Etiket arşivi: İsmail Kapan

AB Üyesi Ülke Sayısında Kendini Güncellemeyen Köşe Yazarları

Hırvatistan’ın 1 Temmuz 2013 tarihinde Avrupa Birliği (AB) üyesi olmasıyla birlikte AB’nin toplam üye sayısı 28’e yükseldi (Henüz İngiltere resmen Birlikten ayrılmadı). Ancak, köşe yazarlarının bazılarının ezberi biraz geride kalmış gibi. Hâlâ, AB’nin üye sayısını 27 olarak aktaranlar mevcut.

Örnekleri aktaralım:

Deniz Gökçe’nin Akşam Gazetesi’nde 11 Aralık 2016 tarihli “AB Merkez Bankası’nın likidite politikası sürüyor” başlıklı yazısından:

“Böylece Draghi, 19 üyeli Avrupa Birliği’nde, 25 üyeli AB Merkez Bankası yönetiminin desteğiyle ABD Merkez Bankası’ndan farklı bir politika yaklaşımına geçiyordu”

Deniz Gökçe, New York Times’ta 7 Aralık 2016 günü yayınlanan “ECB Extends Bond-Buying Program to Protect Eurozone Economy” başlıklı haberden faydalanmış. Faydalanırken de yaptığı çevirinin yerinde olup olmadığını kontrol etmemiş. Muhtemelen NYT’deki “19-country eurozone” atfını 19 üyeli AB olarak çevirmiş. Buradaki kasıt 19 üyeli Avro Alanı, AB’nin 28 üyesi var malum.

İsmail Kapan’ın Türkiye Gazetesinde 24 Kasım 2016 tarihinde yayınlanan “Bu karar YOK hükmünde” başlıklı yazısından:

"Evet, bu karar hayli gürültülü patırtılı şekilde, 27 ülkeden seçilmiş 736 kişilik Avrupa Parlamentosundan çıkacak olsa da, peşinen yok hükmünde!" 

"Yani her şey yolunda olsa dahi, Türkiye’nin diğer 27 üye gibi; bünyeye dâhil edilmesi konusunda, AB’nin bariz ve samimi bir niyeti görünmemektedir."

Akın Özçer’in Serbestiyet’teki 18 Kasım 2016 tarihli “AK üyeliğimizin askıya alınması mümkün mü?” başlıklı yazısından:

"Bunlardan ilkinin baskıyı 27 üyeli AB’den 47 üyeli AK’ne yayarak cephe genişletmek, ikincisinin de öngörülen yaptırımı tarihi perspektife oturtmak olduğunu vurguluyor."

Arslan Tekin‘in Yeniçağ Gazetesinde 27 Kasım 2016’da yayınlanan “Yanlış giden ne?” başlıklı yazısından:

"Yıllar geçiyor, İngilizler, nerede çokluk orada karışıklık diyor -AB üye sayısı 27'ye çıkmıştı- ve bu yıl, halkının isteğiyle AB'den ayrılma kararı alıyor.Kaynak: Yanlış giden ne? - Arslan TEKİN"Yıllar geçiyor, İngilizler, nerede çokluk orada karışıklık diyor -AB üye sayısı 27'ye çıkmıştı- ve bu yıl, halkının isteğiyle AB'den ayrılma kararı alıyor."

 

 

Oktay Sinanoğlu’nun Dünyanın En Genç Profesörü Olduğu Algısına Kapılan Köşe Yazarları

Sıklıkla karşılaşılan bir iddiadır merhum Oktay Sinanoğlu’nun dünyanın en genç profesörü olduğu. Ancak bu iddia doğru değil. Oktay Sinanoğlu, iddia edildiği gibi dünyanın en genç profesörü ünvanına sahip olamadı hiçbir zaman.

1935 yılında doğan “Türk Einstein”ı (Türk Aynştaynı) olarak adlandırılan Oktay Sinanoğlu, 28 yaşına vardığında, yani 1963 yılında Yale Üniversitesi bünyesinde teorik kimya alanında çalışmalarda bulunurken profesör ünvanını aldı.

Yale Üniversitesi’nin de açıklamasında görülebileceği üzere, Oktay Sinanoğlu bu başarısı ile Yale Üniversitesi’nin 300 yılı aşkın tarihinin (1961 yılı itibarıyla) en genç yaşta profesör ünvanına erişien 3 akademisyeninden biri oldu. Yale Üniversitesi, Oktay Sinanoğlu’nun, dünyanın en genç 3 profesöründen biri olduğunu iddia etmiyor. Kendi tarihlerinin en genç 3 profesöründen biri olduğunu belirtiyor.

Oktay Sinanoğlu’ndan önce profesör olan isimleri incelediğimizde ise Friedrich Nietzsche dikkatimizi çekiyor. 1844 doğumlu Nietzsche, 25 yaşında iken 1869 yılında Basel’de profesör olarak göreve başlar. Yani, Oktay Sinanoğlu’ndan yaklaşık 1 asır önce, Oktay Sinanoğlu’ndan 3 yaş daha genç haliyle profesör olmuştu Nietsche.

Günümüzdeki resim incelendiği ise Alia Sabur, dünyanın en genç profesörü olarak dikkat çekmektedir. Dünyanın en genç profesörü ünvanını, Seul’deki Konkuk Üniversitesinde tam zamanlı fakülte profesörü olarak 19 Şubat 2008 tarihinde atanan, 22 Şubat 1989 doğumlu Alia Sabur elinde tutmaktadır. Alia Sabur, dünyanın en genç profesörü ünvanına 19 yaşında erişmiştir. Bu başarısıyla Guinness Rekorunu da elinde tutmaktadır.

Tüm bunları aktardıktan sonra, gerekli araştırmayı yapmadan ezberlere düşen köşe yazarlarının kimler olduğuna bir bakalım:

H. Hümeyra Şahin, Akşam Gazetesinde 18 Şubat 2017 günü yayınlanan “18 yaş” başlıklı yazısında Oktay Sinanoğlu’nun yaptığı akademik çalışmalar neticesinde “en genç profesör” olduğunu iddia ederek hataya düşmüş:

"Daha yakın zamanlara gelelim; Oktay Sinanoğlu 26 yaşında Yale Üniversitesi’nde bilime yaptığı önemli katkılarla ‘en genç profesör’ oluyor."

Muharrem Bayraktar, Yeni Mesaj Gazetesinde 22 Nisan 2015 günü yayınlanan “Beyaz saçlı adam; Oktay Sinanoğlu” başlıklı yazısında bu hataya düşenlerden olmuş:

"Dünyada en genç yaşta profesör olan ve Türk Aynştaynı denilen Oktay Hoca idi."

Fikri Akyüz İnternethaber’de 8 Eylül 2006 günü yayınlanan “Gündüz Aktan ulusalcılığı” başlıklı yazısında Oktay Sinanoğlu’nun Yale Üniversitesi’nin en genç profesörü olduğunu iddia etmiş; ancak, Sinanoğlu Yale’in en genç 3 profesöründen biri olmuştur. “En genç” değil:

"Örneğin; Yale Üniversitesinin en genç profesörü olma başarısını gösterecek kadar bilgili olan bir Prof. Oktay Sinanoğlu’nun eserlerini okuyup, söyleşilerini dinlediniz mi hiç?"

Necati Tuncer, Milli Gazete’de 24 Nisan 2015 tarihinde “Partileri paket icraatları maket” başlığıyla yayınlanan yazısında daha ileri giderek Oktay Sinanoğlu’nun dünyanın en genç öğretim üyesi olduğunu iddia etme yanlışını yapmış:

"Oktay Sinanoğlu’nun hayatındaki bu maddeden ne öğreniyoruz 1953 yılının lise birincilerinden bir tek o, bu ülkeden uzağa giderek, bu ülkenin üniversitelerinde orta zekalıya döndürülmekten, dönüştürülmekten kurtulmuştur. İkincisi, Amerikan üniversitelerinde zeka aşındırma programları ve eylemleri yoktur. 28 yaşında profesör olmak, en genç öğretim üyesi olmak, 50 yıldır çözülemeyen bir problemi çözmek… Türkiye’de kalsaydı çözülen kendisi olmayacak mı idi Çağdaşlık toplantıları, laiklik demeçleri, halkın sorunlarına eğilmekten belini doğrultamama durumları… Geldik mi şimdi Oktay Sinanoğlu’nun hayatındaki 1962 yılına. Yolu Türkiye’ye düşmüştür. ODTÜ yalnız ona mahsus bir ünvan tahsis etmiştir: Danışman Profesör’lük."

D. Mehmet Doğan, Vahdet Gazetesinde 22 Nisan 2015 günü yayınlanan “Sinanoğlu Oktay Bey” başlıklı yazısında, Oktay Sinanoğlunun dünyanın en genç profesörü olduğunu aktarmış:

"Oktay Sinanoğlu benim için meçhul bir şahsiyet değildi. Lisede o zamanın meşhur “16 Soru Bilgi yarışması”na Gazi Lisesi takımında hazırlanırken onun dünyanın en genç profesör unvanı alan ilim adamı olduğunu, kimya alanında genç yaşta başarılara imza attığını öğrenmiştik."

Erdal Atabek, Cumhuriyet Gazetesinde 4 Mayıs 2015 günü yayınlanan “Gençlerimiz ve dünya gençleri…” başlıklı yazısında bu hatayı tekrarlamış:

"Yakın bir zamanda kaybettiğimiz değerimiz Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu da yaşadıkları ve yaptıkları ile yakından tanımamız gereken bir bilim insanımız. Lisedeki başarısı nedeniyle okulun bursuyla Amerika’ya kimya mühendisliği öğrenimi için gönderilen Oktay Sinanoğlu, Berkeley ve MIT’teki eğitimlerini başarıyla bitirerek 26 yaşında Yale Üniversitesi profesörü oldu. En genç profesör olarak başarıdan başarıya koşan Prof. Oktay Sinanoğlu ülkesine döndü."

İsmail Kapan, Türkiye Gazetesinde 31 Mayıs 2004 tarihinde yayınlanan “Veziroğlu, Sinanoğlu ve diğerleri…” başlıklı yazısında aynı hatayı yapmış:

"Aynı şekilde bilim dünyasında yüzümüzü ağartan Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu, dünyada en genç yaşta profesör olmanın yanında, Amerika'nın en itibarlı dört beş üniversitesinde de kürsü sahibi..."

İsmail Kapan AB Üyesi Sayısında Biraz Geride Kalmış

İsmail Kapan, Türkiye Gazetesinde 24 Kasım 2016 tarihinde yayınlanan “Bu karar YOK hükmünde” başlıklı yazısında Avrupa Birliği (AB) üye sayısını yanlış aktarmış:

"Evet, bu karar hayli gürültülü patırtılı şekilde, 27 ülkeden seçilmiş 736 kişilik Avrupa Parlamentosundan çıkacak olsa da, peşinen yok hükmünde!" 

"Yani her şey yolunda olsa dahi, Türkiye’nin diğer 27 üye gibi; bünyeye dâhil edilmesi konusunda, AB’nin bariz ve samimi bir niyeti görünmemektedir."

İsmail Kapan, Hırvatistan’ın AB üyeliğinin ardından 28’e çıkan AB üye sayısı konusunda kendisini güncelleyememiş ve hâlâ 27 olarak kullanıyor bu sayıyı.

Ab bayrak yıldız

İsmail Kapan, Mustafa Mutlu ve Condoleezza Rice’ın Makalesi

İsmail Kapan, Türkiye Gazetesi’nde 8 Ekim 2016 tarihinde yayınlanan “Bu hesap da tutmayacak” başlıklı yazısında ABD eski Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın kamuoyunda tartışılan makalesi hakkında ezberden konuşmuş:

"W. Bush’un önce Güvenlik Danışmanı, daha sonra Dışişleri Bakanı olan Condeleezza Rice’ın Washington Post gazetesine yazdığı makale orada duruyor. Ne diyordu? 23 tane Arap devletini yeniden dizayn edeceğiz. Evet, noktası virgülüyle aynen böyle diyordu…"

İsmail Kapan’ın bahsettiği yazı Condoleezza Rica tarafından kaleme alınıp 7 Ağustos 2003 tarihinde Washington Post gazetesinde yayınlanmıştır.

Ancak, İsmail Kapan’ın bahsettiği şekilde değil.

Hataları sıralayalım:

1. Yazıda, 23 değil 22 ülkeye referans veriliyor.

2. Yazıda, konu edilen 23 devletin hepsinin Arap olduğu iddia edilmiyor.

3. Condoleezza Rice tarafından kaleme alınan makalede tam olarak İsmail Kapan’ın belirttiği ifade geçmiyor. “Ortadoğu’nun Dönüşümü” konulu makalede “Dizayn”, “yeniden” kelimeleri yazıda hiç geçmemiş bile.

İlgili ifade:

“Today America and our friends and allies must commit ourselves to a long-term transformation in another part of the world: the Middle East. A region of 22 countries with a combined population of 300 million, the Middle East has a combined GDP less than that of Spain, population 40 million. It is held back by what leading Arab intellectuals call a political and economic “freedom deficit.” In many quarters a sense of hopelessness provides a fertile ground for ideologies of hatred that persuade people to forsake university educations, careers and families and aspire instead to blow themselves up — taking as many innocent lives with them as possible.”

Türkçe tercümesi:

“Bugün, Amerika ve müttefikleri kendilerini dünyanın bir başka yerindeki uzun soluklu değişimlerden bir tanesine hazırlamalıdır: Orta Doğu. 22 ülkeden oluşan ve toplamda 300 milyonluk bir nüfusa sahip olan Orta Doğu, 40 milyon nüfuslu İspanya’dan daha düşük bir toplam gayri safi yurt içi hasılaya sahiptir. Bu bölge, Arap aydınların politik ve ekonomik bir “özgürlük açığı (eksiklikliği)” diye adlandırdığı şeyler dolayısıyla geri kalmaktadır. Onlarca yıldır devam eden umutsuzluk duygusu, insanlara üniversitelerini, kariyerlerini ve ailelerini dahi bir kenara bıraktıracak nefret ideolojileri için verimli bir temel oluşturmakta ve bunların yerine kendilerini patlatmayı tercih ettirmektedir – beraberlerinde olabildiğince çok fazla masum canı da götürerek.”

Mustafa Mutlu ise, 23 Şubat 2011 günü Vatan Gazetesi’nde yayınlanan “Rice, sekiz yıl önce ‘22 ülkenin sınırı ve rejimi değişecek’ demişti!” başlıklı yazısında Condolezza Rice’ın makalesinde 22 ülke arasında Türkiye’nin de sayıldığını iddia etme hatasında bulunmuştu:

"Başbakan iki yıl önce, "ölmeden doğan proje" dedi ve herkes de BOP'un gerçekten tezgâhtan kaldırıldığını düşündü ama... ABD bu konuda oldukça kararlıydı... Kararlılığı da dönemin ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın 7 Ağustos 2003 tarihinde Washington Post gazetesinde yayınlanan yazısı gözler önüne seriyor: 

Rice bu yazısında bölgede bulunan 22 devletin rejiminin, sınır ve haritalarının değiştirileceğini, Türkiye'nin de bunların içinde olduğunu anlatıyordu!"

Mustafa Mutlu haliyle gidip makalenin orjinalini bizatihi kaynağından okumamış.

Çünkü, makalede Türkiye ile ilgili doğrudan bir atıf yer almamaktadır.

“Türkiye, Ortadoğu coğrafyası içinde sayılmıştır” savunmasına karşı ise “Arap ayınlar” deyiminin kastedilen coğrafyayı işaret ettiğini vurgulamak lâzım.

Condolezza Rice’ın “yeniden şekillendirme” planı içinde Türkiye var mıdır yok mudur bilemeyiz. Bildiğimiz şey, makalede açıkça Türkiye’nin “yeniden dizayn edilecek ülkeler” arasında zikredilmediği.

Hamurun Su Kaldırması ve Köşe Yazarları

“Bu hamur daha çok su kaldırır” deyimi sıklıkla köşe yazarlarınca yazılarında kullanılır oldu. Ancak, tabiki bu yanlış bir kullanım. Bu deyimin doğrusu “Bu pilav daha çok su kaldırır”dır. Siyasilerin yanlış kullanımı nedeniyle iyice yerleşti bu yanlış deyim dilimize.

Bakalım hangi köşe yazarları bu hataya düşmüş:

Fehim Taştekin’in Radikal Gazetesi’nde 11 Aralık 2015 tarihinde yayınlanan “Suudilerin Elinin Değdiği Hamur” başlıklı yazısından:

"Bu, Batı-Körfez bloku için teselli kaynağı olabilir. Ancak bu hamur daha çok su kaldırır. Bir kere 15 örgütün dışında yüzlerce örgüt var. Kimileri rejimle asla müzakereyi kabul etmiyor. İkincisi Kürtleri dışlayan bir çözüm ‘çözüm’ olamaz."

Mustafa Yalçıner’in Evrensel Gazetesi’nde 1 Ağustos 2011 tarihinde yayınlanan “Bu hamur daha çok su kaldırır” başlıklı yazısı zaten başlığından yan basmış.

Ahmet Kekeç’in Yenişafak Gazetesi’nde 21 Temmuz 2003 tarihinde yayınlanan “Bu hamur daha çok su kaldırır” başlıklı yazısı da.

Reha Muhtar’ın Vatan Gazetesi’nde 12 Eylül 2008 tarihinde yayınlanan “Bizim omurgasız Tardigrad’lar” başlıklı yazısından:

"Moda deyimle bu hamur daha çok su kaldırır..."

İsmail Kapan’ın Türkiye Gazetesi’nde 21 Temmuz 2013 tarihinde yayınlanan “O flama oradan ineer!” başlıklı yazısından:

"Son söz: Flama bayrak değildir. Ve bu hamur daha çok su kaldırır!.."

Hacı Yakışıklı’nın Yeni Akit’te 1 Kasım 2014 tarihinde yayınlanan “Adımız Yorgo değil ama kavramlar Yorgo!” başlıklı yazısından:

"Bu hamur daha çok su kaldırır, bizde bu kadar “kavram kargaşası” varken düzeltmek için biraz daha yol almak elzem!"

Zeki Ceyhan’ın Milli Gazete’de 8 Eylül 2008 tarihinde yayınlanan “Bu hamur!” başlıklı yazısından:

"Zira biz Başbakan Erdoğan ın iddia ettiği gibi "Bu hamur daha çok su kaldırır" kanaatinde değiliz! Bu hamur biraz daha sulandırılacak olursa başta Başbakan Erdoğan olmak üzere pek çok kişinin eline yüzüne bulaşacağını düşünüyoruz."

İbrahim Kiras’ın Vatan Gazetesi’nde 12 Ocak 2015 günü yayınlanan “Tatsız tuzsuz ama elektrikli bir konu” başlıklı yazısından:

"Her neyse, bu hamur daha çok su kaldırır. Sadede gelelim... Kamu düzeni diyorduk."

Ahmet Sağırlı’nın Türkiye Gazetesi’nde 2 Ağustos 2016 tarihinde yayınlanan “Malezya gibi olmak iyi ihtimalmiş” başlıklı yazısından:

"Bu hamur daha çok su götürür. Balyoz sanıkları başlığının bugün beni ilgilendiren tarafı şu"

Ali Kırca’nın Sabah Gazetesi’nde “Kalvinizm ‘Meydan’daydı!” başlıklı 28 Ocak 2006 tarihli yazısından:

"Ancak "modernist" İslami kanaat önderlerinden bile; "Kalvinizm"in bu sınırlı modeline ve "karma namaz" önermelerine kesin "ret" yanıtı gelmesi, bu "hamur daha çok su götürür" dedirtiyor."