Etiket arşivi: Hakkı Arslan

Çanakkale Şehitlerinin Sayısı ve Köşe Yazarları

Bugün 18 Mart. Çanakkale Zaferimizin yıl dönümü. Şehitlerimizin ruhu şad olsun.

Vatan uğruna hayatını esirgemeyen şehitlerimizi anmak adına güzel bir gün, 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve 18 Mart Çanakkale Zaferi Yıl Dönümü.

Ancak, Çanakkale Savaşı’ndaki şehit sayısına ilişkin tam bir karmaşa mevcut.

Çoğu köşe yazarı ezberden konuşarak 250 / 253 bin şehit verdiğimizi aktarıyor. Ancak, kaynaklar şehit sayısının o kadar olmadığını belirtiyor.

Genelkurmay’ın askerî tarih ile ilgili birimi olan Genelkurmay Başkanlığı Askeri Tarih Araştırmaları Strateji Etüdler Daire Başkanlığı’na (ATASE) göre Çanakkale’deki şehit sayımız tarih kitaplarında öğretildiği ya da köşe yazarlarının belirttiği gibi 253 bin değil, 57 bindir.

Yani, rakam ile söylentiler arasında yaklaşık 175 binlik fark var.

ATASE tarafından yürütülen araştırma, bu farkın askeri kayıtlardaki “kayıp” ifadesinin yanlış yorumlanmasından kaynaklandığını ortaya koymuştur. Cephede şehit düşen 55 bin 801 kişinin ismini tek tek belirleyen Genelkurmay Başkanlığı, “kayıp” ifadesinin hastalık, esirlik, kaybolan, kaçan, sakat kalan, yaralanan, sonradan savaşamayacak duruma düşenleri kapsadığına dikkat çekmiştir. Buna göre, şehit olarak ifade edilen 253 bin kişiden 195 bini resmi kayıtlarda “kayıp” olarak görünüyor. Araştırmada kayıp 195 bin askerin yaklaşık 20 bininin hastalık sonucu kaybolduğu bilgisi kesinlik kazanırken, askerlerden 10 bininin, savaş sırasında firar ettikleri ya da esir düştükleri sanıldığı iddia edilmektedir. Kalanların ise, yaralı olduğu ve savaşamayacak duruma düştüğü için kayıtlara “kayıp” olarak geçildiği tahmin edilmektedir.

Tespit edilen diğer kaynaklardaki bilgiler ise şu şekilde:

  • Korgeneral Selahattin Çetiner’in “Çanakkale Savaşı Üzerine Bir İnceleme” adlı kitabında da şehit sayısı 57 bin 84 olarak belirtilmiştir.
  • Muzaffer Albayrak ile Tuncay Yılmazer’in “Sorularla Çanakkale Muharebeleri” isimli kitabında cephede hayatını kaybedenlerle daha sonra yaraları dolayısıyla vefat edenlerin toplam sayısının 101.279 olduğu aktarılmakta.
  • ABD’li askeri tarihçi Edward Erickson’un “Birini Dünya Savaşı”nda Osmanlı ordusunu inceleyen “Size Ölmeyi Emrediyorum” adlı kitabına göre 595 subay ile 56 bin 48 askerin şehit olduğu, 1018 subay ve 95 bin 959 askerin yaralandığı, 27 subay ve 11 bin 151 askerin kayıp listesine geçtiği belirtilmekte.

Gallipollidigger adlı siteden alıntıladığımız Korgeneral Selahattin Çetiner’in “Çanakkale Savaşı Üzerine bir İnceleme” adlı kitabından veriler şu şekilde:

5 inci ORDUNUN 25 NİSAN 1915’TEN 09 OCAK 1916’YA KADAR VERDİĞİ ZAYİAT

Raporun

Kapsadığı dönem

Belge No

Subay

Er

Genel Top

Kıs.

H.C

Fihrist

Şehit

Yaralı

Esir/ Kayıp

Top (a)

Şehit

Yaralı

Esir/ Kayıp

Hava değ.

Hast. Ölen

Hast. Gön

Top. (b)

(a+b)

25 Nisan 1915’den 18 Kasım 1915’e Kadar

3474

H- 24

10-2

562

949

27

1538

53.535

86.209

10.710

7.084

18.746

176.285

177.823

18-24 Kasım 1915

3474

H- 24

10-2

4

8

12

606

2.630

3

3.349

3.361

25 Kasım 1915’den 08 Aralık 1915’e Kadar

3474

H- 25

11-6

15

42

57

1.150

3.468

419

5.442

5.499

09 Aralık 1915’den 19 Aralık 1915’e Kadar

3474

H- 25

11-10

3

11

14

583

2.737

18

3.338

3.352

19-30 Aralık 1915

3474

H-26

12-17

2

7

9

502

1.532

1.022

11.735

14.791

14.800

31 Aralık 1915’den 08 Ocak 1916’ya Kadar

3474

H- 55

14-32

3

3

119

271

529

2.265

3.184

3.187

 Genel Toplam

589

1.017

27

1.633

56.495

96.847

11.151

7.084

20.297

14.000

206.389

208.022

 Genel Şehit Toplam : 589 + 56.495 = 57.084

 * Diğer Zayiat Toplamı: ( Yaralı + Kayıp,Esir + Hv.Değişimi + Hastalıkan Ölen + Hastaneye Giden )=150.936 Askerdir.

 * Erler sütununda zayiat deyimi içine giren unsurlar 5 çeşit olarak açıkça belirtmiştir. Maalesef zayiatla şehit kelimelerini eş anlamlı zanneden pek çok yazar ve üst düzeyde kamu görevlisi şehit miktarımızı hatalı olarak , 250.000 hatta 300.000 sayısına kadar çıkartmaktadır. Resmi yayınlarda, Çanakkale Milli Parkı’ndaki anıtlarda ve konuyla ilgili bazı neşriyatlarda bu abartmalı miktara rastlamak beni üzmektedir. Daha geniş bilgi sonuç bölümünde verilmiştir.

 * Boş hanelere kaydedilmemiş kayıpların toplamı 42.000 kadardır. Bunları da ilave edince zayiatımız 250.000 eder. 

 

Çanakkale şehitlerinin sayısını ezberden yanlış aktaran köşe yazarları kimlermiş bakalım:

Ahmet Taşgetiren’in Star Gazetesindeki 19 Mart 2017 tarihli “Çanakkale’den çağımıza ruh nakli” başlıklı yazısından:

"10 bin, 20 bin, 50 bin, 100 bin değil, dile kolay, 250 bin canı feda ederek kurulan bir ruh – kalb – gönül – iman - cehd - cihad seddidir Çanakkale."

Ahmet Taşgetiren, 2 yıl önce 15 Mart 2015 tarihinde Star Gazetesi’nde  yayınlanan “100 yıl sonra Çanakkale’ye bakış” başlıklı neredeyse tamamı aynı yazısında aynı satırları kullanmıştı.

Bülent Erandaç’ın Takvim Gazetesinde 19 Mart günü yayınlanan “Çanakkale’den 15 Temmuz’a” başlıklı yazısından:

"Çanakkale Geçilmez" destanı 250 bin vatan evlâdımızın, şehâdet şerbetini içmesi neticesinde gerçekleşmişti.."

Saadet Oruç’un Star Gazetesindeki 19 Mart 2017 tarihli “Çanakkale ruhu ve bugünkü saldırılar” başlıklı yazısından:

"Askeri zayiat sayımız 250 bin."

Sadullah Özcan’ın Milat Gazetesinde 19 Mart 2017 günü yayınlanan “Balkan-Çanakkale Ortadoğu ve bütünlük” başlıklı yazısından:

"O zaman verdiğimiz 250 bin şehidimizin şahadetini de bu zaferi bize bahşeden diğer gazilerimizi de anlayamayız."

Hüseyin Öztürk, 20 Ağustos 2015 tarihinde Vakit Gazetesi’ndeki “Türkiye Müslüman Ruhlara Emanettir” başlıklı köşe yazısında Çanakkale Savaşı’nda verdiğimiz şehit sayısını baya yüksek aktarmış:

“Haçlıların kabullenemediği bir başka nokta da Gelibolu Yarımadası’nda; Vatan için, Allah için Kur’an için şehit olmuş 500 bin Müslüman ruhların varlığıdır.”

Hasan Karakaya’nın Yeni Akit Gazetesi’nde “Destanın 100. yılı… Dünyayı yenenlerin, yenildiği yer: Çanakkale!” başlıklı 25 Aralık 2015 tarihli yazısından:

“Bir-iki günde bozguna uğratacaklarını” zannettikleri “Ümmet’in askerleri”, öyle bir “direniş” gösterirler, öyle “taarruz”larda bulunurlar ki;“Londra ve Paris’te yapılan hesapların, Çanakkale’ye uymayacağını”gösterirler!..

“253 bin şehit” verirler ama,

“Çanakkale’nin geçilemeyeceğini” gösterirler!..

Rahim Er’in Türkiye Gazetesi’nde 24 Kasım 2015 tarihinde yayınlanan “Orası Çanakkale” başlıklı yazısından:

"Biz, Çanakkale'de 253 bin şehit verdik. 53 bin şehit de İkinci Çanakkale'de vermeyelim."

Hasan Celal Güzel’in Radikal Gazetesi’nde 21 Mart 2010 tarihinde yayınlanan “Çanakkale içinde vurdular beni” başlıklı yazısından:

"Sadece Çanakkale’de 253 bin şehit veren ve hiçbir meşakkate aldırmadan büyük bir imanla mücadelesine devam eden bu Aziz Millet, önüne çıkarılan Ermeni iftiralarına müstehak değildir."

Mustafa Mutlu’nun Vatan Gazetesi’nde 18 Mart 2012 tarihinde yayınlanan “18 Mart 1915’ten ve 30 Ekim 1918’den almamız gereken ders” başlıklı yazısından:

"18 Mart 2012... Çoğu öğretim çağında 253 bin subayımızın, erimizin ve erbaşımızın şehit düştüğü Çanakkale Zaferi’nin 97’nci yıldönümü..."

Hakan Albayrak’ın Karar Gazetesi’nde 7 Ekim 2016 tarihinde yayınlanan “Sarıkamış Yalanları ve Fatma’nın Mahzunluğu” başlıklı yazısından:

"Çanakkale’de 250 bin şehit verdiğimiz söyleniyor. Bu rakam iftiharla zikrediliyor. Peki, o harbi kaybetseydik ne olacaktı? “Enver Paşa 250 bin askerimizi Çanakkale’de yok yerde kırdırdı” diye tezvirat yapılacaktı!"

Elvan Alkaya’nın Yenişafak Gazetesi’nde 4 Temmuz 2016 tarihinde yayınlanan “Çanakkale’de bayram namazı” başlıklı yazısından:

"Bu bayram metrekaresine 6000 mermi düşmüş, 250 bin şehit verdiğimiz Çanakkale Savaşı'nı ve diğer kahramanlık destanlarımızı, milli duygularımızı yeniden gözden geçirerek, birlik olma vaktidir."

Yavuz Bahadıroğlu’nun Yeni Akit Gazetesi’nde 10 Ağustos 2016’da yayınlanan “Türkiye üzerine İngiliz Projeleri (4)” başlıklı yazısından:

"Nihayet Batı (önce Rus çarlığı) alnımıza “Hasta Adam” damgasını vurup, son öldürücü darbeyi indirmek üzere, ordularını Çanakkale’ye yığdılar: Fakat olmadı: 250 bin şehit vererek Çanakkale Savaşı’nı kazandık."

Hakkı Arslan’ın Türkiye Gazetesi’nde 19 Eylül 2016 tarihinde yayınlanan “19 Eylül darbesi!” başlıklı yazısından:

"Ben bu kültür yenilgisini Çanakkale’ye benzetiyorum. 18 Mart 1915’de “Çanakkale geçilmez” demek için 250 bin şehit verdik. Ama 13 Kasım 1918’de İngiliz gemileri tek kurşun atmadan İstanbul’u işgal etti..."

Yine Hakkı Arslan’ın “Çanakkale’yi anlamak” başlıklı 20 Mart 2015 tarihli yazısından:

"Evet Seyit Onbaşı'nın kahramanlığı unutulmaz bir semboldür. Ama ya gerisi? Evet, çok kanlı savaş oldu, peki ya niçin? Sonuçları nasıl oldu? Evet, 250 bin şehit verdik, peki karşılığı ne oldu?"

 

Ahmet Sevgi’nin Yeniçağ Gazetesi’nde 21 Mart 2015 günü yayınlanan “Çanakkale Zaferi yahut analar ağlamasın…” başlıklı yazısından:

"Peki, o zaman Çanakkale'de şehit düşen 250 bin Mehmetçiğe ne diyeceğiz? -Hâşâ sümme hâşâ- enayiliklerine doymasınlar, keşke kaçsalardı mı diyeceğiz?"

Hanefi Bostan’ın Yeniçağ Gazetesi’nde 20 Mart 2016 tarihinde yayınlanan “Çanakkale Ruhu Yeniden Dirilmeli” başlıklı yazısından:

"250 bin şehidin verildiği Çanakkale Savaşlarında yansıtılan millî ruha bugün eskisinden daha fazla ihtiyacımız bulunmaktadır."

Ünal Bolat’ın Türkiye Gazetesi’nde 17 Eylül 2001 tarihinde yayınlanan “Ya anıt mezarı varsa?” başlıklı yazısından:

"Çünkü orada şehit düşen bir benim ceddim değildi ki, 250.000 şehit vermişiz Çanakkale'de."

Ahmet Doğrusözlü’nün Türkiye Gazetesi’nde 21 Mart 2008 tarihli “Çanakkale Zaferinin ma’nevî yönü -1-” başlıklı yazısından:

"Çanakkale Zaferi, İngilizlere 205.000, Fransızlara 47.000 askere mal oldu; biz de 250.000 şehit verdik."

Ahmet Anapalı’nın Yeni Akit’te 14 Mart 2016 tarihinde yayınlanan “18 Mart Zaferi Koca Bir Yalandır… Zaferin Gerçek Tarihi 18 Mart 1915 değil, 9 Ocak 1916’dır…” başlıklı yazısından:

"Ben yaralanırsam benim de üstüme basın ve ilerleyin. Zira ben size öyle yapacağım” diyen kahramanlık heykeli Yüzbaşı Atıf’ı ve bu toprakları kanı ile sulayan 250.000 vatan evladını bugün kim tanıyor ve hatırlıyor…? Hiç kimse…"

Talat Atilla’nın Güneş Gazetesi’nde 12 Mayıs 2014 tarihinde yayınlanan “Nuh Tufanı çocukları!” başlıklı yazısından:

"Kurtuluş savaşında, Türkiye’nin yetişmiş genç beyinleri ekin gibi biçildi. Sadece, Gelibolu’da, 300 bin şehit verdik."

Orhan Karataş’ın Ortadoğu Gazetesi’nde 25 Nisan 2013 tarihinde “Bu kafaya göre Çanakkale’de boşuna direndik” başlıklı yazısından:

"Bu ihanet güruhuna göre, ülkenin varlığı ve birliği için direnmek, bu uğurda şahadeti göze almak beyhudedir. Çünkü bunu yaparsanız kan akar. Teslim olacaksınız, istenileni vereceksiniz ve böylece her şey yolunda gidecek. Bunlara kalırsa Çanakkale direnişi de boşuna olmuştur. 250 bin vatan evladının toprağa düşmesine hiç gerek yoktu."

Abbas Güçlü’nün Milliyet Gazetesi’nde 25 Mart 2016 tarihinde “Çanakkale’nin bilinmeyenleri” başlıklı yazısından:

"Cephede ölenlerin sayısı 50 küsur bin. 76 bin civarında doğrudan savaş nedeniyle şehidimiz var. Ama toplam kayba baktığınız zaman 250 bin civarında. Karşı tarafta da 250 bin civarında."

Burak Kılanç’ın Akşam Gazetesi’nde 13 Mart 2014 tarihinde yayınlanan “Slovakya, Galatasarat, Çanakkale” başlıklı yazısından:

"Sanırım bu ülke vatandaşı olup da Çanakkale Savaşı'nda yaşananlardan etkilenmeyen, Çanakkale'yi içselleştirmeyen yoktur. 1915'teki ülke nüfusu düşünüldüğünde savaşta verilen 250 bin şehit, her ailede bir ya da birkaç kayıp yaşanması anlamına geliyor. Benim ailemde de durum farklı değil."

Ahmet Kekeç’in Star Gazetesi’nde 19 Mart 2015 tariihnde yayınlanan “Anlamsız savaş, öyle mi Çetin Bey?” başlıklı yazısından:

"Peki, neden 300 bin ölü ya da şehit verdiğimiz; galibi ve mağlubu olmayan bu “anlamsız” savaşı her yıl “zafer” olarak kutluyoruz?"

"Çanakkale’de şehit düşmüş yüzbinlerce Mehmet’in iniltisi ruhunu muazzep etmiş. Sabaha kadar gözünü kırpmadan yatağın içinde dönüp durmuş."

Emir Subayı ve Yaver Ayrımının Farkında Olmayan Köşe Yazarları

15 Temmuz 2016 hain darbe girişimi sonrasında Türkiye’nin gündemine 2 ünvan çakıldı kaldı: yaver ve emir subayı.

Ne yazık ki toplumun büyük kesimi, köşe yazarları, basın mensupları ve sözüm ona elit, aydın ya da kanaat önderleri iki ünvan arasındaki farkın ayrımına varamadığı için yine bir bilgi kirliliği oluştu.

Önce kafaları netleştirelim:

Cumhurbaşkanı’nın yaveri, Genelkurmay Başkanı ve bazı kuvvet komutanlarının emir subayı olur. Yaverlik sistemi sadece Cumhurbaşkanlığında bulunur. Genelkurmay başkanının yaveri bulunmaz.

1920’den bu yana varolan yaverlik sistemi kapsamında Cumhurbaşkanlığı’nda bir başyaver, 4 de yaver bulunuyor. Cumhurbaşkanının her adımda yanında olan başyaver, makam aracına binen tek isim.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı, Atatürk’ün ilk Meclis Başkanı seçildiği ve Başyaverlik kurumunun yeniden düzenlenmesi talimatını verdiği tarih olan 23 Nisan 1920, Başyaverliğin kuruluş tarihidir.

Yaverlik, Türklerde cumhuriyet öncesinde de devlet yönetiminde uygulanan köklü geleneklerdendir. Osmanlı Devleti’nde padişahın, veliahtların ve yüksek makamlarda görev yapan paşaların hizmetinde görev alan yaverler, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılması ve ardından Cumhuriyet’in ilanıyla, yeni Türk devletinde resmi statüleri değişmiş, sadece cumhurbaşkanlığı nezdine atanarak cumhurbaşkanlığı örgütü içinde bir kurumsal yapı oluşturmuşlardır.

cumhurbaşkanı yaveri

Yaverlerin başı olan kimse, cumhurbaşkanının yaverlik hizmetini yürütmekle görevli en kıdemli subaydır. Başyaverlik; Başyaver, Kara, Deniz, Hava, Jandarma Yaverleri ve bürosundan oluşur. Emirleri doğrudan cumhurbaşkanından alır, görevlendirilmesi durumunda cumhurbaşkanını temsil eden kurumdur. Yaverler, cumhurbaşkanına veya devlet başkanına en yakın kişi olmakla, bir devletin kaderinde etkili olan büyük olayları yakından takip eden veya bizzat yaşayan insanlardır.

Genelkurmay Başkanı’nın yaveri olduğu iddiasında bulunma hatasına düşen köşe yazarlarını ifşa edelim:

Murat Yetkin’in Hürriyet Gazetesi’nde 8 Ağustos 2016 tarihinde yayınlanan “Türk-Rus krizini bitiren gizli diplomasinin öyküsü” başlıklı yazısından:

"Akar ise Çağlar'ın bakanlığı sırasında Genelkurmay Başkanı olan İsmail Hakkı Karadayı'nın başyaveriydi."

Yazgülü Aldoğan’ın Posta Gazetesi’nde 21 Temmuz 2016 günü yayınlanna “Darbe teşebbüsü bir gecede olmadı” başlıklı yazısından:

"Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın yaverinin itirafları o kadar bağlantılı ki bu geriye gidişle. FETÖ, özellikle Anadolu’nun okumak isteyen, zeki, parlak çocuklarına el atıyordu."

Ali Eyüboğlu’nun Milliyet Gazetesi’nde 3 Ağustos 2016 tarihinde yayınlanan “Hainler nasıl yaver ve emir subayı oldu” başlıklı yazısından:

"Cumhurbaşkanı’nın yaverinin nasıl seçildiğini sordum Genelkurmay yetkililerine."

Emin Pazarcı’nın Akşam Gazetesi’nde 21 Temmuz 2016 günü yayınlanan “Tehlikeli, çok tehlikeli” başlıklı yazısından:

"İlginçtir, yine Genelkurmay Başkanı’nın sürekli olarak koruyup kolladığı yaveri Yarbay Levent Türkkan da darbeciler arasındaydı. O da başına silah dayadı."

Bekir Hazar’ın Takvim Gazetesi’nde 22 Temmuz 2016 günü yayınlanan “Çuval” başlıklı yazısından:

"İki hayati önem taşıyan kilit noktayı ele geçirirseniz, ORDUDA her yere sızarsınız. Cumhurbaşkanı veya Genelkurmay Başkanı'na yaver mi lazım? Personel Daire Başkanı üç isim önerir. İstihbarat Daire Başkanı da "Bu isimler temiz, vatansever aslanlar" derse, ihanet şebekesinin önerdiği isimlerden birini seçersin. .."

Necati Doğru’nun Sözcü Gazetesi’nde 22 Temmuz 2016 günü yayınlanan “OHAL 14 yıllık bağırsak kirliliği” başlıklı yazısından:

"Genelkurmay Başkanı'nın yaveri yarbay darbeye kalkışınca ordu içinde bir üst rütbede Albay'a değil, PTT'de kadrolu “bir FETÖ'cü abiye” bağlı çıktı. Cumhurbaşkanı Başyaveri yarbay da ordudaki FETÖ'cü üstüne değil “Diyanet İşleri'nde cuma hutbelerini yazan abiye” bağlı çıkacak(!)"

Türkiye Gazetesi’nden Hakkı Arslan’ın 21 Temmuz 2016 tarihli “40 Yıllık Darbe” başlıklı yazısından:

"Cumhurbaşkanı'nın yerini bilen yâveri. Marmaris baskınından kurtulunca bu sefer havadayken pilotu tam 15 defa arıyor, "uçağın koordinatlarını" istiyor ısrarla." "Boğazı sıkılan, işkenceye tabi tutulan Genelkurmay Başkanımızın yâveri de onu rehin alanlardan biri."

Habervaktim.com yazarlarından Mehmet Ocaktan’ın “Erdoğan’la hesaplaşma değil aptallık hikayesi” başlıklı 24 Temmuz 2016 tarihli yazısından:

"Bu nasıl bir tiyatro ki Hulusi Akar’ın yaveri Levent Türkkan ifadesinde darbe planlamasının Pensilvanya’nın talimatıyla yapıldığını açıkça itiraf ediyor"

Yurt Gazetesi’nden Mustafa Kul’un 4 Ağustos 2016 tarihli “Dereyi geçerken” başlıklı yazısından:

"Ülkemizde yaşanan darbe girişimi sonrasında, Cumhurbaşkanının başyaveri ve diğer üç yaveri, Genelkurmay Başkanının özel kalem müdürü, AKP Genel Başkan yardımcısının kardeşi Mehmet Dişli ve Genelkurmay başkanının yaveri Levent Türkkan, Genelkurmay ikinci başkanı Orgeneral Yaşar Gürel'in, Kara Kuvvetleri Komutanı Salih Zeki Çolak'ın ve Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal'ın emir subayları, özel kalem müdürleri, korumaları ve yaverlerinin tamamının ''darbeci'' oldukları ve FETÖ çetesine mensup oldukları ortaya çıkmasına rağmen herkes koltuğunda oturmaktadır."

Kaynak: Cumhurbaşkanlığı ve Ajanshaber