Etiket arşivi: Doğan Heper

Roma Yanarken İmparator Neron’un Keman Çalması ve Köşe Yazarları

Büyük Roma yangını esnasında dönemin Roma İmparatoru Neron’un (ya da Nero) keman çaldığı iddia edilir bazılarınca.

Ama bilinmez ki, Neron lir çalabilirdi, keman çalamazdı.

Çünkü, keman çalabilmesi için 13 yüzyıl beklemesi gerekirdi.

Çünkü, 14. yüzyılda günümüzdeki anlamda ilk keman ortaya çıktıktan sonra 16. yüzyılda ünlü keman yapım ustası Andrea Amati tarafından modern şekli verilmiştir.

Peki, köşe yazarlarımız bu gerçeği atlayarak okurlarına nasıl malumatfuruşluk yapmışlar, sıralayalım:

Muharrem Bayraktar, Yeni Mesaj’da 25 Mart 2015 tarihinde yayınlanan “AKP’de savaş başladı!” başlıklı yazısında bu hataya düşmüş:

Ve ülkeyi bu hale getiren zat, Roma yanarken keman çalan Neron gibi “yanan siyasetin ve ülkenin küllerinde” keman çalıyor.

Evin İlyasoğlu’nun Cumhuriyet Gazetesi’nde 17 Temmuz 2013 günü yayınlanan “Geç ve genç ölmek isterdi” başlıklı yazısından:

2000li yıllara doğru hâlâ geleneksel yöntemleri kullanan bestecilerden “Halka yaranmak için geçmişe sığınanlar” diye söz eder, “Beethoven, Mozart, Shakespeare’e körü körüne tutulanlar”ı acımasızca eleştirirdi. Onun toplumsal duyarlılığı yansıtan pek çok özdeyişinden biri: “Roma yanarken Neron keman çalarmış. Amerika batarken de Clinton saksofon çalıyor.”

Tabi bu noktada, Evin İlyasoğlu’nun atıfta bulunduğu, İlhan Mimaroğlu’nun Ertesi Günce isimli kitabında yukarıdaki yanlışa yer verdiğini de not etmekte fayda var.

Habertürk Gazetesi yazarlarından Durmuş Odabaşı, 24 Eylül 2011 tarihinde yayınlanan “Muhteşem sahnenin hatırlattıkları” başlıklı yazısında, İmparator Neron’a keman çaldırıp, günümüzde Neron’dan kalmış bir keman parçasının olmadığını belirtip, bir de üzerinden sosyal mesaj vermiş:

Roma tarihinde “kişinin yükseltilerek kendini kaybetme haline yakalanması” ile ilgili çok güzel iki örnek var: İmparator Neron, ömrünün son günlerinde keman çalmaya merak sarar. Zaman zaman konsülleri (meclis üyeleri) toplar, öğrendiği parçaları başını-gözünü yara yara seslendirirmiş. Bitiminde ise tüm konsüller ayağa fırlar, “yaşa... varol...” sesleri arasında dakikalarca alkışlarlar, Neron da mutluluktan “mest” haline girermiş. Gel zaman-git zaman, “Büyük İmparator” ölüm döşeğindedir. Zorlukla başını bekleyenlere döner ve “Şu dünyadan ne büyük bir sanatçı gidiyor” der. Ama günümüzde, Neron’dan kalmış bir keman parçası yoktur. Çünkü onu üç kuruşluk menfaat için çevresinde kümelenen “müritler”, “sanatçı” yapmıştır. Günümüzde de çevremiz, hep bu tür “mürit”lerle, “sanatçılar”la dolu değil mi?

Cumhuriyet Gazetesi’nden Özgen Acar’ın “Siyasacılardan Düş Kırıklığı!” başlıklı 11 Kasım 2011 tarihli yazısından (Times’ın bahse konu yönde bir iddiası bulunmayıp, söz konusu atıf Özgen Bey’in hayal gücünün ürünüdür):

Böylece İngiliz Times gazetesinin “İmparator Neron Roma yanarken keman çalıyordu, Silvio Berlusconi bunga-bunga yapıyordu. İtalya, bunga-bunga cumhuriyetine dönüştü” dediği başbakanın yerine, ekonomik bunalımı önlemenin mimarlığına aday olarak adı öne çıkıyordu.

Vatan Gazetesi yazarlarından Sanem Altan’ın 28 Ağustos 2010 günü yayınlanan “Yazarlar niye ölmek ister?” başlıklı yazısından:

Oliver Herford’dan İmparator Neron’a: “Neron keman çaldığı için insanlar Roma’yı yaktı.”

Zaman Gazetesi yazarlarından A. Ali Ural, 18 Ocak 2009 tarihli “Siyah nokta büyüyor!” başlıklı yazısında, İmparator Neron’un hiç kemanı olmadığını belirtmiş; ancak, bunun sebebini aktarmamıştır:

Neron'un Roma yangınıyla bir ilgisi olmadığını, yangını seyrederken keman çalmadığını (Zira o sırada şehirden elli mil uzaktadır, üstelik hiç kemanı olmamıştır.)

Benzer şekilde, Doğan Heper, Milliyet Gazetesi’nde 15 Ağustos 2013 tarihinde yayınlanan “Lider Sultası” başlıklı yazısında Neron’un kemanın olmadığını belirtip, sebebini aktarmamış:

Roma’yı yakan Neron değildi. O sırada Neron Roma’dan elli mil uzaktaydı. Roma yanarken keman çaldığı da doğru değildi. Çünkü kemanı yoktu.


imparator neron - buyuk roma yangini

“Midyat”a Pirince Giden Köşe Yazarları

Oldukça anlamlı ve bir o kadar da kullanışlı bir deyim: “Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmak“.

“Ellerindeki az ile yetinmeyip, daha çok peşinde koşanlar bazen ellerindeki azı da yitirebilirler” anlamına gelen bir söz.

Ancak, bazı köşe yazarlarınca yanlış kullanılmakta. Sözün orjinalinde yer alan Mısır’daki Dimyat şehri yerine Mardin’in ilçesi Midyat’a pirince gitmekte ısrar eden köşe yazarları mevcut. “Midyata giderken evdeki bulgurdan pirinçten olmayı” arzu ediyorlar herhalde.

dimyat mısır

Kimlermiş bakalım:

Ceyda Karan’ın Cumhuriyet Gazetesi’nde 4 Mart 2015 günü yayınlanan “Musul’un fethi” başlıklı yazısından:

Ortadoğu deneyimi, tarihsel refleksleri memleketi yöneten siyasi heyetten fazla olan bir “üst-akıl” olmasını umut edelim ve 7 Haziran’dan önce, son 20-30 yıllık tarihi “Bir koyup üç almakla” yola çıkıp “Midyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak”la özetlenebilen memleketimizde “Musul’un fethi” söylemleriyle karşı karşıya kalmayalım diye dua edelim...

Asaf Savaş Akat’ın 17 Ocak 2015 tarihinde Vatan Gazetesi’nde yayınlanan “Tasarrufçu ile sohbet” başlıklı köşe yazısından:

Tasarrufçunun ilk hedefi tasarrufunu korumak olmalıdır. Gelir elde etmek arzusu hiçbir zaman koruma hedefinin önüne geçmemelidir. Bu ilke çok önemlidir. "Midyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak" özdeyişini hiç unutmayın.

Soner Bosnalı’nın Türksolu Dergisi’nde yayınlanan “petrolü ve palavrayı bırakın, suya bakın!” başlıklı 31 Ağustos 2014 tarihli yazısından:

Bu vesileyle, kendisine bir kaç Türk atasözünü ve deyimini hatırlatalım: a) Midyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak; b)Karambole getirilmek, c) Kendini dev aynasında görmek, d) Cahil cesareti, e) Kılavuzu karga olanın...

Nafiz Karagözoğlu’nun Takvim Gazetesi’nde yayınlanan “Fazla tuz damarları tıkar” başlıklı 10 Mart 2014 tarihli köşe yazısından:

Sakın kullanma. Midyata pirince giderken evdeki bulgurdan olma.
Öncelikle menopoz dışı kemik erimesinin nedenleri araştırılmalı.

Nafiz Karagözoğlu, aynı hatayı “tedavisi mümkün” başlıklı 7 Aralık 2011 tarihli yazısında da yapmış:

Hipertansiyon tanısını koymak birinci adım.
Ardından "Bu hastalığın tedavisi nasıl olmalı?" sorusu gelir. Orada da akrabalar, komşular, poliklinik sırasındaki sıradaşlar, beraberinde sırdaşlar, bakkal, tamirci kim denk gelirse devreye girer. Ama Midyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmayın.

Nuri Elibol’un Türkiye Gazetesi’nde 5 Haziran 2015 tarihinde yayınlanan “Sandığa gitmemenin vebali var” başlıklı köşe yazısından:

Kararınız istikrarın devamından yana olsun. Pire için yorgan yakmayın. Midyat’a pirince giderken evdeki buğdaydan olmayalım.

Yine Nuri Elibol’un 6 Temmuz 2014 tarihinde yayınlanan “Cesaretle devam edin” başlıklı yazısından:

Bu tehlikeli takiye ‘Midyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olma’ sonucu doğurabilir.

Anlaşılan o ki Nuri Elibol, bu sözün doğrusunu bir türlü öğrenememiş. Bu sefer, 17 Şubat 2014 tarihinde yayınlanan “Yerel seçimler” başlıklı yazısından:

Öncelikleri, tercihleri, çalışacağı kadro onlara ters gelecektir. Bu da doğaldır. Bu nedenle CHP’nin Ankara ile ilgili “Midyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olma” ihtimali yüksektir.

Sabah Gazetesi’nin spor yazarlarından Murat Özbostan’ın “F.Bahçe tabelası çok ağır olur!” başlıklı 3 Mart 2014 tarihli köşe yazısından:

Atasözleri çok anlamlıdır. Geçmişin tecrübelerini suratımıza vurur. "Midyat'a pirince giderken, evdeki bulgurdan olmak" mesala..

Barış Erkaya’nın Habertürk Gazetesi’nde yayınlanan “Alan pişman, koyan pişman” başlıklı 22 Eylül 2012 tarihli köşe yazısından:

Yani hükümet Midyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan da oldu. Şimdi ise beklentilere göre Maliye bulgur tarlasına dalma hazırlığında. Araç satın alanlarla Maliye arasında kafa göz yaran bir köşe kapmaca oyunu oynanıyor...

Mümtaz Soysal’ın Cumhuriyet Gazetesi’nde 25 Ocak 2012 tarihinde yayınlanan “Pirinç ve Bulgur” başlıklı yazısından:

TAM uymasa da diller güzeli Türkçenin deyişlerinden birine uygun düşen bir durumla karşı karşıyayız dış politikada: Midyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak.

Rauf Tamer’in Posta Gazetesi’ne 5 Ağustos 2011 tarihinde yayınlanan “Kendi düşen…” başlıklı yazısından:

Ne biçim siyaset bu?
Nasıl bir strateji?
Midyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak kimin dahiyâne fikri acaba?
İş onunla da bitmiyor.

Rahmetli Çetin Altan’ın, Milliyet Gazetesi’nde 5 Ağustos 2011 tarihinde yayınlanan “Yumurtanın sarısı, yere düştü yarısı” başlıklı yazısından:

Bu arada Mardin’in Midyat’ında da Botaş ham petrol boru hattına bir sabotaj düzenlenmiş. İtfaiye de çaresizmiş, borulardaki ham petrol yanıp tükeninceye kadar sürüp gitmiş alevlerin yükselip durduğu yangın... 
“Midyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olma” diye de bir halk deyimi var...

Fotomaç yazarlarından Şirin Berber’in “O sene bu sene” başlıklı 4 Mayıs 2011 tarihli yazısından:

"İyinin düşmanı mükemmeliyeti aramaktır" der üstat.
Midyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmasak!
Bakın söyleyeyim şu an lig ikinciliği garanti. Son 10 senenin en iyi derecesi sanırım. Dahası eksiği belli bir kadro var elde.

Fanatik Gazetesi yazarlarından Hulki İlgün’ün “Kahroldum” başlıklı 20 Ekim 2014 tarihli yazısından:

 Hem de püsküllü bela. Ancak Fenerbahçe özellikle ilk yarıdaki akıllı oyunuyla midyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmak istemedi. Bu nedenle gol yollarında bir türlü çoğalamadı.

Semih Yuvakuran’ın Yenişafak Gazetesi’nde 7 Mayıs 2000 tarihinde yayınlanan “Fener’in İşi Zor” başlıklı yazısından:

Kimbilir Midyat'a pirince giderken, eldeki bulgurdan, yani İntertoto'dan da olacak bu takım...

Doğan Heper’in, 15 Şubat 2000 tarihinde Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan köşe yazısından:

Bu hesaplarin tutup tutmayacaginin ipuclarini onumuzdeki gunlerde gorecegiz.
Ama ilk sinyaller Midyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olma anlamina da alinabilir.
Yani DYP kazanilmak istenirken ANAP tamamiyla kaybedilmis de olabilecektir.