Etiket arşivi: Fuat Uğur

Fuat Uğur Lozan Anlaşması Hakkında Yanlış Bilgiler Aktarmış

Fuat Uğur, Türkiye Gazetesinde 29 Nisan 2014 günü yayınlanan “Lozan ihaneti ne zaman konuşulacak?” başlıklı yazısında Lozan Anlaşması hakkında afaki konuşmuş:

"Derin bir nefes alın. Ve nihayet Lozan anlaşmasının 129. Maddesi:
Türkiye Hükümetince verilecek arsalar içinde, özellikle Britanya İmparatorluğu için 3 sayılı haritada gösterilmiş olan Anzak adlı kesim (Arıburnu) de bulunacaktır.
Yanlış okumadınız.
Şu anda, Türkiye sınırları içinde Çanakkale'de İngiliz toprakları var. İşte o düşmana geçit vermemek için on binlerce şehidin verildiği topraklar; Anzak Koyu'ndaki 1500 metrekarelik Arıburnu toprağı İngilizlere verilmiş.
Aklınızdaki soruyu cevaplayayım.
Evet, ben bunu yeni öğrendim.
Ama bu durum, İnönü'yü Lozan kahramanı olarak takdim edip İngilizlere toprak verdiğini gizleyenlerin ortak sorumluluğunu, suçunu görmezden gelmemizi gerektirmiyor."

Belli ki Fuat Uğur Lozan Anlaşmasının orjinalini ya da Türkçe tercümesini açıp okuma zahmetine girmemiş.

Arıburnu’nda bırakılan alan mezarlık kullanımı içindir. Bu alan için de koşullar anlaşmanın ilgili maddesinde belirtilmiştir. Belirlenen kullanma amacından başka biçimde kullanılamayacağına dair bir hüküm içermektedir.

Ki, Lozan Anlaşmasının 128. maddesiyle Türkiye Cumhuriyeti, İngiltere, Fransa ve İtalya’ya mezarlık alanlarını ve anıtların yer aldığı alanları bırakmayı kabul eder. Benzer şekilde Anlaşmanın 136. maddesi ile bu devletler aynı hakkı ülkemize de tanır. Buradaki toprak bırakma hükmüyle mezarlıkların sahipliği ve koruması hedeflenir. Yurt dışı şehitliklerimiz listesi ve ilgili ikili ya da çok taraflı anlaşmalar incelendiğinde görülecektir ki, bu tip hükümler barış anlaşmalarının mütemmim cüzü hükmündedir genellikle.

Lozan Anlaşması 128. Madde 

Türkiye Hükümeti, Britanya İmparatorluğu, Fransa ve İtalya Hükümetlerine karşı kendi toprakları, üzerinde onlann savaş alanında ya da yaralama, kaza, ya da hastalık sonucu ölmüş olan kara ve deniz askerleri ile tutsak iken ölen savaş tutsakları ve sivil tutukluların mezarları, mezarlıkları, toplu ceset çukurları ve adlarına dikilmiş anıtlarının üzerinde bulunduğu arsaları o devletlere ayrı ayrı ve süresiz olarak bırakmağı yükümlenir. Bundan başka söz konusu mezarlara, mezarlıklara, toplu ceset çukurlarına ve anıtlara serbestçe girilmesine ver gerekiyorsa, cadde ve yolların yapılmasına izin vermeği yükümlenir. Yunan Hükümeti, kendi topraklarına ilişkin .olarak, özdeş yükümlülükleri üstlenir. Yukarıdaki hükümler, verilen arsalarda Türk egemenliğini ya da, duruma göre, Yunan egemenliğini zedelemez.
Lozan Anlaşması 129. Madde

Türkiye Hükümetince verilecek arsalar içinde, özellikle Britanya İmparatorluğu için 3 sayılı haritada gösterilmiş olan Anzak adlı kesim (Arıburnu) de bulunacaktır. 
Britanya İmparatorluğunun yukarıda belirtilen arsalardan yararlanması şu koşullar içinde olacaktır : 
(1) Bu arsalar, işbu Andlaşma ile belirlenen kullanma amacından başka bir biçimde kullanılmayacak; böylece hiç bir askersel ya da ticarî amaçla ya da verilmesine neden olan yukarıda belirli amaca aykırı, başkaca hiç bir amaçla kullanılmayacaktır. 
(2) Türkiye Hükümeti, mezarlıklarla birlikte, söz konusu arsaları her zaman denetlemek hakkına sahip bulunacaktır. 
(3) Mezarlıkların korunmasında sivil bekçilerin sayısı, her mezarlık için bir bekçiyi geçmeyecektir. Mezarlıkların dışındaki arsalar için özel bekçiler olmayacaktır. 
(4) Söz konusu arsalarda, mezarlıkların gerek içinde, gerek dışında, bekçiler için zorunlu konutlardan başka hiç bir konut yapılmayacaktır. 
(5) Söz konusu arsaların deniz kıyısı üzerinde, kişi ve inal indirip bindirmeğe yararlı hiç bir rıhtım, mendirek, ya da iskele yapılmayacaktır. 
(6) Gerekli tüm resmî işlemler yalnız Boğazların iç kıyılarında yapılabilecek ve arsalara ancak bu işlemlerin yapılmasından sonra girilebilecektir. Türk Hükümeti, olanaklı bulunduğu ölçüde, kolay olması gereken bu işlemlerin, işbu Maddenin öteki hükümleri zedelenmemek koşulu ile, Türkiye'ye giden başka yabancılar için konulmuş işlemlerden daha zor olmamasını ve her türlü yersiz gecikmeyi önleyici biçimde yapılmasını kabul eder. 
(7) Söz konusu yerleri ziyaret etmek isteyen kişiler silâhlı olmayacaklardır. Türk Hükümeti işbu kesin yasaklamanın, uygulanmasını izlemek hakkına sahip bulunacaktır. 
(8) 150 kişiden fazla olan her ziyaretçi kafilesinin varışından en az bir hafta önce Türk Hükümetine bilgi verilmesi gerekecektir. 
Lozan Anlaşması 136. Madde

Britanya, Fransa ve İtalya Hükümetleri, Türkiye'den ayrılan topraklarda bulunanlarla kendi Hükümetlerine bağlı topraklarda gömülü Türk kara ve deniz askerleri için mezarlar, mezarlıklar, toplu ceset çukurları ve anıtlar kurulması için 128. Madde ile 130. uncudan 135. inciye dek olan Maddeler hükümlerinden yararlanmak hakkını Türkiye Hükümetine tanımayı yükümlenirler. 

Ve devam etmiş Fuat Uğur:

"Üstelik Lozan'da kaybedilenler bununla sınırlı değil. Dr. Mehmet Hakan Sağlam'a telefon açtım. Hastanedeydi, elinden ameliyat olmuştu. Aşağıdakiler bunlardan sadece biri:
"Lozan'da kaybedilen aslında 12 milyon metrekare topraktı. Türkiye devleti Lozan'da masaya oturduğunda Orta Doğu'dan Sudan'a kadar geniş toprakların sahibiydi. Ulusalcıların iddia ettiği gibi Sevr Anlaşması adlandırılan metin değildi İsmet'in elini kolunu bağlayan. Çünkü Sevr Anlaşması diye adlandırılan o metni ne Osmanlı onaylamıştı, ne İngiltere, ne de Fransa meclislerinden geçirmemişti. Hiçbir bağlayıcı değeri yoktu. Ama İsmet İnönü Lozan'da öyle bir anlaşma yaptı ki Sevr'in içindeki maddelerin yüzde 50'si orada yer aldı zaten."
Savaşı kazanan taraf olarak oturulan bir barış masasında, en hafif deyimiyle ülkesini hovardaca bağışlayan bir başka heyet var mıdır dünyada?"

Lozan’da masaya oturulduğunda Fuat Uğur’un zikrettiği toprakların neredeyse tamamı kaybedilmiş ya da İtilaf Devletlerince işgal edilmiş durumdaydı. İstanbul’un da işgal altında olduğunu hatırlatmakta fayda var.

Söylenecek yığınla şey var tabiki. Ama bu noktada susup Ekşisözlük’ten what makes you think i’m not a superhero Fuat Uğur’a bu yazısıyla ilgili mektubunu okumak daha anlamlı olur.

Burada paylaşalım, belki dikkatini celbeder Fuat Uğur’un bir vesileyle:

***

sn. uğur,

birazdan yazacaklarım size ve hayasızca savunduğunuz çıkarcı politikalarınıza ne kadar anlam ifade edecek bilmiyorum. ama yine de deneyeceğim.

29.04.2014 tarihli türkiye gazetesinde çıkan yazınız, ya bilgisizlikten veya dizginlenemez artniyetinizden kaynaklanan yanlış ithamlarla ya da iftira ve yalanlarla dolu. ben ilkinin olduğunu düşünmek istiyorum. zira türkiye cumhuriyeti’nin kurulmasında emeği olan ismet paşa gibi bir komutana hakkını helal etmeyeceğini söyleyecek kadar saldırmak, yalan ve iftiralarla bile o kadar kolay değil.

öncelikle verdiğiniz resimde görünen askerler itilaf devletleri askerleri. kafalarındaki miğferlerden rahatlıkla bunu anlayabilirsiniz. onları da şehadet mertebesine yükselttiğiniz için büyük britanya hükümeti size belki teşekkür bile edebilir.

129. madde. belli ki tarihten ve araştırmadan uzak, işkembe-i kübradan sallayarak gazetecilik mesleğini icra ediyorsunuz. lozan’ın 129. maddesi, tazminat veya ganimet olarak verilecek topraklara ilişkin hükümleri değil, mezarlıklar ile ilgili şartları düzenleyen 5. kesim çeşitli hükümler’in 2.maddesine tekabül eder. yani söz konusu toprak, mezarlık olarak kullanılacak bir kara parçasını ifade eder. bu maddenin tamamını okuma zahmetine girseydiniz eğer (ya da okudunuz işinize gelmedi doğruyu açıklamak) benzer şartların türkiye için yunanistan’a da uygulandığı, ve 136. maddeyle de tamamen çarpıttığınız 129. maddedeki hakların aynılarının türkiye’den ayrılan topraklarda hayatlarını kaybeden şehitler için itilaf devletleri tarafından da türk tarafına tanındığını öğrenir, bilgisizliğinizi giderirdiniz. suriye’deki süleyman şah türbesi bunun en güncel ve en bariz örneğidir. benzer mütekabiliyete uygun yurtdışı şehitliklerimizin (tamamı türk toprağı gibi muamele görür) bir listesine şurdan ulaşabilirsiniz.
http://www.msb.gov.tr/…ikler/yurtdisi/yurtdisi.html

sevr konusu: demişsiniz ki o metni ne osmanlı onaylamıştır, ne de ingiliz ve fransız meclislerinden geçmiştir. doğrudur. sadece yunanistan, zahmet edip meclisinde onaylatmıştır. ancak sevr’e oturulduğunda türkiye’nin ortadoğudan sudan’a kadar toprak sahibi olduğu büyük bir palavradır. daha sevr’e gelmeden (10 ağustos 1920) itilaf devletleri sudan’ı falan bırakın, istanbul’u bile işgal etmişlerdir (16 mart 1920), meclis basılmış ve sevr’i imzalamadığını söylediğiniz vahdettin tarafından işgal kuvvetlerinin bilgisinde dağıtılmıştır. sevr’e gelene kadar olan bütün bu facialar mondros mütarekesi ile yaşanmıştır. ve mondros müterakesini vahdettin onaylamıştır. dolayısıyla padişah nezdinde onaylanan mondros müterakesinin genel hükümlerle sonuca bağlandığı sevr anlaşması’na, çıkan kurtuluş savaşı nedeniyle “onaylanmadı” demek laf ebeliğinden başka birşey değildir. bununla beraber sevr’e gerçek bir tepki olarak yapılan ve sevr’in bir türlü işleme alınmamasındaki bilinmeyen etkenlerden olan inönü muhaberelerinin başındaki komutan da sizin hakkınızı helal etmediğinizdir.

yazınızın sonunda iyice işi magazine döktüğünüz ve düşman kuvvetlerinin delegelerine dayandırdığınız (düşmana toprak verdi diyebaşlayıp ismet paşa’yı düşmanın gözünden eleştirmek! ne kadar tutarlısınız), “ismet paşa içip içip herşeye gülerdi, bitse de gitsek havasında herşeyi vermeye hazırdı, halı satıcısı, baş tüccar” gibi ipe sapa gelmez aşağılamalarınıza girmiyorum.

ancak 1.dünya savaşı’nda ıı. ordu kurmay başkanlığı, sonrasında doğu ve suriye cephelerinde dördüncü, yirminci ve üçüncü kolordu komutanlığı görevini yapmış, kurtuluş savaşı esnasında istanbul hükümeti tarafından idama mahkum edilmiş, kurtuluş savaşı esnasında önce genelkurmay başkanlığı, sonra da garp cephesi kumandanlığı görevinde 1. ve 2.inönü, sakarya, başkumandanlık gibi zaferlerde ordulara liderlik yapmış bir komutanı “alelade subay” olarak nitelendirmek tam anlamıyla bir akıl tutulmasıdır.

çok tahmin etmiyorum ama yazdığım yazıya karşı argümanlarınız var ise, cevabınızı duymaktan memnuniyet duyacağım.

saygılarımla,

what makes you think i’m not a superhero

***

Mavi Marmara Saldırısında Hayatını Kaybedenlerin Sayısı ve Köşe Yazarları

Gazze’ye insani yardım taşıyan 6 gemiye 31 Mayıs 2010 tarihinde İsrail ordusunun yaptığı müdahale Gazze filosu saldırısı ya da Mavi Marmara katliamı olarak akıllarda yer etti.

Bu saldırı esnasında MV Mavi Marmara adlı gemiye inen İsrailli komandolar ellerinde hiçbir silah bulunmayan Mavi Marmara yolcularına tam teşekküllü silahlarla müdahalede bulunurken açtıkları ateş sonu 9 kişi (İbrahim Bilgen, Ali Haydar Bengi, Cevdet Kılıçlar, Çetin Topçuoğlu, Necdet Yıldırım, Furkan Doğan, Fahri Yaldız, Cengiz Songür, Cengiz Akyüz) hayatını kaybetmişti.

mavi-marmarada-hayatini-kaybedenler

Saldırının ardından 4 yıl komada kalan Uğur Süleyman Söylemez’in 23 Mayıs 2014 tarihinde yaşamını kaybetmesiyle Mavi Marmara şehitlerinin sayısı 10’a yükselmişti.

Gelgelelim, Uğur Süleyman Söylemez’in vefatıyla 10’a yükselen kayıp sayısı, köşe yazarlarının ezberinde 9 olarak kaldı ve bazıları kendini güncelleme gereği duymadı.

Örnekleri sıralayalım:

Ekrem Kızıltaş‘ın Takvim Gazetesi’nde 22 Aralık 2016 günü yayınlanan “Halamın bıyıkları olsaydı” başlıklı yazısından:

"Sonrasında Mavi Marmara gemisine uluslararası sularda yapılan baskınla 9 kardeşimizin şehit edilmesi, birçoğunun yaralanması ve kalanların da esir alınması olayı da hazmedilmeliydi herhalde.."

Elif Çakır‘ın Karar Gazetesi’nde 1 Temmuz 2016 tarihinde “şimdi bakın, şöyle enteresan bir durum var tabi!” başlıklı yazısından:

"O Mavi Marmara ki, aslında Akdeniz sularında Gazze’ye ablukayı kırmaya çalışırken, 9 insanımız şehit olurken, Erdoğan’ı ümmetin liderliğine yükseltiyordu..."

Fuat Uğur’un, Türkiye Gazetesi’nde 28 Haziran 2016 günü yayınlanan “İHH’nın sıkıntısı ve yalanın daniskası” başlıklı yazısından:

"Açıklamalarında “Madem Gazze ablukasını tanıyacaktınız, 9 vatandaşımız neden öldü?” diye sormuşlar."

Ahmet Taşgetiren‘in Star Gazetesi’nde 28 Haziran 2016 günü yayınlanan “İsrail ile ne oldu?” başlıklı yazısından:

"İsrail Türkiye’deki bir insani yardım fonuna yaklaşık 21 milyon dolar transfer edecek, bu para Mavi Marmara’da öldürülen 9 Türkiye vatandaşı ile yaralananların ailelerine aktarılacak."

Yıldıray Çiçek‘in Ortadoğu Gazetesi’nde 12 Mayıs 2015 günü yayınlanan “Mavi Marmara Gemisinde Öldürülen Furkan Doğan’ın Babasına Mektup!” başlıklı yazısından:

"9 vatandaşımızın hayatını kaybettiği, Mavi Marmara gemisine saldırısı sonrası, Haber Türk ekranlarına çıkan Abdurrahim Dilipak'ın "Mavi Marmara gemisine binen Türklerin tam listesi sadece hükümete verilmişti. Ama bu baskın sırasında görüldü ki, gemiye inen İsrail askerlerinin elinde de birebir aynı liste var. Ve bu listeye dayanarak, İsrail'lilerin infazlar yapmış olma ihtimali var. Yoksa neden açıklamıyorlar bunca süredir gerçek ölü ve yaralı sayısını…" sözleri size neyi ifade ediyor?"

İbrahim Bektaş‘ın Yeni Akit Gazetesi’nde 16 Ekim 2014 günü yayınlanan “Peki Malala Kimin İdolü” başlıklı yazısından:

"İsrail’in Gazze’ye uyguladığı kanunsuz ve zalimce ablukasını delerek, bin bir çile içindeki masum Filistinlilere insani yardım taşırken, İsrail zorbası tarafından dokuz yardımsever üyesinin hunharca şehit edildiği “Mavi Marmara” ya da Nobel Barış ödülü verilmemiştir."

Haydar Çakmak‘ın Yeniçağ Gazetesi’nde 19 Haziran 2014 tarihinde yayınlanan “Sıfır sorun, kutsal yalnızlık ve stratejik çukur” başlıklı yazısından:

"İsrail’e karşı Mavi Marmara olayını tezgahlayıp dokuz yurttaşın hayatını yok ettiler ve İsrail ile sıkıntı yarattılar."

Murat Yetkin‘in Hürriyet Gazetesi’nde 1 Temmuz 2016 günü yayınlanan “İHH da tamam, sıra ‘Hoca’a mı?” başlıklı yazısından:

"Gerisini biliyorsunuz. Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu sert siyasi tepki verdiler. Tepki haklıydı, dokuz silahsız Türk vatandaşı İsrail askerlerince katledilmişti. Daha bir süre önce Suriye ile arasını bulmaya çalışacak kadar iç içe ilişkiler yaşanılan İsrail ile ilişkiler dibe vurmuştu. Düzelmesi için Erdoğan’ın üç şartı vardı: Özür, tazminat ve Gazze “ablukasının” kaldırılması."

Servet Avcı‘nın Yeniçağ Gazetesi’nde 26 Haziran 2014 günü yayınlanan “Mavi Marmara kurban taşır, gemiler petrol” başlıklı yazısından:

"İsrailli komandoların katliamı bittiğinde geride dokuz kayıp, onlarca yaralı ve bir gemi rehine kalmıştı..."

Ahmet Hakan‘ın 27 Haziran 2016 günü Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan ” İsrail’le anlaşarak çok iyi yaptınız yapmasına da” başlıklı yazısından:

"Mavi Marmara, Gazze’ye gitmeye çabaladı. Dokuz can gitti."

Ayşe Hür‘ün Radikal Gazetesi’nde 13 Temmuz 2014 günü yayınlanan “İsrail’i ve Filistin’i yakan ateş” başlıklı yazısından:

"9 kişinin İsrail kuvvetleri tarafından öldürülmesiyle biten Mavi Marmara Olayı’na ilişkin görüşlerimi daha önce Taraf gazetesinde yayımlanan “Turnusol kâğıdı olarak Gazze” başlıklı yazımda şöyle dile getirmiştim."

Fuat Uğur ve Yeşil Cübbenin Sırrı

Fuat Uğur, Türkiye Gazetesi’nde “Sıkı bir ahlaksızla karşı karşıyayız” başlıklı 15 Ekim 2016 tarihli yazısında Fethullah Gülen’in 15 Temmuz darbe girişimini yeşil cübbe giyerek sinyal verdiği iddiasını, darbe girişiminin aylar öncesinde dile getirdiğini iddia etmiş; ancak, durum aktardığı gibi değil tam olarak:

"Doğru gerçekten de. Varoluşları yalan üzerine kurulu bir örgüt kuran adamdan biz de neler bekliyoruz. “Yeşil cübbe giyip darbe mesajı veriyor” dedik ta 24 Mart 2016 tarihinde. “Yalan” demedi mi?"

24 Mart günkü yazısında Fuat Uğur, Fethullah Gülen’in giydiği yeşil cübbenin “darbe” işaretçisi olduğunu açıkça söylememiş, yeşil cübbenin “hilafet” işareti olduğunu belirtmişti:

“Boşuna zahmet etme, ben söyleyeyim. Yeşil bir cübbe giymiş. Neden önemli bu diye soracaksın. Hemen açıklayayım. Gülen’in en büyük hayali halife olmaktı. Hatta ilan etmek için 2016 yılını hedeflemişti de ABD’li kukla oynatıcıları buna darbeyi öne çekmesi için baskı yapmışlardı. Gülen inat ediyordu şartlar uygun değil, darbeyi yapabilmek için yeterli gücümüz yok diye. Ama patronları daha önceden Fil Terbiyecisi yöntemiyle hizaya getirdikleri için kısa sürede diz çökmüş ve istediklerini yapmayı kabul etmişti. Görüleceği üzere sonuç ortada. Hepsinde başarısız oldu. Ancak hâlâ halüsinasyon görmekte ve halife olacağına, Türkiye’de iktidara geleceğine inanmakta. İşte bu yeşil cübbe onun halifeliğini ilan ettiğinin göstergesi.”

Fuat Uğur’un yukarıdaki paragrafta yer alan “darbe” atfı, 15 Temmuz değil, 17-25 Aralık.

Ne de olsa kimsenin okuduğu incelediği yok diye düşünüyor herhalde

Fuat Uğur ve Mavi Marmara Saldırısında Hayatını Kaybeden Kişi Sayısı

Fuat Uğur, Türkiye Gazetesi’nde 28 Haziran 2016 günü yayınlanan “İHH’nın sıkıntısı ve yalanın daniskası” başlıklı yazısında İsrail’le yapılan anlaşmayı aklamaya çalışırken hata yapmaktan geri kalmamış:

"Açıklamalarında “Madem Gazze ablukasını tanıyacaktınız, 9 vatandaşımız neden öldü?” diye sormuşlar."

9 değil 10 kişi hayatını kaybetti. O kadar dillerine pelesenk olan böylesi bir hadisede kaç kişinin hayatını kaybettiğini bile bilmiyor Fuat Uğur.

"Üç kez tüm Arap dünyasını yenilgiden yenilgiye uğratan, bırakın onu, arkasındaki güçlü Yahudi lobisi ve ABD desteği sayesinde Dünya’ya kafa tutan İsrail, kurulduğu günden beri ilk kez bir devletten özür diledi."

İsrail daha önce başka devletlerden resmen özür dilemişti (İlgili ihtisabımız için bkz).

İsrail’in Dilediği İlk Özür ve Köşe Yazarları

Daha önce Malumatfuruş’ta dile getirmiştik, İsrail tarihinde ilk kez Mavi Marmara hadisesi nedeniyle Türkiye’den özür dilemedi, daha önce de dilemişti.

Köşe yazarlarının yapmaktan imtina ettiği basit bir internet taraması aşağıdaki özürleri gösteriyor:

***

20 Ağustos 2011 – İsrail’in Mısır’dan Özür Dilemesi

Israel Apologizes To Egypt For Killing Three Of Its Soldiers

Israel submitted on Saturday an apology to Egypt over the death of three Egyptian soldiers who were killed by the Israeli army on Thursday following the Eilat attack carried out by gunmen who infiltrated into Israel and killing eight Israeli soldiers and wounding 30 others. The apology was submitted by Israel’s former ambassador to Cairo, Shalom Cohen, who also informed Egypt that Israel accepts conducting a joint Israeli-Egyptian investigation into the issue. Cohen went to Egypt not as an envoy dispatched by the Israeli government, but as the acting ambassador, as the Israeli ambassador, Yitzhak Levanon, is currently not in Cairo. Israeli Defense Minister, Ehud Barak, expressed Saturday “sorrow over the death of three Egyptian soldiers” who were killed by Israeli army fire following the Eilat attack. Barak added that he instructed “specialized departments” to hold an investigation into the issue, and to conduct a separate joint investigation in cooperation with Egypt.

***

15 Ocak 2009 – İsrail’in BM’den Özür Dilemesi

Israel apologizes for UN refugee agency strike, as army advances

Israeli defense minister apologized to U.N. Secretary-General Ban Ki-moon on Thursday after Israeli forces shelled the main U.N. aid compound in the city of Gaza, as te troops moved further into Gaza City amid ongoing truce talks.

***

28 Ocak 2008 – İsrail’in Beatles Müzik Grubundan Özür Dilemesi

Israel apologizes to The Beatles

Foreign Ministry decides to rectify historic injustice, extend apology to British band over cancellation of its performance in Jewish state 43 years ago

***

2004 – İsrail’in Yeni Zelanda’dan Özür Dilemesi

Two Israelis are sentenced to six months in jail by an Auckland court after they admit trying to obtain a New Zealand passport fraudulently. Wellington suspects they are from the Mossad and suspends relations with Israel in protest. A year later, Israel apologizes to New Zealand, which restores ties.

***

1998 – İsrail’in İsviçre’den Özür Dilemesi

Israel apologizes to the Swiss government for the incident involving its agents. Mossad head Danny Yatom resigns.

***

1985 – İsrail’in ABD’den Özür Dilemesi

U.S. Navy analyst Jonathan Pollard is arrested for passing intelligence to Lakam, an Israeli agency specializing in scientific cooperation. Israel apologizes to the United States and dismantles Lakam. Pollard is sentenced to life in prison.

***

1967 Liberty Vakası – İsrail’in ABD’den Özür Dilemesi

In one of the most controversial events in U.S. military history, the lightly armed Liberty was attacked by Israeli planes, three torpedo boats and helicopters and was bombed with napalm, torpedoed and shelled on June 8, 1967, while sailing in international waters in the eastern Mediterranean Sea. Israel apologized to the United States and paid more than $12 million in compensation.

***

23 Haziran 1960 – İsrail’in Arjantin’den Özür Dilemesi

The Security Council condemned the abduction, and Israel apologized to Argentina. The Council adopted a resolution condemning the kidnapping by a vote of 8 to 0, with two abstentions, and one member— Argentina—not participating in the vote.

***

İsrail Türkiye özür

İsrail’le ilişkilerin normalleşmesi ile birlikte bu hata tekrar zuhur etti gazete köşelerinde. Bakalım kimler bu hataya düşmüş:

Hilal Kaplan, daha önce Yeni Şafak Gazetesi’nde 21 Aralık 2015 günü yayınlanan “İsrail-Türkiye Anlaşmasında Son Durum” başlıklı köşe yazısında yaptığı hatayı Sabah Gazetesi’nde 28 Haziran 2016 tarihinde yayınlanan “Gazze’den çok Gazze’ciler” başlıklı yazısında tekrarlamış:

"Malumunuz, Mart 2013'te, İsrail Başbakanı Netenyahu, Başbakan Erdoğan'ı arayıp Mavi Narmara saldırısından ötürü özür dilemişti. Bu, yani yabancı bir devletten özür dilemek, İsrail tarihindeki bir ilkti."

Kenan Alpay, Yeni Akit Gazetesi’nde 23 Haziran 2016 günü yayınlanan “İsrail ve Rusya’yla Nasıl Anlaşılır?” başlıklı yazısında bu hataya atlamadan edememiş:

"Askeri işbirliği, ticari ayrıcalıklar, ortak tatbikatlar, stratejik işbirliği, istihbarat paylaşımı dâhil İsrail’e tanınan bütün ayrıcalıklar kısa bir süre içerisinde AK Parti Hükümeti tarafından iptal edildi. Nihayet Amerika ve Avrupa’nın ısrarıyla İsrail ilk defa işlediği cinayetlerden ötürü özür diledi ve tazminat ödemeyi kabul etti."

İnternethaber’de köşe yazısı yazmadık konu bırakmayan Süleyman Özışık’ın 27 Haziran 2016 tarihli “İsrail’le neden ve nasıl anlaştık?” başlıklı yazısından:

"1 - İsrail'in özür dilemesi... Bu maddeyi kuru bir özürden ibaret görmeyin. Yani bu basit bir "Pardon" meselesi değildir. İsrail, kurulduğu tarihten bu yana ilk kez bir ülkeden resmi olarak özür diliyor."

Ersoy Dede’nin Aktüel’de 27 Haziran 2016 günü yayınlanan “İsrail’den İstediğimizi Aldık” başlıklı yazısından:

"- İsrail tarihinde ilk defa bir başka devletten özür diledi.."

Ömer Turan’ın Avaz Türk’te 27 Haziran 2016 tarihinde yayınlanan “İsrail ilk kez diz çöktü” başlıklı yazısından:

"Türkiye zerre kadar geri adım atmadı; Apolgy yani özür tabiri olacak ve resmi yazı şeklinde olacak dedi ve bunda diretti. Türkiye’nin ve Erdoğan’ın bu çelik iradesi karşısında İsrail geri adım attı ve tarihinde ilk kez özür diledi, hem de resmen."

Hasan Öztürk’ün Yenişafak Gazetesi’nde 28 Haziran 2016 tarihinde yayınlanan “Lice’de uyuşturucu tarlaları, Akdeniz’de ormanlar yanıyor” başlıklı yazısından:

"Mavi Marmara şehitlerinin kanı yerde kalmamıştır. Zira şımarık İsrail tarihinde ilk kez özür dilemiş, tazminat ödemeyi kabul etmiştir. Abluka kısmen kırılmıştır."

Fuat Uğur’un Türkiye Gazetesi’nde 28 Haziran 2016 günü yayınlanan “İHH’nın sıkıntısı ve yalanın daniskası” başlıklı yazısından:

"1-Üç kez tüm Arap dünyasını yenilgiden yenilgiye uğratan, bırakın onu, arkasındaki güçlü Yahudi lobisi ve ABD desteği sayesinde Dünya’ya kafa tutan İsrail, kurulduğu günden beri ilk kez bir devletten özür diledi."

Milat Gazetesi’nden Seyfi Uzunkök’ün 28 Haziran 2016 tarihli “Coca Cola için” başlıklı yazısından:

"İsrail ile yapılan anlaşmada Müslümanlara yönelik önemli kazanımlar var: * İsrail, tarihinde ilk kez yabancı bir devletten özür diledi… * Tazminat ödemeyi kabul etti…"

Markar Esayan’ın Akşam Gazetesi’nde ve Serbestiyet’te 28 Haziran 2016 günü yayınlanan “Gazze filosunun amacı bu değil miydi?” başlıklı yazısından:

"İsrail ile Gazze konusundaki mutabakat, 26 Haziran pazar günü Roma’da sonuçlandırıldı.


- İsrail, Mart 2013’te Türkiye’nin ilk talebini karşılayarak tarihte ilk kez yabancı bir devletten özür dilemişti. Mutabakat kapsamında Türkiye’nin diğer iki şartı da kabul edildi. İsrail, Mavi Marmara saldırısında hayatını kaybedenlerin ailelerine tazminat ödemeyi ve Türkiye’nin Gazze’deki insani duruma müdahalesini kabul etti."

Burak Kıllıoğlu’nun Milli Gazete’de 28 Haziran 2016 günü yayınlanan “Katille anlaşmak!” başlıklı yazısından:

"Türkiye ile İsrail’in anlaştığı haberlerinin ardından, bunu müthiş bir şeymiş gibi sunmaya çalışanlar ısrarla “İsrail’in Mart 2013’te, tarihte ilk kez yabancı bir devletten özür dilediği” gibi bir saçmalığı pompalamaya başladılar. Ezikliğe bakın! İsrail’i artık nasıl gözlerinde büyütüyorlarsa, “tarihte ilk kez” özür diledi diye övünç duyuluyor! Bu arada, bu bahsi geçen özrü “resmi” olarak da gören olmadı tabii."

Star Gazetesi eski yazarlarından Sedat Laçiner, uluslararası ilişkiler alanında ettiği kelâmlar ve yazdığı satırlara rağmen, 24 Mart 2013 tarihinde yayınlanan “İsrail’in özrü ve barış süreci” başlıklı yazısında bu hatadan geri kalmamış:

"İsrail’in özür dilemesi, tazminat talebini kabul etmesi ve Gazze üzerindeki ablukanın kaldırılması ikili ilişkilerin ötesinde bölgesel sonuçlar doğuracaktır. İsrail’in tarihinde ilk defa özür dilediği, böyle bir tavrı Batılı ülkelere karşı dahi göstermediği düşünülecek olursa özrün ilk sonucu prestij kazanmaktır."

Murat Yetkin, Radikal Gazetesi’nde 23 Mart 2013 tarihinde yayınlanan “İsrail özrünün perde arkası” başlıklı yazısında kendisinden beklenmeyecek bu hatayı yapmıştı:

"Kıssadan çıkacak hisse şu: Haklılığınıza inanıyorsanız ve kararlı durursanız kazanırsınız. Erdoğan’ın İsrail politikasında kararlı durması başarıyla sonuçlanmıştır. Dahası, İsrail 1948’deki kuruluşundan bu yana ilk defa askeri bir eyleminden dolayı özür dilemiştir."