Etiket arşivi: Candaş Tolga Işık

“Eflatun’a Sormuşlar” Hikayesini Gerçek Sanan Köşe Yazarları

Eflatun'a sormuşlar:
- İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan iki davranışı nedir? 
- Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler. Ne var ki çocukluklarını özlerler. Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler. Ama sağlıklarını geri almak için de para öderler. Yarınlarından endişe duyarken bugünü unuturlar. Sonuçta, ne bugünü, ne de yarını yaşarlar. Hiç ölmeyecek gibi yaparlar. Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler. 
- Peki siz ne öneriyorsunuz? 
- Kimseye kendinizi "sevdirmeye" kalkmayın ! Yapılması gereken tek şey, sadece kendinizi "sevilmeye" bırakmaktır. Önemli olan, hayatta,"en çok şeye sahip olmak" değil,"en az şey"eihtiyaç duymaktır.

“Eflatun’a sormuşlar” ya da “Platon’a sormuşlar” başlığıyla paylaşılan bu metinde büyük bir hata var.

Çünkü, bu sözler Platon’a ait değildir.

Reata Strickland’in Interview With God (Tanrı İle Sohbet) başlıklı sayfasında 10 yıldan uzun süredir yayınlanan anonim şiirdir. Söz konusu görüntülü şiir gösterimi her ay milyonlarca ziyaret alarak uzun süre konuşulmuştu.

Bu hataya düşmekten geri kalmadı tabiki köşe yazarları:

Nazlı Ilıcak, Sabah Gazetesinde yayınlanan 15 Mayıs 2011 tarihli “Eflatun neden şaşırdı” başlıklı yazısı ile 26 Eylül 2010 tarihli “Eflatun’dan tavsiyeler” başlıklı yazısında yukarıdaki metni aynen paylaşmış.

Reha Muhtar da Vatan Gazetesinde 5 Nisan 2014 tarihli “Hayatta en çok şeye sahip olmak değil, en az şeye ihtiyaç duymaktır önemli olan…” başlıklı yazısında “Eflatun’a sormuşlar” hurafesini köşesine taşımış.

Yaşar Süngü‘nün Yenişafak Gazetesinde 30 Ağustos 2009 tarihli “Kendini harca, yeter ki piyasa dönsün” başlıklı yazısında bu metni paylaşmış.

Mustafa Çelik, Yeni Akit Gazetesinde 12 Ağustos 2015 tarihli “Keşkelere kalmış yaşamların kuşatmaları/2” başlıklı yazısında bu yanlışa düşmüş.

Candaş Tolga Işık, Posta Gazetesinde 25 Kasım 2012 tarihli “Bir muhalefet düşünün ki” başlıklı yazısında aynı yanlışı yapmış.

Aziz Üstel, Star Gazetesinde 29 Nisan 2011 günü yayınlanan “Kemalim ‘Laf ebeliğinde Demirel, duruşunda Erdoğan’” başlıklı yazısında Platon’a ait olmayan sözlere yer vermiş.

* Bahse konu ihtisapta Muhtesip.com arşivinden istifade edilmiştir.

Candaş Tolga Işık Ekşisözlük’ten İçerik Çarparken Yakalanmıştı

Candaş Tolga Işık, Posta Gazetesi’nde 11 Aralık 2013 günü yayınlanan “Mandela’nın mirasını açıklıyorum!” başlıklı yazısında bir skandala imza atarak, Ekşisözlük’teki bir entry’deki Mandela hakkındaki uydurma vecizeyi malumatfuruşluk yaparak köşesine taşımıştı:

"Mandela’yı şöyle tarif etmiş Datlef Schrempf: “Herkes Mandela kadar sevilmek ister ama pek azı onun kadar nefret edilmeyi göze alır...”"

Detlet Schrempf, ABD’nin basketbol ligi NBA’de oynayan bir Alman basketbolcu. Mandela ile ilgili böylesi bir sözü yok. Olay Ekşisözlük’teki bir yazarın kurgusu. Candaş Tolga Işık da işin kolayına kaçarak, araştırma yapmadan, Ekşisözlük’teki başlığı okuyup Mandela güzellemesi kaleme alırken sazan.avi tuzağına düşmüş.

Ekşisözlük’teki entry’si kopyalanan yazardan duyalım bir de olayın hikayesini:

posta gazetesi yazarının alıntıladığı ekşici

üzülerek söylüyorum ki benim.

yapansa 07.12.2013 tarihinde şu entry'imde yazdığım bilgiyi bire bir 11.12.2013 tarihinde mandela’nın mirasını açıklıyorum! başlığı ile kendi köşe yazısında kullanan candaş tolga ışık'dır.

şimdi sözü alıp kendi köşesine taşımasında bir sorun yok. *

heyhat * sözü söyleyen kişiyi zerre araştırmadan türkiye çapında bir gazetede ve onlarca haber sitesinde yayımlanması akıl alır gibi değil. 

hem entryimde hem de köşe yazısında da yazıldığı gibi sözün sahibi detlef schrempfmiş gibi lanse edilmiş.

inanılır gibi değil lan.

peki kim bu detlef schrempf ?!!?

üşenenler için belirtiyim. * detlef özellikle jordan'ın ligi domine ettiği yıllarda bulls'a kafa tutan ama şampiyonluğa ulaşamayan seattle supersonics'in almanya doğumlu kısa forveti.

bırakın mandela'yı, adam siyahi oyuncuların büyük çoğunluğunu oluşturduğu nba'in 90'lı yıllarda dikkat çeken 3-4 beyaz oyuncudan biri. şaka gibi lan.

emeklilik günlerinde de pek mandela ile ilgileniyor gibi görünmüyor.

hadi benim uydurduğum bir söz - kişi ilişkisi ekşiden okunup köşeye konuyor, bu sözü söyleyen adam kimdir, nedir 10 saniye ayrılıp bakılmaz mı ? bakılmıyor.

siyasetçisi ayrı gazetecisi ayrı çılgın bu ülkenin.

* Ekşisözlük’ten hatcherman‘a teşekkürler…

Elektriği Benjamin Franklin’in Keşfettiğini Sanan Köşe Yazarları

“Elektriği Benjamin Franklin keşfetti” efsanesi de elektriğin hayatımızın her alanına nüfuz ettiği 21. yüzyılda varlığını korumakta.

Bazı zayıf akıllıların, Benjamin Franklin’in uçurtmasına düşen yıldırımla birlikte tesadüfi şekilde elektriği keşfettiği inancının tersine, elektriğin varlığı, 1706-1790 yılları arasında yaşamını sürdüren Benjamin Franklin’den çok önce keşfedilmişti.

Milattan 6-7 yüzyıl önce Antik Yunanistan’da, kehribarın sürtünmesi ile diğer nesneleri çektiği gözlemlenmiştir (Tabiki bulunan şey aslında statik elektriktir). Bu gözlemle birlikte elektriğin varlığının buluşunun ardından, Yunancada kehribar anlamına gelen ēlektron sözcüğü, Yeni Latincede kehribar gücü anlamına gelen electrica kelimesi olarak kullanım alanı bulmuştur.

Benjamin Franklin Elektriğin KeşfiBenjamin Franklin ise 1746 yılında elektrik yüklerinin artı ve eksi uçlarını tespit etmiş, uçları bu şekilde adlandırarak elektriğin korunumu ilkesini ortaya atmıştır. Akabinde 1752 yılında fırtınalı bir havada uçurtma uçurarak ipek bir ip ile yüklü buluttan Leyden şişesini doldurmayı başardığı (kendisinin kurtulduğu fakat 2 yardımcısının hayatını kaybettiği) deney sonucunda şimşeğin elektriksel bir olay olduğunu keşfetmiştir. Bu deneyi, paratonerlerin buluşuna da yol göstermiştir.

Bakalım, elektriği Benjamin Franklin’in keşfettiğini/icat ettiğini sanan köşe yazarları kimmiş:

Türkiye Gazetesi yazarlarından Halime Gürbüz, “Elektrik…” başlıklı 4 Nisan 2015 tarihli yazısında Benjamin Franklin ile ilgili kurgu hikayesinde bu hatayı yapmış:

"Benjamin Franklin elektriği buldu ama... ilk karısını çarptı!" Muştucan Gammaz/Amerika (aha)
1700'lü yıllarda yağmurlu bir geceydi. "Benjamiiin, yine ne bağırınıyorsun?" diye seslendi karısı. "Buldum, elektriği buldum! Derhal bir cümle içinde kullanmalıyım" dedi ve ekledi: "Sarah, elektrik alıyorum senden..." Karısı söylendi; "Deli adam elektrik ne? Elektrik almak da neee? Çarpıcam ama, burama kadar geldi!" Benjamin, "Yedirticem bu lafları sana Sarah!" dedi ve olanlar oldu...
Benjamin hırsını alamamıştı. Kalktı, birtakım kabloları bağladı, uzun olanı kıvırdı, kısa olanı bilmem ne yaptı falan ve o an itibariyle caanım Türkçemize 'elektrik almak' tabiri bodoslama daldı! Çok şükür daha fişi prize takıp şarj olmuyoruz ama artık hayat da ilişkiler de volt cinsinden tanımlanıyor...

Candaş Tolga Işık, 18 Temmuz 2010 tarihinde Posta Gazetesi’nde yayınlanan “elektrik” başlıklı yazısında icat ile buluş/keşif arasındaki farkı tam kavrayamayıp Benjamin Franklin’in elektriği “icat etti”ğini iddia etmiş:

"Benjamin Franklin elektriği icat etti: 1752"

Mehmet Çetingüleç, 23 Haziran 2012 tarihinde yayınlanan “Onların da istediği buydu” başlıklı yazısında elektriğin buluşunu Benjamin Franklin’e izafe etmiş:

"Benjamin Franklin elektriği bulmuş ama onu ışığa çevirebilen Edison olmuştur."

Kaynak: