mart’ta başlatıp, Rumi takvime göre tarih vermiş. Yanlış…

 

Ayşe Hür’ün Radikal Gazetesinde 20 Temmuz 2008 günü yayınlanan “1908 Devrimi’nin ilham kaynakları” başlıklı yazısından:

"Ancak bu ılımlı atmosfer de uzun sürmedi. 31 Mart 1909 Olayı’ndan sonra ülke padişahın mutlakıyetçi yönetiminden kurtulmuştu ama kendini diğer etnisitelerden üstün gören ‘millet-i hakime’ adına göstermelik bir meclis ve ordudan aldığı destekle ülkeyi perde arkasından istediği gibi yöneten İttihat ve Terakki’nin, daha doğrusu, onun içindeki küçük bir kliğin sultası altına girmişti."

Mehmet Bozkurt’un soL Haber’de 3 Nisan 2016 günü yayınlanan “31 Mart Gerici Ayaklanması: Analarınızın donları başınıza geçsin” başlıklı yazısından:

"31 Mart 1909’da (13 Nisan) başlayan gerici ayaklanmayı bastırmak için Selanik’ten İstanbul’a doğru yola çıkan İpek Fedaileri’yle beni tanıştıran, şimdi aramızda olmayan değerli ağabeyimiz, sevgili dostumuz Tevfik Çavdar olmuştur."

Yanlış. Rûmi takvime göre 31 Mart 1325’te, Miladi takvime göre ise 13 Nisan 1909’da.

Sabri Gültekin, Milat Gazetesindeki 13 Nisan 2015 tarihli “Ha Kızıl Sultan Ha Recep Tayyip Erdoğan” başlıklı yazısında miladi ve rumi takvime göre doğru tarihleri sunmasına rağmen yazısının ilerleyen bölümünde bu hataya düşmekten geri kalmamış:

"31 Mart 1909'da Ulu Hakan II. Abdülhamid Han'a “Kızıl Sultan” denilerek uygulanan çökertme operasyonu bu defa Erdoğan'a uygulanıyor; “Millet-i İslâmiye ve Ümmet-i Muhammediye”ye tam 106 yıldır göz açtırılmıyor."

Ekrem Buğra Ekinci‘nin Türkiye Gazetesindeki tarihli “İmparatorluğun mezarcısı oldular” başlıklı yazısından:

" İngilizler, 31 Mart 1909'da bir karşı darbe yapmak istedi. Beceremedi, ama hilafet gücü ile emperyalizme zarar veren Sultan Hamid'den kurtuldu."

Bülent Erandaç‘ın Takvim Gazetesindeki 31 Mayıs 2014 tarihli “31 Mart vakası 31 Mayıs Gezi” başlıklı yazısından:

"31 Mart 1909 kalkışmasında, Selanik'te Mason teşkilatlarınca kurulan İttihat ve Terakki, arkalarına İngiltere'yi alarak Sultan Abdülhamit'i devirmeye kalkıştılar. ."

Işık Kansu’nun Günay Güner’den alıntı yaptığı Cumhuriyet Gazetesinde 25 Haziran 2016 günü yayınlanan “Talan var mı, yok mu?” başlıklı yazısından:

“Topçu Kışlası, 31 Mart 1909 gerici kalkışmasının odağıdır. Bu gerici ayaklanmayı, komuta ettiği ve Selanik’ten ve Edirne’den, çoğu gönüllülerden oluşan Hareket Ordusu’yla yetişip bastıran üstün insan Mustafa Kemal’dir. Günümüzdeki düzeysiz isteklerin tek nedeni de kindar şiddette, Mustafa Kemal düşmanlığıdır.”

Sibel Yerdeniz’in T24’teki 24 Nisan 2013 günü yayınlanan “Bazı yaralar zamanla iyileşmez…” başlıklı yazısından:

"Meşrutiyet’e karşıt grupların ayaklandığı 31 Mart 1909 olayları sonrasında, Nisan ayında, büyük çoğunluğu Ermenilerden binlerce insanın öldüğü, daha düne kadar birlikte yan yana, dostça yaşayan insanların bir kaç gün içinde birbirlerini boğazladıkları o dehşet günleri…"

“Tarihçi yazar” Süleyman Kocabaş‘ın Yeni Şafak Gazetesinde 23 Eylül 2016 güü yayınlanan “Sultan Abdülhamid’de yanılanlar ve gerçekler” başlıklı yazısından:

"31 Mart 1909 Darbesiyle II. Abdülhamid işbaşından uzaklaştırılması, Osmanlı Devleti için asıl felaketlerin başlangıcı olmuş, “1909 Arnavutluk Seferi” denilen harbin yanında, 1911 Türk - İtalyan Harbi'nin, 1912 Balkan Harbinin çıkması ve Osmanlının I. Dünya Harbine sokulması, Osmanlı Devletinin sonunu getirmiştir"

M. Ali Kaya‘nın Yeni Asya Gazetesinde 8 Haziran 2007 günü yayınlanan “Bediüzzaman ve Ahrarlar” başlıklı yazısından:

"31 Mart 1909’da olaylardan Ahrar Fırkasını da sorumlu tutanlar her ne kadar bunu ispat edemedi iseler de, Bediüzzaman’ı yargıladıkları gibi yargılayarak, haksız şekilde cezalandırmışlardır."

Hasan Karakaya’nın Yeni Akit Gazetesinde 4 Nisan 2015 günü yayınlanan “31 Mart 1909’dan, 31 Mart 2015’e… Yine fitne, yine kaos!” başlıklı yazısı, hatalı başlığa sahipti.

 

* İşbu ihtisapta Muhtesip.com arşivinden faydalanılmıştır.

Kayahan Uygur’un Hollanda Seçimlerine İlişkin Tutmayan Öngörüsü

Kayahan Uygur, Güneş Gazetesinde 13 Mart 2017 tarihinde yayınlanan “Hollanda’nın Bilinmeyen Yüzü ve Amaçları” başlıklı yazısında Hollanda’da gerçekleşecek seçimleri Geert Wilders’ın partisinin “kesinlikle” kazanacağını iddia etme hatasında bulunmuştu:

"Hollanda’nın güncel telaşının iki nedeni vardır. 15 Mart’ta yapılacak olan seçimlerde faşist Geert Wilders’in Partisi’nin en büyük parti olarak çıkacağı kesin gibidir. Diğer partiler seçimlerden sonra hükümeti bu partinin kurmasını engellemeye çalışıyorlar ve bu nedenle İslam ve Türk düşmanı politikalarda onunla rekabete girip birbirleriyle yarışıyorlar."

Hollanda’da 15 Mart 2017 günü gerçekleşen seçimleri, Başbakan Mark Rutte’nin başkanlığını üstlendiği Özgürlük ve Demokrasi Partisi (VVD) kazandı. Kayahan Uygur’un zaferine kesin gözüyle baktığı Geert Wilders’ın Özgürlük Partisi (PVV) değil.

 

Kayahan Uygur ve Arabistanlı Lawrence’ın Kâbe’de Araplar İmamlık Yaptığı İddiası

Kayahan Uygur, Güneş Gazetesinde 5 Şubat 2017 günü yayınlanan “Obama’nın İslamcı çocukları öksüz” başlıklı yazısında Arabistanlı Lawrence’ın 100 yıl kadar önce Mescid-i Haram’a girip Kâbe’de Araplara imamlık yaptığını, namaz kıldırdığını iddia etmiş:

"Ortadoğu 100 yıl önce kendisinin Müslüman olduğunu iddia edip bazı Araplara Kâbe’de namaz kıldıran bir İngiliz Lawrence görmüştü."

Müslüman olmayanların girmesinin yasak olduğu bölgeye Thomas Edward Lawrence’ın, bilinen lakabıyla Arabistanlı Lawrence’ın alındığı, alınmakla kalmayıp Müslüman olmayan Lawrence’ın arkasında Arapların hem de Kâbe’de namaz kıldığı çok büyük ve skandal bir itham.

Ülkemizdeki 3. sınıf, komplocu, kaynak vermeden tarih üfüren blog yazarları dışında herhangi bir kaynakta böylesi bir bilgi bulunmamaktadır.

Araplar T. E. Lawrence’ın kim olduğunu ve hangi dine ve millete mensup olduğunu biliyordu.

Bazı kaynaklarda Lawrence’ın İngiliz irtibat görevlisi olarak Mekke’ye gittiği belirtiliyor. Ancak, imamlığına ilişkin en ufak bilgi ya da bir atıf kaynaklarda geçmemektedir.

Tam tersine hareket edip Lawrence’ın arkasında/imamlığında hem de Kâbede namaz kıldıklarını söylemek de dehşetengiz bir kul hakkıdır.

Arabistanlı Lawrence hakkında en temel kaynaklardan biri olduğu iddia edilen L. J. Thomas’ın “With Lawrence in Arabia” adlı kitabında Lawrence’ın Araplara namaz kıldırdığına dair tek bir atıf yoktur. Tam aksine, Arapların Lawrence’ın kimliği ve dini hakkında malumat sahibi oldukları işaret edilir.

Kâbe imamlığı Araplar açısından çok önemli bir pozisyondur. Herkese takdim edilecek bir pozisyon değildir. Lawrence’ın müslüman olduğuna inanılsa bile, Kâbe’de imamlık yaptırıldığı iddiası safsatadan başka bir şey değildir.

Kayahan Uygur ve Ibn Suud’un Rusya’ya Atom Bombası Atılması Talebi

Kayahan Uygur, Güneş Gazetesinde 25 Ocak 2017 günü yayınlanan “Amerikan Gözbağcılığının Bitişi” başlıklı yazısında Hiroşima’ya atılan atom bombasının ardından dönemin Suudi Arabistan Kralı İbn-i Suud’un ABD Başkanı Harry S. Truman’dan Rusya’ya da bir tane atmalarını istediğini iddia ediyor:

"O kadar ki ABD Hiroşima’ya atom bombası attığında İbn-i Suud Truman’a bir telgraf çekip, “Sayın Başkanım bir bomba da komünist Rusya’ya at” demişti. Vahhabi lider atom bombasının sivil ölümlerine yol açacağını ve ayrıca Rusya nüfusunun yüzde 20’sinin Müslüman olduğunu bilmiyor muydu? Yoksa Türk veya Kafkas asıllı Müslümanlar da umurunda değil miydi? İşte Amerikancı “İslamcılık” insanı bu hale indirir."

Paralel evrende alternatif tarihçilik.

Gizli saklı belgelere erişimi var mı Kayahan Uygur’un bilemiyoruz; ancak, kamuya açık kaynaklarda İbn-i Suud’un Truman’a bu yönde bir istekte bulunduğuna dair bir bilgi yer almamakta.

Kayahan Uygur ve ABD Başkanı Barack Obama’nın Doğum Yeri

Kayahan Uygur, 1 Ocak 2017 günü Güneş Gazetesinde yayınlanan “Bir çocuğun dünyanın başına bela olması” başlıklı yazısında (isim vermeksizin) ABD Başkanı Barack Obama’nın doğum yerine ilişkin komplo teorilerine yer vermiş:

"İşte bu hippilerin en hızlılarından bir kız ABD etrafındaki adalardan birinden diğerine dolaşırken yolunu Afrika’ya ve Ortadoğu’ya kadar uzatmış, uyuşturucunun etkisiyle nerelere gittiğini hatırlayamadan belki Konya’ya ama muhakkak Kenya’ya kadar seyahat etmiştir. Bu genç kız günü birinde hamile kalır ve muhtemelen Jamaika’da ama kesinlikle Amerikan sınırlarının dışında bir oğlan çocuğu dünyaya getirir."

...

"Annesinin uçarı yaşamı ve karakteri, babasıyla hiç birlikte olamaması, doğum yerinin bile belirsiz kalması ve kendisine genetik miras kalan siyaset hırsı o çocuğun karakterini hayatı boyunca etkilemiştir. İnsanlara ve topluma karşı olumsuz tavrı, değerleri, kökleri, milletleri, sınırları, gururlu ve haysiyetli liderleri küçümseyen o kompleksli yaklaşımı peşini hiç bırakmamıştır."

...

"Bu problemli çocuk akıllı ve yetenekli bir genç olarak dünya finans lobisinin ve istihbarat birimlerinin dikkatini çekmiş ve onun siyaset basamaklarını hızla tırmanması sağlanmıştır. Bu arada Amerikan yasalarına aykırı bir durum olan yurt dışında doğmuş olma sorunu kendisine karşı sürekli bir şantaj malzemesi olarak kullanılmıştır."

Büyük resmi gören (!) Kayahan Uygur, kendini komplo teorilerinin serin sularına bırakmış.

Obama’nın doğum yeri, başkan adaylığından bu yana ilgi çeken komplo teorilerinden biri olmuştu. Ancak, gerek Başkanlık ofisince dağıtılan doğum sertifikası gerekse diğer doğrulama çabaları, bu komplo teorisinin gerçeği yansıtmadığını ortaya koymuştu (Koydu koymasına ama komplo teoricileri ne kadar teskin etmiştir, orası ayrı mevzu)

Başkan Obama Hawaii’de (Kapiolani Medical Center for Women and Children, Honolulu, HI) doğmuş. Yani, ABD’nin eyaletlerinden birinde. Jamaika’da ya da başka bir yerde değil. ABD’ye göre Hawaii de yurt dışı sayılmıyor haliyle.

Barack Obama’nın anne ve babası, babasının yabancı öğrenci olarak geldiği Hawaii’de tanışır ve evlenir. Annesi Kenya’ya gidip babasıyla orada tanışıp birlikte olmaz.

Kayahan Uygur ve Güney Afrika

Kayahan Uygur, Güneş Gazetesi’nde 23 Ekim 2016 günü yayınlanan “Afrika’dan Dünya Sistemine İsyan” başlıklı köşe yazısında Güney Afrika ekonomisine ve Uluslararası Ceza Mahkemesi ile ilişkilerine dair hatalarını sıralamış:

"Güney Afrika halkı Nelson Mandela’nın önderliğinde verdiği mücadeleyle ancak 1994 yılında ırklar arasında eşitlik öngören bir sisteme, serbest seçimlere ve dünyadaki biricik demokratik sistem olan “çoğunluk demokrasisine” geçebilmiştir."

Çoğunlukçu değil, çoğulcu demokrasiye geçmişlerdir. Dünyanın biricik demokratik sistemi olarak da çoğunlukçu, yani mutlak demokrasi nitelenemez. Zervişin fikri, zikri misali söz konusu galiba.

"Güney Afrika, 54 milyonluk nüfusa sahiptir ve kara kıtanın en zengin ülkesidir."

Kayahan Uygur, zenginliği GSYH büyüklüğüne göre tanımlamış yazısında. GSYH büyüklüğüne göre kara kıtanın en zengin ülkesi Güney Afrika değil, Nijerya’dır. Nijerya, 2014 yılında ülkenin GSYH hesaplama şeklinin, üretim ve tüketim yapısındaki değişiklikleri yansıtacak şekilde değiştirilmesiyle Güney Afrika’nın önüne geçmiştir.

"350 milyarlık yıllık milli geliriyle dünyanın 33'üncü ekonomisidir."

IMF Küresel Ekonomik Görünüm Raporu 2016 yılı Ekim ayı versiyonuna göre, 2014 yılında 351,6 milyar dolar büyüklüğündeki Güney Afrika ekonomisi, 2015 yılı sonu itibarıyla 314,7 milyar dolara, 2016 yılı sonu tahminine göre ise 280 milyar dolar civarına gerilemiştir. Dünya skalasında ise 39.luğa düşmüştür.

"Afrikalıların gururu olan bu ülke şimdi dünya politikasında da bir ilki başarmaktadır. Güney Afrika Cumhuriyeti, merkezi Lahey’de bulunan Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni (UCM) tanımayacağını açıklamıştır."

Güney Afrika, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni tanımayan ilk ülke değildir. 122 ülkenin UCM’ye taraf olduğu düşünüldüğünde Kuzey Kore gibi UCM’ye taraf olmayan yığınla örnek karşısında bu iddia biraz zayıf kalıyor. Ancak, Burundi’nin UCM’den çekilmeye ilişkin yasa tasarısını çoktan 2016 yılı Ekim ayı içerisinde kabul ettiği düşünüldüğünde Kayahan Uygur’un iddiası boşa çıkıyor.

"Güney Afrika Cumhuriyeti Afrika’da ticari ilişkilerini de geliştirerek bölgesel bir güç olma yönünde ilerlemektedir. Başkan Zuma’nın eşi Afrika Birliği Başkanlığı’na seçilmiştir. Böylece bu ülkenin liderlik pozisyonu güçlenmiştir."

Nkosazana Dlamini Zuma, Güney Afrika’nın Başkanı Zuma’nın eski eşidir. Ayrıca, Afrika Birliği Komisyonu Başkanlığına seçilmiştir, Afrika Birliği Başkanlığına değil. İkisi farklı pozisyonlardır.