Etiket arşivi: Hulki Cevizoğlu

ABD’nin Lozan Antlaşması’nı İmzalamaması ve Köşe Yazarları

Lozan Antlaşması’nın ABD tarafından henüz onaylanmadığı / ABD tarafından imzalanmadığı iddialarıyla bezenmiş komplolar fasılalar halinde gündeme gelebiliyor.

Yeniçağ Gazetesi’nin “Lozan’ı tanımayan tek ülke Amerika (Dost Görünen Düşman ( 2 ) Kahpe Amerika)” başlıklı metninde bir örneği görülebilir.

ABD Lozan’ı imzalamamıştır ya da tasdik etmemiştir. Doğru. Peki meselenin aslı nedir bakalım:

  • Osmanlı Devleti ile ABD, I. DÜnya Savaşı’nda karşı bloklarda yer alsalar da birbirlerine yine savaş açmamışlardır.
  • ABD Lozan Antlaşması’nın bir tarafı değildir. Lozan Antlaşması’na taraf olan ülkeler İngilizce çevirisinde Antlaşmanın şu şekilde sıralanmıştır: “THE BRITISH EMPIRE, FRANCE, ITALY, JAPAN, GREECE, ROUMANIA and the SERB-CROAT-SLOVENE STATE, of the one part, and TURKEY, of the other part;”
  • ABD Sevr Antlaşması’nın da tarafı olmamıştır. Sevr Antlaşması’nın tarafı değilken Lozan’ın tarafı olması beklenemez.
  • Antlaşmanın herhangi bir yerinde ABD’ye ait bir referans yer almamaktadır. Antlaşma’da ABD’nin/Amerika’nın adı dahi geçmemektedir.
  • ABD, İtilaf Devletleri tarafından Lozan Konferansı’na ilk davet edildiğinde ABD, Osmanlı Devleti ile savaşta olmaması ve Sevr’i imzalamadığı için Konferansa katılmama niyetini açıklamıştır. Ancak, kapitülasyon sahibi olması nedeniyle bu alandaki gelişmeleri takip etmesi amacıyla Konferansa gözlemci göndermiştir. Bu nedenle ABD, Lozan Barış Konferansı’na sadece “gözlemci” statüsünde katılım sağlamıştır.
  • ABD heyeti, Lozan Antlaşması’na -getireceği kapsamı belirsiz yükümlülüklerin altına girilmek istenmemesi nedeniyle- imza koymamıştır.
  • Bir ülkenin taraf olmadığı anlaşmayı imzalaması ve onaylaması beklenmez.
  • Gözlemci, taraf olmadığı için antlaşmayı imzalamakla yükümlü değildir.
  • Ki Türkiye Cumhuriyeti,
  • Haliyle antlaşmada imzasının bulunmaması gayet tabiidir.
  • ABD, Lozan Konferansı’nda müzakerelerde karşı tarafımızda değildi. ABD’li gözlemciler, Türkiye ile Amerika arasında ne dostluk, ne de zıtlaşma meydana getirecek tarzdaydı.
  • Lozan Antlaşması’nın imzalanmasından sonra ABD temsilcisi Joseph Grew ve İsmet Paşa Lozan’da kalmış ve Türkiye Cumhuriyeti-ABD arasında imzalanacak ayrı antlaşmanın detaylarını müzakere etmişlerdir. Bu Antlaşma da Lozan Antlaşmasıyla aynı isimle adlandırılmıştır. Kafa karışıklığına yol açan antlaşma budur.
  • Lozan Barış Konferansı’nın hemen ardından Türk ve Amerikan yetkililer arasında müzakere edilen (Lozan Barış Antlaşması’ndan 13 gün sonra) 6 Ağustos 1924 tarihinde üzerinde anlaşılan; ancak” ABD Senatosu’nda Ermeni lobisinin etkisiyle gerekli çoğunluk elde edilemediğinden zamanlıca onaylanamayan ve hayata geçirilemeyen Türkiye Cumhuriyeti-ABD arasında imzalanan “Dostluk ve Ticaret Antlaşması” (Treaty of Amity and Commerce) ile “Suçluların İadesi Antlaşması”nın akıbetinin kamuoyu tarafından Lozan Antlaşması ile karıştırılması olasıdır. Ki bazı tarihçiler bu antlaşmayı “Lozan Sistemi”nin bir parçası saymakta. Bahse konu Dostluk ve Ticaret Antlaşması ile ABD, Osmanlı Devleti’nin yıkılmasının ardından bağımsızlığını kazanan Türkiye Cumhuriyeti’ni resmen tanımış olacaktı. Lozan Antlaşması’nın bir uzantısı olarak görülen söz konusu Dostluk ve Ticaret Antlaşması’nın (Turkish-American Treaty of Lausanne) 18 Ocak 1927 tarihinde ABD Senatosu tarafından reddedilmiş olması da komplo teorilerinin yolunu şaşırtan bir diğer husustur.
  • ABD Senatosu’nun 1927 yılındaki reddiyle birlikte 1917 yılında ABD ile kopan diplomatik ilişkiler bir süre daha de facto olarak devam etmek zorunda kalmıştır
  • Nitekim, İstanbul’daki Amerikan diplomatik temsilcisi Koramiral Mark L. Bristol ile Türkiye Hariciye Bakanlığı arasında nota teatisiyle Lozan Sulh Antlaşması’nın imzalanmasından sonra yaklaşık olarak üç buçuk yıl sonra, 17 Şubat 1927’de muntazam diplomatik ilişkiler (bir Modus Vivendi aracılığıyla) kurularak iki ülke arasında dostça ilişkilerin başladığı resmen açıklanmıştı.
  • Bahse konu antlaşmanın reddinin ardından ABD, 24 Mayıs 1927 tarihinde Joseph C. Grew, ABD’nin Ankara Büyükelçisi olarak atanmıştır. Joseph Grew, 1927 Eylül ayından Türkiye’de görevine ve Türkiye-ABD arasında yeni bir antlaşmanın müzakerelerine başlamıştı.
  • 1929 Eylül ayında ise, 1923’te Lozan’da imzalanan ancak yürürlüğe girmeyen antlaşma metni üzerinden hareketle hazırlanan yeni Ticaret Antlaşması (Turkish American Convention of Trade and Navigation) ABD Senatosu’nda kabul edilmiştir (21 Nisan 1930 tarihli Resmi Gazete‘de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir). Söz konusu antlaşma ile ABD, kapitülasyonların kaldırılışını onaylamış ve ikili ticari, diplomatik ve hukuki ilişkilerde yeni bir çerçeve oluşturulmuştur.
  • Diplomatik ilişkilerin kurulmasının ardından Ahmet Muhtar Bey de Türkiye Cumhuriyeti’nin ABD Büyükelçisi olarak atanmıştır.

Ezcümle, ABD’nin onaylamadığı iddia edilen antlaşma, genel kanının aksine Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusu hükmündeki Lozan Antlaşması değildir, ABD ve Türkiye arasındaki Ticaret ve Dostluk Antlaşması’dır. Ki, bu antlaşma metni üzerinden tekrar müzakere edilen yeni bir Dostluk ve Ticaret Antlaşması daha sonra kabul edilmiştir.

Lozan Sonrası Türkiye-ABD İlişkileri

30 Ekim 1922 Lozan Konferansı ve Amerika

10 Kasım 1922 Lozan Konferansı dolayısile Amerika'nın Boğazlar konusundaki görüşleri

9 Nisan 1923 "Chester Projesi" veya "Şarkî Anadolu Demiryolları Anlaşması"

6 Ağustos 1923 Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasında Lozan'da imzalanan "Genel Antlaşma"

6 Ağustos 1923 : Türkiye ile Amerika Birleşik devletelri arasında Sulçuluların İadesine Dair Anlaşma

17 Şubat 1927 : Türkiye Cumhuriyeti ile Amerika Birleşik Devletleri arasında diplomatik ve konsoloslukmünasebetlerinin kurulmasına dair "modus vivendi"

1 Ekim 1929 : Türkiye ile Amerika Arasında Ticaret Seyriseferin Anlaşması

1 Nisan 1939 Türkiye ile Amerika arasında Ticaret Anlaşması

Gelinen nokta itibarıyla, Yani, ABD’nin Lozan’ı imzalayıp imzalamadığı yönünde bir kısır tartışma hem yersiz hem de tarihi gerçekler itibarıyla doğru değildir.

Konu ile ilgili en kapsamlı bilgi için, John M. Vander Lippe’nin “The ‘Other Treaty’ of Lausanne: The American Public and Official Debate on Turkish American Relations” (Diğer Lozan Antlaşması: ABD Kamuoyu ve Türk-Amerikan İlişkileri Üzerine Resmi Tartışmalar) başlıklı makalesinin okunmasında büyük fayda bulunmaktadır.

Ayrıca, Fahir Armaoğlu’nun “Belgelerle Türk – Amerikan Münasebetleri” başlıklı yayını da önem arz etmektedir.

Bu aktarımın ardından bakalım hangi köşe yazarları Lozan Antlaşması’nın ABD tarafından kabul edilmediği algısına kapılmış:

Necati Özfatura, Türkiye Gazetesi’nde 16 Temmuz 2016 tarihinde yayınlanan “Lozan Hezimeti-2” başlıklı yazısında bu hataya düşenlerden olmuş:

"Fahrettin Altay’ın hatıralarında şarap içtiğini ve "şarap bana İzmir şarabını hatırlatıyor" dediğini biliyoruz. ABD hâlen Lozan’ı onaylamamıştır. Lozan’da İngiltere ve ABD Musul petrolünü paylaşmıştır. Petrole karşı da sözde barışı sağladılar."

ABD’nin Lozan’ı tanımadığı iddialarının ateşli savunucularından Yeniçağ Gazetesi yazarı Arslan Bulut, hatasını 30 Haziran 2009 tarihli “Amerikalılara verilen 99 yıllık imtiyazın iptali!” başlıklı yazısında kısmet kabullenmişti:

"Bugün gündem dışı olmakla birlikte günümüzü doğrudan etkileyen bir olayla ilgili gelişmeler hakkında bilgi vereceğim. 1991 yılında Baba Bush’un Türkiye’ye gelişi dolayısıyla Türk-Amerikan İlişkileri’ni konu alan, “Önce Vatandan Önce Amerika’ya” başlıklı bir araştırma yapmış ve Tercüman’da yayımlamıştım. Daha sonra konunun bir bölümüne 2005 yılında çıkan Küresel Haçlı Seferi kitabımda da yer verdim. DP Genel İdari Kurulu üyesi ve Anayurt gazetesi yazarı Mehmet Arif Demirer ise bir mektup göndererek, konuyla ilgili verdiğim bilgilerin tümüyle uydurma ve dezenformasyon olduğunu, düzeltme yapmam gerektiğini söyledi. Hatta kitabı yayımlayan Bilgi Yayınevi’ne de bir mektup gönderdiğini bildirdiler. Demirer, birkaç hatamı tespit etmiş olmakla birlikte esas olarak konuyla ilgili değerlendirmemi doğrulamış oluyor."

"Demirer diyor ki,  “Refet Bele için Devlet Bakanı demişsiniz. Türkiye’de Devlet Bakanlığı ilk kez 1946 yılında Recep Peker Hükümeti’nde kurulmuştur. Lozan görüşmeleri boyunca Rauf Bey (Orbay) başbakandı. Refet Paşa o hükümette bakan değildi.” 
Bu eleştiri haklıdır. Kitabımın yeni baskısı olursa düzelteceğim.
Demirer, ikinci olarak  “Lozan’dan hemen sonra, 20 Aralık 1923 tarihinde, Cumhuriyet’in ilanından hemen sonra” cümlesinin yanlış olduğunu belirtiyor. Doğrusu “Lozan ve Cumhuriyet’ten hemen sonra 20 Aralık 1923 tarihinde”  olacaktır.
Demirer “ABD ise Mustafa Kemal Paşa’ya cevaben Lozan’ı tanımamıştı” bilgisinin de yanlış olduğunu söylüyor ve Atatürk’ün Chester Projesi hakkında 13 Temmuz 1923 tarihinde  “Amerika’ya olan inanç ve güvenimizin somut bir delilini, Chester İmtiyazını vermek suretiyle gösterdik” dediğini hatırlatıyor. 
Demirer,  “Amerikan Senatosu’nun 1927 yılında onaylamadığı antlaşma, ABD’nin Lozan’daki gözlemcisi (daha sonra Ankara Büyükelçisi) Joseph Grew ile İsmet Paşa arasında imzalanan Türk-Amerikan Barış ve Ticaret Antlaşması’dır”  diyor. 
Amerika’nın onaylamadığı antlaşmanın Lozan olmadığı yolundaki bilgiler birkaç sene önce ortaya çıkmıştı. Ben ise araştırmayı 1991’de yapmıştım. Fakat, Atatürk’ün Chester imtiyazı hakkında yukarıdaki sözleri söylemesinden 11 gün sonra Lozan’ın imzalandığına dikkat çekmek istiyorum.

Kaynak: Amerikalılara verilen 99 yıllık imtiyazın iptali! – Arslan BULUT

M. Arif Demirer, Anayurt Gazetesi’nde 5 Ocak 2015 günü yayınlanan “Amerika Lozan’ı neden onaylamadı?” başlıklı yazısında ABD’nin Lozan Konferansı’na katılmadığını iddia ederek hataya düşmüş. ABD gözlemci olarak anılan Konferans’a katılım sağlamıştı. ABD Senatosu ise 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Antlaşması’nı değil, iki ülke arasında imzalanan Ticaret ve Dostluk temalı Lozan Antlaşması’nı onaylamıştı.

"Görüldüğü gibi Chtester İmtiyaz sözleşmesi yırtılmış değil ! ABD, Lozan Barış Konferansına katılmış değil. Katılmadığı konferansın antlaşmasını onaylaması ise söz konusu değil ! ABD Senatosu, Türkiye – ABD arasında Lozan’da 6 Ağustos 1923’te imzalanan Genel Antlaşmayı, 50 EVET oyuna karşı 34 HAYIR oyu çıkınca onaylamamış sayıldı."

Yenimesaj Gazetesi’nden Orhan Dede’nin Lozan konusundaki kafa karışıklığı, 7 Haziran 2016 tarihli “Chester Projesi ve Lozan!” başlıklı yazısına yansımış. Yukarıdaki açıklamalar yardımcı olur inşallah:

"İşte ABD?li Albay Chester, 1900?lü yıllarda Türkiye?de ekonomi tetikçilerinin bugün yaptıklarını yapmaya çalıştı. Ama karşılarında Mustafa Kemal Atatürk?ü buldular. ABD, Lozan görüşmelerinde Türkiye?nin yanında yer aldı. Türkiye, 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan?ı onayladı. ABD?yle Türkiye arasındaki Chester projesi bazı ayak oyunları da kullanılarak TBMM?de vekillere onaylatıldı. Ancak Mustafa Kemal Paşa neredeyse bütün vekillerin onaylamış olduğu bu anlaşmayı yırtıp attı. Bunun üzerine ABD, Lozan Antlaşmasını imzalamadı. Lozan?ı imzalamamış olan ABD Türkiye?nin sınırlarını hala tam olarak tanımış değildir. İlişkiler ikili anlaşmalarla yürütülmektedir."

Hulki Cevizoğlu’nun Yeniçağ Gazetesi’nin “Lozan’ı tanımayan tek ülke Amerika (Dost Görünen Düşman ( 2 ) Kahpe Amerika)” başlıklı metnindeki atıflarının yanlışlığı yukarıdaki açıklamalarla açıklığa kavuşmuştur diye umuyoruz.

“İnandığın Gibi Yaşamazsan Yaşadığın Gibi İnanırsın” Sözünün Sahibi ve Köşe Yazarlarımız

İnandığın gibi yaşamazsan yaşadığın gibi inanırsın

“İnanmadığın gibi yaşarsan, yaşadığın gibi inanırsın” ya da “Ya inandığın gibi yaşarsın,Ya da yaşadığın gibi inanırsın” gibi türevleri de mevcut.

Anlam itibarıyla harikulade bir söz. “Dünyadan göçünce geride bir vecize bırakacak olsan, hangisini isterdin?” diye sorsalar, akla gelecek “ilk 10” söz arasında yer alır nazarımda.

Bahse konu söz güzel olmasına güzel; ancak, kime ait olduğuna dair tam bir netlik bulunmamakta. Kaynağı gayrı sarih durumda olan bu sözün sahipliği, Hz. Ali, Hz. Ömer ve Mevlana’ya atfedilmektedir. Durum buyken köşe yazarlarımız bu belirsizliğe değinmeksizin doğrudan anılan vecizenin sahibini “veri” kabul etmekte.

Bakalım kimler:

Münir Üstün’ün YeniŞafak Gazetesi’nde 13 Haziran 2014 tarihinde yayınlanan “İnandığın gibi yaşayacaksın bu hayatta” başlıklı yazısından:

Hz. Ali efendimizin söylediği gibi "İnandığın gibi yaşamazsan! Yaşadığın gibi inanırsın!"

Ramazan Kayan’ın Milat Gazetesi’nde 1 Kasım 2013 tarihinde yayınlanan “Dindarlığın Modernizmle Sınavı” başlıklı yazısından:

Münkere alışık, şerle tanışık, şeytanla barışık bir profil ortaya çıkıyor… Ve Mevlana haklı çıktı: “İnandığınız gibi yaşamazsanız, yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız.”

Hulki Cevizoğlu’nun 17 Eylül 2013 tarihinde Yeniçağ Gazetesi’nde yayınlanan “Cehennem Boş Bütün Şeytanlar Burada” başlıklı köşe yazısından:

“İnandığınız gibi yaşamazsanız, yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız” diyen Hz. Ömer, kimi politikacıların sizi soktuğu durumu kabullenmenize mi isyan ediyordu?

Kenan Akın’ın, Yeniçağ Gazetesi’nde 22 Temmuz 2012 tarihinde yayınlanan “Nice Ramazan-ı Şeriflere…” başlıklı yazısından:

Hazreti Ömer’e ait olduğu kabul edilen “İnandığınız gibi yaşamazsanız, yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız” sözü bu yıl da yineleniyor.

Erkin Usman’ın Yeni Asır’da 16 Nisan 2010 tarihinde yayınlanan “DP’de Çiller Sesleri” başlıklı yazısından:

İnandığınız gibi yaşamazsanız, yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız. Hz. Ömer

Bu yazarlar karşısında bazıları da anılan sözün sahibine ilişkin muallak durumu köşelerine yansıtarak doğru bir tutum sergilemişlerdir:

Ahmet Hakan, 7 Kasım 2015 günü Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan “Seçim bende neyi değiştirdi” başlıklı köşe yazısından:

"Hazreti Ali'ye atfedilen ve Müslümanların en fazla önemsediği sözlerden biri şöyledir: "İnandığın gibi yaşamazsan... Yaşadığın gibi inanırsın""

M. Fatih Çıtlak, Takvim Gazetesi’nde 30 Haziran 2015 günü yayınlanan “İnandığı Gibi Yaşamayan, Yaşadığı gibi İnanır!” başlıklı köşesinde, sözün sahibine değinmeyerek hataya düşmemiş:

"Bir insan inandığı gibi yaşamazsa, yaşadığı gibi inanmaya başlar." diyorlar. Ona göre sözcükler, metinler hazırlar âdeta yeni bir din sahibi olur, kendi kendine. Kendi dinine mensup olur.

(Benzer şekilde) Ahmet Selim’in Zaman Gazetesi’nde 2 Nisan 2015 günü yayınlanan “Bütünlük ve Tutarlılık” başlıklı köşe yazısından:

“İnandığınız gibi yaşamazsanız, yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız” sözü buna vurgu yapar.

Faruk Beşer’in 17 Temmuz 2015 tarihinde Yeni Şafak Gazetesi’nde yayınlanan “Bayram, ziyaret mi tatil mi olmalı?” başlıklı köşe yazısından:

'İnandığınız gibi yaşamazsanız, yaşadığınız gibi inanırsınız' sözü çok anlamlıdır.

HaberVaktim’den Cemal Nar’ın “Artık Sakal Serbesttir 1” başlıklı 3 Eylül 2014 tarihli yazısından:

Hani bir söz vardı ya, “inandığın gibi yaşamazsan, yaşadığın gibi inanırsın” gibi bir söz, işte öyle mi olduk acaba?

Şakir Tarım’ın 15 Temmuz 2014 tarihinde Milli Gazete’de yayınlanan “İslâm’ın İzzetini Korumak” başlıklı yazısından:

"Meşhur sözdür: “İnandığınız gibi yaşamazsanız, yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız.” Bu anlayış, ölçüleri alt üst ediyor, iman ve hayat tarzı arasında ikilem oluşturuyor."