Etiket arşivi: İbrahim Bektaş

Köşe Yazarlarının Noel, Noel Baba ve Yılbaşı Konusundaki Kafakarışıklığı Devam Ediyor

Noel (25 Aralık) ve “Yılsonu/başı” (31 Aralık) birbirinden farklı günlerdir!

1902 Puck Dergisi kapağıLatince “doğum” anlamına gelen “Natalis” kelimesinden türetilen Noel ile mesih anlamındaki “christ” ve gönderilen peygamber anlamındaki “messa”nın birleşiminden oluşan christmas aynı günü, yani (Katolik) Hristiyanlarca her yıl 25 Aralık günü kutlanan Hz. İsa’nın doğum yortusunu temsil eder (Doğu kiliselerince 6 Ocak günü kutlanır). Noel, Hristiyanlığın 3 yortusundan biridir (Diğerleri Paskalya ve Pentakosta) (Yazının ilerleyen bölümlerinde Noel yortusu tarihi 25 Aralık olarak kullanılacaktır).

Milâdî yılbaşı, aslında daha doğru bir tabirle yılsonu, ise  31 Aralık günü kutlanır ilgililerince.

Yani, Noel/Christmas ve Yılbaşı kutlamaları farklı günlerde gerçekleşir. Biri 25 Aralık’ta kutlanırken diğeri haliyle 31 Aralık’ta kutlanır.

Noel Baba’nın ise Noel arifesini Noel’e bağlayan 24 Aralık gecesi evlere gizlice girerek çocuklara hediye bıraktığına inanılır. Noel Baba’nın, adından da anlaşılabileceği üzere, yılbaşı gecesi bir hediye dağıtım faaliyetinin olduğuna inanılmaz.

Ancak, gelin görün ki, okumadan araştırmadan hayatını sürdüren toplumumuzun önemli bir kesmi Noel/Christmas ile yılbaşını birbiriyle karıştırır. Bizimkiler, Noel Baba’nın 31 Aralık gecesi hediye dağıttığına inanır, hatta bazıları 31 Aralık gecesi Noel Baba’nın hediyeleri için çocuklarına çorap astırır. Kısaca, Hristiyan dünyasının Noel adetleri, bir bakıma ülkemizde yılbaşına yansıtılır ve kullanılır.

Bu yıl bu hataya düşen köşe yazarları kimler olmuş bakalım (tahmin edilebileceği üzere Yeni Akit yazarları listeyi domine etmiş durumda):

İrfan Atasoy, Türkiye Gazetesi’ne 30 Aralık 2016 günü yayınlanan “Noel, Noel Baba, Christmas, Yılbaşı…” başlıklı yazısı baştan aşağı bir skandal:

"Noel, Noel Baba, Christmas, Yılbaşı...

Gerçekten ne olduğunu biliyor muyuz?.. 

Mîlâdî yılbaşı, Hristiyan olmayan başka birçok ülke gibi bizim ülkemizde de, Hristiyan batı ülkelerindeki gibi karşılanıyor ve 'bizden'miş gibi kutlanıyor. Peki bu doğru mu? Ya da biz bunun neresindeyiz, neresinde olmalı veya olmamalıyız? Her yıl yeni mîlâdi sene yaklaşırken notlarımı karıştırır, konuyla ilgili neler yazılmış bakarım. 
Bu sene de aynısını yaptım… Mîlâdî yılbaşı, Hristiyan âlemince ulü'l-azm bir peygamber olan Hazreti İsa'nın (aleyhisselâm) doğum yıldönümü olarak biliniyor. (İman’ın şartlarından biri de Peygamberlere imandır. Biz bütün peygamberlere iman ediyoruz. Peygamberlere iman etmek, aralarında hiçbir fark görmeyerek, hepsinin Allahü teâlâ tarafından seçilmiş sâdık, doğru sözlü olduklarına inanmak demektir. Zira onlardan birine inanmayan kimse, hiçbirine inanmamış olur…)"

İrfan Atasoy yazısına soruyla başlamış (Gerçekten ne olduğunu biliyor muyuz?). Görünen o ki kendisi doğrusunu bilmiyor meselenin.

Konuyla ilgili neler yazılmış her sene baktığını belirtmiş ama kendi yanlışlarını düzeltecek bilgileri görmezden gelmiş acaba. Yazının neresine el atsak elimizde kalıyor.

“Hz. İsa milâdi yılbaşında doğmamıştır, 25 Aralık günü doğumgünü kabul edilir” diyip geçelim. Yukarıdaki açıklamalar “aklını kullanan” okurlar için yeterli düzeltme donesini veriyor diye düşünüyoruz.

Memiş Memişçe‘nin Güneş Gazetesi’nde 28 Aralık 2016 günü yayınlanan “Müslüman’a Yılbaşı Kutlamak Yakışmaz” başlıklı yazısında bu ülkede Noel’in kutlandığını iddia etmiş.

"Acıların ölümlerin felaketlerin yaşandığı islam coğrafyasında Ne yazık ki müslümanlar Noel ve yılbaşını kutluyor. Yani bizi bize kırdıran, Müslümanlar'ı acımasızca gözünü kırpmadan öldürenlerin, inancını kültürünü Noel ve yılbaşını kutlamak için bilhassa alışveriş merkezleri ve otellerde aylar öncesinden hazırlıklar yapılıyor. Neymiş efendim güya Hz. İsa'nın doğum gününü kutlayıp sonrada yeni yıla mutlu gireceklermiş! "

Yok öyle bir durum!

Hacı Yakışıklı, Yeni Akit’te 17 Aralık 2016 günü yayınlanan “Babası Noel olanın, dedesi Ebu Cehil’dir!” başlıklı yazısında Noellere bu ülkede yer olmadığını söyleyerek Noel kutlamalarına karşı çifte dalmış:

"93 sene evvelki son Osmanlı’nın ellerinin sıcaklığını yeniden hissediyoruz. Ona öyle yaklaştık ki bir daha o limandan hiçbir Vahdettin’i göndermeye niyetimiz yok! Yeni Türkiye’de her yana doluşan misyoner Noellere de yer yok! 

Biz Müslümanız ve Noel kutlamıyoruz, kutlayanlar da dinleri neyi gerektiriyorsa onları yapmakta özgürler. Milli Piyango tam bir hastalık, bu illeti devam ettiren hükümet vebal altındadır. “Milli kumar” artık kaldırılmalı! Bunları yıllardır yazıyoruz, kalkana kadar yazmaya devam edeceğiz!"

İyi de, halkın kutladığı Noel değil ki, yılbaşı…

Şevki Yılmaz, Yeni Akit’te 30 Aralık 2016 günü yayınlanan “Yılbaşında hilal mi haç mı?” başlıklı yazısında ülkemizde Noel reklamlarının yayınlandığı iddiasında bulunmuş:

"Hristiyan âleminin yılbaşını halkımıza sevdirerek kutlatmak için medyamızdaki utanç verici yüzkarası Noel reklamları tam bir Hristiyanlık propagandasına dönüştü!"

Noel reklamı değil de, yılbaşı kutlaması içerikli reklamlar olmasın onlar? Daha ne izlediğini bile bilmiyor…

Yavuz Bahadıroğlu‘nun Yeni Akit’te 31 Aralık 2016 günü yayınlanan “Bu yılbaşı Noel Baba gelmeyecek” başlıklı yazısında yılbaşı gecesi Noel babanın gelmeyeceğini belirterek aynı hataya balıklama atlamış:

“Noel Baba” efsanesine inanan ve bunu İslâm dünyasına da bulaştıran Batı kültürü, yılbaşında boşu boşuna “Noel Baba”yı beklemesin!..

Çünkü gelmeyecek!..

Batı emperyalizmi, 2016 yılı içinde, Afganistan’da, Filistin’de, Gazze’de, Irak’ta, Türkiye’de (canlı bombalar ve bomba yüklü arabalarla), Suriye’nin çeşitli bölgelerinde ve özellikle Halep’te ve göçler sırasında öylesine çok çocuğun ölümüne seyirci kaldı ki, “Noel Baba” bile utandı!

Göç sırasında boğulmuş çocukların, Akdeniz sahillerine vuran körpecik cesetlerini görmemek için gelmeyecek!..

Bombalardan kaçarken, dağlarda donarak kaskatı kesilen masum bedenleri görmemek için gelmeyecek!..

Kirletilen annelerine, işkence altında öldürülen babalarına, çalınan vatanlarına ağlamalarını görmemek için gelmeyecek!..

Suriyeli, Iraklı, Afganlı, Arap, Türkmen, Kürt, Türk çocuklar ölürken Avrupalı çocuklara hediye taşımayı ahlâkî bulmadığı için...

Bu yılbaşında “Noel Baba” gelmeyecek...

Bu sene “Noel Baba” boykotta!.."

Noel Baba’nın 24 Aralık gecesi, yani Noel arefesi geldiğine inanılır zaten. 31 Aralık gecesiyle bir ilgisi yok ziyaretinin.

Osman Ünlü‘nün 31 Aralık 2016 günü Türkiye Gazetesi’nde yayınlanan “Noel gecesini kutlamak” başlıklı yazısından:

"Büyük Kostantin putperest iken, Hristiyanlığı kabul etmiş ve putperestlikten de birçok şeyi Hristiyanlığa sokturmuştur. Noel gecesinin yılbaşı olmasını da kabul ettirmiş, böylece yeni bir Hristiyanlık dini kurulmuştur."

Dilde tüy bitti söylemekten ama köşemenler kavrayamadı şu farkı. Noel gecesinin yılbaşı olduğu falan yok yahu… Daha konuyu doğru düzgün kavramadan fetva aktarmaya çalışıyor Osman Ünlü.

Ahmet Gülümseyen‘in Yeni Akit’te 28 Aralık 2016 günü yayınlanan “Noel’in bitirdiği ligde tartışma bitmiyor!..” başlıklı yazısında çok açık olmasa da yılbaşı-noel ayrımı konusunda bir kafa karışıklığı seziliyor:

"Süper Lig’de ilk devre, bir hafta kala tamamlandı. Ligin ilk devresinin bir hafta kala sonlandırılmasının nedeni, yabancılara tanınan ‘Noel’ tatili kıyağı. Nedeni ise öncekilerden farksız olmayan, yabancılar yılbaşını kendi ülkelerinde daha rahat kutlasınlar diye! Kimsenin inancına bir şey diyeceğimiz yok. Sözümüz, lig takvimini düzenleyen federasyonların ‘değerli’ yöneticilerine. Yabancıya gösterilen bu tür hassasiyet, inancını, dini bayramlarda v.s. yaşamak isteyen kendi sporcu, seyirci, yöneticilerine neden gösterilmiyor?"

Noel tatilinin yılbaşını kapsadığı doğrudur. Ancak, Noel tatili 31 Aralık’ta futbolcular yılbaşını kutlamalarındansa 25 Aralık’ta Noeli kutlamaları amacıyla veriliyor. Zaten Ahmet Gülümseyen inanç soslu tepkisel cümlesinde yılbaşını da hedef almasıyla kafa karışıklığı konusundaki şüpheleri daha belirgin hale getiriyor.

Mevlüt Özcan, Milli Gazete’de 24 Aralık 2016 günü yayınlanan “Noel bizim neyimiz olur?” başlıklı yazısında birtakım hatalar yapmış konu ile ilgili:

"Yabancı dille yazılmış eserlerde bile Noel hakkında, “Çocuklara Noel gecesi (yılbaşı gecesi) bir takım hediyeler getiren efsanevi kişidir” denilmektedir. Onun Hıristiyanlıkla bir ilgisi yoktur."

Noel babanın, adından da anlaşılacağı üzere Noel gecesi hediye dağıttığına inanılır. Yılbaşı gecesinde değil.

"Hıristiyanlar Noel’i 24 Aralık’ta kutlarlar."

25 Aralık’ta kutlanır.

Ali Canip Olgunlu da Milliyet Gazetesi’nde 25 Aralık 2016 günü yayınlanan “Anadolu’dan bir portre: Noel Baba” başlıklı yazısında Noel Baba’nın geçmişine dair klasik bir hatayı tekrarlamış:

"Bir pazarlama taktiği 

Halk arasında çocukların ve gemicilerin sevgilisi olarak efsanelere konu edilen St. Nicholas’ın erken devir tiplemesi; yeşil tunik giyen, altında eşeği olan ve zayıf yapılı görünümdedir. Yüzyıllar sonra Noel Baba olarak karşımıza çıkarılacak olan tiplemeyle Anadolulu Nicholas’ın hiçbir tarihsel gerçeklik zemininde benzerliği olmayacaktır. Yeşil elbisesinin yerini kırmızı-beyaz renkli tunik alır, eşeği yerine dokuz geyiğin çektiği bir faytona biner ve sıska adamın yerini tombul biri alır. 

Değerli dostlar, bu imaj değişikliğinin sebebi Coca-Cola markasıdır. Şöyle ki, yeni kıta olan Amerika’ya kolonist olarak giden Hollandalılar kendi kültürlerini ve inançlarını da yeni kıtaya doğal olarak taşımışlardır. Sinterclas adlı mitolojik at efsanesine göre her yeni yılda bu at, tahta ayakkabı içerisine konan otları yer ve karşılığında da o evin çocuklarına hediye bırakır. Bu kuzey kökenli mitsel geleneğin Amerika’ya taşınmasından sonra Sinterclas ismiyle Santa Nicholas ismi birbirleri içerisinde zamanla eritilir. Çocukların sevgilisi St. Nicholas ile çocuklara hediye getiren mitsel varlık birlikte kavramlaştırılır. 

Piyasaya yeni sürülen Coca-Cola’nın hedef kitlesi çocuklardır ve bu firma yöneticileri İsveçli bir resssama günümüzdeki sevimli Noel Baba tiplemesini çizdirterek hem kendi marka renklerini kullanırlar hem de önemli bir imge yaratırlar. Bir anlamda St. Nicholas’ın tarihsel kimliğine zarar vermiş, öte yandan da yaratmış oldukları portreyle hedef kitle olan çocuklara bir kahraman yaratmışlardır."

İddiaya göre Coca Cola 1931 yılında Haddon Sundblom aracılığıyla siyah-beyaz resmedilen hayali kişilik Aziz Nikolas’ı ak saçlı, ak sakallı, koca göbekli, tonton dedeye çevirmiş.  Ancak, Noel Baba figürünün bugünkü haline Coca Cola tarafından getirildiği ve bir reklam figürü olarak ilk kez Coca-Cola tarafından kullanıldığı iddiası doğruyu yansıtmıyor.

Aziz Nikolas’ın bugünkü Noel Baba kıyafetleri ile ak saçlı, ak sakallı, tonton dede modeline uygun resmedilmesi 1930’lu yıllardan çok önce var olan bir şeydi.

Noel Baba’nın bugünkü modern imajını ilk resmeden sanatçılardan biri Amerikalı karikatürüst Thomas Nast. Harper’s Weekly dergisinin 29 Aralık 1863 tarihli sayısında yayınlanan resimde Noel Baba, Amerikan İç Savaşı’nda döneminde Birleşik Devletler bayrağı desenli ceketle yer alıyor.

1863-santa_claus

Bu resimden sonra, 1930’lu yıllara ve Haddon Sundbloom’a gelene dek, Noel Baba çoktan kırmızı kostümünü giyip ev ziyaretlerine başlamıştı bile.  1930’lu yıllardan önce de kırmızı elbiseler içinde bir Noel Baba figürü popüler dünyada yerini çoktan bulmuştu. Örnek olarak aşağıdaki 1902 tarihli Puck dergisinin kapağına bakalım:

1902 Puck Dergisi kapağı

Aşağıda yer alan fotoğraflar, Coca-Cola’dan çok önce soda ve maden suyu satışı yapan White Rock şirketinin Noel Baba figürünü reklamlarında kullandığını göstermektedir. Soldaki resim 1923 (Life Magazine), sağdaki resim ise 1915 (San Francisco Examiner) tarihli.

2618d-life121223a

efdee-sfe121915

 

 

Görüleceği üzere, Coca Cola’nın Noel Baba figürünü oluşturduğu iddia edilen 1930’lu yıllardan önce de kırmızı elbiseler içinde bir Noel Baba figürü popüler dünyada yerini çoktan bulmuştu.

Aynı hataya Faruk Eskioğlu, Olay Gazetesi’nde 20 Aralık 2016 tarihli “Noel Baba, Coca Cola’nın adamı mı?” başlıklı yazısında düşmüş.

İbrahim Bektaş, Yeni Akit’te 30 Aralık 2016 günü yayınlanan “Yurdumu işgal eylemiş, şu garbın safsatası, Kiminin maymunu var, kiminin “Noel babası!” başlıklı yazısında, Nurettin Veren de yine Yeni Akit’te 28 Aralık 2016 günü yayınlanan “Acılarımızı çok çabuk unutup, meydanı tekrar FETÖ’ye kaptırmayalım” başlıklı yazısında “yılbaşı kutlaması tepkisi” içerikli şiiri Mehmet Akif Ersoy’a atmetme hatasında bulunmuşlar:

"Yapılan onca ikaza kulak tıkayan bu laftan anlamaz takımına, bu defa Merhum Akif’in bir şiiri ile seslenmek istiyorum. 
Belki O’nu dinlerler. 
İşte o şiir:"
"Yine bugüne benzer, 100 yıl önce yaşamış olduğumuz felaket dolu günlerimizde, büyük şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un şu dizelerini aynı gaflet içerisindeki, o günün insanlarına bir uyarı olarak söylendiği gibi, bizim de içimizi titretir ve gerilimimizi muhafaza etmemize vesile olur diye, önce kendime, sonra da size faydalı olur düşüncesi ile yazmak istedim."
Mehmet Akif Ersoy’dan YENİ YIL MESAJI

Ya Rab! Böyle mi olacaktı, benim cennet yurdum?
Baktım da etrafıma yalnızım, ağladım durdum.

Bir mânâ veremedim, şu Milâdî yılbaşına!
Şaştım da kaldım, Müslümanların vah telaşına!

Çevirdim başımı, nereye ettimse bir nazar.
Gördüm ki, Noel için hazır, yer-yer çarşı-pazar.

Haykırmak gelmişti içimden, seslendim millete.
Heyhat! Duyuramadım, ne Âhmed’e ne Mehmed’e.

Ey Âlem-i İslâm’ın baş tacı, büyük Türkiye!
Mukaddesatı unuttun, Avrupa diye diye!

Yurdumu işgal eylemiş, şu garbın safsatası, 
Kiminin maymunu var, kiminin “Noel babası!”

Anladım, zaman geçmekte bugün dünden de beter.
Kim bilir? Yarın ne hâle düşecek bu şaşkın beşer.

Kulaklar tıkanmış, gözlere çekilmiş perde.
Nankör adam, fazilet arıyor geçmiş giderde.

İslâm’dır bu vatanın dini, kitabı Kur’an-ı Kerîm’dir.
Müslümanın bayramı, Ramazan ve Kurbandır.

Kalamaz bu böyle Fatih’in, Yavuz’un diyarı, 
Noel kutlamada, geçerek hıristiyanları.

Maziyi düşündüm de, hayran oldum istiklâle 
Ecdadıma söz verdim, varmak için istikbâle, 

Çanakkale’de şehidlerim kefensiz yatıyor!..
Sakarya’nın rengi, hâlâ kıpkızıl kan akıyor!..

Şehidlik, gazilik şerefidir Müslümanların.
Düşmanlara alkış tutmak, işidir alçakların.

Şu alçakça yaşayanların aklına yanayım.
Gel ölüm gel, neredesin? Kanımla yıkanayım!

İstemem bu hayatı, Sultan etseler cihanda.
Ölürüm, şerefimle yatarım, toprak altında.

Ya Rab! Hidâyet ver kurtulsun bu millete.

Malesef şiir Mehmet Akif Ersoy’a ait olmadığı gibi bazı hatalara sahip. Memlekette kutlama yapılan yılın son gecesinde yeni yıl kutlaması. Noel kutlayan müslüman mı görmüşler bu ülkede?

2015 yılı ve öncesinde Noel-yılbaşı ayrımına varamayan köşe yazarlarını ifşa ettiğimiz yazımızı da bilahare inceleyebilirsiniz.

Kim bilir tespit edemediğimiz daha nice hata mevcut…

Aris Nalcı ne güzel özetlemiş mevzuyu:

"Bilir misin? Yeni yıl sadece miladi takvimde bir gün (yıl) dönümüdür...

Hıristiyanlar Noel'i 24'ünde, Ermeniler de 6 Ocak'ta kutlar."

Mutlu yıllar!

Mehmet Akif’e Ait Sanılan Tepkisel “Yılbaşı Şiiri” ve Köşemenler

Yine bir yılın sonuna geldik ve yılbaşı kutlamaları tarafgiri ve karşıtı kutuplar arasındaki çatışma tekrar alev aldı.

Yılbaşı kutlamalarının kültürümüzde ve dinimizde yeri olmadığını iddia eden kitle, uzun süredir Mehmet Akif Ersoy tarafından kaleme alınmadığı halde kendisine atfedilen bir şiiri “Mehmet Akif Ersoy’dan Yeni Yıl Mesajı” başlığıyla paylaşıp pozisyon kazanmaya çalışıyor.

Önce şiiri aktaralım:

Mehmet Akif Ersoy’dan YENİ YIL MESAJI
Ya Rab! Böyle mi olacaktı, benim cennet yurdum?
Baktım da etrafıma yalnızım, ağladım durdum.

Bir mânâ veremedim, şu Milâdî yılbaşına!
Şaştım da kaldım, Müslümanların vah telaşına!

Çevirdim başımı, nereye ettimse bir nazar.
Gördüm ki, Noel için hazır, yer-yer çarşı-pazar.

Haykırmak gelmişti içimden, seslendim millete.
Heyhat! Duyuramadım, ne Âhmed’e ne Mehmed’e.

Ey Âlem-i İslâm’ın baş tacı, büyük Türkiye!
Mukaddesatı unuttun, Avrupa diye diye!

Yurdumu işgal eylemiş, şu garbın safsatası, 
Kiminin maymunu var, kiminin “Noel babası!”

Anladım, zaman geçmekte bugün dünden de beter.
Kim bilir? Yarın ne hâle düşecek bu şaşkın beşer.

Kulaklar tıkanmış, gözlere çekilmiş perde.
Nankör adam, fazilet arıyor geçmiş giderde.

İslâm’dır bu vatanın dini, kitabı Kur’an-ı Kerîm’dir.
Müslümanın bayramı, Ramazan ve Kurbandır.

Kalamaz bu böyle Fatih’in, Yavuz’un diyarı, 
Noel kutlamada, geçerek hıristiyanları.

Maziyi düşündüm de, hayran oldum istiklâle 
Ecdadıma söz verdim, varmak için istikbâle, 

Çanakkale’de şehidlerim kefensiz yatıyor!..
Sakarya’nın rengi, hâlâ kıpkızıl kan akıyor!..

Şehidlik, gazilik şerefidir Müslümanların.
Düşmanlara alkış tutmak, işidir alçakların.

Şu alçakça yaşayanların aklına yanayım.
Gel ölüm gel, neredesin? Kanımla yıkanayım!

İstemem bu hayatı, Sultan etseler cihanda.
Ölürüm, şerefimle yatarım, toprak altında.

Ya Rab! Hidâyet ver kurtulsun bu millete.

 

Şiiri önce okuyunca Mehmet Akif’in tarzını andırıyor gibi.

Ancak, sadece andırmakla kalıyor. Akif’in şiirleri bu kadar yavan değil.

Esas meseleye gelelim: Şiir Mehmet Akif’e ait değil.

Gerekçelerimiz:

  • Şiirin Mehmet Akif’e ait olduğuna dair herhangi bir kanıt/emare bulunmamaktadır. Başta Safahat olmak üzere Mehmet Akif Ersoy’a ait herhangi bir eserde ya da şiir külliyatında bu şiire rastlanılmamıştır.
  • Şiir dil ve ölçü açılarından Mehmet Akif’in tarzından uzaktır (Aruz vezniyle yazılmamış ve kullanılan kelimeler günümüze daha yakın kelimelerdir. Örneğin; yılbaşı ifadesi Mehmet Akif’in yaşadığı dönemde kullanılmazdı).
  • Şiirin müellifinin Ömer Berber olduğu iddia edilmektedir.
  • Mehmet Akif’e ait olduğu bilgisi herhangi bir kaynakta yer almamaktadır. Bu safsata sadece sanal ortamlarda dolanmaktadır.
  • Mehmet Akif’in yaşadığı dönemi göz önünde bulundurursak, yılbaşı kutlamaları milletin geneline sirayet etmemiş olup, bu tarz bir tepkiyi doğuracak durum oluşmamıştı.
  • Şiir son 5-6 yılda görünür hale gelmiştir. Daha öncesinde şiirin izine rastlanmamaktadır.
  • Mehmet Akif, “Noel ve Yılbaşı” kutlamalarını birbirine karıştırmış olamaz. Şiirde noel kutlamalarına da tepki var. Noel-yılbaşı (christmas) kutlamalarını birbirine karıştırmış. Ülkemizde yılın son gecesinde yeni yıl kutlaması yapılmakta. Noel kutlayan müslüman mı görülmüş bu ülkede?

Varsa aksi yönde kanıtı olan beri gelsin.

 

Takvim Gazetesi “İstiklal Marşı’nın yazarı şair Mehmet Akif Ersoy, İstiklal mücadelesi veren bu milletin zaman içerisinde nasıl çözüldüğünü, benliğinden uzaklaşıp taklitçi batı hayranlığına dönüşen hayatları bu şiirinde anlatıyor” mesajıyla bu yanlışa ortak olmuş.

Köşe yazarlarından ise tahmin edilebileceği üzere Yeni Akit Gazetesi’nden İbrahim Bektaş ve Nurettin Veren bu hataya düşmüş.

İbrahim Bektaş‘ın Yeni Akit’te 30 Aralık 2016 günü yayınlanan “Yurdumu işgal eylemiş, şu garbın safsatası, Kiminin maymunu var, kiminin “Noel babası!” başlıklı yazısından:

"Yapılan onca ikaza kulak tıkayan bu laftan anlamaz takımına, bu defa Merhum Akif’in bir şiiri ile seslenmek istiyorum. 
Belki O’nu dinlerler. 
İşte o şiir:"

Nurettin Veren‘in Yeni Akit’te 28 Aralık 2016 günü yayınlanan “Acılarımızı çok çabuk unutup, meydanı tekrar FETÖ’ye kaptırmayalım” başlıklı yazısından:

"Yine bugüne benzer, 100 yıl önce yaşamış olduğumuz felaket dolu günlerimizde, büyük şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un şu dizelerini aynı gaflet içerisindeki, o günün insanlarına bir uyarı olarak söylendiği gibi, bizim de içimizi titretir ve gerilimimizi muhafaza etmemize vesile olur diye, önce kendime, sonra da size faydalı olur düşüncesi ile yazmak istedim."

Kırşehirhaber365’ten Handan Yıldız Bayrak da bu hataya atlayanlardan.

Mavi Marmara Saldırısında Hayatını Kaybedenlerin Sayısı ve Köşe Yazarları

Gazze’ye insani yardım taşıyan 6 gemiye 31 Mayıs 2010 tarihinde İsrail ordusunun yaptığı müdahale Gazze filosu saldırısı ya da Mavi Marmara katliamı olarak akıllarda yer etti.

Bu saldırı esnasında MV Mavi Marmara adlı gemiye inen İsrailli komandolar ellerinde hiçbir silah bulunmayan Mavi Marmara yolcularına tam teşekküllü silahlarla müdahalede bulunurken açtıkları ateş sonu 9 kişi (İbrahim Bilgen, Ali Haydar Bengi, Cevdet Kılıçlar, Çetin Topçuoğlu, Necdet Yıldırım, Furkan Doğan, Fahri Yaldız, Cengiz Songür, Cengiz Akyüz) hayatını kaybetmişti.

mavi-marmarada-hayatini-kaybedenler

Saldırının ardından 4 yıl komada kalan Uğur Süleyman Söylemez’in 23 Mayıs 2014 tarihinde yaşamını kaybetmesiyle Mavi Marmara şehitlerinin sayısı 10’a yükselmişti.

Gelgelelim, Uğur Süleyman Söylemez’in vefatıyla 10’a yükselen kayıp sayısı, köşe yazarlarının ezberinde 9 olarak kaldı ve bazıları kendini güncelleme gereği duymadı.

Örnekleri sıralayalım:

Ekrem Kızıltaş‘ın Takvim Gazetesi’nde 22 Aralık 2016 günü yayınlanan “Halamın bıyıkları olsaydı” başlıklı yazısından:

"Sonrasında Mavi Marmara gemisine uluslararası sularda yapılan baskınla 9 kardeşimizin şehit edilmesi, birçoğunun yaralanması ve kalanların da esir alınması olayı da hazmedilmeliydi herhalde.."

Elif Çakır‘ın Karar Gazetesi’nde 1 Temmuz 2016 tarihinde “şimdi bakın, şöyle enteresan bir durum var tabi!” başlıklı yazısından:

"O Mavi Marmara ki, aslında Akdeniz sularında Gazze’ye ablukayı kırmaya çalışırken, 9 insanımız şehit olurken, Erdoğan’ı ümmetin liderliğine yükseltiyordu..."

Fuat Uğur’un, Türkiye Gazetesi’nde 28 Haziran 2016 günü yayınlanan “İHH’nın sıkıntısı ve yalanın daniskası” başlıklı yazısından:

"Açıklamalarında “Madem Gazze ablukasını tanıyacaktınız, 9 vatandaşımız neden öldü?” diye sormuşlar."

Ahmet Taşgetiren‘in Star Gazetesi’nde 28 Haziran 2016 günü yayınlanan “İsrail ile ne oldu?” başlıklı yazısından:

"İsrail Türkiye’deki bir insani yardım fonuna yaklaşık 21 milyon dolar transfer edecek, bu para Mavi Marmara’da öldürülen 9 Türkiye vatandaşı ile yaralananların ailelerine aktarılacak."

Yıldıray Çiçek‘in Ortadoğu Gazetesi’nde 12 Mayıs 2015 günü yayınlanan “Mavi Marmara Gemisinde Öldürülen Furkan Doğan’ın Babasına Mektup!” başlıklı yazısından:

"9 vatandaşımızın hayatını kaybettiği, Mavi Marmara gemisine saldırısı sonrası, Haber Türk ekranlarına çıkan Abdurrahim Dilipak'ın "Mavi Marmara gemisine binen Türklerin tam listesi sadece hükümete verilmişti. Ama bu baskın sırasında görüldü ki, gemiye inen İsrail askerlerinin elinde de birebir aynı liste var. Ve bu listeye dayanarak, İsrail'lilerin infazlar yapmış olma ihtimali var. Yoksa neden açıklamıyorlar bunca süredir gerçek ölü ve yaralı sayısını…" sözleri size neyi ifade ediyor?"

İbrahim Bektaş‘ın Yeni Akit Gazetesi’nde 16 Ekim 2014 günü yayınlanan “Peki Malala Kimin İdolü” başlıklı yazısından:

"İsrail’in Gazze’ye uyguladığı kanunsuz ve zalimce ablukasını delerek, bin bir çile içindeki masum Filistinlilere insani yardım taşırken, İsrail zorbası tarafından dokuz yardımsever üyesinin hunharca şehit edildiği “Mavi Marmara” ya da Nobel Barış ödülü verilmemiştir."

Haydar Çakmak‘ın Yeniçağ Gazetesi’nde 19 Haziran 2014 tarihinde yayınlanan “Sıfır sorun, kutsal yalnızlık ve stratejik çukur” başlıklı yazısından:

"İsrail’e karşı Mavi Marmara olayını tezgahlayıp dokuz yurttaşın hayatını yok ettiler ve İsrail ile sıkıntı yarattılar."

Murat Yetkin‘in Hürriyet Gazetesi’nde 1 Temmuz 2016 günü yayınlanan “İHH da tamam, sıra ‘Hoca’a mı?” başlıklı yazısından:

"Gerisini biliyorsunuz. Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu sert siyasi tepki verdiler. Tepki haklıydı, dokuz silahsız Türk vatandaşı İsrail askerlerince katledilmişti. Daha bir süre önce Suriye ile arasını bulmaya çalışacak kadar iç içe ilişkiler yaşanılan İsrail ile ilişkiler dibe vurmuştu. Düzelmesi için Erdoğan’ın üç şartı vardı: Özür, tazminat ve Gazze “ablukasının” kaldırılması."

Servet Avcı‘nın Yeniçağ Gazetesi’nde 26 Haziran 2014 günü yayınlanan “Mavi Marmara kurban taşır, gemiler petrol” başlıklı yazısından:

"İsrailli komandoların katliamı bittiğinde geride dokuz kayıp, onlarca yaralı ve bir gemi rehine kalmıştı..."

Ahmet Hakan‘ın 27 Haziran 2016 günü Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan ” İsrail’le anlaşarak çok iyi yaptınız yapmasına da” başlıklı yazısından:

"Mavi Marmara, Gazze’ye gitmeye çabaladı. Dokuz can gitti."

Ayşe Hür‘ün Radikal Gazetesi’nde 13 Temmuz 2014 günü yayınlanan “İsrail’i ve Filistin’i yakan ateş” başlıklı yazısından:

"9 kişinin İsrail kuvvetleri tarafından öldürülmesiyle biten Mavi Marmara Olayı’na ilişkin görüşlerimi daha önce Taraf gazetesinde yayımlanan “Turnusol kâğıdı olarak Gazze” başlıklı yazımda şöyle dile getirmiştim."

İbrahim Bektaş, ABD Başkanlarının Hepsinin Kilisede ya da Havrada Yemin Ettiğini Sanıyor

İbrahim Bektaş, Yeni Akit Gazetesi’nde 4 Kasım 2016 günü yayınlanan “Aşağısı (!) Hillary, yukarısı (!) Trump!” başlıklı yazısında ABD Başkanlarının yemin törenlerine ilişkin yanlış bir ifade kullanmış:

"ABD’nin son iki, Dünya’nın ise son bir yıldır odaklandığı başkanlık seçimleri, nihayet 8 Kasım’da yapılacak. Yeni başkan görevine 20 Ocak 2017’de muhtemelen kilise (ve havrada), papaz (ve hahamların) önünde İncil (ve Tevrat’a) yemin ederek başlayacak. Havra’da yemin etmeyen tek Başkan’ın başına neler geldiğini merak edenlerimiz araştırsın. Bizdeki cami, imam ve Kur’an düşmanlarının kulakları çınlasın."

Başkanlık seçimlerinin ardından yeni ABD Başkanı, ABD Anayasasının 2. maddesi 1. fıkrası uyarınca ofisine girmeden “ABD Başkanı olarak görevimi, sadakatle yerine getireceğime ve elimden geldiği ölçüde ABD anayasasını muhafaza edeceğime, koruyacağıma ve savunacağıma and içerim” sözlerini belirterek yemin etmek zorundadır.

Beyaz SarayABD Anayasasındaki Başkanlık yemin törenine ilişkin hüküm tam olarak şu şekildedir: “Before he enter on the Execution of his Office, he shall take the following Oath or Affirmation:—”I do solemnly swear (or affirm) that I will faithfully execute the Office of President of the United States, and will to the best of my ability, preserve, protect and defend the Constitution of the United States”

Bu yeminin gerçekleşeceği yere ilişkin herhangi bir hüküm ya da mevzuat maddesi bulunmamaktadır. Başkanın, ofisine adım atmadan önce herhangi bir yerde yemin metnini şahitler huzurunda okuması yeterlidir.

Günümüze değin neredeyse ABD Başkanlarının tamamının yemin töreni ABD Kongre Binasında gerçekleşmiştir. Bu durum da yerleşmiş bir teamül halini almıştır.

Yemin merasiminin sabahında programa kilise ziyaretiyle başlamak da başka bir teamüldür. Ancak, Başkanlar yeminlerini kilisede değil, Kongre binasında ya da Beyaz Saray’da yapmışlardır.

Açılış Günü (Inauguration Day) olarak kabul edilen 20 Ocak 2017’de görevi devralacak olan ABD Başkanı (Trump ya da Clinton) yeminini kilisede ya da havranın yanı sıra uygun göreceği başka herhangi bir yerde yapabilecektir. Havra’da yemin etmeyen başkan olmadığı iddiası da asılsızdır (ABD Başkanlarının yemin töreni mekanları için bkz).

Havra’da yemin etmeyen başkandan kastının kim olduğu aşikar değil İbrahim Bektaş’ın.

Ancak, yeminini kilise ya da havrada yapmayan başkanın akıbeti ile ilgili ifadesinden, kastının Barrack Obama olmadığı anlaşılıyor. Dolayısıyla, “kilise ve havrada yemin etmeyenin başına bir şeyler geliyor” iddiası askıya düşüyor.

ABD’nin yakında görev süresi dolacak Başkanı Obama’nın 2009 ve 2013 yıllarındaki yemin törenleri kilise ya da havrada yapılmamıştı.

Obama’nın 2013 yılındaki yemin merasim akışına göz atmak Bektaş’ın iddiasının yanlış olduğunu gözler önüne serer:

– Tören programı sabah erkenden Vaşington’daki bir kiliseye gitmeleri ile başladı.

– Akabinde, Başkan ve ailesi ABD Kongresine geçer. Resmi yemin töreni Kongre’de gerçekleşti.

– Kongre binasının balkonunda (açılış duasının ardından) Yüksek Mahkeme başyargıcı John Roberts’in gözetiminde, ABD’nin 19. yüzyılda iç savaş dönemindeki başkanı olan ve köleliği kaldıran Abraham Lincoln’a ait İncil’in üzerine el basarak yemin edildi. Bir papaz da kapanış duasını yaptı. (Barack Obama’nın 2. Başkanlık Döneminde görevi devraldığı gün (Ocak ayının 3. haftasına tekabül edip) ABD’nin tatil günü olan Martin Luther Gününe denk geldiği için Beyaz Saray’da yemin eder, hemen ertesi gün ise kamuya açık bir yemin töreni ABD Kongresi’nde gerçekleşir.

ABD Başkanları bu yemin törenine ilaveten, gidip gizli saklı şekilde kilisede ya da havrada yemin ediyorlar mıdır bilemiyoruz (Kamuya açık programda böyle bir unsur yok). İbrahim Bektaş da bilmiyor tabiki. Kronik köşe yazarı hastalığı olan “sallama”dan muzdarip olması nedeniyle afaki konuşmuş.