Etiket arşivi: Hüseyin Aslan

Değer Kaybı – Devalüasyon Farkı ve Köşe Yazarları

Döviz kurlarında yaşanan son dönem gelişmeleri ile birlikte geçmişte sıklıkla duyduğumuz bir iktisat terimi tekrar kulaklara pelesenk oldu: DEVALÜASYON

Merkez Bankamızın tanımıyla devalüasyon, “Sabit kur rejiminde, ulusal paranın yabancı paralar karşısındaki değerinin azalması”nı ifade eder.

Örneğin, bir Türk lirasının bir ABD doları karşısındaki değerinin 2,0 TL’den 2,2 TL’ye düşmesi, Türk lirasının ABD doları karşısında %10 değer kaybetmesi (ABD dolarının değer kazanması) anlamındadır.

2001 yılı öncesinde uygulanan sabit döviz kuru sistemi kapsamında Merkez Bankamız Türk lirasının değerinde ortaya çıkan ve çoğunlukla değer kaybı biçiminde olan değişiklikler karşısında genellikle bir defada ve devalüasyon biçimindeki müdahalelerde bulunmuş ve yeni parite sabit kur olarak belirlenmiştir. Bu müdahaleler devalüasyon olarak adlandırılabilmektedir.

Ancak, kurun büyük ölçüde piyasadaki arz ve talep koşullarına göre belirlendiği dalgalı/serbest kur rejimlerinde para biriminin değer kaybı için devalüasyon ifadesi kullanılmaz.

Halihazırda Türk lirası, de jure ve de facto olarak dalgalı kur rejimi çerçevesinde serbest piyasada işlem gördüğü için, para birimimizin -başta ABD doları olmak üzere- diğer döviz birimleri karşısında yaşadığı değer kaybı devalüasyon olarak nitelenemez. İngilizce karşılıklarını verecek olursak Türk lirasındaki değer kaybı “depreciation” olarak ifade edilir; “devaluation” şeklinde değil.

Mahfi Eğilmez’in açıklamasından yararlanacak olursak: “Devalüasyon sabit kur rejiminde para otoritesinin aldığı karara dayalı olarak paranın yabancı paralar karşısında değerinin düşürülmesidir. Dalgalı kur rejiminde ülke parasının yabancı paralara karşı değer kaybına devalüasyon değil “paranın yabancı paralara karşı değer kaybı” ya da sadece “paranın değer kaybı” (ingilizcesi currency depreciation) deniyor.”

Günümüz dalgalı kur koşullarındaki değer kayıpları için hâlâ devalüasyon teriminin kullanıldığına sıklıkla şahit olunmaktadır.

Bu hataya düşen köşe yazarlarından bir seçki yapalım:

Erdal Sağlam, Hürriyet Gazetesi’nde 20 Ocak 2016 günü yayınlanan yazısına, döviz kurlarındaki gelişmelere atıf yaparak “2 aylık devalüasyon yüzde 9 iken kimse yatırıma bakmaz” başlığı atmış.

Cemil ErtemMilliyet Gazetesi’nde 29 Kasım 2016 günü yayınlanan “Kur meselesi: Yanlışlar ve doğrular…” başlıklı yazısında döviz fiyatındaki artışın devalüasyon anlamına geleceğini parantez içindeki ifade ile ima etmiş:

"Döviz fiyatı arttı (devalüasyon), o halde kriz var (dı) tespiti 2002 öncesi doğruydu, bugün yanlış. Tam şimdi Türkiye ekonomisinde göreli bir daralma varsa bunun nedeni kur falan değildir. Tam da “Bakın kur artıyor, kriz geldi” diyenlerin uyguladığı ya da uygulanmasını istediği ekonomi-politikaları yüzündendir."

Atilla Yeşilada‘nın Paraanaliz.com’da 15 Temmuz 2016 tarihinde yayınlanan “Enflasyon katılaşıyor, devaluasyon beklentisi sürüyor” başlıklı yazısından:

"Beklenti Anketi’nde ikinci ayrıntı ise sene başından bu yana dolar/TL nerdeyse yatay bir seyir izlemesine rağmen, devaluasyon beklentisinin giderilemediği. Ankete katılanlar yıl sonunda dolar/TL kurunu 3.05, 12 ay sonra 3.19 olarak tahmin ediyor. Yani katılımcılar bir yılda %10 civarında devaluasyon bekliyor ki, bu da TL mevduatın halen dolarla karşılaştırıldığında sıfır getiri sunduğunu gösteriyor. TCMB’nin faizleri düşürmesinin TL’nin koruma kalkanını zayıflattığını söylerken bunu kastediyoruz. Küresel risk iştahının azalıp, sıcak paranın Türkiye’den çekilmesi halinde, yerli birikimciler hızla TL’den kaçıp dövize dönerek TL’de hızlı ve TCMB tarafından önlenmesi zor değer kayıplarını tetikleyebilir."

Turkishnews.com’dan Necdet Buluz‘un ““Dolar alan pişman olacak” denilmemiş miydi?…” başlıklı 18 Kasım 2016 tarihli yazısından:

"Doların yükselişinin önüne geçilemiyor. Dolar’daki yükseliş, Türk Lirası’nı da eritiyor. Bugünün hesabı ile TL. Dolar karşısında % 10 değer yitirdi. Bu da devalüasyon anlamına geliyor. Her geçen gün cebimizdeki paranın eridiğini görüyoruz. Sıkıntı ise giderek artıyor. Son yapılan hesaplara göre Türk Lirasının Dolar karşısındaki yıllık değer kaybının % 17,7 olacağı söyleniyor."

Gürgör Uras, Milliyet Gazetesi’nde 24 Ağustos 2015 tarihinde yayınlanan “Eyvah, tarih tekerrür eder dolar 3.75 TL’ye gider mi” başlıklı yazısında, serbest döviz piyasasında arz talep koşulları sonucunda döviz kurlarının yükselmesi durumunda da devalüasyon oluşabileceğini iddia etmiş:

Dolardaki yükseliş, büyük bir devalüasyon. Ayşe Hanım Teyzem’in alım gücü 2 yılda yüzde 53 eridi. Bizde dolar çıkmaya başladı mı, ortalama yüzde 150 artar

Devalüasyon başlangıcı olarak 1.50 TL esas alınırsa, dolar 3.75 TL’ye kadar gidebilir. Zarar kaçınılmaz ama, gereği yapılsın ki, kaldırılamaz boyuta ulaşmasın

Doların 1.40 TL’den 2.80 TL’ye fırlaması, şimdilerde de 3.00 TL’nin üzerine çıkmaya çalışması “devalüasyon”dur, hem de büyük bir “devalüasyon”dur.

Devalüasyon, bir devletin resmi para biriminin diğer bir ülke para karşısında değer kaybetmesidir.

Sabit kur rejiminde devalüasyon hükümet kararı ile olur. Serbest kur rejiminde ise; (1) Küresel piyasalarda, para hareketlerinde ağırlığı olan dövizlerin değer kazanması, (2) Ülkede döviz arz ve talep dengesinin bozulması, devalüasyona yol açar.

Süleyman Yaşar da, Sabah Gazetesi’nde 3 Ekim 2011 günü yayınlanan “Türkiye devalüasyonu erken yaptı, şoktan kurtuldu” başlıklı yazısında, para birimimizdeki değer kayıplarına (dalgalı kur rejiminde dahi) devalüasyon denileceğini iddia etmiş:

"Dalgalı kur rejiminde devalüasyon olmaz, denir ama inanmayın. Çünkü bir ülkenin para birimi, diğer ülkenin para birimi karşısında değer kaybederse buna düpedüz devalüasyon denir."

Murat Çabas‘ın Yeni Mesaj’da 20 Kasım 2016 tarihinde yayınlanan “Söylemde istikrar fiiliyatta devalüasyon” başlıklı yazısından:

"Dolar 3,40 TL’nin üzerine çıkınca piyasaları bir telaş almaya başladı. Nasıl olsa düşer diye düşünenler, bırakın düşmeyi rekorlar kırmaya başlayınca tedirginlik had safhaya çıktı. TL dolar karşısında Ekim başından bu yana yüzde 13, son bir hafta içinde de yüzde 5 değer kaybetti. Fiili bir devalüasyon yaşanıyor."

Mustafa Pamukoğlu, Aydınlık Gazetesi’nde 18 Kasım 2016 günü yayınlanan “Ekonomi alev alev” başlıklı yazısında devalüasyonun piyasalar tarafından da yapılabileceğini iddia etmiş:

"Dolar sürekli değer kazanıyor. Yılbaşından beri TL yüzde 17.7 değer kaybetti. Bu kayıp TL’yi Arjantin pesosu ve Meksika pesosundan sonra en çok değer kaybeden para yapmış durumda. Bu değer kaybına korkmayın daha devalüasyon yok, diyenler var. Devalüasyon; bir ülkenin parasının diğer ülkelerin paralarına göre değişim değerinin düşürülmesidir. Bu düşürülme Merkez Bankası tarafından da yapılabilir, piyasalar tarafından da. Şu anda piyasalar doların değerinde rekor seviyede artışlara neden olmuşsa Merkez Bankası buna kayıtsız kalıyorsa bu sonuca devalüasyon dememek gerçekleri gizlemek demektir."

Bülent Mumay‘ın Diken.com.tr’de 12 Kasım 2016 günü yayınlanan “O değil de, bir faiz lobisi vardı ne oldu ona?” başlıklı yazısından:

"Bugünlerde dolar 3.27’ye dayandı. Memlekette örtülü bir devalüasyon yaşanıyor."

İslam Memiş‘in Güneş Gazetesi’nde yayınlanan “Faiz lobisine milli ders!” başlıklı 21 Temmuz 2016 tarihli yazısından:

"FETÖ'nün şerefsiz hain teröristleri sokaklarda milleti katlederken sosyal medyadan doların 4 lira olacağını, devalüasyon olacağını, büyük bir ekonomik kriz olacağını söyleyerek millete korku salan hainlerde görev başındaydı."

Hüseyin Aslan‘ın Habertürk Gazetesi’nde 28 Ocak 2014 tarihinde yayınlanan “Bir yıllık devalüasyon yüzde 30” başlıklı yazısında kurdaki tüm değer kayıplarını devalüasyon olarak değerlendirmiş:

Özellikle 17 Aralık 2013’ten bu yana döviz fiyatının “kontrol edilemeyen” bir artış eğilimi sürdürdüğü görülmektedir.

Bunun anlamı, TL’nin de “baş aşağı” değer yitirmesidir.

2013’te yıllık devalüasyon (döviz zamlanması) dolarda yüzde 23,4, euroda ise yüzde 27,5 olmuş, Türk lirası da bu paralar karşısında aynı oranda değer kaybetmiştir.

2001 Ekonomik krizinden sonra IMF ile yapılan anlaşmanın en önemli maddelerinden bir i, döviz fiyatlarının “serbest dalgalanma”ya bırakılmasıydı. Piyasa dalgalandıkça döviz fiyatlarını kendisi ayarlamaya başladı. Daha açık bir anlatımla, iktisat kurallarının işlemesiyle piyasa kendi “devalüasyon”unu kendisi yapar hale gelebildi.

Oysa, 2001 krizinden önce, döviz fiyatları Hükümet kararıyla belirleniyordu. “Devalüasyon” kararını Hükümet alarak uyguluyordu.

2001’den bu yana dolar iniyor, çıkıyor, kendine değer “kazandırıyor” ya da değer “kaybettiriyor”.

31 Aralık 2012’de dolar 1,786 TL iken bugün 2,39 düzeyinde, 1 yıllık devalüasyon oranı yüzde 23.4, aynı şekilde euro da 31 Aralık 2012’de 2,357 iken bugün 3,007 düzeyinde. “Devalüasyon” oranı yüzde 27,5.

2013’te enflasyon yüzde 7,4, faiz de yüzde 9,5 iken doların fiyatı yüzde 23,4, euronun fiyatı da yüzde 27,4 oranında bir artış kaydediyor.

Neredeyse enflasyonun ve faiz oranının 2 katındaki “devalüasyon”, ekonomik dengeler açısından ciddi bir tehlike işaretidir.

“Devalüasyon” sürecinin doğal sonucu, genel bir “servet erimesi”, şirketlerin, bankaların kârlarının zarara dönüşmesi, yatırımda ve üretimde yavaşlama olacaktır.

 

Voltaire’e Ait Sanılan “Fikirlerinize katılmıyorum ama fikirlerinizi ifade edebilmeniz için canımı bile veririm” Sözü

Muhtesip“, daha önceleri -düşünce özgürlüğünün önde gelen savunucularından- Voltaire’e atfedilen “Fikirlerinize katılmıyorum ama fikirlerinizi ifade edebilmeniz için canımı bile veririm” ya da -farklı bir versiyon olan- “Düşüncelerine katılmıyorum, ama senin düşüncelerini savunma hakkını sonuna kadar destekleyeceğim” vecizesinin aslında Voltaire’e ait olmadığını, yazılı hiçbir eserinde ya da ondan aktarılmış hiçbir kayıtta Böyle bir sözün geçmediğini, 1700’lerde yaşamış Voltaire’e bu sözü yakıştıran kişinin 1906’da onun biyografisini yazan Evelyn Beatrice Hall olduğunu belirtmişti.

Ve şöyle eklemişti: “Norbert Guterman A Dictionary of French Quotations [Fransız Vecizeleri Sözlüğü] adlı eserinde Voltaire’e ithaf edilen bu sözün aslının Voltaire tarafından 6 Şubat 1770 tarihinde Le Riche başkeşişine yazdığı şu sözler olduğunu ileri sürer: “Monsieur l’abbé, je déteste ce que vous écrivez, mais je donnerai ma vie pour que vous puissiez continuer à écrire” [Muhterem (başkeşiş), yazdıklarınızdan nefret ediyorum ama yazmaya devam etmeniz için canımı veririm]”

Daha sonra da, bu hatanın münferit olmadığı, birçok köşe yazarı tarafından tekrarlandığını gözler önüne sermişti.

Bahse konu ihtisapların ardından yaklaşık 4-5 yıl geçmesine rağmen bu hatanın hâlâ köşe yazarları arasında yaygın olduğunu görüyoruz.

Tespit ettiğimiz hataları paylaşalım:

Hüseyin Aslan’ın 17 Nisan 2015 tarihinde Habertürk Gazetesi’nde yayımlanan “İfade özgürlüğü sınırlandırılamaz” başlıklı köşe yazısından:

İfade özgürlüğünün alanı daralırsa inanç özgürlüğü dahil diğer tüm özgürlüklerin alanı da daralır. Filozof Voltaire, “Söylediklerinizin hiçbirine katılmıyorum fakat bunları söyleme hakkınızı ölünceye kadar savunacağım...” diyor. Voltaire’nin bu sözü düşünce ve ifade özgürlüğü yolundaki ortak mücadelenin ne kadar gerekli olduğunu özlü bir biçimde yansıtmaktadır.

Soner Yalçın’ın 31 Mart 2015 tarihinde Sözcü Gazetesi’nde yayınlanan “Kemal abi” başlıklı köşe yazısından:

"Filozof Voltaire hep şu sözlerle tanımlanır: “Söylediklerinizin hiçbirine katılmıyorum; fakat bunları söyleme hakkınızı ölünceye kadar savunacağım.” Düşünce özgürlüğü yolundaki mücadeleyi en özlü bir biçimde sanıyorum bu söz yansıtır."

Orhan Kemal Cengiz’in Bugün Gazetesi’nde 16 Ocak 2015’te yayınlanan “Bugün susunca” başlıklı köşe yazısından:

Voltaire’nin fi tarihinde söylediği “Düşüncelerine katılmıyorum ama senin düşüncelerini savunma hakkını sonuna kadar destekleyeceğim” sözünü bugün dahi diyemiyorlar...

Haşmet Babaoğlu’nun Sabah Gazetesi’nde 15 Ocak 2015 tarihinde yayımlanan “Biliyorum, siz Voltaire seversiniz!” başlıklı köşe yazısından:

Hebdo saldırısından sonra Batı sosyal medyasında Voltaire aşkı kabardı. 18. yüzyıl Fransız "aydınlanma"sının malum sözü hemen yardıma çağırılıverdi: "Fikirlerinize katılmıyorum ancak onları ifade etmeniz için hayatımı feda etmeye hazırım." Eh doğru! Pek yakışıklı ve yiğitçe bir ifadedir. Aforizma tutkusunun tavan yaptığı bir döneme de uygun düştü.

Ersoy Dede’nin, Vakit Gazetesi’nde 12 Ocak 2015 tarihinde yayınlanan “#JeSuisAhmed” başlıklı köşe yazısından:

Ben öldükten sonra Voltaire’in sözüne atıfla, sanki ben Charlie için ölmüşüm gibi; “düşüncelerine katılmasa da onun bu düşüncelerini söyleyebilmesi için canını verdi” diyenler oldu.. Fransa’ya Fransız kalanlar bilseydi ki Voltaire’in, bu; “düşüncelerine katılmasam da canımı veririm” falan dediği günlerde, İngiliz Monarşisi’nin, insan hakları bakımından Fransa’nın önünde olduğunu savunduğu için ülkesinden kovulduğunu, başka örnekler ararlardı..

Yavuz Alogan, 22 Aralık 2014 tarihinde İleri Haber’de yayımlanan Voltaire tavrı başlıklı köşe yazısında bahse konu vecizenin Voltaire’e atfedildiğini belirterek hatadan kurtulmuş:

Voltaire’e atfedilen şu söz mesela: “Sevgili dostum, sizin görüşlerinize katılmıyorum ancak bu görüşlerinizi rahatça ifade edebilmeniz için canımı feda etmeye hazırım.” İnsan hakları ve düşünce özgürlüğü gibi kavramların en saf haliyle belirdiği, henüz hiçbir siyasi manipülasyona uğratılmadığı bir 18. asır özdeyişi… Son sıralarda istismar ediliyor; Fethullahçı köşe yazarları, ekranlardan kamuoyunu irşat eden gerici artistler hep lafa bununla başlıyorlar: “Sizin görüşlerinize katılmıyorum, ancak…”

Umur Talu’nun Habertürk Gazetesi’nde 1 Eylül 2014 tarihinde yayınlanan “Adalet Mülkün Yemeğidir!” başlıklı köşe yazısından:

Mağduriyet mevsimlerinde, muhtemelen Voltaire’in meşhur sözü herkesin işine geliyordu: Düşüncelerinize katılmıyorum ama onu ifade edebilme hakkınızı ölümüne savunurum! Voltaire, ölmüş geçmiştir!

Müge İplikçi’nin, 27 Mayıs 2014 tarihinde Vatan Gazetesi’nde yayınlanan “Düşünce Suçları Müzesi” başlıklı köşe yazısından:

Said Nursi, Bülent Ersoy, Füsun Erdoğan, Musa Anter, Behice Boran... Bu müzede yer alan isimlerden bazıları. En temel konuların başında ise Twitter ve YouTube yasakları geliyor. Ve mesaj Voltaire’in sözüyle belirginleşmiş durumda: ‘Söylediklerini kabul etmeyebilirim ama söyleme hakkını ölünceye kadar desteklerim.’

Kurtuluş Tayiz, 23 Mayıs 2014 tarihinde Akşam Gazetesi’nde yayınlanan “Voltaire de Özdil için hayatını feda eder miydi?” başlıklı köşe yazısında Voltaire’e atfedilen söze atıf yapmış.

T24 yazarlarından Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun 13 Eylül 2013 tarihli “Voltaire ne demişti?” başlıklı yazısından:

Demokratikleşmeyi ne zaman başaracağız? Bir başkasına tahammülü, düşüncelerine katılmasa da onun düşüncelerini ifade etmesi için sonuna kadar yanında olmayı söyleyen Voltaire'i işimize geldiği zaman anıp pratiğe geldiği zaman hatırımıza bile getirmeyecek miyiz? Evet, herkese sormak lazım, Voltaire ne demişti?

Yonca Tokbaş’ın, 15 Nisan 2013 tarihinde Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan “Voltaire hayatta olsaydı Fazıl Say için ne derdi?” başlıklı köşe yazısından:

"Sonra Voltaire’in bir sözü geldi aklıma. "I do not agree with what you have to say, but I'll defend to the death your right to say it." Yani: “Söylemek istediğin şeye katılmıyorum; ama onu söyleme hakkını ölümüne savunacağım.” Voltaire. İfade özgürlüğü ve onu savunmak ve inanmak böyle bir şeydir işte."

Yağmur Atsız, 17 Nisan 2013’te Star Gazetesi’nde yayınlanan “Voltaire’in İngilizcesi Benim Türkçem” başlıklı köşe yazısında Yonca Tokbaş’ın 15 Nisan 2013 tarihli yazısına tepki göstermiş; ancak, bu sözün Voltaire’e ait olmadığı gerçeğini atlamış:

"Değerli meslekdaşımız Yonca Tokbaş dünki köşesinde ondan bir alıntı yapmış. Voltaire diyormuş ki (şimdi sıkı durun!) “I do not agree whith what you have to say, but I’ll defend to the death your right to say it.” Anlaşıldı mı? Beni rahatda dinleyin! Yâni diyesi ki “Senin söylediklerinle mutâbık değilim ama bunları söyleme hakkını daölümüne savunurum.” İyi de bunu doğrudan Türkçe yazmak dururken önce gâvurcasını yazıp sonra çevirmek neyin nesi oluyor, biiiir! İkincisi, mâdem gâvurcasını yazacaksın, Voltaire’e İngilizce konuşturmak hangi aklın eseri? Evet, Voltaire gerçi mükemmel İtalyanca ve İngilizce de bilirdi ama sen İngilizce bildiğini ve bu lakırdıyı da İngilizce bir metinden aldığını okuyucuna ihsâs edeceksin diye böyle bir saçmalığa tevessül etmenin âlemi ne? İlle gâvurca olacak diyor idiysen Voltaire’in söylediği gibi Fransızcasını vermem gerekmez mi idi, a Mübârek?"

Hürriyet Dünyası yazarlarından Melis Alphan, 2012 yılı Haziran ayında Hürriyet’e verdiği demeçte bahse konu vecizenin Voltaire’e ait olduğunu belirtmiş:

"Voltaire demiş ki; "Ben senin düşüncelerine asla katılmıyorum. Ama düşüncelerini savunman için canımı bile feda edebilirim." Şevval Sam'ın böyle bir laf etti mi etmedi mi bilmiyorum. Ama velev ki etti; bu onun düşüncesidir ve yargısız infazla konserlerini iptal etmek büyük haksızlık. Sam'ın sözleri ifade özgürlüğü içinde kabul edilmeli. İlla dini veya siyasi bir boyuta çekmemek lazım."

Ruşen Çakır, Vatan Gazetesi’nde 14 Mart 2012 tarihinde yayınlanan “Kötülüklere karşı sadece buğz ederek demokrasiyi ilerletemeyiz” başlıklı köşe yazısında bahse konu vecizenin Voltaire’e atfedildiğini belirterek doğru bir hareket yapmış:

Bizde de her ne kadar çok kişi, Fransız düşünür Voltaire’e atfen “Görüşlerinize katılmıyorum ama bunları açıklayabilmeniz için sonuna kadar yanınızda olacağım” gibi fiyakalı sözler etse de değil farklı düşüncede olanlarla, kendilerine yakın kişilerle bile, mağdur duruma düştüklerinde dayanışma içine girmekten nedense kaçınıyorlar.

Aslı Aydıntaşbaş’ın Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan “Fransa’da Voltaire anlatıp burda gazeteci tutuklamak” başlıklı 22 Aralık 2011 tarihli köşe yazısından:

Paris’te Ermeni soykırım tasarısına karşı lobi yapan TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Fransızlara ünlü düşünür Voltaire’in “Düşüncelerinize karşıyım ancak onları savunma hakkınızı korumak için ölmeye hazırım” lafını hatırlatmış.

Nihat Demirkol, Hürriyet Gazetesi’nde 25 Aralık 2011 tarihinde yayınlanan “5 yıl önce sormuşum: Bunlar kimin çocukları?” başlıklı köşe yazısında, söz konusu vecizeye ilişkin durumu doğru bir şekilde aktarmış:

Kimileri de iddia ediyor ki,
Voltaire hiç bir yerde, “fikir hürriyeti üzerine” öyle sanıldığı gibi keskin bir lâf etmemiştir. 
Karmaşa, meşhur cümleyi hesapsız kitapsız kullanan, 1906 tarihli Evelyn Beatrice Hall biyografisinden kaynaklanır (Friends of Voltaire). Şuna benzer bir şey yazar Hall; hem de alıntı yaptığını filân iddia etmeden: 
“Fikrinizden nefret ediyorum, ama onu söyleme hakkınızı ölümüne savunurum, Voltaire’in tavrı haline gelmişti...”

Engin Ardıç, Sabah Gazetesi’nde 22 Aralık 2011’de yayınlanan “Voltaire şaklabanları” başlıklı köşe yazısında aynı hatayı yapmış:

"Fakat Voltaire'in bir lafını mürekkep yalamış hemen herkes bilir: "Düşüncelerinize karşıyım ama onları özgürce savunabilmeniz için canımı vermeye hazırım!" Montesquieu okuyan zengin kızları da herhalde biliyorlardır."

Hilmi Yavuz’un Zaman Gazetesi’nde 30 Mart 2011’de yayınlanan “İkiyüzlü Bir Aydınlanmacı: Voltaire” başlıklı köşe yazısından:

"18. yüzyıl Fransız Aydınlanması'nın Türkiye'de alımlanış biçimi daha çok Voltaire üzerinden olmuştur. 'Sizin düşüncelerinize katılmasam da onları sonuna kadar savunmanızda hep yanınızda olacağım' ya da 'hurafeleri yıkın!' gibi sözleriyle anılır ve yüceltilir."

Özgür Mumcu, Radikal Gazetesi’nde 21 Şubat 2011 tarihinde yayınlanan “Voltaire’e gel Voltaire’e” başlıklı yazısında durumu doğru şekilde resmetmiş:

Belki de boşuna tabii buraya yazdığım. Neticede neredeyse her köşe yazarının “Söylediklerinize katılmıyorum, ama bunu savunmanız için hayatımı verebilirim” sözünün Voltaire’e ait olduğunu sandığı bir memlekette yaşıyoruz. Nüanslara özen ne haddimize.

Rahmi Turan’ın, Hürriyet Gazetesi’nde 4 Aralık 2010 tarihinde yayınlanan “Türkler ve Voltaire!” başlıklı köşe yazısından (Rahmi Turan bahse konu vecizeyi baya tahrif etmiş):

Voltaire’in “Fikirlerinizden nefret ediyorum ama onu ifade etmenizi ölümüne savunurum” sözleri, onun inançlara ve fikir özgürlüğüne verdiği önemi gösterir.

Semih İdiz, 26 Kasım 2010 tarihinde Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan “İslami ‘aydınımıza’ Voltaire’i öneririz” başlıklı köşe yazısında, anılan vecizenin Voltaire’e ait olup olmadığı hususundaki tartışmalara değinerek doğru bir adım atmış:

"Kimi uzmanlara göre hatalı olarak olsa da, Fransız düşünürü Voltaire’e atfedilen bir söz vardır. Din ile hiç arası olmayan Voltaire’in 1770’te bir din adamına yazdığı mektupta şöyle dediği belirtilir. “Yazdıklarınızdan nefret ediyorum, ancak yazmaya devam edebilmeniz için hayatımı veririm” (Monsieur l’abbé, je déteste ce que vous écrivez, mais je donnerai ma vie pour que vous puissiez continuer à écrire). Voltaire’in bunu bu şekilde söyleyip söylemediği tartışmalı olsa bile, fikir özgürlüğü ve hoşgörü üzerine yazdıklarını bilenler böyle bir düşüncenin kendisi için ters olmadığını da bilirler. İşi biz Türkler açısından daha da ilginç kılan bir yanı var."

Uğur Vardan’ın Radikal Gazetesi’nde 23 Temmuz 2010 tarihinde yayınlanan ‘Dikkayt, komutan sağda…’ başlıklı köşe yazısından:

Evet, ben de lise çağlarından beri biliyorum ki Voltaire'in,  şeklinde çok güzel bir sözü vardır. Lakin bu söz, karşınızda fikir oldukça anlam kazanır, savaş çığırtkanlığına soyunulduğunda değil

Ahmet Hakan’ın Hürriye Gazetesi’nde 26 Ekim 2010 tarihinde yayımlanan “Renklere Göre Türkler” başlıklı köşe yazısından:

VOLTAİRE'in “Fikirlerinize katılmıyorum ama fikirlerinizi ifade edebilmeniz için canımı bile veririm” şeklinde çok bilinen bir veciz sözü var ya... Çok ama çok iyi niyetli bir söz olmasına karşın bana acayip mübalağalı gelir. Bu sözü her işittiğimde, “Katılmadığın fikirlerin ifade edilmesini savun savunmasına da, can vermek de neyin nesi Voltaire Dayı?” demek gelir içimden.

Engin Ardıç’ın Sabah Gazetesi’nde 23 Temmuz 2009 tarihinde yayımlanan “Liberalizm eşeklik değildir” başlıklı köşe yazısından:

Ama bir tokat atana öbür yanağını uzatmak da hiç değildir, o Hazret-i İsa'ya mahsustur. Sizi düşüncelerinizden ötürü kınama ya da kısıtlama hakkım yoktur ama onlara katılma zorunluluğum da yoktur (elbette sizin de benimkilere)... Hiçkimse de katılmadığı düşüncelerinizi savunabilmeniz için kendi canını verecek kadar enayi değildir, o Voltaire'in yumurtladığı parlak bir palavradır.

Hıncal Uluç’un Sabah Gazetesi’nde 17 Şubat 2009 tarihinde yayınlanan “Türkiye’nin kaderi bu mudur?” başlıklı köşe yazısından:

"Bu fikre karşı çıkmak sapıklıktır.." Yüzlerce yıl önce Fransız İhtilali'nin, yani dünyada özgürlüğü başlatan devrimin simgelerinden Voltaire "Fikirlerine karşı olabilirim ama onları söyleyebilmeniz uğruna hayatımı verebilirim" derken, bugün hem de CHP lideri, kendi fikrine karşı çıkanlara "Sapık" diyebiliyordu.

Hıncal Uluç aynı hatayı 8 Nisan 2008 tarihinde yayınlanan “İfade özgürlüğü ve sahte demokratlar!..” başlıklı köşe yazısında da tekrarlamış:

Tepedeki ikinci laf işte bu sebeple Voltaire'den alınmıştı. Fransız İhtilalinin fikir yapısını hazırlayarak dünyada çağ değişimine sebep olanların başında gelen Voltaire'den.. "Düşüncelerinize karşı olabilirim. Ama onları ifade edebilme özgürlüğünüz için canımı verebilirim."

Mehmet Altan, Yasemin Çongar, Avni Özgürel, Etyen Mahçupyan’ın yazarı olduğu 2008 yılında basılan “Hrant Dink Cinayeti” başlıklı kitabın arka kapağından:

Senin düşüncelerine katılmıyorum, ama düşüncelerini savunman için canımı bile feda edebilirim. -Voltaire, ünlü Fransız yazar ve filozof-

Reha Muhtar’ın, Vatan Gazetesi’nde 7 Şubat 2007 tarihinde yayınlanan “Beni çok yanlış anladınız hanımefendi!” başlıklı köşe yazısından:

"O yazıyı yazmasının nedeni aydınlanma çağının ünlü düşünürü Voltaire’in tek bir sözüdür: “Fikirlerinize sonuna kadar karşıyım... Ama onları savunabilmeniz için ölmeye hazırım...” Voltaire komünizmden teokratizme kadar bu ilkeyi en rizikolu kesimlere karşı benimsemiş insanları arıyor... Benim etkilendiğim kişi Voltaire’dir hanımefendi..."

Hilmi Yavuz’un Zaman Gazetesi’nde 22 Ekim 2006 tarihinde yayınlanan “Aydınlanma mı, evet hangisi?” başlıklı köşe yazısından:

Fransız Parlamentosu'nun Ermeni soykırımının inkarını yasaklayarak cezai yaptırımlara bağlayan kararı, Türkiye'de, özellikle de entelektüel kesimlerde, Fransa konusunda büyük bir hayal kırıklığı yaratmışa benziyor;- çoğu defa da, Voltaire'in o bildik vecizesi hatırlatılarak: 'Düşüncelerinize katılmıyorum, ama düşüncelerinizi dilegetirme hakkınızı sonuna kadar savunacağım!'

Mahmut Övür’ün Sabah Gazetesi’nde yayınlanan 13 Haziran 2006 tarihli “Voltaire, Erdoğan ve Perihan Mağden” başlıklı köşe yazısından:

Tam bu noktada, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın 2001'de AK Parti'yi kurduğu gün yaptığı bir konuşmayı hatırlıyorum. Genel Başkan Erdoğan, partisinin temel ilkesini ünlü düşünür Voltaire'in şu sözleriyle açıklıyordu: "Sevgili dostum, sizin görüşlerinize katılmıyorum ancak bu görüşlerinizi rahatça ifade edebilmeniz için canımı feda etmeye hazırım." Anlaşılan o günlerden bugüne çok şey değişti.

Oktay Ekşi’nin Hürriyet Gazetesi’nde 13 Mayıs 2006 tarihinde yayınlanan “” başlıklı köşe yazısından:

"GÖRÜŞLERİNİZE katılmasam bile, onları savunma hakkınızı her zaman savunurum" diyen tanınmış yazar ve filozof Voltaire'in ülkesi Fransa'nın bunu yapacağı akla gelir miydi?

Altan Öymen’in 24 Eylül 2005 tarihinde Radikal Gazetesi’nde yayımlanan “Bari Voltaire’i hatırlayalım” başlıklı köşe yazısından:

AB bir yana... Ünlü Fransız düşünürün bundan iki buçuk yüzyıl önceki sözünü hatırlamak yeter: 'Düşüncelerinize karşıyım. Ama onları söyleme hakkınızı hayatımın sonuna kadar savunacağım'

Reha Muhtar’ın 19 Eylül 2004 tarihinde Sabah Gazetesi’nde yayınlanan “Sen Voltaire’i bilir misin Hıncal Abi?” başlıklı yazısından:

Ama bana senin de okuduğun Mülkiye'deki Hocalar daha ilk derse girdiğimde Voltaire'in bir sözünü öğrettiler.. Voltaire düşüncelerine karşı çıktığı birine aynen şöyle diyor: "Fikirlerini ve söylediklerini asla kabul edemem.. Ama onları söyleme hakkını ölünceye kadar savunurum.."

Milliyet Kültür Sanat yazarlarından Nalan Bahçekapılı’nın  22 Nisan 2002 tarihli “”Micromegas” ve Voltaire” başlıklı yazısından:

Aydınlanma yazarlarından olan ve "Söylediklerinize katılmıyorum, fakat onu söyleyebilme hakkınızı ölümüne savunurum, " sözüyle de tanınan Voltaire renkli kişiliğiyle şiir, oyun, tarih, felsefe ve bilimi de kapsayan geniş bir yelpazede ürün verdi.

Kaynaklar:

voltaire dusuncelerinize katilmiyorum