Etiket arşivi: Ergün Diler

Türklerin Tarihte Sadece 16 Devlet Kurduğu Zannına Kapılan Köşe Yazarları

Türkler tarihte 16 devlet mi kurdu? Neden bazı köşe yazarları ya da diğer şahıslar bu yanlış iddiayı sürekli dile getiriyor?

İddia şu: “Türkler tarihte 16 devlet kurmuşlardır. Cumhurbaşkanlığı forsundaki yıldızlar da bunu simgelemektedir.”

Cumhurbaşkanlığı forsunda 16 devletin imgesi var. Tamam. Peki Türkler tarihte 16 devlet mi kurdu?

Elbette hayır. Bu rakam çok daha yüksek olmalı. Cumhurbaşkanlığı forsundaki yıldız sayısına ve neden bu şekilde belirlendiğine girmeden bazı gerçekleri aktaralım öncelikle.

Milletimizin en temel özelliklerinden birinin “devlet kurma” olduğu vurgulanarak, devletsiz dönem geçirmediğimizin altı çizilir. Teşkilatçılık ve devletçilik ruhuyla -her ne kadar devletlerimiz çeşitli nedenlerden ötürü yıkılsa da- bir yolunu bulup, örgütlenip yeni bir devlet şemsiyesi altında bir araya geldiğimiz dile getirilir.

Tarihimiz incelendiğinde bu hususun doğru olduğu görülür. Ancak, doğruluğu üzerinde şüphe bulutları yoğunlaşan iddia, devlet kurma istidadımız değil, tarihte sadece 16 devlet kurduğumuz.

Cumhurbaşkanlığı forsunda da yer alan 16 yıldız tarihteki 16 Türk devletini temsil eder. Bu devletlerin listesi şu şekilde:

1. Büyük Hun İmparatorluğu: MÖ 220- MS 216
2. Batı Hun İmparatorluğu: MÖ 48-MS 216
3. Avrupa Hun İmparatorluğu: 375-469
4. Ak Hun İmparatorluğu: 420-552
5. Göktürk Kağanlığı: 552-745
6. Avar Kağanlığı: 565-835
7. Hazar Kağanlığı: 651-983
8. Uygur Kağanlığı: 745-1368
9. Karahanlı Devleti: 840-1212
10. Gazne Devleti: 962-1183
11. Büyük Selçuklu Devleti: 1040-1157
12. Harezmşahlar Devleti: 1097-1231
13. Altın Ordu Devleti: 1236-1502
14. Timur İmparatorluğu: 1368-1501
15. Babür İmparatorluğu: 1526-1858
16. Osmanlı İmparatorluğu: 1299-1922

 

Forsdaki 16 yıldızın manası ve hangi devletleri temsil ettiğine dair elimizde somut bir bilgi, belge ya da vesika bulunmamaktadır. Kim hangi motivasyonla bulmuştur, belli değildir.

Peki tarihte kurduğumuz devletler bu 16 devlet ile mi sınırlı? Hayır. Türkler sadece 16 devlet kurmadı. Kurduğumuz devletlerin sayısı daha fazla.

En basitinden, Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni devletten mi saymıyor bu iddiaya sahip olanlar? Yukarıda mezkur 16 devlete ilaveten Türkiye Cumhuriyeti ve KKTC‘yi de eklerseniz eder size 18.

Kaldı ki, zamanında KKTC’ye 16 devlet arasında yer açmak adına Batı Hun Devletini listeden çıkarmak da tasarlanmış.

Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan nicedir peki? Türk devleti değil mi bunlar? 18+5=23.

Tarihte bazı devletlerimiz 2’ye ya da daha fazla parçaya ayrılarak farklı devletler oluşturulmuştur. Örneğin, Büyük Hun İmparatorluğu 2’ye ayrılıp Batı ve Doğu Hun Devletleri kurulmuştur. Batı Hun Devleti listede var ama Doğu Hun Devleti yok 16 Türk devleti listesinde. Bir diğer örnek de Göktürk Devletinin 2’ye bölünerek Batı ve Doğu Göktürk Devletlerinin kurulmasıdır. Bölünmelerden sonra oluşan devletler, neden 16’ye ilave sayılmıyor?

Tamam hadi, bölünmeyle oluşan devletleri eklemeyelim listeye. Anadolu Beyliklerini de yok sayalım. Mevcut özerk Türk Cumhuriyetlerini göz ardı edelim.

Ama yine de tarihte Türkiye Cumhuriyeti, KKTC ve bölünmeyle oluşan devletler dışında kurulan birçok Türk devleti bu listede yok.

Listeye girmeyi başaramayan bazı örnekler şu şekilde sıralanabilir: Sakalar, Asya Avar Devleti, Karluk Devleti, Kansu Uygur Krallığı, Peçenek Hanlığı, Tolunoğulları, Memlük Devleti, Anadolu Selçuklu Devleti, Akkoyunlular, Karakoyunlular, Kırım Hanlığı, Kırım Halk Cumhuriyeti, Kazan Hanlığı, Safevi Devleti, Bakü Hanlığı, Çağatay Hanlığı, Batı Trakya Türk Cumhuriyeti, Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti, Kıbrıs Federe Türk Devleti, Hatay Cumhuriyeti.

İrili ufaklı devlet oluşumlarını da eklerseniz bu listedeki Türk devleti sayısı 50’ye yaklaşır.

Türklerin kurduğu devlet sayısını 16 ile sınırlı tutanları anlamak mümkün değil. Devlet mi seçiyorlar, kurulanları devlet olarak mı görüyorlar, başka gayeleri mi var yoksa gerçekleri mi umursamıyorlar anlaması güç.

Tespit için bir kıstas kullanılmış mıdır diye sorgulayacak olursak; sahip olunan topraklar ya da hükmedilen halk üzerinden de gitsek, bu liste yine de 16 devlet ile kısıtlanamayacak ölçüde geniş.

Türkçülüğün önde gelen isimlerinden Nihal Atsız, 1969 yılında Ötüken dergisinde yayımlanan “16 Devlet Masalı ve Uydurma Bayraklar” adlı makalesinde bu durumu “16 Türk devleti efsanesi” olarak nitelemiş ve şu ifadeleri kullanmıştı:

“16 Türk devleti efsanesini, sayın Tekin Erer’in Ocak 1969’da kendi sütununda yazdığı “Türklüğün 16 Avizesi” başlıklı makaleden öğrendim. Bu makalede sayılan 16 devlet arasında Samanlılar gibi Türk olmayan devlet bulunduğu gibi Akkoyunlular, Karakoyunlular, Safeviler, Mısır Kölemenleri gibi büyük ve muhteşem Türk devletlerinden bahsedilmeyişi, hele cihan tarihinin en büyük imparatorluğu olan Çengiz devletinin anılmayışı konuyu daha başlangıçta sakat hale getirmektedir. Bundan başka 16 devlet telâkkisi bizim millî ülkümüze, büyüklük düşüncemize, süreklilik vetîremize aynı zamanda tarihî gerçeklere de şiddetle aykırı düşmektedir. 16 büyük devlet… Tabii, Karamanoğulları ve daha küçükleri gibi ötekilerini de sayınca bu rakkam kabaracak, en aşağı 50 devlet olacaktır.”

Murat Belge de Radikal Gazetesinde yayınlanan “Gelelim 16 Türk devletine” başlıklı ve 26 Kasım 2005 tarihli yazısında yazısında Prof. Dr. Coşkun Üçok’un “16 Türk devletinin efsane olduğu”na yönelik tespitlerini şu şekilde aktarmıştı:

“Coşkun Üçok bu ’16 devlet’in hiçbir temeli olmadığını söylüyor. Şöyle bir alıntı vereyim: “Cumhurbaşkanlığı forsunun üst sol köşesinde bulunan güneşi çevreleyen 16 yıldızı her kimse, birisi a priori olarak bu yıldızların 16 Türk devletini simgelediğini kabul etmiş ve sonra da tutmuş her yıldıza bir devleti münasip görmüş. Ancak Türk tarihi hakkında, herhalde yeterli bilgisi olmadığı için, küçükleri bırakıp büyük bütün Türk devletlerini saysa bile 16 sayısını çok aşacağı için hiçbir ölçüte uymayarak keyfi bir biçimde 16 devletin adını sıralamıştır. Bunların içinde Türk oldukları kuşkulu olanlar bulunduğu gibi, devlet kurucularının Türk olmadıkları kesin olanlar da vardır. Buna karşılık kurucusu da, halkı da öz be öz Türk olanlar bu 16 içinde yer almamışlardır. İşin daha hoş yanı bu devletler içinden birini çıkarıp yerine başkası da konulabilmiştir. 15 Kasım 1983’te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurulunca, bu küçük devlete 16’lar içinde yer verilebilmesi için o zamana kadar kitaplarda, broşürlerde, posterlerde yer alan Panu’nun kurmuş olduğu Batı Hun İmparatorluğu (48-216) listeden çıkarılmış ki, 16 sayısı bozulmasın.”

Efsaneyi icat etmiş kişiye Coşkun Üçok ‘her kimse’ ve ‘birisi’nden daha fazla yaklaşamıyor. 12 Eylül Vaka-i Hayriye’sinin ışığı altında yaşadığımız 80’lerde, Ankara Üniversitesi Rektörlüğü 1984-85 ders yılı açılış töreninde bu 16 devleti tanıtan bir kitapçık dağıtmış. Bu bilim kurumunun sunduğu bu faydalı eserde, Üçok’un anlattığına göre, Attila’nın Hunları İ.S. değil de İ.Ö. 5. yüzyılın Türk devleti olarak tanıtılınca, ortaya 1000 yıllık bir fark çıkmış. Uygurların ‘matbaa tekniği’ni ‘keşfettikleri’ de söylenmiş. Karahanlılar devletinde halk tamamen Türk ve kısmen İranlıdır denmiş. Bu da ancak Türklere özgü bir marifet olsa gerek. Ayrıca, Altınordu devleti içinde yer alan bir Cuci ulusu varmış.”

Tüm bunları aktardıktan sonra gelelim hangi köşe yazarlarının Türklerin kurduğu devlet sayısını 16 ile sınırlamakla hataya düştüklerini aktarmaya:

Bekir Hazar, Takvim Gazetesinde 10 Mart 2017 günü yayınlanan “16’nın sırrı” başlıklı yazısında

"Biz Türkler gururluyduk... Tarihte 16 DEVLET kurmuş şanlı bir Millettik."

...

"16 Devlet kuran Türkler olarak o 7 yıllık kısacık dönemde tam 16 HÜKÜMET kurmayı başardık."

...

"16 Devlet kuran Türkleri dışarıdan yönetmeye kalkanların en büyük kozunu elinden alacaktır.
Ne dersiniz? Yedi yılda 16 Hükümet mi?.. 16 Devlet mi?"

Rahmi Turan‘ın Sözcü Gazetesinde yayınlanan 18 Ocak 2015 tarihli “Tarihte ders almıyorlar!” başlıklı yazısından:

"Açıklamaya göre bunlar tarihteki 16 büyük Türk Devleti'ni temsil ediyorlardı.
16 devleti kurmuş ve batırmışız!
Evet, kurmak başarı ama… Ya batırmak?!
Türkiye Cumhuriyeti 17'nci büyük Türk Devleti."

...

"Dünya tarihinde bir rekordur. 16 devlet kurmayı başarmışız."

Rahmi Turan, tarihten çok ders almış belli ki, kurduğumuz devlet sayısını 16 ile sınırlayıp başkalarının tarih bilgisine dil uzatıyor.

Ergün Diler’in Takvim Gazetesinde 21 Mayıs 2016 günü yayınlanan “Yeni-Eski Savaşı” başlıklı yazısından:

"16 DEVLET KURAN TÜRKLER'i en iyi yabancılar bilir...."

Sedat Ergin‘in Hürriyet Gazetesinde 22 Ağustos 1999 günü yayınlanan “Ölülerimize sahip çıkacaksak” başlıklı yazısından:

"Ulus olarak en çok övündüğümüz hasletlerimizden biri, insanlık tarihi boyunca 16 devlet kurmuş olmaktır. Büyük çilelerden geçerek kurduğumuz, yoktan var ettiğimiz 16. devletimiz 21. yüzyıla adım atmamıza dört ay gibi kısa bir süre kalmışken, kendi varoluş süresinin en büyük felaketini yaşıyor. Bu felaket, aynı zamanda 16. Türk devletine musallat olmuş virüsleri iyice teşhir etmesi bakımından aslında hayırlı bir başlangıcın nüvesini de içinde taşıyor."Ulus olarak en çok övündüğümüz hasletlerimizden biri, insanlık tarihi boyunca 16 devlet kurmuş olmaktır. Büyük çilelerden geçerek kurduğumuz, yoktan var ettiğimiz 16. devletimiz 21. yüzyıla adım atmamıza dört ay gibi kısa bir süre kalmışken, kendi varoluş süresinin en büyük felaketini yaşıyor. Bu felaket, aynı zamanda 16. Türk devletine musallat olmuş virüsleri iyice teşhir etmesi bakımından aslında hayırlı bir başlangıcın nüvesini de içinde taşıyor."

Mustafa Balbay‘ın Cumhuriyet Gazetesinde yayınlanan “16 Türk devleti” başlıklı 15 Ocak 2015 tarihli yazısından:

"Tarihte kurduğunuz 16 devlet varsa, onların hiçbiri bugün yaşamıyorsa, bunun Türkçesi şudur: Demek ki, 16 devlet batırdınız!"

Bekir Ağırdır‘ın T24’te 29 Ocak 2012 tarihinde yayınlanan “Herkesin tarihi kendine göre” başlıklı yazısından:

"Orta Asya’dan Göktürklerden başlayıp bugüne gelen, 16 devlet kuran ama 15 devlet batırmayan (onları dış mihraklar ve dış dinamikler sona erdirdi çünkü) zaferler ve kahramanlıklar tarihi."

Fadime Özkan‘ın Star Gazetesinde yayınlanan 16 Eylül 2013 tarihli “Muhsin Kızılkaya: Türkçe edebiyat bayrağını Kürt yazarlar yükseltti” başlıklı yazısından:

" Devlet kurmak bir işe yaramaz çünkü. Türkler 16 devlet kurmuş 15’ini yıkmış. Bu sürede onları var kılan şey Türkçe olmuş."

Kafalar bir hayli karışmış. 15 devlet yıkıldı, toplam 16 devlet kuruldu demiş. Forstaki 16 devlet yıkılmıştı hani. 17. bizdik?

Hasan Pulur’un Milliyet Gazetesinde 1 Şubat 2015 günü yayınlanan “Olaylar ve insanlar” başlıklı yazısından:

"Hele Çankaya Köşkü’nün sökülen forsu yok mu? Tarihteki 16 Türk devletini temsil ediyordu. Yani 16 devlet kurmuş, batırmışız. Ortadaki şekil de 17. Türk devletini belirtiyordu. Bakalım 17. devletin hali ne olacak, göreceğiz."

Harun Halil’in Millet Gazetesinde 17 Kasım 2016 tarihinde yayınlanan “Devlet ve Ülke arasındaki fark” başlıklı yazısından:

"Örneğin Türkler tarihte 16 devlet kuran millet olarak diğer milletlere nazaran devlet tecrübesine sahip bir millettir."

M. Necati Özfatura‘nın Türkiye Gazetesinde 4 Mart 2003 günü yayınlanan “Tezkere ile ilgili durum muhakemesi” başlıklı yazısından:

"Türkler, 16 devlet kurmuş, onurlu şerefli bir millettir. ABD işgaline hayır diyen milletvekilleri en hayırlı hizmeti yapmışlardır."

Deniz Kavukçuoğlu‘nun Cumhuriyet Gazetesinde 4 Mart 2012 tarihinde yayınlanan “‘Özgürlükçü Türkiye’ ya da Bir Yandaş Yazar Denemesi” başlıklı yazısından:

"Ne var ki Türkiye’nin, dünyanın 17. büyük ekonomisi olmasını içine sindiremeyen, hele 2023 yılında ilk 10’a girmesinden büyük korku duyan Batı, Türkiye’deki işbirlikçileriyle el ele tarihte 16 devlet kurmuş ecdadımızın şanlı mirası üzerine bina ettiğimiz Türkiye’nin uluslararası alanda binbir türlü çabayla kazandığı saygınlığı yıpratmak için elinden geleni ardına koymuyor."

Ragıp Zarakolu’nun Evrensel’de 11 Eylül 2012 tarihinde yayınlanan “44 gazeteci mahkeme önünde” başlıklı yazısından:

"Yüzyıllardır 16 devlet kurmuş olmak, Avrupa Birliği’ne Almanya’dan sonra ikinci en güçlü devlet olarak girmek, Ortadoğu coğrafyasında ‘Yeni Osmanlıcı’ bir hegemonya kurmak iddiasındaki tüm Türk siyasetçileri bu manzaradan utansın."

Bayram Coşkun’un Yeni Mesaj’da 21 Ocak 2015 günü yayınlanan “16 Türk devleti çöktü sıra 17’nci de mi?” başlıklı yazısından:

"Tarihte kurulmuş 16 Türk devleti son günlerde çok moda, özellikle de bu devletlerin askerleri."

...

""Türkiye bölünmez, Türkiye'yi bölemezler" diyenlere en güzel örnek tarihteki 16 Türk devleti değil mi? Doğrudur bu millet 16 devlet kurmuştur ama bu devletler ne yazık ki yaşatılamamıştır. Zaten devlet sayısının bu kadar çok olması da durumu tek başına ortaya koyuyor."

...

"Asıl hastalıklı zihniyet yıkılan 16 devlet örneği ortada iken 17. devlet olan Türkiye Cumhuriyeti'ni yok edecek adımları görmeyenler değil mi?"

Bülent Erandaç’ın, Takvim Gazetesi’nde 4 Haziran 2016 günü yayınlanan “Kirli Kardeşlik” başlıklı yazısından:

"Türkler tarihte 16 Devlet kurdu. Bunların hiçbiri dıştan yıkılmadı. Hep içeriden yıkıldı."

16 devlet kurulması hususuna yukarıda değinmiştik.

Cumhurbaşkanlığı forsunda yer alan 16 yıldızı simgeleyen 16 Türk devletinin yıkılma sebeplerine bakıldığında Bülent Erandaç’ın iddia ettiği gibi bu devletlerin tamamının iç sebeplerden yıkıldığı iddiasının gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Hiçbirinin dışardan yıkılmadığı iddiası da saçmadır. En basit ve son örneği Osmanlı Devleti. Somut bir başka örnek olarak ise Gazne Devleti’nin Büyük Selçuklu Devleti’ne yenilmesinin ardından Gurluların giderek güçlenen etkisinin devleti zayıflatması ve Gurlular tarafından son hükümdarının esir alınması ile birlikte tarihe karışması sunulabilir.

Ergün Diler Standard & Poor’s’un Başkanını Yanlış Aktarmış

Ergün Diler, Takvim Gazetesinde 8 Mart 2017 günü yayınlanan “İhanet silsilesi” başlıklı yazısında dünyaca ünlü kredi derecelendirme kuruluşu Standard & Poor’s’un başkanının ismini yanlış aktarmış:

"Bilderberg toplantılarından sonraki ilk pazar günü üç kredi derecelendirme kuruluşunun başkanları Jacob Rothschild'in davetlisi olarak Londra'ya gider. Standard and Poor's Başkanı Deven Sharma, Fitch Başkanı Paul Taylor ve Moody's Başkanı Raymond W. McDaniel Jr. son toplantıya katılan isimlerdi.."

Deven Sharma, S&P’nin başından, ABD’nin AAA kredi notunu kırmasının ardından 2011 yılı Ağustos ayında ayrılmıştı. Bahse konu tarihten bu yana S&P’nin başında Deven Sharma’nın halefi olarak Douglas Peterson görev yapmaktadır. S&P’nin başında olmayan Deven SHerma’nın Ergün Dİler’in iddia ettiği toplantıya katılım sağlaması da beklenemez.

“Üç büyük” olarak adlandırılan kredi derecelendirme kuruluşlar S&P, Fitch ve Moody’s’in tepesindeki isimler Bilderberg toplantılarından sonra bir araya geliyorlar mıdır? Bu yönde ne bizde ne de sanal dünyada bir malumat yok. Ama Ergün Diler, Amerikalı dostunda duymuş olabilir (!).

"Bilderberg 2017, Virginia'daki Westfields Marriott Hotel'de yapılacak. 1-4 Haziran tarihleri arasındaki bu özel toplantıda ilkler yaşanacak. Daha önce Obama'ya yakın olan tam 21 isim bu toplantıda yer alacak.
Fransız ve İtalyan davetliler geçmişe oranla daha kalabalık olarak toplantıda bulunacak.
Fransa'dan 23, İtalya'dan 20 kişi davet edildi. Kriz batağındaki Yunanistan'dan ise 15 isim seçildi.
Türkiye'den bu yıl toplantıya 14 kişi katılacak. 4'ü hala aktif görev yaparken, diğer 10 isim kimler biliyor musunuz?
Evet! 15 Temmuz DARBE GİRİŞİMİ'nde doğrudan etkili olan FETÖ'CÜLER ...
İşte bu dünyayı sarmalayan ekibin içinde yok yok! Sağcı da solcu da var."

Bilderberg’in 2017 yılı toplantısına ilişkin henüz resmi bir açıklama ya da malumat yok.

Yazısının ilk cümlesiyle bitirelim:

"Türkiye bilinmezler tarihidir. Çok şeyi eksik biliriz."

Kesinlikle…

Ergün Diler, Ülkeler Kredi Derecelendirme Kuruluşlarına Üye Oluyor Sanıyor

Ergün Diler, Takvim Gazetesinde 7 Mart 2017 günü yayınlanan “Para war” başlıklı yazısında ülkelerin kredi derecelendirme kuruluşlarına üye olduğu yönündeki yanlış zannını ortaya koymuş:

"BRICS'in kuracağı yeni kredi derecelendirme kuruluşuna şimdiden üye olmak isteyen ülke sayısı 129...."

BRICS ülke grubunun yeni bir kredi derecelendirme kuruluşu kurma yönünde karar aldığı iddiası doğru.

Yanlış olan ise, ülkelerin kredi derecelendirme kuruluşlarına üye olduğu iddiası.

Kredi derecelendirme kuruluşları bir uluslararası örgüt değildir. Ticari bazlı faaliyet gösteren firmalardır. Sözleşme bazlı şekilde hizmet sunarlar. Kredi notlarının değerlendirilmesini isteyen ülkeler, sözleşme yaptıkları kuruluşlardan hizmet alırlar, belirlenen ücret karşılığı (Kredi derecelendirme kuruluşları, herhangi bir ücret almadıkları ya da bir sözleşme yapmadıkları ülkeleri de notlayabilmektedir). Bir üyelik söz konusu değildir. Bu durumda, kredi notu değerlendirilen ülke için ilgili “kuruluşa üye” denilmesi, yanlıştır.

Ergün Diler CHAFF Sistemini Çok Yanlış Anlamış

Ergün Diler, Takvim Gazetesinde 15 Şubat 2017 günü yayınlanan “Brezilya Örneği” başlıklı yazısında silahlı sistemler üzerine malumatfuruşluk yaparken yine hataya düşmüş:

"Rus SU-34 tipi savaş uçakları, ABD'nin yeni geliştirdiği bir sistemin devreye sokulması nedeniyle Türk askerlerini vurdu! Bu yeni sistemin ismi CHAFF...
Amerika'nın ilk kez Suriye'de denediği bu CHAFF ile Rus uçaklarının hafızaları kilitlendi. Yanlışa sürüklendi. Amaç yeni bir Rus-Türk kavgasıydı. Gerginliğiydi. Olmadı.

...


Son derece teknolojik aletlerin bulunduğu bu noktadan CHAFF sisteminin harekete geçirilmediğini ispatlamaları gerek..."

Chaff ve Flare. Bu 2 sistem, savaş uçakları için bir saldırı değil savunma sistemidir. Bizatihi savaş uçaklarının, kendilerine kilitlenen ya da kendilerine doğru fırlatılan ısı ya da radar güdümlü füzelere yönelik hedef saptırma yöntemidir.

Chaff radar güdümlü füzeleri şaşırtmak, Flare ise ısı güdümlü füzeleri şaşırtmak için savaş uçağı gövdesinden fırlatılır. Daha doğrusu, kanat altından etrafa saçılır.

Chaff, radar güdümlü füzeyi aldatmayı hedefleyen folyo benzeri parlak madde kaplıdır.

Chaff sistemi, Ergün Diler’in aktardığı niteliklere sahip değil. ABD tarafından yeni geliştirilmedi. Yıllardır kullanılagelen bir sistem bu. Haliyle Amerika ilk kez Suriye’de deemedi bu sistemi. Ki, Chaff sistemi Türk-Rus gerginliği çıkartabilecek bir sistem de değil. Rus SU-34 silahı da Türk askerini Chaff sistemiyle vurmadı. Chaff savunma sistemidir, saldırı değil.

* Tespiti için Ekşisözlük’ten ‘ya teşekkürler.

 

Ergün Diler Reina Saldırganının Yurt Dışına Kaçırıldığını İddia Ediyordu

Ergün Diler, Takvim Gazetesinde 4 Ocak 2017 günü yayınlanan “Kaçırdılar” başlıklı yazısında yılbaşı gecesi (1 Ocak 2017) İstanbul’daki Reina adlı gece kulübüne 39 kişinin hayatını kaybettiği saldırıyı gerçekleştiren teröristin Balıkesir üzerinden Yunan Adalarına kaçırıldığını iddia etmişti:

"Katliam başlıyor, belirlenen sürede de son buluyor. Katil çıkıp bir süre SARIYER istikametine yöneliyor. Ama o yöne gitmiyor. Tekrar U DÖNÜŞÜ yapıyor. Geldiği yöne sapıyor. Özel bir araçla buluşup geliş yönünün aksine yol alıyor. Birkaç saati olduğunu bilerek ilerliyor. Sabahın erken saatlerinde YENİKAPI'da kendisini bekleyen iki kişi ile buluşuyor. 

AİLE GÖRÜNTÜSÜ VERMEK İÇİN! Yalova'ya geçiliyor. Oradan BALIKESİR ve ardından YUNAN ADALARI... Klasik bir DEAŞ'lı teröristin bunların binde birini yapma ihtimali yok. Muazzam bir planla bu katil kaçırıldı. Yayınlanan fotoğrafların pek çoğu sahte ve yanlış.."

“Operasyon B” başlıklı 6 Ocak 2017 tarihli yazısında bu iddiasını tekrarlamıştı:

"Önceki gün katilin YENİ KAPI üzerinden erken saatlerde aile görüntüsüyle Yalova'ya, oradan da Balıkesir üzerinden bir Yunan adasına kaçtığını yazdım. Bunu ben değil yabancılar söylüyordu. Kaç gün geçti hala yakalanan yok... Eşiyle çocuğuyla Konya'ya geldi, başka bir kadın ve çocukla ise Yunanistan'a kaçtı! Şimdi kim bilir nerede! Şimdilik yabancılar haklı!."

Ergün Diler, gördüğü büyük resmi (!) bizimle paylaşma lütfunda bulunmuş; ancak, 16 Ocak 2017 gecesi Reine saldırısını gerçekleştiren teröristin İstanbul Esenyurt’ta yakalanmasının ardından “saldırganın yurt dışına kaçırıldığı” iddiası da asılsız çıkmış oldu.

Büyük resim böyle bir şey olsa gerek. Görmeyen bilemiyor haliyle.

 

2016 Yılında Köşe Yazarlarının Yaptığı En Skandal 10 Hata

Bir muhtesip geleneğiydi. İlgili yılda köşe yazarlarının yaptığı hataların en skandal olanlarını içeren bir liste hazırlamak.

Geleneği sürdürüp 2016 yılı içerisinde tespit edilen hatalar üzerinden hazırladığımız listeyi bilgilerinize sunalım:

1. Gülse Birsel’in ünlü “Stanford Deneyi”ni “Harvard Deneyi” olarak sunması

2. İsmet Berkan’ın Scientific American dergisinde yer alan bir makaleyi kaynak göstermeden Türkçeye çevirip kısaltarak okuyucularına sunması ve benzer şekilde Deniz Gökçe’nin The Economist adlı dergide yayınlanan “Called to account” başlıklı yazıyı referans vermeden çevirip aktarması

3. Yusuf Kaplan’ın Fatih Sultan Mehmet’in gemileri karadan yürütmesine ilişkin alternatif tarihçilik yapması 

4. İslam Memiş’in ortaya attığı döviz kuru kuponlarını bir türlü tutturamaması

5. Tamer Korkmaz’ın Lozan Antlaşması’nın gizli maddelerinin olduğuna inanması

6. Ersin Ramoğlu’nun Cem Boyner’in çalışanlarına gönderdiği iddia edilen yazıyı kendisinin kaleme aldığını sanması

7. Ergün Diler, İbrahim Karagül, Nedret Ersanel ve Taha Dağlı’nın, Zbigniew Brzezinski’nin bir yazısında 15 Temmuz darbe girişimine CIA’nın destek verdiği ve bu davranışın ciddi bir hata olduğunu kabul ettiğini iddia etmesi

8. Halime Gürbüz’ün 15 Temmuz gecesi vatandaşların F-16’nın üstüne atlamaya çalıştığını sanması

9. Metin Münir’in OYAK Genel Müdürü Süleyman Savaş Erdem’i (Süleyman Erdem isimli) bir başka kişi ile karıştırması

10. Ahmet Hakan’ın mihrap ve minber ayrımına varamaması

2016 yılını 325 ayrı ihtisapla tamamlamışız bu arada. İhtisapların tamamı için arşiv sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

Şimdiden mutlu yıllar…

Ergün Diler ve Rusya Merkez Bankası Rezervleri

Ergün Diler, 1 Ekim 2016 günü Takvim Gazetesi’nde yayınlanan “Petro-dollar” başlıklı yazısında Rusya Merkez Bankası’nın rezervleri hakkında desteksiz sallamış biraz:

Gidenin gelenin haddi hesabı yok. Bu projenin arkasında PUTİN'in Merkez Bankası'nı emanet ettiği ELVİRA NABİULİNA vardı. Bu kadın alışılagelmiş para politikalarının üzerine çıktı. Rezerv para DOLAR'dı. Bilmemesi mümkün değildi. Şok bir kararla elindeki DOLAR'ı sattı. Büyük çoğunluğu ile ALTIN aldı.
ALTIN'ın da artacağını gördü. Petrol fiyatları düşüyordu. Kremlin en büyük zararı buradan görüyordu. Ama ELVİRA, ALTIN'a dönerek 50 milyar dolara yakın bir kazanç sağlıyordu. Ayrıca ABD'ye DOLAR'dan koptuğunu işaret ediyordu..

Elvira Nabuillina, Rusya Merkez Bankasının başına 2013 yılı Mart ayında geçti.

Nabuillina’nın Rusya Merkez Bankası Başkanı görevini aldığı tarihten günümüze değin Rusya’nın döviz rezervlerine baktığımızda Ergün Diler’in bahsettiği gelişmeleri ne yazık ki göremiyoruz.

2013 yılı Mart ayında Rusya’nın toplam uluslararası rezervleri 520 milyar dolar seviyesindeydi.

Petrol fiyatlarındaki düşüşle birlikte Rusya’ya uygulanan yaptırımların etkisiyle oluşan ekonomik krizle birlikte uluslararası rezerv seviyesi (2015 yılı Nisan ayı itibarıyla) 350 milyar dolara kadar geriledi.

Akabinde bir toparlanma yaşandı ve 2016 yılı Eylül ayı sonu itibarıyla uluslararası rezervleri Rusya’nın 398 milyar dolara kadar arttı.

Tüm bu gelişmeldolar tl kuruer içinde altın rezervleri ise dramatik bir artış göstermedi.

2013 yılı Nisan ayında altın rezervleri 50,4 milyar dolar iken, 2016 yılı Ağustos ayı sonu itibarıyla 64,7 milyar dolara ulaşmıştır. Artış miktarı toplam döviz rezervlerine kıyasla oldukça mütevazi olup, altın fiyatlarındaki artış da toplam altın rezervlerindeki yükselmeyi etkilemiştir.

Bu dönemde Rusya’nın döviz rezervleri ise 475 milyar dolardan 330 milyar dolar seviyesine gerilemiş. Yani Rusya, kötü günlerde döviz rezervlerinden bir hayli tüketmiş. Ancak, Ergün Diler’in bahsettiği gibi bir altın rezervi artışı politikası izlememiş.

Kaynak: Rusya Merkez Bankası’nın Uluslararası Rezerv İstatistikleri

Zbigniew Brzezinski’den Darbe İtirafı İddiası ve Köşe Yazarları

Zbigniew Brzezinski’nin bir yazısında 15 Temmuz 2016 gecesi gerçekleşen darbe girişimine CIA’nın destek verdiği ve bu davranışın ciddi bir hata olduğunu kabul ettiği iddiası birçok gazete ve birkaç köşe yazarı tarafından tabir-i caizse “yutuldu”.

Halbuki, işin aslı pek öyle değil.

Haberciliğe çok ehemmiyet veren (!!!) basınımızın atladığı bu haberin kaynağı Moskova kaynaklı “New Eastern Outlook” sitesi. Sitede F. William Engdahl imzasıyla yayınlanan “Top USA National Security Officials Admit Turkey Coup” başlıklı haberde ABD Başkanı Obama’nın eski danışmanı Brzezinski’nin ABD’nin darbe girişiminde parmak sahibi olduğunu ve bunun büyük bir hata olduğunu belirttiği iddia edilmekteydi.

Brzezinski ABD Darbe Şüphesi

Ayrıca Brzezinski’nin benzer içeriği twitterda paylaştığına yönelik iddialar photoshop eşliğinde manipüle edilen fotolarla desteklenmekteydi.

Zbigniew Brzezinski twitter darbeHalbuki Brzezinski ne twitter hesabında ne de başka bir kaynakta böyle bir yazı paylaşmadı.

Birçok gazeteci ve yazarın kişisel hesaplarından yaptıkları paylaşımlarla olayın iç yüzü anlaşıldı.

Meseleye uyanan Yıldıray Oğur, twitter hesabında yaptığı paylaşımla “Brzezinski’nin böyle bir makaleyi kaleme alacak kadar aptal olmadığını, bu tarz haberlerle durumun sulandırılmak istendiğini ve ortaya atılan yalan haberlerle ABD’nin var olan rolünün örtbas edilmek istendiğini” söyledi.

Zokayı yutan Brzezinski cahili köşe yazarları ise şu şekilde: İbrahim Karagül, Ergün Diler,  Nedret Ersanel ve Taha Dağlı…

İbrahim Karagül Yenişafak Gazetesi’nde 6 Eylül 2016 günü yayınlanan “CIA-Gülen-Fener bağlantısı ve 15 Temmuz’un gizli ortakları” başlıklı yazısında haber kaynağını araştırmadan asılsız haberi köşesine taşımış:

"ABD istihbaratının, tam da Erdoğan'ın NATO'dan uzaklaşarak Rusya ile yakınlaşacağını ilan ettiği önemli bir stratejik değişimin birkaç gün sonrasında, darbe girişiminde rol aldığına dair ilk itiraf Zbigniev Brzezinski'den geldi. 

Brzezinski yayınladığı bir tweette, The American Interest dergisi için kaleme aldığı makalesinin özetini yazdı: “ABD'nin Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a karşı yapılan darbe girişimine verdiği destek, ABD'nin itibarına büyük zarar verecek ciddi bir hataydı. Türkiye, Suriye'de son beş yılda yaşanan başarısızlığın ardından dış politikasını değiştirmenin arifesindeydi. Olası bir Rusya-Türkiye-İran koalisyonu Suriye krizinin çözümüne ilişkin bir fırsat oluşturabilirdi. (Brzezinski, ABD istihbaratının Türkiye ile ilişkileri yönetmedeki beceriksizliğine olan öfkesini böyle gösteriyordu.)"

Ergün Diler de İbrahim Karagül’den aşağı kalmayarak Takvim Gazetesi’nde 4 Eylül 2016 tarihinde yayınlanan “PYD’li yarbay” başlıklı yazısında kendinden beklenilen performansı sergilemiş:

"Amerika'da akıllı birileri şu an Türkiye'deki KALKIŞMAYI masaya yatırmış durumda. Özellikle Türkiye'yi bilenler 15 Temmuz'la ilgili bilinmeyenleri tartışıyor. Tartışmanın merkezinde Zbigniew Brzezinski var! İşte bize kadar gelen Brzezinski yorumu: "Dünyada Rusya'yı, Kremlin'den daha iyi tanıyan tek kişi olan Brzezinski, 10 Temmuz'da darbenin startını verdi. Türkiye ile Rusya'nın yakınlaşacağını, Moskova'daki casuslarından öğrenen Brzezinski ABD'ye hemen harekete geçmeleri gerektiğini söyledi. Hatta, Erdoğan'ın darbeyle indirilmesinin ABD çıkarları için tek yol olduğunu detaylı bir raporla anlattı. Aynı Brzezinski, darbe girişiminde Gülen'in kullanılmamasını istedi. Çünkü bir olumsuz bir gelişme halinde ABD'nin zor durumda kalacağını, tüm kozlarını kaybedeceğini söyledi. Ancak Derin ABD'deki bir kanat, Gülen'le birlikte bunu organize etti. Çünkü Gülen'i ABD'ye getiren güç, Türkiye'yi kendi arşivlerine almak için Gülen'li bir darbeye karar verdi. Brzezinski de, Türkiye'deki ekibini kaybetmemek adına, şimdi darbede ABD'yi suçluyor. Aslında suçladığı bir nokta haklı. O, Gülensiz bir darbe istiyordu..." Sanırım gerçekten AMERİKA bu kez iki parça... Bu yoruma bakacak olursak öyle....."

Nedret Ersanel de Karagül ve Diler gibi Yenişafak Gazetesi’nde 7 Eylül 2016 tarihli “ABD’yi Suriye anlaşmasına Türkiye dahil etti” başlıklı yazısında aynı hataya düşmüş:

"ABD'nin zayıflığı sadece Başkan'ın 'topallığından' değil. Suriye ve darbede milyonların kanına mal olan umursamazlığından, Brzezinski'ye göre 'darbeyi desteklediği için' elleri de kelepçeli..."

Haber7.com’dan Taha Dağlı da 5 Eylül 2016 tarihli “Obama’nın danışmanı itiraf etti! FETÖ darbesinin arkasında CIA var” başlıklı köşe yazısında uzun uzadıya analiz kasmış yanlış haber üzerine:

"Ve son itiraf Brzezinski’den geldi. 90 yaşında Beyaz Saray’ın en kıdemli istihbaratçılarından biri. Hani Ortadoğu’yu satranç tahtasına benzeten Obama’nın eski danışmanı, işte o. Brzezinski, bir makale yazdı. CIA’in darbe girişimindeki rolünü anlattı. FETÖ’nün desteklendiğini söyledi. Darbenin püskürtülmesiyle her şeyin açığa çıktığını ve ABD’nin 15 Temmuz’u destekleyerek Türkiye politikasında çok büyük hata yaptığını vurguladı. Brzezinski, bu itirafı durduk yere yapmış olamaz. Zira süreci de analiz etmiş."

Türk basınından köşe mütehassısı manzaraları…

Yararlanılan haber kaynağı: Zbigniew Brzezinski CIA’yı suçladı mı? başlıklı Haber10.com sitesi haberi

Türkiye Türklere Bırakılmayacak Kadar Değerlidir Sözünün Sahibi ve Köşe Yazarları

“Türkiye Türklere Bırakılmayacak Kadar Önemlidir/Değerlidir”…

Oldukça rahatsız edici ve özellikle son dönemde memleketin başına gelenlerden sonra daha da anlam kazanan bir vecize…

Bu söz karşısında irkilen nice vatandaş, bu sözün Türk vatanı üzerinde emelleri bulunan küresel güçlerin temsilcileri ya da bu küresel güç odaklarının Türkiye’deki ağızları tarafından dile getirildiğini düşünmekte ve iddia etmekte.

Diğer birçok vecizede olduğu gibi ilk söyleyen kişinin kim olduğu konusunda köşe yazarlarının ve halkın kafası karışık ve doğrular yine saptırılmış vaziyette.

 Bu sözün müellifi hakkında teoriler 4 kişi ve 1 kavrama odaklanmakta:

  1. Madeline Albright
  2. William Ewart Gladstone
  3. Mehmet Ali Birand
  4. Cüneyt Ülsever
  5. Dış güçler

Üzülerek belirtmek gerekir ki bu sözün sahibi bu 4 kişi de değil. Anonim hale gelmiş vaziyette.

Sebepleri ile sıralayalım:

İnternet kaynakları tarandığında sözün sahibine ilişkin en yaygın iddianın, okları Mehmet Ali Birand’a çevirdiğini görüyoruz. Mehmet Ali Birand’ın Posta Gazetesi’nin 13 Ocak 2000 tarihinde yayınlanan bir köşe yazısında, Viyana’da katıldığı bir konferanstan gözlemlerini aktarırken bu sözü paylaştığı iddia edilmekte. Ancak, her ne kadar Posta gazetesinin çevrimiçi arşivi olmadığı için ilgili yazıyı inceleme fırsatımız olmasa da, bu yazıya ilişkin herhangi bir somut kanıtın olmaması, atıf yapılan metnin sadece birkaç kişi tarafından dile getiriliyor olması ve birazdan aktarılacağı üzere Cüneyt Ülsever’in konuya ilişkin açıklaması nedeniyle Mehmet Ali Birand’ın bu sözün ilk sahibi olamayacağını değerlendiriyoruz.

Yenişafak Gazetesi’nden Hasan Öztürk’ün 15 Mayıs 2016 tarihli “‘Türkiye sadece Türklere bırakılamayacak kadar önemli bir ülkedir’” başlıklı yazısında bu iddia şu şekilde aktarılmış:

"Mehmet Ali Birand 13 Ocak 2000 tarihinde Posta gazetesinde bir yazı kaleme almıştı. Yazısında Viyana'da katıldığı Türkiye konulu uluslararası bir konferanstan söz etmişti. Ve şunları söylemişti: “Türkiye'siz Balkanlar rahat nefes alamaz. Ankara ile belirli bir uzlaşıya varmadan, Irak-İran-Suriye üçgeninde barış kurulamaz. Ege ve Akdeniz, Türkiye'nin net katkısı sağlanmadan sükûnete kavuşamaz. İşte bunlardan dolayı da, bize her kafamıza eseni artık yaptırmayacaklar. Avrupa Birliği, Uluslararası Para Fonu kuralları ortaya koyacak. Bizler de bu kurallar çerçevesinde oynayacağız. Bir konuşmacının dediği gibi, 'Türkiye, sadece Türklere bırakılmayacak kadar önemli ve değerli bir ülke' durumuna girdi.”"

Bu iddiayı OdaTV de ortaya atanlardan olmuştu:

"((„Türkiye, yönetimi Türklere bırakılamayacak kadar değerli bir ülkedir“)) diye seneler öncesi dahiyane(!) bir tespitte bulunan M. Ali Birand`ın, bölücülüğe ve işbirlikçilere hizmet ettiği ve açıkça vatana ihanet ettiği, 23.06.2011 tarihli, ODATV`de yayınlanan yazısında da tüm çıplaklığı ile görülüyor!.."

Bu sözün sahibinin ABD Dışişleri eski Sekreteri Madeline Albright olduğu iddiası, Bayan Albright’ın profili nedeniyle ilgi çeken iddialardan. Ancak, yine şehir efsanelerinde genel olarak gözlemlendiği üzere bu hususu teyit edecek herhangi bir haber ya da belge bulunmamaktadır.

Vahdet Gazetesi’nden Seyfi Şahin, 14 Ağustos 2016 tarihli “Alparslan Türkeş ve Fethullah Gülen” başlıklı yazısında sözü çarpıtarak Bakan Albright’a atfetme hatasına düşmüş:

"ABD eski Dışişleri Bakanı Albrigth dedi ki; “Türkiye, Türklere verilemeyecek kadar büyük bir ülkedir.”"

Seyfi Şahin aynı iddiaya Ortadoğu Gazetesi’nde 2 Kasım 2010 tarihinde yayınlanan “Kürt Kardeşlerimize” başlıklı yazısında da yer vermiş:

"ABD eski dış işleri bakanı ALBRİGHT öyle diyor "Türkiye, Türklere bırakılmayacak kadar büyük bir ülkedir." O halde bizi bölüp parçalamak istiyor. Onlar için Müslüman kanı dökülmüş o kadar önemli değil… Onlar sömürmeye devam ediyorlar."

Yine Seyfi Şahin’in Ortadoğu Gazetesi’nde yayınlanan “Albright ne dedi” başlıklı 26 Ekim 2010 tarihli yazısından:

"Madeleine Albright, 1937 yılında Çekoslovakya'nın başkenti Prag'da doğmuş bir Yahudi politikacıdır. İkinci dünya savaşından sonra diplomat olan babası ile beraber Amerika'ya göçmüştür. ABD'nin BM temsilciliğini yapmış ve Başkan Bill Clinton zamanında da dışişleri bakanı olmuş birisidir. Şimdi birçok ABD üniversitesinde ders vermektedir. Bazı düşünce kuruluşlarının yöneticisidir. Dünya Yahudi lobisinin ileri gelenlerindendir. Dünyada Yahudi çıkarlarını koruyan önemli merkezlere öncülük eder. Dünya siyasetini iyi bilen çok ferasetli bir kadındır. Türkler hakkında çok olumsuz sözleri vardır. Mesela "Türkiye, Türklere verilemeyecek kadar büyük bir ülkedir" sözü ona aittir."

Aynı şekilde, bu söz İngiltere eski Başbakanı William Ewart Gladstone’a atfedilmiş vaziyette. İnternet kaynaklarında bu atfı yapan tek kişinin Türkiye Gazetesi yazarı Necati Özfatura olduğunu görüyoruz. Necati Bey’in tek başına bayraktarlığını yaptığı bu iddia da mesnetsizliği ve desteksizliği nedeniyle zayıf görünüyor.

Necati Özfatura’nın Türkiye Gazetesi’nde 2 Nisan 2015 tarihinde yayınlanan “Çanakkale Zaferinin Detayları” başlıklı yazısından:

"O günlerde The Times gazetesi "Hazırlanın, 1453'ün intikamını almaya gidiyoruz" şeklinde manşet atmıştır. Hatta o dönemin İngiltere başbakanı (Yahudi asıllı) Goldstone "Türkiye, Türklere bırakılmayacak kadar önemli bir ülkedir" demiştir."

Gelelim en kuvvetli iddiaya. Daha doğrusu işin aslına.

Cüneyt Ülsever, kendisine yöneltilen iddialar karşısında daha fazla dayanamayarak, Hürriyet Gazetesi’nde 20 Mart 2002 tarihinde yayınlanan “Türkiye’de ne sağ var, ne de sol” başlıklı köşesinde “Türkiye, Türklere bırakılmayacak kadar önemli bir ülkedir” sözünü Batı dünyasının ülkemize yönelik bakış açısını aktarmak için kullandığını söylemiştir.

AÇIKLAMA: En son taşeronluğunu yüklendiği görev sinekten yağ çıkararak vatan hainlerini tespit etmek olan tetikçi, benim bir TV programında sarf ettiğim, ‘‘Türkiye, Türklere bırakılmayacak kadar önemli bir ülkedir’’ sözümü cımbızla bütününden ayıklamış ve beni de vatan hainleri safhına katmış. Onun bu tavrı eşyanın tabiatına uygun olduğu için önemli değil. Ancak, yanından kovulana kadar Apo'nun peşinde giden, şimdi de Müslüman kasabı Miloseviç ile karşılıklı hayranlık mektupları değiş tokuş eden bu yeni milliyetçinin peşine ülkücü arkadaşlar düşünce bu açıklama gerekli hale geldi.

Bütünü içinde o cümle Batı'nın bize bakış açısını anlatan bir konuşmanın sadece bir parçasıdır. Cümle onların ağzını yansıtmaktadır.

Konuşmanın bütününü görmek isteyenler Habertürk'ten kaset kayıtlarını (Avrupa Kulübü Programı-12.03.2002) isteyebilirler.

İlgililere duyurulur!

Yani Cüneyt Ülsever, sözü yansıtıldığı şekilde kötü maksatlı kullanmadığını, bilakis Batının bakış açısını tanımlamak için kullandığını 2002 yılında belirterek (ayağı sağlam basmayan) diğer iddiaların hepsini boşa çıkarmaktadır.

Bu açıklamaya rağmen Salih Tuna, Yenişafak Gazetesi’nde 16 Mart 2013 tarihinde yayınlanan “Ben böyle ‘nafile’ köşe yazarı görmedim” başlıklı yazısında bu sözü Hürriyet Gazetesi yazarı M. Yakup Yılmaz’a atfetmiş:

"Yok, hükümet "derleştirisi" ihtiyacınızı karşılıyorsa Cüneyt Ülsever"in yanında M. Yakup Yılmaz"ın lafı mı olur. Coştu mu, "Türkiye Türklere bırakılmayacak kadar önemlidir" derdi. (Galiba şimdilerde bir gazetede "ulusalcılık" falan yapıyor, Allah selamet versin.)"

Bir de, bu sözü başkasına atfetmeden kendininmiş gibi (utanmadan) kullananlar var.

(Mehmet Ali Birand’ı, Cüneyt Ülsever’i ve Madeline Albright’ı bu sözü söylediği iddiasıyla linç etme girişiminde bulunanlara adres göstermek gibi olmasın ama) Ergün Diler bu kişilerden biri.

Takvim Gazetesi’nden 18 Aralık 2013 tarihli “Kumpas” başlıklı yazısından gelsin:

""Türkiye kendi haline bırakılmayacak kadar önemli ve değerli bir ülkedir" diye çok yazdım! "Türkiye Türkler'indir" dense de ne yazık ki hiç olmamıştı! Ne kadar gözyaşı ve kan akıtsak da ülke sadece kağıt üzerinde bizimdi! Bunu bilmedik!.."