Etiket arşivi: Emin Çölaşan

31 Mart Vakasının 31 Mart 1909’da Gerçekleştiğini Sanan Köşe Yazarları Kulübü

31 Mart Vakası, 31 Mart 1909’da gerçekleşmemiştir.

31 Mart Olayı,  Rûmi takvime göre 31 Mart 1325’de, Miladi takvime göre ise 13 Nisan 1909 günü gerçekleşmiştir. II. Meşrutiyetin ilanının ardından çıkan ve Hareket Ordusu tarafından bastırılan ayaklanma, 31 Mart 1325’te gerçekleştiği için bu adla anılır. “31 Mart 1909” tarihi aslında 13 Nisan 1909 tarihinin Rumi takvimdeki karşılığıdır. 31 Mart 1909’da isyan ya da ayaklanma gibi bir olay olmamıştır.

Bu hakikate rağmen ısrarla bazıları, bu ayaklanmanın 31 Mart 1909’da gerçekleştiği ve bastırıldığı yanlış algısını sürdürür.

31 Mart olayının 31 Mart 1909’da gerçekleştiğini sanan köşe yazarlarını ifşa edelim:

Emin Çölaşan‘ın Hürriyet Gazetesinde 8 Kasım 1998 günü yayınlanan “10 Kasım bayramı” başlıklı yazısından:

"‘‘Atatürk'ün Bütün Eserleri’’nin birinci cildinde 1903-1915 yıllarına ait toplam 118 belge var. Örneğin o günlerin genç subayı olan Mustafa Kemal'in 31 Mart 1909 gerici ayaklanması dönemine ait iki not defteri gün ışığına çıkarılmış."

Emin Çölaşan aynı hatayı Mayıs 2013‘te de tekrarlamıştı.

“Tarihçi” Mustafa Armağan‘ın Yenişafak Gazetesinde 17 Temmuz 2016 günü yayınlanan “15 Temmuz’un bir benzeri 53 yıl öncesinde yaşanmıştı” başlıklı yazısından:

"Yeni planda darbe tarihi 31 Mart 1963 olarak belirlenmiştir. Neden 31 Mart? Anladınız tabii. Sultan 2. Abdülhamid'in devrilmesine giden yolu döşeyen 31 Mart 1909 isyanının miladi takvimle yıldönümüdür de ondan."

Mustafa Armağan 1963 yılındaki darbe girişiminde bulunanların kendisi gibi yanlış bilgiye sahip olduklarını iddia etmiş zımnen. 31 Mart’ın yıldönümünde darbe yapmak istiyordularsa miladi takvime göre 13 Nisan 1963’te yapmaları gerekirdi. Mesnetsiz bir iddia daha.

Yine Mustafa Armağan‘ın Zaman Gazetesinde 4 Temmuz 2010 günü yayınlanan “47 yıl önce bir darbeci albay idam edilmişti” başlıklı yazısından:

"Yeni planda darbe tarihi 31 Mart 1963 olarak belirlenmiştir. Neden 31 Mart? Anladınız kuşkusuz. Abdülhamid'in devrilmesine giden yolu döşeyen 31 Mart isyanının yıldönümüdür de ondan."

Soner Yalçın‘ın Hürriyet Gazetesinde 26 Temmuz 2009 günü yayınlanan “Osmanlı’nın Öcalan’ı Yane Sandaski” başlıklı yazısından:

"Birlikten, eşitlikten, özgürlükten bahseden İttihatçılar daha tam iktidar olamadan, İstanbul’da 31 Mart 1909 gerici ayaklanması patlak verdi."

Soner Yalçın aynı hatayı 31 Mayıs 2009 ve 27 Temmuz 2008 tarihli yazılarında da yapmış.

Çift “L”li enteLLektüel boyutunda ufukları açan Rahim Er‘in, Türkiye Gazetesinde 5 Nisan 2012 tarihinde yayınlanan “Darbe kirliliğinden arınmak” başlıklı yazısından:

"Sultan Abdülhamîd'in 33 yıllık iktidarı bir istikrar dönemidir. 31 Mart 1909'da tahttan hal edilmesi/devrilmesiyle birlikte Balkan Muharebesi, I. Cihan Harbi gibi harpler, siyasi suikastler ve darbeler yolu açılmıştır."

Kayahan Uygur‘un Akşam Gazetesinde 10 Haziran 2014 günü yayınlanan “Kılıçdaroğlu ‘turuncu devrim’i nasıl başlattı?” başlıklı yazısından:

"Aynı çevreler, 31 Mart 1909 ayaklanmasını ‘İngiliz yanlısı gerici hareket’ olarak nitelerler. Peki 31 Mayıs 2013 gerici ayaklanması ne yanlısı?"

Yalçın Bayer, Hürriyet Gazetesinde yayınlanan 13 Nisan 2012 tarihli “103. yılında 31 Mart ‘gerici’ ayaklanması” başlıklı yazısında paylaştığı metindeki hatayı fark edememişti:

"Bundan tam 103 yıl önce, Rumi takvimle 31 Mart 1325’te, bugün kullandığımız miladi takvimle 31 Mart 1909’da (13 Nisan) tarihimizin en büyük gerici başkaldırısı olan ‘31 Mart Ayaklanması’ patlak vermişti."

Ayaklanmayı miladi takvime göre 31 Mart’ta başlatıp, Rumi takvime göre tarih vermiş. Yanlış…

 

Ayşe Hür’ün Radikal Gazetesinde 20 Temmuz 2008 günü yayınlanan “1908 Devrimi’nin ilham kaynakları” başlıklı yazısından:

"Ancak bu ılımlı atmosfer de uzun sürmedi. 31 Mart 1909 Olayı’ndan sonra ülke padişahın mutlakıyetçi yönetiminden kurtulmuştu ama kendini diğer etnisitelerden üstün gören ‘millet-i hakime’ adına göstermelik bir meclis ve ordudan aldığı destekle ülkeyi perde arkasından istediği gibi yöneten İttihat ve Terakki’nin, daha doğrusu, onun içindeki küçük bir kliğin sultası altına girmişti."

Mehmet Bozkurt’un soL Haber’de 3 Nisan 2016 günü yayınlanan “31 Mart Gerici Ayaklanması: Analarınızın donları başınıza geçsin” başlıklı yazısından:

"31 Mart 1909’da (13 Nisan) başlayan gerici ayaklanmayı bastırmak için Selanik’ten İstanbul’a doğru yola çıkan İpek Fedaileri’yle beni tanıştıran, şimdi aramızda olmayan değerli ağabeyimiz, sevgili dostumuz Tevfik Çavdar olmuştur."

Yanlış. Rûmi takvime göre 31 Mart 1325’te, Miladi takvime göre ise 13 Nisan 1909’da.

Sabri Gültekin, Milat Gazetesindeki 13 Nisan 2015 tarihli “Ha Kızıl Sultan Ha Recep Tayyip Erdoğan” başlıklı yazısında miladi ve rumi takvime göre doğru tarihleri sunmasına rağmen yazısının ilerleyen bölümünde bu hataya düşmekten geri kalmamış:

"31 Mart 1909'da Ulu Hakan II. Abdülhamid Han'a “Kızıl Sultan” denilerek uygulanan çökertme operasyonu bu defa Erdoğan'a uygulanıyor; “Millet-i İslâmiye ve Ümmet-i Muhammediye”ye tam 106 yıldır göz açtırılmıyor."

Ekrem Buğra Ekinci‘nin Türkiye Gazetesindeki tarihli “İmparatorluğun mezarcısı oldular” başlıklı yazısından:

" İngilizler, 31 Mart 1909'da bir karşı darbe yapmak istedi. Beceremedi, ama hilafet gücü ile emperyalizme zarar veren Sultan Hamid'den kurtuldu."

Bülent Erandaç‘ın Takvim Gazetesindeki 31 Mayıs 2014 tarihli “31 Mart vakası 31 Mayıs Gezi” başlıklı yazısından:

"31 Mart 1909 kalkışmasında, Selanik'te Mason teşkilatlarınca kurulan İttihat ve Terakki, arkalarına İngiltere'yi alarak Sultan Abdülhamit'i devirmeye kalkıştılar. ."

Işık Kansu’nun Günay Güner’den alıntı yaptığı Cumhuriyet Gazetesinde 25 Haziran 2016 günü yayınlanan “Talan var mı, yok mu?” başlıklı yazısından:

“Topçu Kışlası, 31 Mart 1909 gerici kalkışmasının odağıdır. Bu gerici ayaklanmayı, komuta ettiği ve Selanik’ten ve Edirne’den, çoğu gönüllülerden oluşan Hareket Ordusu’yla yetişip bastıran üstün insan Mustafa Kemal’dir. Günümüzdeki düzeysiz isteklerin tek nedeni de kindar şiddette, Mustafa Kemal düşmanlığıdır.”

Sibel Yerdeniz’in T24’teki 24 Nisan 2013 günü yayınlanan “Bazı yaralar zamanla iyileşmez…” başlıklı yazısından:

"Meşrutiyet’e karşıt grupların ayaklandığı 31 Mart 1909 olayları sonrasında, Nisan ayında, büyük çoğunluğu Ermenilerden binlerce insanın öldüğü, daha düne kadar birlikte yan yana, dostça yaşayan insanların bir kaç gün içinde birbirlerini boğazladıkları o dehşet günleri…"

“Tarihçi yazar” Süleyman Kocabaş‘ın Yeni Şafak Gazetesinde 23 Eylül 2016 güü yayınlanan “Sultan Abdülhamid’de yanılanlar ve gerçekler” başlıklı yazısından:

"31 Mart 1909 Darbesiyle II. Abdülhamid işbaşından uzaklaştırılması, Osmanlı Devleti için asıl felaketlerin başlangıcı olmuş, “1909 Arnavutluk Seferi” denilen harbin yanında, 1911 Türk - İtalyan Harbi'nin, 1912 Balkan Harbinin çıkması ve Osmanlının I. Dünya Harbine sokulması, Osmanlı Devletinin sonunu getirmiştir"

M. Ali Kaya‘nın Yeni Asya Gazetesinde 8 Haziran 2007 günü yayınlanan “Bediüzzaman ve Ahrarlar” başlıklı yazısından:

"31 Mart 1909’da olaylardan Ahrar Fırkasını da sorumlu tutanlar her ne kadar bunu ispat edemedi iseler de, Bediüzzaman’ı yargıladıkları gibi yargılayarak, haksız şekilde cezalandırmışlardır."

Hasan Karakaya’nın Yeni Akit Gazetesinde 4 Nisan 2015 günü yayınlanan “31 Mart 1909’dan, 31 Mart 2015’e… Yine fitne, yine kaos!” başlıklı yazısı, hatalı başlığa sahipti.

 

* İşbu ihtisapta Muhtesip.com arşivinden faydalanılmıştır.

Emin Çölaşan, II. Abdulhamid’in Sürgün Edildiği Selanik’in Güvenliği Hakkında Yanlış Bir Yorumda Bulunmuş

Emin Çölaşan, Sözcü Gazetesinde 25 Şubat 2017 günü yayınlanan “Abdulhamid Gerçekleri” başlıklı yazısında, Payitaht Abdulhamid dizisindeki tokat sahnesinin gündeme yerleşmesinin ardından II. Abdulhamid’i konu edinmiş. Yazısında II. Abdulhamid’i tahttan indirildikten sonra İmparatorluktaki en güvenli yerlerden olduğu değerlendirilen Selanik’e sürgün edildiğini iddia etmiş. Ancak, Selanik’in içinde bulunduğu Balkan coğrafyasının ilgili dönemdeki akıbeti, Emin Çölaşan’ın Selanik’e ilişkin güvenlik değerlendirmesini haksız kılıyor:

"Bu sırada Balkan Harbi başlamış, Bulgar ordusu neredeyse İstanbul'un kapısına dayanmıştı. İttihat Terakki hükümeti İstanbul elden giderse devletin eski padişahı da esir düşebilir korkusuyla Abdülhamit'i İmparatorluğun en güvenilir bölgesi olan Selanik'e (çocukları ve karılarıylabirlikte) sürgün gönderdi. Orada devlet tarafından kiralanan Alatini köşkünde kaldılar."

32 yıl 7 ay 13 günlük saltanatının ardından tahttan indirilen II. Abdulhamid, 27 Nisan 1909 Salı gününü 28 Nisan 1909 Çarşamba gününe bağlayan gece Sirkeci’deki trene bindirilerek Selanik’e gönderilir. Yani, sürgün edilir.

Balkan Savaşları arefesinde Bulgaristan 1908 yılında bağımsızlığını kazanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’na karşı Balkan devletleri arasında ittifaklar yavaş yavaş oluşmaya başlamıştır. Yunanistan, Bulgaristan ve Sırbistan Krallıkları Balkanlarda genişlemeci politikaları ve faaliyetleri gütmektedir bu dönemde.

Balkan Harbi’nin ayak seslerinin işitildiği bu yıllarda Osmanlı Ordusu da Balkanlarda seferberlik halindedir.

I. Balkan Harbi’nin 8 Ekim 1912’de patlak vermesinin hemen akabinde II. Abdulhamid Almanların S.M.S. Loreley gemisi ile 26 Ekim 1912 tarihinde Selanik’ten İstanbul’a nakledilir. Bu nakildeki en büyük gerekçe de şüphesiz, Selanik’in Balkan Savaşı esnasında Yunanlıların eline geçeceği, haliyle sabık padişah II. Abdulhamid’in de Yunanlılarca tutsak alınabilecek olmasıdır.

Hal böyle iken, Selanik’in Osmanlı’nın en güvenli bölgesi olduğunu iddia etmek hiç mantıklı ve yerinde değildir.

Emin Çölaşan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başbakanlık Koltuğuna Oturduğu Yılı Muhtemelen Sehven Yanlış Aktarmış

Emin Çölaşan, Sözcü Gazetesinde 19 Şubat 2017 günü yayınlanan “Dünya liderimiz geçmişte ne dediğini unutmuş” başlıklı köşe yazısında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başbakanlık koltuğuna oturduğu yıla dair -kuvvetle muhtemel- bir klavye hatasına düşmüş:

"“Belediye başkanlığımdan beri bu fikri savunuyorum!”
Belediye başkanlığına 1994'te seçildi, partisi 2002'de iktidar oldu, kendisi 2013'te başbakanlık makamına oturdu, sonra cumhurbaşkanı falan seçildi."

Cumhurbaşkanı Erdoğan Başbakanlık koltuğuna 2013 yılında değil, bilindiği üzere 2003 yılında oturdu.

Yıllardır Cumhurbaşkanı Erdoğan’a muhalif yazılar yazan Emin Çölaşan’ın düşebileceğine inanılamayacak bir hata. Büyük ihtimal klavye sürçmesi.

Emin Çölaşan ve Cennetin Çocukları Adlı Film

Emin Çölaşan, Sözcü Gazetesinde 11 Mart 2012 günü yayınlanan “Büyükerşen’in Eskişehir’i” başlıklı yazısında Cennetin Çocukları adlı filme dair bir hataya düşmüş:

"Ankara- Eskişehir arasındaki hızlı tren çok önemli. Size trendeki bir rezaleti aktarayım, üç gün arayla hem giderken, hem de gelirken trende aynı film gösteri İtiyordu. "Cennetin Çocukları" isimli bu saçma sapan film küçük kız çocuklarıyla başlıyor. Çocukların tümü örtülü. Öğretmenleri ise kara çarşaflı. Bir İran filmiymiş. Bula bula bunu bulmuşlar, yolculara gösteriyorlar. Devletin treninde propaganda yapılıyor. Giderken şikayet dilekçesi yazdım. Dönüşte yine aynı film vardı."

Evet, Majid Majidi’nin yönetmenliğini üstlendiği 1997 yapımı Cennetin Çocukları (Children of Heaven / Bacheha-Ye aseman) adlı film İran yapımı.

Ancak, Emin Çölaşan -klasik önyargılarını ön plana çıkararak- İranlıların Arapça konuşmadığını, kendilerine ait bir dil (Farsça) ve (Arapça’ya benzese de farklı bir yapıda) alfabelerinin olduğunu gözden kaçırmış. Filmde Emin Çölaşan’ın gördüğü harfler Arap alfebesinden harfler değil. Farsçadandır.

 

* Emin Çölaşan’ın bahse konu yazısı Sözcü Gazetesi arşivinden kaldırıldığı için e-bağlantı sunulamamaktadır.

 

Emin Çölaşan ve Namaz Kılan Türk Askeri

Emin Çölaşan 14 Eylül 2016 tarihinde Sözcü Gazetesi’nde yayınlanan “Bayram Gündemi” başlıklı yazısında Türk askerinin namaz kılması hususunda biraz saçmalamış:

"Bu iktidar dönemine kadar Türk askerinin toplu namaz kılma olayına karıştırıldığına hiç tanık olmamıştık."

Kendisine söylenecek çok söz, tarihten verilecek çok örnek var (Toplu namaz kılma olayına karıştırma lâfzı da nedir ayrıca?). Ancak aşağıdaki resim kâfi olur meramı aktarmaya:

Çanakkale Toplu Namaz

Emin Çölaşan ve Muhammed Ali’nin Türkiye ile İlgili Sözleri

Emin Çölaşan, Sözcü Gazetesi’nde yayınlanan “Adına Barzani Denilen…” başlıklı 9 Haziran 2016 tarihli yazısında klasik genellemelerinden birini yaparak yine hataya düşmüş:

"Muhammet onun adını bile bilmiyordu. Muhammet 1976 yılında bir kez Türkiye'ye gelip 24 saat kaldı. Türkiye'den bugüne kadar herhangi bir vesile ile söz etmişliği yok. O halde Recep Tayyip niçin gitti?.."

Emin Çölaşan yine araştırmadan genelleme yapmış. Muhammed Ali’nin, Türkiye’den hiçbir şekilde hiçbir sözünde bahsetmediğini iddia etmiş. Ancak tabiki, durum tam olarak öyle değil.

Muhammed Ali, Muhammed isminin yaygın şekilde kullanıldığı ülkeleri sıralarken Türkiye’yi de bu ülkeler arasında sıralamıştır:

"The name Muhammad is the most common name in the world. In all the countries around the world - Pakistan, Saudi Arabia, Morocco, Turkey, Syria, Lebanon - there are more Muhammads than anything else. When I joined the Nation of Islam and became a Muslim, they gave me the most famous name because I was the champ."

Bu söze ilaveten, Emin Çölaşan’ın bahse konu yazısı ile aynı gün yayınlanan Rahmi Turan’ın “Muhammed Ali ve Türkiye” başlıklı köşe yazısında değinilen Kemal Baytaş’ın Muhammed Ali ile bir anısı da Emin Çölaşan’ı haksız çıkarır nitelikte.

Rahmi Turan’ın aktardığına göre, Muhammed Ali Kemal Baytaş ile birlikte bir basın toplantısı düzenler ve Türkiye’ye geleceğini açıklarken ülkemize ilişkin atıflarda bulunur:

TÜTAV Başkanı Kemal Baytaş yıllar önce bir kitap yazdı. Adı: “Bir Bürokrat ve Devlet Baba” İşte o kitaptan sizlere gerçeği anlatan satırları naklediyorum: 

* * * 

“1976 yılında Turizm ve Kültür Bakanlığında Müsteşar yardımcısıydım. Bir toplantı için Los Angeles'a gittim. Orada uzun süre Amerika'da yaşayan Adil Özkaptan adında bir Türk'le tanışmıştım. Özkaptan'ın Dünya Boks Şampiyonu Muhammed Ali ile dostluğu varmış. Beni onunla tanıştırdı. Ali o zamanlar şöhretin zirvesindeydi. Ali'nin ülkemize gelmesinin Türkiye'nin tanıtımı için mükemmel olacağını düşündüm. Muhammed Ali ile görüşebilmek hiç kolay değildi. Özkaptan, Ali ile olan dostluğu sayesinde kendisinden randevu alarak beni onun evine götürdü. Muhammed Ali'ye kendisini Türkiye'ye davet etmek istediğimi söyleyince memnun oldu. Bana: “Yarın bir basın toplantım var. Siz de gelin benim yanımda oturun. Bu daveti orada yapın. Ben de Müslüman bir ülke olan Türkiye'ye geleceğimi orada açıklayayım” dedi. Bu önerisine çok sevindim. Basın toplantısında haberi medyadan milyonlarca Amerikalı'ya duyurma imkânı doğuyordu. Ertesi gün basın toplantısının yapılacağı salona 300'den fazla gazeteciyle, Amerika'daki neredeyse bütün televizyonların kameraları gelmişti. Toplantı masasında Muhammed Ali ile yan yana oturduk. Ali'nin çok esprili ve sempatik bir kişiliği vardı: “Bakınız, ben bir zenciyim. Yıllarca bu ülkede benim ırkımı küçümsediniz. Şimdi ben sizi küçümsüyorum. Çünkü tüm dünya en büyük Muhammed Ali diyor” dedi. Bir ara Ali elini omzuma atarak; “Yanımda oturan, Türkiye Turizm Bakan Yardımcısı'dır. Beni Türkiye'ye davet ediyor. Türkiye'nin Müslüman ve çok güzel bir ülke olduğunu duyuyorum. Yakında Türk kardeşlerimi görmeye gideceğim” dedi. Ali bana gülümseyerek “Sayın ekselans, Türkiye'ye geldiğimde senden ev sahibi olarak bir ricam var. Türkiye'de beni güzel kızlarla tanıştırır mısın?” dedi. Ben de “Memnuniyetle ama ben şimdi Amerika'dayım ve bekârım. Sen önce ev sahipliğini göster, sonrasını düşünürüz” dedim. Ali bu cevap üzerine “Türkler zeki ve hazır cevapmış” diyerek kahkahayı bastı. Bu olay bizim için paha biçilmez bir reklam değeri taşıyordu.”

“En Fazla Alkol Tüketilen İl Konyadır” Efsanesi ve Köşe Yazarlarımız

“Alkol tüketiminde Konya şampiyon” başlığıyla merkez medyada yayınlanan haberlerle insanların zihinlerine kazınan “Türkiye’nin kişi başına en çok alkollü içki tüketilen ili olduğu iddiası” palavradır.

En Fazla Alkol Tüketilen İl Konyaİster kişi başı ister toplam tüketim incelendiğinde Konya’nın alkollü içki tüketiminin, Türkiye ortalamasının beşte biri civarında olduğu görülmektedir. Konya Ticaret Odası’nın verilerine göre, Konya kişibaşına düşen içki satışı miktarında 63. sırada yer almaktadır. Türkiye’deki içki satışları içindeki payına göre ise 21. sıradadır.

Konya’nın Tekel’den aldığı alkolün büyük bir kısmını kolonya imalatı için kullanmaktadır. Kolonya üretiminde ön sırada bir şehir olduğundan ve Tekel, açıkladığı yıllık satış rakamlarında “bira, şarap, rakı, saf alkol” gibi ayrıma gitmediği için şehirdeki alkol tüketimi de gerçekte olduğundan fazla görünmektedir. Ancak bu tüketim içki içerek gerçekleşen bir alkol tüketimi değildir. Yani, alkol içicisi ve tüketicisi kavramlarının arasındaki farkın net olarak ortaya konulamaması muhafazakar yönüyle tanınan Konya’yı bu efsanenin kurbanı haline getirmiştir.

Bazılarına göre  bu durum “Ankara’da üretilen içkinin Konya’da depolanıp bölgelere sevk edilirken kamyon kamyon içkiyi görenlerin Konya’da tüketildiğini sanarak bunu dillendirmesinden kaynaklanmaktadır.

Lider Kolonya‘nın sahibi Mustafa Ceran, gerçekleştirdiği bir röportajda bu konuyu aşağıdaki şekilde açıklığa kavuşturmaktadır:

"Sektörünüzde hammadde olarak kullanılan alkol oranında, Konya, Türkiye sıralamasında ilk sıralarda yer aldığı söylenmektedir. Sizin bu konu hakkında ki görüşleriniz nelerdir? 
Konya ile ilgili bazı yanlış ve araştırmalara dayanmayan haberlerin yapıldığına şahit oluyor ve buna çok üzülüyoruz. Maalesef alkol tüketimi ile ilgili de, bizim sektörümüzü ilgilendirdiği için söylüyorum, yanlı ve yanlış haberler yapılıyor. 
Çünkü 2004 yılında Konya'daki içki tüketimine yönelikte bir araştırma yapılmış, Konya kişi başına düşen içki satışına göre illerin sıralaması'nda 63. sırada, illerin Türkiye içki satışları içindeki payına göre sıralamasında da 21. sırada yer almıştır. 
Alkol tüketiminde Konya'nın bu sıralamalara girmesindeki en önemli gerekçe de; Konya'da 160 adet kolonya imalat yerinin bulunması ve alkolü bu amaçla Tekel'den alarak işlemelerinde kullanmasından kaynaklanmaktadır.Tekel Müdürlüğü kolonya üretim amaçlı alınan alkolü diğer satışlardan ayırmadığı için de yukarıda belirttiğimiz Konya'nın Türkiye içki satışları içindeki payına göre 21. sıralarda yer almasına neden olmuştur. 
Gerçekte alkol tüketiminin sadece içki olarak değil aynı zamanda sanayi hammaddesi olarak kullanıldığını tekrar ifade ediyorum. Konya'da da 160'ın üzerinde kolonya imalathanesi olmasının etkileri yanlı aktarılmakta ve yanlış değerlendirilmektedir."

İlaveten, Mey İçki CEO’su Galip Yorgancıoğlu ellerindeki verilere göre Türkiye’de içki tüketiminin %40’ının Marmara, %30’unun Ege, %15’inin Akdeniz ve kalan %15’nin ise geri kalan dört bölgede gerçekleştiğini yani Konya’nın içki tüketiminde esamesinin bile okunmadığını ifade etmiştir.

Nüfus, genel tüketim kalıpları ve turizm verileri itibarıyla incelendiğinde de 2,1 milyon nüfuslu Konya’nın 17 milyon nüfuslu İstanbul’u geride bıraktığı iddiası da kendi çarpıklığını gözler önüne sermektedir.

Gerekli araştırmayı yapmadan kulaktan dolma, yanlış, asparagas haberleri/bilgileri köşesine aktarmayı huy haline getirmiş köşe yazarlarımız bu efsaneyi de es geçmemiş.

Emin Çölaşan, Sözcü Gazetesi’nde yayınlanan 29 Kasım 2014 tarihli “İçki yasak, haram serbest” başlıklı yazısında kendince bu fırsatı kaçırmamazlık etmemiş:

"Kişi başına içki tüketiminin en yüksek olduğu illerin başında Konya gelir."

Türker Alkan, Radikal Gazetesi’nde 4 Ağustos 2010 tarihinde “Kadınlar ve mollalar” başlığıyla yayınlanan yazısında nereden aklına geldiyse (!), konudan alakasız bir şekilde ve alakasız bir noktada bu efsaneyi dillendirmiş:

"‘Yani yasaklar büyük bir kibarlık, nezakeetle başladı.’ Sonra gittikçe sertleşir. Yerli veya yabancı her türlü müzik yasaklanır. İnsanlar gizli gizli müzik dinler. Ama anımsatmakta yarar var, Mao’nun ünlü ‘Kültür Devrimi’ sırasında Çin’de de Batı müziği yasaklanmıştı! Kadınlar bütün bunlara direnmiş! Makyaj yasak, ama İran, dünyada makyaj malzemelerine en çok para ayıran ülke! 2.1 milyar dolarla dünya yedincisi. (Şimdi aklıma nereden geldi, bizde de Konya en çok içki tüketen ilimizdir.)"

Ahmet Orhan, Birgün Gazetesi’nde 14 Mart 2007 günü yayınlanan “Ya Konya’da bir terslik var ya bende!” başlıklı yazısında bazı verileri ve Yeşilay raporu bulgularını aktarmış; ancak, Konya’da alkol tüketiminin iddia edildiği gibi yüksek olmadığına pek de inanmadığını ironi ile yansıtmış.

"Bir de Konya var. National Geographic Türkiye'nin bir sayısında, şöyle yazar: "Tutuculuğuyla bilinse de Türkiye'de kişi başına alkol tüketiminde en üst sıraları kimseye kaptırmadığı, bıyık altından gülümseyerek söylenir." Başka gazete kupürleri de var önümde: "Mutaassıplığı ile bilinen Konya, İstanbul, İzmir, Ankara ve Adana'dan sonra alkol tüketiminde 5. sırayı aldı. Konya'da içki tüketiminde ilk sıra 'milli içki' rakının oldu. Geçen yılın ilk 8 ayında 570 bin litre içki içilen Konya'da, bu yılın aynı döneminde 700 bin litre alkol tüketildi" diyen. 

Konyalılar, "bunlar medyanın uydurması, bizde kolonya üretildiği için alkol tüketimi yüksek çıkıyor" diyorlar ve belki de halkıdırlar. Ama ben kendimi de biliyorum. Bende sigara sıfır, içki de sıfıra yakındır. Hal böyle iken, kendimi sosyalist sayıyorum. Kısacası, bir teslik var da; ya Konya'da, ya bende, ya da raporunda Yeşilay'ın."

Emin Çölaşan ve Allah’ın Takdiri Belgesi

Biraz eskilerden…

Sözcü Gazetesi’nde 30 Haziran 2013 günü yayınlanan “‘Milli (!)’ Eğitim” başlıklı köşe yazısında Emin Çölaşan’ın dillere destan çuvallaması hala hatıralarda baki…

Hınzır bir Beykoz Barbaros Hayrettin Paşa Denizcilik ve Meslek Lisesi öğrencisinin almış olduğu takdir belgesini bilgisayarda değişikliğe uğratarak “Takdir Belgesi” içeriği yerine “Allah’ın Takdiri” başlığı ve içeriği ekler. Sonra da sanal ortamda paylaşır. Paylaşılan resmi gören Çölaşan konuya el atar ama faka basar:

İstanbul’un göbeğinde bazı liselerin yönetimi tarafından altında müdür beyin imzası ve devletin resmi mührüyle öğrencilere “Allah’ın Takdiri” başlıklı belgeler dağıtılıyor. Kim bu müdürler ki, “Allah’ın takdirini” böyle ayağa düşürüp Allah’la adeta alay etmeye, o kutsal kavramı küçük düşürmeye yelteniyor! Demek ki Allah’ın takdiri ile okul yönetiminin takdiri şimdi aynı olmuş! Üstelik bu belgeyi verdikleri lise öğrencilerini “Mübarek insan” olarak kayda geçiriyorlar. Bu lise İstanbul’da Barbaros Hayrettin Paşa Denizcilik ve Endüstri Meslek lisesi! Seçmece müdürünü mutlaka terfi ettirip çok daha yüksek yerlere getirmek gerekir!

Belge metninin ve formatının inandırıcılıktan uzak olmasının yanı sıra, belgenin üzerindeki mührün “T.C. Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü”ne ait olması da cabası.

Bir “köşe yazarlığı” manzarası izlediniz…

emincolasan milli egitim

Emin Çölaşan ve Kayıtlı İşsiz Sayısı

Emin Çölaşan, 27 Ekim 2015 günü Sözcü Gazetesi’nde yayınlanan “Palavranın bini bir para” başlıklı yazısında kayıtlı işsiz sayısına değinmiş:

"Türkiye’de her yaştan ve her kesimden 3 milyon 800 bin kayıtlı işsiz var. En büyük işsizlik ise gençler arasında."

Rakam yanlış…

TUİK verilerine göre Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı 2015 yılı Temmuz döneminde* 2 milyon 970 bin kişi.

İşkur istatistiklerine göre ise kayıtlı işsiz sayısı 2015 Eylül ayında 3 milyon 219 bin 934 kişi, 2015 Eylül ayında ise 2 milyon 85 bin 870.

Kaynaklar:

* son açıklanan veri