Etiket arşivi: Ertuğrul Özkök

Ertuğrul Özkök ve Batman Hakkında Yanlışlar

Ertuğrul Özkök, Hürriyet Gazetesinde “Hayrettin reklam arasında ne dedi” başlığıyla 30 Temmuz 2011 tarihinde yayınlanan yazısında süper kahraman Batman’e değinirken

"Yarasa figürüne çok düşkün. Çizgilerine, Marwell’in karakteri “Batman” havası hâkim."

Evvela, Özkök’ün ilginç İngilizce yazım anlayışında “Marwell” e dönüşse de, bu çizgi roman yapımcısı şirketin adı aslında Marvel olarak yazılır.

Daha da önemlisi, Marvel Comics, Örümcek Adam, X-Men, Hulk gibi karakterleri çıkartan büyük bir şirket olmasına rağmen, Batman, Özkök’ün iddia ettiği gibi bir Marvel Comics karakteri değildir.  Batman, diğer büyük çizgi roman şirketi DC Comics’e aittir.

* Muhtesip.com arşivinden alınmıştır.

Ertuğrul Özkök ve Konyak Hakkında Yanlışlar

Ertuğrul Özkök, Hürriyet Gazetesinde 22 Şubat 2015 tarihinde “Tapınak muhafızları ile üç gün” başlığıyla yayınlanan köşe yazısında konyak hakkında malumat sunarken hatalı bir bilgi aktarmıştı:

"Hikaye İrlandalı bir aristokrat olan Richard Hennessy’in 1765’te Fransa’ya gelip Cognac bölgesine yerleşmesiyle başlıyor. O dönemde İrlanda’nın İngiltere’yle sorunları var. Bazı İrlandalı Aileler, Fransa Kralı 15. Louis’e hizmet ediyor. Fransa Kralı’na böyle hizmet edenlere yabani kaz diyorlar. "

Özkök’ün Fransa’ya gelen kişi dediği Richard Hennessy, soylu değil asker. 15. Louis’ye hizmet eden İrlandalılar için özel kurulmuş bir tugayda 12 yıl görev yapmış, emekli olunca da Fransa’nın Cognac bölgesine yerleşip içki üretimine başlamış. Ancak Hennessy’in Fransa’ya geliş tarihi 1745. Şirketin kuruluş tarihi ise 1765.

Richard Hennessy’in Fransa’ya geliş nedeni İrlanda’nın İngiltere’yle olan sorunu değil. “İki Kralın Savaşı” da denen Williamite- Jacobite Savaşı. Hennessy’in doğumundan önce 1688’de başlayan, İrlanda ve Britanya’da (İngiltere, İskoçya ve Galler) Katolik Kralı destekleyen Jacobitiler ile Protestan Kralı destekleyen Williamiteler arasındaki savaş… Bu savaşı Katolik Kral kaybedince Jacobiteler’den yaklaşık 20 bin kişi sadece Fransa’ya değil Avrupa’nın çeşitli yerlerine göç etti. Bu göç edenlere de göç etme özelliğinden dolayı yaban kazlar dendi.

Yararlanılan Kaynak: Medyagündem’in “Konyağı fazla kaçıran Özkök fena rezil oldu!” başlıklı yazısı

Ertuğrul Özkök ve Bonnie and Clyde

Ertuğrul Özkök, 28 Şubat 2017 günü Hürriyet Gazetesinde yayınlanan “O sahnede içinizde bir tek insan yok muydu?” başlıklı yazısında “Bonnie and Clyde” isimli filmi yanlışlıkla “Bonnie and Clay” olarak hecelemiş:

"Arkadaş unutma... Karşındaki adam 80 yaşında... Bütün ömrünü sinemaya vermiş... Yanındaki insan Faye Dunaway... İkisi birlikte, 50 yıl önce “Bonnie and Clay” gibi harika bir filmde oynamışlar..."

Hatasının farkına varmış olacak ki Özkök, Hürriyet Gazetesinin internet sitesindeki hatasını sonradan düzelttirmiş.

Takvime İlave Gün Ekleyen Köşe Yazarları

Hangi ayın kaç gün çektiği bellidir.

Gelin görün ki, bazı köşe yazarları kendilerini bu gibi takvim kısıtlarıyla bağlı hissetmiyor.

Bazen Haziran’a bazen Nisan’a, kâh Kasım’a kâh Eylül’e 31. günü ekleyiveriyorlar. Bazısı da Şubat ayını, 28 güne sahip olması gerekirken 1 gün ilave edip 29 gün yapıveriyorlar.

Örnekleyelim:

Yüksel Aytuğ‘un Sabah Gazetesinde 1 Mart 2007 günü yayınlanan “Yakından kumanda Oscar ödülleri” başlıklı yazısından:

 "Her yıl Oscar haftasında yılın televizyon yıldızlarına verdiğimiz Yakından Kumanda Oscar Ödülleri bu yıl da sahiplerini buldu. Ödül töreni 29 Şubat 2007 günü Haymana Antik Tiyatro'da yapılacak ve CNN International'dan naklen yayınlanacak..."Her yıl Oscar haftasında yılın televizyon yıldızlarına verdiğimiz Yakından Kumanda Oscar Ödülleri bu yıl da sahiplerini buldu. Ödül töreni 29 Şubat 2007 günü Haymana Antik Tiyatro'da yapılacak ve CNN International'dan naklen yayınlanacak..."

Yüksel Altuğ, 2007 yılında Şubat 28 çektiği halde 29. günü eklemiş.

Orhan Miroğlu’nun 29 Nisan 2009 tarihli “Sayın Kürtler yolunuz yanlış” başlıklı yazısından:

"Atatürk’ün Heper’in kitabında da yer alan 31 Şubat 1931 tarihli Adana konuşması şöyle:"Atatürk’ün Heper’in kitabında da yer alan 31 Şubat 1931 tarihli Adana konuşması şöyle:"

Şubat’a bırakın 29’u, 30’u, 31 çektirmiş Miroğlu.

Baki Günay‘ın Türkiye Gazetesinde 20 Ocak 2001 tarihli “Hackerler işbaşında” başlıklı yazısından:

"OpenHack III adlı yarışmada becerikli hackerlar tüm hünerlerini 15-31 Şubat tarihleri arasında PitBull'a karşı deneyecekler."

31 Şubat???

Ali Ağaoğlu‘nun Vatan Gazetesinden 28 Şubat 2012 tarihli “Kritik gün geldi çattı” başlıklı yazısından:

"Bugün VOB 30 Şubat kontratının son işlem günü."

30 Şubat vadeli işlem malesef mümkün değil.

Şimdi, 30 gün çeken aylara ekleme yapan yazarları ifşa etme sırası:

Erdal Şafak‘ın Sabah Gazetesindeki 28 Kasım 2004 tarihli “Gömlek değiştiren adam” başlıklı yazısından:

"Saygon'un 31 Nisan 1975'teki düşüşüne ve Yeşil Bereliler'in helikopterlere, uçakların merdivenlerine öbek öbek asılan Güney Vietnamlılar'ı tekmeleyip can havliyle açıktaki uçak gemisine kapağı atmaya çalışmalarına daha neredeyse 7 yıl vardı"

Taha Akyol‘un Hürriyet Gazetesindeki 22 Nisan 2016 günkü “İngilizler kapattı Kemal Paşa açtı” başlıklı yazısından:

"Henüz hiçbir askeri zaferi bulunmayan Milli Kurtuluş Hareketi Sivas Kongresi ile öyle bir siyasi güç haline gelmişti ki, Damat Ferit 31 Eylül 1919’da istifa etmek zorunda kalmıştı..."

Ertuğrul Özkök‘ün Hürriyet Gazetesinde 22 Ocak 2010 günü yayınlanan “Nakşi tarlasındaki komutana tören” başlıklı yazısından:

"Murat Bardakçı, 31 Haziran 2001 günü Hürriyet’te yayımlanan çok ilginç yazısında, Eyüp Mezarlığı için “Nakşi tarlası” deyiminin kullanıldığını söylüyor."

Ali Eyüboğlu‘nun Milliyet Gazetesindeki 25 Şubat 2010 günkü “ABD’deki Türkiye” başlıklı yazısından:

"1 Haziran - 31 Ekim 2010 arasında Sheraton Çeşme’de 8 gece konaklamak için 31 Nisan 2010’a kadar “rezervasyon” yaptıranlara otel, bu kez Avrupa ve Amerika tatili hediye edecek."

Bülent Cankurt‘un Sabah Gazetesinde 29 Mart 2016 günü yayınlanan “Dillere desten bir düğünle evlenecekler” başlıklı yazısından:

"Çiftin, 29, 30 ve 31 Nisan tarihlerindeki düğün töreni, Çetin-Elif Pancar çiftininki gibi Afyon'daki İkbal Termal Otel'de gerçekleşecek..."

Nihal Kemaloğlu‘nun, Akşam Gazetesinde 6 Aralık 2011 günü yayınlanan “9 Aralık’ta demokrasi kültürümüz hakim karşısında” başlıklı yazısından:

"31 Haziran'da Ankara'da dereleri savunan Metin Lokumcu'nun hayatını kaybettiği Hopa olaylarını protesto etmek için 'sokağa çıkmaktan' altı aydır tutuklular."31 Haziran'da Ankara'da dereleri savunan Metin Lokumcu'nun hayatını kaybettiği Hopa olaylarını protesto etmek için 'sokağa çıkmaktan' altı aydır tutuklular."

Yıldıray Oğur‘un Türkiye Gazetesindeki “Muhammed Ali İstanbul’dan geçerken…” başlıklı 7 Haziran 2016 tarihli yazısından:

"31 Eylül günü önce BM Türkiye Daimi temsilcisi İlter Türkmen’in BM yıllık zirvesi onuruna New York’ta evinde verdiği resepsiyona katıldı. Resepsiyonda Muhammed Ali, Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil’le sohbet etti."

Yine Yıldıray Oğur’un Taraf Gazetesindeki 16 Mayıs 2010 tarihli yazısından (Taraf Gazetesi kapatıldığı için bağlantı sunulamamaktadır):

"27 Mayıs’ın 50. yıldönümünde ordu, devlet, darbecilerle birlikte hareket eden CHP ve darbenin PR’ını yapmış dönemin gazeteleri başta Menderes, Polatkan ve Zorlu ailelerinden ve Yassıada mağdurlarından özür dilemelidir. 

Ne için mi mesela bunun için: 

31 Kasım 1960 Pazartesi (*) 

Yer: Yassıada Saat: 13.30 "

Özdemir İnce‘nin Hürriyet Gazetesinde 13 Ekim 2010 günü yayınlanan “Abrukadabracılık” başlıklı yazısından:

"Değerli okurlar, 26 Aralık 2007; 22, 23, 29 Ocak 2008; 2, 8, 9, 23, 30 Şubat 2008 ve 5 Mart 2008 tarihli yazılarımda yabancı dillerden de örnekler vererek, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın örnek olarak aldığı, Nur Suresi’nin 31. ayetinin Türkçeye yanlış çevrilmiş olduğunu kanıtladım."Değerli okurlar, 26 Aralık 2007; 22, 23, 29 Ocak 2008; 2, 8, 9, 23, 30 Şubat 2008 ve 5 Mart 2008 tarihli yazılarımda yabancı dillerden de örnekler vererek, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın örnek olarak aldığı, Nur Suresi’nin 31. ayetinin Türkçeye yanlış çevrilmiş olduğunu kanıtladım.

Altan Öymen‘in Radikal Gazetesinde 27 Aralık 2008 günü yayınlanan “Başbakan Danıştay kararından niçin rahatsız oluyor?” başlıklı yazısından:

"Anayasa Mahkemesi, bu itirazı inceledi. 31 Kasım günü kararını verdi."Anayasa Mahkemesi, bu itirazı inceledi. 31 Kasım günü kararını verdi.

Hıncal Uluç‘un Sabah Gazetesinde 11 Ocak 2000 günü yayınlanan “En büyük günah Çevre Bakanlığının” başlıklı yazısından:

"Uygar batı "Sokakta başıboş hayvan olmaz" ilkesini hiçbir ödün vermeden, en katı şekilde uygularken, bizim Çevre Bakanlığımız, 31 nisan 1998'de valiliklere şu çağdışı, insanlık dışı tebliği göndermiştir:"

Murtaza Demir‘in OdaTV’deki 5 Ekim 2013 tarihli “Başbakan doğruyu söylemiyor” başlıklı yazısından:

"31 Eylül’de açıklanan “Şeriat Paketi”nden sonrası hükümet üyelerinin demeçleri ortada…"

Hasan Karakaya‘nın Yeni Akit Gazetesindeki 30 Eylül 2014 tarihli “1996’dan, 2014’e yakın tarihimiz… Bütün bunlar tesadüf mü?” başlıklı yazısından:

"HAKAN FİDAN’A OPERASYON!
Tarih 31 Kasım 2011. 
Bu tarihte; “üniversiteye girişte meslek liselerine uygulanan katsayı zulmü” kaldırıldı ve böylece; diğer meslek liseleri gibi, İmam Hatip liselerinin de önü açılmış oldu!.."

 

* İşbu metinde Muhtesip’te daha önce “Zamanın Ötesinde” başlığıyla yayınlanan ihtisaptan esinlenilmiştir.

Ertuğrul Özkök’ün İslam Ansiklopedisi Hakkında Yanlışları

Ertuğrul Özkök, Hürriyet Gazetesi’nde 27 Haziran 2015 tarihinde yayınlanan “Bu fotoğrafı niye yayınlıyorum” başlıklı yazısında İslamköy’de Süleyman Demirel kitaplığında rastladığı İslam Ansiklopedisi hakkında bir hayli yanlışa düşmüş:

"Bu fotoğrafı niye yayınlıyorum...
Geçen cumartesi günü İslamköy'de Süleyman Demirel kitaplığını gezerken, raflardaki bir dizi dikkatimi çekti.
Otuz ciltlik bir İslam Ansiklopedisi'ydi bu...
İslam Ansiklopedisi, 1940 yılında yayınlanmaya başladı. 1960 yılından sonra Diyanet İşleri tarafından yeni maddeler eklendi.
Benim bildiğim 44 ciltlik bir eserdi.
Demirel kütüphanesinde 30 cildi vardı."

Hatalarla dolu bir paragraf. Bu hataları tespit edip paylaşan, Ekşisözlük’ten ahmetfirat lâkaplı kullanıcının ifadeleriyle sıralayalım hataları:

1. 1940 yılında yayımlanmaya başlayan İslam ansiklopedisi’nin diyanetle filan ilgisi yoktur.

2. 1940 yılında yayımlanmaya başlayan İslam ansiklopedisi 13 cilttir ve 15 kitaptır.

3. 1940 yılında yayımlanmaya başlayan İslam ansiklopedisi 1988 yılında tamamlanmıştır.

4. 1940 yılında yayımlanmaya başlayan İslam ansiklopedisi’nin yayıncısı milli eğitim bakanlığıdır ve hazırlayıcısı türkiyat enstitüsü’dür.

5. 1940 yılında yayımlanmaya başlayan İslam ansiklopedisi’ne, özkök’ün sözünü ettiği gibi, 1960 yılından tamamlandığı 1988’e kadar diyanet işleri tarafından yeni maddeler eklenmemiştir.

6. 1940 yılında yayımlanmaya başlayan İslam ansiklopedisi’ne, 1960’tan sonra yeni maddeler eklenmesi demek, geriye doğru olan maddelere yeni ekler yapılması demektir ki, bu ansiklopedi tekniğine uymaz.

7. 1940 yılında yayımlanmaya başlayan İslam ansiklopedisi, zaten leiden’de basılan İslam ansiklopedisi’ni temel almıştır, yalnızca türkçe çevirisi yapılırken “telif ve tadil” edilmiştir. çoğu maddenin yazarı yabancıdır.

8. özkök’ün gördüğü ansiklopedi ise yepyeni bir şeydir ve 1940’takiyle hiçbir ilgisi yoktur.

9. özkök’ün gördüğü ansiklopedi ise 1983’te hazırlığına başlanan ve 1940 ansiklopedisinin bittiği yıl (1988) yayımlanmaya başlanan ve diyanet işleri başkanlığı’na bağlı İslam tarafından hazırlanmış ve basılmıştır.

10. özkök’ün gördüğü ansiklopedi ise… süleyman demirel kütüphanesinde “dikkatini çeken bir dizi” olmaktan başka bir şey değildir, hürriyet’in yöneticiliğini yapmış, fransa’larda sosyoloji eğitimi almış birinin 1988-2014 arası yayımlanmış 44 ciltlik bir ansiklopediden ısparta/islamköy’e gitmese farkında olmayacağı bir ansiklopedidir…

* Katkısı için Ekşisözlük’ten ahmetfirat’a teşekkürler.

Ertuğrul Özkök ve Türkiye’nin En Büyük Köprüsü

Ertuğrul Özkök, Hürriyet Gazetesi’nde 8 Kasım 2016 günü yayınlanan “Kafamı iyice karıştıran o tutanağı açıklıyorum” başlıklı yazısında eski adıyla Boğaziçi, yeni adıyla 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nün ülkemizin en büyük köprüsü olduğunu iddia etme hatasında bulunmuş:

"Çünkü, o 241 insanın adı, ülkenin en büyük köprüsüne verildi."

Büyüklüğü neye göre tanımlamış Ertuğrul Özkök yazısında belirtmemiş; ancak, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, nam-ı diğer 3. köprü, genişlik, yükseklik ve uzunluk açılarından 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nden daha üstündür.

“Selâmün Aleyküm” Diyemeyen Köşe Yazarları

Arapça selam alıp vermeyi düzgün beceremeyen köşe yazarları hiç eksik olur mu?

Öncelikle, Murat Bardakçı ve Ahmet Hakan’dan açıklamaları okuyalım:

Murat Bardakçı’nın Habertürk’te 4 Şubat 2011 tarihinde yayınlanan “Dış Haberciliğimiz” başlıklı yazısından:

ERTUĞRUL ÖZKÖK’E NOT: 

Ertuğrul ağabey, dünkü köşesine ‘Esselamün demeden’ başlığını atmış ve hata yapmış! Çok teknik olacak ama söyleyeyim, Arapça’nın kuralıdır: Başa ‘harf-i tarif’ yani Ertuğrul Özkök’ün anlayacağı tabiriyle ‘article’ gelince kelimenin sonundaki ‘tenvin’ yani ‘un’ hecesi düşer. Dolayısı ile ‘Esselamün’ sözü tek başına böyle kullanılmaz. Ya ‘Esselamü’, yahut ‘Selamun’ denir.

Ahmet Hakan’ın Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan 4 Şubat 2011 tarihli “Diktatör kovalamaca” başlıklı yazısından:

Yeni başlayanlar için selamün aleyküm 

MADEM İngilizce konusunda aşırı hassas bir ulusun çocuklarıyız… Benzer bir hassasiyeti neden Arapça konusunda da göstermeyelim ki? Ertuğrul Özkök, geçen günkü yazısının başlığında “Esselamün aleyküm” demiş. Arapçada sözcüğün başına gelen “el” takısı, kelimenin sonundaki okunuşu değiştirir. Doğrusu “Esselamü aleyküm”dür. Bu arada “Selamü aleyküm” de denmez. Doğrusu “Selamün aleyküm”dür.

esselamuYani neymiş? Selam verirken ya “Selâmün aleyküm” ya da “Esselâmü aleyküm” demek gerekirmiş. “Esselamün aleyküm” ya da “Selamü aleyküm” değil.

(Muhtesip’in 2011 yılındaki ihtisabının üzerinden) Bakalım hangi köşe yazarları bu konuda yanlış yapmış:

Murat Bardakçı ve Ahmet Hakan’ın, yukarıda yer alan açıklamaları ile düzeltmeye çalıştığı Ertuğrul Özkök’ün yazısı ile başlamakta fayda var: Ertuğrul Özkök’ün Hürriyet Gazetesi’nde 2 Şubat 2011 günü yayınlanan “Daha esselamün aleyküm demeden” başlıklı yazısından:

“Ben çok dindar biri değilim. Cumaya bile gitmem. Ama geçen cuma farklıydı. Eylem camiden başlayacaktı. Bir güzel abdest aldık. Namaza durduk. Kahire’nin kıldığı en hızlı cumaydı. Daha esselamün aleyküm demeden bazıları sloganlarla kendini dışarı zor attı. Tahrir Meydanı’na doğru kitleler aktı. O günden beri dünyanın gözü üzerimizde.” 

* * * 

Bu ifadeler bana tuhaf geldi. Hareket camiden başlıyor. Cuma namazını bile kılmayan insanlar, apar topar abdest alıp namaza duruyor. Sonra daha “Esselamün aleyküm” demeden koşmaya başlıyorlar.

Engin Ardıç, Sabah Gazetesi’nde 14 Haziran 2010 günü yayınlanan yazısına “Esselamün aleyküm, ya seydi!” başlığını atarak bu hataya düşmüş.

Engin Ardıç bu hatasını Sabah Gazetesi’nde 11 Mart 2015 günü yayınlanan “Yumurta kapıdadır” başlıklı yazısında tekrarlamış:

"Şimdi iktidar, seçim dönemlerinde özel kanallara uygulanan cezaların kaldırılması için harekete geçmiş. Kanun değişecekmiş. 
Esselamün aleyküm ve rahmetullah. 
Yumurta kapıya çoktan geldi ama geç olsun da güç olmasın."

T24 yazarlarından Murat Sabuncu’nun 22 Haziran 2014 tarihli “Kılıçdaroğlu’nun Diyarbakır’daki sözü HDP Kongresi’nde ses buldu” başlıklı yazısından:

Masada ve tribünlerin pek çok yerinde madenci kaskları.
Esselamun aleyküm, merhaba, rojbaş diye açılıyor Kongre.
HDP'nin bugün görevi devredecek iki eş başkanı sırayla konuşuyor.

Bekir Hazar’ın Takvim Gazetesi’nde 1 Mart 2012 tarihinde yayınlanan “Es selamün aleyküm” başlıklı yazısının hem başlığında hem içeriğinde hatalar var:

Ne güzel bir sözcük;
"Es selamün aleyküm"… 
Yani diyorsun ki; 
"Allah'ın selamı üzerinize olsun.
Esenlik ve güvenlik içinde kalın"
Yaradanın selamını söylemek bir insana…

...

Dikkat buyurunuz "Darbeleri" faydalı bulduğunu söylüyor. 
"Türkiye'de darbeler…
'Es selamün aleyküm' zihniyetine karşı yapılmıştır" diyor.
Çağdaş, aydın, entelektüel bir şairin dediği lafa…
Yediği naneye bakın…
Allah'ın selamı üzerinize olsun denirse… 
Bu haklı bir darbe gerekçesiymiş.
Kafaya bak kafaya… 
Bir ülkenin Başbakan'ı … 
Nasıl "Allah'ın selamı üzerinize olsun" dermiş?

Noyan Umruk’un Aydınlık’ta 10 Kasım 2013 tarihinde yayınlanan “Merhaba” başlıklı yazısından:

Bilindiği üzere Osmanlı ordusunda içtimalarda komutanlar askeri "Selamün aleyküm asker'' diye selamlar, asker de "esselamün aleyküm'' diye cevap verirdi.

Eyüp Can’ın Radikal’de 1 Şubat 2011 günü yayınlanan “Kahramanını arayan rol” başlıklı yazısından:

Kahire’de cuma günü ateşlenen isyan fitilini o kadar güzel anlatmış ki: 
“Ben çok dindar biri değilim. Cumaya bile gitmem. Ama geçen cuma farklıydı. Eylem camiden başlayacaktı. Bir güzel aptes aldık. Namaza durduk. Kahire’nin kıldığı en hızlı cumaydı. Daha Esselamun Aleykum demeden bazıları sloganlarla kendini dışarı zor attı. Tahrir Meydanı’na doğru kitleler aktı. O günden beri dünyanın gözü üzerimizde…”

Atılgan Bayar’ın Akşam Gazetesi’nde 22 Haziran 2009 tarihinde yayınlanmış “Ne olacak bu Avrupa’nın hali” başlıklı yazısından:

Açıkçası, bu tez konusunda yalnız kalmıştım. Tüm yorumcuların dikkati, Obama'nın 'Esselamün Aleyküm'ündeydi.

Çetin Altan ise Milliyet Gazetesi’nde 25 Temmuz 2005 günü yayınlanan “Eski bir Türk öyküsü” başlıklı yazısında aktardığı fıkrada bu hatayı yapmış:

"Padişahla sadrazam ırmağın kıyısına inmişler. Padişah ihtiyara: - Esselamün aleyküm ya piri peder, demiş. İhtiyar şöyle bir bakmış iki kişiye, sonra saygıyla selam vererek: - Ve aleykümselam cihana server, demiş."

Çetin Altan, aynı hatayı aynı fıkrada 8 Ekim 2006 tarihli “Hım hım ile burunsuz, birbirinden uğursuz” başlıklı yazısında tekrarlamış.

İsmail Berk’in, Yeni Asya Gazetesi’nde 1 Ekim 2007 günü yayınlanan “Ensar’ın bugüne yansıyan ruhu” başlıklı yazısından:

“Esselamün aleyküm” selamıyla mümin bir Arap, rızık paketiyle bulunduğumuz yere geliyor.

Ertuğrul Özkök ve Hata İtirafı

İnsandır, kuldur, hata ile maluldür. Köşe yazarları da hata yapabilir. Ancak, önemli olan hatanın farkedildiği takdirde okuyucuların doğru bilgi ile yönlendirmesi ve hatanın itirafıdır.

Ertuğrul Özkök de, pek beklenilmeyecek şekilde, 31 Ağustos 2015 tarihinde Hürriyet Gazetesi’nde yayımlanan “Kendi kendime 2 gün yazmama cezası veriyorum” başlıklı yazısında aynen bunu yapmış.

Dün “Devletimizin adı nedir?” başlıklı yazısında Özkök, Orgeneral Akar’ın Türkiye Cumhuriyeti yerine ‘Türk Cumhuriyeti’ ifadesini kullandığı yazmış ve Akar’ı eleştirmişti. Ancak, 30 Ağustos Zafer Bayramı mesajında kullanılan bu ifadeyi yanlış anlamış.

Bu durum karşısında Özkök, bir erdem sergileyerek kulağının üzerine yatmayarak hatasını kamuoyuna itiraf ederek özür dilemiş:

***

Hiç kıvırtmadan söyleyeyim.
 Büyük ve affedilmez bir dikkatsizlik yapmışım.

Genelkurmay Başkanı o sözleri, Atatürk'ün yaptığı konuşmadan aktarmış. Yani o cümle kendisine değil Atatürk'e ait. Ah şu gazetecilik heyecanı, insanı vezir de eder. sefil de...
 Bugün beni sefil etti. Kadere bakın...
 Güzel bir olay yakaladım derken, sabahtan beri tebrik kabul ederken, meğer felaket bir gafın ödüllerini topla maya çabşıyomıuşum.
 Sıfırı hak ettim.
 Kim ne derse haklıdır, kabulümdür.
 Hulusi Akar gibi çok iyi yetişmiş bir komutanın böyle bir hata yapmayacağını da düşünmem lazımdı.
 O yüzden kendi kendime, kırmızı kart gösteriyor, 2 gün yazmama cezası veriyorum.
 Perşembe gününe kadar yazı yazmayacağım.
 Benden hazmetmeyenler ödül olarak da kabul edebilir.

Bundan istifade, genç gazetecilere de bir tavsiye.
 Genç arkadaş...
 Sakın benim yaptığımı yapma, ana metne bak. Bir kere, bir kere daha oku.
 Şüpheci ol, etrafına sor.
 Yoksa ders almanın yaşı yok.
 Tabii asıl özrü okurlardan dilerim.
 Niyetim hiç kötü değildi, ama yaptığım feci bir dikkatsizlikti...
 Bir cezasının olması gerekirdi.
 Onu da kendi kendime kestim.

***

Takdir ediyoruz ve not düşüyoruz.

 

Kaynak:

Ertuğrul Özkök’ün bahse konu “özür” yazısı