Emin Çölaşan, II. Abdulhamid’in Sürgün Edildiği Selanik’in Güvenliği Hakkında Yanlış Bir Yorumda Bulunmuş

Emin Çölaşan, Sözcü Gazetesinde 25 Şubat 2017 günü yayınlanan “Abdulhamid Gerçekleri” başlıklı yazısında, Payitaht Abdulhamid dizisindeki tokat sahnesinin gündeme yerleşmesinin ardından II. Abdulhamid’i konu edinmiş. Yazısında II. Abdulhamid’i tahttan indirildikten sonra İmparatorluktaki en güvenli yerlerden olduğu değerlendirilen Selanik’e sürgün edildiğini iddia etmiş. Ancak, Selanik’in içinde bulunduğu Balkan coğrafyasının ilgili dönemdeki akıbeti, Emin Çölaşan’ın Selanik’e ilişkin güvenlik değerlendirmesini haksız kılıyor:

"Bu sırada Balkan Harbi başlamış, Bulgar ordusu neredeyse İstanbul'un kapısına dayanmıştı. İttihat Terakki hükümeti İstanbul elden giderse devletin eski padişahı da esir düşebilir korkusuyla Abdülhamit'i İmparatorluğun en güvenilir bölgesi olan Selanik'e (çocukları ve karılarıylabirlikte) sürgün gönderdi. Orada devlet tarafından kiralanan Alatini köşkünde kaldılar."

32 yıl 7 ay 13 günlük saltanatının ardından tahttan indirilen II. Abdulhamid, 27 Nisan 1909 Salı gününü 28 Nisan 1909 Çarşamba gününe bağlayan gece Sirkeci’deki trene bindirilerek Selanik’e gönderilir. Yani, sürgün edilir.

Balkan Savaşları arefesinde Bulgaristan 1908 yılında bağımsızlığını kazanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’na karşı Balkan devletleri arasında ittifaklar yavaş yavaş oluşmaya başlamıştır. Yunanistan, Bulgaristan ve Sırbistan Krallıkları Balkanlarda genişlemeci politikaları ve faaliyetleri gütmektedir bu dönemde.

Balkan Harbi’nin ayak seslerinin işitildiği bu yıllarda Osmanlı Ordusu da Balkanlarda seferberlik halindedir.

I. Balkan Harbi’nin 8 Ekim 1912’de patlak vermesinin hemen akabinde II. Abdulhamid Almanların S.M.S. Loreley gemisi ile 26 Ekim 1912 tarihinde Selanik’ten İstanbul’a nakledilir. Bu nakildeki en büyük gerekçe de şüphesiz, Selanik’in Balkan Savaşı esnasında Yunanlıların eline geçeceği, haliyle sabık padişah II. Abdulhamid’in de Yunanlılarca tutsak alınabilecek olmasıdır.

Hal böyle iken, Selanik’in Osmanlı’nın en güvenli bölgesi olduğunu iddia etmek hiç mantıklı ve yerinde değildir.

Ömer Dinçer ve Kamudaki Uzman Kadrolar

Ömer Dinçer, Habertürk Gazetesinde 6 Mart 2017 günü yayınlanan “Kamu personel reformu şart” başlıklı yazısında kamu sektöründe istihdam edilen uzman ünvanlı kadrolara dair bir hata yapmış:

"Şimdi pek çok bakanlıkta uzman eleman yetiştiriliyor. Ancak 2011 yılına kadar sadece Başbakanlık, DPT ve Hazine Müsteşarlığı, Maliye Bakanlığı ve Merkez Bankası’nda uzman kadrolar bulunuyordu."

Ömer Dinçer, gerek bakanlık dönemi gerekse Başbakanlık Müsteşarlığı döneminde “kamu personel reformu” adına çalışmalar yapmış deneyimli bir isim. Ancak, 2011 yılı öncesinde kamu kurumlarında uzman ünvanıyla personel istihdam eden kurumlar sadece saydıklarıyla sınırlı değildi.

Ömer Dinçer’in bu iddiasının doğru olmadığına ilişkin olarak 2011 yılı Kasım ayında çıkarılan -eşit işe eşit ücret düzenlemesi olarak da anılan- 666 sayılı KHK‘da zikredilen uzmanlık kadrolarını aktarmamız yeterli olur diye düşünüyoruz:

  • Başbakanlık Uzmanları,
  • Kalkınma Bakanlığı Planlama Uzmanları,
  • Hazine Uzmanları,
  • Dış Ticaret Uzmanları,
  • Diyanet İşleri Uzmanları,
  • Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanları,
  • Avrupa Birliği İşleri Uzmanları,
  • Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Uzmanları,
  • Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Uzmanları,
  • Türkiye İstatistik Kurumu Uzmanları,
  • Devlet Personel Uzmanları,
  • Afet ve Acil Durum Yönetimi Uzmanları,
  • Maliye Uzmanları,
  • Sosyal Güvenlik Uzmanları,
  • Ulaştırma ve Haberleşme Uzmanları,
  • Havacılık ve Uzay Teknolojileri Uzmanları,
  • Denizcilik Uzmanları,
  • Çalışma Uzmanları,
  • Yurt Dışı İşçi Hizmetleri Uzmanları,
  • İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanları,
  • Millî Eğitim Uzmanları,
  • TİKA Uzmanları
  • Sağlık Uzmanları,
  • Devlet Gelir Uzmanları,
  • Marka Uzmanları,
  • Patent Uzmanları,
  • Özelleştirme İdaresi Başkanlığı Uzmanları,
  • Bakanlık ve Bağlı Kuruluşların A.B. Uzmanları,
  • Savunma Sanayi Müsteşarlığı Uzmanları,
  • Çalışma ve Sosyal Güvenlik Eğitim Uzmanları,
  • İstihdam Uzmanları,
  • Kültür ve Turizm Uzmanları,
  • Yazma Eser Uzmanları,
  • Vakıf Uzmanları,
  • Tapu ve Kadastro Uzmanları,
  • Sanayi ve Teknoloji Uzmanları,
  • Çevre ve Şehircilik Uzmanları,
  • Orman ve Su İşleri Uzmanları,
  • Meteoroloji Uzmanları,
  • Gençlik ve Spor Uzmanları,
  • Gümrük ve Ticaret Uzmanları,
  • İhracatı Geliştirme Uzmanları,
  • Aile ve Sosyal Politikalar Uzmanları,
  • Gıda, Tarım ve Hayvancılık Uzmanları,
  • Basın ve Enformasyon Uzmanları,
  • Yüksek Kurum Uzmanları,
  • Enerji ve Tabii Kaynaklar Uzmanları,
  • Defterdarlık Uzmanları,
  • İçişleri Bakanlığı İl Planlama Uzmanları,
  • Adalet Uzmanları,
  • Dışişleri Uzmanları,
  • Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanları,
  • Diyanet İşleri Uzmanları,
  • Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Uzmanları,
  • Millî Savunma Uzmanları

Hülasa, 2011 yılına kadar uzman kadrolar sadece Ömer Çelik’in saydığı kurumlarda çalışmıyordu. Yukarıda sayıldığı üzere neredeyse tüm kurumlarda uzman ünvalı kadrolar görev almaktaydı.

Sevilay Yükselir ve YGS’ye Dair Hatalar

Sevilay Yükselir, 29 Nisan 2011 tarihinde Sabah Gazetesinde yayınlanan “Git Sayın Başkan! Artık Git!” başlıklı yazısında Yükseköğretime Geçiş Sınavına (YGS) dair birkaç hata yapmıştı:

"Dün YGS sonuçları açıklandıktan hemen sonra televizyonun karşısına geçip yorumları izlemeye koyuldum. En çok da 500 sorunun tamamını bilerek YGS birincisi olan Ankara Fen Lisesi öğrencisi Mehmet Bilal Doğan'ın ne diyeceğini merak ediyordum."

YGS‘de 500 soru yoktur. 500 puan alan kişi 500 sorunun tamamını yapmış demek değildir. YGS’de her soru 1 puan gibi bir yaklaşım  yoktur. Tam puan alan kişi soruların hepsini doğru yapmamış olabilir. ÖSYM’nin hesaplama mekanizmasına göre bir ağırlıklandırma ve taban puan üzerinden hesaplama yapılmaktadır.

* Tesbiti için Ekşisözlük’ten taqster‘e teşekkür ederiz.

Süleyman Özışık Meclisin Salt Çoğunluk Aritmetiğinde Yanlışa Düşmüş

Süleyman Özışık, internethaber.com adlı haber sitesinde 6 Mart 2017 günü yayınlanan “Yalanlar ve doğrular…” başlıklı yazısında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin “salt çoğunluğu”nu oluşturan milletvekili sayısına dair “doğru” bilgiyi sehven yanlış aktarmış gibi:

"Meclis, söz konusu 7 üyeyi ancak ve ancak "Salt çoğunluk" sistemiyle, yani 600 milletvekilinden 401 tanesinin oyuyla seçebilecek."

Salt çoğunluk, meclisteki milletvekili sayısının yarısının 1 fazlasını temsil eder. 600 milletvekilinin yarısından 1 fazlası da 301 olur. 401 üye, nitelikli çoğunluğu temsil eder, salt çoğunluğu değil.

Süleyman Özışık’ın bahse konu yazısı, hatanın tesbitinin ve aktarılmasının akabinde internet sitesinde düzeltilerek, salt çoğunluk, nitelikli çoğunluk olarak değiştirilmiştir.

İlaveten, Süleyman Özışık Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın günümüze değin atadığı Anayasa Mahkemesi üyesi sayısını da yanlış aktarmış:

"Erdoğan bugüne kadar Anayasa Mahkemesi'ne 1 üye atayabilmiş, 2019 seçimlerine kadar sadece 3 üye atayabilecek."

Cumhurbaşkanı Erdoğan şu ana değin Anayasa Mahkemesine Kadir Özkaya, Recai Akyel ve Yusuf Şevki Hakyemez olmak üzere 3 üye ataması yapmıştır. 1 değil, 3.

* Tesbitleri için Murat Akın‘a teşekkürler

 

Menderes Özel, Kuzey Işıklarının İzlendiği Mounio’yu Biraz Yanlış Konumlandırmış

Menderes Özel, Milliyet Gazetesinde 5 Mart 2017 tarihinde yayınlanan “Kuzey ışığı avı” başlıklı yazısında Finlandiya seyahatine dair ufak bir hata yapmış:

"Japonya’nın Finlandiya sınırları içinde kalan Mounio’daydım."

Menderes Özel Japonya yerine Lapland, yani Laponya demek istemiş galiba… Japonya ile Finlandiya arasında pek bir bağ yok çünkü ve kuzey ışıklarının izlenebildiği Mounio, Finlandiya’nın Lapland bölgesine bağlıdır.

Ahmet Yenilmez, Milli Kültür Şurasını Anayasal Gereklilik Addetmiş

Ahmet Yenilmez, Güneş Gazetesinde 5 Mart 2017 günü yayınlanan “III. Milli Kültür Şurası’na dair” başlıklı yazısında bahse konu etkinliğin Anayasal gereklilik çerçevesinde aslında her 3 yılda bir düzenlenmesi gerekliliğinin bulunduğunu iddia etmiş:

"3. Milli Kültür Şurası hayırlısıyla başladı! 

Aslında anayasal olarak her 3 yılda bir toplanması gereken şuramızı 27 yıl sonra toplamayı başardık hamdolsun!"

Milli Kültür Şuralarının ilki 1982, ikincisi 1989 yılında düzenlenmişti. Üçüncüsü ise bu yıl düzenlendi.

Bahse konu Şuranın düzenlenme gerekliliğine dair Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında bir hüküm bulunmamaktadır. Şura’nın internet sitesinde de bu yönde herhangi bir bilgi yer almamaktadır.

Ahmet Yenilmez’i büyük ihtimalle Cumhuriyet Gazetesinin aynı yanlışa düştüğü “Milli Kültür Şûrası tartışmalarla başlıyor” başlıklı haberi yanılmış gibi.

Vedat Sağlam, Alman Parlamentosu’nun Yayın Organının Sevr Haritası Yayınladığını İddia Etmiş

Vedat Sağlam, Diriliş Postası Gazetesinde 5 Mart 2017 günü yayınlanan “Batı’daki Türkiye düşmanlığı…” başlıklı yazısında Alman Parlamentosu’nun yayın organının Sevr haritası yayınladığını iddia etme hatasına düşmüş:

"Yetmiyor, yine Almanya Parlamentosu’nun (Bundestag) resmi yayın organı “Des Parlament” bir Sevr haritası yayınlayarak, "Boğaz'ın hasta adamı" diye de başlık atıp, Türkiye düşmanlığında zirve yapıyor. Türkiye haritasının bir kısmını Kürdistan, bir kısmını da Ermenistan olarak göstererek, böylece haysiyetsizlikte ne kadar ileri gidebileceklerini de ispatlamış oluyorlar. Almanya, Türkiye niyetinin resmen önce "hayır", sonra "ayır" olduğunu ispatlanmış oluyor böylece."

1. Almanya Parlamentosu demek yerine Almanya Federal Parlamentosu demek daha doğru olur.

2. Bahsettiği yayının adı Des Parlament değil, Das Parlament’tir.

3. Dergi, Türkiye haritasının üzerinde 3-4 görselle Osmanlı Devletinin haritasını, Ermenilerin hak iddia ettiği toprakların haritasını ve Kürt kökenli nüfusun yoğun olduğu alanları gösteren haritaları aktarmıştır (Bkz: ilgili yayının 4. ve 5. sayfaları). Vedat Sağlam’ın yazısında değinmiş Ermeni ve Kürt unsurlara ilişkin haritalara. Ancak, Das Parlament’teki harita Sevr Anlaşmasına göre paylaşılan Anadolu topraklarına dair harita değildir.

Görünen o ki Vedat Sağlam, yayını orjinalinden incelemeyip “Sevr haritası” yayını konusunda basına yansıyan haberlere itimat etmiş.

Necati Özfatura, Lozan Antlaşmasını ABD’nin Onayı ve 1993-2003 Arası Faiz Ödemelerine Dair Hata Yapmış

M. Necati Özfatura, Türkiye Gazetesinde 3 Mart 2017 tarihinde “Huzursuzluk duyanlar?” başlığıyla yayınlanan yazısında hem ödenen faiz tutarında hem de ABD’nin Lozan Antlaşmasını onaylamadığı efsanesi hakkında yanlışlar yapmış:

"Türkiye’nin gelişmesinden huzursuz olanları sıralarsak; 1993-2003 arasında 2 trilyon 300 milyar TL faiz alan "Faiz lobisi", "Boğaziçi dükalığı"nın baronları, Sevr ile Ermenilere bazı iller verilmediği için Lozan’ı tasdik etmeyen ABD, onlarca camiyi süresiz kapatan İslam düşmanı Almanya, Fransa ve diğerleri, Akdeniz’e inmek isteyen Rusya ve bunların Haçlı ordusu rolünde olan başta FETÖ, PKK, PYD, YPG, DEAŞ, DHKP-C ve Hıristiyan Batı potasında erimiş devşirme yerli ve millî olmayan sözde aydınlar."

Daha önce, “ABD’nin Lozan Antlaşması’nı İmzalamaması ve Köşe Yazarları” başlıklı ihtisapta aktarmıştık. ABD, bir tarafı olmadığı, isminin bile geçmediği Lozan Antlaşması’nın görüşüldüğü konferansa gözlemci statüsünde katılım sağlamıştır. Anlaşmanın ele alındığı konferans sonunda Lozan Anlaşmasına imza koymamıştır. Çünkü, anlaşmanın getireceği kapsamı belirsiz yükümlülüklerin altına girmek istememiştir. Gözlemci statüsünde katılım sağladığı konferans sonucunda çıkan anlaşmayı onaylamak ya da imzalamakla mükellef değildir ülkeler. Lozan Antlaşmasının taraflarınca imzalanmasından sonra ABD’nin onaylamadığı iddia edilen antlaşma, genel kanının aksine Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusu hükmündeki Lozan Antlaşması değildir, ABD ve Türkiye arasındaki Ticaret ve Dostluk Antlaşması’dır. Ki, bu antlaşma metni üzerinden tekrar müzakere edilen yeni bir Dostluk ve Ticaret Antlaşması daha sonra kabul edilmiştir. Lozan Antlaşması’nın ABD tarafından onaylanmadığı iddiasını bir yana bırakırsak, Ermenilere toprak verilmediği için onaylanmadığı iddiası da Necati Özfatura’nın hayalgücünün eseri olarak ön plana çıkmaktadır.

Diğer hatayı dile getirecek olursak; Necati Özfatura 2003-2013 yılları arasında faiz lobisine ödendiği iddia edilen 2 trilyon 300 milyar TL tutarı da  yanlış aktarmış. 2,3 trilyon TL’nin büyüklüğü Necati Özfatura’ya biraz muallak gelmiş galiba. 1994-2013 yılları arasında konsolide bütçeden iç ve dış faiz ödemesi olarak toplam 198 milyar TL ödemesi yapılmıştır. 2,3 trilyon TL ile 200 milyar TL arasında büyük fark var.

Yıl Konsolida Bütçe Faiz Gideri (milyon TL)
1994 298,00
1995 576,00
1996 1.497,00
1997 2.278,00
1998 6.177,00
1999 10.721,00
2000 20.440,00
2001 41.062,00
2002 56.488,00
2003 58.609,00
Toplam 198.146,00

 

Doğu Perinçek, Türban Konusunda Çok Genel ve Ezberden Konuşmuş

Doğu Perinçek, Aydınlık Gazetesinde 4 Mart 2017 günü yayınlanan “Orduya türban fitnesi” başlıklı yazısında türban kullanımı konusunda yanlış ve genel ifadeler kullanmış:

"TSK’da herhangi bir giyim yasağı yok. Türk subayının, astsubayının ve erinin üniforması var. Bu üniforma, talimatnamelerde tanımlanıyor. Türk askerinin üniforması belli. Örneğin fötr şapka yok, sarık yok, kısa pantolon yok, mayo yok, kruvaze ceket yok, türban da yok vb. Bunlar yasak değil. Düzenlemeler, yasakları saymıyor, Türk askerinin giyimini şapkasından ayakkabısına ve çorabına kadar tanımlıyor. Şimdi birisi de çıkıp Orduda “fötr şapka yasağını kaldırın” diye ortaya çıksa, buna özgürlük mücadelesi mi diyeceğiz?"

Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları, kılık kıyafet konusunda TSK’nın özel yönetmeliklerinde belirtilen usul ve esaslara tabidirler. TSK tarafından belirlenen üniforma giyimi zorunludur. Bu standardın dışına çıkılamaz.

TSK İç Hizmet Kanunu 34. Maddesi’ye göre “Silahlı Kuvvetler mensupları üniforma giyerler. Hizmet esnasında üniformayı giymek mecburidir. Hususi vazifeler sebebiyle hizmet esnasında sivil elbise giymek amirin müsaadesine bağlıdır. Her asker üniformasının şeref ve haysiyetini korumaya mecburdur” ve “Üniformanın şekilleri Milli Savunma Bakanlığınca tespit olunur.”

Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliği 72. maddesine göre “Silâhlı Kuvvetler mensupları vazife başında giyecekleri üniformanın şekilleri ve elbisenin kumaş, rengi ve biçimi Silâhlı Kuvvetler Kıyafet Kararnamesine ve kullanacakları eşya ve teçhizat da resmî surette kabul edilen teçhizat talimatları ile tesbit edilen örneklerine uygun olacaktır.”

Yine aynı yönetmeliğe göre “Her asker, kıyafet kararnamesine göre giyinmeye ve her âmir ve üst de bu kararnamenin muhteviyatını itina ile yerine getirmeye mecburdur. Aksine hareket cezai muciptir.” Yani, yönetmelikte belirlenen unsurları giymezse ya da yönetmelikte zikredilmeyen unsurları giyerse ceza alır. Yönetmelikle tarif edilen şekilde giyinmeye mecburdur.

Doğu Perinçek, başörtüsünü fötr şapka analojisi ile kıyasa tabi tutmuş. Ancak, yönetmelik gereği bir asker fötr şapka da takamaz. TSK personeli kıyafetlerinde, Türk Silahlı Kuvvetleri Kıyafet Yönetmeliği hükümleri uygulanır. Kılık kıyafet yönetmeliklerinin hepsinde personelin nasıl giyinmesi gerektiği ve nelerin giyileceği alenen yazılır, giyilemeyecek şeylerin tamamı aktarılmaz yönetmelikte. Ancak, yönetmelikte giyilemeyeceği alenen belirtilmese de bu unsurlar açıkça izin verilmediği için “yasak” addedilir.

Türk Silahlı Kuvvetleri Kıyafet Yönetmeliği’nin “Genel Hükümleri” bölümüne eklenen şu maddeyle başörtüsü açıkça zikredilerek, giyilebilecek unsurlar içerisine dahil edildi:

“Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri mensubu bayan subaylar, sözleşmeli subaylar, astsubaylar, sözleşmeli astsubaylar ve askeri öğrenciler ile bunların adayları ve kursiyerleri, resmi üniformalarıyla birlikte şapka, bere veya kep altına başlarına taktıkları üniforma renginden istihkak olarak verilen desensiz giysileri yüzlerini kapatmayacak şekilde takabilirler”

TSK’da herhangi bir giyim yasağı yok demesinin anlaşılır tarafı yok. TSK’da kot pantolonla, blazer ceketle, şortla, kapriyle girilemiyorsa, kılık kıyafet bir yönetmelikle düzenleniyorsa, yasaklanan ve izin verilen unsurlar vardır.

"Örneğin Filenin Sultanları veya Potanın Perileri maça türbanla veya farklı formayla çıkıyorlar mı?

Türbanla küt inemezsiniz. Türbanla ribaunt alamazsınız. Türbanla çapa yapamaz ve laboratuvarda çalışamazsınız. Türbanla savaşamazsınız. Türban kadını hayatın dışına atar."

Türkiye Bayan Voleybol ya da Basketbol Milli Takımında türbanlı oyuncular olmasa da, gerek ülkemizdeki bazı spor kulüplerinde ve diğer bazı ülkelerin takımlarında kadınlar gayet engelsiz şekilde türbanla spor müsabakalarına katılabilmektedir. Ülkemizden bir örnek, Konya’nın Hüyük İlçesi’nden Yenidoğanspor Kulübü voleybol takımı. Yurt dışından örnekler ise Mısır ve İran milli takımlarından geliyor.

"Tarihe bakınız türbanlı Türk kadını var mı?"

Türbanın Türk tarihindeki yerine değinmeksizin, Doğu Perinçek’in böylesi amaçsızca ve genel şekilde konuşmaması gerektiğini anlatmak adına, Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım ve eşi Latife Hanım örneklerini sunmak yeterlidir.

Sinan Burhan, Türkiye’de Her Şehirde Havaalanı Olduğunu Zannediyor

Sinan Burhan, Yeni Akit Gazetesinde 4 Mart 2017 tarihinde yayınlanan “AK Parti’nin strateji hatası” başlıklı yazısında ülkemizde havaalanı olmayan il kalmadığını iddia etme hatasına düşmüş:

"AK Parti hükümetleri döneminde Türkiye çok büyümüştür. Havaalanı olmayan il kalmamıştır. Üniversitesi olmayan il kalmamıştır."

Sinan Burhan’ın iddiası yanlış. Havaalanı sayısında kat edilen ilerlemeye rağmen hâlâ havaalanına sahip olmayan iller mevcut. Havaalanı olmayan illeri tespit edebildiğimiz kadarıyla sıralayalım:

Afyon, Aksaray, Ardahan, Artvin, Aydın, Bartın, Bayburt, Bilecik, Bolu, Burdur, Çankırı, Çorum, Düzce, Edirne, Gümüşhane, Karabük, Karaman, Kırıkkale, Kırklareli, Kırşehir, Kilis, Manisa, Mersin, Osmaniye, Rize, Sakarya, Tunceli, Yalova, Yozgat