Etiket arşivi: Hasan Öztürk

Hasan Öztürk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Semerkant’taki Fotoğrafının Arka Planını Yanlış Yorumlamış

Hasan Öztürk, Yenişafak Gazetesi’nde 20 Kasım 2016 günü yayınlanna “Devlet sırtını Maturidi’ye dayamışsa” başlıklı yazısının temel mantığını, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Semerkant ziyaretinde Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile çektirdiği basına yansıyan fotoğrafın üzerine kurmuş; ancak, önemli bir noktayı gözden kaçırmış:

Toparlayalım.

Cumhurbaşkanımız son olarak Özbekistan'ı ziyaret etti. Bu ziyarete ilişkin öyle bir fotoğraf karesi yansıdı ki olup bitenlerin tamamının özeti niteliydi.

Cumhurbaşkanımız Erdoğan, sağına Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'ı, soluna MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ı alıp İmam Maturidi'nin kabrinin önünde hatıra fotoğrafı çektirdi.

Fotoğrafı görünce şunları düşündüm:

Birincisi, Semerkant'ta ata yurdunda devletin devamlılığına vurgu yapıldı…

İkincisi, İmam Maturidi'nin kapısında devletin ilan edilmemiş resmi itikadının Maturidilik olduğu bir kez daha ilan edildi…

Üçüncüsü, o fotoğrafta, FETÖ gibi sapkın inanışlara karşı mücadele vermiş ve bilginin kaynağının vehp ve keşif olmadığını itikadi temellere oturtmuş bir ekolün sahibi olan İmam Maturidi'ye sırtını yaslamış devleti gördük…

Dördüncüsü, birliğimizin temsilcisi Cumhurbaşkanımız, vatanımızın bekçileri MİT ve Genelkurmay Başkanları ile manevi önderlerimizden İmam Maturidi aynı karede buluşmuştur.

Beşincisi ve sonuncusu, FETÖ'ye de onun gibi sapık düşüncelere de bugünlerde mezhep üzerinden emperyal duygularını kabartan İran'a da çok anlamlı bir mesaj verilmiş.

Haksız mıyım?

Hasan Bey, fotoğrafın manasını yorumlama konusunda haklı olabilir.

Haksız olduğu nokta ise, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Genelkurmay Başkanı Akar ve MİT Müsteşarı Fidan ile çektirdiği fotonun arka planı.

cumhurbaskani-erdogan-registan-meydani-fotograf

Fotoğrafın İmam Maturidi’nin kabrinin önünde çekildiğini iddia etmiş; ancak fotoğraf, Semerkant’ta Uluğbey, Şir Dor, Tillia-Kari Medreseleri’nin yer aldığı Registan Meydanında çekilmiştir.

Fotoğrafın arka planında İmam Maturidi’nin türbesi bulunmamaktadır.

Tam arkalarında yer alan yapı, Tillia-Kari Medresesidir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İmam Maturidi türbesini ziyaretine dair fotoğraflar incelenirse, İmam Maturidi türbesinin farklı bir yapı olduğu ve bahse konu fotoğrafta İmam Maturidi’nin türbesinin olmadığı anlaşılacaktır.

cumhurbaskani-erdogan-imam-maturidi-turbesi-fotograf

Hasan Öztürk ve MHP’nin 2007 Cumhurbaşkanlığı Seçimi Adayı

Hasan Öztürk, Yenişafak Gazetesi’nde 14 Ekim 2016 günü yayınlanan “Bahçeli bir kilidi daha açıyor” başlıklı köşe yazısında, MHP’nin 2007 yılında gerçekleşen Cumhurbaşkanlığı seçiminde adayını yanlış aktarmış:

"2007'deki 367 garabeti de yine, MHP lideri Bahçeli'nin, “Cumhurbaşkanı adayımız Sebahattin Çakmakoğlu'dur. Meclis'e gireceğiz. Adayımızı destekleyeceğiz” çıkışıyla atlatılmıştı."

MHP’nin adayı Sadi Somuncuoğlu idi, Sebahattin Çakmakoğlu değil.

Not: Hasan Öztürk, bu hatasını daha sonra internet sitesinde düzeltmiştir; ancak bu hata, basılı metinlerde yerini korumaktadır.

 

 

Türkiye Türklere Bırakılmayacak Kadar Değerlidir Sözünün Sahibi ve Köşe Yazarları

“Türkiye Türklere Bırakılmayacak Kadar Önemlidir/Değerlidir”…

Oldukça rahatsız edici ve özellikle son dönemde memleketin başına gelenlerden sonra daha da anlam kazanan bir vecize…

Bu söz karşısında irkilen nice vatandaş, bu sözün Türk vatanı üzerinde emelleri bulunan küresel güçlerin temsilcileri ya da bu küresel güç odaklarının Türkiye’deki ağızları tarafından dile getirildiğini düşünmekte ve iddia etmekte.

Diğer birçok vecizede olduğu gibi ilk söyleyen kişinin kim olduğu konusunda köşe yazarlarının ve halkın kafası karışık ve doğrular yine saptırılmış vaziyette.

 Bu sözün müellifi hakkında teoriler 4 kişi ve 1 kavrama odaklanmakta:

  1. Madeline Albright
  2. William Ewart Gladstone
  3. Mehmet Ali Birand
  4. Cüneyt Ülsever
  5. Dış güçler

Üzülerek belirtmek gerekir ki bu sözün sahibi bu 4 kişi de değil. Anonim hale gelmiş vaziyette.

Sebepleri ile sıralayalım:

İnternet kaynakları tarandığında sözün sahibine ilişkin en yaygın iddianın, okları Mehmet Ali Birand’a çevirdiğini görüyoruz. Mehmet Ali Birand’ın Posta Gazetesi’nin 13 Ocak 2000 tarihinde yayınlanan bir köşe yazısında, Viyana’da katıldığı bir konferanstan gözlemlerini aktarırken bu sözü paylaştığı iddia edilmekte. Ancak, her ne kadar Posta gazetesinin çevrimiçi arşivi olmadığı için ilgili yazıyı inceleme fırsatımız olmasa da, bu yazıya ilişkin herhangi bir somut kanıtın olmaması, atıf yapılan metnin sadece birkaç kişi tarafından dile getiriliyor olması ve birazdan aktarılacağı üzere Cüneyt Ülsever’in konuya ilişkin açıklaması nedeniyle Mehmet Ali Birand’ın bu sözün ilk sahibi olamayacağını değerlendiriyoruz.

Yenişafak Gazetesi’nden Hasan Öztürk’ün 15 Mayıs 2016 tarihli “‘Türkiye sadece Türklere bırakılamayacak kadar önemli bir ülkedir’” başlıklı yazısında bu iddia şu şekilde aktarılmış:

"Mehmet Ali Birand 13 Ocak 2000 tarihinde Posta gazetesinde bir yazı kaleme almıştı. Yazısında Viyana'da katıldığı Türkiye konulu uluslararası bir konferanstan söz etmişti. Ve şunları söylemişti: “Türkiye'siz Balkanlar rahat nefes alamaz. Ankara ile belirli bir uzlaşıya varmadan, Irak-İran-Suriye üçgeninde barış kurulamaz. Ege ve Akdeniz, Türkiye'nin net katkısı sağlanmadan sükûnete kavuşamaz. İşte bunlardan dolayı da, bize her kafamıza eseni artık yaptırmayacaklar. Avrupa Birliği, Uluslararası Para Fonu kuralları ortaya koyacak. Bizler de bu kurallar çerçevesinde oynayacağız. Bir konuşmacının dediği gibi, 'Türkiye, sadece Türklere bırakılmayacak kadar önemli ve değerli bir ülke' durumuna girdi.”"

Bu iddiayı OdaTV de ortaya atanlardan olmuştu:

"((„Türkiye, yönetimi Türklere bırakılamayacak kadar değerli bir ülkedir“)) diye seneler öncesi dahiyane(!) bir tespitte bulunan M. Ali Birand`ın, bölücülüğe ve işbirlikçilere hizmet ettiği ve açıkça vatana ihanet ettiği, 23.06.2011 tarihli, ODATV`de yayınlanan yazısında da tüm çıplaklığı ile görülüyor!.."

Bu sözün sahibinin ABD Dışişleri eski Sekreteri Madeline Albright olduğu iddiası, Bayan Albright’ın profili nedeniyle ilgi çeken iddialardan. Ancak, yine şehir efsanelerinde genel olarak gözlemlendiği üzere bu hususu teyit edecek herhangi bir haber ya da belge bulunmamaktadır.

Vahdet Gazetesi’nden Seyfi Şahin, 14 Ağustos 2016 tarihli “Alparslan Türkeş ve Fethullah Gülen” başlıklı yazısında sözü çarpıtarak Bakan Albright’a atfetme hatasına düşmüş:

"ABD eski Dışişleri Bakanı Albrigth dedi ki; “Türkiye, Türklere verilemeyecek kadar büyük bir ülkedir.”"

Seyfi Şahin aynı iddiaya Ortadoğu Gazetesi’nde 2 Kasım 2010 tarihinde yayınlanan “Kürt Kardeşlerimize” başlıklı yazısında da yer vermiş:

"ABD eski dış işleri bakanı ALBRİGHT öyle diyor "Türkiye, Türklere bırakılmayacak kadar büyük bir ülkedir." O halde bizi bölüp parçalamak istiyor. Onlar için Müslüman kanı dökülmüş o kadar önemli değil… Onlar sömürmeye devam ediyorlar."

Yine Seyfi Şahin’in Ortadoğu Gazetesi’nde yayınlanan “Albright ne dedi” başlıklı 26 Ekim 2010 tarihli yazısından:

"Madeleine Albright, 1937 yılında Çekoslovakya'nın başkenti Prag'da doğmuş bir Yahudi politikacıdır. İkinci dünya savaşından sonra diplomat olan babası ile beraber Amerika'ya göçmüştür. ABD'nin BM temsilciliğini yapmış ve Başkan Bill Clinton zamanında da dışişleri bakanı olmuş birisidir. Şimdi birçok ABD üniversitesinde ders vermektedir. Bazı düşünce kuruluşlarının yöneticisidir. Dünya Yahudi lobisinin ileri gelenlerindendir. Dünyada Yahudi çıkarlarını koruyan önemli merkezlere öncülük eder. Dünya siyasetini iyi bilen çok ferasetli bir kadındır. Türkler hakkında çok olumsuz sözleri vardır. Mesela "Türkiye, Türklere verilemeyecek kadar büyük bir ülkedir" sözü ona aittir."

Aynı şekilde, bu söz İngiltere eski Başbakanı William Ewart Gladstone’a atfedilmiş vaziyette. İnternet kaynaklarında bu atfı yapan tek kişinin Türkiye Gazetesi yazarı Necati Özfatura olduğunu görüyoruz. Necati Bey’in tek başına bayraktarlığını yaptığı bu iddia da mesnetsizliği ve desteksizliği nedeniyle zayıf görünüyor.

Necati Özfatura’nın Türkiye Gazetesi’nde 2 Nisan 2015 tarihinde yayınlanan “Çanakkale Zaferinin Detayları” başlıklı yazısından:

"O günlerde The Times gazetesi "Hazırlanın, 1453'ün intikamını almaya gidiyoruz" şeklinde manşet atmıştır. Hatta o dönemin İngiltere başbakanı (Yahudi asıllı) Goldstone "Türkiye, Türklere bırakılmayacak kadar önemli bir ülkedir" demiştir."

Gelelim en kuvvetli iddiaya. Daha doğrusu işin aslına.

Cüneyt Ülsever, kendisine yöneltilen iddialar karşısında daha fazla dayanamayarak, Hürriyet Gazetesi’nde 20 Mart 2002 tarihinde yayınlanan “Türkiye’de ne sağ var, ne de sol” başlıklı köşesinde “Türkiye, Türklere bırakılmayacak kadar önemli bir ülkedir” sözünü Batı dünyasının ülkemize yönelik bakış açısını aktarmak için kullandığını söylemiştir.

AÇIKLAMA: En son taşeronluğunu yüklendiği görev sinekten yağ çıkararak vatan hainlerini tespit etmek olan tetikçi, benim bir TV programında sarf ettiğim, ‘‘Türkiye, Türklere bırakılmayacak kadar önemli bir ülkedir’’ sözümü cımbızla bütününden ayıklamış ve beni de vatan hainleri safhına katmış. Onun bu tavrı eşyanın tabiatına uygun olduğu için önemli değil. Ancak, yanından kovulana kadar Apo'nun peşinde giden, şimdi de Müslüman kasabı Miloseviç ile karşılıklı hayranlık mektupları değiş tokuş eden bu yeni milliyetçinin peşine ülkücü arkadaşlar düşünce bu açıklama gerekli hale geldi.

Bütünü içinde o cümle Batı'nın bize bakış açısını anlatan bir konuşmanın sadece bir parçasıdır. Cümle onların ağzını yansıtmaktadır.

Konuşmanın bütününü görmek isteyenler Habertürk'ten kaset kayıtlarını (Avrupa Kulübü Programı-12.03.2002) isteyebilirler.

İlgililere duyurulur!

Yani Cüneyt Ülsever, sözü yansıtıldığı şekilde kötü maksatlı kullanmadığını, bilakis Batının bakış açısını tanımlamak için kullandığını 2002 yılında belirterek (ayağı sağlam basmayan) diğer iddiaların hepsini boşa çıkarmaktadır.

Bu açıklamaya rağmen Salih Tuna, Yenişafak Gazetesi’nde 16 Mart 2013 tarihinde yayınlanan “Ben böyle ‘nafile’ köşe yazarı görmedim” başlıklı yazısında bu sözü Hürriyet Gazetesi yazarı M. Yakup Yılmaz’a atfetmiş:

"Yok, hükümet "derleştirisi" ihtiyacınızı karşılıyorsa Cüneyt Ülsever"in yanında M. Yakup Yılmaz"ın lafı mı olur. Coştu mu, "Türkiye Türklere bırakılmayacak kadar önemlidir" derdi. (Galiba şimdilerde bir gazetede "ulusalcılık" falan yapıyor, Allah selamet versin.)"

Bir de, bu sözü başkasına atfetmeden kendininmiş gibi (utanmadan) kullananlar var.

(Mehmet Ali Birand’ı, Cüneyt Ülsever’i ve Madeline Albright’ı bu sözü söylediği iddiasıyla linç etme girişiminde bulunanlara adres göstermek gibi olmasın ama) Ergün Diler bu kişilerden biri.

Takvim Gazetesi’nden 18 Aralık 2013 tarihli “Kumpas” başlıklı yazısından gelsin:

""Türkiye kendi haline bırakılmayacak kadar önemli ve değerli bir ülkedir" diye çok yazdım! "Türkiye Türkler'indir" dense de ne yazık ki hiç olmamıştı! Ne kadar gözyaşı ve kan akıtsak da ülke sadece kağıt üzerinde bizimdi! Bunu bilmedik!.."

İsrail’in Dilediği İlk Özür ve Köşe Yazarları

Daha önce Malumatfuruş’ta dile getirmiştik, İsrail tarihinde ilk kez Mavi Marmara hadisesi nedeniyle Türkiye’den özür dilemedi, daha önce de dilemişti.

Köşe yazarlarının yapmaktan imtina ettiği basit bir internet taraması aşağıdaki özürleri gösteriyor:

***

20 Ağustos 2011 – İsrail’in Mısır’dan Özür Dilemesi

Israel Apologizes To Egypt For Killing Three Of Its Soldiers

Israel submitted on Saturday an apology to Egypt over the death of three Egyptian soldiers who were killed by the Israeli army on Thursday following the Eilat attack carried out by gunmen who infiltrated into Israel and killing eight Israeli soldiers and wounding 30 others. The apology was submitted by Israel’s former ambassador to Cairo, Shalom Cohen, who also informed Egypt that Israel accepts conducting a joint Israeli-Egyptian investigation into the issue. Cohen went to Egypt not as an envoy dispatched by the Israeli government, but as the acting ambassador, as the Israeli ambassador, Yitzhak Levanon, is currently not in Cairo. Israeli Defense Minister, Ehud Barak, expressed Saturday “sorrow over the death of three Egyptian soldiers” who were killed by Israeli army fire following the Eilat attack. Barak added that he instructed “specialized departments” to hold an investigation into the issue, and to conduct a separate joint investigation in cooperation with Egypt.

***

15 Ocak 2009 – İsrail’in BM’den Özür Dilemesi

Israel apologizes for UN refugee agency strike, as army advances

Israeli defense minister apologized to U.N. Secretary-General Ban Ki-moon on Thursday after Israeli forces shelled the main U.N. aid compound in the city of Gaza, as te troops moved further into Gaza City amid ongoing truce talks.

***

28 Ocak 2008 – İsrail’in Beatles Müzik Grubundan Özür Dilemesi

Israel apologizes to The Beatles

Foreign Ministry decides to rectify historic injustice, extend apology to British band over cancellation of its performance in Jewish state 43 years ago

***

2004 – İsrail’in Yeni Zelanda’dan Özür Dilemesi

Two Israelis are sentenced to six months in jail by an Auckland court after they admit trying to obtain a New Zealand passport fraudulently. Wellington suspects they are from the Mossad and suspends relations with Israel in protest. A year later, Israel apologizes to New Zealand, which restores ties.

***

1998 – İsrail’in İsviçre’den Özür Dilemesi

Israel apologizes to the Swiss government for the incident involving its agents. Mossad head Danny Yatom resigns.

***

1985 – İsrail’in ABD’den Özür Dilemesi

U.S. Navy analyst Jonathan Pollard is arrested for passing intelligence to Lakam, an Israeli agency specializing in scientific cooperation. Israel apologizes to the United States and dismantles Lakam. Pollard is sentenced to life in prison.

***

1967 Liberty Vakası – İsrail’in ABD’den Özür Dilemesi

In one of the most controversial events in U.S. military history, the lightly armed Liberty was attacked by Israeli planes, three torpedo boats and helicopters and was bombed with napalm, torpedoed and shelled on June 8, 1967, while sailing in international waters in the eastern Mediterranean Sea. Israel apologized to the United States and paid more than $12 million in compensation.

***

23 Haziran 1960 – İsrail’in Arjantin’den Özür Dilemesi

The Security Council condemned the abduction, and Israel apologized to Argentina. The Council adopted a resolution condemning the kidnapping by a vote of 8 to 0, with two abstentions, and one member— Argentina—not participating in the vote.

***

İsrail Türkiye özür

İsrail’le ilişkilerin normalleşmesi ile birlikte bu hata tekrar zuhur etti gazete köşelerinde. Bakalım kimler bu hataya düşmüş:

Hilal Kaplan, daha önce Yeni Şafak Gazetesi’nde 21 Aralık 2015 günü yayınlanan “İsrail-Türkiye Anlaşmasında Son Durum” başlıklı köşe yazısında yaptığı hatayı Sabah Gazetesi’nde 28 Haziran 2016 tarihinde yayınlanan “Gazze’den çok Gazze’ciler” başlıklı yazısında tekrarlamış:

"Malumunuz, Mart 2013'te, İsrail Başbakanı Netenyahu, Başbakan Erdoğan'ı arayıp Mavi Narmara saldırısından ötürü özür dilemişti. Bu, yani yabancı bir devletten özür dilemek, İsrail tarihindeki bir ilkti."

Kenan Alpay, Yeni Akit Gazetesi’nde 23 Haziran 2016 günü yayınlanan “İsrail ve Rusya’yla Nasıl Anlaşılır?” başlıklı yazısında bu hataya atlamadan edememiş:

"Askeri işbirliği, ticari ayrıcalıklar, ortak tatbikatlar, stratejik işbirliği, istihbarat paylaşımı dâhil İsrail’e tanınan bütün ayrıcalıklar kısa bir süre içerisinde AK Parti Hükümeti tarafından iptal edildi. Nihayet Amerika ve Avrupa’nın ısrarıyla İsrail ilk defa işlediği cinayetlerden ötürü özür diledi ve tazminat ödemeyi kabul etti."

İnternethaber’de köşe yazısı yazmadık konu bırakmayan Süleyman Özışık’ın 27 Haziran 2016 tarihli “İsrail’le neden ve nasıl anlaştık?” başlıklı yazısından:

"1 - İsrail'in özür dilemesi... Bu maddeyi kuru bir özürden ibaret görmeyin. Yani bu basit bir "Pardon" meselesi değildir. İsrail, kurulduğu tarihten bu yana ilk kez bir ülkeden resmi olarak özür diliyor."

Ersoy Dede’nin Aktüel’de 27 Haziran 2016 günü yayınlanan “İsrail’den İstediğimizi Aldık” başlıklı yazısından:

"- İsrail tarihinde ilk defa bir başka devletten özür diledi.."

Ömer Turan’ın Avaz Türk’te 27 Haziran 2016 tarihinde yayınlanan “İsrail ilk kez diz çöktü” başlıklı yazısından:

"Türkiye zerre kadar geri adım atmadı; Apolgy yani özür tabiri olacak ve resmi yazı şeklinde olacak dedi ve bunda diretti. Türkiye’nin ve Erdoğan’ın bu çelik iradesi karşısında İsrail geri adım attı ve tarihinde ilk kez özür diledi, hem de resmen."

Hasan Öztürk’ün Yenişafak Gazetesi’nde 28 Haziran 2016 tarihinde yayınlanan “Lice’de uyuşturucu tarlaları, Akdeniz’de ormanlar yanıyor” başlıklı yazısından:

"Mavi Marmara şehitlerinin kanı yerde kalmamıştır. Zira şımarık İsrail tarihinde ilk kez özür dilemiş, tazminat ödemeyi kabul etmiştir. Abluka kısmen kırılmıştır."

Fuat Uğur’un Türkiye Gazetesi’nde 28 Haziran 2016 günü yayınlanan “İHH’nın sıkıntısı ve yalanın daniskası” başlıklı yazısından:

"1-Üç kez tüm Arap dünyasını yenilgiden yenilgiye uğratan, bırakın onu, arkasındaki güçlü Yahudi lobisi ve ABD desteği sayesinde Dünya’ya kafa tutan İsrail, kurulduğu günden beri ilk kez bir devletten özür diledi."

Milat Gazetesi’nden Seyfi Uzunkök’ün 28 Haziran 2016 tarihli “Coca Cola için” başlıklı yazısından:

"İsrail ile yapılan anlaşmada Müslümanlara yönelik önemli kazanımlar var: * İsrail, tarihinde ilk kez yabancı bir devletten özür diledi… * Tazminat ödemeyi kabul etti…"

Markar Esayan’ın Akşam Gazetesi’nde ve Serbestiyet’te 28 Haziran 2016 günü yayınlanan “Gazze filosunun amacı bu değil miydi?” başlıklı yazısından:

"İsrail ile Gazze konusundaki mutabakat, 26 Haziran pazar günü Roma’da sonuçlandırıldı.


- İsrail, Mart 2013’te Türkiye’nin ilk talebini karşılayarak tarihte ilk kez yabancı bir devletten özür dilemişti. Mutabakat kapsamında Türkiye’nin diğer iki şartı da kabul edildi. İsrail, Mavi Marmara saldırısında hayatını kaybedenlerin ailelerine tazminat ödemeyi ve Türkiye’nin Gazze’deki insani duruma müdahalesini kabul etti."

Burak Kıllıoğlu’nun Milli Gazete’de 28 Haziran 2016 günü yayınlanan “Katille anlaşmak!” başlıklı yazısından:

"Türkiye ile İsrail’in anlaştığı haberlerinin ardından, bunu müthiş bir şeymiş gibi sunmaya çalışanlar ısrarla “İsrail’in Mart 2013’te, tarihte ilk kez yabancı bir devletten özür dilediği” gibi bir saçmalığı pompalamaya başladılar. Ezikliğe bakın! İsrail’i artık nasıl gözlerinde büyütüyorlarsa, “tarihte ilk kez” özür diledi diye övünç duyuluyor! Bu arada, bu bahsi geçen özrü “resmi” olarak da gören olmadı tabii."

Star Gazetesi eski yazarlarından Sedat Laçiner, uluslararası ilişkiler alanında ettiği kelâmlar ve yazdığı satırlara rağmen, 24 Mart 2013 tarihinde yayınlanan “İsrail’in özrü ve barış süreci” başlıklı yazısında bu hatadan geri kalmamış:

"İsrail’in özür dilemesi, tazminat talebini kabul etmesi ve Gazze üzerindeki ablukanın kaldırılması ikili ilişkilerin ötesinde bölgesel sonuçlar doğuracaktır. İsrail’in tarihinde ilk defa özür dilediği, böyle bir tavrı Batılı ülkelere karşı dahi göstermediği düşünülecek olursa özrün ilk sonucu prestij kazanmaktır."

Murat Yetkin, Radikal Gazetesi’nde 23 Mart 2013 tarihinde yayınlanan “İsrail özrünün perde arkası” başlıklı yazısında kendisinden beklenmeyecek bu hatayı yapmıştı:

"Kıssadan çıkacak hisse şu: Haklılığınıza inanıyorsanız ve kararlı durursanız kazanırsınız. Erdoğan’ın İsrail politikasında kararlı durması başarıyla sonuçlanmıştır. Dahası, İsrail 1948’deki kuruluşundan bu yana ilk defa askeri bir eyleminden dolayı özür dilemiştir."

 

 

 

Hüseyin Öztürk ve Balkan Ülkeleri

Hüseyin Öztürk, Yeni Akit Gazetesi’nde 30 Eylül 2015 tarihinde yayımlanan “Kosova’dan Bursa’ya” başlıklı köşe yazısında Kosova’yı odak noktasına almış:

"Evet, 520 yıl boyunca Müslümanıyla, Katoliğiyle, Ortodoksuyla, Sırp, Arnavut, Boşnak, Türk demeden “huzur, güven ve istikrar” içerisinde yönetilen Balkan topraklarında bugün 6 ayrı ülke vardır. Bu 6 ülke Türkiye sınırından fiziki olarak ayrılsa da Müslüman halkımız bir ve beraberdir."

Türkiye hariç toplam 9 Balkan ülkesi (Arnavutluk, Bosna Hersek, Kosova, Karadağ, Makedonya, Yunanistan, Bulgaristan, Hırvatistan ve Sırbistan) Osmanlı yönetimi altındaydı. 6 değil.

Kaynak:

300px-OttomanEmpireIn1683tr