Etiket arşivi: Cengiz Çandar

Meramını Tek Kelimede Aktaramayan Köşe Yazarları

“Tek kelime ile ….” sık kullanılan bir kalıp aslında yazarlar için.

“Tek kelime ile” ifadesinden sonra yazarın tepkisini sadece 1 (yazı ile bir) kelimede özetlemesini beklersiniz.

Teoride böyle olsa da köşecilerin yazılarında, yani pratikte sürecin beklediğimiz şekilde işlemediği örnekler mevcut.

Bırakın tek kelimeyi, meramını tek kelimeyle diye başladığı cümlelerle aktaranlar var.

Örnekleri aktaralım:

Medyum Memiş‘in Güneş Gazetesi’nde 9 Nisan 2016 günü yayınlanan köşe yazısının başlığından:

 "Tek kelimeyle vatan hainleri" 

Cengiz Çandar‘ın Radikal’de 9 Mart 2016 günü yayınlanan “Ankara ile Brüksel arasında “jeopolitik-realpolitik tango”” başlıklı yazısından:

"O yön, AB’yi tek kelimeyle “felç etmiş”, her türlü “değeri”ni bir yana bırakıp, kendisini “varoluşsal sorunlar” karşısında görmeye başlamasına yol açmış olan, Suriye ağırlıklı mülteci akımının AB ülkelerine “geçiş yolu”."

Melih Altınok‘un Sabah Gazetesi’nde 17 Kasım 2015 günü yayınlanan “Zavallılık” başlıklı yazısından:

"Bir süre önce Fethullah Gülen'le yaptığı telefon görüşmesinin ses kayıtları basına yansıyan ve o konuşmada "Emirlerinize hazırım efendim" dediği iddia edilen Turgay Ciner ise yeni "emir almamış" olacak ki TV'leri ve gazetesi G-20'ye karşı nötr bir habercilikle yetindi. 

Tek kelimeyle utanç verici!"

Nigar Börek 18 Ocak 2015 günü Türkiye Haber Ajansı adlı internet sitesinde yayınlanan “Ermeni-Rus-Fars Birliği” başlıklı yazısında, aynı hatayı 3 kez yapabilme becerisini göstermiş:

"Tek kelimeyle yardıma muhtaç ahalinin kadın, çocuk, yaşlı demeden hepsinin başına olmazın belalar getirdiler." 

"Tek kelimeyle Osmanlı devletine kimin nefreti varsa onu Ermenilerin yardımlarıyla hayata geçirmişlerdir." 

"Tek kelimeyle yeryüzünde Ermenilerin yaptıkları vahşilikleri kimse yapamaz."

Tek cümleyle deseymiş keşke.

Ali Eyüboğlu‘nun, Milliyet Gazetesi’ndeki 11 Nisan 2015 tarihli “Survivor yarışmacılarının final hayalleri” başlıklı yazısında yer verdiği yarışmacıların tanımlamaları tek kelimeye sığmamış nedense.

Taylan Kara‘nın SoL Haber’de 23 Temmuz 2016 günü yayınlanan “Nuray Mert, Kadir Mısıroğlu’ndan ne kadar uzaktadır?” başlıklı yazısından:

"Tıp fakültelerinde embriyoloji okutup “ Leylek teorisini” okutmamak da Prof Dr Nuray Mert’in sözcükleriyle söylersek “Tek kelime ile son derece dayatmacı bir anlayış ve davranış."

Yalçın Doğan‘ın Hürriyet Gazetesi’nde 1 Haziran 2010 günü yayınlanan “31 Mayıs sendromu” başlıklı yazısından:

"Gazze’ye gönderilen insani yardım gemilerine İsrail’in saldırması, Türkiye dışında belki de ilk kez bu kadar güçlü biçimde AB ülkelerinde de kınanıyor. Bu tek kelimeyle, devlet eliyle korsanlık, devlet eliyle cinayet."

Yiğit Bulut‘un 15 Şubat 2010 tarihinde Habertürk Gazetesi’nde yayınlanan “Aydın Doğan’a şapka çıkarırım” başlıklı yazısından:

"Sevgili dostlar, başladığım gibi bitireyim; eğer Doğan "söz konusu" şirketleri, "bu fiyattan" İpek'e satmayı başarırsa, onu ikna eder ve "bu mala bu parayı alırsa", tek kelimeyle şunu söyleyebilirim; Helal olsun!"

Hadi Uluengin‘in Hürriyet Gazetesi’nde 17 Ocak 2007 tarihinde yayınlanan “Kelle Kültürü” başlıklı yazısından:

"İdam sırasında "kopan" başı "Allah'ın takdiri" "dans edilmemesini" "iftihar vesilesi" sayan bir "kültür" nasıl tanımlanabilir? Hemen ve tek kelimeyle söyleyeyim: 

"Kel-le kül-tü-rü"!"

Yine Hadi Uluengin‘in yine Hürriyet Gazetesi’ndeki 23 Kasım 2003 tarihli “Bugün daha güçlüyüz” başlıklı yazısından:

"Türkiye 1928'den beri, tek kelimeyle, Kilise'yle Devlet'in en az Fransa'daki oranda ayrışmış olduğu laik bir devlettir."

Toktamış Ateş‘in Timetürk’te 10 Haziran 2010 günü yayınlanan “Ayrıntıda kaybolmak” başlıklı yazısından:

"Rahmetli Adnan Menderes'in bence çok haksız, anlamsız ve hatta alçakça idamının sonrasında; yıllarca ve yıllarca en ufak bir sesi çıkmayanların, en ufak bir tepki koymayanların; aradan yaklaşık 50 yıl geçtikten sonra birdenbire Menderes'in idamının üzerinden prim yapmaya çalışmaları tek kelimeyle utanç verici."

 

* İşbu metinde Sn. Burçin Aydoğan’ın “doğrulama” örneklerine yer verdiği internet sitesindeki ihtisaptan faydalanılmıştır.

Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ve Köşe Yazarlarımız

ceza muhakemeleri usulü kanunu1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, kısaca CMUK, 2004 yılında ilga oldu ve “usul” kelimesini kaybederek 5271 sayılı Ceza Mukamesi Kanunu‘na, yani CMK’ya 2004 yılında evrildi. Bu dönüşümün üzerinden bir hayli zaman geçmesine rağmen bazı köşe yazarları hâlâ mülga CMUK’a referans verme hatasına düşmekte.

Muhtesip, 2010 yılında bu yazarları ifşa etmişti. Ancak, aradan geçen zamanda bu
hatayı sürdürmekte ısrar eden yazarları ifşa etmekte fayda var:

Mehmet Ali Tekin, Yeni Akit Gazetesi’nde 6 Aralık 2015 günü yayınlanan “Cezaevi mi ıslah evi mi?” başlıklı yazısında mülga CMUK’un gözden geçirilmesini talep etmiş:

Öncelikli iş... CMUK ve Ceza ve Tevkifevleri İç Yönetmeliği, baştan sona gözden geçirilmelidir...

Şükrü Alnıaçık’ın, Ortadoğu Gazetesi’nde 4 Aralık 2015 tarihinde yayınlanan “Demokles’in su tabancası” başlıklı yazısından:

Hadi solu anladık!.. Sol oldum olası suçtan, suçludan, vurandan kırandan yanadır. CMUK'la yatar TCK'yla kalkar ve idam cezasına başından beri karşıdır.

Umur Talu’nun Habertürk Gazetesi’nde yayınlanan 24 Ekim 2015 tarihli “Hep böyle olmaz tabi” başlıklı yazısından:

Canlı bomba eylem yapmadan tutuklanmaz şiarı ise hakikaten demokrasi ve hukukun, insan hakları ve CMUK’un özü.

İbrahim Kiras’ın Star Gazetesi’nde 10 Şubat 2012 tarihinde yayınlanan “Gözünün üstünde kaşın var suçlaması” başlıklı yazısından:

Üstelik İlker Başbuğ’un anayasanın açık hükmüne rağmen Yüce Divan yerine CMUK’un ilgili maddesine dayanılarak özel yetkili mahkemede yargılanması yargı sistemi açısından ayrı bir tartışma konusu oldu.

Cengiz Çandar’ın Radikal Gazetesi’nde 10 Şubat 2012 tarihinde yayınlanan “Ya ‘polis-yargı devleti’ veya” başlıklı yazısından:

Özel yetkili mahkemeler, başındaki ‘özel’i bir ‘genel’ uygulamaya çevirdiler. CMUK’un 250. maddesi, TMK ve TCK’nın bazı maddeleri ‘nalıncı keseri’ gibi herkesin ‘şüpheli vatandaş’ olarak sigaya çekilmesine, ‘terör örgütü kurmak ve yönetmek’ suçlamaları altında tutuklanmalarına imkân veriyor.

Selahattin Duman’ın Vatan Gazetesi’nde 4 Aralık 2011 tarihinde yayınlanan “Vicdan denen o kantar Bursa’da şeftali” başlıklı yazısından:

Hem cezası yok denecek kadar az hem de Avrupa standartlarına uyarlanmış “Ceza Muhakemeleri Usul Yasamız” izin vermiyor

Derya Sazak’ın Milliyet Gazetesi’nde 3 Haziran 2010 tarihinde yayınlanan “CMUK Seyfi” başlıklı yazısından:

CMUK, açık adıyla Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’ndaki değişiklikle, işkenceyi önlemek için, gözaltında avukat bulundurma olanağı tanınmıştı. Seyfi Oktay’ın bu değişiklik için Meclis’te nasıl gece gündüz ter döktüğüne tanığız.

Yalçın Bayer’in Hürriyet Gazetesi’nde 18 Şubat 2010 tarihinde yayınlanan “İktidarın Edirne duyarsızlığı” başlıklı yazısından:

CMUK’nun yoruma açık hükümlerini kullanarak, askeri personel ve yargı bürokrasisini, kendiyargılama usulleri dışında, iktidarın özel görevlendirdiği iddia edilen yargı görevlileri tarafından, şüpheli soruşturma usullerine tabi tutmak giderek telafisi zor neticeler doğurma tehlikesi taşımaktadır.

Yine Yalçın Bayer’in 18 Haziran 2010 tarihli “Yargıçlara ‘ayar’ mı” başlıklı yazısından:

Anayasa’nın değişik 90. maddesi, AİHS’nin, CMUK’a göre  uygulama önceliği olduğunu amir bulunuyor. Yargıtay Hukuk Dairesi, yargıçları bu hususu göz önüne almış görünüyorlar.

Ve yine Yalçın Bayer’in 20 Eylül 2010 tarihli “Türkiye’ye 2. sınıf ithal et getiriliyor” başlıklı yazısından:

Yaşları 90’a gelen Evren, Nejat Tümer ve Tahsin Şahinkaya’nın CMUK’a göre zaten zamanaşımı nedeniyle yargılanması olanaksızdır.

Ergün Babahan’ın Star Gazetesi’nde 6 Ekim 2010 tarihinde yayınlanan “Hopalı’ya kefilim” başlıklı yazısından:

İnsanları bulunmadığı ortamlarda, savunma hakkı vermeden suçlamak CMUK öncesi polis zihniyetine yakışır açıkçası

Bekir Hazar’ın Takvim Gazetesi’nde 22 Eylül 2010 günü yayınlanan “GYBH’in kafası attı” başlıklı yazısından:

CMUK yasasını iyi öğrenmek lazım. OHAL kalktı malunuz…

CMUK’un ilga olduğu Bekir Hazar’ın malumu değil anlaşılan…

“Urfa’da Oxford Vardı Da Biz Mi Gitmedik” Sözü vs. Köşe Yazarlarımız

“Urfa’da Oxford Vardı Da Biz Mi Gitmedik” sözüne çoğu kişi aşinadır ve bu sözün sahibinin İbrahim Tatlıses olduğunu düşünüyordur. Ancak, ‘Urfa’da Oxford vardı da okumadık mı?’ sözünün sahibi konusunda bir kargaşa bulunmakta.

Gani Müjde, anılan sözün kendisine ait olduğunu iddia etmekte. 2006 yılına Vatan Gazetesi’nde yayınlanan yazısında Gani Müjde konuyu şu şekilde aktarmışdı:

Urfa’da Oxford yoktu… 
Ben yazdım oldu… 
Bilkent Urfa'da kolej açacakmış.
Hürriyet bu güzel haberi "İbrahim Tatlıses'in Oxford hayali gerçekleşiyor" gibi bir başlıkla verince düzeltme gereği hissettim.
Bakın son defa yazıyorum, bi' daha yazmam.
Bu kaynaktan alıntı yapınız...
Belki inanmayacaksınız ama bir zamanlar uğur yücel bu ülkenin en popüler komedyeniydi. sahneye çıktığı her yer tıka basa dolar, kahkahalara gark olan mekânda ayakta bile yer bulunmazdı.
İşte o günlerden birinde yeşil kabare'de sahneye çıkan Uğur Yücel, benden sahnede yaptığı İbrahim Tatlıses taklidi için bir metin yazmamı istemişti.
Ben de içinde bu cümlenin de yer aldığı metni yazmıştım. “Evet cahilim” diyordu sahnedeki İbrahim Tatlıses… “Urfa’da Oxford vardı da biz mi okumadık kardeşim?” 
Tamam Uğur Yücel taklidi çok başarılı yapıyordu ama bu cümleyi İbrahim Tatlıses değil, hatta Uğur da değil, netice itibarı ile ben söylemiştim.

Gani Müjde böyle iddia etse de, İbrahim Tatlıses TV1’de katıldığı bir programda nasıl okumayı yazmayı öğrendiğini anlatırken “Urfa’da oxford mudur neydir işte, okul yoktu ki biz okuyalım” cümlesini kullanmıştı (bkz ilgili kayıt – 3.03’te İbrahim Tatlıses bahse konu cümleyi sarfediyor).

Hangisi bu sözü daha önce söyledi ve telifi kime ait şu an kestiremiyoruz. Ancak, İbrahim Tatlıses’in bu sözün kendine ait olduğunu iddiasında bulunmaması ve Gani Müjde’nin bu konudaki ısrarcı tutumu, sözün ilk kez Gani Müjde’nin kaleminden çıktığını düşünmemize vesile oluyor.

Muhtesip, bu konuda yanlış yapan köşe yazarlarını şu ve bu ihtisaplarda afişe etmişti; ancak, üzerinden geçen zaman hasebiyle bu sözü İbrahim Tatlıses’e aitmişçesine alıntılayan köşe yazarları listesini paylaşmakta fayda var: Hakkı DevrimReha MuhtarGüneri Civaoğlu, Mehmet Ali BirandGüven SakYüksel AytuğElif Ergu...

Cengiz Çandar ise bu söylemi alıp 27 Haziran 2009 günü Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan “Süryani hayali, Kürt ve Arap gerçeği…” başlıklı yazısında teze çevirmiş:

Muhterem Peder Saliba Özmen, tam 640 yıl Süryani Kadim Kilisesi’nin Patriklik Makamı olan Deyruzzafaran’a Oxford’dan geldi. Oxford’dan Teoloji doktorası sahibi. Böylece” dedim “İbrahim Tatlıses’in Urfa’da Oxford vardı da gitmedik mi şeklindeki tezi çöktü. Mardin’de Oxford mu vardı. Ama Peder Saliba, Mardin’den Oxford’a gitmiş işte...”

oxford universitesi