Etiket arşivi: Çetin Altan

“Nush ile uslanmayana etmeli tekdir, Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir”i Atasözü Sanan Köşe Yazarları

1825-1880 arasında yaşamış olan Ziya Paşa’nın 1870 yılında kaleme aldığı ünlü Terkîb-i Bend adlı eserinden bir beyt:

Nush ile yola gelmeyeni etmeli tekdir
Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir

Terbiye ve yola getirme konusunda sıklıkla dile getirilen dizelerdir.

Günümüz Türkçesiyle anlamı ise şu şekilde aktarılabilir: “Nasihat ile yola gelmeyeni azarlamalı, azardan anlamayanın hakkı dayaktır”

Ziya Paşa’nın kaleminden aruz vezniyle çıkan mısralar olmasına rağmen köşe yazarları tarafından çoğunlukla “atasözü” ya da “eskilerin deyimi” olarak nitelenir. Kimi bu mısraları yani bir bakıma vecizeyi atasözü olarak tanımlar. Kimi zaman da doğru şekilde aktarılmaz.

Genellikle “Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir” şeklinde yanlış kullanılır. Bu durumu bir örneği aşağıdaki görselde ve köşe yazarlarından aktardığımız hatalarda görülebilir:

Abbas Güçlü, Milliyet Gazetesindeki “Dayak Utancı” başlıklı 15 Nisan 1999 tarihli köşesinde Ziya Paşa’nın beytini kısaltıp dayakta tekdire gerek görmeden nasihatten sonra kısa yola başvurmuş ve bu beyitleri deyim olarak tanımlama hatasına düşmüş:

"Kızını dövmeyen dizini döver. Dayak cennetten çıkmadır. Eti senin kemiği benim. Nush ile uslanmayanın hakkı kötektir. Öğretmenin vurduğu yerde gül biter... Dayakla terbiye konusunda dilimize yerleşmiş yukarıdaki gibi tam 64 deyim var."

Ahmet Hakan, Hürriyet Gazetesinde 13 Mayıs 2009 günü yayınlanan “Allah’ın sopası yok” başlıklı yazısında “Nush ile yola gelmeyeni etmeli tekdir” şeklinde olan dizeyi farklı aktarmış:

"Bülent Ersoy telefon bağlantısıyla katıldığı yayında, “Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir” dizesinin hakkını verircesine Ali Bulaç’a ayar üstüne ayar veriyor."

Hadi Uluengin, Hürriyet Gazetesinde 23 Mart 1999 tarihli “Ültimatom” başlıklı yazısında hem dizeyi farklı aktarmış hem de Ziya Paşa’nın mısralarını eski söz olarak nitelemiş:

"ESKİ söz, ‘nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir', Holbrooke'un Miloseviç'e dün akşam nihai ‘tekdir'i yani ‘ültimatom'u vermesinden sonra ve eğer Sırp lider yine geri adım atmazsa, uluslarası camianın Kosova'da mutlaka ve mutlaka harekete geçmesi gerekiyor."

Gökhan Özcan, Yenişafak Gazetesinde22 Ekim 1999 günü yayınlanan “Büyük adamlara ibret drajeleri” başlıklı yazısında kısayolu kullanıp 2 mısrayı birleştirmiş:

"Gerekçeli "nush ile uslanmayanın hakkı kötektir" mevzuatı."

Fatih Altaylı da Habertürk Gazetesinde 1 Mart 2017 günü yayınlanan “Havuz kozunu kullanmalılar” başlıklı yazısında ilk dizeyi farklı aktarmak yanlışına düşmüş:

"“Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir."

Emre Aköz, Sabah Gazetesinde 19 Ekim 2007 tarihinde yayınlanan “Ne biçim demokratsın” başlıklı yazısında Ziya Paşa’nın mısralarını deyişe çevirmiş:

"Dün tezkereden sonra yapılacaklara ilişkin tahminimi şu deyişle özetlemiştim: 'Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir'."

Yalvaç Ural, Milliyet Gazetesinde 15 Nisan 2007 günü yayınlanan “Anibal gelsin de gör!” başlıklı yazısında Ziya Paşa’nın beytini eskilerin öğretisine çevirmiş:

"Korkutmak, şiddetten önce başvurulan bir yol. Yani, eskilerin öğretisiyle, "Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir!""

Mehmet Barlas’ın Sabah Gazetesinde 1 Mart 2006 günü yayınlanan “Tavsiye ve nasihat vermek çizgisinde bir dış politika” başlıklı yazısında ilk dizeyi tahrif etmiş:

"Hatta bu sırada "Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir/ Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir" gibi özlü dizeler bile seslendirilir."

Osman Gençer, Yeni Asır Gazetesinde 5 Eylül 2004 günü yayınlanan “Yuh!..” başlıklı yazısında bahse konu mısraları atasözü olarak belirtmiş:

""Nush ile (nasihat) uslanmayanı etmeli tekdir. Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir" atasözü bizim olmaya bizim de tekdirin bunca medeni biçimini bir "Yuh" içine sığdırıp hemen köteğe geçmeye kalkmak yirmi birinci yüzyılı adımlayan bir ulusun kültürüne artık yakışmıyor."

Ruhat Mengi, Sabah Gazetesinde 5 Aralık 2000 günü yayınlanan “Havana purosu, Küba dostları ve kompleksler” başlıklı yazısında Ziya Paşa’nın beytini atasözü addetmiş ve biraz tahrif etmiş:

"Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir... Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir" demiş büyüklerimiz, ağızlarına sağlık!"

Hıncal Uluç da Sabah Gazetesindeki 24 Haziran 205 tarihli “Ziya Paşa’nın deyişleri!..” başlıklı yazısında beyti tahrif edenlerden olmuş:

"İlkokuldayken, annem söz dinlemediğimiz için ağbimle beni babama şikayet ettiğinde, parmağını şaka ile karışık sallar ve "Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir" derdi.."

Baskın Oran‘ın T24’teki 24 Şubat 2017 tarihli “Özdeyişler ve fıkralarla, korkutma’dan korkma’ya AKP” başlıklı yazısında söz konusu dizeleri “özdeyiş” olarak adlandırma ve ilk dizeyi farklı aktarma yanlışına düşmüş:

"Nush İle Uslanmayanı Etmeli Tekdir, Tekdir İle Uslanmayanın Hakkı Kötektir özdeyişini uyguladı hep; pek de nush ve tekdir’e aldırmadan."

Serdar Dinçbaylı, Fanatik Gazetesindeki “Nush, tekdir ve kötek” başlıklı yazısında ilgili mısraları “laf” olarak nitelemiş:

"Nush (nasihat) ile uslanmayanı etmeli tekdir (azarlama), tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir (dayak). Çok sevdiğim bir laftır. Yanlışta ısrar edenler için söylenmiştir."

Ali Karahasanoğlu, Yeni Akit Gazetesindeki 6 Kasım 2016 tarihli “Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir” başlıklı yazısında bahse konu beytin Ziya Paşa’ya ait olduğunun rivayet olunduğunu söyleyip, araştırmaya tenezzül edememiş ve  “yola gelmeyen” kısmını “uslanmayan”la değiştirmiş:

"Cümlenin tamamı, “Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir; tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir” şeklinde.. Ziya Paşa’ya ait olduğu söylenir.."

Çetin Altan, Milliyet Gazetesinde 24 Ağustos 2006 günü yayınlanan “Öfke patlamaları ve öfkenin ruhsal zemberekleri” başlıklı yazısında “Nush”u “laf”a çevirmiş:

"Ve Ziya Paşa'nın ünlü beyti:"Laf ile yola gelmeyeni etmeli tekdirTekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir""

 

* İşbu ihtisapta Muhtesip.com arşivinden faydalanılmıştır.

 

 

 

“Selâmün Aleyküm” Diyemeyen Köşe Yazarları

Arapça selam alıp vermeyi düzgün beceremeyen köşe yazarları hiç eksik olur mu?

Öncelikle, Murat Bardakçı ve Ahmet Hakan’dan açıklamaları okuyalım:

Murat Bardakçı’nın Habertürk’te 4 Şubat 2011 tarihinde yayınlanan “Dış Haberciliğimiz” başlıklı yazısından:

ERTUĞRUL ÖZKÖK’E NOT: 

Ertuğrul ağabey, dünkü köşesine ‘Esselamün demeden’ başlığını atmış ve hata yapmış! Çok teknik olacak ama söyleyeyim, Arapça’nın kuralıdır: Başa ‘harf-i tarif’ yani Ertuğrul Özkök’ün anlayacağı tabiriyle ‘article’ gelince kelimenin sonundaki ‘tenvin’ yani ‘un’ hecesi düşer. Dolayısı ile ‘Esselamün’ sözü tek başına böyle kullanılmaz. Ya ‘Esselamü’, yahut ‘Selamun’ denir.

Ahmet Hakan’ın Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan 4 Şubat 2011 tarihli “Diktatör kovalamaca” başlıklı yazısından:

Yeni başlayanlar için selamün aleyküm 

MADEM İngilizce konusunda aşırı hassas bir ulusun çocuklarıyız… Benzer bir hassasiyeti neden Arapça konusunda da göstermeyelim ki? Ertuğrul Özkök, geçen günkü yazısının başlığında “Esselamün aleyküm” demiş. Arapçada sözcüğün başına gelen “el” takısı, kelimenin sonundaki okunuşu değiştirir. Doğrusu “Esselamü aleyküm”dür. Bu arada “Selamü aleyküm” de denmez. Doğrusu “Selamün aleyküm”dür.

esselamuYani neymiş? Selam verirken ya “Selâmün aleyküm” ya da “Esselâmü aleyküm” demek gerekirmiş. “Esselamün aleyküm” ya da “Selamü aleyküm” değil.

(Muhtesip’in 2011 yılındaki ihtisabının üzerinden) Bakalım hangi köşe yazarları bu konuda yanlış yapmış:

Murat Bardakçı ve Ahmet Hakan’ın, yukarıda yer alan açıklamaları ile düzeltmeye çalıştığı Ertuğrul Özkök’ün yazısı ile başlamakta fayda var: Ertuğrul Özkök’ün Hürriyet Gazetesi’nde 2 Şubat 2011 günü yayınlanan “Daha esselamün aleyküm demeden” başlıklı yazısından:

“Ben çok dindar biri değilim. Cumaya bile gitmem. Ama geçen cuma farklıydı. Eylem camiden başlayacaktı. Bir güzel abdest aldık. Namaza durduk. Kahire’nin kıldığı en hızlı cumaydı. Daha esselamün aleyküm demeden bazıları sloganlarla kendini dışarı zor attı. Tahrir Meydanı’na doğru kitleler aktı. O günden beri dünyanın gözü üzerimizde.” 

* * * 

Bu ifadeler bana tuhaf geldi. Hareket camiden başlıyor. Cuma namazını bile kılmayan insanlar, apar topar abdest alıp namaza duruyor. Sonra daha “Esselamün aleyküm” demeden koşmaya başlıyorlar.

Engin Ardıç, Sabah Gazetesi’nde 14 Haziran 2010 günü yayınlanan yazısına “Esselamün aleyküm, ya seydi!” başlığını atarak bu hataya düşmüş.

Engin Ardıç bu hatasını Sabah Gazetesi’nde 11 Mart 2015 günü yayınlanan “Yumurta kapıdadır” başlıklı yazısında tekrarlamış:

"Şimdi iktidar, seçim dönemlerinde özel kanallara uygulanan cezaların kaldırılması için harekete geçmiş. Kanun değişecekmiş. 
Esselamün aleyküm ve rahmetullah. 
Yumurta kapıya çoktan geldi ama geç olsun da güç olmasın."

T24 yazarlarından Murat Sabuncu’nun 22 Haziran 2014 tarihli “Kılıçdaroğlu’nun Diyarbakır’daki sözü HDP Kongresi’nde ses buldu” başlıklı yazısından:

Masada ve tribünlerin pek çok yerinde madenci kaskları.
Esselamun aleyküm, merhaba, rojbaş diye açılıyor Kongre.
HDP'nin bugün görevi devredecek iki eş başkanı sırayla konuşuyor.

Bekir Hazar’ın Takvim Gazetesi’nde 1 Mart 2012 tarihinde yayınlanan “Es selamün aleyküm” başlıklı yazısının hem başlığında hem içeriğinde hatalar var:

Ne güzel bir sözcük;
"Es selamün aleyküm"… 
Yani diyorsun ki; 
"Allah'ın selamı üzerinize olsun.
Esenlik ve güvenlik içinde kalın"
Yaradanın selamını söylemek bir insana…

...

Dikkat buyurunuz "Darbeleri" faydalı bulduğunu söylüyor. 
"Türkiye'de darbeler…
'Es selamün aleyküm' zihniyetine karşı yapılmıştır" diyor.
Çağdaş, aydın, entelektüel bir şairin dediği lafa…
Yediği naneye bakın…
Allah'ın selamı üzerinize olsun denirse… 
Bu haklı bir darbe gerekçesiymiş.
Kafaya bak kafaya… 
Bir ülkenin Başbakan'ı … 
Nasıl "Allah'ın selamı üzerinize olsun" dermiş?

Noyan Umruk’un Aydınlık’ta 10 Kasım 2013 tarihinde yayınlanan “Merhaba” başlıklı yazısından:

Bilindiği üzere Osmanlı ordusunda içtimalarda komutanlar askeri "Selamün aleyküm asker'' diye selamlar, asker de "esselamün aleyküm'' diye cevap verirdi.

Eyüp Can’ın Radikal’de 1 Şubat 2011 günü yayınlanan “Kahramanını arayan rol” başlıklı yazısından:

Kahire’de cuma günü ateşlenen isyan fitilini o kadar güzel anlatmış ki: 
“Ben çok dindar biri değilim. Cumaya bile gitmem. Ama geçen cuma farklıydı. Eylem camiden başlayacaktı. Bir güzel aptes aldık. Namaza durduk. Kahire’nin kıldığı en hızlı cumaydı. Daha Esselamun Aleykum demeden bazıları sloganlarla kendini dışarı zor attı. Tahrir Meydanı’na doğru kitleler aktı. O günden beri dünyanın gözü üzerimizde…”

Atılgan Bayar’ın Akşam Gazetesi’nde 22 Haziran 2009 tarihinde yayınlanmış “Ne olacak bu Avrupa’nın hali” başlıklı yazısından:

Açıkçası, bu tez konusunda yalnız kalmıştım. Tüm yorumcuların dikkati, Obama'nın 'Esselamün Aleyküm'ündeydi.

Çetin Altan ise Milliyet Gazetesi’nde 25 Temmuz 2005 günü yayınlanan “Eski bir Türk öyküsü” başlıklı yazısında aktardığı fıkrada bu hatayı yapmış:

"Padişahla sadrazam ırmağın kıyısına inmişler. Padişah ihtiyara: - Esselamün aleyküm ya piri peder, demiş. İhtiyar şöyle bir bakmış iki kişiye, sonra saygıyla selam vererek: - Ve aleykümselam cihana server, demiş."

Çetin Altan, aynı hatayı aynı fıkrada 8 Ekim 2006 tarihli “Hım hım ile burunsuz, birbirinden uğursuz” başlıklı yazısında tekrarlamış.

İsmail Berk’in, Yeni Asya Gazetesi’nde 1 Ekim 2007 günü yayınlanan “Ensar’ın bugüne yansıyan ruhu” başlıklı yazısından:

“Esselamün aleyküm” selamıyla mümin bir Arap, rızık paketiyle bulunduğumuz yere geliyor.

“Midyat”a Pirince Giden Köşe Yazarları

Oldukça anlamlı ve bir o kadar da kullanışlı bir deyim: “Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmak“.

“Ellerindeki az ile yetinmeyip, daha çok peşinde koşanlar bazen ellerindeki azı da yitirebilirler” anlamına gelen bir söz.

Ancak, bazı köşe yazarlarınca yanlış kullanılmakta. Sözün orjinalinde yer alan Mısır’daki Dimyat şehri yerine Mardin’in ilçesi Midyat’a pirince gitmekte ısrar eden köşe yazarları mevcut. “Midyata giderken evdeki bulgurdan pirinçten olmayı” arzu ediyorlar herhalde.

dimyat mısır

Kimlermiş bakalım:

Ceyda Karan’ın Cumhuriyet Gazetesi’nde 4 Mart 2015 günü yayınlanan “Musul’un fethi” başlıklı yazısından:

Ortadoğu deneyimi, tarihsel refleksleri memleketi yöneten siyasi heyetten fazla olan bir “üst-akıl” olmasını umut edelim ve 7 Haziran’dan önce, son 20-30 yıllık tarihi “Bir koyup üç almakla” yola çıkıp “Midyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak”la özetlenebilen memleketimizde “Musul’un fethi” söylemleriyle karşı karşıya kalmayalım diye dua edelim...

Asaf Savaş Akat’ın 17 Ocak 2015 tarihinde Vatan Gazetesi’nde yayınlanan “Tasarrufçu ile sohbet” başlıklı köşe yazısından:

Tasarrufçunun ilk hedefi tasarrufunu korumak olmalıdır. Gelir elde etmek arzusu hiçbir zaman koruma hedefinin önüne geçmemelidir. Bu ilke çok önemlidir. "Midyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak" özdeyişini hiç unutmayın.

Soner Bosnalı’nın Türksolu Dergisi’nde yayınlanan “petrolü ve palavrayı bırakın, suya bakın!” başlıklı 31 Ağustos 2014 tarihli yazısından:

Bu vesileyle, kendisine bir kaç Türk atasözünü ve deyimini hatırlatalım: a) Midyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak; b)Karambole getirilmek, c) Kendini dev aynasında görmek, d) Cahil cesareti, e) Kılavuzu karga olanın...

Nafiz Karagözoğlu’nun Takvim Gazetesi’nde yayınlanan “Fazla tuz damarları tıkar” başlıklı 10 Mart 2014 tarihli köşe yazısından:

Sakın kullanma. Midyata pirince giderken evdeki bulgurdan olma.
Öncelikle menopoz dışı kemik erimesinin nedenleri araştırılmalı.

Nafiz Karagözoğlu, aynı hatayı “tedavisi mümkün” başlıklı 7 Aralık 2011 tarihli yazısında da yapmış:

Hipertansiyon tanısını koymak birinci adım.
Ardından "Bu hastalığın tedavisi nasıl olmalı?" sorusu gelir. Orada da akrabalar, komşular, poliklinik sırasındaki sıradaşlar, beraberinde sırdaşlar, bakkal, tamirci kim denk gelirse devreye girer. Ama Midyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmayın.

Nuri Elibol’un Türkiye Gazetesi’nde 5 Haziran 2015 tarihinde yayınlanan “Sandığa gitmemenin vebali var” başlıklı köşe yazısından:

Kararınız istikrarın devamından yana olsun. Pire için yorgan yakmayın. Midyat’a pirince giderken evdeki buğdaydan olmayalım.

Yine Nuri Elibol’un 6 Temmuz 2014 tarihinde yayınlanan “Cesaretle devam edin” başlıklı yazısından:

Bu tehlikeli takiye ‘Midyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olma’ sonucu doğurabilir.

Anlaşılan o ki Nuri Elibol, bu sözün doğrusunu bir türlü öğrenememiş. Bu sefer, 17 Şubat 2014 tarihinde yayınlanan “Yerel seçimler” başlıklı yazısından:

Öncelikleri, tercihleri, çalışacağı kadro onlara ters gelecektir. Bu da doğaldır. Bu nedenle CHP’nin Ankara ile ilgili “Midyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olma” ihtimali yüksektir.

Sabah Gazetesi’nin spor yazarlarından Murat Özbostan’ın “F.Bahçe tabelası çok ağır olur!” başlıklı 3 Mart 2014 tarihli köşe yazısından:

Atasözleri çok anlamlıdır. Geçmişin tecrübelerini suratımıza vurur. "Midyat'a pirince giderken, evdeki bulgurdan olmak" mesala..

Barış Erkaya’nın Habertürk Gazetesi’nde yayınlanan “Alan pişman, koyan pişman” başlıklı 22 Eylül 2012 tarihli köşe yazısından:

Yani hükümet Midyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan da oldu. Şimdi ise beklentilere göre Maliye bulgur tarlasına dalma hazırlığında. Araç satın alanlarla Maliye arasında kafa göz yaran bir köşe kapmaca oyunu oynanıyor...

Mümtaz Soysal’ın Cumhuriyet Gazetesi’nde 25 Ocak 2012 tarihinde yayınlanan “Pirinç ve Bulgur” başlıklı yazısından:

TAM uymasa da diller güzeli Türkçenin deyişlerinden birine uygun düşen bir durumla karşı karşıyayız dış politikada: Midyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak.

Rauf Tamer’in Posta Gazetesi’ne 5 Ağustos 2011 tarihinde yayınlanan “Kendi düşen…” başlıklı yazısından:

Ne biçim siyaset bu?
Nasıl bir strateji?
Midyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak kimin dahiyâne fikri acaba?
İş onunla da bitmiyor.

Rahmetli Çetin Altan’ın, Milliyet Gazetesi’nde 5 Ağustos 2011 tarihinde yayınlanan “Yumurtanın sarısı, yere düştü yarısı” başlıklı yazısından:

Bu arada Mardin’in Midyat’ında da Botaş ham petrol boru hattına bir sabotaj düzenlenmiş. İtfaiye de çaresizmiş, borulardaki ham petrol yanıp tükeninceye kadar sürüp gitmiş alevlerin yükselip durduğu yangın... 
“Midyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olma” diye de bir halk deyimi var...

Fotomaç yazarlarından Şirin Berber’in “O sene bu sene” başlıklı 4 Mayıs 2011 tarihli yazısından:

"İyinin düşmanı mükemmeliyeti aramaktır" der üstat.
Midyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmasak!
Bakın söyleyeyim şu an lig ikinciliği garanti. Son 10 senenin en iyi derecesi sanırım. Dahası eksiği belli bir kadro var elde.

Fanatik Gazetesi yazarlarından Hulki İlgün’ün “Kahroldum” başlıklı 20 Ekim 2014 tarihli yazısından:

 Hem de püsküllü bela. Ancak Fenerbahçe özellikle ilk yarıdaki akıllı oyunuyla midyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmak istemedi. Bu nedenle gol yollarında bir türlü çoğalamadı.

Semih Yuvakuran’ın Yenişafak Gazetesi’nde 7 Mayıs 2000 tarihinde yayınlanan “Fener’in İşi Zor” başlıklı yazısından:

Kimbilir Midyat'a pirince giderken, eldeki bulgurdan, yani İntertoto'dan da olacak bu takım...

Doğan Heper’in, 15 Şubat 2000 tarihinde Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan köşe yazısından:

Bu hesaplarin tutup tutmayacaginin ipuclarini onumuzdeki gunlerde gorecegiz.
Ama ilk sinyaller Midyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olma anlamina da alinabilir.
Yani DYP kazanilmak istenirken ANAP tamamiyla kaybedilmis de olabilecektir.