İpek Durkal, Rihanna’nın Nusret Resimli Thirt Giydiğini Sanıyor

İpek Durkal, Habertürk Gazetesinde 16 Şubat 2017 tarihinde yayınlanan “Los Angeles’a giden bir adım önde” başlıklı yazısında, ünlü şarkıcı Rihanna’nın, son dönemin popüler isimlerinden Nusret Gökçe’nin resminin olduğu ve üzerinde “Salt Bae” yazan bir tshirt giydiğini iddia etme yanlışına düşmüş:

"Nusret her birinin masalarında ünlü tuz şovunu yaparken ve sosyal medya üzerinden milyonlarca kişiye ulaşırken, Rihanna da üzerinde Nusret’in resmi ‘Salt bae’ yazan tişörtüyle görüntülendi."

İpek Durkal, fotomontaj mağduru olmuş. Rihanna’nın Nusret resmi giydiğini gösteren fotoğraf montaj ürünüydü. Gerçeği yansıtmıyor yani (Teyit.org, fotoğrafın montajlı ve montajsız hallerini ortaya koymuştu).

Reha Muhtar, Başkalarına Ait Vecizeleri Nelson Mandela’ya Atfetmiş

Reha Muhtar, Vatan Gazetesinde 8 Aralık 2015 güü yayınlanan “Mandela’nın hayatı ve unutulmaz sözleri…” başlıklı yazısında Nelson Mandela’ya başkalarınca söylenen sözleri atfetmiş:

"En derin korkumuz yetersiz olmamızdır... Ve en derin korkumuz ölçüsüzce güçlü olmamız olmalıdır..."

Vecizenin doğrusu ““Bizim en büyük korkumuz yetersiz olmamız değil. Bizim en büyük korkumuz gücümüzün ölçülemeyecek kadar büyük olması”” şeklindedir ve Nelson Mandela’ya değil; Amerikalı yazar Marianne Williamson’a aittir.

"Özgürlüğün kolay yolu yoktur... Çoğumuz arzularımıza ulaşmak için ölümün gölgesindeki vadiden tekrar tekrar geçmek zorundayız..."

Bu söz de Hindistan’ın ilk Başbakanı Jawaharlal Nehru’ya aittir.

* Yararlanılan kaynak: Teyit.org’un “Nelson Mandela hakkında yanlış bilinenler” başlıklı sayfası

Ergün Diler CHAFF Sistemini Çok Yanlış Anlamış

Ergün Diler, Takvim Gazetesinde 15 Şubat 2017 günü yayınlanan “Brezilya Örneği” başlıklı yazısında silahlı sistemler üzerine malumatfuruşluk yaparken yine hataya düşmüş:

"Rus SU-34 tipi savaş uçakları, ABD'nin yeni geliştirdiği bir sistemin devreye sokulması nedeniyle Türk askerlerini vurdu! Bu yeni sistemin ismi CHAFF...
Amerika'nın ilk kez Suriye'de denediği bu CHAFF ile Rus uçaklarının hafızaları kilitlendi. Yanlışa sürüklendi. Amaç yeni bir Rus-Türk kavgasıydı. Gerginliğiydi. Olmadı.

...


Son derece teknolojik aletlerin bulunduğu bu noktadan CHAFF sisteminin harekete geçirilmediğini ispatlamaları gerek..."

Chaff ve Flare. Bu 2 sistem, savaş uçakları için bir saldırı değil savunma sistemidir. Bizatihi savaş uçaklarının, kendilerine kilitlenen ya da kendilerine doğru fırlatılan ısı ya da radar güdümlü füzelere yönelik hedef saptırma yöntemidir.

Chaff radar güdümlü füzeleri şaşırtmak, Flare ise ısı güdümlü füzeleri şaşırtmak için savaş uçağı gövdesinden fırlatılır. Daha doğrusu, kanat altından etrafa saçılır.

Chaff, radar güdümlü füzeyi aldatmayı hedefleyen folyo benzeri parlak madde kaplıdır.

Chaff sistemi, Ergün Diler’in aktardığı niteliklere sahip değil. ABD tarafından yeni geliştirilmedi. Yıllardır kullanılagelen bir sistem bu. Haliyle Amerika ilk kez Suriye’de deemedi bu sistemi. Ki, Chaff sistemi Türk-Rus gerginliği çıkartabilecek bir sistem de değil. Rus SU-34 silahı da Türk askerini Chaff sistemiyle vurmadı. Chaff savunma sistemidir, saldırı değil.

* Tespiti için Ekşisözlük’ten ‘ya teşekkürler.

 

Memiş Memişce ve Azerbaycan / Azerbeycan Sorunsalı

“Tek Millet İki Devlet” tanımına mazhar olduğumuz kardeş AzerbAycan’ın isminin yazılışında kafalar bazılarında muğlak. Kimisi AzerbEycan kimisi AzerbAycan diyor. Bazıları ise her ikisini de ortaya karışık kullanıyor.

Memiş Memişce, Güneş Gazetesinde 1 Mart 2017 günü yayınlanan “Hocalı katliamı” başlıklı yazısında, Azerbaycan ve Azerbeycan’ı karıştırarak birlikte kullananlardan olmuş.

Azerbaycan’ın resmi Azerice adı Azərbaycan Respublikası, yani Azerbaycan Cumhuriyeti şeklindedir. Adının doğru yazılışı ve telaffuzu AZERBEYCAN değil, AZERBAYCAN şeklindedir.

Journo ile Söyleşimiz

Journo.com.tr’den Sarphan Uzunoğlu ile “Malumatfuruş: Köşe yazarları yanlış bilgi paylaşıyor ve düzeltmiyor” başlığıyla yaptığımız söyleşiye şu bağlantı ya da aşağıda aktardığımız metin aracılığıyla ulaşabilirsiniz.

***

‘Köşe yazarı yanlışlama girişimi’ Malumatfuruş’a göre Türkiye’de köşe yazılarının kalitesi kesinlikle uluslararası standartlarda değil. Basın sektöründe fikrî namus ve sorumluluk, iş ahlâkı, basın etiği serbest düşüşte.

Köşe yazarları her gün yüksek perdeden atıp tutuyor, bize ne düşünmemiz gerektiğini söylüyor. Bir kısmı siyaset sahnesine bir kısmı yönetici koltuklarına o köşeler sayesinde çıkıyor. Ancak bir süredir köşecilerin keyfi kaçık. Çünkü artık yazılarını denetleyen bir organizasyon var: Malumatfuruş.

Malumatfuruş, ele aldığı köşe yazılarını derinlemesine inceliyor ve yazarların hatalarını bir bir ortaya döküyor. Niyetlerinin “Yanlış bilgiye ve yayıncısına dair sanal dünyaya bir iz düşmek” olduğunu söyleyen ekiple konuştuk.

‘Köşe yazarı yanlışlama girişimi’

Malumatfuruş projesi aslında adıyla ne olduğunu, nerede durduğunu anlatıyor. Ama biz yine de soralım, kim bu malumatfuruşlar ve siz neden peşlerindesiniz?
Malumatfuruş, 2009-2015 yılları arasında Türkiye’nin belki de ilk ‘fact-checking’ internet sitesi olarak faaliyet gösteren ve kendini ‘köşe yazarı zabıtası olarak niteleyen’ Muhtesip adlı internet sitesinin devamı niteliğinde bir girişim. Malumatfuruş’u ‘köşe yazarı yanlışlama girişimi’ şeklinde tanımlıyoruz. Amatör şekilde ve gönüllülük esasına dayanarak mütevazı bir kadro ile herhangi bir kâr amacı gütmeksizin çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Site içeriği ve adı itibarıyla malumatfuruşluk yaptığımız algısı oluşabilir; ancak, ‘bilgiçlik taslayan’ anlamına gelen ‘malumatfuruş’ sıfatını aslında ‘bilmediği hâlde biliyor taklidi yapmakta dahi zorlanan’ köşe yazarlarını nitelemek için kullanıyoruz.
Maalesef köşe yazıları uzunca bir süredir, yanlış bilginin yayılmasında önemli bir aracı haline geldi. Kayda değer sayıda köşe yazarı, günlük ya da belirli frekansta yazılarını paylaşıyor. Kayda değer ölçüde okur kitlesine de sahipler. Yaptıkları hatalar kitlelere, arşivlere ve sanal aleme kalıcı ve önemli ölçüde sirayet edebiliyor. Bu nedenle, köşe yazarlarının yazılarındaki hataları, gafları, yanlışları, hurafeleri, şehir efsanelerini, atlanan gerçekleri, yanlış yönlendirmeleri ortaya koymayı; dolayısıyla dezenformasyon ile mücadeleyi amaçlıyoruz.
İnsanların sunulanı ‘doğru’ kabul etmeden, akıl ve eleştiri süzgecinden geçirme alışkanlığını kazanmalarını hedefliyoruz. Kısa vadede olmasa da orta ve uzun vadede sonuç verebileceğini düşündüğümüz bu girişimle amacımız; yanlış, yalan bilgiye ve yayıcısına dair sanal dünyaya bir iz düşmek. Gök kubbede ‘doğru’ bir seda bırakabilmek en temel gayemiz.

Kaç kişilik bir ekipsiniz ve çalışma sisteminiz nasıl? Yazıları incelerken hangi yöntemleri kullanıyorsunuz?
Muhtesip’te beş kişilik bir ekiptik. Malumatfuruş’ta şu an dört kişiyiz. Ancak kişisel yoğunluklar nedeniyle aktif ve sürekli katkıyı bir kişi sunabiliyor. Hata tespitinden sonra e-posta grubu aracılığıyla tüm ekibin değerlendirmesi alınıyor ve uygun bulunursa sitede yayınlanıyor.
Yayımlanan köşe yazılarını gazetelerin ve yayın organlarının internet sitelerinden ya da Qoshe gibi uygulamalar üzerinden takip ediyoruz. Okuyacağımız köşe yazarlarını herhangi bir önyargı veya tutum olmaksızın, rassal şekilde belirliyoruz.
Nesnel/maddi hatalara, gaflara, atlanan gerçeklere, yanlış yönlendirmelere odaklanıyoruz ve işin içine fazla yorum katmadan hatayı gözler önüne sermeye çalışıyoruz. Lâkin bazı zamanlarda hatanın barizliği, kasıtlı olması ve önemi karşısında kendimizi tutamayıp yoruma ve keskin eleştirilere kaçtığımız da olmuyor değil.
Kullandığımız bir teknik donanım yok. Daha çok sezgisel ve deneyimsel şekilde hata tespiti yapıyoruz. Bilmediğimiz konularda ise en büyük başvuru kaynaklarımız; arama motorları, gazete arşivleri, kamu kurumları, istatistik sağlayan ve uluslararası kuruluşlar, doğru bilgiyi paylaştığına inandığımız internet siteleri ve gerekmesi hâlinde basılı kaynaklar.
Ekibimizde gazeteci geçmişi olan kimse yok. Meslek dağılımımız kamu personeli, avukat, bilişimci/çevirmen, yayıncı şeklinde. Hepimiz farklı disiplinlerdeniz, farklı ilgi ve uzmanlık alanlarına sahibiz ve iyi birer medya takipçisiyiz. Belki de en büyük avantajımız bunlar.
Ayrıca, Teyit.org girişimi ile de kurulduğundan bu yana yakın işbirliği içindeyiz. Doğru bilgi arayışını hedef edinen tüm çabalarla da işbirliğine açığız.
Faaliyete geçtiğinden bu yana yaklaşık 1,5 yıllık sürede Malumatfuruş, ihtisap olarak nitelediğimiz 600 civarı hata yazısında (geriye doğru tarama da dahil olmak üzere) 400 köşe yazarının toplam 855 hatasını paylaşmış. Bir de zaman ayırıp okuyamadığımız ya da okuyup hatasını gözden kaçırdığımız kaç yazı vardı kim bilir…
Sitemizde, yakalayamadığımız ya da incelemeye zaman ayıramadığımız hataları keşfetmek adına bir ‘ihbar’ bölümü var; ancak, internet sitesi, e-posta ya da sosyal medya aracılığıyla ihbar kanalından henüz katkı alabildiğimizi söyleyemeyiz.

‘Gazetecilik sistemi köşe yazarsız yapamıyor’

Özel olarak taradığınız medya kuruluşları hangileri? Belirli bir hedef grup gözetiyor musunuz?
Kişisel ve mesleki yoğunluğumuz içinde her gün Malumatfuruş’a vakit ayıramayabiliyoruz. Çünkü, günlük bazda yayımlanabilecek bir hata tespiti için günde 1-3 saatlik emek sarf etmek gerekebiliyor. Zaman ayırdığımızda belirli bir rotasyon ile rassal şekilde köşe yazısı takibi yapıyoruz. Sürekli aynı yazarları ve yayınları incelemek yerine, mevcut yayınlar arasında iktidarı destekleyen, muhalif, ana akım, sağ/sol tandans gibi bir dönüşüm ve sıra prensibi izleyecek şekilde köşe yazarı hedeflemeden okuma ve inceleme yapıyoruz. Ancak tiraj, bilinirlik, yazarın popülerliği, yazının konusu ve içeriği gibi hususlar inceleme önceliği noktasında etkili olabiliyor.
Bir grubu, yayını ya da yazarı hedeflemiyoruz. Ancak köşe yazarını okudukça, hangi alanda ne yanlış yapabileceğine âşinâlık kazanıyoruz. Özellikle bazı yazarların yazılarında hata tespiti konusunda öğrenme eğrisinde önemli mesafe katettik. Muhatabın niyeti, kapasitesi ve bizim tarzına âşinâlığımız, hata tespitimizi kolaylaştırıyor. Özellikle bazı yazarların, uzmanı olmadığını bildiğimiz bir konuda lâfügüzaf peşinde olduğunu fark ettiğimizde, yanlış yapması daha muhtemel olduğu için daha fazla ilgi gösterip daha fazla vakit ayırıyoruz.

‘Köşe yazarlığı için yoğun bir talep var’

Örneğin son içeriklerinizden biri sürekli çeviri yapan bir köşe yazarı ile ilgili. Türkiye’deki entelektüel dekadans köşe yazılarına nasıl yansıdı? Seviye düşüyor mu?
Mâlûmunuz, son dönemde yaşanan hadiselerin de etkisiyle basın sektöründe bir konsolidasyon oldu. İncelenebilecek köşe yazarı sayısında da bir azalma var hâliyle. Ancak, yine de hatırı sayılır sayıda köşe yazarı bu sektörden ‘ekmek’ yiyor. Geçtiğimiz mayıs ayında yaptığımız bir incelemede, belirli satış düzeyine ulaşmış ve kayda değer takip ağına sahip basılı ve sanal gazeteler ile haber sitelerinde 2 bin 200 civarı ‘köşemen’in yazı yazdığını tespit etmiştik. Köşe yazarlığının geldiği nokta, arz-talep meselesi ile yakından ilgili. Toplumun neredeyse tüm kesimleri takip etmediği ya da görüşlerinden haz etmediği köşe yazarlarına tepki duyuyor. Ancak, gazetecilik sistemi sanki onlarsız da yapamıyor. Köşe yazarsız gazete olmazmış algısı hâkim.
İnsanlar köşe yazarlığına da aç. Arama motorlarında ‘köşe yazarı’ ifadesini aramayı denediğinizde otomatik tamamlama seçeneği aramanıza ilişkin ‘köşe yazarı nasıl olunur’, ‘köşe yazarı maaşları’, ‘köşe yazarı olmak’ popüler aramaları karşınıza çıkarıyor. Yani, köşe yazarlığı için yoğun bir talep var. Sayıca bu kadar fazla olmalarına rağmen köşe yazarlarının ortaya koyduğu ürünün kalitesi kesinlikle uluslararası standartlarda değil. Yığınla köşe yazısı okuduktan sonra bile insanın zihninde etkileyici bir iz kalmıyor.
Her ne kadar dinamik bir gündemimiz olsa da Türkiye’de ya da dünyanın başka bir ülkesinde, okuyucuları için her gün içerik üretebilecek donanımda ve kapasitede pek yazar yok. Ama gelin görün ki, ülkemizde durum tam tersi. Çoğu alanda olduğu gibi, kendimize özgü bir köşe yazarı olgusu ve kültürü geliştirdik. Yankı fanusu arayışı içinde gibi, daha çok kişi bir görüşü savunduğunda, o görüşe değer katıyor zannediyoruz. Gazetelerde ve haber sitelerinde, ilkokul mezunu bile olduğu şüpheli kişilerden tutun, akademik açıdan önemli unvanlar edinmiş kişilere kadar çok geniş bir yelpazedeki yazarlar, bir fikir sunmak ya da savunmak yerine, sürekli değişen ülke gündemimiz karşısında güdülendiği, kamuoyu oluşturma kanalı olarak hizmet ettiği ya da maaşının karşılığının beklendiği olguları, olayları, düşünceleri dile getiriyor.
Toplumun her kesiminde gözlemlenen kutuplaşma, köşe yazarları arasında daha keskin. Üzülerek belirtmek gerekir ki, basın sektöründe fikri namus ve sorumluluk, iş ahlâkı, basın etiği serbest düşüşte. Bunun gibi ağır bir söylemde bulunma hakkına sahip miyiz? Tartışılabilir. Ancak, günde ortalama 40-50 köşe yazısı okuyan, yerli ve yabancı yayınları takip eden biri olarak bu gözleme birçok kişinin katılacağını düşünüyorum. Aslında tek hedefimiz köşe yazarları da değil. Yayımlanacak yazıları kontrol edenler ya da yayın yönetmenlerinde de büyük kusur var. Bizim yaptığımız türden bir içerik doğruluğu incelemesini, yayınladığı köşe yazıları için günlük bazda bir gazete çalışanı yapıyor mu, emin değiliz açıkçası. Bu arada, o köşe yazarı artık yazılarında çeviri yaptığı kaynakları belirtiyor. Bir bakıma, Malumatfuruş’un misyonu açısından bu da bir kazanım.

‘Yılmaz Özdil tarzı’ her geçen gün popülerleşiyor

Köşe yazılarında Yılmaz Özdil ekolü var malum; ‘fikir yazısı’ kavramı yerini deterjan reklamına benzeyen kısa sloganlı yazılara bıraktı. Sizce, yalan ve yanlış bilginin köşe yazılarına yerleşmesinde bu ekolün etkisi ne oldu?
‘Okurun ilgisini çekme’ arayışı, yazarları daha sade ve kısa bir biçimde, çarpıcı hususları vurgulayarak aktarma arayışına itti. Bu da, gerçekleri ve doğruları daha temelli ve kapsamlı şekilde aktarmak yerine, bahsettiğiniz şekilde bir yazım stili oluşturdu ve köşe yazarlığı akımını etkiledi. Bu tarz, giderek daha fazla sayıda yazar tarafından benimseniyor. Şüphesiz, yazarların dikkat çekme adına kısa sloganlı yazılarda güdülenmiş ve bilenmiş şekilde hareket etmeleri onları hataya sevk edebiliyor.
Ancak, köşe yazarlarında yalan ve yanlış bilginin yayılmasında, yazarların ülkenin yoğun gündemi karşısında kendilerini her alanda yazmaya yeterli ve yetkili görmeleri, dolmadan taşmaya çalışmaları, kendini entelektüel sanmaları, Dunning-Kruger etkisinden muzdarip olmaları daha etkili gibi görünüyor.

Türkiye’de birçok sakıncalı konu var, Malumatfuruş bu konulardaki yazılarda da ‘doğruyu’ göstermeyi hedefliyor mu? Yoksa maddi hatalara mı odaklanıyorsunuz?
Malumatfuruş, şahinlik ya da güvercinlik yapma iddiasında değil. Hangi konuda olursa olsun bir hata varsa, bu hata tespit edilebiliyorsa ve bu hata bir köşe yazarı tarafından paylaşılmışsa Malumatfuruş bunu ifşa eder. Ancak, sakıncalı konular hakkında hata tespiti yapma noktasında kendimizi çok rahat hissettiğimiz söylenemez.

‘İnternet sayesinde köşelerin matah olmadığı görüldü’

Türkiye’de köşe yazarları oldukça ciddi ücretlerle çalışıyorlar, bir kısmı zaten çalıştıkları medya kuruluşlarında hızla yönetici statüsüne yükseliyor. Sizce ‘kaşesi kadar’ para ediyor mu köşe yazarlarının yazdıklarının kalitesi?
Her alanda gözüken liyakatsizlik sorunsalı köşe yazarlarında da mevcut. Ekşisözlük gibi paylaşım platformları, internet günlükleri (blog) ve sosyal medya, yazılı basında sırça köşeleri kapmış yazarların ortaya koyduğu yazıların aslında sanıldığı kadar matah ürünler olmadığını gözler önüne serdi. Bahse konu ortamlarda birikimlerini paylaşan alanlarının uzmanı ve oldukça yetenekli binlerce kişi, köşe yazarlarından daha kaliteli yazılar ve analizler ortaya koyuyor her gün. Tek eksikleri, etiket sahibi olup ya da basın kuruluşunun sahibinin yakını/tanıdığı ya da birilerinin referanslısı olmamak.
Köşe yazarlığının mevcut halinin önemli bir olumsuz etkisi haberin asıl kaynağı muhabirliğin üzerinde görülüyor olması. Köşe yazarlığı bir meslek değil aslında. Bir insan kendini gazeteci ya da muhabir olarak niteleyebilir ya da bambaşka bir mesleği, uzmanlığı vardır, köşesinde bu birikimini paylaşır. Ancak ülkemizde, kartvizitlerde durum pek öyle olmuyor. Köşelerinden ahkâm kesen köşe yazarları ile gazeteciliğin asıl kaynağı olan muhabirlerin arasındaki kat be kat maaş farkı aslında haberciliği öldürüyor. Haberin peşinde koşmak yerine, 300-400 kelime karalayarak daha çok kazanmak, daha çok prestij sahibi olmak maalesef gazetecilik ve muhabirlik açısından iç açıcı görünmüyor.

‘Hatasını düzelten yazar olmadı’

Örneğin dolar kuru tahminleri hiç tutmayan bir yazarla ilgili içeriğiniz var. Bu kişiler size tepki gösteriyorlar mı? Zira köşe yazarlığı ‘denetlenmeme’ keyfiyetine sahip sayılı alanlardan sanki.
Gerçeğin ve doğrunun; yanlışın, hurafenin ve asparagasın karşısında, ışığın vampir üzerindeki etkisi gibi sirayet edeceğini düşünmek, özellikle gerçeklik ötesi (post-truth) kavramının ve dezenformasyonun oldukça etkili olduğu günümüz Türkiye’sinde ve dünyasında çok doğru bir hareket değil. Maalesef, hatasını kabul etmek bir erdem değil lüks haline geldi ülkemizde. Yanlış bilgi paylaşmanın ya da manipülasyon yapmanın köşe yazarlarının vicdanında ve toplumun kanaatinde pek bir yükümlülüğü kalmadı sanki. Belki de bu yüzden aleni şekilde intihal yapan da, yanlış bilgiyi kasıtlı ya da kasıtsız şekilde yayan da, Malumatfuruş’un ya da diğer doğrulama girişimlerinin doğruyu ve gerçeği gözlerinin içine sokması ya da kamuoyuna göstermesine ‘kayıtsız’ kalıyor veya ‘ilgilenmiyor’ taklidi yapıyorlar.
Köşe yazarları ile etkileşimimiz istenilen seviyede değil ne yazık ki. Sosyal medya ya da internette kendilerini takip edenlerin, yakaladığımız hataları fark etmemeleri pek mümkün değil kanaatimizce. Muhtemelen yakalanan yanlışların farkına varıyorlar. Ancak çoğu yazar, ne bizimle temasa geçme ne de hatayı kabullenme adına bir açıklama sorumluluğu hissediyor. Bazen Twitter ya da e-posta aracılığıyla temasa geçip meramını anlatmaya çalışanlar, “siz kimsiniz” diye tepki gösterenler, ‘karşı görüşün adamlığı’ ile suçlamaya çalışanlar da yok değil.
Hatasız kul olmaz. Bilmemek de ayıp değil. Elbette herkes hata yapabilir. Önemli olan hata yapmamak için gerekli gayreti göstermek, hata yapıldığında da sorumluluğunu kabul edip, özür dilemek ve kamuoyuna doğrusunu göstermek. Ne yazık ki köşe yazarları arasında bunu yapana pek rastlayamıyoruz. Öyle ki, şu ana kadar Malumatfuruş’un yakaladığı hataları daha sonra herhangi bir köşe yazısında düzeltene rastlamadık. Hatta, düştüğü hatada ısrar eden, yanlış yaptığını egosu ya da cehaleti nedeniyle kabul edemeyen birkaç yazar da oldu. Malumatfuruş’un hata yaptığını düşünüp temasa geçip gerekçelerini mantıklı ve nezaket içinde aktaran sadece birkaç yazar oldu. Kim olursa olsun, hatamız varsa hatalı olduğumuzu göstermesi halinde yazıyı siteden kaldırma ya da açıklayıcı notla kendi hatamızı kabul etme ve paylaşma yollarına her daim açığız. Biz de hata yapabiliriz. Köşe yazarlarından farkımız, hata yapabileceğimizin farkında olup, uzmanı olmadığımız konularda ahkâm kesmememiz ve hata yaptığımızda kabullenip, doğruyu bir özür ile paylaşabilmemiz.

Malum, Türkiye’de köşe yazarlığı milletvekilliğine en yakın koltuklardan biri. Biriyle ilgili yanlışlama yayınlarken korktuğunuz, çekindiğiniz oluyor mu?
Köşe yazarlığının toplumun gözünde insanlara ilginç bir mevki ve prestij kattığı bir gerçek. Şu ana kadar somut bir hatasını yakalayıp yayınlamadığımız bir yazar olmadı. Dolayısıyla, yanlış bilgi paylaşana karşı bir tarafgirliğimiz ya da korkumuz söz konusu değil.

Dünyanın birçok ülkesinde blogger’lar ciddi etki sağladı. Türkiye’de ise özellikle politik alanda blogger’ların söz söyleyici konumda olduğu söylenemez. Günün birinde sizce blogger’lar sizin radarınıza girecek kadar önemli olacak mı?
Malumatfuruş’un öncülü Muhtesip girişimi aslında ilk başta bir blog niteliğindeydi. Sanal içerikler arasında internet günlüklerinin bilginin paylaşımı konusundaki rolünü yadsınamaz olarak görüyoruz. Ancak, güncelerinde içerik paylaşan kişiler, her ne kadar önemli katkılar sunsa da, bahsettiğiniz gibi hâlihazırda hak ettikleri ilgiye mazhar olmuş değiller. Malumatfuruş’un odağı şu an köşe yazarları ile sınırlı ve şimdilik öyle de tutmaya niyetliyiz.
Türkiye’de Malumatfuruş’un yanı sıra ‘yanlış bilgi’ye karşı mücadele eden Teyit.org, Doğruluk Payı ve Yalansavar gibi doğrulama girişimleri de var. Mevcut girişimlerin daha fazla zaman ve kaynak tahsisi yoluyla ya da farklı ve yeni bir yapı bünyesinde internet günlüklerinin paylaşımlarının doğruluğu da incelenebilir. Ki, blogger’ların giderek güçleneceği öngörüsü çerçevesinde bu tip bir çabaya da mutlaka ihtiyaç duyulacak. Şimdilik günce yazarlarını kapsama dahil etme niyetimiz olmasa da, tespit ettiğimiz yaygın hale gelmiş önemli yanlışların giderilmesi konusunda zaten elimizden geldiğince, diğer doğrulama girişimleri, kişisel irtibatlarımız, sosyal medya ya da Ekşisözlük gibi ortamlar aracılığıyla mücadele etmeye çalışıyoruz.

 

Ertuğrul Özkök ve Bonnie and Clyde

Ertuğrul Özkök, 28 Şubat 2017 günü Hürriyet Gazetesinde yayınlanan “O sahnede içinizde bir tek insan yok muydu?” başlıklı yazısında “Bonnie and Clyde” isimli filmi yanlışlıkla “Bonnie and Clay” olarak hecelemiş:

"Arkadaş unutma... Karşındaki adam 80 yaşında... Bütün ömrünü sinemaya vermiş... Yanındaki insan Faye Dunaway... İkisi birlikte, 50 yıl önce “Bonnie and Clay” gibi harika bir filmde oynamışlar..."

Hatasının farkına varmış olacak ki Özkök, Hürriyet Gazetesinin internet sitesindeki hatasını sonradan düzelttirmiş.

Erdal Sağlam ve Faiz Geri Ödemesi

Erdal Sağlam, Hürriyet Gazetesinde 17 Mayıs 2012 tarihinde yayınlanan “Kamu Hesaplarında Bozulma” başlıklı yazısında borç servisine dair ufak bir yanlış tanım kullanmıştı:

"Faiz geri ödemesi açısından yılın ilk 4 ayı sıkıntılı dönemdi."

Borç servisi 2 başlıktan oluşur. Anapara geri ödemesi ve faiz ödemesi. Anapara, borç alınan miktarın ham tutarıdır ve geri ödenir. Faiz ise alınan anapara tutarı üzerinden hesaplanır ve tek yönlü bir ödeme mekanizması içerir. Kamu finansmanında da, Hazinenin yapmış olduğu faiz ödemeleri tek yönlüdür. Bu durumda denilebilir ki, faizin geri ödemesi olmaz, anapara geri ödemesi olur.

Uğur Mumcu’ya Ait Olduğu Sanılan Türk Vatandaşı Tanımı ve Köşemenler

İnternette muhtemelen rast gelmişsinizdir, bir “Türk Vatandaşı” tanımına:

“Türk vatandaşı İsviçre medeni kanununa göre evlenen, İtalya ceza yasasına göre cezalandırılan, Alman ceza muhakemeleri yasasına göre yargılanan, Fransız idare hukukuna idare edilen ve İslam hukukuna göre gömülen kişidir.”

Cumhuriyetin ilk yıllarında, hukuk sistemimizi diğer ülkelerin yasal sistemlerinden kendimize uygun olduğu düşünülen kanunların benimsenmesini eleştirenler genellikle bu tanımı kullanırlar.

Bu tanımın da Uğur Mumcu tarafından yapıldığı iddia edilir.

Uğur Mumcu bu ifadeleri gerçekten kullanmıştır. Uğur Mumcu, bir panelde yaptığı “Köy Enstitüleri” ile ilgili konuşmasında, bir mizah / gülmece dergisinde bu tanımı gördüğünü belirtir ve geri kalanını şu şekilde aktarır:

Bir gülmece dergisindeki şu tanım olayları yeterince sergiliyor. Türk vatandaşı tanımı. Diyor ki, Türk ne demektir? Türk vatandaşı kimdir? Türk vatandaşı İsviçre medeni kanununa göre evlenen, İtalya ceza yasasına göre cezalandırılan, Alman ceza muhakemeleri yasasına göre yargılanan, Fransız idare hukukuna idare edilen ve İslam hukukuna göre gömülen kişidir.”

Bu ifadeleri ya da Türk vatandaşı tanımını okuyan kişi, Uğur Mumcu’nun başka devletlerin hukuk sistemlerinden kanun devşirilmesine karşı çıktığını düşünebilir. Ancak, durum böyle değildir. Uğur Mumcu sözlerine şu şekilde devam eder:

“O dönemde böyle yasaların alınması zorunluydu çünkü toplum bir yol ağzındaydı. Ya batılı laik sistem ya şeri hukuk. Mustafa Kemal ve düşün arkadaşları batılı ve laik sistemi benimsediler. “

Ezcümle, bahse konu ünlü Türk vatandaşı tanımı Uğur Mumcu tarafından yapılmamıştır. İsmi bilinmeyen bir mizah dergisinde rastlanılmış ve Uğur Mumcu tarafından alıntılanmıştır. Böylelikle meşhur olmuştur.

Ancak bazı köşe yazarları, tanımın Uğur Mumcu’ya ait olduğunu sanıyor:

Örneğin Abdurrahman Dilipak. Dilipak, 27 Şubat 2017 günü Yeni Akit Gazetesinde yayınlanan “Haydi Bismillah!” başlıklı köşe yazısında şöyle aktarmış:

"Uğur Mumcu’ya göre, “Türk milleti, İsviçre medeni kanununa göre evlenen, Alman ceza muhakemeleri usulüne göre  yargılanan, İtalya ceza yasasına göre cezalandırılan,  Fransız idare hukukuna göre idare edilen ve İslam hukukuna göre gömülen kişidir.” Bu durum Mustafa Kamal, İnönü ve CHP zihniyetinin özetidir."

Bekir Hazar, 17 Mayıs 2016 tarihinde Takvim Gazetesi’nde yayınlanan “Büyük Kulüp” başlıklı yazısında hem sözü yanlış aktarmıştı hem de tanımı Uğur Mumcu’ya atfetmişti:

"Rahmetli Uğur Mumcu bizi şöyle tarif ediyordu; "Türk vatandaşı; İsviçre Medeni kanununa göre evlenen, İtalyan Ceza Yasası'na göre cezalandırılan, Alman Ceza Muhakemeleri Usul Hukukuna göre cezalandırılan, Fransız İdare Hukukuna göre idare edilen, İslam Hukukuna göre gömülen kişidir." .."

Hilal Kaplan da Sabah Gazetesinde 6 Nisan 2016 günü yayınlanan “Üst akıl kolaycılığıymış” başlıklı köşe yazısında tanımı Uğur Mumcu’ya atfeder ve Mumcu’nun da bu hukuk devşirmesinden rahatsız olduğu imasında bulunma yanlılşına düşer:

"Kendini Atatürkçü olarak tanımlayan Uğur Mumcu, bu yabancılaşmayı Türk vatandaşını tarif ettiği şu sözleriyle bence en berrak biçimde ortaya koymuştu: "Türk vatandaşı, İsviçre Medeni Kanunu'na göre evlenen, İtalyan Ceza Yasası'na göre cezalandırılan, Alman Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre yargılanan, Fransız İdare Hukuku'na göre idare edilen ve İslâm Hukuku'na göre gömülen kişidir."

Şevki Yılmaz ise Yeni Akit’te 17 Şubat 2017 günü yayınlanan “Evet mi? Hayır mı?” başlıklı yazısında ise ne Uğur Mumcu’ya ne bu tanımın sahibi dergiye atıf yapmadan doğrudan tanımı paylaşmış:

"İsviçre medeni kanununa göre evlenen, İtalyan ceza yasasına göre cezalandırılan, Alman ceza muhakemelerine göre yargılanan, Fransız idare hukukuna göre idare edilen ve sadece İslam hukukuna göre gömülen Müslüman bir milletin her şeyini inancına göre yapacağı özgürlük kapılarının açılmasına, şirk ve küfrün yıkılmasına «Evet»mi? Hayır mı?"

 

Hüseyin Öztürk ve Çanakkale’de Verdiğimiz Şehit Sayısı

Hüseyin Öztürk, Yeni Akit Gazetesinde 27 Şubat 2017 günü yayınlanan “Teşkilat-ı Mahsusa’nın Kafkasya Misyonu ve Operasyonları” başlıklı yazısında Çanakkale Savaşı’na dair bilindik bir hatayı tekrarlamış:

"Yüzbinlerce şehit verdiğimiz Çanakkale’de, itilaf devletlerine ait müşterek donanmanın geçişi engellenerek, Rusya’nın müttefiklerinden yardım almasının önüne geçilmişti."

Çanakkale şehitlerimizin sayısına dair Genelkurmay arşiv verilerini Çanakkale Şehitlerinin Sayısı ve Köşe Yazarları başlıklı ihtisapta yayınlamıştık.

Tekrarlamakta fayda var: Yaygın kanının aksine Çanakkale Savaşındaki şehit sayımız 57 bindir. Genelkurmay’ın askerî tarih ile ilgili birimi olan Genelkurmay Başkanlığı Askeri Tarih Araştırmaları Strateji Etüdler Daire Başkanlığı (ATASE) verileri, Çanakkale’deki şehit sayımızı bu şekilde aktarmaktadır.

Yani, Hüseyin Öztürk’ün aktardığı gibi “yüzbinler” değil.

Ruhları şad olsun…

Soner Yalçın, Mehmet Akif’in Sultan Abdulhamid İçin Dizelerini Yanlış Anlamış

Soner Yalçın, Sözcü Gazetesinde 23 Eylül 2016 günü yayınlanan “Mücahit Arslan konuşsa keşke” başlıklı yazısında Mehmet Akif Ersoy’un Safahat’ında geçen bir şiirdeki ifadeleri, bizatihi kendi ağzından II. Abdulhamit için sarf ettiğini sanmış. Ancak durum pek öyle değil:

"Bugün… Bu köşede…
Mehmet Akif Ersoy'un şiirlerinde “zalim”, “gölgesinden korkan ödlek”, “kızıl kafir” dediği II. Abdülhamit'i yazacaktım…"

Bahse konu ifadeler Mehmet Akif Ersoy’un Safahat adlı eserinin Altıncı Kitabı Âsım’da Âsım Şiirinde geçer.

Aşağıda ilgili aktarılan şiirin genelinden anlaşılabileceği üzere, Mehmet Akif Ersoy her ne kadar II. Abdulhamid’in izlediği siyasete karşı olsa da, şiir içinde bu kelimeleri II. Abdulhamid için kullanmaz.

Tam aksine, II. Abdulhamid’in etrafını saran dalkavukların ağzından aktarır bu ifadeleri ve padişahı bu dalkavuklara karşın uyarır.

Dalkavukların ağzından aktardığı bölümler tırnak içindedir.

Ömer Ayçiçek’in de yakaladığı üzere, Safahat’ın İnkılap ve Aka Yayınevinde 1958 yılında çıkarılan sürümünde şiirin ilgili bölümü, dalkavukların dilinden aktarılıyor gibi italik yazılıdır.

***

Dalkavuklar yeni bir maske takarlar da hemen,
Kuşatırlar yine etrâfını:
“Sübhân’allâh!
Bu ne fıtrat, bu ne vicdân-ı meâlî-âgâh!
Zât-ı ulyâları Hakk’ın bize in’âmısınız,
Kimsiniz, söyleyiniz, Hazret-i Mûsâ mısınız
Hele Fir’avn’ın elinden yakamız kurtuldu;
Hele mahvolmadan evvel sizi millet buldu.
Âh efendim, o herif yok mu, kızıl kâfirdi;
Çünkü bir şey tanımaz, her ne desen münkirdi.
Ne edeb der, ne hayâ der, ne fâzîlet, ne vakar;
Geyirir leş gibi, mu’tâdı değil istiğfar.
Aksırır sonra, fütûr etmeyerek, burnumuza…
Yutarız, çare ne, mümkün mü ilişmek domuza
Savurur balgamı ta alnımızın ortasına,
Tükürürmüş gibi taşlıktaki tükrük tasına!
Hezeyan, sorsanız, Allah; hezeyan, Peygamber;
Din, vatan, âile, millet gibi yüksek hisler,
Ahmak aldatmak için söylenilir şeylermiş…
Bu hurâfâtı hakîkat diye kim dinlermiş
Âkil oymuş ki: Hayâtın bütün ezvâkından,
Durmayıp hırsını tatmîne edermiş îman.
Âhiret fikri yularmış, yakışırmış eşeğe;
Hiç kanar mıymış adam böyle beyinsizce şeye
Hele ahlâka sarılmak ne demekmiş hâlâ
Çekilir miymiş, efendim, gece gündüz bu belâ
Zevki hakmış adamın, başkası hep bâtılmış…
Çok tuhafmış bunu insanlar için anlamayış!
Âh, efendim, daha söylenmeyecek işler var…
Çünkü nâmûsa musallattı o azgın canavar.
– İyi amma niye sarmıştınız etrâfını hep
– Hakk-ı devletleri var, arz edelim neydi sebep:
Tepeden tırnağa her gün donanıp sırsıklam,
Hani, yuttuksa o tükrükleri, faslam faslam,
Vatan uğrunda efendim, vatan uğrunda bütün.
Biz o zilletlere katlanmamış olsaydık dün,
Memleket yoktu bugün, yoktu, iyâzen-billâh…
Öyle üç balgam için millete kıymak da günah.
Herif ancak bizi bir parçacık olsun saydı;
Başıboş kalmaya gelmezdi, eğer kalsaydı,
Mülkü satmıştı ya düşmanlara, ondan da geçin,
Yıkmadık âile koymazdı Hudâ hakkı için.
Bulunur pek çok adam cenge koşup can verecek;
Harbin en müşkili haysiyyeti kurbân etmek.
Bu fedâîliği bir biz göze aldırmıştık.
Ama Hâlik biliyor, bilmesin isterse balık.
Ey veliyyü’n-niam, artık size bizler köleyiz;
Yalınız emrediniz siz, yalınız emrediniz.”

***

 

* Tespiti için Ömer Ayçiçek‘e teşekkürü borç biliriz.