Etiket arşivi: Erdal Sağlam

Erdal Sağlam ve Faiz Geri Ödemesi

Erdal Sağlam, Hürriyet Gazetesinde 17 Mayıs 2012 tarihinde yayınlanan “Kamu Hesaplarında Bozulma” başlıklı yazısında borç servisine dair ufak bir yanlış tanım kullanmıştı:

"Faiz geri ödemesi açısından yılın ilk 4 ayı sıkıntılı dönemdi."

Borç servisi 2 başlıktan oluşur. Anapara geri ödemesi ve faiz ödemesi. Anapara, borç alınan miktarın ham tutarıdır ve geri ödenir. Faiz ise alınan anapara tutarı üzerinden hesaplanır ve tek yönlü bir ödeme mekanizması içerir. Kamu finansmanında da, Hazinenin yapmış olduğu faiz ödemeleri tek yönlüdür. Bu durumda denilebilir ki, faizin geri ödemesi olmaz, anapara geri ödemesi olur.

Değer Kaybı – Devalüasyon Farkı ve Köşe Yazarları

Döviz kurlarında yaşanan son dönem gelişmeleri ile birlikte geçmişte sıklıkla duyduğumuz bir iktisat terimi tekrar kulaklara pelesenk oldu: DEVALÜASYON

Merkez Bankamızın tanımıyla devalüasyon, “Sabit kur rejiminde, ulusal paranın yabancı paralar karşısındaki değerinin azalması”nı ifade eder.

Örneğin, bir Türk lirasının bir ABD doları karşısındaki değerinin 2,0 TL’den 2,2 TL’ye düşmesi, Türk lirasının ABD doları karşısında %10 değer kaybetmesi (ABD dolarının değer kazanması) anlamındadır.

2001 yılı öncesinde uygulanan sabit döviz kuru sistemi kapsamında Merkez Bankamız Türk lirasının değerinde ortaya çıkan ve çoğunlukla değer kaybı biçiminde olan değişiklikler karşısında genellikle bir defada ve devalüasyon biçimindeki müdahalelerde bulunmuş ve yeni parite sabit kur olarak belirlenmiştir. Bu müdahaleler devalüasyon olarak adlandırılabilmektedir.

Ancak, kurun büyük ölçüde piyasadaki arz ve talep koşullarına göre belirlendiği dalgalı/serbest kur rejimlerinde para biriminin değer kaybı için devalüasyon ifadesi kullanılmaz.

Halihazırda Türk lirası, de jure ve de facto olarak dalgalı kur rejimi çerçevesinde serbest piyasada işlem gördüğü için, para birimimizin -başta ABD doları olmak üzere- diğer döviz birimleri karşısında yaşadığı değer kaybı devalüasyon olarak nitelenemez. İngilizce karşılıklarını verecek olursak Türk lirasındaki değer kaybı “depreciation” olarak ifade edilir; “devaluation” şeklinde değil.

Mahfi Eğilmez’in açıklamasından yararlanacak olursak: “Devalüasyon sabit kur rejiminde para otoritesinin aldığı karara dayalı olarak paranın yabancı paralar karşısında değerinin düşürülmesidir. Dalgalı kur rejiminde ülke parasının yabancı paralara karşı değer kaybına devalüasyon değil “paranın yabancı paralara karşı değer kaybı” ya da sadece “paranın değer kaybı” (ingilizcesi currency depreciation) deniyor.”

Günümüz dalgalı kur koşullarındaki değer kayıpları için hâlâ devalüasyon teriminin kullanıldığına sıklıkla şahit olunmaktadır.

Bu hataya düşen köşe yazarlarından bir seçki yapalım:

Erdal Sağlam, Hürriyet Gazetesi’nde 20 Ocak 2016 günü yayınlanan yazısına, döviz kurlarındaki gelişmelere atıf yaparak “2 aylık devalüasyon yüzde 9 iken kimse yatırıma bakmaz” başlığı atmış.

Cemil ErtemMilliyet Gazetesi’nde 29 Kasım 2016 günü yayınlanan “Kur meselesi: Yanlışlar ve doğrular…” başlıklı yazısında döviz fiyatındaki artışın devalüasyon anlamına geleceğini parantez içindeki ifade ile ima etmiş:

"Döviz fiyatı arttı (devalüasyon), o halde kriz var (dı) tespiti 2002 öncesi doğruydu, bugün yanlış. Tam şimdi Türkiye ekonomisinde göreli bir daralma varsa bunun nedeni kur falan değildir. Tam da “Bakın kur artıyor, kriz geldi” diyenlerin uyguladığı ya da uygulanmasını istediği ekonomi-politikaları yüzündendir."

Atilla Yeşilada‘nın Paraanaliz.com’da 15 Temmuz 2016 tarihinde yayınlanan “Enflasyon katılaşıyor, devaluasyon beklentisi sürüyor” başlıklı yazısından:

"Beklenti Anketi’nde ikinci ayrıntı ise sene başından bu yana dolar/TL nerdeyse yatay bir seyir izlemesine rağmen, devaluasyon beklentisinin giderilemediği. Ankete katılanlar yıl sonunda dolar/TL kurunu 3.05, 12 ay sonra 3.19 olarak tahmin ediyor. Yani katılımcılar bir yılda %10 civarında devaluasyon bekliyor ki, bu da TL mevduatın halen dolarla karşılaştırıldığında sıfır getiri sunduğunu gösteriyor. TCMB’nin faizleri düşürmesinin TL’nin koruma kalkanını zayıflattığını söylerken bunu kastediyoruz. Küresel risk iştahının azalıp, sıcak paranın Türkiye’den çekilmesi halinde, yerli birikimciler hızla TL’den kaçıp dövize dönerek TL’de hızlı ve TCMB tarafından önlenmesi zor değer kayıplarını tetikleyebilir."

Turkishnews.com’dan Necdet Buluz‘un ““Dolar alan pişman olacak” denilmemiş miydi?…” başlıklı 18 Kasım 2016 tarihli yazısından:

"Doların yükselişinin önüne geçilemiyor. Dolar’daki yükseliş, Türk Lirası’nı da eritiyor. Bugünün hesabı ile TL. Dolar karşısında % 10 değer yitirdi. Bu da devalüasyon anlamına geliyor. Her geçen gün cebimizdeki paranın eridiğini görüyoruz. Sıkıntı ise giderek artıyor. Son yapılan hesaplara göre Türk Lirasının Dolar karşısındaki yıllık değer kaybının % 17,7 olacağı söyleniyor."

Gürgör Uras, Milliyet Gazetesi’nde 24 Ağustos 2015 tarihinde yayınlanan “Eyvah, tarih tekerrür eder dolar 3.75 TL’ye gider mi” başlıklı yazısında, serbest döviz piyasasında arz talep koşulları sonucunda döviz kurlarının yükselmesi durumunda da devalüasyon oluşabileceğini iddia etmiş:

Dolardaki yükseliş, büyük bir devalüasyon. Ayşe Hanım Teyzem’in alım gücü 2 yılda yüzde 53 eridi. Bizde dolar çıkmaya başladı mı, ortalama yüzde 150 artar

Devalüasyon başlangıcı olarak 1.50 TL esas alınırsa, dolar 3.75 TL’ye kadar gidebilir. Zarar kaçınılmaz ama, gereği yapılsın ki, kaldırılamaz boyuta ulaşmasın

Doların 1.40 TL’den 2.80 TL’ye fırlaması, şimdilerde de 3.00 TL’nin üzerine çıkmaya çalışması “devalüasyon”dur, hem de büyük bir “devalüasyon”dur.

Devalüasyon, bir devletin resmi para biriminin diğer bir ülke para karşısında değer kaybetmesidir.

Sabit kur rejiminde devalüasyon hükümet kararı ile olur. Serbest kur rejiminde ise; (1) Küresel piyasalarda, para hareketlerinde ağırlığı olan dövizlerin değer kazanması, (2) Ülkede döviz arz ve talep dengesinin bozulması, devalüasyona yol açar.

Süleyman Yaşar da, Sabah Gazetesi’nde 3 Ekim 2011 günü yayınlanan “Türkiye devalüasyonu erken yaptı, şoktan kurtuldu” başlıklı yazısında, para birimimizdeki değer kayıplarına (dalgalı kur rejiminde dahi) devalüasyon denileceğini iddia etmiş:

"Dalgalı kur rejiminde devalüasyon olmaz, denir ama inanmayın. Çünkü bir ülkenin para birimi, diğer ülkenin para birimi karşısında değer kaybederse buna düpedüz devalüasyon denir."

Murat Çabas‘ın Yeni Mesaj’da 20 Kasım 2016 tarihinde yayınlanan “Söylemde istikrar fiiliyatta devalüasyon” başlıklı yazısından:

"Dolar 3,40 TL’nin üzerine çıkınca piyasaları bir telaş almaya başladı. Nasıl olsa düşer diye düşünenler, bırakın düşmeyi rekorlar kırmaya başlayınca tedirginlik had safhaya çıktı. TL dolar karşısında Ekim başından bu yana yüzde 13, son bir hafta içinde de yüzde 5 değer kaybetti. Fiili bir devalüasyon yaşanıyor."

Mustafa Pamukoğlu, Aydınlık Gazetesi’nde 18 Kasım 2016 günü yayınlanan “Ekonomi alev alev” başlıklı yazısında devalüasyonun piyasalar tarafından da yapılabileceğini iddia etmiş:

"Dolar sürekli değer kazanıyor. Yılbaşından beri TL yüzde 17.7 değer kaybetti. Bu kayıp TL’yi Arjantin pesosu ve Meksika pesosundan sonra en çok değer kaybeden para yapmış durumda. Bu değer kaybına korkmayın daha devalüasyon yok, diyenler var. Devalüasyon; bir ülkenin parasının diğer ülkelerin paralarına göre değişim değerinin düşürülmesidir. Bu düşürülme Merkez Bankası tarafından da yapılabilir, piyasalar tarafından da. Şu anda piyasalar doların değerinde rekor seviyede artışlara neden olmuşsa Merkez Bankası buna kayıtsız kalıyorsa bu sonuca devalüasyon dememek gerçekleri gizlemek demektir."

Bülent Mumay‘ın Diken.com.tr’de 12 Kasım 2016 günü yayınlanan “O değil de, bir faiz lobisi vardı ne oldu ona?” başlıklı yazısından:

"Bugünlerde dolar 3.27’ye dayandı. Memlekette örtülü bir devalüasyon yaşanıyor."

İslam Memiş‘in Güneş Gazetesi’nde yayınlanan “Faiz lobisine milli ders!” başlıklı 21 Temmuz 2016 tarihli yazısından:

"FETÖ'nün şerefsiz hain teröristleri sokaklarda milleti katlederken sosyal medyadan doların 4 lira olacağını, devalüasyon olacağını, büyük bir ekonomik kriz olacağını söyleyerek millete korku salan hainlerde görev başındaydı."

Hüseyin Aslan‘ın Habertürk Gazetesi’nde 28 Ocak 2014 tarihinde yayınlanan “Bir yıllık devalüasyon yüzde 30” başlıklı yazısında kurdaki tüm değer kayıplarını devalüasyon olarak değerlendirmiş:

Özellikle 17 Aralık 2013’ten bu yana döviz fiyatının “kontrol edilemeyen” bir artış eğilimi sürdürdüğü görülmektedir.

Bunun anlamı, TL’nin de “baş aşağı” değer yitirmesidir.

2013’te yıllık devalüasyon (döviz zamlanması) dolarda yüzde 23,4, euroda ise yüzde 27,5 olmuş, Türk lirası da bu paralar karşısında aynı oranda değer kaybetmiştir.

2001 Ekonomik krizinden sonra IMF ile yapılan anlaşmanın en önemli maddelerinden bir i, döviz fiyatlarının “serbest dalgalanma”ya bırakılmasıydı. Piyasa dalgalandıkça döviz fiyatlarını kendisi ayarlamaya başladı. Daha açık bir anlatımla, iktisat kurallarının işlemesiyle piyasa kendi “devalüasyon”unu kendisi yapar hale gelebildi.

Oysa, 2001 krizinden önce, döviz fiyatları Hükümet kararıyla belirleniyordu. “Devalüasyon” kararını Hükümet alarak uyguluyordu.

2001’den bu yana dolar iniyor, çıkıyor, kendine değer “kazandırıyor” ya da değer “kaybettiriyor”.

31 Aralık 2012’de dolar 1,786 TL iken bugün 2,39 düzeyinde, 1 yıllık devalüasyon oranı yüzde 23.4, aynı şekilde euro da 31 Aralık 2012’de 2,357 iken bugün 3,007 düzeyinde. “Devalüasyon” oranı yüzde 27,5.

2013’te enflasyon yüzde 7,4, faiz de yüzde 9,5 iken doların fiyatı yüzde 23,4, euronun fiyatı da yüzde 27,4 oranında bir artış kaydediyor.

Neredeyse enflasyonun ve faiz oranının 2 katındaki “devalüasyon”, ekonomik dengeler açısından ciddi bir tehlike işaretidir.

“Devalüasyon” sürecinin doğal sonucu, genel bir “servet erimesi”, şirketlerin, bankaların kârlarının zarara dönüşmesi, yatırımda ve üretimde yavaşlama olacaktır.

 

Zorunlu – Munzam Karşılık Farkının Farkında Olmayan Köşe Yazarlarımız

Merkez Bankasının zorunlu karşılık oranlarına ilişkin ayarlamalarının akabinde köşe yazarlarının geleneksel şekilde yaptığı bir hata var: munzam karşılıklar ile zorunlu karşılıkları birbiriyle karıştırmak.

Konuya ilişkin teknik açıklama konusunda Mahfi Eğilmez’in blogundaki içerikten faydalanarak basit şekilde aktarmaya çalışalım:

Bankalar topladıkları mevduatın ve diğer kaynaklarının merkez bankası tarafından belirlenen oranda belirli bir miktarını, ileride karşılaşabilecekleri zorluklarda talep edip kullanabilmek için merkez bankasına yatırmak zorundadırlar. Buna zorunlu karşılıklar, bunun miktarını belirlemeye yarayan orana da zorunlu karşılık oranı adı veriliyor. Merkez bankasının, karşılık oranını artırıp azaltarak bankaların açabileceği kredi miktarını ve maliyetini etkilemesi eylemine de karşılıklar politikası adı veriliyor.

türk lirası simgesiDisponibilite: Merkez Bankası’nın bankaların kabul ettiği mevduata karşılık kasalarında tutulmasını zorunlu kıldığı parasal karşılıklardır.

Munzam Karşılık: Merkez bankasının disponibiliteye ek olarak bankaların kaynaklarından kendisine yatırmalarını zorunlu kıldığı miktardır (munzam kelimesinin Türkçe karşılığı: Ek, eklenmiş.)

Zorunlu Karşılıklar: Merkez bankasının, kabul ettikleri mevduat karşılığında bankaların kendisinde tutulmasını zorunlu kıldığı miktarlardır.

Türkiye’de Bugün Geçerli Olan Uygulama: Bugünkü uygulamada serbest karşılıklar anlamına gelen ankes uygulaması sürmektedir.

Eskiden Türkiye uygulamasında (Umumi) Disponibilite + Munzam Karşılıklar uygulaması söz konusuydu. Günümüzde disponibilite ve munzam karşılıklar kalkmış, yerini bankaların TCMB’ye yatırmak zorunda oldukları zorunlu karşılıklar (ya da kısaca karşılıklar) almıştır.

Bugün Türkiye’de geçerli olan uygulamaya baktığımızda “munzam karşılık oranları düşürüldü” şeklindeki anlatım yanlıştır.

Doğrusu “zorunlu karşılık oranları düşürüldü” şeklinde olmalıdır.

TCMB’nin 2008 yılından bu yana zorunlu karşılıklara ilişkin açıklamaları ile zorunlu karşılıklara ilişkin tebliğinden kullandığı metinlerin içeriği de bu hususu doğrulamaktadır.

Munzam karşılıkları hâlâ faal sanıp, zorunlu karşılıklar yerine kullanan köşe yazarlarını listeleyelim:

Merkez Bankası eski başkanlarından Gazi Erçel’in Habertürk’te yayınlanan 25 Mart 2011 tarihli “Merkez Bankası’nın ısrarı sürüyor” başlıklı yazısından:

"Banka’nın Para Politikası Kurulu dün yaptığı toplantıda bu kez faizi indirimine gitmeyip, mevduat munzam karşılık oranlarını tekrar arttırdı. Bunun sonucu piyasadan 19,1 milyar TL daha para çekecek. Piyasalar faizde bir değişiklik beklemiyorlardı. Haklı da çıktılar. Ancak munzam karşılık artışı ile ilgili olarak farklı görüşler vardı. Artış yapacak diyenleri bile şaşırtan oranda bir karar alındı."

Eski bir merkez bankası başkanı da bu hatayı yapabiliyor demek ki…

Erdal Sağlam’ın Hürriyet Gazetesi’nde 27 Ağustos 2013 tarihinde yayınlanan “Başçı kendini ve ekonomiyi aslanlar gibi tehlikeye attı” başlıklı yazısından:

"Genel kanı pazartesi günü Merkez Bankası’nın döviz cinsinden tutulan munzam karşılık oranlarını düşürmesi ve rezerv opsiyon katsayısı (ROK) uygulamasında oran değişiklikleri yaparak piyasaya döviz likiditesi vermek olabileceğini tahmin ediyorlar."

Hayrettin Karaman’ın Yenişafak Gazetesi’nde yayınlanan 5 Eylül 2010 tarihli “Munzam karşılık faizi” başlıklı yazısından:

"Habertürk gazetesinde "bana izafeten katılım bankalarının Merkez Bankası''nda tutmak mecburiyetinde oldukları munzam karşılık parasına verilen faizin helal olduğu, bunun para yatıranlara dağıtılabileceği, böyle bir fetva verdiğim" haberi yer aldı."

Süleyman Yaşar’ın Sabah Gazetesi’nde 21 Haziran 2011 tarihinde yayınlanan “Faiz düşerse cari açık azalır” başlıklı yazısından:

"O halde şu anda yapılacak faiz artırımı iç talebi kısmayacak demektir. Hatta munzam karşılık artışı, taksit sayısını azaltma yoluyla kredileri kısıtlama önlemeleri bile bu koşullarda tüketimin kısılmasında istenen sonucu vermez."

Yine Süleyman Yaşar’ın Sabah Gazetesi’nde yayınlanan 29 Mart 2011 tarihli “Türk parası niye değerleniyor?” başlıklı yazısından:

"Merkez Bankası'nın mevcut munzam karşılıklarını yükseltmesine rağmen Amerikan Doları'nın fiyatı yükselmiyor. Türk parası, munzam karşılıklar yükselmesine karşın değer kazanma eğilimini sürdürüyor. Bunun nedeni Türkiye'ye olan döviz girişine bağlanabilir. Çünkü son üç ay içerisinde Merkez Bankası döviz rezervleri 80.1 milyar dolardan 85.7 milyar dolara yükseldi. Ayrıca döviz mevduat hesapları da son üç ay içerisinde 4 milyar dolar çoğaldı. Demek ki kredi hacminin munzam karşılık yoluyla kısılmasına rağmen, TL'nin değer kazanması, dövizlerin bozdurulduğu tezini açığa düşürüyor. Bu tezin de pek akılcı olmadığını bize gösteriyor. O halde tek alternatif izah, döviz girişinin çoğalması olarak karşımıza çıkıyor. Anlayacağınız, munzam karşılık yoluyla kredi hacminin sıkıştırılmasına rağmen Türkiye'ye döviz girişi sürüyor ve Türk parası değer kazanmaya devam ediyor. Gelelim Merkez'in döviz rezervlerinin çoğalmasına... Merkez Bankası döviz rezervlerinin artması da spekülatif ataklara karşı bir güvence oluşturuyor. Bu güvence de Türk parasının değerlenmesine neden oluyor."

Süleyman Yaşar’dan devam… Sabah Gazetesi’nden 11 Ocak 2011 tarihli “Sıcak paraya yeni önlem ne?” başlıklı yazısından:

"Zira mevduat munzam karşılıklarını arttırmak çare olmuyor, Türkiye'de bankaların kısa vadeli dış borçlarının hızını kesmiyor. Dolar ve euro faizleri çok düşük olduğu için, mevduat munzam karşılık artışının getirdiği ilave maliyet dış borçlanmayı cazip olmaktan çıkarmıyor."

Kadir Tuna’nın Takvim Gazetesi’nde 18 Aralık 2010 tarihinde yayınlanan “Sıcak paraya karşı soğuk muamele” başlıklı yazısından:

"Faiz kararının ikinci ayağı, munzam karşılık oranlarının düşürülmesidir. İç talep nedeniyle ısınan ekonomiyi yavaşlatmak şart. Hızlı kredi genişlemesi cari açığı artırıyor. Kredilerin yavaşlaması gerekiyor. Merkez, finansal istikrar açısından ilk adımı attı. İkinci adım muhtemel kredi genişlemesine izin vermemek için munzam karşılık oranlarının artırılması olacaktır. Burada bankalar açısından bir değerlendirmek yapmak gerekirse, bir yandan düşen faizlerle borçlanma maliyetleri azalırken, munzam karşılık oranlarının yükselmesi ile elinde tutacağı fon miktarı azalacağı için maliyetler artacaktır. Bu nedenle munzam karşılık oranlarındaki artış miktarı iyi ayarlanmalı. Amaç ekonomiyi yavaşlatmak değil. Hızlı kredi genişlemesini engellemek."

Esfender Korkmaz’ın Yeniçağ Gazetesi’nde 29 Mayıs 2015 günü yayınlanan “Kredi kartlarına tefeci faizi” başlıklı yazısından:

"Gecikme faizini bir tarafa bırakalım... Bankalar mevduata en fazla yüzde 9 faiz veriyor. Mevduat için yüzde 10 dolayında munzam karşılık yaratıyor. Masraflarını da katarsak yüzde 11 maliyete karşılık, bankalar kartla avans olarak kredi çekenlerden yüzde 24.24 oranında faiz alıyor. Yani yüzde 220 kazanıyor. n Yine bankalar, döviz mevduatına yüzde 2 faiz veriyor. Munzam karşılık ve masrafıyla yüzde 2.3’ye mal ettiği Dolar veya Euro gibi yabancı para için eğer kartınızla avans çekerseniz sizden yüzde 19.44 faiz alıyor. Yani yüzde 845 oranında kazanç sağlıyor."

Yine Esfender Korkmaz’ın Yeniçağ Gazetesi’ndeki “Dolar kamburu” başlıklı 17 Temmuz 2016 tarihli köşesinden:

"Aşağıdaki tabloda, munzam karşılık hariç en yüksek rezerv tutan Merkez bankalarının döviz rezervleri yer almaktadır. Türkiye'nin döviz rezervi 110 milyar dolayındadır. Bankalara ait munzam karşılıklar hariç MB rezervleri 70 milyar dolar kadardır."

Hakan Özyıldız’ın BloombergHT’de 30 Mart 2012 tarihinde yayınlanan “Dövizle munzam karşılık tutmak” başlıklı yazısından:

"Mevduat munzam karşılığı tutmak, merkez bankalarının klasik para politikası araçlarındandır. Mudi bankaya 100 lira yatırır. Para otoritesi, piyasanın ve ekonominin durumuna göre bir değerlendirme yapar. Mevduatın ne kadarının kredi olarak dağıtılacağına karar verir. Eğer enflasyonla mücadeleyi esas alan bir para politikası izliyorsa, enflasyondaki gelişmelere bakar. Tüketim baskısı varsa, kredileri pahalılaştırmaya yönelik bir politika izler. Munzam karşılıkları yükseltir. Örneğin, 100 liralık mevduatın 10 lirasını değil 15 lirasını kendi kasasında tutar. Böylelikle bankaların krediye ayırabilecekleri kaynak, 90 liradan 85 liraya düşer, azalır. Krediler pahalılaşır. Tüketici pahalılaşan kredi kullanmaktan kaçınacağı için, ekonomide talebi azaltıcı etkisi olur. Enflasyonun artış hızı yavaşlar. TCMB, bir süreden beri, farklı bir yöntem uyguluyor. Bankalarda, yerel para mevduatlarının munzam karşılıklarının bir bölümünün döviz olarak yatırılmasını kabul ediyor. Bu bağlamda son kararında ek bölüm için "1,4" lük farklı bir katsayı uygulaması bile getirdi."

Bir başka BloombergHT yazarı Ercan Kumcu’nun 30 Mart 2011 tarihli “Munzam karşılık politikasının da bir sınırı var” başlıklı yazısından:

"Düşük para politikası faizi ve yüksek munzam karşılıklar" olarak özetlenebilecek uygulamadaki para politikasının doğal bir sınırı var. Teorik olarak para politikası faizi, bazı gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, sıfıra kadar inebilir. Uygulamada ise, galiba sınıra gelindi. Zaten artış eğilimindeki faizler karşısında Merkez Bankası'nın politika faizini daha fazla düşürmesi "ironi" olurdu. Teorik olarak munzam karşılıkları artırmanın da bir sınırı var. Munzam karşılıklar yüzde 100 denebilir. Bunun anlamı tüm bankacılık kesiminin aktiflerinin çok büyük bir bölümüne Merkez Bankası'nın el koyması olur. Uygulamada ise, para otoritesinin bankaların sağlığını ve kârlılığını düşünmesi gerekir. Sonuçta, para politikası uygulamalarının arzulanan sonuçları verebilmesi için Merkez Bankası'nın sağlam (öz kaynakları güçlü) ve sağlıklı (kârlı) bir bankacılık sistemine ihtiyacı var. SINIR GÖRÜNDÜ Munzam karşılıklarda en üst sınır yüzde 15'e kadar geldi. Bu düzeyde bir munzam karşılık bankaların topladığı mali kaynakların yüzde 85'ini kullanabileceğine işaret ediyor. Maliyeti sıfır dahi olsa, bankaların bu kaynakları kullanarak elde edecekleri getiri munzam karşılığın sıfır olmasına göre yüzde 15 düşmüş oluyor. Sonuçta, munzam karşılıklar bankacılık sektörü üzerinde bir çeşit vergi işlevi görüyor."

Türkiye Gazetesi yazarlarından Necmettin Batırel’in 14 Ocak 2011 tarihli “Döviz alan yandı” başlıklı yazısından:

"Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz enflasyon, finansal istikrar, munzam karşılıklar gibi konularda çarpıcı açıklamalar yaptı. Yılmaz üzerinde çok tartışılan bankaların munzam karşılıklarındaki artışın etkisinin ocak ayında görüleceğini ifade etti ve ekledi: (Önümüzdeki dönemde munzam karşılıklar ŞARTLARA GÖRE artabilir). Munzam karşılık biliyorsunuz bankaların mevduatlarının %5'lik kısmını merkez bankasında tutma mecburiyetine verilen isim."

Yine Necmettin Batırel’in Türkiye Gazetesi’nde yayınlanan 24 Mayıs 2012 tarihli “Çakılmayın” başlıklı yazısından:

"Sizin ekstra tedbir almanıza gerek yok, cari açık kendiliğinden daralıyor. Bankacılık kesimini rahatlatın, Çin'in yaptığı gibi munzam karşılıkları indirin, haftalık repo ihalelerindeki miktarı arttırın. Petrol fiyatlarında yaşanan düşüşle cari açıkta yaşanan iyileşme Türkiye'yi daha güçlü bir yerde tutuyor. Sizin birinci hedefiniz büyüme olmalı, enflasyon değil. Büyüyen ülkede ekonominin çarkları hızlı döner. Merkez Bankalarının güven ortamını sağlamak ve büyümeyi desteklemek adına adım attığı bir dönemin başındayız."

Servet Yıldırım’ın Radikal’de 23 Mart 2011 tarihinde yayınlanan “Ne faiz artar ne de munzam karşılıklar” başlıklı yazısından:

"Yazının başlığı piyasanın ağırlıklı görüşünü yansıtıyor. Buna göre bugünkü Para Politikası Kurulu’ndan muhtemelen ne faiz artışı çıkacak ne de bu hafta içinde munzam karşılık oranlarında bir artış açıklanacak."

Haber7 yazarlarından Prof. B. Gültekin Çetiner’in 3 Mayıs 2012 tarihli “Yastık altı altınlar nereye?” başlıklı yazısından:

"Yani halktan yastık altı altınları bankalar aracılığıyla toplayıp Merkez Bankasına koyacaklar. Büyük miktarda munzam karşılık olan %20 sayesinde Merkez Bankasında önemli oranda altın toplanacak."

Özellikle ekonomi ve finansal hususlara odaklanan köşe yazarlarının da bu hataya düşüyor olması not edilmesi gereken bir konu… Genel olarak bu yazarların ortak noktası ise tevellütlerinin biraz eski olması ve zorunlu karşılıklara ilişkin teknik değişikliğin nüansını kaçırmaları….

Erdal Sağlam ve 3.5’luk Dolar Kuru

Erdal Sağlam, 29 Eylül 2015 tarihinde yayımlanan “Arttırmam deyip hem faizi hem kuru artırıyorlar” başlıklı köşe yazısında ülkemiz para politikalarına  ve dolar kuruna değinmiş:

"Sadece dün açıklanan verilere bakın; dolar kuru 3.5 TL'yi geçti..."

Yazının yayımlandığı tarih itibarıyla ABD doları / TL kuru 3.05 civarında seyrediyor. Erdal Sağlam en önemli makro verilerden birinde “0” atlamış. 3,05’lik kurda “0” atlanırsa, bazıları için “3,5 atmamak” mümkün olmaz.

doların gücü