Rasim Ozan Kütahyalı Emekli Tuğgeneral Fahri Işıldak’ın Çocukları Hakkında Yanlış Bilgi Aktarmış

Rasim Ozan Kütahyalı, Sabah Gazetesinde yayınlanan 22 Şubat 2017 tarihli “Cem Küçük ile Nagehan Alçı’ya Saldırı ve Barbarlık” başlıklı yazısında eşi Nagehan Alçı’nın başına gelen olayı aktarırken, Genelkurmay’dan aldığını iddia ettiği bilgiyi aktarırken bir hata olmuş:

"Bu çirkin olayın duyulmasıyla beraber dün Genelkurmayımız da hem Nagehan'a hem de bana hemen üzüntülerini ilettiler. Dahası bu emekli generalin personel kayıtlarına bakınca sadece iki oğlunun olduğunu ve kızının olmadığını, ortada tuhaf bir durum olduğunu söylediler. Ayrıca bu generalin Balyoz mağduru da olmadığını ilettiler."

Askeri kaynaklardan alınan bilgiye göre Nagehan Alçı’nın tartışığı kişi emekli general Fahri Işıldak’ın kızı Nazlı Işıldak imiş.

Rasim Ozan Kütahyalı bilgiyi Genelkurmay’dan aldığını belirtmiş gerçi ama Emekli Tuğgeneral Fahri Işıldak’ın Nazlı Işıldak adında bir kızı vardır. Kendisi piyanisttir. Olayın akabinde Nazlı Işıldak, sosyal medyadan ve televizyon kanallarından yaşanan hadiseye ilişkin yorumlarda bulunmuştu.

Ezcümle, Rasim Ozan Kütahyalı’nın aktardığının aksine emekli general Fahri Işıldak’ın bir kızı var.

Ahmet Kekeç CHP Gençlik Kollarını Eleştirirken Francisco Garcia Ferrada ile René Saavedra’yı Birbirine Karıştırmış

Ahmet Kekeç, Star Gazetesinde 22 Şubat 2017 günü yayınlanan “Mal, burası Şili mi?” başlıklı yazısında Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Gençlik Kolları tarafından geçtiğimiz günlerde ülkemize çağrılan Francisco Garcia Ferrada ile René Saavedra’yı birbirine karıştırmış:

"Dün, “No” filmine ilham verdiği söylenen reklâmcı Francisco Garcia Ferrada CHP Gençlik Kolları’nın girişimiyle Türkiye’ye getirildi."

...

"Şili’deki kampanyayı yürüten kişi Francisco Garcia Ferrada değil, René Saavedra’ydı. Yanlış kişiyi çağırmışlar."

Francisco Garcia Ferrada, Şili’deki Augusto Pinochet’yi deviren karşıt kampanyanın reklamcılığını üstlenen ve No isimli 2012 yapımı filme ilham veren bir şahıs.

René Saavedra ise Şili’deki 1988 referandumuna ilişkin “hayır” kampanyasını konu edinen No isimli filmde Gael García Bernal tarafından hayat verilen karakterdir. No filminin ana karakteri olan René Saavedra karakteri aslında Francisco Garcia Ferrada’dan esinlenilerek oluşturulmuştur.

Ahmet Kekeç CHP yanlış kişiyi getirmiş diyip eleştirmiş; ancak, CHP Gençlik Kolları Francisco Garcia Ferrada’yı Türkiye’ye, İzmir’e getirdi. Yani, doğru kişiyi.

Beyaz perdeden bir karakteri getirmeleri zaten beklenemezdi. René Saavedra adlı “olmayan bir insanı”, “hayali bir karakteri” getiremezlerdi haliyle.

Abdurrahman Dilipak ile Blockchain, Bitcoin, Altın ve Borsa Üzerine Hatalar

Abdurrahman Dilipak, uluslararası para ve finans sistemi üzerine yazılar yazmaktan baya haz alıyor. Ancak, sıklıkla da bu konuda malumatfuruşluk yaparken hatalara gark olabiliyor. Daha önce çeşitli defalar bu yanlışları aktarmıştık. Bir örneğine şuradan erişebilirsiniz.

Dilipak  bu sefer daha inovatif ürünlere yönelmiş, kovansiyonel para sistemi unsurlarından uzaklaşarak.

Abdurrahman Dilipak bu sefer, Yeni Akit Gazetesinde 25 Şubat 2017 günü yayınlanan “Borsa kumar mı? başlıklı yazısında kripto para birimi olan “Bitcoin”e değinirken birkaç yanlış yapmış:

"Bakın Bitcoin bile kendisi kriptolojik özelliği sebebi ile bir değer.. Derin web üzerinden Bitcoin ile istediğiniz kadar parayı başka bir yere transfer edip, sonra da dilediğiniz yerde gerçek paraya dönüştürebiliyorsunuz.."

Bitcoin adı verilen kripto ve sanal para birimini transfer etmek için derin internete (deep web) ihtiyacınız yok. Derin internette de ticareti yapılıyordur, diğer birçok tezgahaltı ve illegal unsur gibi. Ancak, bitcoin alışverişi için derin nete gerek yok. Örnek verecek olursak, https://blockchain.info adresine girip kendinize bir bitcoin cüzdanı oluşturursanız, cüzdan kodunu bildiğiniz başkaları ile bitcoin aktarımı yapabilirsiniz.

"Bitcoin’in kriptolojisini kullanarak yakında çok farklı değerler, bilgi, dataları da transfer edebileceksiniz. Para artık o bildiğiniz para değil. O kriptolojik yazılım, buluttaki kriminolojik birçok bilgi ya da tetiklenecek sürecin anahtarı olabilir."

Bitcoin’in kriptolojisi değil, blockchain’in (dağıtılmış veri dağıtım zinciri) kriptolojisi kullanılarak sözleşme, ürün, mal, oy gibi birçok alandaki veriler şifrelenip geniş ağ üzerinden bir merkezi sistem olmadan paylaşılabilecek. Bitcoin, blockhain teknolojisi üzerine inşa edilmiş bir para birimi. Bitcoin’in kriptolojisi değil, blockchain’inki kullanılacak.

"Biz, “Altın para” diyoruz ya, altın da dolara endeksli."

Altın dolara endeksli değil. Altın kendi değeri kendi piyasasında arz ve talep koşulları tarafından belirlenen değerli bir emtia. Fiyatlandırması sadece dolar üzerinden yapılıyor uluslararası piyasalarda. Altın dolara endeksli olsa, dolar değer kazandığında altının da kazanması beklenir. Halbuki, birbirlerine alternatif yatırım araçları olarak da değerlendirilebildiklerinden, doların güçlendiği durumlarda altın, azalan talep nedeniyle fiyat düşüşü yaşayabiliyor. Kısaca özetleyecek olursak: altın dolara endeksli değildir, fiyatı dolar cinsinden belirtiliyor genellikle.

"Dolar ABD’nin değil, dünya derin devletinin. ABD onun “müstecir”i, kiralayıcısı. Dolar’ı 7 patron üretiyor.. Asıl tepedekiler bunlar.. O ilk 5 ülke de bu 7 holdingin taşeronu."

Doları Fed basıyor diye biliyorduk, ama değilmiş demek ki. İstihzayı bir yana bırakacak olursak, bu ifadeler de bir diğer Abdurrahman Dilipak komplo teorisi. Ancak, gerçekte tabiki bir kıymeti harbiyesi ve realitesi yok bu iddiaların.

"Dünyanın ilk gerçek Borsası da İstanbul’da kurulmuştu"

Dünyanın ilk borsasına dair çeşitli iddialar ve teoriler mevcut. Ancak, en çok kabul edilen iddia, dünyanın ilk borsasının Kütahya ilimizin Çavdarhisar ilçesindeki Roma İmparatorluğu döneminin Aizanoi Antik Şehrindeki yapılardan biri olduğu yönündedir. Günümüzden yaklaşık 1750 yıl öncesine aitmiş bu borsa. Yani, dünyanın en eski borsası İstanbul’da değil, Kütahya’da kurulmuş.

Emin Çölaşan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başbakanlık Koltuğuna Oturduğu Yılı Muhtemelen Sehven Yanlış Aktarmış

Emin Çölaşan, Sözcü Gazetesinde 19 Şubat 2017 günü yayınlanan “Dünya liderimiz geçmişte ne dediğini unutmuş” başlıklı köşe yazısında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başbakanlık koltuğuna oturduğu yıla dair -kuvvetle muhtemel- bir klavye hatasına düşmüş:

"“Belediye başkanlığımdan beri bu fikri savunuyorum!”
Belediye başkanlığına 1994'te seçildi, partisi 2002'de iktidar oldu, kendisi 2013'te başbakanlık makamına oturdu, sonra cumhurbaşkanı falan seçildi."

Cumhurbaşkanı Erdoğan Başbakanlık koltuğuna 2013 yılında değil, bilindiği üzere 2003 yılında oturdu.

Yıllardır Cumhurbaşkanı Erdoğan’a muhalif yazılar yazan Emin Çölaşan’ın düşebileceğine inanılamayacak bir hata. Büyük ihtimal klavye sürçmesi.

Engin Ardıç Ekpe Udoh’un Milliyetini Yanlış Aktarıp Yazısını Yanlış Kurgulamış

Engin Ardıç, Sabah Gazetesinde 20 Şubat 2017 günü yayınlanan “Ekpe Udoh” başlıklı yazısında Fenerbahçeli basketbol oyuncusu Ekpe Udoh’u Kübalı ilan etmiş ve yazısını bu yanlış kurgu üzerine inşa etmiş:

"Kendisi aslen Kübalı, asıl adı da Expedia Friday Udoh... Ekpe, lakabı."

Kendisi aslen Nijeryalıdır. Kübalı değildir. Asıl adında da Expedia geçmez. Ekpedeme’dir doğrusu.

"Göçmen çocuğu olsa gerek, Castro'dan kaçanlardan. Ama "asimile" olmuş."

Küba kökenli olmadığı için Küba’nın eski lideri Fidel Castro ile de bir ilgisinin olması beklenemez.

"Karayip bölgesi Umum Kuva-yı Milliye Kumandanı Fidel Castro'nun emir ve direktifleri uyarınca "Amerikan emperyalizmiyle savaşmak" mı?"

"Kendine soyadı al" deseler belki Udoh'u bırakır da Öztürk misali "Realcuban" gibi bir şey uydurur."

Engin Ardıç, yazısının kurgusunu Ekpe Udoh’un Kübalı olduğu algısı üzerine kurup yukarıdaki gibi bir sürü Küba atfı yapmış. Ancak, aktardığımız üzere, yaptığı tüm yorumlar bir yanlış bilginin eseri.

Türkiye Kupası final maçının ardından Anıtkabir ziyaretinde bulunan, Atatürk mozolesi önünde resim çektiren, Atatürk sevgisini çekinmeden dile getiren Nijeryalı Ekpe Udoh da, internet güncesinde “biliyor muydun” başlığıyla İngilizce bir metin kaleme alıp Engin Ardıç’a yanıtlar sunmuş. Nijeryalı olduğunu, Küba’ya hiç gitmediğini söylemiş:

  • My grandfather was seven feet tall

  • I won a state championship in high school my junior year

  • My parents wouldn’t let me play football

  • I am Nigerian

  • Only met my grandparents once before they passed away

  • Favorite rapper is Jay Z

  • I’ve never been to Cuba

  • My first car was a 1995 Nissan Pathfinder

  • Red Velvet anything is my favorite dessert

  • My favorite book is The Alchemist

  • I don’t like dogs

  • I want a pet monkey

  • I end my nights with singing

  • I hate you when people write articles without doing proper research

Just a little bit of info on me. Hope to do a video version, featuring questions from y’all and I will answer through video. That should be dope video. Stay tuned!!!!

Ekpe’nin son satırlarına (nefret kelimesi hariç) katılmamak ne mümkün:

“Gerekli araştırmayı yapmadan makale yazan insnalardan nefret ediyorum”

Oktay Sinanoğlu’nun Dünyanın En Genç Profesörü Olduğu Algısına Kapılan Köşe Yazarları

Sıklıkla karşılaşılan bir iddiadır merhum Oktay Sinanoğlu’nun dünyanın en genç profesörü olduğu. Ancak bu iddia doğru değil. Oktay Sinanoğlu, iddia edildiği gibi dünyanın en genç profesörü ünvanına sahip olamadı hiçbir zaman.

1935 yılında doğan “Türk Einstein”ı (Türk Aynştaynı) olarak adlandırılan Oktay Sinanoğlu, 28 yaşına vardığında, yani 1963 yılında Yale Üniversitesi bünyesinde teorik kimya alanında çalışmalarda bulunurken profesör ünvanını aldı.

Yale Üniversitesi’nin de açıklamasında görülebileceği üzere, Oktay Sinanoğlu bu başarısı ile Yale Üniversitesi’nin 300 yılı aşkın tarihinin (1961 yılı itibarıyla) en genç yaşta profesör ünvanına erişien 3 akademisyeninden biri oldu. Yale Üniversitesi, Oktay Sinanoğlu’nun, dünyanın en genç 3 profesöründen biri olduğunu iddia etmiyor. Kendi tarihlerinin en genç 3 profesöründen biri olduğunu belirtiyor.

Oktay Sinanoğlu’ndan önce profesör olan isimleri incelediğimizde ise Friedrich Nietzsche dikkatimizi çekiyor. 1844 doğumlu Nietzsche, 25 yaşında iken 1869 yılında Basel’de profesör olarak göreve başlar. Yani, Oktay Sinanoğlu’ndan yaklaşık 1 asır önce, Oktay Sinanoğlu’ndan 3 yaş daha genç haliyle profesör olmuştu Nietsche.

Günümüzdeki resim incelendiği ise Alia Sabur, dünyanın en genç profesörü olarak dikkat çekmektedir. Dünyanın en genç profesörü ünvanını, Seul’deki Konkuk Üniversitesinde tam zamanlı fakülte profesörü olarak 19 Şubat 2008 tarihinde atanan, 22 Şubat 1989 doğumlu Alia Sabur elinde tutmaktadır. Alia Sabur, dünyanın en genç profesörü ünvanına 19 yaşında erişmiştir. Bu başarısıyla Guinness Rekorunu da elinde tutmaktadır.

Tüm bunları aktardıktan sonra, gerekli araştırmayı yapmadan ezberlere düşen köşe yazarlarının kimler olduğuna bir bakalım:

H. Hümeyra Şahin, Akşam Gazetesinde 18 Şubat 2017 günü yayınlanan “18 yaş” başlıklı yazısında Oktay Sinanoğlu’nun yaptığı akademik çalışmalar neticesinde “en genç profesör” olduğunu iddia ederek hataya düşmüş:

"Daha yakın zamanlara gelelim; Oktay Sinanoğlu 26 yaşında Yale Üniversitesi’nde bilime yaptığı önemli katkılarla ‘en genç profesör’ oluyor."

Muharrem Bayraktar, Yeni Mesaj Gazetesinde 22 Nisan 2015 günü yayınlanan “Beyaz saçlı adam; Oktay Sinanoğlu” başlıklı yazısında bu hataya düşenlerden olmuş:

"Dünyada en genç yaşta profesör olan ve Türk Aynştaynı denilen Oktay Hoca idi."

Fikri Akyüz İnternethaber’de 8 Eylül 2006 günü yayınlanan “Gündüz Aktan ulusalcılığı” başlıklı yazısında Oktay Sinanoğlu’nun Yale Üniversitesi’nin en genç profesörü olduğunu iddia etmiş; ancak, Sinanoğlu Yale’in en genç 3 profesöründen biri olmuştur. “En genç” değil:

"Örneğin; Yale Üniversitesinin en genç profesörü olma başarısını gösterecek kadar bilgili olan bir Prof. Oktay Sinanoğlu’nun eserlerini okuyup, söyleşilerini dinlediniz mi hiç?"

Necati Tuncer, Milli Gazete’de 24 Nisan 2015 tarihinde “Partileri paket icraatları maket” başlığıyla yayınlanan yazısında daha ileri giderek Oktay Sinanoğlu’nun dünyanın en genç öğretim üyesi olduğunu iddia etme yanlışını yapmış:

"Oktay Sinanoğlu’nun hayatındaki bu maddeden ne öğreniyoruz 1953 yılının lise birincilerinden bir tek o, bu ülkeden uzağa giderek, bu ülkenin üniversitelerinde orta zekalıya döndürülmekten, dönüştürülmekten kurtulmuştur. İkincisi, Amerikan üniversitelerinde zeka aşındırma programları ve eylemleri yoktur. 28 yaşında profesör olmak, en genç öğretim üyesi olmak, 50 yıldır çözülemeyen bir problemi çözmek… Türkiye’de kalsaydı çözülen kendisi olmayacak mı idi Çağdaşlık toplantıları, laiklik demeçleri, halkın sorunlarına eğilmekten belini doğrultamama durumları… Geldik mi şimdi Oktay Sinanoğlu’nun hayatındaki 1962 yılına. Yolu Türkiye’ye düşmüştür. ODTÜ yalnız ona mahsus bir ünvan tahsis etmiştir: Danışman Profesör’lük."

D. Mehmet Doğan, Vahdet Gazetesinde 22 Nisan 2015 günü yayınlanan “Sinanoğlu Oktay Bey” başlıklı yazısında, Oktay Sinanoğlunun dünyanın en genç profesörü olduğunu aktarmış:

"Oktay Sinanoğlu benim için meçhul bir şahsiyet değildi. Lisede o zamanın meşhur “16 Soru Bilgi yarışması”na Gazi Lisesi takımında hazırlanırken onun dünyanın en genç profesör unvanı alan ilim adamı olduğunu, kimya alanında genç yaşta başarılara imza attığını öğrenmiştik."

Erdal Atabek, Cumhuriyet Gazetesinde 4 Mayıs 2015 günü yayınlanan “Gençlerimiz ve dünya gençleri…” başlıklı yazısında bu hatayı tekrarlamış:

"Yakın bir zamanda kaybettiğimiz değerimiz Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu da yaşadıkları ve yaptıkları ile yakından tanımamız gereken bir bilim insanımız. Lisedeki başarısı nedeniyle okulun bursuyla Amerika’ya kimya mühendisliği öğrenimi için gönderilen Oktay Sinanoğlu, Berkeley ve MIT’teki eğitimlerini başarıyla bitirerek 26 yaşında Yale Üniversitesi profesörü oldu. En genç profesör olarak başarıdan başarıya koşan Prof. Oktay Sinanoğlu ülkesine döndü."

İsmail Kapan, Türkiye Gazetesinde 31 Mayıs 2004 tarihinde yayınlanan “Veziroğlu, Sinanoğlu ve diğerleri…” başlıklı yazısında aynı hatayı yapmış:

"Aynı şekilde bilim dünyasında yüzümüzü ağartan Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu, dünyada en genç yaşta profesör olmanın yanında, Amerika'nın en itibarlı dört beş üniversitesinde de kürsü sahibi..."

H. Hümeyra Şahin Oktay Sinanoğlu’nun Dünyanın En Genç Profesörü Olduğunu Sanıyor

H. Hümeyra Şahin, Akşam Gazetesinde 18 Şubat 2017 günü yayınlanan “18 yaş” başlıklı yazısında Oktay Sinanoğlu’nun yaptığı akademik çalışmalar neticesinde “en genç profesör” olduğunu iddia ederek hataya düşmüş:

"Daha yakın zamanlara gelelim; Oktay Sinanoğlu 26 yaşında Yale Üniversitesi’nde bilime yaptığı önemli katkılarla ‘en genç profesör’ oluyor."

Hümeyra Hanım’ın hatalarını düzeltelim:

1. 1935 yılında doğan “Türk Einstein”ı ünvanı ile hatırlanan Oktay Sinanoğlu, 28 yaşına vardığında, yani 1963 yılında Yale Üniversitesi bünyesinde teorik kimya alanında çalışmalarda bulunurken profesör ünvanına erişti. 1961 yılında ve 26 yaşında iken değil.

2. Oktay Sinanoğlu’nun bu başarısı ile Yale Üniversitesi tarihinin (1961 yılı itibarıyla) en genç yaşta profesör ünvanına erişien akademisyeni olduğu iddia edilmektedir. Ancak Oktay Sinanoğlu, Hümeyra Hanım dahil olmak üzere bazılarının iddia ettiği gibi dünyanın en genç profesörü olmuş değildir.

Yale Üniversitesi’nin de açıklamasında görülebileceği üzere Oktay Sinanoğlu, Yale’de 20. yüzyılda, yani modern çağda en genç profesör olmuş kişidir. Dünyada değil.

Oktay Sinanoğlu’nun, Yale Üniversitesi’nin 300 yılı aşkın tarihindeki profesörlüğe en genç yaşta ulaşan 3. kişi (Yale’in en genç 3. profesörü) olduğu iddia edilmektedir.

Günümüzde dünyanın en genç profesörü ünvanını, Seul’deki Konkuk Üniversitesinde tam zamanlı fakülte profesörü olarak 19 Şubat 2008 tarihinde atanan, 22 Şubat 1989 doğumlu Alia Sabur elinde tutmaktadır. Alia Sabur, dünyanın en genç profesörü ünvanına 19 yaşında erişmiştir. Bu başarısıyla Guinness Rekorunu da elinde tutmaktadır.

Yani, Oktay Sinanoğlu günümüzde “dünyanın en genç profesörü” ünvanını haiz değil.

Peki ya geçmişte? 1963 yılında profesör olduğu zaman? Bu sorunun yanıtı da Yale Üniversitesi’nin açıklamasında gizli. Oktay Sinanoğlu, dünyanın en genç 3 profesöründen biri demiyor Yale. Yale Üniversitesi’nin 3 asrı aşan tarihinin en genç 3 profesöründen biridir diyor.

Bilinen bir ismi düşündüğümüzde de Oktay Sinanoğlu’nun en genç profesör olamayacağı gözler önüne seriliyor: Friedrich Nietzsche.

1844 doğumlu Nietzsche, 25 yaşında iken 1969 yılında Basel’de profesör olarak göreve başlar. Yani, Oktay Sinanoğlu’ndan yaklaşık 1 asır önce, Oktay Sinanoğlu’ndan 3 yaş daha genç haliyle profesör olmuştu Nietsche.

Haliyle, bu bulgular Oktay Sinanoğlu’nun dünyanın en genç profesörü olduğu iddiasını çürütmektedir.

Oray Eğin Aziz Yıldırım’ın Hapiste Geçirdiği Süreyi Yanlış Hatırlamış

Oray Eğin, Habertürk Gazetesinde 16 Şubat 2017 günü yayınlanan “Aziz Yıldırım’ın Yolculuğu” başlıklı yazısında Aziz Yıldırım’ın 2,5 yıl hapis yattığını iddia ederek hataya düşmüş:

"Doğruya doğru, iki buçuk sene hapis yatıp özgür kaldıktan sonra Fenerbahçe Başkanlığı’nı aşıp bambaşka bir toplumsal figüre dönüştü Yıldırım."

Aziz Yıldırım 3 Temmuz 2011’de Şike Davası’ndan ötürü sadece 1 yıl hapis yattı. 2,5 yıl değil.

Aziz Yıldırım’ın bahse konu davadan kaynaklı cezası Yargıtay tarafından 2014 yılı Ocak ayında (kısmen) onaylanmıştı. Bu durumda Aziz Yıldırım’ın cezaevinde geçirdiği 1 yılın çıkarılmasıyla birlikte geriye kalan 3 yıl 8 ay 15 günü de yatması gerekiyordu. Bu süre üzerinden, denetimli serbestlik yasasının uygulanmasıyla birlikte 1 yıllık indirim yapılmasıyla Aziz Yıldırım’ın cezası 2 yıl 2 ay cezaevinde kalması gerekiyordu.

Ancak, anılan Şike Davası daha sonra 2015 yılı Ekim ayında ise Aziz Yıldırım’ın tüm suçlardan beraatine karar verdi. Böylelikle Fenerbahçe Futbol Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım sadece 1 yılını hapiste geçirmiş oldu.

 

* Tesbiti için Sadık Öztürk‘e teşekkürler

Candaş Tolga Işık Ekşisözlük’ten İçerik Çarparken Yakalanmıştı

Candaş Tolga Işık, Posta Gazetesi’nde 11 Aralık 2013 günü yayınlanan “Mandela’nın mirasını açıklıyorum!” başlıklı yazısında bir skandala imza atarak, Ekşisözlük’teki bir entry’deki Mandela hakkındaki uydurma vecizeyi malumatfuruşluk yaparak köşesine taşımıştı:

"Mandela’yı şöyle tarif etmiş Datlef Schrempf: “Herkes Mandela kadar sevilmek ister ama pek azı onun kadar nefret edilmeyi göze alır...”"

Detlet Schrempf, ABD’nin basketbol ligi NBA’de oynayan bir Alman basketbolcu. Mandela ile ilgili böylesi bir sözü yok. Olay Ekşisözlük’teki bir yazarın kurgusu. Candaş Tolga Işık da işin kolayına kaçarak, araştırma yapmadan, Ekşisözlük’teki başlığı okuyup Mandela güzellemesi kaleme alırken sazan.avi tuzağına düşmüş.

Ekşisözlük’teki entry’si kopyalanan yazardan duyalım bir de olayın hikayesini:

posta gazetesi yazarının alıntıladığı ekşici

üzülerek söylüyorum ki benim.

yapansa 07.12.2013 tarihinde şu entry'imde yazdığım bilgiyi bire bir 11.12.2013 tarihinde mandela’nın mirasını açıklıyorum! başlığı ile kendi köşe yazısında kullanan candaş tolga ışık'dır.

şimdi sözü alıp kendi köşesine taşımasında bir sorun yok. *

heyhat * sözü söyleyen kişiyi zerre araştırmadan türkiye çapında bir gazetede ve onlarca haber sitesinde yayımlanması akıl alır gibi değil. 

hem entryimde hem de köşe yazısında da yazıldığı gibi sözün sahibi detlef schrempfmiş gibi lanse edilmiş.

inanılır gibi değil lan.

peki kim bu detlef schrempf ?!!?

üşenenler için belirtiyim. * detlef özellikle jordan'ın ligi domine ettiği yıllarda bulls'a kafa tutan ama şampiyonluğa ulaşamayan seattle supersonics'in almanya doğumlu kısa forveti.

bırakın mandela'yı, adam siyahi oyuncuların büyük çoğunluğunu oluşturduğu nba'in 90'lı yıllarda dikkat çeken 3-4 beyaz oyuncudan biri. şaka gibi lan.

emeklilik günlerinde de pek mandela ile ilgileniyor gibi görünmüyor.

hadi benim uydurduğum bir söz - kişi ilişkisi ekşiden okunup köşeye konuyor, bu sözü söyleyen adam kimdir, nedir 10 saniye ayrılıp bakılmaz mı ? bakılmıyor.

siyasetçisi ayrı gazetecisi ayrı çılgın bu ülkenin.

* Ekşisözlük’ten hatcherman‘a teşekkürler…

Halime Gürbüz ve Kopyala-Yapıştır Köşe Yazılarına Devam

Halime Gürbüz, haftada bir yazdığı köşesinde yeni malzeme sıkıntısına girmiş olacak ki sıklıkla eski yazıları yeniden tedavüle sokuyor.

12 Şubat 2017 günü Türkiye Gazetesinde yayınlanan “Kaptan ağır ol!” başlıklı yazısında, 1 Şubat 2014 tarihli “Kaçan kovalanır” başlıklı yazısının  içeriğini aralara ufak eklemeler haricinde aynen kullanmış.