Etiket arşivi: Ahmet Hakan

Ahmet Hakan Barzani’ye Yakın TV Kanalındaki Haritaya Tepki Göstermiş Ama Biraz Geç Kalmış

Ahmet Hakan, Hürriyet Gazetesinde 20 Mart 2017 günü yayınlanan “E Hani Nerede ‘Ey Barzani Kendine Gel’ Haykırışı” başlıklı yazısında Barzani’ye yakınlığıyla bilinen Rudaw TV’de yayınlanan sözde Kürdistan haritasını gündeme taşımış; ancak, mevzunun yaklaşık 3,5 yıl gerisinde kalmış:

BAK!
İyi bak!
Barzani’nin televizyonunda...
- Türkiye nasıl da bölünüp parçalanmış.
- Bizim bazı vilayetler nasıl da Kürdistan’a dahil edilmiş.
- Diyarbakır nasıl da Amed olmuş.
*
Şunu “evet”e yakın duran Barzani değil de “hayır”a yakın duran başka birileri yapsaydı...
Şimdiye çoktan...
En az 18 kahraman bakanımız, avazı çıktığı kadar haykırıp bu rezalete imza atanlara haddini bildirirdi.
*
Ama yapan Barzani olunca...
Bırakın bakanı, milletvekilini...
Dinar Belediye Bandosu’na bile “ver mehteri ver” yapan çıkmıyor, çıkamıyor.
*
Ne iş biraderler ne iş?

Ahmet Hakan, bu videonun güncel değil de 2013 yılından kalma olduğunu gözden kaçırmış.

Bahse konu meteoroloji haritasını içeren yayın, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Mesud Barzani yönetimine yakın olduğu iddia edilen Rudaw TV‘de 2013 yılı Aralık ayında yayınlanan Kürdistan Hava Durumu (Kashu Hawa La Rudaw) adlı programdan.

Bahse konu programın tamamı aşağıdaki videoda izlenilebilir:

Dönemin Milli Savunma Bakanı İsmet Yımaz, Rudaw TV’nin yayınladığı haritaya ilişkin görüşleri sorulduğunda “Bunu ciddiye alınacak bir husus olarak görmüyorum” şeklinde açıklama yapmıştı.

Yani, mesele yeni değil.

Diyarbakır, Erzurum, Sivas, Ağrı, Van, Malatya, Hatay ve Mersin gibi illerimizi de kapsayan haritanın 2013 yılında yayınlanmasından sonra hükümet temsilcisi beklenen tepkiyi göstermeyip “ciddiye alınacak husus değil” açıklaması yapmıştı.

“Nush ile uslanmayana etmeli tekdir, Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir”i Atasözü Sanan Köşe Yazarları

1825-1880 arasında yaşamış olan Ziya Paşa’nın 1870 yılında kaleme aldığı ünlü Terkîb-i Bend adlı eserinden bir beyt:

Nush ile yola gelmeyeni etmeli tekdir
Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir

Terbiye ve yola getirme konusunda sıklıkla dile getirilen dizelerdir.

Günümüz Türkçesiyle anlamı ise şu şekilde aktarılabilir: “Nasihat ile yola gelmeyeni azarlamalı, azardan anlamayanın hakkı dayaktır”

Ziya Paşa’nın kaleminden aruz vezniyle çıkan mısralar olmasına rağmen köşe yazarları tarafından çoğunlukla “atasözü” ya da “eskilerin deyimi” olarak nitelenir. Kimi bu mısraları yani bir bakıma vecizeyi atasözü olarak tanımlar. Kimi zaman da doğru şekilde aktarılmaz.

Genellikle “Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir” şeklinde yanlış kullanılır. Bu durumu bir örneği aşağıdaki görselde ve köşe yazarlarından aktardığımız hatalarda görülebilir:

Abbas Güçlü, Milliyet Gazetesindeki “Dayak Utancı” başlıklı 15 Nisan 1999 tarihli köşesinde Ziya Paşa’nın beytini kısaltıp dayakta tekdire gerek görmeden nasihatten sonra kısa yola başvurmuş ve bu beyitleri deyim olarak tanımlama hatasına düşmüş:

"Kızını dövmeyen dizini döver. Dayak cennetten çıkmadır. Eti senin kemiği benim. Nush ile uslanmayanın hakkı kötektir. Öğretmenin vurduğu yerde gül biter... Dayakla terbiye konusunda dilimize yerleşmiş yukarıdaki gibi tam 64 deyim var."

Ahmet Hakan, Hürriyet Gazetesinde 13 Mayıs 2009 günü yayınlanan “Allah’ın sopası yok” başlıklı yazısında “Nush ile yola gelmeyeni etmeli tekdir” şeklinde olan dizeyi farklı aktarmış:

"Bülent Ersoy telefon bağlantısıyla katıldığı yayında, “Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir” dizesinin hakkını verircesine Ali Bulaç’a ayar üstüne ayar veriyor."

Hadi Uluengin, Hürriyet Gazetesinde 23 Mart 1999 tarihli “Ültimatom” başlıklı yazısında hem dizeyi farklı aktarmış hem de Ziya Paşa’nın mısralarını eski söz olarak nitelemiş:

"ESKİ söz, ‘nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir', Holbrooke'un Miloseviç'e dün akşam nihai ‘tekdir'i yani ‘ültimatom'u vermesinden sonra ve eğer Sırp lider yine geri adım atmazsa, uluslarası camianın Kosova'da mutlaka ve mutlaka harekete geçmesi gerekiyor."

Gökhan Özcan, Yenişafak Gazetesinde22 Ekim 1999 günü yayınlanan “Büyük adamlara ibret drajeleri” başlıklı yazısında kısayolu kullanıp 2 mısrayı birleştirmiş:

"Gerekçeli "nush ile uslanmayanın hakkı kötektir" mevzuatı."

Fatih Altaylı da Habertürk Gazetesinde 1 Mart 2017 günü yayınlanan “Havuz kozunu kullanmalılar” başlıklı yazısında ilk dizeyi farklı aktarmak yanlışına düşmüş:

"“Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir."

Emre Aköz, Sabah Gazetesinde 19 Ekim 2007 tarihinde yayınlanan “Ne biçim demokratsın” başlıklı yazısında Ziya Paşa’nın mısralarını deyişe çevirmiş:

"Dün tezkereden sonra yapılacaklara ilişkin tahminimi şu deyişle özetlemiştim: 'Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir'."

Yalvaç Ural, Milliyet Gazetesinde 15 Nisan 2007 günü yayınlanan “Anibal gelsin de gör!” başlıklı yazısında Ziya Paşa’nın beytini eskilerin öğretisine çevirmiş:

"Korkutmak, şiddetten önce başvurulan bir yol. Yani, eskilerin öğretisiyle, "Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir!""

Mehmet Barlas’ın Sabah Gazetesinde 1 Mart 2006 günü yayınlanan “Tavsiye ve nasihat vermek çizgisinde bir dış politika” başlıklı yazısında ilk dizeyi tahrif etmiş:

"Hatta bu sırada "Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir/ Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir" gibi özlü dizeler bile seslendirilir."

Osman Gençer, Yeni Asır Gazetesinde 5 Eylül 2004 günü yayınlanan “Yuh!..” başlıklı yazısında bahse konu mısraları atasözü olarak belirtmiş:

""Nush ile (nasihat) uslanmayanı etmeli tekdir. Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir" atasözü bizim olmaya bizim de tekdirin bunca medeni biçimini bir "Yuh" içine sığdırıp hemen köteğe geçmeye kalkmak yirmi birinci yüzyılı adımlayan bir ulusun kültürüne artık yakışmıyor."

Ruhat Mengi, Sabah Gazetesinde 5 Aralık 2000 günü yayınlanan “Havana purosu, Küba dostları ve kompleksler” başlıklı yazısında Ziya Paşa’nın beytini atasözü addetmiş ve biraz tahrif etmiş:

"Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir... Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir" demiş büyüklerimiz, ağızlarına sağlık!"

Hıncal Uluç da Sabah Gazetesindeki 24 Haziran 205 tarihli “Ziya Paşa’nın deyişleri!..” başlıklı yazısında beyti tahrif edenlerden olmuş:

"İlkokuldayken, annem söz dinlemediğimiz için ağbimle beni babama şikayet ettiğinde, parmağını şaka ile karışık sallar ve "Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir" derdi.."

Baskın Oran‘ın T24’teki 24 Şubat 2017 tarihli “Özdeyişler ve fıkralarla, korkutma’dan korkma’ya AKP” başlıklı yazısında söz konusu dizeleri “özdeyiş” olarak adlandırma ve ilk dizeyi farklı aktarma yanlışına düşmüş:

"Nush İle Uslanmayanı Etmeli Tekdir, Tekdir İle Uslanmayanın Hakkı Kötektir özdeyişini uyguladı hep; pek de nush ve tekdir’e aldırmadan."

Serdar Dinçbaylı, Fanatik Gazetesindeki “Nush, tekdir ve kötek” başlıklı yazısında ilgili mısraları “laf” olarak nitelemiş:

"Nush (nasihat) ile uslanmayanı etmeli tekdir (azarlama), tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir (dayak). Çok sevdiğim bir laftır. Yanlışta ısrar edenler için söylenmiştir."

Ali Karahasanoğlu, Yeni Akit Gazetesindeki 6 Kasım 2016 tarihli “Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir” başlıklı yazısında bahse konu beytin Ziya Paşa’ya ait olduğunun rivayet olunduğunu söyleyip, araştırmaya tenezzül edememiş ve  “yola gelmeyen” kısmını “uslanmayan”la değiştirmiş:

"Cümlenin tamamı, “Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir; tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir” şeklinde.. Ziya Paşa’ya ait olduğu söylenir.."

Çetin Altan, Milliyet Gazetesinde 24 Ağustos 2006 günü yayınlanan “Öfke patlamaları ve öfkenin ruhsal zemberekleri” başlıklı yazısında “Nush”u “laf”a çevirmiş:

"Ve Ziya Paşa'nın ünlü beyti:"Laf ile yola gelmeyeni etmeli tekdirTekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir""

 

* İşbu ihtisapta Muhtesip.com arşivinden faydalanılmıştır.

 

 

 

Ahmet Hakan ve Geronimonun Anlamı

Ahmet Hakan, Hürriyet Gazetesinde 5 Mayıs 2011 tarihinde “İrtica elden gidince” başlığıyla yayınlanan yazısında Geronimonun anlamını yanlış aktarmış:

"Yeni başlayanlar için Geronimo 

...

- Adının anlamı, “Esneyen Adam”dır."

Geronimo isminin anlamı Esneyen Adam değildir. Esneyen Adam, Geronimo’nun gerçek adı olan, Goyathlay kelimesinin manasıdır. Geronimo adını ise ona Meksikalılar, çöllerde yalnız dolaşmasıyla tanınan Aziz Jerome’dan ilham alarak takmışlardır.

 

* İşbu ihtisap, Muhtesip.com arşivinde alınmıştır.

Ahmet Hakan Passat’ın Alman Markası Olduğunu Gözden Kaçırmış

Ahmet Hakan, Hürriyet Gazetesinde “Dostum ‘gaf’ diyorsun ama bu alenen cehalet” başlığıyla 8 Mart 2017 tarihinde yayınlanan yazısında Almanya ile yaşanan son gerilimin ardından tepki mahiyetinde Alman marka araçlarından ilk kim vazgeçecek acaba sorusunu yöneltirken bir şeyi gözardı etmiş:

BAKALIM İLK KİM?
MERCEDES’ini yakacak?

Almanya’dan kesin dönüş yapacak?

Passat çekecek altına?

Ahmet Hakan, ‘Herkes Audi ile gelsin, ben Passat mı çekeyim yanlarına’ diyen Düzce Belediye Başkanı Mehmet Keleş‘e atıf yapmak istemiş gibi.

Ancak bilindiği üzere, Passat marka araçlar da Volkswagen tarafından üretilir. Yani, Passat da Alman markasıdır.

Atıf yapmak istemiş olsa bile,  yanlış bir örnek kullanmış.

2016 Yılında Köşe Yazarlarının Yaptığı En Skandal 10 Hata

Bir muhtesip geleneğiydi. İlgili yılda köşe yazarlarının yaptığı hataların en skandal olanlarını içeren bir liste hazırlamak.

Geleneği sürdürüp 2016 yılı içerisinde tespit edilen hatalar üzerinden hazırladığımız listeyi bilgilerinize sunalım:

1. Gülse Birsel’in ünlü “Stanford Deneyi”ni “Harvard Deneyi” olarak sunması

2. İsmet Berkan’ın Scientific American dergisinde yer alan bir makaleyi kaynak göstermeden Türkçeye çevirip kısaltarak okuyucularına sunması ve benzer şekilde Deniz Gökçe’nin The Economist adlı dergide yayınlanan “Called to account” başlıklı yazıyı referans vermeden çevirip aktarması

3. Yusuf Kaplan’ın Fatih Sultan Mehmet’in gemileri karadan yürütmesine ilişkin alternatif tarihçilik yapması 

4. İslam Memiş’in ortaya attığı döviz kuru kuponlarını bir türlü tutturamaması

5. Tamer Korkmaz’ın Lozan Antlaşması’nın gizli maddelerinin olduğuna inanması

6. Ersin Ramoğlu’nun Cem Boyner’in çalışanlarına gönderdiği iddia edilen yazıyı kendisinin kaleme aldığını sanması

7. Ergün Diler, İbrahim Karagül, Nedret Ersanel ve Taha Dağlı’nın, Zbigniew Brzezinski’nin bir yazısında 15 Temmuz darbe girişimine CIA’nın destek verdiği ve bu davranışın ciddi bir hata olduğunu kabul ettiğini iddia etmesi

8. Halime Gürbüz’ün 15 Temmuz gecesi vatandaşların F-16’nın üstüne atlamaya çalıştığını sanması

9. Metin Münir’in OYAK Genel Müdürü Süleyman Savaş Erdem’i (Süleyman Erdem isimli) bir başka kişi ile karıştırması

10. Ahmet Hakan’ın mihrap ve minber ayrımına varamaması

2016 yılını 325 ayrı ihtisapla tamamlamışız bu arada. İhtisapların tamamı için arşiv sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

Şimdiden mutlu yıllar…

Mavi Marmara Saldırısında Hayatını Kaybedenlerin Sayısı ve Köşe Yazarları

Gazze’ye insani yardım taşıyan 6 gemiye 31 Mayıs 2010 tarihinde İsrail ordusunun yaptığı müdahale Gazze filosu saldırısı ya da Mavi Marmara katliamı olarak akıllarda yer etti.

Bu saldırı esnasında MV Mavi Marmara adlı gemiye inen İsrailli komandolar ellerinde hiçbir silah bulunmayan Mavi Marmara yolcularına tam teşekküllü silahlarla müdahalede bulunurken açtıkları ateş sonu 9 kişi (İbrahim Bilgen, Ali Haydar Bengi, Cevdet Kılıçlar, Çetin Topçuoğlu, Necdet Yıldırım, Furkan Doğan, Fahri Yaldız, Cengiz Songür, Cengiz Akyüz) hayatını kaybetmişti.

mavi-marmarada-hayatini-kaybedenler

Saldırının ardından 4 yıl komada kalan Uğur Süleyman Söylemez’in 23 Mayıs 2014 tarihinde yaşamını kaybetmesiyle Mavi Marmara şehitlerinin sayısı 10’a yükselmişti.

Gelgelelim, Uğur Süleyman Söylemez’in vefatıyla 10’a yükselen kayıp sayısı, köşe yazarlarının ezberinde 9 olarak kaldı ve bazıları kendini güncelleme gereği duymadı.

Örnekleri sıralayalım:

Ekrem Kızıltaş‘ın Takvim Gazetesi’nde 22 Aralık 2016 günü yayınlanan “Halamın bıyıkları olsaydı” başlıklı yazısından:

"Sonrasında Mavi Marmara gemisine uluslararası sularda yapılan baskınla 9 kardeşimizin şehit edilmesi, birçoğunun yaralanması ve kalanların da esir alınması olayı da hazmedilmeliydi herhalde.."

Elif Çakır‘ın Karar Gazetesi’nde 1 Temmuz 2016 tarihinde “şimdi bakın, şöyle enteresan bir durum var tabi!” başlıklı yazısından:

"O Mavi Marmara ki, aslında Akdeniz sularında Gazze’ye ablukayı kırmaya çalışırken, 9 insanımız şehit olurken, Erdoğan’ı ümmetin liderliğine yükseltiyordu..."

Fuat Uğur’un, Türkiye Gazetesi’nde 28 Haziran 2016 günü yayınlanan “İHH’nın sıkıntısı ve yalanın daniskası” başlıklı yazısından:

"Açıklamalarında “Madem Gazze ablukasını tanıyacaktınız, 9 vatandaşımız neden öldü?” diye sormuşlar."

Ahmet Taşgetiren‘in Star Gazetesi’nde 28 Haziran 2016 günü yayınlanan “İsrail ile ne oldu?” başlıklı yazısından:

"İsrail Türkiye’deki bir insani yardım fonuna yaklaşık 21 milyon dolar transfer edecek, bu para Mavi Marmara’da öldürülen 9 Türkiye vatandaşı ile yaralananların ailelerine aktarılacak."

Yıldıray Çiçek‘in Ortadoğu Gazetesi’nde 12 Mayıs 2015 günü yayınlanan “Mavi Marmara Gemisinde Öldürülen Furkan Doğan’ın Babasına Mektup!” başlıklı yazısından:

"9 vatandaşımızın hayatını kaybettiği, Mavi Marmara gemisine saldırısı sonrası, Haber Türk ekranlarına çıkan Abdurrahim Dilipak'ın "Mavi Marmara gemisine binen Türklerin tam listesi sadece hükümete verilmişti. Ama bu baskın sırasında görüldü ki, gemiye inen İsrail askerlerinin elinde de birebir aynı liste var. Ve bu listeye dayanarak, İsrail'lilerin infazlar yapmış olma ihtimali var. Yoksa neden açıklamıyorlar bunca süredir gerçek ölü ve yaralı sayısını…" sözleri size neyi ifade ediyor?"

İbrahim Bektaş‘ın Yeni Akit Gazetesi’nde 16 Ekim 2014 günü yayınlanan “Peki Malala Kimin İdolü” başlıklı yazısından:

"İsrail’in Gazze’ye uyguladığı kanunsuz ve zalimce ablukasını delerek, bin bir çile içindeki masum Filistinlilere insani yardım taşırken, İsrail zorbası tarafından dokuz yardımsever üyesinin hunharca şehit edildiği “Mavi Marmara” ya da Nobel Barış ödülü verilmemiştir."

Haydar Çakmak‘ın Yeniçağ Gazetesi’nde 19 Haziran 2014 tarihinde yayınlanan “Sıfır sorun, kutsal yalnızlık ve stratejik çukur” başlıklı yazısından:

"İsrail’e karşı Mavi Marmara olayını tezgahlayıp dokuz yurttaşın hayatını yok ettiler ve İsrail ile sıkıntı yarattılar."

Murat Yetkin‘in Hürriyet Gazetesi’nde 1 Temmuz 2016 günü yayınlanan “İHH da tamam, sıra ‘Hoca’a mı?” başlıklı yazısından:

"Gerisini biliyorsunuz. Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu sert siyasi tepki verdiler. Tepki haklıydı, dokuz silahsız Türk vatandaşı İsrail askerlerince katledilmişti. Daha bir süre önce Suriye ile arasını bulmaya çalışacak kadar iç içe ilişkiler yaşanılan İsrail ile ilişkiler dibe vurmuştu. Düzelmesi için Erdoğan’ın üç şartı vardı: Özür, tazminat ve Gazze “ablukasının” kaldırılması."

Servet Avcı‘nın Yeniçağ Gazetesi’nde 26 Haziran 2014 günü yayınlanan “Mavi Marmara kurban taşır, gemiler petrol” başlıklı yazısından:

"İsrailli komandoların katliamı bittiğinde geride dokuz kayıp, onlarca yaralı ve bir gemi rehine kalmıştı..."

Ahmet Hakan‘ın 27 Haziran 2016 günü Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan ” İsrail’le anlaşarak çok iyi yaptınız yapmasına da” başlıklı yazısından:

"Mavi Marmara, Gazze’ye gitmeye çabaladı. Dokuz can gitti."

Ayşe Hür‘ün Radikal Gazetesi’nde 13 Temmuz 2014 günü yayınlanan “İsrail’i ve Filistin’i yakan ateş” başlıklı yazısından:

"9 kişinin İsrail kuvvetleri tarafından öldürülmesiyle biten Mavi Marmara Olayı’na ilişkin görüşlerimi daha önce Taraf gazetesinde yayımlanan “Turnusol kâğıdı olarak Gazze” başlıklı yazımda şöyle dile getirmiştim."

Ahmet Hakan’ın Hillary Clinton’ın İstifasına İlişkin İddiası Doğru Değil

Ahmet Hakan, Hürriyet Gazetesi’nde 10 Kasım 2016 günü yayınlanan “Trump nasıl kazandı Amerikan ahalisi bidon kafa mı oldu” başlıklı yazısında Hillary Clinton’ın Libya’da yaşanan gelişmeler nedeniyle istifa ettiğini iddia etmiş ve yanılmış:

"Obama'ya karşı yarış kaybeden ve Libya skandalı yüzünden istifa etmek zorunda kalan Hillary'nin..."

Hillary Clinton, Barack Obama’nın 1. ABD başkanlık döneminde 2009-2013 yılları arasında Dışişleri Bakanı (Secretary of State) olarak görev yapmıştır. Obama’nın 2. başkanlık döneminde John Kerry’i Dışişleri Bakanı olarak aday göstermesi ve Kerry’nin ilgili seçim süreçlerini tamamladıktan sonra göreve başlayacak olması nedeniyle 1 Şubat 2013 tarihinde Başkan Obama’ya istifa mektubunu sunmuştur. Hillary Clinton’ın istifası, Libya skandalı nedeniyle değil, 2. Obama döneminde kabinede bakan olarak görev almayacak olması nedeniyledir.

Ahmet Hakan ve Efkan Ala’nın İçişleri Bakanlığı Görevinden Ayrılışı

Ahmet Hakan, Hürriyet Gazetesi’nde 3 Eylül 2016 günü yayınlanan “Oh be dünya varmış Yenikapı ruhu bitti” başlıklı yazısında İçişleri Eski Bakanı Efkan Ala’nın görevden ayrılma sürecine dair hata yapmış:

"EFKAN ALA'YA YAKIŞIR BİR BİLGİLENDİRME OLDU 

- Canlı bombaların ülkeye girişlerini patlamalarından... 

- 74 ilin emniyet müdürünün FETÖ'cü olduğunu akrabalarından... 

- FETÖCÜ'lerin darbe girişimini televizyon ekranlarından... 

Öğrenen İçişleri bakanı Efkan Ala... 

Bakanlık görevinden alındığı bilgisini Başbakan Binali YIldırım'ın kamuoyuna yaptığı açıklamadan öğrendi."

Ahmet Hakan yine mesaj verme ve analoji yapma peşinde koşarken yanlış bilgi sunmuş.

Efkan Ala, habersiz bırakılarak Başbakan Yıldırım’ın basın açıklamasıyla görevden doğrudan alınmadı.

Başbakan Yıldırım, Efkan Ala’nın İçişleri Bakanlığı görevinden ayrılarak yerine Süleyman Soylu’nun getirildiğini açıklamıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başbakanlık makamına cevaben yazdığı resmi yazıda da şu ifade yer alıyordu:

“Bakanlar Kurulunda görev alan İçişleri Bakanı Efkan Ala istifa etmiş ve istifası kabul edilmiştir.”

Ki Cumhurbaşkanı Erdoğan bir basın toplantısında, konunun istişare edildiğini belirtmişti:

“Bir hükümette zaman zaman bu tür değişiklikler olabilir yani burada Sayın Başbakan, mesai arkadaşlarıyla veya kendi istişareyi yapmış olduğu arkadaşlarıyla nitekim sonunda benimle de istişarede bulunmuştur. Ve ortaya sürmüş olduğu tezler haklı. Bu arada İçişleri Bakanımız da Sayın Ala, bu süreç içerisinde kendileri de istifasını vermek suretiyle böyle bir değişim bu süreç içerisinde yapılmıştır. Ne Efkan Ala kardeşimizden herhangi bir sıkıntı söz konusudur ne de bu süreç içerisinde ona yönelik herhangi bir olumsuzluğu söylemeye ne Sayın Başbakanı ne benim herhangi bir haddimize değildir. O kadar da açık söylüyorum.”

Ala istifasını sunmadan önce Milli Eğitim Bakanlığı’nda üst düzey bürokrat olan kardeşi Atıf Ala ile görevden ayrılacağı bilgisini paylaşmış.

Ahmet Hakan ve Habervaktim’in Sahibi

Ahmet Hakan, 12 Ağustos 2016 tarihli “İlker Paşa Öyle Demedi Sayın Cumhurbaşkanı” başlıklı köşe yazısında Habervaktim adlı sitenin sahibinin Yeni Akit Gazetesi olduğunu iddia ederek yanlışa düşmüş:

"Yener Dönmez, Habervaktim'in ne sahibi ne de yetkilisi olmuştur. Yener Dönmez, Yeni Akit gazetesinin Ankara temsilciliğini yapmış, daha sonra da Vahdet gazetesini çıkarmıştır. Habervaktim adlı sitenin sahibi Yeni Akit gazetesidir."

Sitenin künyesi incelendiğinde görülecektir ki sorumlu müdürü ve sahibi Ömer Faruk Tufan’dır.

Akit Gazetesi’nin eski Genel Yayın Koordinatörü Hasan Karakaya da 10 Kasım 2014 tarihinde yazdığı “Akit’le ilgili “iddia”lara ve “senaryo”lara cevabımızdır” başlıklı köşe yazısında bu iddiayı reddetmişti:

"Uzun yıllar, “Habervaktim.com” adlı internet sitesinin de “Akit’in internet sitesi” olduğu yazıldı, çizildi, söylendi. Hatta, sitenin başında Yener Dönmez’in olduğu, Yener Dönmez’in de “Akit’in Ankara Temsilcisi” olduğu, dolayısıyla; “Akit’in, Habervaktim.com üzerinden, Hükümet’e, Çözüm Süreci’ne ve Akil İnsanlar’a muhalefet yürüttüğü” iddia edildi... Açık ve net söyleyelim: “Habervaktim.com” adlı internet sitesinin; “kuruluş”unda da, daha sonraki “yayın”larında da, “Akit’le organik bağı” hiç olmamıştır!.. Evet, “organik bağımız” yoktu..."

Yine araştırmadan yanlış bilgi paylaşımı. Yine Ahmet Hakan…

Ahmet Hakan ve 15 Temmuz Sonrası Türkiyesinden Resimler

Ahmet Hakan, Hürriyet Gazetesi’nde 6 Ağustos 2016 günü yayınlanan “Teşekkürler Kemal Bey” başlıklı yazısında 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrası ülkemizden manzaraları paylaşarak siyasal atmosfer yorumu yapmaya teşebbüs etmiş; ancak yine eksik araştırmanın kurbanı olmuş:

Türkiye'yi anlatan 2 fotoğraf

Şu iki fotoğraf karesini lütfen inceleyin: 

15 Temmuz'dan sonr memleketin içine girdiği siyasal hercümerç atmosferini öyle güzel anlatıyor ki... 

- Hacı dayımız kelime-i tevhit bayrağıyla Atatürk posterli bayrağı birlikte satıyor. 

- Sarışın kızımız, Tayyip Erdoğan'lı tişörtü gururla üstünde taşıyor. 

Üç yüz seksen dokuz en bilimsel makaleyle bile bu hercümerç açıklanamaz.

Ahmet Hakan’ın 15 Temmuz sonrası Türkiye’den görüntü diye paylaştığı “hacı emmi”li resim 2011 yılına ait.

Söz konusu fotoğraf 2011 yılında Reuters’in ABD’nin düzenlediği hava saldırısında ölen Taliban militanı Türkler için Fatih Camii’nde kıyılan cenaze namazını ve ardından yapılan gösterileri konu edinen haberinde “Modern Türkiye’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün resminin olduğu Türk bayrağı ve İslami bayrak taşıyan bir adam Fatih Camii’nin avlusunda” notuyla yayımlanmıştı.

Gelin görün ki, bambaşka bir amaçla yayınlanan/çekilen bu fotoğraf bambaşka bir anlamla bugün karşımıza çıkıyor.

Man Carrying Islamic Flag and Ataturk picture

Ahmet Hakan da yine kendisinden beklenen araştırmayı yapmadığı için sınıfta kalıyor.

İlave Not: Sosyal medyada, elinde bayraklarla dolaşan kişinin Fatih’de yıllardır elinde aynı bayraklarla dolaşan akli dengesi yerinde olmayan birisi olduğu iddiası görülmüştür.

* Mehmet Atakan Foça‘ya katkısı için teşekkürler…