“Selâmün Aleyküm” Diyemeyen Köşe Yazarları

Arapça selam alıp vermeyi düzgün beceremeyen köşe yazarları hiç eksik olur mu?

Öncelikle, Murat Bardakçı ve Ahmet Hakan’dan açıklamaları okuyalım:

Murat Bardakçı’nın Habertürk’te 4 Şubat 2011 tarihinde yayınlanan “Dış Haberciliğimiz” başlıklı yazısından:

ERTUĞRUL ÖZKÖK’E NOT: 

Ertuğrul ağabey, dünkü köşesine ‘Esselamün demeden’ başlığını atmış ve hata yapmış! Çok teknik olacak ama söyleyeyim, Arapça’nın kuralıdır: Başa ‘harf-i tarif’ yani Ertuğrul Özkök’ün anlayacağı tabiriyle ‘article’ gelince kelimenin sonundaki ‘tenvin’ yani ‘un’ hecesi düşer. Dolayısı ile ‘Esselamün’ sözü tek başına böyle kullanılmaz. Ya ‘Esselamü’, yahut ‘Selamun’ denir.

Ahmet Hakan’ın Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan 4 Şubat 2011 tarihli “Diktatör kovalamaca” başlıklı yazısından:

Yeni başlayanlar için selamün aleyküm 

MADEM İngilizce konusunda aşırı hassas bir ulusun çocuklarıyız… Benzer bir hassasiyeti neden Arapça konusunda da göstermeyelim ki? Ertuğrul Özkök, geçen günkü yazısının başlığında “Esselamün aleyküm” demiş. Arapçada sözcüğün başına gelen “el” takısı, kelimenin sonundaki okunuşu değiştirir. Doğrusu “Esselamü aleyküm”dür. Bu arada “Selamü aleyküm” de denmez. Doğrusu “Selamün aleyküm”dür.

esselamuYani neymiş? Selam verirken ya “Selâmün aleyküm” ya da “Esselâmü aleyküm” demek gerekirmiş. “Esselamün aleyküm” ya da “Selamü aleyküm” değil.

(Muhtesip’in 2011 yılındaki ihtisabının üzerinden) Bakalım hangi köşe yazarları bu konuda yanlış yapmış:

Murat Bardakçı ve Ahmet Hakan’ın, yukarıda yer alan açıklamaları ile düzeltmeye çalıştığı Ertuğrul Özkök’ün yazısı ile başlamakta fayda var: Ertuğrul Özkök’ün Hürriyet Gazetesi’nde 2 Şubat 2011 günü yayınlanan “Daha esselamün aleyküm demeden” başlıklı yazısından:

“Ben çok dindar biri değilim. Cumaya bile gitmem. Ama geçen cuma farklıydı. Eylem camiden başlayacaktı. Bir güzel abdest aldık. Namaza durduk. Kahire’nin kıldığı en hızlı cumaydı. Daha esselamün aleyküm demeden bazıları sloganlarla kendini dışarı zor attı. Tahrir Meydanı’na doğru kitleler aktı. O günden beri dünyanın gözü üzerimizde.” 

* * * 

Bu ifadeler bana tuhaf geldi. Hareket camiden başlıyor. Cuma namazını bile kılmayan insanlar, apar topar abdest alıp namaza duruyor. Sonra daha “Esselamün aleyküm” demeden koşmaya başlıyorlar.

Engin Ardıç, Sabah Gazetesi’nde 14 Haziran 2010 günü yayınlanan yazısına “Esselamün aleyküm, ya seydi!” başlığını atarak bu hataya düşmüş.

Engin Ardıç bu hatasını Sabah Gazetesi’nde 11 Mart 2015 günü yayınlanan “Yumurta kapıdadır” başlıklı yazısında tekrarlamış:

"Şimdi iktidar, seçim dönemlerinde özel kanallara uygulanan cezaların kaldırılması için harekete geçmiş. Kanun değişecekmiş. 
Esselamün aleyküm ve rahmetullah. 
Yumurta kapıya çoktan geldi ama geç olsun da güç olmasın."

T24 yazarlarından Murat Sabuncu’nun 22 Haziran 2014 tarihli “Kılıçdaroğlu’nun Diyarbakır’daki sözü HDP Kongresi’nde ses buldu” başlıklı yazısından:

Masada ve tribünlerin pek çok yerinde madenci kaskları.
Esselamun aleyküm, merhaba, rojbaş diye açılıyor Kongre.
HDP'nin bugün görevi devredecek iki eş başkanı sırayla konuşuyor.

Bekir Hazar’ın Takvim Gazetesi’nde 1 Mart 2012 tarihinde yayınlanan “Es selamün aleyküm” başlıklı yazısının hem başlığında hem içeriğinde hatalar var:

Ne güzel bir sözcük;
"Es selamün aleyküm"… 
Yani diyorsun ki; 
"Allah'ın selamı üzerinize olsun.
Esenlik ve güvenlik içinde kalın"
Yaradanın selamını söylemek bir insana…

...

Dikkat buyurunuz "Darbeleri" faydalı bulduğunu söylüyor. 
"Türkiye'de darbeler…
'Es selamün aleyküm' zihniyetine karşı yapılmıştır" diyor.
Çağdaş, aydın, entelektüel bir şairin dediği lafa…
Yediği naneye bakın…
Allah'ın selamı üzerinize olsun denirse… 
Bu haklı bir darbe gerekçesiymiş.
Kafaya bak kafaya… 
Bir ülkenin Başbakan'ı … 
Nasıl "Allah'ın selamı üzerinize olsun" dermiş?

Noyan Umruk’un Aydınlık’ta 10 Kasım 2013 tarihinde yayınlanan “Merhaba” başlıklı yazısından:

Bilindiği üzere Osmanlı ordusunda içtimalarda komutanlar askeri "Selamün aleyküm asker'' diye selamlar, asker de "esselamün aleyküm'' diye cevap verirdi.

Eyüp Can’ın Radikal’de 1 Şubat 2011 günü yayınlanan “Kahramanını arayan rol” başlıklı yazısından:

Kahire’de cuma günü ateşlenen isyan fitilini o kadar güzel anlatmış ki: 
“Ben çok dindar biri değilim. Cumaya bile gitmem. Ama geçen cuma farklıydı. Eylem camiden başlayacaktı. Bir güzel aptes aldık. Namaza durduk. Kahire’nin kıldığı en hızlı cumaydı. Daha Esselamun Aleykum demeden bazıları sloganlarla kendini dışarı zor attı. Tahrir Meydanı’na doğru kitleler aktı. O günden beri dünyanın gözü üzerimizde…”

Atılgan Bayar’ın Akşam Gazetesi’nde 22 Haziran 2009 tarihinde yayınlanmış “Ne olacak bu Avrupa’nın hali” başlıklı yazısından:

Açıkçası, bu tez konusunda yalnız kalmıştım. Tüm yorumcuların dikkati, Obama'nın 'Esselamün Aleyküm'ündeydi.

Çetin Altan ise Milliyet Gazetesi’nde 25 Temmuz 2005 günü yayınlanan “Eski bir Türk öyküsü” başlıklı yazısında aktardığı fıkrada bu hatayı yapmış:

"Padişahla sadrazam ırmağın kıyısına inmişler. Padişah ihtiyara: - Esselamün aleyküm ya piri peder, demiş. İhtiyar şöyle bir bakmış iki kişiye, sonra saygıyla selam vererek: - Ve aleykümselam cihana server, demiş."

Çetin Altan, aynı hatayı aynı fıkrada 8 Ekim 2006 tarihli “Hım hım ile burunsuz, birbirinden uğursuz” başlıklı yazısında tekrarlamış.

İsmail Berk’in, Yeni Asya Gazetesi’nde 1 Ekim 2007 günü yayınlanan “Ensar’ın bugüne yansıyan ruhu” başlıklı yazısından:

“Esselamün aleyküm” selamıyla mümin bir Arap, rızık paketiyle bulunduğumuz yere geliyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir