Etiket arşivi: Abdurrahman Dilipak

Uğur Mumcu’ya Ait Olduğu Sanılan Türk Vatandaşı Tanımı ve Köşemenler

İnternette muhtemelen rast gelmişsinizdir, bir “Türk Vatandaşı” tanımına:

“Türk vatandaşı İsviçre medeni kanununa göre evlenen, İtalya ceza yasasına göre cezalandırılan, Alman ceza muhakemeleri yasasına göre yargılanan, Fransız idare hukukuna idare edilen ve İslam hukukuna göre gömülen kişidir.”

Cumhuriyetin ilk yıllarında, hukuk sistemimizi diğer ülkelerin yasal sistemlerinden kendimize uygun olduğu düşünülen kanunların benimsenmesini eleştirenler genellikle bu tanımı kullanırlar.

Bu tanımın da Uğur Mumcu tarafından yapıldığı iddia edilir.

Uğur Mumcu bu ifadeleri gerçekten kullanmıştır. Uğur Mumcu, bir panelde yaptığı “Köy Enstitüleri” ile ilgili konuşmasında, bir mizah / gülmece dergisinde bu tanımı gördüğünü belirtir ve geri kalanını şu şekilde aktarır:

Bir gülmece dergisindeki şu tanım olayları yeterince sergiliyor. Türk vatandaşı tanımı. Diyor ki, Türk ne demektir? Türk vatandaşı kimdir? Türk vatandaşı İsviçre medeni kanununa göre evlenen, İtalya ceza yasasına göre cezalandırılan, Alman ceza muhakemeleri yasasına göre yargılanan, Fransız idare hukukuna idare edilen ve İslam hukukuna göre gömülen kişidir.”

Bu ifadeleri ya da Türk vatandaşı tanımını okuyan kişi, Uğur Mumcu’nun başka devletlerin hukuk sistemlerinden kanun devşirilmesine karşı çıktığını düşünebilir. Ancak, durum böyle değildir. Uğur Mumcu sözlerine şu şekilde devam eder:

“O dönemde böyle yasaların alınması zorunluydu çünkü toplum bir yol ağzındaydı. Ya batılı laik sistem ya şeri hukuk. Mustafa Kemal ve düşün arkadaşları batılı ve laik sistemi benimsediler. “

Ezcümle, bahse konu ünlü Türk vatandaşı tanımı Uğur Mumcu tarafından yapılmamıştır. İsmi bilinmeyen bir mizah dergisinde rastlanılmış ve Uğur Mumcu tarafından alıntılanmıştır. Böylelikle meşhur olmuştur.

Ancak bazı köşe yazarları, tanımın Uğur Mumcu’ya ait olduğunu sanıyor:

Örneğin Abdurrahman Dilipak. Dilipak, 27 Şubat 2017 günü Yeni Akit Gazetesinde yayınlanan “Haydi Bismillah!” başlıklı köşe yazısında şöyle aktarmış:

"Uğur Mumcu’ya göre, “Türk milleti, İsviçre medeni kanununa göre evlenen, Alman ceza muhakemeleri usulüne göre  yargılanan, İtalya ceza yasasına göre cezalandırılan,  Fransız idare hukukuna göre idare edilen ve İslam hukukuna göre gömülen kişidir.” Bu durum Mustafa Kamal, İnönü ve CHP zihniyetinin özetidir."

Bekir Hazar, 17 Mayıs 2016 tarihinde Takvim Gazetesi’nde yayınlanan “Büyük Kulüp” başlıklı yazısında hem sözü yanlış aktarmıştı hem de tanımı Uğur Mumcu’ya atfetmişti:

"Rahmetli Uğur Mumcu bizi şöyle tarif ediyordu; "Türk vatandaşı; İsviçre Medeni kanununa göre evlenen, İtalyan Ceza Yasası'na göre cezalandırılan, Alman Ceza Muhakemeleri Usul Hukukuna göre cezalandırılan, Fransız İdare Hukukuna göre idare edilen, İslam Hukukuna göre gömülen kişidir." .."

Hilal Kaplan da Sabah Gazetesinde 6 Nisan 2016 günü yayınlanan “Üst akıl kolaycılığıymış” başlıklı köşe yazısında tanımı Uğur Mumcu’ya atfeder ve Mumcu’nun da bu hukuk devşirmesinden rahatsız olduğu imasında bulunma yanlılşına düşer:

"Kendini Atatürkçü olarak tanımlayan Uğur Mumcu, bu yabancılaşmayı Türk vatandaşını tarif ettiği şu sözleriyle bence en berrak biçimde ortaya koymuştu: "Türk vatandaşı, İsviçre Medeni Kanunu'na göre evlenen, İtalyan Ceza Yasası'na göre cezalandırılan, Alman Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre yargılanan, Fransız İdare Hukuku'na göre idare edilen ve İslâm Hukuku'na göre gömülen kişidir."

Şevki Yılmaz ise Yeni Akit’te 17 Şubat 2017 günü yayınlanan “Evet mi? Hayır mı?” başlıklı yazısında ise ne Uğur Mumcu’ya ne bu tanımın sahibi dergiye atıf yapmadan doğrudan tanımı paylaşmış:

"İsviçre medeni kanununa göre evlenen, İtalyan ceza yasasına göre cezalandırılan, Alman ceza muhakemelerine göre yargılanan, Fransız idare hukukuna göre idare edilen ve sadece İslam hukukuna göre gömülen Müslüman bir milletin her şeyini inancına göre yapacağı özgürlük kapılarının açılmasına, şirk ve küfrün yıkılmasına «Evet»mi? Hayır mı?"

 

Abdurrahman Dilipak ile Blockchain, Bitcoin, Altın ve Borsa Üzerine Hatalar

Abdurrahman Dilipak, uluslararası para ve finans sistemi üzerine yazılar yazmaktan baya haz alıyor. Ancak, sıklıkla da bu konuda malumatfuruşluk yaparken hatalara gark olabiliyor. Daha önce çeşitli defalar bu yanlışları aktarmıştık. Bir örneğine şuradan erişebilirsiniz.

Dilipak  bu sefer daha inovatif ürünlere yönelmiş, kovansiyonel para sistemi unsurlarından uzaklaşarak.

Abdurrahman Dilipak bu sefer, Yeni Akit Gazetesinde 25 Şubat 2017 günü yayınlanan “Borsa kumar mı? başlıklı yazısında kripto para birimi olan “Bitcoin”e değinirken birkaç yanlış yapmış:

"Bakın Bitcoin bile kendisi kriptolojik özelliği sebebi ile bir değer.. Derin web üzerinden Bitcoin ile istediğiniz kadar parayı başka bir yere transfer edip, sonra da dilediğiniz yerde gerçek paraya dönüştürebiliyorsunuz.."

Bitcoin adı verilen kripto ve sanal para birimini transfer etmek için derin internete (deep web) ihtiyacınız yok. Derin internette de ticareti yapılıyordur, diğer birçok tezgahaltı ve illegal unsur gibi. Ancak, bitcoin alışverişi için derin nete gerek yok. Örnek verecek olursak, https://blockchain.info adresine girip kendinize bir bitcoin cüzdanı oluşturursanız, cüzdan kodunu bildiğiniz başkaları ile bitcoin aktarımı yapabilirsiniz.

"Bitcoin’in kriptolojisini kullanarak yakında çok farklı değerler, bilgi, dataları da transfer edebileceksiniz. Para artık o bildiğiniz para değil. O kriptolojik yazılım, buluttaki kriminolojik birçok bilgi ya da tetiklenecek sürecin anahtarı olabilir."

Bitcoin’in kriptolojisi değil, blockchain’in (dağıtılmış veri dağıtım zinciri) kriptolojisi kullanılarak sözleşme, ürün, mal, oy gibi birçok alandaki veriler şifrelenip geniş ağ üzerinden bir merkezi sistem olmadan paylaşılabilecek. Bitcoin, blockhain teknolojisi üzerine inşa edilmiş bir para birimi. Bitcoin’in kriptolojisi değil, blockchain’inki kullanılacak.

"Biz, “Altın para” diyoruz ya, altın da dolara endeksli."

Altın dolara endeksli değil. Altın kendi değeri kendi piyasasında arz ve talep koşulları tarafından belirlenen değerli bir emtia. Fiyatlandırması sadece dolar üzerinden yapılıyor uluslararası piyasalarda. Altın dolara endeksli olsa, dolar değer kazandığında altının da kazanması beklenir. Halbuki, birbirlerine alternatif yatırım araçları olarak da değerlendirilebildiklerinden, doların güçlendiği durumlarda altın, azalan talep nedeniyle fiyat düşüşü yaşayabiliyor. Kısaca özetleyecek olursak: altın dolara endeksli değildir, fiyatı dolar cinsinden belirtiliyor genellikle.

"Dolar ABD’nin değil, dünya derin devletinin. ABD onun “müstecir”i, kiralayıcısı. Dolar’ı 7 patron üretiyor.. Asıl tepedekiler bunlar.. O ilk 5 ülke de bu 7 holdingin taşeronu."

Doları Fed basıyor diye biliyorduk, ama değilmiş demek ki. İstihzayı bir yana bırakacak olursak, bu ifadeler de bir diğer Abdurrahman Dilipak komplo teorisi. Ancak, gerçekte tabiki bir kıymeti harbiyesi ve realitesi yok bu iddiaların.

"Dünyanın ilk gerçek Borsası da İstanbul’da kurulmuştu"

Dünyanın ilk borsasına dair çeşitli iddialar ve teoriler mevcut. Ancak, en çok kabul edilen iddia, dünyanın ilk borsasının Kütahya ilimizin Çavdarhisar ilçesindeki Roma İmparatorluğu döneminin Aizanoi Antik Şehrindeki yapılardan biri olduğu yönündedir. Günümüzden yaklaşık 1750 yıl öncesine aitmiş bu borsa. Yani, dünyanın en eski borsası İstanbul’da değil, Kütahya’da kurulmuş.

Abdurrahman Dilipak ve İleri Düzey Uluslararası Finans Dersi

Abdurrahman Dilipak, 26 Ocak 2017 günü Yeni Akit’te yayınlanan “Dünya nereye gidiyor?” başlıklı yazısında uzmanı olduğu (!) uluslararası finans alanından bizimle önemli dersler (!) paylaşmış:

"Bakın, ABD’de Suudi’lerin 750 milyar dolar petrol parası vardı. 11 Eylül bahanesi ile bu paralar bloke edildi ve Suudiler maaş ödeyebilmek için borç aldılar.. ABD dünyada tesbit ettiği Mafia ve kayıtdışı paralara el koyuyor.."

Böyle bir blokaj uygulanmadı. Suudi Arabistan da maaşları ödeyebilmek için borç almadı.

ABD’nin ‘11 Eylül’ tasarısını kabul etmesiyle Suudi Arabistan’ın ABD’deki 750 milyar dolar yatırımının tehlikeye girebileceği belirtilmekteydi. Bu olasılık gerçekleşmedi.

Hatta tam tersi bir durum da söz konusuydu. Suudiler, eğer bahse konu yasa ABD Kongresinden geçerse ellerindeki 750 milyar dolar değerindeki ABD varlığını satacakları blöfünü yapmışlardı.

"Bu kriz NATO’yu da AB’yi de ortadan kaldırabilir. LIBOR, IMF hepsi bu süreçte yerle bir olabilir. Bankalar, o anlı şanlı Media organları bir anda yok olabilir.."

LIBOR, Dilipak’ın saydığı diğerleri gibi bir kurum değil ki yerle bir olsun. LIBOR, bir değişken faiz oranıdır. İner, sabit kalır ya da çıkar.

"Dünyada piyasalara hakim olan kağıt para.. Kağıt paralar arasında hakimiyet tek başına dolarda.. Yüz trilyonlarla ifade edilen bir rezervden söz ediyoruz.. Gerçek rakamı kimse bilmiyor."

ABD Merkez Bankası Fed bilançosundan görmek isteyen ve becerebilen görür.

Ayrıca, dünyada, yani uluslararası rezerv para sisteminde, hakimiyet tek başına dolarda değil. IMF’nin COFER veritabanına göre dünyadaki rezervlerin % 63,28’i ABD doları cinsinden tutulmaktadır. Geri kalanı diğer önde gelen para birimi cinslerinden.

"Dolar’ın asıl sahipleri mal ya da hizmet satarak zengin olmadılar.. Onlar için para kazanma dert değil. Para sadece manipülasyon aracı. Birilerini kandırmak-uyutmak için bir araç. Dolar büyülü bir kağıt parçası.. Proje doları diye bir şey var. İrangate de ortaya çıkan bir olay.. FETÖ’ye 350 milyar dolar mı lazım.. Kendi bildikleri gizli bir hata ile ne kadar lazımsa o kadar para basıyorlar.. Para kullanıldıktan sonra sahte para bülteni yayınlayarak o paraları geçersiz hale getiriyor.. Bu şekilde sadece kendisi servet sahibi olmuyor, dünyanın her yerinde banka, Media, siyaset, bürokrasi, STK üzerinde operasyonlar yapabiliyor.."

Ne diyelim… Dilipak diyorsa doğrudur (!)…

"Cem UzanGenç Parti’yi kurduğunda “kontör”le aynı şeyi yapmayı denedi, para yerine kontörü kullandı ve %7 oy aldı.. Aslında verdiği kontörün kendine ekstra bir maliyeti olmasa da, kullanan için bir kazanç sağlıyordu.. Dolar bir kazanç zinciri olsa da, sistem devam ederken birileri bedel öderken, durduğunda iflas edecek."

Yakın tarihimizden inciler. Cem Uzan yeni bir para birimi kullanmış seçimlere giderken: TELSİM Kontörleri. Dilipak, “kontöre dayalı para sistemi” teorisiyle literatüre yeni farazi katkılar (!) yapıyor.

"ABD de AB de dağılabilir.."

Muhafazakar cenahımız onca yıldır söylene söylene bir türlü dağıtamadı şunları da…

"Dolar çökünce kasasında dolar olan herkes zarar edecek, öyle yüzde 3-5 değil, %100.. Dolar’a alternatif bir euro üretelim dediler. O başarılı olmadı.. Ama zaten artık bu saatten sonra doların aynı şekilde yoluna devam etmesi mümkün değil. Euro da çökecek.. Ve bankacılık sistemi de çökecek.."

Yerli Nostradamus… Dolar öyle kolay çökmez, dolar çökerse diğer tüm para birimlerinin akıbeti de iyi olmaz, avronun oluşum motivasyonu tamamen dolara alternatif olsun diye değildi, avronun başarısı tartışılır vs. vs. Anlatılası çok şey var ama şimdilik burada bırakalım.

Abdurrahman Dilipak Nutella Hakkındaki Yazısını Hatalara Gark Etmiş

Abdurrahman DilipakYeni Akit Gazetesi’nde 16 Ocak 2017 günü yayınlanan “Nutella sever misiniz?” başlıklı yazısında son günlerin gündemdeki konusu “Nutella”yı hedef almış; ancak, detaylı araştırma yapmadan yazısını hatalarla bezemiş:

"İtalya’nın gıda şirketi Ferrero’nun ürettiği ve dünya çapında bir üne sahip olan çikolata-fındık ezmesi ürünü Nutella’nın başı Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi EFSA ile dertte. EFSA Raporunda, Nutella içerisinde bulunan palmiye yağı, kanserojen olarak tanımlandı. "

EFSA’nın (Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi) 2016 yılı Mayıs ayında yayınladığı bir raporda, özellikle Ferrero ya da Nutella’ya yönelik özel bir uyarıda bulunmadan palm yağının kullanıldığı ürünlerin tüketilmesine son verilmesi yönünde bir uyarıda bulunmayıp, risklerin belirlenmesine yönelik çalışmaların devam etmesi gerektiğini belirtmişti.

Raporu okuyup detaylıca analiz eden (!) Dilipak, rapordaki Nutella atfını görüp, kanserojen tanımı yapıldığını net şekilde müşahede etmiş (!) demek ki. Biz baktık göremedik.

"EFSA’nın bu raporu, Dünya Sağlık Örgütü›nün (WHO) verileri ile de örtüşüyor."

Hangi verilerle? Kaynak yok, rapor atfı yok, WHO’nun bu konuda aynı mesajı veren yayımlanmış bir istatistiği ya da analizi yok.

Ama bir saniye. Abdurrahman Dilipak’tan daha mı iyi bileceğiz. Kendisi ünlü bir gıda mühendisi (aynı zamanda diyetisyen) (!) ve çalışmaları dünya çapında ses getirmiş bir bilim adamı (!). O var dediyse vardır. Gerisi hikaye (!).

"Rapor sonrası Nutella’nın borsada işlem gören hisseleri %3 değer kaybetti."

Nutella bir şirket değil, bir ürün markası. Haliyle hisseleri borsada işlem görmüyor. Dolayısıyla (olmayan) hisse değeri bir düşüşe uğramıyor.

Hadi Nutella yerine Ferrero’yu kastetti diyelim ünlü finansçı Dilipak. Ferrero bir aile şirketi ve halka açık bir şirket değil. Hisseleri borsada işlem görmüyor.

Belki uzman ekonomist ve finansçı Dilipak, bizim bilmediğimiz bir şey biliyordur (!).

"Ferrero’ya göre palmiye yağı Nutella’da tehlike oluşturmayacak şekilde kullanılmakta ve bu yağ kullanılmadan aynı kıvamı elde etmek mümkün olmamakta."

Çok şükür doğru bir bilgiye ulaşabildik.

"Nutella’nın yağ tipini değiştirmesi Ferrero’ya 20 milyon liraya kadar ek maliyet getirebilecek. Eğer bu değişikliği yapmayacak olursa pazar payı düşebilecek ya da açılacak davalarla daha büyük bir bedel ödemek zorunda kalabilecek."

Reuters’a konuşan Ferrero yetkilileri, palm yağı dışında bir yağ kullanıldığında aynı lezzeti yakalayamayacaklarından endişeli olduklarını ve bu durumun maliyeti de çok fazla artıracağını aktarmıştı. Açıklamalarında, yıllık 185 bin ton palm yağı kullanıldığını, palm yağı yerine aynı kıvamı verecek başka bir yağ kullanmanın yıllık ilave 8-22 milyon dolarlık bir maliyete yol açacağını belirtip, bu hesaplama hakkında ilave yorumda bulunmaktan imtina etmişlerdi.

Ancak, başarılı üretim teknisyeni Dilipak, firmanın 8-22 milyon dolar (bugünkü kur üzerinden hesaplandığında 30-83 milyon TL) bandında açıkladığı veriyi oturup çalışıp nihayetlendirmiş ve 20 milyon liralık bir sonuç çıkarmış.

Pes doğrusu…

 

Konu hakkında okunmasında fayda bulunan yazılar:

 

* Katkısı için Gülin Çavuş‘a teşekkür ederiz.

Abdurrahman Dilipak ve Sykes-Picot Anlaşması

Abdurrahman Dilipak, Yeni Akit Gazetesi’nde 28 Aralık 2016 günü yayınlanan “Bu gidiş nereye?” başlıklı yazısında 1916 yılında Britanya ve Fransa arasında yapılan Sykes-Picot Anlaşmasına dair hataya düşmüş:

"Tabi bu süreçte Sykes-Picot deklarasyonu çerçevesinde bölgenin garantörü konumundaki İngiltere ve Fransa’nın izleyeceği politikayı da görmek gerek. Daha doğrusu AB’nin bu konuda netleşmesini beklemek gerek.."

Öncelikle, Sykes-Picot Anlaşması metnini şuraya koyalım. Belki, ilgilenen bir köşe yazarı açar okur.

Hataları aktaralım:

1. Müzakereci Britanyalı Mark Sykes ile Fransız François Georges-Picot’ın soyisimlerinden ismini alan Sykes-Picot uzlaşısı bir anlaşmadır, deklerasyon değildir.

2. Sykes-Picot Antlaşmasında Fransızlar ve İngilizler, bölgede kurulacak bir Arap devletinin ya da konfederasyonunun koruyucusu olmaya kararlı olduklarını tek taraflı beyan etmişlerdir. Ancak anlaşma sonrasında ilgili bölgede, öngörüldüğü şekilde bir Arap Devleti ya da Arap Devletler Konfederasyonu kurulmamıştır. Kurulmuş olsa dahi, iddia edilen garantörlük hususu ilgili devlet ve muhatap ülkeler tarafından kabul edilmediği müddetçe geçersizdir.

3. Suriye’nin geldiği mevcut hal göz önünde bulundurulduğunda, sahada ya da uluslararası toplantılarda ne İngiltere’nin ne de Fransa’nın adı geçmekte ya da etkileri hissedilmektedir.  Bu 2 ülkenin “garantörlük” iddiasında bulunmadığı ortamda Abdurrahman Dilipak’ın kendilerini garantör olarak tanımlaması da bir hayli absürttür.

Sykes-Picot Antlaşmasında Belirlenen Fransız ve İngiliz Hakimiyet Alanları

sykes-picot-anlasmasina-gore-paylasilan-bolgeler

Sykes-Picot Anlaşması’ndaki İngiltere ve Fransa’nın Bölgede Kurulacak Bir Arap Devleti ya da Konfederasyonunu Koruma Taahhüdünü İçeren Maddeler

1. That France and Great Britain are prepared to recognize and protect an independent Arab State or a Confederation of Arab States in the areas (A) and (B) marked on the annexed map, under the suzerainty of an Arab chief.

10. The British and French Governments, as the protectors of the Arab State, shall agree that they will not themselves acquire and will not consent to a third Power acquiring territorial possessions in the Arabian peninsula, nor consent to a third Power installing a naval base either on the east coast, or on the islands, of the Red Sea. This, however, shall not prevent such adjustment of the Aden frontier as may be necessary in consequence of recent Turkish aggression.

Abdurrahman Dilipak ve Türkiye’nin Irak Garantörlüğü

Abdurrahman Dilipak, Yeni Akit Gazetesi’nde 19 Ekim 2016 günü yayınlanan “Irak yeniden savaş alanı” başlıklı yazısında 1926 yılında imzalanan Ankara Antlaşması

"Akit TV’de bu hafta, yine güney sınırımızı, Ankara anlaşması çerçevesinde garantörü olduğumuz Irak’ı konuşuyoruz."

Irak bölünürse ülkemizin 1926 Ankara anlaşmasının verdigi haklarla Musul’da söz sahibi olduğunu iddia etmiş Abdurrahman Dilipak. Ancak, tabiki anlaşmayı orjinalinden okumaya tenezzül etmediği için anlaşma metninde garantörlüğe dair bir ifade olmadığını görememiş.

İlgilenenler için:

Abdurrahman Dilipak ve Hatalarla Dolu Bir Diğer Köşe Yazısı

Abdurrahman Dilipak, Yeni Akit Gazetesi’nde 28 Eylül 2015 tarihinde yayınlanan “Anfi tiyatronun ortasında bir mescid” başlıklı yazısını hatalara gark etmiş:

"Bu adamlar kendilerini alleme, millet ahmak mı sanıyor. Bir ulusalcı ciyak ciyak bağırıyor: “Anfi tiyatronun ortasına cami yaptılar” diye.. Tepeden fotoğrafı çekmişler, gerçekten de Rumeli hisarının içindeki anfi tiyatronun tam ortasında bir cami. Foto montaj filan da değil. Gidin bakın. Fotoğraf burçlardan çekilmiş.."

Anfitiyatro değil. Amfitiyatro (bkz TDK). Fransızca  “amphithéâtre” kelimesinin Türkçeye çevrilmiş halidir.

"Hatırlar mısınız, Kıbrıs harekatı Ayten Alpman’ın “Bir başkadır benim memleketim” şarkısının TRT radyosunda çalınması ile başlamıştı.. Ecevit, “Ayşe tatile çıkabilir” diye bir mesaj göndermişti Londra’dan Ankara’ya.."

Mesajı Bülent Ecevit değil, dönemin Dışişleri Bakanı Turan Güneş göndermişti.

Ecevit o an Ankara’daydı, Londra’da değil.

Turan Güneş bahse konu parolayı 2. Cenevre Konferansı’ndan, yani Cenevre’den göndermişti.

Parolanın doğrusu da “Ayşe Tatile Çıkabilir” değil “Ayşe Tatile Çıksın” şeklindeydi.

Kıbrıs Harekâtı, bu parola ile başlamamıştı. Harekâtın 2. kısmı parolanın verilmesiyle başlatılmıştı.

"Gerçek ne? Rumeli hisarının içinde Fetih mescidi vardı, bir zalim o mescidi yıkıp, onun üzerine bir sahne, çevresine oturacak yerler yapıp, mescid mahallinde konser verdiriyorlardı. Tarihi bir eser yok edilerek, adeta birileri dinle, tarihle dalga geçiyordu. Aslında bu caminin yerine bu konser salonunu kim yaptı diye sormak gerekmez mi?"

Fatih döneminde yapılan caminin adı bilinmemektedir.

Rumeli hisarının içindeki caminin adı “Fetih Camii” değil “Ebu’l-Feth Camii” ya da sonra yerleşmiş adıyla “Hisariçi Camii”dir. Cami hisarın içinde yer aldığından Hisar Camii, hisara Boğazkesen Kalesi dendiği için Kale Camii, Fatih yaptırdığı için de Fatih Sultan Mehmed Mescidi diye adlandırılmış ve hepsi de değişik vesilelerle kullanılarak yaşatılmıştı. Fakat o en çok, Sultan II. Mehmed’e ‘Fatihler babası’ mânâsına gelen ‘Ebu’l Feth’ sıfatı verildiği, camiyi de onun yaptırıp vakfettiği için fethi tedai ettirmesinin de tesiriyle Ebu’l Feth Camii adıyla anılmıştı.

“Bir zalim” bahse konu camiyi yıkmamıştır. Camiyle ilgili tarihi belgeler 15. ve 16. yy kayıtlarında vardır. Cami Küçük Kıyamet denilen 1884 depreminde yıkılmış, onarılmamıştır. Geriye tek minare kalmıştır.

1953’te Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın emriyle Fethin 500. Yılı sebebiyle kaleiçi mahallesinin tamamı kamulaştırılmış, yıktırılmış, hisar temizlenmiş ve ahşap evlerle cami kalıntısı yok edilmiştir.

"Sirkeci tren istasyonunun yanındaki cami de pavyondu.. Hürriyet’in Cağaloğlu’ndaki eski binasının karşısındaki boş alana cami yapıldığında da “her yere cami yapıyorlar” diye kıyameti kopartmışlardı.. Oysa orada da tarihi bir cami vardı ve CHP o camiyi de yok etmişti. Suriçi İstanbul’daki tarihi camilerin yarıdan fazlası aynı şekilde imha edilmişti."

Hürriyet’in karşısında cami yoktur ve yıkılmamıştır. Yenisi de yapılmamıştır. Dilipak galiba Cağaloğlu Meydanı’ndaki camiyi kastetmektedir.

"Hatırlar mısınız, Kıbrıs harekatı Ayten Alpman’ın “Bir başkadır benim memleketim” şarkısının TRT radyosunda çalınması ile başlamıştı.."

Harekâta “başlandığında” TV’lerde Ayten Alpman değil Hasan Mutlucan çalıyordu. Harekât sürerken sonradan devreye Ayten Alpman girmiştir.

* Bulgularından faydalandığımız ahmetfirat‘a teşekkürler.

G20 Hangzhou Liderler Zirvesi ve Köşe Yazarları

G20 TürkiyeG20 Hangzhou Liderler Zirvesi, Çin Halk Cumhuriyeti’nin Hangzhou kentinde 4-5 Eylül 2016 tarihlerinde gerçekleştirildi. Geçtiğimiz yıl ülkemizde düzenlenen G20 Antalya Liderler Zirvesi sürecinde deneyimlediğimiz ve Malumatfuruş’ta aktardığımız üzere köşe yazarlarımızın yine G20’ye ve Hangzhou Zirvesine dair hata yapmaktan kendilerini alamadıklarını üzülerek müşahede ettik.

Bu yılki Zirvenin hatalılarını aktaralım:

***

Beril Dedeoğlu, Star Gazetesi’nde 2 Eylül 2016 günü yayınlanan “G20 Ulusal Egoizmler Küreselleşmeye Karşı” başlıklı yazısında G20 ülkelerinin kompozisyonuna dair sıkça düşülen bir hatayı tekrarlamış:

"Başlıklar, dünyanın en gelişmiş ülkelerinin küresel ekonominin olası krizlerini bertaraf edecek önlemleri tartışacaklarını ima ediyor."

Daha önce yine Malumatfuruş’ta aktardığımız üzere, G20, küresel düzeyde sistemik öneme sahip gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin ortak forumudur. En gelişmiş ülkelerden biri değiliz ve G20 de gelişmiş ülkelerin forumu değildir. Örneğin, Hollanda ve İsviçre gibi gelişmiş ülkeler G20’de değildir, çünkü G20 en büyük sistemik öneme sahip gelişmiş ve gelişmekte olan 20 ülkeyi bir araya getirmektedir.

***

Abdurrahman Dilipak’ın Yeni Akit Gazetesi’nde 3 Eylül 2016 tarihli “G20 Hangzhou” başlıklı yazısından:

"Ama ilk olarak Erdoğan 4-5 Eylül’de G20 zirvesinde, dünyanın en zengin “liderleri” ile bir araya gelecek.. Zor bir zirve olacağa benziyor. Doların, Euro’nun geleceği de konuşulacak burada. LIBOR, Dünya Bankası, IMF, Ortadoğu dedikleri bölge, bir çok şey konuşulacak."

1. en zengin liderlerinin bir araya geldiği bir toplantı değil.

2. toplantı gündemine bakmadan sallamış. Libor bir toplantı gündemi konusu değil. Herhalde etraftan İngiltere’de yaşanan Libor skandalını duymuş ve sıralamış. Ancak, libor skandalının üzerinden yıllar geçti ve Hanzghou Zirvesi gündeminde bu konu yok.

"Diğer davet edilen konuklara gelince, 2 ülke bu zirvede konuk.İspanya başbakanı Mariano Rajoy ve Singapur başbakanı Lee Hsien Loong."

G20 ülkelerine ilaveten Zirveye Çin tarafından Çad, Mısır, Kazakistan, Laos, Senegal, Singapur, İspanya ve Tayland da davet edildi.

"G20’deki 6 ülke Avrupalı bu arada.."

Sayalım: İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya, AB. Etti 5. Bizi de Avrupalı sayıyor galiba. O zaman eder 6 ülke.

"Bu zirveden sonra Şanghay İşbirliği Konferansı içinde de yeni bir takım hareketler sözkonusu olabilir.."

Şangay İşbirliği Örgütü. Konferansı değil.

"Çin ve Rusya’nın yanında Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan tarafından 1996’da kurulan örgüte daha sonra Özbekistan da 6. ülke olarak katıldı. Son katılımlarla üye ülke sayısı 8’e çıktı."

Üye sayısı hâlâ 6. 8’e falan çıktığı yok. Pakistan ve Hindistan, üyelik için mutabakat zaptını 2016 Haziran ayında imzaladı. Ancak, üyeliklerinin 2017 yılı içerisinde nihayetlenmesi bekleniyor.

***

İslam Memiş’in, Güneş Gazetesi’nde 5 Eylül 2016 tarihinde yayınlanan “G20 Zirvesinin Piyasalara Yansıması” başlıklı yazısından:

"Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, G20 Liderler Zirvesi'ne katılmak için gittiği Çin'in Hangcou Kenti’nde liderlerle özel bir toplantı gerçekleştirdi."

Zirvenin düzenlendiği kentin doğru yazılışı Hangzhou. Hangcou değil. Büyük ihtimal okunuşunu duyup aslını araştırmadan köşesine aktarmış.

"Bunu hatırlatmamın sebebi geçen yıldan bu yıla askeri ücretlerden tutunda işsizlik maaşına, çalışandan tutunda iş verene kadar bir çok yeni reformlar hayata geçirildi, yani konuşulanlar lafta kalmayıp icraata döküldü."

Askeri ücret!!! Asgari ücret olmasın o?

"Bunca terör eylemlerine ve darbe girişimine rağmen o masada toplanan ülkeler arasında ekonomisi en çok büyüyen yine Türkiye."

Boş bir sallama daha. Sadece 2 örnek verecek olursak: Çin ve Hindistan’ın büyüme oranı Türkiye’nin büyüme oranlarından çok daha yüksek.

***

Ömer Ekinci’nin Star Gazetesi’nde 5 Eylül 2016 günü yayınlanan “Gezi parkından G-20 fotoğrafına 3 yılda Türkiye nasıl dönüştü?” başlıklı köşe yazısından:

"G-20’deki meşhur fotoğraf. Cumhurbaşkanımız, Rusya Devlet Başkanı Putin ile Çin'in Devlet Başkanı Şi Cinping’in ortasında. Fotoğrafın da neredeyse merkezinde. İki yorum akımı gelişti bu fotoğraf üzerine. Birincisi İşte bizim gücümüz! Rusya, Çin, biz bir de Amerika… En büyüklerden biriyiz, artık bir dünya deviyiz! akımı. İkincisi de hepimizin malumu olan ne olursa olsun beğenmeyiz, bir kusur buluruz akımı. Yalan yok, hoşumuza gitti o fotoğraf. İşin özeti şu ki, ne birinci akımın zannettiği kadar güçlüyüz, ne de ikinci akımın kusur bulduğu, beğenmediği kadar güçsüzüz. Ama şu kesin ki, Türkiye’nin önünde, hepimizin önünde tarihe geçmek için altın bir fırsat var. Dünyada Türkiye’nin oynamaya azmettiği rolü oynayacak bir yeni güce ihtiyaç var. Zaten son 3 yıldır sürekli karşımıza çıkan ve her seferinde maske değiştiren bu düşman akınlarının sebebi de bu role Türkiye’nin talip olması."

G20 Liderler fotoğrafında bulunduğumuz yerinde sırrı aslında küresel ölçüde sahip olunan güç değil. Belirli teamüller var. Dönem Başkanı ülke tarafından belirlenir aile fotoğrafındaki konum. Teamüller de dikkate alınır. Örneğin, G20 Troykası olarak bilinen 3’lü yapıda yer alan ülkeler fotoğrafın merkezinde yer alır. Bu yıl (soldan sağa) Almanya, Çin ve Türkiye merkezde yer almıştı. Geçen yıl da Avustralya, Türkiye ve Çin aile fotoğraflarının merkezinde yer alıyordu.

Ayrıca, Çin Devlet Başkanının adının okunuşunu aktarmış Ömer Ekinci. Şi Cinping değil Xi Jinping.

***

Çağrı Erhan’ın Türkiye Gazetesi’nde 4 Eylül 2016 tarihinde yayınlanan “G20, Terör ve Suriye” başlıklı yazısından:

"Dünyanın en gelişmiş ekonomilerinin temsil edildiği toplantıda Türkiye’nin tavrı son derece net." 

"Türkiye Fırat Kalkanı operasyonu ile G-20 Zirvesi öncesinde dünyanın en gelişmiş ekonomilerinin liderlerinin önüne Suriye için bir alternatif koydu. 60 küsur ülkeden oluşan koalisyonun yıllardır yapamadığını 2 haftada başaran Türkiye’nin sunduğu bu alternatifin dikkate alınması gerekir..."

Yine aynı yanlış… G20 en gelişmiş ekonomilerden oluşan bir yapı değildir.

"Türkiye aynı zamanda Suriye krizinin bölge ülkelerine sıçramaya başladığı günden itibaren güvenli bölgeler oluşturulmasını ısrarla savunan tek ülke olarak G-20’de bu hususu bir kez daha dile getirmektedir."

Suriye gibi jeopolitik konular G20 Hangzhou Liderler Zirvesi gündeminde yer almamaktaydı. Dolayısıyla, resmi programda bu konu ele alınmadı. G20’de dile getirildiğini iddia etmek de bu nedenle abesle iştigal.

***

Erdal Tanas Karagöl’ün Yenişafak Gazetesi’nde 1 Eylül 2016 tarihinde yayınlanan “G20’nin, 15 Temmuz sonrası Türkiye için anlamı” başlıklı yazısından:

"Dünyadaki en büyük 20 ekonominin bir araya gelmesiyle oluşmuş G20 inisiyatifi, 1999'dan 2008 yılına kadar maliye bakanları ve merkez başkanları düzeyinde toplanırken, 2008 yılı küresel ekonomik kriziyle birlikte, devlet ve hükümet başkanları düzeyinde bir araya geliyor. Bu yıl ise 11. toplantısını 4-5 Eylül'de Çin'in ev sahipliğinde, Hangzhou şehrinde yapacak."

En büyük 20 ekonomi değil.

"G20, dünyanın en büyük ekonomileri arasında yer alan üye ülkelerin temsil edildiği kurumsal olmayan bir inisiyatif."

Yine aynı hata.

"Dünyadaki gelirin yüzde 90'ına, ticaretin yüzde 80'ine ve nüfusun üçte ikisine karşılık gelen bir oluşum. Dolayısıyla, hem ekonomik hem de demografik olarak kapsamı oldukça geniş."

Milli gelirin % 90’ına.

***

Yine Erdal Tanas Karagöl’ün Yenişafak Gazetesi’nde 5 Eylül 2016 tarihinde yayınlanan “G20 Zirvesi’nde öne çıkanlar” başlıklı yazısından:

"Dünyanın en zengin ülkelerinin oluşturduğu G7/8 grubu, ülkelerin yaşadığı problemlerin çözümünde, küresel ekonomik büyüme ve gerçekleşen bu büyümenin kapsayıcılığı noktasında yetersiz kaldı."

Bu yazısında sıra en büyük ekonomiden en zengin ülkelere geçmiş. G7/8, en zengin ülkeleri içermemektedir. Zenginlik kişi başına düşen ya da toplam milli gelire göre değerlendirildiğinde de aslında G7/8’de olması gereken Norveç, Lüksemburg, Çin gibi ülkeler bu grupta yoktur. Çünkü G7/8, sistemik açıdan en gelişmiş ülkeleri içermektedir.

"2015 yılının ilk çeyreğinde G20 ülke ekonomilerinde en yüksek büyümeyi gelişmekte olan bir ülke olan Hindistan gerçekleştirirken, ikinci sırayı yüzde 6,9 büyüme oranı ile Çin aldı. Çin'i sırasıyla Endonezya ve Türkiye takip etti."

2016 olmasın?

***

Prof. Dr. Kemal İnat’ın Türkiye Gazetesi’nde 3 Eylül 2016 tarihinde yayınlanan “G-20 Zirvesi’nde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Ne Diyecekler” başlıklı yazısından:

"Ancak G-20 üyesi olan diğer ülkelerin birçoğuyla yapılan bir ekonomik karşılaştırma, Türkiye’nin maruz kaldığı bütün bu saldırılara rağmen hedeflerinden uzaklaşmadığını göstermektedir. Uluslararası Para Fonu’nun Nisan 2016’da yayınladığı World Economic Outlook Database raporunda 2016 yılı için yapılan tahminlerde, satın alma gücü paritesi açısından Gayri Safi Yurtiçi Hâsıla (GSYH) rakamlarına göre Türkiye dünyanın on beşinci büyük ekonomisi olarak görülmektedir. Bu yıl için 1.665 milyar dolar olarak tahmin edilen GSYH büyüklüğü ile Türkiye 2013 yılında gerçekleşmiş olan 1.448 milyar dolarlık ekonomik büyüklüğünü oldukça genişletmiş olacaktır. Bu yaklaşık olarak yüzde 15’lik bir artışa tekabül etmektedir. Aynı dönemde Rusya’nın GSYH’sının 3.734 milyar dolardan 3.684 milyar dolara, Brezilya’nınkinin ise 3.230’dan 3.101 milyar dolara gerilemesi beklenmektedir. Buna göre 2013-2016 arasında G-20 ülkeleri arasında sadece Çin, Hindistan ve Endonezya’nın GSYH açısından Türkiye’den daha fazla büyümesi öngörülmektedir."

Veritabanından ya yanlış veri ediniyor ya da edindiği veriyi yanlış yorumluyor.

Türkiye, IMF’nin 2016 yılı Nisan ayında yayınladığı Küresel Ekonomik Görünüm Raporu Veritabanına göre satın alma gücü paritesine göre cari ABD doları üzerinden Gayri Safi Yurtiçi Hasıla sıralamasında 2016 yılı tahminlerinde dünyada 17. sırada yer almaktadır.

***

Dr. İsmail Kemal’in Kıbrıs Gazetesi’nde 4 Eylül 2016 tarihinde yayınlanan “Gözler G20 Zirvesinde” başlıklı yazısından:

"Küresel ısınma ile mücadele bir diğer önemli konu. Dünyamız üzerinde yaşayan herkesi ve her şeyi yakından ilgilendiren bu konuda geçen yılın aralık ayında varılan Paris İklim Değişikliği Anlaşması’nın yürürlüğe girmesi çok önemli. Anlaşmanın yürürlüğe girmesi için 55 ülke tarafından onaylanması gerekiyor."

Toplam karbon emisyonlarının % 55’ini temsil eden 55 ülke tarafından onaylandığında yürürlüğe girecek.

"Küresel ısınmayla mücadele konusunda Çin’in kararlılığını yansıtıyor. G20 zirvesi öncesinde dün Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping ve ABD Başkanı Barack Obama’nın küresel ısınma ile mücadele konusunda ortak bir açıklama yapmaları bekleniyordu."

Xi Jinping’in ünvanı “Devlet Başkanı”dır, Cumhurbaşkanı değil.

"G20 zirvesi dünyanın en gelişmiş 20 ekonomisinin liderlerine ikili görüşme yapma olanağı da sunuyor."

Aynı hata. en gelişmiş 20 ekonomi demek değildir G20.

"ABD ve Çin liderlerinin dün yaptığı görüşmeye değindik. Başkan Obama, Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin ile de görüşecek."

Rusya Cumhurbaşkanı değil. Rusya Devlet Başkanı.

***

Kemal Öztürk, Yeni Şafak Gazetesi’nde 6 Eylül 2016 günü yayınlanan “Külah diplomasisi ve son söz” başlıklı yazısında geçtiğimiz günlerde düzenlenen G20 Liderler Zirvesi’nin yerini şaşırmış:

"Pekin'deki sezon sonu gösterisi Pekin'deki G 20 zirvesi tiyatronun sezon sonu gösterisi gibiydi. Obama, Erdoğan ve Putin yakınlaşmasına, eski bir sevgilinin kıskançlığı ile bakıyordu fotoğrafta. Japon Başbakanı Abe'miz Erdoğan'ı oturduğu yerde neye ikna etmeye çalışıyordu da, bizimki nazlanıyordu öğrenemedim. Ancak Erdoğan da iyi düşman çatlattı!"

Kemal Öztürk, zahmet edip Zirvenin gerçekleştiği yeri teyit bile etmeye üşenmiş ve ezberden konuşarak hataya düşmüş. Zirve Pekin’de değil Hangzhou’daydı.

Abdurrahman Dilipak ve Sebilürreşad Dergisi

Abdurrahman Dilipak, Yeni Akit Gazetesi’nde 12 Ağustos 2016 tarihli “Sebilürreşad, bugün, yeniden…” başlıklı yazısında Sebilürreşad adlı neşriyatı konu edinirken vikipedi gibi sanal kaynaklardan gözü kapalı faydalanarak önemli hatalar yapmış.

Hatalarını, Ekşisözlük’ten ahmetfirat‘ın ifadelerinin de yardımıyla sıralayalım:

"Sebilürreşad, 1908 Ağustos’unda Eşref Edip Fergan ve Mehmet Âkif Ersoy tarafından “Sırat-ı Müstakim” adıyla çıkarılmaya başlamıştı."

hayır!. eşref edip ve ebulula mardin’dir kurucuları sırat-ı müstakim’in. mehmet akif destekçisi ve başyazarıdır.

bu yanlış bilgi viki’den apartmadır.

"Safahat’ın tamamına yakını bu dergide yayınlandı.. "

bu bilgi de viki’den aynen alınmıştır.

"Dergi 1908’de başladığı büyük yürüyüşüne 1908’de, yani bundan tam 108 yıl önce başlamıştı.1966 yılında kapanmıştı. Kapanışından 46 yıl sonra bugün “Yeniden” hayat buldu.."

bu bilgi de vikipedia’dan yürütülmüştür… ammavelakin eksik bir bilgidir.

sebilürreşad 1925’teki 641. sayısında kapatılmıştır. mehmet akif’li yılların sebilürreşad’ı artık yoktur. (1948-1966 yılları arasındaki sebilürreşad başka bir dergi sayılır)

İlave bir hata bu noktada: 2016-1966=50. Yani, Sebilürreşad bugün yeniden hayat buluyorsa, bu 46 değil, 50 yıl sonrasına tekabül eder. Artık bu bilgiyi de Dilipak nereden arakladı bilemiyoruz.

"Sebilürreşad 1908-1925 yılları arasında, 641 sayı yayınlanmış ve 183. sayıdan sonra Sebilürreşad adıyla yoluna devam etmiş.."

sebilürreşad … nasıl oluyor da 183. sayıdan sonra sebilürreşad adını alıyor?

alamaz, çünkü, ilk 183 sayı boyunca adı “sırat-ı müstakim” de ondan.

hayret kapanış tarihini burada doğru yazmış.)

"Yayınlandığı dönemde, Rusya, Hindistan ve Ceziretül Arab Müslümanlarının gündemini belirleyen, onlar arasında iletişimi sağlayan, onlara yön gösteren bir dergi oldu."

bak sen, neler de biliyor: “rusya, hindistan ve ortadoğu müslümanlarının da gündemini belirleyebilmiştir” laflarını viki’den alıp kullanmış.

anlaşılmasın diye “ortadoğu” lafını ceziretü’l-arap yapmış. ama bilmediği bir şey var, ceziretü’l-arap, ortadoğu demek değildir, arap yarımadası demektir.

"Sebilürreşad, 14 Ağustos 1908’de doğdu. 25 Kasım 1920’de Kurtuluş Savaşı’na destek için yayın merkezi önce Kastamonu’ya, sonra Ankara’ya taşındı."

(kaçıncı kez başlangıç tarihini yazmış sayamadım)

dergi kurtuluş savaşı’ne destek için kastamonu’ya taşınmadı tabii… başyazarı mehmet akif kastamonu’ya gittiği için dergi (topu topu üç sayı için) kastamonu’da basıldı.

Yazıdaki imlâ hatalarını da sıralayacak olursak:

1. “zümrüd-ü anka” yazılmaz, “zümrüd-i anka” yazılır. (bilmiyorsan doğru imlayı herkes gibi “zümrüdüanka” yazabilirsin.
2.”mekke-i mükerreme, medine-i münevvere, kudüs-ü şerif “. öbürlerini -i’yle yazmayı biliyor da niye “kudüs-i şerif” yazmıyor?

Abdurrahim Dilipak Rabia

Abdurrahman Dilipak ve Yunus Emre’den Şiir İntihali

Abdurrahman Dilipak, 5 Temmuz 2016 tarihinde Yeni Akit Gazetesi’nde yayınlanan “Ne varlığa sevinirim, ne yokluğa yerinirim” başlıklı yazısının başlığında ve içeriğinde Yunus Emre’nin “Bana Seni Gerek Seni” şiirinin dizelerini hiçbir atıf yapmadan kullanmış:

Ne varlığa sevinirim, ne yokluğa yerinirim

"Çok çabuk seviniyor, çok çabuk üzülüyoruz. Ne varlığa sevinin ne de yokluğa yerinin.. Bunlar gelip gider. O, bizi mallarımız, canlarımız, sevdiklerimizle kimi zaman artırarak, kimi zaman eksilterek imtihan edecek."

 

BANA SENİ GEREK SENİ

Aşkın aldı benden beni, bana seni gerek seni
Ben yanarım dün ü günü, bana seni gerek seni

Ne varlığa sevinirim, ne yokluğa yerinirim
Aşkın ile avunurum, bana seni gerek seni

Aşkın aşıkları öldürür, aşk denizine daldırır
Tecelli ile doldurur, bana seni gerek seni

Aşkın şarabından içem, Mecnun olup dağa düşem
Sensin dün ü gün endişem, bana seni gerek seni

Sofilere sohbet gerek, Ahilere Ahret gerek
Mecnunlara Leyli gerek, bana seni gerek seni

Eğer beni öldüreler, külüm göke savuralar
Toprağım anda çağıra, bana seni gerek seni

Cennet Cennet dedikleri birkaç köşkle birkaç huri
İsteyene ver sen anı, bana seni gerek seni

Yunus’dürür benim adım, gün geçtikçe artar odum
İki cihanda maksudum, bana seni gerek seni

 

*Ekşisözlük’ten ahmetfirat‘a katkısı için teşekkür ederiz.