Etiket arşivi: Ahmet Yenilmez

Ahmet Yenilmez, Yemen’in Eski Adının Sudan Olduğu İddiasıyla Hata Etmiş

Ahmet Yenilmez, Güneş Gazetesinde 7 Mart 2017 tarihinde yayınlanan “2869’e Yemen yaz yolla geri gelmesin” başlıklı yazısında Yemen’de yaşanan trajediye değinip yardım kampanyasına katılım talep ederken, Sudanlı Zenci Musa’nın hikayesini de aktarmış; fakat, herhalde Sudanlı Zenci Musa’nın Yemen’deki göreviyle memleketini karıştırıp Yemen’in eski adının Sudan olduğunu iddia etme hatasına düşmüş:

"Evet, bir asır öncesinin rövanşını almaya geldiler ve Yemen’de yani eski adı ile Sudan’da kardeşlerimiz ölüyor!"

Günümüzün Sudan’ı, Mısır, Libya, Çad, Orta Afrika Cumhuriyeti, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Uganda, Kenya, Uganda ve Etiyopya ile çevrili olan 2 ülkeyi tarif etmektedir. Daha geçtiğimiz yıllarda Sudan, Sudan ve Güney Sudan olarak 2’ye ayrıldı. Ancak tarihi kaynaklarda yukarı il deltasının kadim ülkesi Sudan bölgesi denildiğinde bu 2 ülkenin kapladığı alandan daha geniş bir alan kastedilmekteydi. Tarihi kaynaklarda Sudan kavramı, Kızıldeniz’den itibaren Orta Afrika’nın çok büyük kısmını içine alır. Kızıldeniz’in batısında kalır Sudan. Yemen ise Kızıldeniz’in batısında. Bu 2 coğrafyayı Kızıldeniz ayırır. Tarihin hiçbir döneminde Yemen için “Sudan” tanımı ya da eski adı kullanılmamıştır.

Sudanlı Zenci Musa, Girit doğumlu olup, adında anlaşılacağı üzere aslen Sudanlı’dır. Eşref Bey’in Emir Eridir. Kuşçubaşı Eşref’in Yemen’e altın sevkiyat operasyonunda önemli rol üstlenmiştir. Ancak, Sudanlı Zenci Musa aslen Yemenli değil Sudanlıdır.

Sudanlı Zenci Musa’nın Yemen görevini aktarırken herhalde Ahmet Yenilmez’in klavyesi sürçtü ve Yemen’in eski adının Sudan olduğunu iddia etti…

Ahmet Yenilmez, Milli Kültür Şurasını Anayasal Gereklilik Addetmiş

Ahmet Yenilmez, Güneş Gazetesinde 5 Mart 2017 günü yayınlanan “III. Milli Kültür Şurası’na dair” başlıklı yazısında bahse konu etkinliğin Anayasal gereklilik çerçevesinde aslında her 3 yılda bir düzenlenmesi gerekliliğinin bulunduğunu iddia etmiş:

"3. Milli Kültür Şurası hayırlısıyla başladı! 

Aslında anayasal olarak her 3 yılda bir toplanması gereken şuramızı 27 yıl sonra toplamayı başardık hamdolsun!"

Milli Kültür Şuralarının ilki 1982, ikincisi 1989 yılında düzenlenmişti. Üçüncüsü ise bu yıl düzenlendi.

Bahse konu Şuranın düzenlenme gerekliliğine dair Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında bir hüküm bulunmamaktadır. Şura’nın internet sitesinde de bu yönde herhangi bir bilgi yer almamaktadır.

Ahmet Yenilmez’i büyük ihtimalle Cumhuriyet Gazetesinin aynı yanlışa düştüğü “Milli Kültür Şûrası tartışmalarla başlıyor” başlıklı haberi yanılmış gibi.

Ahmet Yenilmez On Ölüm Şarkısı Şiirinin Müellifini Karıştırmış

Ahmet Yenilmez, Güneş Gazetesinde 12 Şubat 2017 günü yayınlanan “Bir Yenilmez’i uğurlarken” başlıklı yazısında On Ölüm Şarkısı adlı şiiri kaleme alan şairi yanlış aktarmış:

“Rüzgar değmez oldu artık yüzüme  
Gün ışığı kapıma boş yere gelir;  
Kötü bir düş gibi dolar gözüme  
Bu toprak bana dağ, size tepedir!  
Toprak yukarda, gül, aşağıda yılan!  
Elimde kelepçe, gözümde burgu!  
Toprak, kemiğimden etimi soyan  
Hırsız, kanlı katil, kefen soyucu!  
Bütün uzuvlarım bana darılmış  
Kulağım unutmuş artık sesimi;  
Hepsi ayrı ayrı hayale dalmış  
Bu omuz, bu ayak bu el benim mi?” 

Bundan tam 83 yıl önce ebediyete yollanan Cenap Şahabettin, “On Ölüm Şarkısı” adlı şiirinde böyle anlatmakta ölümü! 

...

Cenap Şehabettin ne güzel anlatıyor bu yolculuğu: 

“Girdiğim çukurdan iki facia:  
Burda karınca dev, insan noktadır;  
Toprağın altında bir zaman daha  
Tırnaklar ve saçlar uzamaktadır!  
Ölüler, ölüler, koşun imdada!  
Ölüler, sizin en yoksulunuzum!  
Ölüler, koşun ki öbür dünyada  
Topraktan bir sema ile mahpusum!  
Yağmur çisil çisil üstüme yağar.  
Tabiat kardeşim yasıma ortak;  
Şehrin üzerinde uçan bulutlar  
Serviler ucunda sallanan bayrak.”

Şiirin müellifi Cenap Şahabettin değil, Cevdet Kudret Solok‘tur.

 

Not: Ahmet Yenilmez’in de başı sağolsun…

Ahmet Yenilmez Nizami Gencevi ve Leyla ile Mecnun Eseri Hakkında Doğru Bilgi Sahibi Değil

Ahmet Yenilmez, Güneş Gazetesinde 29 Ocak 2017 günü yayınlanan “Unutmaz bu ihtiyar cihan” başlıklı yazısında Nizami Gencevi’nin Leyla ile Mecnun hikayesini günümüzden 482 yıl önce, yani 1535 yılında yazdığını iddia etme yanlışına düşmüş ve Leyla ile Mecnunu hangi dilde yazdığını bilmediğini gözler önüne sermiş:

"Oysa bundan 482 yıl önce Nizami Gencevi “Leyla ile Mecnun” hikayesini yazmıştı. Bugün biz bırakalım Gencevi'nin Leyla ile Mecnun hikayesini, milli manifestomuzu, Mehmet Akif Ersoy’ un yazdığı İstiklal Marşımızı anlamadan okuyoruz!"

Nizâmî Gencevi, Türk ve Arap dünyasının, hatta Şark’ın en ünlü aşk hikayesi Leylâ ile Mecnûn’u ilk kez derleyen şairdir.

Azerbaycan kaynaklarında Türk asıllı olduğu belirtilen Nizami Gencevi, 1141-1209 yılları arasında yaşamıştır. Haliyle, 1535 yılında bir eser yazmasını bekleyemeyiz.

Ahmet Yenilmez, Nizâmî Gencevi’nin Leylâ ile Mecnûn’unu anlayamadığını belirtmiş. Ama gayet normal bir durum çünkü Nizâmî, İran padişahlarından Menuçehr’in oğlu Şirvan’ın isteği üzerine Leylâ ile Mecnûn’u Farsça kaleme almıştır.

Farsça bildiğini düşünmediğimiz Ahmet Yenilmez’in bu eseri anlamasını zaten beklemiyoruz.

Ülkemizden bir malumatfuruş manzarası…

Ahmet Yenilmez ve Ayşe Tatile Çıksın Parolası

Ahmet Yenilmez, Güneş Gazetesi’nde 18 Eylül 2016 günü yayınlanan “Kıbrıs’ta Barbarlık Müzesi” başlıklı yazısında Kıbrıs Barış Harekatı’na dair bilindik bir hataya düşmüş:

"Rahmetli Turan Güneş’in “Ayşe tatile çıksın” parolası ile başlayan Kıbrıs Barış Harekatı! Nihayetinde 498 Mehmetçik, 70 Kıbrıs mücahidi şehit!"

Kıbrıs Barış Harekâtı bahse konu parola ile başlamadı. Parola, 20 Temmuz 1974’te başlayan harekâtın ardından düzenlenen 2. Cenevre Konferansı’ndan beklenen sonucun çıkmayacağının anlaşılması ile birlikte konferansa katılan Turan Güneş tarafından kızının adı vesilesiyle harekâtın devam ettirilmesi işaretinin verilmesi için kullanılmıştır.

Saldırılara İlişkin ABD Büyükelçiliğinin Güvenlik Uyarısı ve Köşe Yazarlarımız

Bombalı terör saldırıları öncesinde ABD ve diğer gelişmiş ülke büyükelçiliklerince kendi vatandaşları için yayınlanan uyarı mesajları köşe yazarlarımız için yeni bir komplo alanı oluşturdu.

Bazıları, yapılan bu tip duyurularda ilgili ülkeler kendi istihbaratlarıyla hareket ediyor sanıyorlar. Ancak, durum böyle değil. Büyükelçilikler, ülkemiz istihbarat ve güvenlik kaynaklarından aldıkları bilgiler üzerinden hareket ediyor.

Bu durum, giderek sayısı artan söylemler karşısında ABD Büyükelçiliğinde yapılan bir açıklama ile de teyit edilmişti:

ABD Büyükelçiliği'nin Ankara'daki ABD vatandaşlarına yönelik mesajı hakkında Türk basınında yer alan spekülasyonlara ilişkin yaptığı açıklama metni:

"ABD Büyükelçiliği geçtiğimiz hafta sosyal medyada dolaşan ve Türk hükümeti kaynaklı olduğu belirtilen bir uyarı mesajı yoluyla bir tehdit bilgisinden haberdar olmuştur. Söz konusu uyarıyı Türk makamlarıyla teyit eden büyükelçilik, Türk hükümetinden herhangi bir tehdit bilgisi edindiğimizde rutin olarak yaptığımız şekilde, aralarında hem devlet görevlileri hem de sivillerin bulunduğu Ankara'daki tüm ABD vatandaşlarına ve ABD Büyükelçiliği'nin tüm çalışanlarına yönelik bir bilgi notu yayınlamıştır."

Bakalım hangi köşe yazarları kendini bu komplo teorisinin serin sularına bırakmış:

Hakkı Yalçın’ın Takvim Gazetesi’nde 30 Haziran 2016 günü yayınlanan “Kesinlikle bir amerikan filmi” başlıklı yazısından:

"Almanya, Beyoğlu'ndaki terör saldırısından önce kendi vatandaşlarını uyarmıştı. Amerika, havaalanı saldırısından önce kendi vatandaşlarına uyarı gönderdi. Onların bildikleri bizlerin bilmedikleri mi? Yoksa onların teröristlerle işbirliği, bizlerin katledilme sebepleri mi? Kendi vatandaşlarını uyarma saatleriyle, bizim insanlarımızın katledilme anları birbirine uyuyorsa. Bunlar tesadüf müdür sanıyorsunuz? Kuklaların ipini çekenleri teşhis etmek zor değil."

Ahmet Yenilmez’in Güneş Gazetesi’nde yayınlanan 30 Haziran 2016 tarihli “Zalime fırsat verme Allah’ım” başlıklı yazısından:

"ABD kendi vatandaşlarını uyarıyor, ülkemin bir yerinde bombalar patlıyor, bizim vatandaşlarımız ölüyor! Bu kara karga bizim üzerimizden uçup, denizleri dağları okyanusları aşıp, dünyanın ta en ucuna varıp, bombaların patlayacağını haber ediyor; ancak azıcık aşağıya bakıp da “Ey ahali bomba patlayabilir” demeyi nedense ihmal ediyor! Lafım kara kargaya değil elbette, lafım kara karganın ayağına haber pusulasını bağlayanlara, lafım bomba patladıktan sonra “En sadık müttefikimiz” diyerek söze başlayanlara! İki çift lafım olacak “Müttefikimiz, stratejik ortağımız“ diyerek söze başlayanlara. Bakın bu sözünüz var ya, bilesiniz ki o patlayan bombalar kadar acıtıyor bu ülke insanının yüreğini!"

Melih Aşık’ın Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan 30 Haziran 2016 tarihli “Halk duymasın” başlıklı yazısından:

"Doktor okurumuz Okan Öztürk: - Oğlum ABD vatandaşı olduğu için bu sabah ABD Konsolosluğu’ndan “Havaalanlarından uzak durması” konusunda uyarı e-postası aldık. Kendi devletimizden ise bir uyarı almadık, diyor.. Amerikalıların Türkiye’deki istihbarat örgütü bizimkinden daha mı güçlü? Nasıl oluyor da onların bildiğini bizim istihbarat bilmiyor? O yüzden mi bizimkine Milli İstirahat Teşkilatı adı takıldı... Derken Başbakan olay sonrası Atatürk Havalimanı’na geliyor. Çevreye şöyle bir bakıyor. Ve teşhisi koyuyor: - Güvenlik zafiyeti yoktur... Bu durumda suçlu terör saldırısında ölenler oluyor."

 

Ahmet Yenilmez ve Sarıkamış Harekâtı’nın Etkileri

Ahmet Yenilmez, Güneş Gazetesi’nde 3 Ocak 2016 günü yayınlanan “Ayıdan Post Moskof’tan Dost Olmaz (Türk atasözü)” başlıklı yazısında, Rusya ile gerilen ilişkileri konu edinip Sarıkamış Harekâtının etkilerini baya abartmış:

"Kesin olan şu ki; Sarıkamış Harekâtının neticesinde Moskof’un iki yakası bir araya gelemiyor, 1917 de Çarlık yerle bir olup Moskof’un adı SSCB oluyor!"

Sarıkamış Harekâtı 1914 Aralık – 1915 Ocak ayları arasında gerçekleşmişti. 1917 yılında Çarlık Rusyasının yıkılması ise 1917 Ekim Devrimidir. Sarıkamış’ın adı sanı SSCB’nin kuruluşunda geçmez.