Etiket arşivi: İslam Memiş

İslam Memiş Tutmayan Dolar Kuru Tahminlerini Bıkmadan Usanmadan Sürdürüyor

Daha önce “İslam Memiş’in Bir Türlü Tutmayan Döviz Tahmin Kuponları” başlıklı yazımızda örnekleriyle aktarmıştık.

Döviz kurları konusunda İslam Memiş 2016 yılında kötü bir performans çıkardı.

2017 yılındaki durumu ise 2016’dan farklı değil.

Örnekleriyle aktarmayı sürdürelim:

“Mart ayında piyasalar” başlıklı 2 Mart 2017 tarihli yazısından:

"Ocak ayından itibaren döviz ve altın fiyatlarının gerileyeceğini, TL'ye güvenenlerinin kazanacağını belirtmiştim. Aynı öngörümün devam ettiğini anımsatmak isterim."

Yanlış saat bile günde 2 kez doğru zamanı gösterir derler. Hakkını vermek gerek İslam Memiş’in, alınan tedbirlerle birlikte 3,90’ın üzerini gören kur 3,55’e kadar geriledi.

"Dolar/TL kurunda 3,55-3,65 Lira aralığı devam edebilir. Referandum sonrası 3,40'lı seviyeleri daha net telaffuz edebiliriz."

İslam Memiş bu yazıyı yazdıktan sonra dolar/TL kuru 3,7 üzerine doğru hareketlendi. Referandum sonrasına dair kur tahminini not ettik. Referandumdan sonra bu tahminin tutarlılığını da göreceğiz.

24 Şubat 2017 tarihli “Piyasalara bahar erken geldi…” başlıklı yazısından:

"Döviz fiyatlarındaki düşüşler döviz borcu olanlar için iyi fırsat olabilir, her ne kadar 3,50 seviyeleri konuşulsa da bu seviyeler hemen olmayabilir. Yani yumuşak ve kademeli inişler için dışsal nedenlerin ortadan kalkması gerektiğini düşünüyorum. Kısa vadeli düşüşler dolar 3,60,Euro 3,80, Altın 143 Lira seviyeleri güçlü destek seviyeleri olabilir."

29 Ocak 2017 tarihli yazısında 3,3’ü, 2 Mart 2017 tarihli yazısında 3,4’ü hedef göstermişti. Şimdi de 3,5 hemen olmaz, 3,6 önemli bir destek noktası diyor. Yazısının ardından döviz kurları tekrar hareketlendi ve dolar/TL kuru 3,7’in üzerine çıktı ve 3,74’ü gördü. Not edelim.

5 Şubat 2017 tarihli “Piyasalar ve beklentiler” başlıklı yazısından:

"Dolar/TL kuru 3,697 lira seviyesinden haftayı tamamladı. Dolar/TL kurunun düşüşleri kalıcı olmayabilir, acil alma ihtiyacı olanlar bu seviyeleri fırsat olarak değerlendirebilirler. Para piyasalarında dalgalı seyirler devam ettiğinden gün içindeki 50 kuruşluk kur farkları geçerliliğini koruyor. 3,65 lira seviyesini aşağıda güçlü bir destek seviyesi olarak izlemeye devam edeceğiz. Yukarı yönlü toparlanmalarda ise 3,80 lira seviyesini direnç seviyesi olarak belirleyebiliriz. Ancak yukarı yönlü toparlanma isteği düşüşlerden daha hızlı bir şekilde devam edebilir."

E hani dolar kuru 3,3’e kadar gidecekti? 29 Ocak 2017 tarihli yazısında bu noktayı işaret ediyordu. Kurun 3,69’u gördüğü 5 Şubat 2017 günü itibarıyla İslam Memiş mevcut seviye için “alım fırsatı” uyarısı geçmiş. Daha önceki yazılarındaki “dolar düşecek sakın yaklaşmayın” uyarılarının tam tersine. Biraz tutarlılık arıyor insan analizlerde…

29 Ocak 2017 günü yayınlanan “Döviz ve altın piyasalarında son durum…” başlıklı köşe yazısından:

"Dolar; Mart ayının sonuna kadar dalgalı seyir devam edecek. Gün içindeki oynaklık 50 kuruştan az olamaz. Yani sabah 3,85 olan dolar kuru akşam kapanışta 3,80 yada sabah 3,80 akşam kapanışta 3,85 olarak düşünün. Orta vadede 3,65 Lira seviyesi dip, 3,99 Lira seviyesini zirve olarak düşünebilirsiniz. Ancak Haziran ayının sonuna kadar dolar kurunda sert düşüşler bekleyin derim, 3,30 seviyesi en favori destek seviyem olmaya devam ediyor."

Bildiğiniz bakkal hesabı yaparak dolar kuru üzerine teknik analiz yapıyor İslam Memiş. Ocak ayı başından bu yana verdiği kur tahminleri ise oldukça değişken haliyle daha önce aktardığımız üzere. Şimdi de 3,3 seviyesini hedef göstermiş. Tutmayan diğer tahminleri gibi bu seviyeyi de bekleyip göreceğiz.

"TL'de bekleyenler daha çokkk fırsatlar bulacaksınız rahat ve mutlu olun..."

Resmen, basımı, yayını, dağıtımı yapılan bir gazeteden (bir türlü tutmayan) yatırım tavsiyesi veriyor İslam Memiş. SPK mevzuatına göre bir yükümlülüğü olmalı.

22 Ocak 2017 tarihli “2017’de Neye Yatırım Yapmalı” başlıklı yazısında yine ekonomistliğini konuştururken:

"Dolar sunî olarak 3,99 Lirayı test etti, TCMB müdahalesiyle 3,762 Liraya geriledi. Düşüşler devam edebilir, bundan kimsenin şüphesi yok. Kısa vadede 3,63 uzun vadede 3,30 ancak yatırımcı için önemli olan şu “Dolar bir yatırım aracı mı?” Ya da 3,63 lirada satın aldığınız dolar size ne kazandıracak?"

Döviz piyasasında Dolar/TL kuru 3,99 seviyesini şu ana değin hiç görmedi.

Ayrıca, gün geçmiyor ki tahmini değişmesin İslam Memiş’in. Kısa ve uzun vade tahminleri de not edildi. Bakalım görecek mi.

“Trump’zede olmayın” başlıklı 19 Ocak 2017 tarihli yazısından:

"Ben ilk ihtimali daha kuvvetli gördüğümden yurt içi piyasalarda dolar kurunda değer kayıplarının 3,63 lira seviyelerine kadar devam edeceğini tahmin ediyorum. Yurt içi piyasalarda “DOLAR SEVİCİLER” mutlaka bu duruma üzülecektir, hemen” geçici düşüşlere kanmayın dolar 4 Lira olacak “ mesajları yazmaya başlayacaklardır. Dolar sevicilerin gazına gelip yüksek kurdan dolar alan vatandaşlar, bozdurmak için çok sabretmesi gerekebilir. 

Orta vadede doların değer kaybetmesi güçlü bir ihtimaldir. 

Ben tavsiyemi yenilemek isterim “ Dolar alınabilir bir seviyede değildir, dolar borcu olanlar biraz daha sabretmeleridir."

3.63 görülemedi bir türlü henüz. 3-4 gün önceki tahmini 3,60’tı 3,63’e çekmiş. Sanırsınız, finansal modelleme ile anlık kur tahmini yapıyor…

15 Ocak 2017 tarihli “Türk milletinin Türk lirası” başlıklı yazısından:

"BİST 83 bin seviyesini test edebilir,  dolar kurunda geri çekilmeler 3,60 seviyesine kadar devam edebilir, altının gram fiyatı ise 140 lirayı test edebilir diye tahmin ediyorum. "

3,70 altını test edebilir derken gidişata göre kur sıkıyor İslam Memiş. Piyasa kuru neyse 0,2 düşüğünü söylüyor gibi duruyor.

12 Ocak 2017 tarihli “Dolar sevicilere özel” başlıklı yazısından:

"Öngörülerimi yakından takip edenler, 2017 yılı için dolar kurunda 3,70, altının gram fiyatında 144 lira seviyelerinin test edilebileceğini yazmıştım."

(Köşe yazılarında) 3,7’yi işaret etmemişti ki hiç test seviyesi olarak. Tam tersine aşağı yönlü hareket olacağını iddia etmişti. Ki tam tersi oldu.

"Asla rehavete kapılmayın ve dolar sevicilerin gazına gelerek bu seviyelerden ne döviz nede altın satın alın."

Daha önce de vermişti benzer tavsiyeleri. Tuttuğunu görmedik.

9 Ocak 2017 tarihli “Mevsimsel Etkiler ve Piyasalar” başlıklı yazısından:

"Milli ruha sahip milletimiz zaten dövizlerini TL'ye çevirdikleri için bu saatten sonra döviz fiyatlarını konuşmanın hiç bir manası yoktur. TL; 2017 yılında diğer para birimleri karşısında değer kazanmaya devam edecektir."

Değer kaybetti tam aksine.

5 Ocak 2017 tarihli “Dolar neden yükseldi” başlıklı yazısından:

"ABD 10 yıllık tahvil faizlerindeki oynama ve açıklanan enflasyon rakamları yurt içi piyasalarda dolar kurunun 3,60 Lira seviyesini test etmesine neden oldu. Ancak aynı günün akşamında tekrar 3,58 Lira seviyesine kadar geri çekildi. Dolar kurunda yaşanan yükselişlerin kalıcı olmayacağını sık sık belirtiyorum, tekrar anımsatmak isterim “ Dolar kurunda yaşanan yükselişler kalıcı değil” Yılın ilk haftasında yaşanan yükselişlerin dolarını satamayanlara yeni bir fırsat verdiğini düşünüyorum."

Kalıcı oldu.

S&P ve Fitch’in Kredi Notu Değerlendirmelerini Yanlış Anlayan Köşe Yazarları

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları Fitch Ratings ve Standard and Poor’s (S&P), 27 Ocak 2017 günü akşamı ülkemizin kredi notuna ilişkin güncelleme değerlendirmesi yaptılar.

S&P, kredi notunda (BB+) değişikliğe gitmezken kredi notu görünümünü durağandan negatife indirdi. Fitch ise yatırım yapılabilir seviyedeki (BBB-) kredi notunu düşürerek BB+ seviyesine düşürdü ve not görünümünü durağanda tuttu.

Bu vesile ile kredi notu ve kredi notu görünümüne dair bilgi sunalım:

Kredi derecelendirme kuruluşları değerlendirmelerinde, kredileri geri ödeme gücünü tespit için kendine has bir kredi notu skalası kullanmaktadır (bir örneği için bkz). Örneğin, uzun ve kısa vadeli yerli ya da yabancı para cinsinden değerlendirmelerinde S&P, en az riskten en yüksek riske doğru ilerleyecek şekilde kredi notlarını AAA’dan D’ye doğru (AAA, AA, A, BBB, BB, B, CCC, CC, C, D) aşağıdaki tabloda yer aldığı şekilde verir. Değerlendirmede, BBB’nin altındaki notlar, yüksek riskli (spekülâtif/çöp) sayılır ve yatırım yapılabilir altı seviye olarak adlandırılır.

Kuruluşların kredi notu değerlendirmesine bir de notların yanında yer alan + ve – işaretleri ile simgelenen kredi notu görünümleri eşlik eder. Kredi notunun (6 aydan 2 yıla değin uzanan süreçteki) potansiyel ilerleme patikasını işaret etmek üzere kredi notu görünüm değerlendirmesi yapar. Görünümün pozitif olması, kredi notunun artabileceğini, negatif olması kredi notunun düşebileceğini, durağan olması ise değişmeyebileceğini işaret eder. Kredi notunun sabit tutulup kredi notu görünümünün değiştirilmesi, sadece ileriye dönük değerlendirmenin yönüne dair bir işaret verir.

Daha önce, benzer kredi notu değişikliklerinde köşe yazarlarımızın mevzuyu anlamadan malumatfuruşluk yaptığını ve hatalara gark olduklarını gözler önüne sermiştik (örnekler için bkz: 1 ve 2).

Bu sefer de köşemenler hata yapmaktan kendilerini alıkoyamamışlar:

İslam Memiş‘in Güneş Gazetesinde 29 Ocak 2017 günü yayınlanan “Döviz ve altın piyasalarında son durum…” başlıklı köşe yazısından:

"Cuma akşamı iki Kredi Derecelendirme Kuruluşu Standard & Poors ve Fitch Türkiye'nin kredi notunu düşürdü!"

S&P kredi notunda değişikliğe gitmedi, kredi notu görünümünü kötüleştirdi. Fitch ise düşürdü. En azından birini tutturmuş İslam Memiş. Tebrikler…

Remzi Özdemir‘in, Yeniçağ’da 30 Ocak 2017 günü yayınlanan “Kredi notu neden düştü?” başlıklı yazısından:

"Dünyada 3 önemli derecelendirme kuruluşu var. Moody's, Standart and Poors ve Fitch. Moody's ve S&P daha önce Türkiye'yi yatırım yapılabilir ülke konumundan çıkarttı."

S&P, ülkemizin ilk kredi notunu aldığı 1992 yılından bu yana hiçbir zaman bize yatırım yapılabilir kredi notunu vermemişti ki yatırım yapılabilir ülke konumundan çıkarsın.

İsmet Özkul‘un Dünya Gazetesinde 31 Ocak 2017 günü yayınlanan “Kredi notu neden düştü, nasıl yükselir?” başlıklı yazısından:

"Fitch’in de diğerlerine katılmasıyla üçüncü önemli kredi derecelendirme kuruluşu da Türkiye’nin kredi notunu, yatırım yapılabilir sınıfından düşürdü. Standard and Poors’ (S&P) ve Moody’s Türkiye’nin kredi notunu daha önce düşürmüştü. Türkiye’nin kredi notunu “spekülatif” kategorisine düşüren ilk kuruluş olan S&P, son yaptığı değerlendirme ile Türkiye’nin kredi notuna ilişkin olası gelişme yönünü de “durağan”dan “olumsuz”a indirdi."

Remzi Özdemir’in yazısındaki hatanın tıpkısının aynısı. S&P bize şu ana kadar hiç yatırım yapılabilir kredi notu vermedi ki spekülatif kategorisine düşürsün.

İslam Memiş ve Küresel Ekonomiler

İslam Memiş, Güneş Gazetesinde 22 Ocak 2017 tarihli “2017’de Neye Yatırım Yapmalı” başlıklı yazısında yine ekonomistliğini konuşturmuş (!):

"2016 yılında küresel ekonomilerde ciddi daralmalar gözlemledik."

“Küresel ekonomiler” diye bir kavram yok. “Küresel ekonomi” ile kasıt, dünyadaki ülkelerin ekonomilerinin yekünüdür. “Küresel ekonomi” şeklinde kullanılır ve tekil bir kavramdır.

Ayrıca, küresel ekonomilerle kastının ne olduğu tam olduğu belli değil. Dünyanın önde gelen küresel çapta etkiye sahip ekonomileri kastettiği akla geliyor. Bir sonraki cümlesi (“gelişmekte olan ülke ekonomileri bu daralmadan olumsuz etkilendi”) bu çıkarımımızın doğru olabileceğini gösteriyor.

Daralma, iktisat literatüründe büyümenin küçülmesi değil, negatif büyüme anlamına gelir. 2016 yılında Rusya, Brezilya ve Nijerya dışında kaydadeğer herhangi başka bir ülkede küçülme görülmedi (Detaylı bilgi için bkz: IMF’nin 2017 Ocak ayı Küresel Ekonomik Görünüm Güncellemesi).

Yine yanlış ve boş bir yorum.

"Trump sadece ABD ekonomisi için değil, küresel ekonomileri de belirleyecek adımlar atabilir."

Yine aynı durum.

"“Hedef BİST'i 100 bin yapmasını sağlamak sonrada bir sıfır atarak yoluna devam mı ettirmek istiyorlar ? Örnek: Dow Jonse gibi."

“Dow Jones” demek istedi galiba.

"Dolar sunî olarak 3,99 Lirayı test etti, TCMB müdahalesiyle 3,762 Liraya geriledi."

Döviz piyasasında Dolar/TL kuru 3,99 seviyesini şu ana değin hiç görmedi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının İsmindeki Nüans ve Köşe Yazarları

Merkez Bankası’nın tam adı “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası”’dır. “Türkiye Cumhuriyetİ Merkez Bankası” değil.

Bunun nedeni de Merkez Bankası’nın sitesinde detaylı bir şekilde izah edilmiştir.

Bankanın unvanı neden “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası”dır?

11 Haziran 1930 tarih ve 1715 sayılı Kanun (Mülga) ile Merkez Bankası “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası” unvanı altında özel hukuk tüzel kişiliğine sahip ve özel sermayenin de katıldığı bir anonim ortaklık olarak kurulmuştur. Bu düzenlemeyle Devletten ayrı ve bağımsız olduğu hususuna özel bir önem verilmiştir. Bu amaç çerçevesinde, Bankanın kuruluş kanunu tasarısında adı “Cumhuriyet Merkez Bankası” olarak öngörülmüşken, Türkiye Büyük Millet Meclisi Komisyonunda uluslararası ilişkiler de düşünülerek “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası” olarak değiştirilmesine karar verilmiş; Bankanın bağımsızlığını vurgulama amacı güdülerek “Türkiye Cumhuriyeti” ibaresine ve kısaltılmış şekli olan “T.C.”ye özellikle yer verilmemiştir. Kanun koyucu tarafından Bankanın Devlete ait bir kuruluş; bir kamu kuruluşu olduğu izlenimi vereceği endişesiyle bundan özenle kaçınılmıştır.
Halen yürürlükte bulunan 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanununun 1. maddesinde de, Bankanın anonim şirket ve özel hukuk tüzel kişiliği ile unvanı “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası” olarak aynı şekilde korunmuştur.

Gelgelelim bu nüansı gözardı eden köşe yazarları mevcut.

Kimler mi?

İslam Memiş (Güneş Gazetesi’nde 16 Haziran 2016 günü yayınlanan “Piyasalara brexit şoku” başlıklı yazısından):

"Japonya, Çin, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası, Amerika Merkez Bankası (FED)'in faiz kararları bu ay yoğun bir şekilde piyasalarda fiyatlandı."

Mustafa Mutlu (Vatan Gazetesinde 3 Nisan 2013 tarihinde yayınlanan “TC’yi silmek ve küçük ABD” başlıklı yazısından) (kurumların isimlernin değişmesi ile ilgili eleştirilerini yaptıktan sonra başka kurumların isimleri üzerinden de örnekler veririrken hata yapmış)

"Hatırlarsınız; Ziraat Bankası geçen ay yeni logosundan TC’yi çıkarmıştı... Dün öğrendik ki; Sağlık Bakanlığı’na bağlı Türkiye Halk Sağlık Kurumu da 25 Eylül 2012’de tüm aile sağlık merkezlerine bir yazı göndermiş ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kısaltması olan TC ibaresini tabelalarından kaldırmalarını istemiş... 

Hatta TC’siz tabela fotoğraflarını da örnek alınması için yazıya eklemiş... Bunun üzerine birçok aile sağlık merkezinde TC’siz tabela dönemine geçilmiş! Yakında Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları’nın, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın ve TC ile başlayan diğer kurum isimlerinin de değiştiğini duyarsanız; şaşırmayın..."

Merve Şebnem Oruç (Yenişafak’ta yayınlanan “Türkiye Cumhuriyeti egemenlik haklarından feragat etti mi?” başlıklı yazısından (11 Aralık 2016)):

"Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası'nın Çin'le yaptığı TL-Yuan para takası da, Rusya ile TL ve Ruble üzerinden ticarete yönelik atılan adımlar da uzun ve kolay yürünmeyecek bir yolda başlangıç niteliği taşısalar da hafife alınacak gelişmeler değil. Işık bir kez daha Doğu'dan yükseliyor."

Serpil Çevikcan (Millliyet Gazetesinde “Yerli ve milli başkan’ nasıl atandı?” başlığıyla yayımlanan (13 Nisan 2016) yazısından):

"Murat Çetin-kaya, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son imzayı atmasının ardından Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın yeni başkanı oluyor."

Yeni Söz’den Can Kemal Özer ve Yurt Gazetesinden Cihan Özdemir de bu hataya düşenlerden olmuş.

Yeni Mesaj’dan Yaşar Teber ise 24 Aralık 2016 tarihli “Dolar bozdurmak çare mi? – III” başlıklı yazısında saçmalamış:

"Yazı dizimizin ilk bölümlerinde "Farkında mısınız; Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası yok artık... Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası A.Ş. var artık. Bunun ne anlama geldiğini biliyor musunuz?" diye sormuştuk.

AKP'ye iktidar olma aşamasında dikte edilen Merkez Bankası Özerkliği ile, "Türkiye Cumhuriyeti" kelimesindeki "i" aidiyet eki kaldırılarak, "Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası A.Ş. haline getirilmişti."

TCMB’nin ismindeki bahse konu nüans, 1930 yılından kalma. Son dönemde yapılmış bir değişiklik değil.

türk lirası simgesi

 

2016 Yılında Köşe Yazarlarının Yaptığı En Skandal 10 Hata

Bir muhtesip geleneğiydi. İlgili yılda köşe yazarlarının yaptığı hataların en skandal olanlarını içeren bir liste hazırlamak.

Geleneği sürdürüp 2016 yılı içerisinde tespit edilen hatalar üzerinden hazırladığımız listeyi bilgilerinize sunalım:

1. Gülse Birsel’in ünlü “Stanford Deneyi”ni “Harvard Deneyi” olarak sunması

2. İsmet Berkan’ın Scientific American dergisinde yer alan bir makaleyi kaynak göstermeden Türkçeye çevirip kısaltarak okuyucularına sunması ve benzer şekilde Deniz Gökçe’nin The Economist adlı dergide yayınlanan “Called to account” başlıklı yazıyı referans vermeden çevirip aktarması

3. Yusuf Kaplan’ın Fatih Sultan Mehmet’in gemileri karadan yürütmesine ilişkin alternatif tarihçilik yapması 

4. İslam Memiş’in ortaya attığı döviz kuru kuponlarını bir türlü tutturamaması

5. Tamer Korkmaz’ın Lozan Antlaşması’nın gizli maddelerinin olduğuna inanması

6. Ersin Ramoğlu’nun Cem Boyner’in çalışanlarına gönderdiği iddia edilen yazıyı kendisinin kaleme aldığını sanması

7. Ergün Diler, İbrahim Karagül, Nedret Ersanel ve Taha Dağlı’nın, Zbigniew Brzezinski’nin bir yazısında 15 Temmuz darbe girişimine CIA’nın destek verdiği ve bu davranışın ciddi bir hata olduğunu kabul ettiğini iddia etmesi

8. Halime Gürbüz’ün 15 Temmuz gecesi vatandaşların F-16’nın üstüne atlamaya çalıştığını sanması

9. Metin Münir’in OYAK Genel Müdürü Süleyman Savaş Erdem’i (Süleyman Erdem isimli) bir başka kişi ile karıştırması

10. Ahmet Hakan’ın mihrap ve minber ayrımına varamaması

2016 yılını 325 ayrı ihtisapla tamamlamışız bu arada. İhtisapların tamamı için arşiv sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

Şimdiden mutlu yıllar…

İslam Memiş ve Kur’an’daki Altın İle İlgili Ayetler

İslam Memiş, Güneş Gazetesi’nde 9 Aralık 2016 günü yayınlanan “Altın trenini kaçırmayın” başlıklı yazısında, Kur’an’da geçen altınla ilgili ayetlere eklemeler yapmış:

"Şimdi sıra Türkiye'de; Kuran-ı Kerim'de Müslümanların parası altın olarak belirlenmiştir. Kuran-ı Kerim'de altın ile ilgili 7 tane ayet geçiyor. Zekat, mehir, borç... Yani para değeri olan tüm bedeller altın olarak hesaplanması yada altın olarak ödenmesi emredilmiştir. Altın Müslümanların gerçek parası ve değeridir. Ancak zamanla ticarette çeşitli enstrümanlar kullanılarak altın gibi değerli bir metali Müslümanların elinden almayı başardılar.."

Kur’an’da altın ile ilgili 7 ayet geçiyor.

İhya.org‘dan alıntıladığımız ayet mealleri aşağıda yer almakta:

3:14 İnsanlara kadınlar, oğullar, yüklerle altın ve gümüş yığınları, salma atlar, davarlar, ekinler kabilinden aşırı sevgiyle bağlanılan şeyler çok süslü gösterilmiştir. Halbuki bunlar dünya hayatının geçici faydalarını sağlayan şeylerdir. Oysa varılacak yerin (ebedî hayatın) bütün güzellikleri Allah katındadır.
3:91 Muhakkak ki inkâr edenler ve kâfir oldukları halde de ölenler, yeryüzü dolusu altın fidye verseler bile hiç birisinden asla kabul edilmeyecektir. İşte dayanılmaz azab onlar içindir. Onların hiçbir yardımcıları da yoktur.
9:34 Ey iman edenler, şurası bir gerçektir ki, yahudi hahamları ile hıristiyan rahiplerinin bir çoğu insanların mallarını haksız yere yerler ve Allah yolundan saptırırlar. Bir de altın ve gümüşü hazineye doldurup, onları Allah yolunda sarfetmeyenleri bu yüzden acıklı bir azap ile müjdele!
17:93 “Yahut altından bir evin olsun, ya da göğe çıkmalısın. Ona çıktığına da asla inanmayız. Ta ki bize, okuyacağımız bir kitap indiresin.” De ki: “Rabbimi tenzih ederim. Nihayet ben de, peygamber olan bir insandan başka bir şey değilim.”
35:33 Onlara Adn cennetleri vardır. Onlar oraya gireceklerdir. Orada altın bilezikler ve incilerle süsleneceklerdir. Orada elbiseleri de ipektir.
43:53 Eğer O’nun dediği doğru ise üzerine altın bilezikler atılmalı veya kendisiyle beraber onu tasdik eden melekler gelmeli değil miydi?”
43:71 Onların etrafında yiyecek ve içecekler altın tepsiler ve kadehlerle dolaştırılır. Orada canların çektiği ve gözlerin hoşlandığı herşey vardır. Siz orada ebedi olarak kalacaksınız.

Ayet meallerinin incelenmesinden de görülebileceği üzere, İslam Memiş’in iddiasının aksine Kur’an, altının müslümanların parası olduğunu söylemiyor ve para değeri olan her şeyin altın cinsinden hesaplanmasını ya da ödenmesini emretmiyor.

İslam Memiş’in Bir Türlü Tutmayan Döviz Tahmin Kuponları

İslam Memiş, Güneş Gazetesi’nde yayınlanan köşe yazılarında sıklıkla döviz kurları hakkında tahminlerini/öngörülerini paylaşıyor.

Rakam zikrettiği ya da kur işaret ettiği tahminlerinde büyük yanılmalar dikkat çekiyor.

Örnekleriyle sıralayalım:

15 Aralık 2016 tarihli “2017 yılının Fed’i” başlıklı yazısında, 2016 yılı boyunca verdiği kur tahminlerini çöp gibi kenara atıp dolardaki değer kazanışlarının sınırlı olacağını iddia etmiş:

"Çoğunluk doların değer kazanmaya devam edeceğini düşünse de ben bu değer kazanışlarının sınırlı olacağını tahmin ediyorum. Çünkü yüksek faiz ve yatırımlar noktasında net bir karar verdiklerini düşünmüyorum. Ondan sebep yurt içi piyasalarda doların yükselişleri 3,70 Lira seviyesiyle sınırlı kalabilir."

İslam Memiş, daha önceki yazılarında 15 Aralık günü itibarıyla 3,5 civarında seyreden dolar/TL kuru için 3’ün altını işaret ediyordu yıl sonu kur tahmini olarak. Şimdi ise doların sınırlı ölçüde değer kazanacağını belirtip kurda 0,2 TL’lik artışı işaret etmiş.

19 Aralık 2016 günü yayınlanan “Taviz Yok” başlıklı yazısında ise dolarda değer kaybı olmayacak demiş:

"Dolar kurunda yeni yükselişler sakın beklemeyin. TL en değerli olmaya devam edecek."

Haydaaaa… Bir yazı diğerini tutmuyor…

Umarız kimse İslam Memiş’e güvenip yatırım kararı almıyordur.

8 Aralık 2016 tarihli “Altın Trenini Kaçırmayın” başlıklı yazısında döviz kuru hareketlerinin montanını yanlış yorumlamış:

"Yurt içi piyasalarda dolar kurunda yaşanan sert düşüşler altının gram fiyatının 129 Lira seviyesine kadar düşmesine neden oldu. Ben ilk destek seviyesi için 128 Lirayı işaret etmiştim, aynı öngörümün devam ettiğini belirtmek isterim."

Hangi sert düşüşten bahsediyor anlaması güç. 7 Aralık günü ABD dolar kuru 3,3945 ile kapanmış. 3,59’luk tarihi zirveden geriledi tabiki Abd doları. Yazısını yazdığı 8 Aralık günü dolar kuru 3,45 civarındaydı. yazısının yayınlandığı 9 aralık günü 3,50 civarındaydı. Sert düşüşten anladığı seviyeyi bilemiyoruz ama döviz kuru gelişmeleri ona işaret etmiyor.

2 Aralık 2016 tarihli “Haydi bi daha bi daha” başlıklı yazısında, dolar kuru için 3,25’i işaret etmiş:

"Teknik olarak değerlendirmek gerekirse; Dolar: 3,25 Euro:3,48 Altın:126 Lira seviyelerine kadar gerileyebilir."

Gerilemedi…

24 Kasım 2016 tarihli “Sterline dikkat” başlıklı yazısında dolar/TL kurunda 3,40 üzerinin kalıcı olmayacağını iddia etmiş:

"Yani 2017 yılında ve sonrasında piyasalarda Fed ve faiz cümlesi duyamayabiliriz. Böyle bir ortamda dolar 3,40 seviyesinin üzerini test etsede yükselişler kalıcı olmayabilir. Bu seviyelerden dövizini satıp TL'ye dönmeyenler zarar edebilirler."

Kalıcı oldu.

20 Kasım 2016 tarihli “Konuşamadıklarımız” başlıklı yazısında TL’de beklemeyi tavsiye edip dolar kurunda sert düşüşler olabileceği öngörüsüzlüğünü paylaşmış:

"Bugün Ekonomi sayfasını açtığınızda merak ettiğiniz tek şey “Dolar nereye gidiyor? “olmalı. Yurt içi piyasalarda Cuma günü %5 değer kazanarak 3,408 lira seviyesini test etti. Sık sık uyarılarda bulunmuştum, “Döviz borcu olanlar Ekim ve Kasım ayına dikkat edilmeli” diye. Geçen hafta sert düşüşler yaşanabileceğini öngördüğümü belirtmiştim. Bu öngörümün halen devam ettiğini belirtmek isterim, yani TL'de beklemeye devam etmeliyiz."

TL’de sert düşüşler yerine sert yükselişler yaşandı.

17 Kasım 2016 tarihli “Ekonomide milli mücadele” başlıklı yazısında Türk lirasının dolar karşısında değer kazanacağını iddia ederek kurun 3’e doğru hareketleneceğini ileri sürmüş:

"Döviz daha çok yükselecekmiş diye döviz talep edenler dikkat ! Satın aldığınız ya da satmadığınız döviz elinizde patlayabilir, düşüşler beklediğinizden daha sert olabilir. Dolar: 3,25-3,20-3,15 ve 3 Lira seviyeleri sizleri hiç şaşırtmasın."

Değil 3’e doğru hareket etmek, tarihi rekorları bir bir kırdı.

14 Kasım 2016 tarihli “Dolar nereye gidiyor” başlıklı yazısında kur seviyesi olarak 3,10 ve 3,15’i işaret etmiş ve doların değer kaybedeceğini ileri sürmüş:

"Düşüşler başlayabilir, bunu hem kar satışı hemde piyasaların normalleşmesi olarak değerlendirebilirsiniz. İzleyeceğim ilk destek seviyesi 3.15 devamında 3.10 seviyesi. Yani “Dolar bir yere gitmiyor, geri dönüyor.”"

Maalesef, yazısını yazadığı 14 Kasım tarihinden itibaren TL hızlı değer kaybı sürecine girdi.

10 Kasım 2016 tarihli “Trump Sürprizi” başlıklı yazısında teknik beklentisinin 3,10 altı olduğunu ve TL’de kalmanın en mantıklıkarar olduğunu iddia etmiş:

"En son teknik beklentilerimde doları 3,10,altının gram fiyatını 128 olarak belirlemiştim. Aynı beklenti doğrultusunda TL'de kalmak en mantıklı karar olabilir."

Ne yazık ki, TL, 10 Kasım tarihinden sonra önemli ölçüde değer kaybetti ve Kasım ayı sonunda 3,5’e kadar yükseldi.

2 Ekim 2016 tarihli “Piyasalarda son durum” başlıklı yazısında dolar/TL kurunun hareket edeceği seviye olarak 3’ün altını işaret etmiş ve doların bir yatırım aracı olmadığını iddia etmiş:

"Teknik olarak takip edeceğim destek seviyesi 2,975 lira, dirençlerde ise 3,020 devamında 3,09 lira aralığı. Bu demek olmuyor ki dolar alın, dolara yatırım yapın ! Dolar yatırım aracı değildir, dolar ticareti yapanların takip etmesi gereken bir paradır."

Ekim ayından bu yana dolar/TL kuru 3’ün üzerinde seyretti ve trend hep yukarı yönlü oldu.

1 Eylül 2016 tarihli “Yarın doların kaderi belirlenecek” başlıklı yazısında doların 2,915 seviyesine gerileyebileceğini iddia etmiş:

"Yarın açıklanacak olan tarım dışı istihdam verisi “Doların kaderini belirleyecek” diyebiliriz. Tahmin ettiğim gibi tarım dışı istihdam verisi beklenenden iyi gelirse dolar faiz artırımı beklentisiyle psikolojik sınır 3 lirayı test edebilir ve 3 lira seviyesinde dengelenebilir. Eğer açıklanacak veri düşük gelirse dolar düşüşlerine devam eder ve 2,915 seviyesine kadar gerileyebilir."

Gerilemedi.

7 Ağustos 2016 tarihli “Diriliş Ekonomisi” başlıklı yazısında dolar kuru için 2,88’i işaret edip TL’de beklediğini belirterek TL’ye yatırımı teşvik etmiş:

"Ölüm var kalım var , her hafta yazıyorum tekrar edeyim; Dolar 2,88 , Euro 3,28 , Altın 121 lira olmadan TL'de bekliyorum. Sabır ve inaçla..."

Dolar/TL kuru, 2016 yılı Aralık ayı başında 3,59 ile rekor yineledi.

17 Mart 2016 tarihli “Fed, doları kurtarabilecek mi” başlıklı yazısında Fed’in tüm hareketlerine rağmen doların 2016 yılında değer kaybedeceğini belirterek 3’ün üzerinde dolar kurunun beklenilmemesi gerektiğini ima etmiş:

"Asıl kendimize sormamız gereken soru şu: “FED'in bu tutumu insanların dolara güvenirliğini yitirmişken, dolar artık yatırım aracı olmakdan çıkıyormu? Kolay basılıp piyasaya sürülen dolar artık değersiz bir kâğıt parçası mı olacak?” Bence cevap EVET. Çünkü emtia yatırım aracıdır, yani altın. Asıl yapılmak istenileni daha önceki yazılarımda sizinle paylaştım. Dolar değer kazandıkça emtia fiyatları düşer, değer kazanmış dolar ile düşük emtia alınır. FED Başkanı Yellen açıklamalarında şahin bir mesaj verirse dolar tekrar değer kazanır, güvercin bir açıklama yaparsada dolar düşer. 2016 yılında ( muhtemelen haziran ayında ) dolar küresel piyasalarda son bir ralli yapar, son ralli diyorum çünkü fed kendi içlerinde bile görüş ayrılığında. Faiz artırımı=dolar'ın değer kazanması anlamına geliyor, dolar'ın küresel piyasalarda değer kazanması kendi ekonomilerinin işine gelmiyor çünkü ihracatları olumsuz etkileniyor. Bu çıkmazda ABD ister istemez kendi menfaatleri doğrultusunda tekrar faiz artırmayı düşünmez. Doların küresel piyasalarda son bir kez daha kazanmaya aday tek para birimi olduğunu düşünüyorum. Bu yükselişler 3.15 bandını işaret ediyor. 3 liranın üzerindeki fiyatlamalar sizi asla yanılmasın çünkü 3 liranın üzerinde bir dolar kuru bize şunu söyleyecek: “Dolar ile altın pozisyonu alıyoruz.” Çin ve Avrupa ekonomilerinin halen düzelmemesi dolar'ın yükselmesi için en güzel bahanesi olacak. Siz bakmayın euro-dolar paritesinin 1.10 bandının üzerinde tutunduğuna. Euro değer kazanmıyor dolar, değer kaybediyor o yüzden euro geçici olarak değer kazandı. Pariteyi bu yıl tekrar 1.05 bandına kadar düştüğüne şahit olabiliriz ki şuanki konjektör ona çok müsait. Sadece İngiltere biraz daha naz yapsın sonra gerçek ekonomik sorunlar gün yüzüne çıkacak. Dolar öyle yada böyle dikkatleri üzerine çekmeyi başaracak, küresel piyasalar da bundan rahatsız olunca FED tekrar piyasada abi'lik görevine soyunacak. FED ne yaparsan yap, “DOLAR'IN DEĞER KAYBETMESİNİ ENGELLEYEMEYECESİN.”"

Kur 3’ün üzerinde kalıcı hale geldi.

4 Ocak 2016 tarihli “2016’da Türk lirası” başlıklı yazısında 2016’da Türk lirasının değer kazanacağını ima etmiş:

"İlerleyen yıllarda biçtiğiniz de bereket ortaya çıkacaktır. TL bir yıl düşüp bir yıl çıkıyor düşüncesinden yola çıktığımızda 2016 yılında TL'nin değer kazanmasını destekleyen bir çok ensturman var masada."

"2016 yatırım yılıdır, yeni yılla birlikde israf yapmadan gönül rahatlığıyla TL ye güvenebilirsiniz. Dolar tekrar 3.25 yükselecek Altın 120 TL yükselecek diye 3-5 kuruş için yatırımlardan vazgeçmeyin. Yatırım yaptığınız döviz ya da altın ise arasındaki kur farkını emlak veya arsa fiyatlarından kazanacak olduğunuz kar ile kıyaslamanızı öneririm."

Gelinen nokta ortada.

30 Kasım 2015 tarihli “Para piyasaları geçiş sürecinde” başlıklı yazısında, 2016 yılı içerisinde dolar/avro çapraz paritesinde 1’i beklediğini belirtmiş:

"Yıl sonu yada 2016 da 1 Dolar 1 Euro bandını halen beklemekdeyim."

Avro/dolar kuru 1’e doğru yaklaşsa da 1 olmadı.

1 değil 2 değil, 5 değil 10 değil. Yanlış saat bile günde 2 kez doğru zamanı gösterirken İslam Memiş doğru kur tahmininde son 1 senedir bulunamamış…

Değer Kaybı – Devalüasyon Farkı ve Köşe Yazarları

Döviz kurlarında yaşanan son dönem gelişmeleri ile birlikte geçmişte sıklıkla duyduğumuz bir iktisat terimi tekrar kulaklara pelesenk oldu: DEVALÜASYON

Merkez Bankamızın tanımıyla devalüasyon, “Sabit kur rejiminde, ulusal paranın yabancı paralar karşısındaki değerinin azalması”nı ifade eder.

Örneğin, bir Türk lirasının bir ABD doları karşısındaki değerinin 2,0 TL’den 2,2 TL’ye düşmesi, Türk lirasının ABD doları karşısında %10 değer kaybetmesi (ABD dolarının değer kazanması) anlamındadır.

2001 yılı öncesinde uygulanan sabit döviz kuru sistemi kapsamında Merkez Bankamız Türk lirasının değerinde ortaya çıkan ve çoğunlukla değer kaybı biçiminde olan değişiklikler karşısında genellikle bir defada ve devalüasyon biçimindeki müdahalelerde bulunmuş ve yeni parite sabit kur olarak belirlenmiştir. Bu müdahaleler devalüasyon olarak adlandırılabilmektedir.

Ancak, kurun büyük ölçüde piyasadaki arz ve talep koşullarına göre belirlendiği dalgalı/serbest kur rejimlerinde para biriminin değer kaybı için devalüasyon ifadesi kullanılmaz.

Halihazırda Türk lirası, de jure ve de facto olarak dalgalı kur rejimi çerçevesinde serbest piyasada işlem gördüğü için, para birimimizin -başta ABD doları olmak üzere- diğer döviz birimleri karşısında yaşadığı değer kaybı devalüasyon olarak nitelenemez. İngilizce karşılıklarını verecek olursak Türk lirasındaki değer kaybı “depreciation” olarak ifade edilir; “devaluation” şeklinde değil.

Mahfi Eğilmez’in açıklamasından yararlanacak olursak: “Devalüasyon sabit kur rejiminde para otoritesinin aldığı karara dayalı olarak paranın yabancı paralar karşısında değerinin düşürülmesidir. Dalgalı kur rejiminde ülke parasının yabancı paralara karşı değer kaybına devalüasyon değil “paranın yabancı paralara karşı değer kaybı” ya da sadece “paranın değer kaybı” (ingilizcesi currency depreciation) deniyor.”

Günümüz dalgalı kur koşullarındaki değer kayıpları için hâlâ devalüasyon teriminin kullanıldığına sıklıkla şahit olunmaktadır.

Bu hataya düşen köşe yazarlarından bir seçki yapalım:

Erdal Sağlam, Hürriyet Gazetesi’nde 20 Ocak 2016 günü yayınlanan yazısına, döviz kurlarındaki gelişmelere atıf yaparak “2 aylık devalüasyon yüzde 9 iken kimse yatırıma bakmaz” başlığı atmış.

Cemil ErtemMilliyet Gazetesi’nde 29 Kasım 2016 günü yayınlanan “Kur meselesi: Yanlışlar ve doğrular…” başlıklı yazısında döviz fiyatındaki artışın devalüasyon anlamına geleceğini parantez içindeki ifade ile ima etmiş:

"Döviz fiyatı arttı (devalüasyon), o halde kriz var (dı) tespiti 2002 öncesi doğruydu, bugün yanlış. Tam şimdi Türkiye ekonomisinde göreli bir daralma varsa bunun nedeni kur falan değildir. Tam da “Bakın kur artıyor, kriz geldi” diyenlerin uyguladığı ya da uygulanmasını istediği ekonomi-politikaları yüzündendir."

Atilla Yeşilada‘nın Paraanaliz.com’da 15 Temmuz 2016 tarihinde yayınlanan “Enflasyon katılaşıyor, devaluasyon beklentisi sürüyor” başlıklı yazısından:

"Beklenti Anketi’nde ikinci ayrıntı ise sene başından bu yana dolar/TL nerdeyse yatay bir seyir izlemesine rağmen, devaluasyon beklentisinin giderilemediği. Ankete katılanlar yıl sonunda dolar/TL kurunu 3.05, 12 ay sonra 3.19 olarak tahmin ediyor. Yani katılımcılar bir yılda %10 civarında devaluasyon bekliyor ki, bu da TL mevduatın halen dolarla karşılaştırıldığında sıfır getiri sunduğunu gösteriyor. TCMB’nin faizleri düşürmesinin TL’nin koruma kalkanını zayıflattığını söylerken bunu kastediyoruz. Küresel risk iştahının azalıp, sıcak paranın Türkiye’den çekilmesi halinde, yerli birikimciler hızla TL’den kaçıp dövize dönerek TL’de hızlı ve TCMB tarafından önlenmesi zor değer kayıplarını tetikleyebilir."

Turkishnews.com’dan Necdet Buluz‘un ““Dolar alan pişman olacak” denilmemiş miydi?…” başlıklı 18 Kasım 2016 tarihli yazısından:

"Doların yükselişinin önüne geçilemiyor. Dolar’daki yükseliş, Türk Lirası’nı da eritiyor. Bugünün hesabı ile TL. Dolar karşısında % 10 değer yitirdi. Bu da devalüasyon anlamına geliyor. Her geçen gün cebimizdeki paranın eridiğini görüyoruz. Sıkıntı ise giderek artıyor. Son yapılan hesaplara göre Türk Lirasının Dolar karşısındaki yıllık değer kaybının % 17,7 olacağı söyleniyor."

Gürgör Uras, Milliyet Gazetesi’nde 24 Ağustos 2015 tarihinde yayınlanan “Eyvah, tarih tekerrür eder dolar 3.75 TL’ye gider mi” başlıklı yazısında, serbest döviz piyasasında arz talep koşulları sonucunda döviz kurlarının yükselmesi durumunda da devalüasyon oluşabileceğini iddia etmiş:

Dolardaki yükseliş, büyük bir devalüasyon. Ayşe Hanım Teyzem’in alım gücü 2 yılda yüzde 53 eridi. Bizde dolar çıkmaya başladı mı, ortalama yüzde 150 artar

Devalüasyon başlangıcı olarak 1.50 TL esas alınırsa, dolar 3.75 TL’ye kadar gidebilir. Zarar kaçınılmaz ama, gereği yapılsın ki, kaldırılamaz boyuta ulaşmasın

Doların 1.40 TL’den 2.80 TL’ye fırlaması, şimdilerde de 3.00 TL’nin üzerine çıkmaya çalışması “devalüasyon”dur, hem de büyük bir “devalüasyon”dur.

Devalüasyon, bir devletin resmi para biriminin diğer bir ülke para karşısında değer kaybetmesidir.

Sabit kur rejiminde devalüasyon hükümet kararı ile olur. Serbest kur rejiminde ise; (1) Küresel piyasalarda, para hareketlerinde ağırlığı olan dövizlerin değer kazanması, (2) Ülkede döviz arz ve talep dengesinin bozulması, devalüasyona yol açar.

Süleyman Yaşar da, Sabah Gazetesi’nde 3 Ekim 2011 günü yayınlanan “Türkiye devalüasyonu erken yaptı, şoktan kurtuldu” başlıklı yazısında, para birimimizdeki değer kayıplarına (dalgalı kur rejiminde dahi) devalüasyon denileceğini iddia etmiş:

"Dalgalı kur rejiminde devalüasyon olmaz, denir ama inanmayın. Çünkü bir ülkenin para birimi, diğer ülkenin para birimi karşısında değer kaybederse buna düpedüz devalüasyon denir."

Murat Çabas‘ın Yeni Mesaj’da 20 Kasım 2016 tarihinde yayınlanan “Söylemde istikrar fiiliyatta devalüasyon” başlıklı yazısından:

"Dolar 3,40 TL’nin üzerine çıkınca piyasaları bir telaş almaya başladı. Nasıl olsa düşer diye düşünenler, bırakın düşmeyi rekorlar kırmaya başlayınca tedirginlik had safhaya çıktı. TL dolar karşısında Ekim başından bu yana yüzde 13, son bir hafta içinde de yüzde 5 değer kaybetti. Fiili bir devalüasyon yaşanıyor."

Mustafa Pamukoğlu, Aydınlık Gazetesi’nde 18 Kasım 2016 günü yayınlanan “Ekonomi alev alev” başlıklı yazısında devalüasyonun piyasalar tarafından da yapılabileceğini iddia etmiş:

"Dolar sürekli değer kazanıyor. Yılbaşından beri TL yüzde 17.7 değer kaybetti. Bu kayıp TL’yi Arjantin pesosu ve Meksika pesosundan sonra en çok değer kaybeden para yapmış durumda. Bu değer kaybına korkmayın daha devalüasyon yok, diyenler var. Devalüasyon; bir ülkenin parasının diğer ülkelerin paralarına göre değişim değerinin düşürülmesidir. Bu düşürülme Merkez Bankası tarafından da yapılabilir, piyasalar tarafından da. Şu anda piyasalar doların değerinde rekor seviyede artışlara neden olmuşsa Merkez Bankası buna kayıtsız kalıyorsa bu sonuca devalüasyon dememek gerçekleri gizlemek demektir."

Bülent Mumay‘ın Diken.com.tr’de 12 Kasım 2016 günü yayınlanan “O değil de, bir faiz lobisi vardı ne oldu ona?” başlıklı yazısından:

"Bugünlerde dolar 3.27’ye dayandı. Memlekette örtülü bir devalüasyon yaşanıyor."

İslam Memiş‘in Güneş Gazetesi’nde yayınlanan “Faiz lobisine milli ders!” başlıklı 21 Temmuz 2016 tarihli yazısından:

"FETÖ'nün şerefsiz hain teröristleri sokaklarda milleti katlederken sosyal medyadan doların 4 lira olacağını, devalüasyon olacağını, büyük bir ekonomik kriz olacağını söyleyerek millete korku salan hainlerde görev başındaydı."

Hüseyin Aslan‘ın Habertürk Gazetesi’nde 28 Ocak 2014 tarihinde yayınlanan “Bir yıllık devalüasyon yüzde 30” başlıklı yazısında kurdaki tüm değer kayıplarını devalüasyon olarak değerlendirmiş:

Özellikle 17 Aralık 2013’ten bu yana döviz fiyatının “kontrol edilemeyen” bir artış eğilimi sürdürdüğü görülmektedir.

Bunun anlamı, TL’nin de “baş aşağı” değer yitirmesidir.

2013’te yıllık devalüasyon (döviz zamlanması) dolarda yüzde 23,4, euroda ise yüzde 27,5 olmuş, Türk lirası da bu paralar karşısında aynı oranda değer kaybetmiştir.

2001 Ekonomik krizinden sonra IMF ile yapılan anlaşmanın en önemli maddelerinden bir i, döviz fiyatlarının “serbest dalgalanma”ya bırakılmasıydı. Piyasa dalgalandıkça döviz fiyatlarını kendisi ayarlamaya başladı. Daha açık bir anlatımla, iktisat kurallarının işlemesiyle piyasa kendi “devalüasyon”unu kendisi yapar hale gelebildi.

Oysa, 2001 krizinden önce, döviz fiyatları Hükümet kararıyla belirleniyordu. “Devalüasyon” kararını Hükümet alarak uyguluyordu.

2001’den bu yana dolar iniyor, çıkıyor, kendine değer “kazandırıyor” ya da değer “kaybettiriyor”.

31 Aralık 2012’de dolar 1,786 TL iken bugün 2,39 düzeyinde, 1 yıllık devalüasyon oranı yüzde 23.4, aynı şekilde euro da 31 Aralık 2012’de 2,357 iken bugün 3,007 düzeyinde. “Devalüasyon” oranı yüzde 27,5.

2013’te enflasyon yüzde 7,4, faiz de yüzde 9,5 iken doların fiyatı yüzde 23,4, euronun fiyatı da yüzde 27,4 oranında bir artış kaydediyor.

Neredeyse enflasyonun ve faiz oranının 2 katındaki “devalüasyon”, ekonomik dengeler açısından ciddi bir tehlike işaretidir.

“Devalüasyon” sürecinin doğal sonucu, genel bir “servet erimesi”, şirketlerin, bankaların kârlarının zarara dönüşmesi, yatırımda ve üretimde yavaşlama olacaktır.

 

Asgari-Askeri Ücret Ayrımına Varamayan Köşe Yazarları

“Asgari ücret” ifadesi bazı kesimlerce sıklıkla “askeri ücret” olarak zikredilir. Ne kadar düzeltseniz de bu hatayı tamamen gideremezsiniz.

Yine de deneyelim:

Asgari kelimesi ise “en az, en aşağı, en düşük, en alt, minimal, minimum” anlamlarına gelir.

Asgari sözcüğünün ordunun en küçük birimi, yani asker kelimesinin bir değişik telaffuzu olarak şekillendiği ve dilimize yerleştiği iddia edilse de bu konuda sağlam bir kaynak bulunmamaktadır.

Asgari ücret ise, ilgili yönetmeliğin tanımıyla, işçilere normal bir çalışma günü karşılığı ödenen ve işçinin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını günün fiyatları üzerinden asgari düzeyde karşılamaya yetecek ücreti ifade etmektedir.

Askeri ücret şeklinde yasal mevzuatta ya da dilimizde “en düşük düzeyde ödenmesi gereken ücreti” kasteden bir ifade yoktur. Bazıları her ne kadar askerlere verilen ücretin en düşük ücret seviyesini teşkil ettiği algısından hareketle asgari ücreti askeri kelimesiyle zikretse de.

Bu hatadan geri kalmayan köşe yazarları elbette mevcut:

İslam Memiş’in, Güneş Gazetesi’nde 5 Eylül 2016 tarihinde yayınlanan “G20 Zirvesinin Piyasalara Yansıması” başlıklı yazısından:

"Bunu hatırlatmamın sebebi geçen yıldan bu yıla askeri ücretlerden tutunda işsizlik maaşına, çalışandan tutunda iş verene kadar bir çok yeni reformlar hayata geçirildi, yani konuşulanlar lafta kalmayıp icraata döküldü."

Askeri ücret!!! Asgari ücret olmasın o?

Yine İslam Memiş’in Güneş Gazetesi’nde 17 Aralık 2015 günü yayınlanan “Geçim ve ekonomi savaşı arasındaki büyük farklar” başlıklı yazısından:

"En son bin TL askeri ücret alanların savaşı bu, gazete manşetlerinde istismar edilenlerin savaşı. hükümet 300 TL zam kararı alınca gözleri parlayan bu insanlar, almış oldukları bu zam farklarını çarşıda pazarda harcayacaklarını düşünmeden” Hayır efendim bu kadarda olmaz” diyerek 10 bin TL'lik takım elbise giyenlerin savaşı değil bu."

"Askeri ücrete zammı tartışılır hale getirdiğimizde, memurlara verilen, emeklilere verilen zamlarıda unutmamak gerek."

İslam Memiş’in “askeri ücret” konusunda kronik bir problemi var gibi görünüyor.

Yeniçağ Gazetesi’nden Selcan Taşçı’nın “Erkan Haberal mağduru (!)” başlıklı 26 Nisan 2015 tarihli yazısından:

"Hepimiz sözde soykırım iftiraları, açılımlar, saçılımlardan dem vuruyoruz ya... Başka bir dünya var “dışarıda” (!) Sokakta “askeri ücret” diyor, “iş” diyor, “kadro” diyor, “atama” diyor, “daha siftah yok abla” diyor; memleketin değil cebinin halinden yakınıyor vatandaş ağırlıkla."

G20 Hangzhou Liderler Zirvesi ve Köşe Yazarları

G20 TürkiyeG20 Hangzhou Liderler Zirvesi, Çin Halk Cumhuriyeti’nin Hangzhou kentinde 4-5 Eylül 2016 tarihlerinde gerçekleştirildi. Geçtiğimiz yıl ülkemizde düzenlenen G20 Antalya Liderler Zirvesi sürecinde deneyimlediğimiz ve Malumatfuruş’ta aktardığımız üzere köşe yazarlarımızın yine G20’ye ve Hangzhou Zirvesine dair hata yapmaktan kendilerini alamadıklarını üzülerek müşahede ettik.

Bu yılki Zirvenin hatalılarını aktaralım:

***

Beril Dedeoğlu, Star Gazetesi’nde 2 Eylül 2016 günü yayınlanan “G20 Ulusal Egoizmler Küreselleşmeye Karşı” başlıklı yazısında G20 ülkelerinin kompozisyonuna dair sıkça düşülen bir hatayı tekrarlamış:

"Başlıklar, dünyanın en gelişmiş ülkelerinin küresel ekonominin olası krizlerini bertaraf edecek önlemleri tartışacaklarını ima ediyor."

Daha önce yine Malumatfuruş’ta aktardığımız üzere, G20, küresel düzeyde sistemik öneme sahip gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin ortak forumudur. En gelişmiş ülkelerden biri değiliz ve G20 de gelişmiş ülkelerin forumu değildir. Örneğin, Hollanda ve İsviçre gibi gelişmiş ülkeler G20’de değildir, çünkü G20 en büyük sistemik öneme sahip gelişmiş ve gelişmekte olan 20 ülkeyi bir araya getirmektedir.

***

Abdurrahman Dilipak’ın Yeni Akit Gazetesi’nde 3 Eylül 2016 tarihli “G20 Hangzhou” başlıklı yazısından:

"Ama ilk olarak Erdoğan 4-5 Eylül’de G20 zirvesinde, dünyanın en zengin “liderleri” ile bir araya gelecek.. Zor bir zirve olacağa benziyor. Doların, Euro’nun geleceği de konuşulacak burada. LIBOR, Dünya Bankası, IMF, Ortadoğu dedikleri bölge, bir çok şey konuşulacak."

1. en zengin liderlerinin bir araya geldiği bir toplantı değil.

2. toplantı gündemine bakmadan sallamış. Libor bir toplantı gündemi konusu değil. Herhalde etraftan İngiltere’de yaşanan Libor skandalını duymuş ve sıralamış. Ancak, libor skandalının üzerinden yıllar geçti ve Hanzghou Zirvesi gündeminde bu konu yok.

"Diğer davet edilen konuklara gelince, 2 ülke bu zirvede konuk.İspanya başbakanı Mariano Rajoy ve Singapur başbakanı Lee Hsien Loong."

G20 ülkelerine ilaveten Zirveye Çin tarafından Çad, Mısır, Kazakistan, Laos, Senegal, Singapur, İspanya ve Tayland da davet edildi.

"G20’deki 6 ülke Avrupalı bu arada.."

Sayalım: İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya, AB. Etti 5. Bizi de Avrupalı sayıyor galiba. O zaman eder 6 ülke.

"Bu zirveden sonra Şanghay İşbirliği Konferansı içinde de yeni bir takım hareketler sözkonusu olabilir.."

Şangay İşbirliği Örgütü. Konferansı değil.

"Çin ve Rusya’nın yanında Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan tarafından 1996’da kurulan örgüte daha sonra Özbekistan da 6. ülke olarak katıldı. Son katılımlarla üye ülke sayısı 8’e çıktı."

Üye sayısı hâlâ 6. 8’e falan çıktığı yok. Pakistan ve Hindistan, üyelik için mutabakat zaptını 2016 Haziran ayında imzaladı. Ancak, üyeliklerinin 2017 yılı içerisinde nihayetlenmesi bekleniyor.

***

İslam Memiş’in, Güneş Gazetesi’nde 5 Eylül 2016 tarihinde yayınlanan “G20 Zirvesinin Piyasalara Yansıması” başlıklı yazısından:

"Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, G20 Liderler Zirvesi'ne katılmak için gittiği Çin'in Hangcou Kenti’nde liderlerle özel bir toplantı gerçekleştirdi."

Zirvenin düzenlendiği kentin doğru yazılışı Hangzhou. Hangcou değil. Büyük ihtimal okunuşunu duyup aslını araştırmadan köşesine aktarmış.

"Bunu hatırlatmamın sebebi geçen yıldan bu yıla askeri ücretlerden tutunda işsizlik maaşına, çalışandan tutunda iş verene kadar bir çok yeni reformlar hayata geçirildi, yani konuşulanlar lafta kalmayıp icraata döküldü."

Askeri ücret!!! Asgari ücret olmasın o?

"Bunca terör eylemlerine ve darbe girişimine rağmen o masada toplanan ülkeler arasında ekonomisi en çok büyüyen yine Türkiye."

Boş bir sallama daha. Sadece 2 örnek verecek olursak: Çin ve Hindistan’ın büyüme oranı Türkiye’nin büyüme oranlarından çok daha yüksek.

***

Ömer Ekinci’nin Star Gazetesi’nde 5 Eylül 2016 günü yayınlanan “Gezi parkından G-20 fotoğrafına 3 yılda Türkiye nasıl dönüştü?” başlıklı köşe yazısından:

"G-20’deki meşhur fotoğraf. Cumhurbaşkanımız, Rusya Devlet Başkanı Putin ile Çin'in Devlet Başkanı Şi Cinping’in ortasında. Fotoğrafın da neredeyse merkezinde. İki yorum akımı gelişti bu fotoğraf üzerine. Birincisi İşte bizim gücümüz! Rusya, Çin, biz bir de Amerika… En büyüklerden biriyiz, artık bir dünya deviyiz! akımı. İkincisi de hepimizin malumu olan ne olursa olsun beğenmeyiz, bir kusur buluruz akımı. Yalan yok, hoşumuza gitti o fotoğraf. İşin özeti şu ki, ne birinci akımın zannettiği kadar güçlüyüz, ne de ikinci akımın kusur bulduğu, beğenmediği kadar güçsüzüz. Ama şu kesin ki, Türkiye’nin önünde, hepimizin önünde tarihe geçmek için altın bir fırsat var. Dünyada Türkiye’nin oynamaya azmettiği rolü oynayacak bir yeni güce ihtiyaç var. Zaten son 3 yıldır sürekli karşımıza çıkan ve her seferinde maske değiştiren bu düşman akınlarının sebebi de bu role Türkiye’nin talip olması."

G20 Liderler fotoğrafında bulunduğumuz yerinde sırrı aslında küresel ölçüde sahip olunan güç değil. Belirli teamüller var. Dönem Başkanı ülke tarafından belirlenir aile fotoğrafındaki konum. Teamüller de dikkate alınır. Örneğin, G20 Troykası olarak bilinen 3’lü yapıda yer alan ülkeler fotoğrafın merkezinde yer alır. Bu yıl (soldan sağa) Almanya, Çin ve Türkiye merkezde yer almıştı. Geçen yıl da Avustralya, Türkiye ve Çin aile fotoğraflarının merkezinde yer alıyordu.

Ayrıca, Çin Devlet Başkanının adının okunuşunu aktarmış Ömer Ekinci. Şi Cinping değil Xi Jinping.

***

Çağrı Erhan’ın Türkiye Gazetesi’nde 4 Eylül 2016 tarihinde yayınlanan “G20, Terör ve Suriye” başlıklı yazısından:

"Dünyanın en gelişmiş ekonomilerinin temsil edildiği toplantıda Türkiye’nin tavrı son derece net." 

"Türkiye Fırat Kalkanı operasyonu ile G-20 Zirvesi öncesinde dünyanın en gelişmiş ekonomilerinin liderlerinin önüne Suriye için bir alternatif koydu. 60 küsur ülkeden oluşan koalisyonun yıllardır yapamadığını 2 haftada başaran Türkiye’nin sunduğu bu alternatifin dikkate alınması gerekir..."

Yine aynı yanlış… G20 en gelişmiş ekonomilerden oluşan bir yapı değildir.

"Türkiye aynı zamanda Suriye krizinin bölge ülkelerine sıçramaya başladığı günden itibaren güvenli bölgeler oluşturulmasını ısrarla savunan tek ülke olarak G-20’de bu hususu bir kez daha dile getirmektedir."

Suriye gibi jeopolitik konular G20 Hangzhou Liderler Zirvesi gündeminde yer almamaktaydı. Dolayısıyla, resmi programda bu konu ele alınmadı. G20’de dile getirildiğini iddia etmek de bu nedenle abesle iştigal.

***

Erdal Tanas Karagöl’ün Yenişafak Gazetesi’nde 1 Eylül 2016 tarihinde yayınlanan “G20’nin, 15 Temmuz sonrası Türkiye için anlamı” başlıklı yazısından:

"Dünyadaki en büyük 20 ekonominin bir araya gelmesiyle oluşmuş G20 inisiyatifi, 1999'dan 2008 yılına kadar maliye bakanları ve merkez başkanları düzeyinde toplanırken, 2008 yılı küresel ekonomik kriziyle birlikte, devlet ve hükümet başkanları düzeyinde bir araya geliyor. Bu yıl ise 11. toplantısını 4-5 Eylül'de Çin'in ev sahipliğinde, Hangzhou şehrinde yapacak."

En büyük 20 ekonomi değil.

"G20, dünyanın en büyük ekonomileri arasında yer alan üye ülkelerin temsil edildiği kurumsal olmayan bir inisiyatif."

Yine aynı hata.

"Dünyadaki gelirin yüzde 90'ına, ticaretin yüzde 80'ine ve nüfusun üçte ikisine karşılık gelen bir oluşum. Dolayısıyla, hem ekonomik hem de demografik olarak kapsamı oldukça geniş."

Milli gelirin % 90’ına.

***

Yine Erdal Tanas Karagöl’ün Yenişafak Gazetesi’nde 5 Eylül 2016 tarihinde yayınlanan “G20 Zirvesi’nde öne çıkanlar” başlıklı yazısından:

"Dünyanın en zengin ülkelerinin oluşturduğu G7/8 grubu, ülkelerin yaşadığı problemlerin çözümünde, küresel ekonomik büyüme ve gerçekleşen bu büyümenin kapsayıcılığı noktasında yetersiz kaldı."

Bu yazısında sıra en büyük ekonomiden en zengin ülkelere geçmiş. G7/8, en zengin ülkeleri içermemektedir. Zenginlik kişi başına düşen ya da toplam milli gelire göre değerlendirildiğinde de aslında G7/8’de olması gereken Norveç, Lüksemburg, Çin gibi ülkeler bu grupta yoktur. Çünkü G7/8, sistemik açıdan en gelişmiş ülkeleri içermektedir.

"2015 yılının ilk çeyreğinde G20 ülke ekonomilerinde en yüksek büyümeyi gelişmekte olan bir ülke olan Hindistan gerçekleştirirken, ikinci sırayı yüzde 6,9 büyüme oranı ile Çin aldı. Çin'i sırasıyla Endonezya ve Türkiye takip etti."

2016 olmasın?

***

Prof. Dr. Kemal İnat’ın Türkiye Gazetesi’nde 3 Eylül 2016 tarihinde yayınlanan “G-20 Zirvesi’nde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Ne Diyecekler” başlıklı yazısından:

"Ancak G-20 üyesi olan diğer ülkelerin birçoğuyla yapılan bir ekonomik karşılaştırma, Türkiye’nin maruz kaldığı bütün bu saldırılara rağmen hedeflerinden uzaklaşmadığını göstermektedir. Uluslararası Para Fonu’nun Nisan 2016’da yayınladığı World Economic Outlook Database raporunda 2016 yılı için yapılan tahminlerde, satın alma gücü paritesi açısından Gayri Safi Yurtiçi Hâsıla (GSYH) rakamlarına göre Türkiye dünyanın on beşinci büyük ekonomisi olarak görülmektedir. Bu yıl için 1.665 milyar dolar olarak tahmin edilen GSYH büyüklüğü ile Türkiye 2013 yılında gerçekleşmiş olan 1.448 milyar dolarlık ekonomik büyüklüğünü oldukça genişletmiş olacaktır. Bu yaklaşık olarak yüzde 15’lik bir artışa tekabül etmektedir. Aynı dönemde Rusya’nın GSYH’sının 3.734 milyar dolardan 3.684 milyar dolara, Brezilya’nınkinin ise 3.230’dan 3.101 milyar dolara gerilemesi beklenmektedir. Buna göre 2013-2016 arasında G-20 ülkeleri arasında sadece Çin, Hindistan ve Endonezya’nın GSYH açısından Türkiye’den daha fazla büyümesi öngörülmektedir."

Veritabanından ya yanlış veri ediniyor ya da edindiği veriyi yanlış yorumluyor.

Türkiye, IMF’nin 2016 yılı Nisan ayında yayınladığı Küresel Ekonomik Görünüm Raporu Veritabanına göre satın alma gücü paritesine göre cari ABD doları üzerinden Gayri Safi Yurtiçi Hasıla sıralamasında 2016 yılı tahminlerinde dünyada 17. sırada yer almaktadır.

***

Dr. İsmail Kemal’in Kıbrıs Gazetesi’nde 4 Eylül 2016 tarihinde yayınlanan “Gözler G20 Zirvesinde” başlıklı yazısından:

"Küresel ısınma ile mücadele bir diğer önemli konu. Dünyamız üzerinde yaşayan herkesi ve her şeyi yakından ilgilendiren bu konuda geçen yılın aralık ayında varılan Paris İklim Değişikliği Anlaşması’nın yürürlüğe girmesi çok önemli. Anlaşmanın yürürlüğe girmesi için 55 ülke tarafından onaylanması gerekiyor."

Toplam karbon emisyonlarının % 55’ini temsil eden 55 ülke tarafından onaylandığında yürürlüğe girecek.

"Küresel ısınmayla mücadele konusunda Çin’in kararlılığını yansıtıyor. G20 zirvesi öncesinde dün Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping ve ABD Başkanı Barack Obama’nın küresel ısınma ile mücadele konusunda ortak bir açıklama yapmaları bekleniyordu."

Xi Jinping’in ünvanı “Devlet Başkanı”dır, Cumhurbaşkanı değil.

"G20 zirvesi dünyanın en gelişmiş 20 ekonomisinin liderlerine ikili görüşme yapma olanağı da sunuyor."

Aynı hata. en gelişmiş 20 ekonomi demek değildir G20.

"ABD ve Çin liderlerinin dün yaptığı görüşmeye değindik. Başkan Obama, Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin ile de görüşecek."

Rusya Cumhurbaşkanı değil. Rusya Devlet Başkanı.

***

Kemal Öztürk, Yeni Şafak Gazetesi’nde 6 Eylül 2016 günü yayınlanan “Külah diplomasisi ve son söz” başlıklı yazısında geçtiğimiz günlerde düzenlenen G20 Liderler Zirvesi’nin yerini şaşırmış:

"Pekin'deki sezon sonu gösterisi Pekin'deki G 20 zirvesi tiyatronun sezon sonu gösterisi gibiydi. Obama, Erdoğan ve Putin yakınlaşmasına, eski bir sevgilinin kıskançlığı ile bakıyordu fotoğrafta. Japon Başbakanı Abe'miz Erdoğan'ı oturduğu yerde neye ikna etmeye çalışıyordu da, bizimki nazlanıyordu öğrenemedim. Ancak Erdoğan da iyi düşman çatlattı!"

Kemal Öztürk, zahmet edip Zirvenin gerçekleştiği yeri teyit bile etmeye üşenmiş ve ezberden konuşarak hataya düşmüş. Zirve Pekin’de değil Hangzhou’daydı.