Etiket arşivi: Bekir Hazar

Emir Subayı ve Yaver Ayrımının Farkında Olmayan Köşe Yazarları

15 Temmuz 2016 hain darbe girişimi sonrasında Türkiye’nin gündemine 2 ünvan çakıldı kaldı: yaver ve emir subayı.

Ne yazık ki toplumun büyük kesimi, köşe yazarları, basın mensupları ve sözüm ona elit, aydın ya da kanaat önderleri iki ünvan arasındaki farkın ayrımına varamadığı için yine bir bilgi kirliliği oluştu.

Önce kafaları netleştirelim:

Cumhurbaşkanı’nın yaveri, Genelkurmay Başkanı ve bazı kuvvet komutanlarının emir subayı olur. Yaverlik sistemi sadece Cumhurbaşkanlığında bulunur. Genelkurmay başkanının yaveri bulunmaz.

1920’den bu yana varolan yaverlik sistemi kapsamında Cumhurbaşkanlığı’nda bir başyaver, 4 de yaver bulunuyor. Cumhurbaşkanının her adımda yanında olan başyaver, makam aracına binen tek isim.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı, Atatürk’ün ilk Meclis Başkanı seçildiği ve Başyaverlik kurumunun yeniden düzenlenmesi talimatını verdiği tarih olan 23 Nisan 1920, Başyaverliğin kuruluş tarihidir.

Yaverlik, Türklerde cumhuriyet öncesinde de devlet yönetiminde uygulanan köklü geleneklerdendir. Osmanlı Devleti’nde padişahın, veliahtların ve yüksek makamlarda görev yapan paşaların hizmetinde görev alan yaverler, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılması ve ardından Cumhuriyet’in ilanıyla, yeni Türk devletinde resmi statüleri değişmiş, sadece cumhurbaşkanlığı nezdine atanarak cumhurbaşkanlığı örgütü içinde bir kurumsal yapı oluşturmuşlardır.

cumhurbaşkanı yaveri

Yaverlerin başı olan kimse, cumhurbaşkanının yaverlik hizmetini yürütmekle görevli en kıdemli subaydır. Başyaverlik; Başyaver, Kara, Deniz, Hava, Jandarma Yaverleri ve bürosundan oluşur. Emirleri doğrudan cumhurbaşkanından alır, görevlendirilmesi durumunda cumhurbaşkanını temsil eden kurumdur. Yaverler, cumhurbaşkanına veya devlet başkanına en yakın kişi olmakla, bir devletin kaderinde etkili olan büyük olayları yakından takip eden veya bizzat yaşayan insanlardır.

Genelkurmay Başkanı’nın yaveri olduğu iddiasında bulunma hatasına düşen köşe yazarlarını ifşa edelim:

Murat Yetkin’in Hürriyet Gazetesi’nde 8 Ağustos 2016 tarihinde yayınlanan “Türk-Rus krizini bitiren gizli diplomasinin öyküsü” başlıklı yazısından:

"Akar ise Çağlar'ın bakanlığı sırasında Genelkurmay Başkanı olan İsmail Hakkı Karadayı'nın başyaveriydi."

Yazgülü Aldoğan’ın Posta Gazetesi’nde 21 Temmuz 2016 günü yayınlanna “Darbe teşebbüsü bir gecede olmadı” başlıklı yazısından:

"Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın yaverinin itirafları o kadar bağlantılı ki bu geriye gidişle. FETÖ, özellikle Anadolu’nun okumak isteyen, zeki, parlak çocuklarına el atıyordu."

Ali Eyüboğlu’nun Milliyet Gazetesi’nde 3 Ağustos 2016 tarihinde yayınlanan “Hainler nasıl yaver ve emir subayı oldu” başlıklı yazısından:

"Cumhurbaşkanı’nın yaverinin nasıl seçildiğini sordum Genelkurmay yetkililerine."

Emin Pazarcı’nın Akşam Gazetesi’nde 21 Temmuz 2016 günü yayınlanan “Tehlikeli, çok tehlikeli” başlıklı yazısından:

"İlginçtir, yine Genelkurmay Başkanı’nın sürekli olarak koruyup kolladığı yaveri Yarbay Levent Türkkan da darbeciler arasındaydı. O da başına silah dayadı."

Bekir Hazar’ın Takvim Gazetesi’nde 22 Temmuz 2016 günü yayınlanan “Çuval” başlıklı yazısından:

"İki hayati önem taşıyan kilit noktayı ele geçirirseniz, ORDUDA her yere sızarsınız. Cumhurbaşkanı veya Genelkurmay Başkanı'na yaver mi lazım? Personel Daire Başkanı üç isim önerir. İstihbarat Daire Başkanı da "Bu isimler temiz, vatansever aslanlar" derse, ihanet şebekesinin önerdiği isimlerden birini seçersin. .."

Necati Doğru’nun Sözcü Gazetesi’nde 22 Temmuz 2016 günü yayınlanan “OHAL 14 yıllık bağırsak kirliliği” başlıklı yazısından:

"Genelkurmay Başkanı'nın yaveri yarbay darbeye kalkışınca ordu içinde bir üst rütbede Albay'a değil, PTT'de kadrolu “bir FETÖ'cü abiye” bağlı çıktı. Cumhurbaşkanı Başyaveri yarbay da ordudaki FETÖ'cü üstüne değil “Diyanet İşleri'nde cuma hutbelerini yazan abiye” bağlı çıkacak(!)"

Türkiye Gazetesi’nden Hakkı Arslan’ın 21 Temmuz 2016 tarihli “40 Yıllık Darbe” başlıklı yazısından:

"Cumhurbaşkanı'nın yerini bilen yâveri. Marmaris baskınından kurtulunca bu sefer havadayken pilotu tam 15 defa arıyor, "uçağın koordinatlarını" istiyor ısrarla." "Boğazı sıkılan, işkenceye tabi tutulan Genelkurmay Başkanımızın yâveri de onu rehin alanlardan biri."

Habervaktim.com yazarlarından Mehmet Ocaktan’ın “Erdoğan’la hesaplaşma değil aptallık hikayesi” başlıklı 24 Temmuz 2016 tarihli yazısından:

"Bu nasıl bir tiyatro ki Hulusi Akar’ın yaveri Levent Türkkan ifadesinde darbe planlamasının Pensilvanya’nın talimatıyla yapıldığını açıkça itiraf ediyor"

Yurt Gazetesi’nden Mustafa Kul’un 4 Ağustos 2016 tarihli “Dereyi geçerken” başlıklı yazısından:

"Ülkemizde yaşanan darbe girişimi sonrasında, Cumhurbaşkanının başyaveri ve diğer üç yaveri, Genelkurmay Başkanının özel kalem müdürü, AKP Genel Başkan yardımcısının kardeşi Mehmet Dişli ve Genelkurmay başkanının yaveri Levent Türkkan, Genelkurmay ikinci başkanı Orgeneral Yaşar Gürel'in, Kara Kuvvetleri Komutanı Salih Zeki Çolak'ın ve Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal'ın emir subayları, özel kalem müdürleri, korumaları ve yaverlerinin tamamının ''darbeci'' oldukları ve FETÖ çetesine mensup oldukları ortaya çıkmasına rağmen herkes koltuğunda oturmaktadır."

Kaynak: Cumhurbaşkanlığı ve Ajanshaber

Bekir Hazar ve Abdulhamit Han’ın Çanakkale Tahkimi

Bekir Hazar, Takvim Gazetesi’nde 9 Ağustos 2016 tarihinde yayınlanan “Dezenfekte” başlıklı yazısında yine bir tarihi içerik hatası yapmış:

"İttihatçı iki Paşa Yıldız'da göz hapsindeki Abdülhamid Han'a koşarak "Bir yerlerde bir hata yaptık. Ülke elden gidiyor. Sen siyasette dehasın. Ne yapmalıyız?" diyerek yardım istediler. Abdülhamid Han "İhanetiniz sonrası 3 ayda giden Balkanları artık 30 yılda geri alamayız" dedi. Hainlerin yuvarladığı kartopu çığ olmuş artık geri dönüş yoktu. İstanbul'dan çekilmeyi bile planlayan iki Paşa "Düşman Çanakkale'ye geliyor" diye yalvaran gözlerle baktı. Abdülhamid Han kendisini devirenlere "Merak etmeyin Çanakkale'ye öyle bir tahkim yaptırdım ki,kimse geçemez" dedi..."

II. Abdulhamid Yıldız Sarayı’nda ikamet etti; ancak, tahttan indirildikten sonra kısa bir süre Selanik’te, akabinde İstanbul’daki Beylerbeyi Sarayı’nda vefat ettiği 1918 yılına değin göz hapsinde tutuldu. Yıldız Sarayı’nda değil. Ezberden konuşmamak lâzım.

2 Paşanın II. Abdulhamid’i ziyareti esnasında gerçekleştiği iddia edilen görüşme de Bekir Hazar’ın salladığı/abarttığı şekilde gerçekleşmemiştir. Her ne kadar sağlam bir tarihi kaynakta yer almasa da, söz konusu görüşmenin aşağıdaki gibi gerçekleştiği rivayet olunur:

Sadrazam Talat Paşa ile Harbiye nâzırı ve Başkumandan vekili Enver Paşa onu ziyaretle, durumu ve kararı anlatarak kendilerinin nereyi tercih edeceğini sorarlar Sultan Hamid meseleyi anladıktan sonra şunları söyler: –“Bir kere, ne yapıp edip bu harbe girmemeniz gerekirdi; girdiniz. -Saniyen, mecbur kalındı ise, kara devleti olan Osmanlı’nın İkisi de kara devleti olan Almanya+ Avusturya ile değil., deniz devleti vasıfları çok daha ağır basan İngiltere+Fransa+İtalya ile ittifak etmesi icap ederdi; aksini yaptınız. Bunu da mı akıl edemediniz? -Sâlisen, ben Çanakkale’yi öyle tahkim ettim ki, eğer bu durumunu muhafaza edebilirseniz müttefik donanma ve orduları değil, bütün dünyâ gelip dayansa oradan geçip İstanbul’u işgal edemezler. -Dördüncüsü, dedem Fâtih İstanbul’u fethettiğinde Bizans imparatoru Konstantin, surların iç kesiminde muharebe kıyafeti ve elinde kılıcı ile ölü bulundu. Ben Osmanoğlu Abdülhamid Konstantin’den daha üstünüm. Çanakkale yarılırsa, düşman ancak benim cesedimi çiğneyerek İstanbul’u işgal edebilir. 
-Siz nereye giderseniz gidin, ben buradan bir yere gitmem” der. Talat Paşa, geri dönerken şu soruyu sorar Enver Paşa’ya: 
–“Sultan Hamid’i devirmekle yediğimiz haltı şimdi anlayabildin mi?”

 

Bekir Hazar ve Vehhabilik (Devam)

Bekir Hazar, Takvim Gazetesi’nde 9 Eylül 2016 tarihinde yayınlanan “İşbirlikçi” başlıklı yazısında, Vehhabilik hakkında daha önce dile getirdiğimiz bir hatasını tekrarlamış:

"Halbuki 150 yıl önce Vehabilik diye bir şey yoktu. Osmanlı'yı parçalamak için İngilizler kurmuştu..."

Yine hatırlatalım:

Öncelikle, bahse konu mezhebin isminin doğru yazılışı “Vehhabilik”tir.

Kökeni ve ismi, kurucusu Muhammed bin Abdülvahhab’a, yani 18. yüzyılın başlarına dayanır.

Vehhabilik Mezhebi, Bekir Hazar’ın iddia ettiğinin tersine, 100 yıl önce de vardı, 300 yıl önce de.

 

Bekir Hazar ve Dış Saha

Bekir Hazar, 17 Mayıs 2016 tarihinde Takvim Gazetesi’nde yayınlanan “Büyük Kulüp” başlıklı yazısında bir dizi hataya imza atmış:

"Rahmetli Uğur Mumcu bizi şöyle tarif ediyordu; "Türk vatandaşı; İsviçre Medeni kanununa göre evlenen, İtalyan Ceza Yasası'na göre cezalandırılan, Alman Ceza Muhakemeleri Usul Hukukuna göre cezalandırılan, Fransız İdare Hukukuna göre idare edilen, İslam Hukukuna göre gömülen kişidir." .."

Uğur Mumcu’nun sözünün doğrusunu yanlış aktarmış.

Sözün orjinali:

"İtalya’dan ceza yasası aldık, Fransa’dan idare hukukunu aldık, Almanya’dan ceza yargılaması hukukunu aldık, İsviçre’den medeni hukuku aldık. Bir gülmece dergisinde okumuştum. Yapılan tanım durumu net bir şekilde sergiliyor. Türk vatandaşı tanımı yapılmış, Türk ne demektir, Türk vatandaşı kimdir. Şöyle tanımlıyor Türk vatandaşını. Türk, İsviçre medeni kanununa göre evlenen, İtalyan ceza yasalarına göre cezalandırılan, Alman ceza muhakemeleri usulüne göre yargılanan, Fransa idare hukukuna göre idare edilen ve islam hukukuna göre gömülen kişidir"

Yani, Türk’ün Alman Ceza Muhakemeleri usulüne göre YARGILANDIĞInı aktarmış. Ceza Muhakemeleri kanunu yargılama usulünü tanımlar, cezalandırmayı ise Ceza Kanunu yürütür.

"Yıllardır böyle bir DIŞ sistem içine bir de 12 Eylül'ün askeri anayasası eklenmişti. Tam 36 yıldır askeri anayasa ile yönetiliyorduk..."

12 Eylül Anayasası olarak nitelenen halihazırda yürürlükteki anayasa, 7 Kasım 1982 tarihinde yürürlük kazanmıştır. Yani, 1982 yılının sonu. Şu an 2016 yılının ortalarındayız. 2016-1982=34 yıl eder takribi. Bekir Hazar herhalde “82 Anayasası” tabirini göz ardı edip 12 Eylül ihtilaliyle birlikte yeni anayasanın yürürlüğe girdiğini sanmış.

"Birlik, beraberlik ve inanç olmadıkça hedefe varılamazdı. Üstelik Beşiktaş son haftalara kadar tüm maçlarını DIŞ sahada oynadı. Fenerbahçe ise DIŞ SAHADA hep puan kaybetti. Takım oyunu ve DIŞ saha çok anlam ifade ediyor bize..."

Bu yıl Fenerbahçe’nin dış sahada HEP puan kaybettiği bir durum söz konusu olmadı.

Maç sonuçlarına bakacak olursak:

Hafta Ev Sahibi Skor Konuk Takım Tarih Organizasyon
4 FENERBAHÇE A.Ş. 6-1 GİRESUNSPOR 13 Ocak 2016 Ziraat Türkiye Kupası Grup Aşaması H
18 ESKİŞEHİRSPOR 0-3 FENERBAHÇE A.Ş. 18 Ocak 2016 Spor Toto Süper Lig Hasan Doğan Sezonu
5 FENERBAHÇE A.Ş. 1-0 TUZLASPOR 21 Ocak 2016 Ziraat Türkiye Kupası Grup Aşaması H
19 FENERBAHÇE A.Ş. 2-1 ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 24 Ocak 2016 Spor Toto Süper Lig Hasan Doğan Sezonu
6 ANTALYASPOR A.Ş. 0-0 FENERBAHÇE A.Ş. 27 Ocak 2016 Ziraat Türkiye Kupası Grup Aşaması H
FENERBAHÇE A.Ş. 1-0 KAYSERİSPOR 30 Ocak 2016 Ziraat Türkiye Kupası Son 16 Turu ve Final Aşaması
20 ANTALYASPOR A.Ş. 4-2 FENERBAHÇE A.Ş. 5 Şubat 2016 Spor Toto Süper Lig Hasan Doğan Sezonu
AMED SPORTİF FAALİYETLER 3-3 FENERBAHÇE A.Ş. 9 Şubat 2016 Ziraat Türkiye Kupası Son 16 Turu ve Final Aşaması
21 FENERBAHÇE A.Ş. 3-1 KASIMPAŞA A.Ş. 12 Şubat 2016 Spor Toto Süper Lig Hasan Doğan Sezonu
22 BURSASPOR 0-0 FENERBAHÇE A.Ş. 20 Şubat 2016 Spor Toto Süper Lig Hasan Doğan Sezonu
23 FENERBAHÇE A.Ş. 2-0 BEŞİKTAŞ A.Ş. 29 Şubat 2016 Spor Toto Süper Lig Hasan Doğan Sezonu
FENERBAHÇE A.Ş. 3-1 AMED SPORTİF FAALİYETLER 3 Mart 2016 Ziraat Türkiye Kupası Son 16 Turu ve Final Aşaması
24 AKHİSAR BELEDİYE GENÇLİK VE SPOR 0-3 FENERBAHÇE A.Ş. 6 Mart 2016 Spor Toto Süper Lig Hasan Doğan Sezonu
25 FENERBAHÇE A.Ş. 1-0 KAYSERİSPOR 13 Mart 2016 Spor Toto Süper Lig Hasan Doğan Sezonu
27 FENERBAHÇE A.Ş. 0-0 OSMANLISPOR FUTBOL KULÜBÜ 3 Nisan 2016 Spor Toto Süper Lig Hasan Doğan Sezonu
28 TORKU KONYASPOR 2-1 FENERBAHÇE A.Ş. 9 Nisan 2016 Spor Toto Süper Lig Hasan Doğan Sezonu
26 GALATASARAY A.Ş. 0-0 FENERBAHÇE A.Ş. 13 Nisan 2016 Spor Toto Süper Lig Hasan Doğan Sezonu
29 FENERBAHÇE A.Ş. 4-1 MERSİN İDMANYURDU 17 Nisan 2016 Spor Toto Süper Lig Hasan Doğan Sezonu
TORKU KONYASPOR 0-3 FENERBAHÇE A.Ş. 20 Nisan 2016 Ziraat Türkiye Kupası Son 16 Turu ve Final Aşaması
30 TRABZONSPOR A.Ş. 0-4 FENERBAHÇE A.Ş. 24 Nisan 2016 Spor Toto Süper Lig Hasan Doğan Sezonu
31 FENERBAHÇE A.Ş. 3-0 GAZİANTEPSPOR 1 Mayıs 2016 Spor Toto Süper Lig Hasan Doğan Sezonu
FENERBAHÇE A.Ş. 2-0 TORKU KONYASPOR 5 Mayıs 2016 Ziraat Türkiye Kupası Son 16 Turu ve Final Aşaması
32 MEDİPOL BAŞAKŞEHİR FK 2-1 FENERBAHÇE A.Ş. 9 Mayıs 2016 Spor Toto Süper Lig Hasan Doğan Sezonu
33 FENERBAHÇE A.Ş. 2-1 GENÇLERBİRLİĞİ 15 Mayıs 2016 Spor Toto Süper Lig Hasan Doğan Sezonu
34 MEDICANA SİVASSPOR FENERBAHÇE A.Ş. Spor Toto Süper Lig Hasan Doğan Sezonu

Bekir Hazar ve Vehhabilik

Bekir Hazar, 29 Mart 2016 tarihinde Takvim Gazetesi’nde yayınlanan “Çok Yakında” başlıklı yazısında Vehhabilik tarihi hakkında bir yanlışa düşmüş:

"El Kaide lideri de Suudi Arabistan'daki en en zengin İnşaat şirketi Ladin ailesi mensubuydu. Yani Vehabi idi ve o mezhep 100 yıl önce yoktu. Onu da İngilizler, Osmanlı'yı bölmek için kurmuşlardı. Vehabiliği nasıl kurduğunu İngiliz Ajan Hempher, kendisinin kaleme aldığı kitabında böbürlenerek anlatıyordu."

Öncelikle, bahse konu mezhebin isminin doğru yazılışı “Vehhabilik”tir.

Kökeni ve ismi, kurucusu Muhammed bin Abdülvahhab’a, yani 18. yüzyılın başlarına dayanır.

Vehhabilik Mezhebi, Bekir Hazar’ın iddia ettiğinin tersine, 100 yıl önce de vardı, 300 yıl önce de.

 

Bekir Hazar ve Fed

Bekir Hazar, Takvim Gazetesi’nde 25 Mart 2016 günü yayınlanan “Kasa-Mezar-Dolar Üçgeni” başlıklı yazısında yine birtakım yanlışlar yapmış:

"ABD merkez bankası Devlete ait değildi, Paranın firavunları tarafından yönetiliyordu. Abraham Lincoln bile paranın kontrolünü elinde tutmak istediği için öldürülmüştü. Karşılıksız para basan ABD Merkez Bankası FED, karşılığında asla kasasına altın koymuyordu."

Tabiki, yukarıdaki ifadede bariz hatalar var:

doların gücü1. Fed sistemini değiştirme zımni amacı nedeniyle öldürüldüğü ileri sürülen ABD Başkanı Abraham Lincoln değil John F. Kennedy’dir. Abraham Lincoln, ABD Merkez Bankası (Federal Reserve Bank, yani kısaca Fed) 1913 yılında kurulmadan 48 yıl önce 1865 yılında bir suikast sonucunda öldürülmüştür.

2. “Fed asla kasasına altın koymuyordu” ifadesi de yanlış. Bretton Woods Uluslararası Para Sistemi’nin 1971 yılında çöküşüne değin ABD, tedavüle soktuğu para karşılığında altın tutuyordu.

Bekir Hazarla Broken Hill Vakası

Bekir Hazar, Takvim Gazetesi’nde 6 Şubat 2016 günü yayınlanan “Üzülme Mustafa” başlıklı yazısında, Avustralya’nın New South Wales eyaletine bağlı Broken Hill kasabasında 1 Ocak 1915 yılında meydana gelen ve saldırgan olduğu iddia edilen iki Afgan dahil 6 kişinin ölümü ile sonuçlanan “Broken Hill Vakası” olarak bilinen “piknik treni saldırısı” hakkında yıllar önce başka bir yazısında yaptığı hatayı tekrarlamayı sürdürmüş:

"Yıllar önce beni çok etkileyen bir olayı gündeme getirmiştim. İki Maraşlı dondurmacı, Avustralya'ya gidiyor, Çanakkale savaşı patlak verince Sidney'de resmi makamlara başvuruyordu. "Trenlerle limana Anzak askerleri taşıyıp Gemilerle Çanakkale'ye gönderiyorsunuz. O gemilere biz de binsek. Çanakkale'ye gelince denize atlayıp Osmanlı ordusuna katılsak" diye ricada bulunuyorlar. Avustralya resmi makamları düşüncenin çok kutsal olduğunu söylüyor ancak "Düşmanımıza bir kum tanesi bile götürmeyiz" diyerek teklifi reddetti. Avustralya sokaklarında dondurma satan iki Türk de "O zaman biz de size burada savaş ilan ederiz" diyor ve harekete geçiyordu. Tren yollarına yerleştirdikleri dondurma arabaları, yüzlerce Anzak askerini daha Avustralya'dan ayrılmadan hallediyor ve şehit düşüyorlardı. Sidney Elçimizle de olayı konuşmuş ve bu iki yiğit anısına Avustralya hükümetinin anıt diktiğini öğrenmiştim. O dönem Doğan grubundan bir yazar çıkmış ve köşesinde beni eleştirmişti. "Bekir Hazar'ın kahraman olarak lanse ettiği o iki kişi Türk değil, Afgan... Yani bugünkü anlamı ile TALİBAN KAFALAR" demişti."

Molla Abdullah ve Gül Muhammet yanlarında taşıdıkları Türk bayrağı nedeniyle önceleri Türk sanılmışlar, ancak daha sonra gerçek kimlikleri ortaya çıkarılmıştır.

Bekir Hazar hangi kaynaklardan okuyor bu olayı bilemiyoruz; ancak, saldırganların Türk olmadığı hakkında uzlaşı mevcut.

Anadolu Ajansı (AA) saldırıyı yerinde inceleyerek, Avustralyalı tarihçiler ve yetkililer ile olayın iç yüzünü araştırmıştı. Hürriyet Gazetesi’nde bahse konu araştırmaya ilişkin yayınlanan haber metnini aşağıda aktarıp istifadesine sunalım:

***

Melbourne’a 840, Sydney’e 1145 km uzaklıkta, Avustralya’nın iç kesimlerinde yer alan Broken Hill kasabası, Birinci Dünya Savaşı öncesi madencilikle geçinen tipik bir bozkır kasabası konumunda idi.

Broken Hill olayıMadenlerdeki nakliyatı 1880’li yıllarda Afganistan, Pakistan ve Hindistan’dan develeri ile birlikte Avustralya’ya gelen ve “deveciler” olarak adlandırılan insanlar sağlıyordu. Ancak Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesi ile birlikte kasabada işsiz sayısında büyük artış yaşandı, çünkü kasabanın en büyük geliri Almanya’ya ihraç edilen maden ürünlerinden oluşuyordu. Almanya ile İngiltere savaşmaya başlayınca kasabadaki madenler birbiri ardına kapanmış, iş olanakları durma noktasına gelmişti. Kasabada develeri ile taşımacılık yapan Afganlar da hem madenlerin kapanması hem de yeni taşımacılık yöntemlerinin gelişmesi üzerine işlerini kaybetmeye başladılar.

İşsizlik sıkıntısına Birinci Dünya Savaşı’nda İngilizler ile birlikte savaşa gitmek üzere gönüllü asker toplama çabaları da eklenince, kasabada gergin bir hava oluşmaya başladı.

Bu gergin ortamda 1 Ocak 1915 günü kadın, erkek ve çocukların içinde bulunduğu yaklaşık 1200 kişiyi taşıyan yeni yıl piknik treni, kasabanın çıkışında iki kişinin silahlı saldırısına uğradı. Saldırı sonrası trende bulunanlardan 4 kişi hayatını kaybetti, 7 kişi de yaralandı. Saldırının failleri olduğu iddia edilen Gül Muhammed ve Molla Abdullah adlı 2 Afgan, kasaba yakınlarındaki beyaz kayalıklarda çıkan çatışma sonucunda vurularak öldürüldü.

Olay sonrası yerel gazeteler, Afgan olmalarına rağmen haberi, “Türkler trene saldırdı” şeklinde verdi. Kasabada Türkler aleyhine hava oluşturuldu ve Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı’nın müttefiki olan Almanların kulübüne saldırı gerçekleştirildi. Avustralya tarihinde o zamana kadar ilk defa yaşanan saldırının ardından Birinci Dünya Savaşı’na katılmak üzere bölgeden çok sayıda genç gönüllü olarak askere yazıldı.

***

Broken Hill Tarih Kurumu üyesi Gordon Densie, aslında  saldırıyı gerçekleştirdiği iddia edilen kişilerin Afgan bile olmadığını, birinin  dondurma satarak geçimini sağladığını, diğerinin ise bölgenin tek camisinin imamı  olduğunu ve bu kişilerin Hindistanlı olduklarını ileri sürdü. Densie, cami imamı Molla Abdullah’ın, arka bahçesinde İslami usullere  göre kesim yaptığı için kanunlarla başının derde girdiğini belirtti ve “bana göre  onu tuzağa düşürdüler” iddiasında bulundu.

***

Binbaşı Roben Mallen, aktif görevde olmasından dolayı konu ile ilgili herhangi bir açıklama yapmak istemedi. Mallen, Birinci Dünya Savaşı’nda birçok ülkeden çok sayıda gencin hayatını kaybettiğini, bu sebeple bütün dünyada olduğu gibi kendilerinin de saygı duruşunda bulunduklarını ifade etti. Anma törenine katılan gazilerden Bill Graham da piknik trenine saldıranların Afgan bile olmadıklarını belirterek, “Pakistan-Afganistan sınırından bir yerlerden gelmişlerdi, hayvan kesimi ile ilgili belediye ile sorunlar yaşıyorlardı, bu yüzden kızıp olayı yapmış olabilirler” şeklinde konuştu.

***

Saldırıdan üç gün sonra bulunan mektuplar

Olayı aydınlatacak kilit unsurlardan sayılan Gül Muhammed ve Molla Abdullah’ın mektupları da günümüze kadar tartışılageldi. Saldırının üzerindeki sır perdesinin kalkması için baskı yapan bölge halkına karşı 3 gün sonra kayalıklarda, Afganlar tarafından yazıldığı iddia edilen mektuplar bulundu. Mektuplardan Molla Abdullah’a ait olanında şu ifadeler yer alıyor: “Ben Allah’ın önünde zavallı günahkar bir kulum ve onun merhametini istiyorum. Bu ülkede yaşayan fakir biriyim. Bir gün belediye denetçisi beni suçladı. Bir başka gün ben ona yalvardım yakardım, beni dinlemedi. Sinirli bir şekilde oturup derin derin düşünürken Gül Muhammed geldi. Kendi üzüntülerimizi birbirimize anlattık. Kendi isteğimle onun planlarına katıldım ve Allah’tan benim için kolay bir ölüm olmasını istedim, dinim açısından. İkimizin de kimseye bir düşmanlığı yok. Padişaha ve Kur’an’a karşı gelmek istemiyorum sadece denetçiye karşı bir kinim vardı, önce onu öldürmek istedim, başka kimseye kinim yoktu.”

Gül Muhammed’e ait olduğu iddia edilen mektupta ise şu ifadeler var: “Merhametli olan Allah ve Peygamberi Muhammed’in adı ile. Bu zavallı günahkar Sultan’ın bir kuludur. Benim adım Gül Muhammed, Sultan Hamid Han’ın mekanını 4 defa ziyaret ettim savaşmak için. Sultan tarafından imzalanmış emri ve mührü elimde, kemerimde şimdi, eğer silahla ya da tabanca mermileri ile yok olmazsa üzerimde bulursunuz. Sizin adamlarınızı öldürmem gerekiyor kendi inancıma ve Sultan’ın emrine göre. Kimseye karşı düşmanlığım yok bunu da kimseye danışmadım ve bilgilendirmedim. İnananlara elveda.” İki Afgan tarafından yazıldığı iddia edilen mektuplardan Gül Muhammed’e ait olanında bahsedilen Sultan imzasına ve mührüne rastlanamadı. Yine Gül Muhammed’e ait olduğu öne sürülen mektuptaki ifadenin aksine mektuplar, Afganların üzerinde veya kemerinde değil, bir taşın altından çıktı.

***

Bekir Hazar’la Tarihin Derinliklerinde Seyahate Devam

Bekir Hazar, magazin haberciliği geçmişinde edindiği derin tarih bilgisini okurlarıyla paylaşmayı 5 Ocak 2016 tarihli “Arşivimize kavuşuyoruz” başlıklı yazısında sürdürmüş:

"Onun için Osmanlı'nın yıkıldığı günlerde bir ses İnönü'nün kulağına üflüyordu; "Osmanlı arşivlerini ortadan kaldır" diye. Onun için İnönü vagonlarla Osmanlı arşivlerini bedavaya hurda olarak satıyordu Bulgarlar'a."

Osmanlı arşivlerinin Bulgaristan’a satılması, 1931’de, Osmanlı yıkıldıktan çok sonra gerçekleşti.

"Onun için Sultan Abdülhamid'i devirmek isteyenler ilk önce ÇIRAĞAN Sarayı'na saldırıyor ve ateşe veriyordu. Neden Çırağan ilk saldırı hedefiydi ve neden yakılıyordu? Çünkü o Çırağan'daki arşivlerde bu ülkeye ihanet edenlerin, İngilizler'e ruhlarını ve bedenlerini para karşılığı teslim edenlerin tamamının listesi vardı."

Çırağan’ın basılması hadisesi aslında II. Abdulhamid’e karşı yapılan 1878 yılında Çırağan Sarayı’nda tutulan eski Osmanlı padişahı V. Murat’ın kurtarılarak tahta tekrar geçirilmesini hedefleyen darbe girişimini çağrıştırır. Abdulhamid’i devirmek isteyenlerden kastı Hareket Ordusu olsa gerek. Hareket Ordusu, 31 Mart Vakası sürecinde Yıldız Sarayı’nı basıp yağmalamıştır. Çırağan Sarayı’nı değil. Sultan Abdulhamid zaten Yıldız Sarayı’nda ikamet etmekteydi.

Bekir Hazar ve ABD’nin Petrol İhracatı

Bekir Hazar, Takvim Gazetesi’nde 30 Aralık 2015 günü yayınlanan “Pişmantaşı” başlıklı köşe yazısında ABD’nin tarihinde ilk defa petrol satma kararı aldığını iddia etmiş.

"Bakın önceki gün ABD kongresinden sessiz sedasız bir kanun çıktı, kimsenin haberi yok. Peki ne diyor o yeni kanun? ABD bu kanunla tarihinde ilk defa Petrol SATMA kararı aldı. Yani elindeki stokları ve rezervleri bir an önce dünya piyasasına sürme kararı çıktı. Petrol alıcısı Washington artık satıcı oluyor. Çünkü adamlar yıllardır alternatif enerjiler üzerine çalışıyor."

Ancak, bu iddia doğruyu yansıtmamaktadır:

  • Halihazırda ABD’nin petrol ihracatı yasak değildir. Kısıtlanmıştır. Yasaklanmamıştır. Alaska ve California’nın bazı bölgeleri bu kısıttan hariç tutulmuştur.
  • Halihazırda ABD, günde 700.000 varil (700 kb/d) petrol ihracı gerçekleştirmektedir. Ana ihraç pazarları Kanada ve Meksika’dır. ABD şu an petrol ihracatında dünyada 17. sıradadır.
  • OPEC üyesi ülkelerin ambargosu karşısında ABD’nin petrol ihracatı 42 yıl önce 1973 yılında kısıtlanmıştı. Daha öncesindeham petrol ihracat edilebiliyordu.
  • ABD ihracat yasağı ham petrol için geçerlidir. Rafine edilmiş ürünler için değil.

 

Bekir Hazar ve Monşerler

Takvim Gazetesi yazarlarından Bekir Hazar, 24 Aralık 2015 günkü “Monşerler” başlıklı yazısında, diplomatları konu edinmiş:

"Musul'da Büyükelçi'ydi. DAEŞ tarafından rehin alındı. Terör örgütü tüm rehineleri KAFALARINI keserek öldürüyordu. Türk istihbaratı başarılı operasyonla onu çekti aldı. Türkiye'ye ayak bastığında Devletimizin büyüklüğünden ve GÜCÜNDEN bahsediyordu. Sonra gitti CHP'den aday oldu, milletvekili seçildi. Şimdi Meclis kürsüsünden "Ne işimiz var Musul'da" diye bağırıyor."
"Bugün Musul'da elçilik yaptıktan sonra Meclis'te kürsüye çıkıp "Ne işimiz var Musul'da" diyen milletvekillerimizin varlığı bunu gösteriyor. İnsanın "O zaman senin ne işin vardı Musul'da elçilikte" diyesi geliyor."

Musul’da Başkonsolosluğumuz var, elçiliğimiz yok. Haliyle Öztürk Yılmaz, Büyükelçi değil, Türkiye’nin Musul Başkonsolosuydu.

"Murat Özçelik vardı bir de... AK Parti döneminde Dışişleri Bakanlığı sözcülüğü yapmış, Irak'ta büyükelçiliğe atanmış bir isimdi."

Murat Özçelik 2005-2006 yılları arasında Enformasyon Dairesi’nde Daire Başkanı olarak görev almıştır. Yani, sözcü yardımcısıydı, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü değildi.