Cüneyt Başaran ve Döviz Kuru Değer Kayıpları

Cüneyt Başaran, 2 Eylül 2015 tarihinde Habertürk Gazetesi’nde yayımlanan “Bir Efsane Çöküyor mu?” başlıklı köşe yazısında döviz kuru kayıplarının dış ticarete etkisine değinmiş ve biraz ortalığı karıştırmış.

Ancak FT’nin son araştırmasına göre bunlar “tali sebepler”. Asıl sebep, “ihracatı büyük oranda ithal girdiye dayanan ülkelerin kurları devalüe olunca ithalatı kesmeleri ve bunun da ülkelerin ihracat performansını etkileyip domino etkisi ile bütün gelişen ülkeleri vurması”. 
FT’nin araştırmasına göre bir ülkenin kurundaki her yüzde 1’lik devalüasyon ülkenin ithalatını ortalama binde 5 (% 0.5) daraltıyor.

Cüneyt Bey, okuduğu FT haberinin orjinalini yanlış anlamış ya da yanlış bir çeviriye kurban gitmiş.

Öncelikle haberin orjinal İngilizce metnini okuyalım:

A recent study by the World Bank, based on analysis of 46 developed and emerging economies, found that between 2004 and 2012 currency depreciations were only half as effective in boosting exports as they had been between 1996 and 2003. But it did still find a weaker currency was of some benefit in this regard.

Yani, bahse konu çalışmayı Cüneyt Başaran’ın bahsettiği gibi FT yapmamış, Dünya Bankası yapmış.

Ayrıca, iddia edildiği gibi, % 1’lik devalüasyon ithalatta % 0,5 daralmaya yol açmıyor. Döviz kurundaki değer kaybının ihracat üzerindeki artırıcı etkisi, eskisine nazaran yarı yarıya inmiştir.

Konuya ilişkin detayı Uğur Gürses, 3 Eylül 2015 tarihli köşe yazısında doğru yakalamış.

Uğur Gürses’e +1 puan, Cüneyt Başaran’a ise 0 puan.

Kaynaklar:

Cüneyt Başaran’ın 2 Eylül 2015 tarihli köşe yazısı: http://www.haberturk.com/yazarlar/cuneyt-basaran/1123219-bir-efsane-cokuyor-mu

Cüneyt Başaran’ın atıf yaptığı FT haberi: http://www.ft.com/cms/s/3/6557aee0-4cc1-11e5-9b5d-89a026fda5c9.html#axzz3kil2OiKL

Uğur Gürses’in 3 Eylül 2015 tarihli köşe yazısı: http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/ugur-gurses_526/babacan-vitrin-makyajiyla-gitti_29974634

Yaşar Erdinç ve KOZA AŞ’nin Yabancı Yatırımcı Payı

Yaşar Erdinç, 3 Eylül 2015 tarihinde Bugün Gazetesi’nde yayımlanan “Baskılar, ekonomi ve piyasalar” başlıklı köşe yazısında Koza İpek’e yapılan operasyonu değerlendirmiş ve firmalarının sermaye yapısına değinmiş.

***

"Yabancılar şeffaf, hesap verebilir ve kurumsal yönetim ilkelerinin olmadığı şirketlere yatırım yapmazlar. 2 gün önceki takas verilerine göre KOZAA’nın yabancı payı yüzde 84, KOZAL’ın yabancı payı yüzde 59.6 ve IPEKE’nin payı ise yüzde 49.8 düzeyinde bulunuyor."

***

KOZAA’nın halihazırda halka açıklık oranı % 47,75’tir. Bu durumda, yabancıların KOZAA’nın sermayesi içinde % 84’lük bir paya sahip olması mümkün görünmüyor. Yaşar Bey’in yazısında atladığı husus, verdiği verilerin halka açık hisseler üzerinden payları temsil ediyor olması. Yani Yaşar Bey eğer bu payların halka açık kısım içindeki payı temsil ettiğini belirtseydi bir sorun olmayacaktır.

Yaşar Erdinç’in 3 Eylül 2015 tarihli köşe yazısı: http://www.bugun.com.tr/baskilar-ekonomi-ve-piyasalar-yazisi-1814146

Murat Bardakçı ve Pew Araştırma Merkezi

Murat Bardakçı, 2 Eylül 2015 tarihinde Habertürk Gazetesi’nde yayımlanan “Vâdeli kürtaj affı” başlıklı köşe yazısında Pew Araştırma Merkezi’nin ABD eski dışişleri bakanı Madeleine Albright tarafından kurulduğunu iddia etmiş. Murat Bey bu hatayı, Pew Araştırma Merkezi’ne değindiği tüm yazılarında tekrarlamış.

***

“Birkaç ay önce yazmıştım: Birleşik Amerika’nın eski dışişleri bakanlarından Madeleine Albright’ın Washington’da kurduğu ve bugün dünyanın en saygın araştırma kuruluşlarından olan PEW’in, dinlerin geleceği konusunda yaptığı araştırma, çarpıcı neticeler vermişti.”

***

Büyük ihtimalle Pew Araştırma Merkezi hakkındaki EkşiSözlük başlığındaki bilgilerden etkilenmiş olan Murat Bardakçı’nın bu iddiası maalesef doğruyu yansıtmıyor.

Pew Araştırma Merkezi, “The Pew Charitable Trusts” adlı vakıf fonu tarafından kurulmuştur.   Pew Cheritable Trusts ise 1948 yılında oluşturulmuş bir yardım fonudur. Pew Araştırma Merkezi aslında Andrew Kohut’un Times Mirror adllı gazetesinde yürüttüğü bir araştırma projesine dayanmaktadır. Pew’in resmi internet sitesinde ya da diğer internet kaynaklarında bu yönde bir bilgi bulunmamaktadır. Madeleine Albright’ın bahse konu araştırma merkezinin eş başkanlığını üstleniyor olması bu hatada etkili görünüyor. Ancak unutulmamalı ki, bahse konu merkezin direktörlüğü hâlâ Andrew Kohut tarafınca yürütülmektedir.

Kaynaklar:

Murat Bardakçı’nın 2 Eylül 2015 tarihli köşe yazısı: http://www.haberturk.com/yazarlar/murat-bardakci/1123238-vadeli-kurtaj-affi

Pew Araştırma Merkez internet sitesinin “geçmiş”i hakkındaki bölümü: http://www.pewresearch.org/about/our-history/

Murat Bardakci _ Pew Research Center

Selahattin Duman ve Bursa-İstanbul Feribot Hattı

Selahattin Duman, 3 Eylül 2015 tarihinde Hürriyet Gazetesi’nde yayımlanan köşe yazısında, Fatih Çekirge’nin 31 Ağustos tarihli köşe yazısında bahsettiği Muğla-İstanbul seyahatine değinmiş.

“Bu yolu kullananlar bilir. Ya Bandırma’dan feriboya binip Yenikapı’da inersin. Yahut karadan devam edersin. Yalova üzerinden Bursa, Kocaeli yapıp İstanbul’a ulaşırsın. Fatih Çekirge, Bursa’dan feribota bindiğine göre aynı güzergâhın içinde hem Bandırma hem Bursa bir arada olamaz. Gelmişken Bandırma’yı da bir göreyim deyip yolu uzatması bana mantıklı gelmiyor. Tahminim, Yalova’dan geçerken denizi gördü, orayı Bandırma zannetti.” diyen Duman, ilginç bir teori ortaya atmış.

Fatih Çekirge’ye sataşmasına girmeden, kendisinin atladığı bir hususa dikkat çekmek istiyoruz. Selahattin Duman’ın bahsettiğine ilaveten Bursa’dan feribota binerek gitmek mümkün. Bursa’dan İstanbul’a ulaşmak için Topçular-Eskihisar feribot hattının kullanılmasına gerek yok. Bursa’nın Mudanya ilçesinden İDO’nun feribot seferleriyle Yenikapı’ya ulaşılabilir. Bu durumda, Fatih Bey’in Yalova’dan geçmesine ve orayı Bandırma zannetmesine de gerek kalmaz yani.

Kaynaklar:

Selahattin Duman’ın 3 Eylül 2015 tarihli köşe yazısı: http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/selahattin-duman_522/halk-dedikleri-bu-herif-mi_29974494

Fatih Çekirge’nin 31 Ağustos 2015 tarihli köşe yazısı: http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/fatih-cekirge_174/1000-km-lik-yol-boyu-izlenimleri-1-kasim-da-ne-olur_29948499

İDO’nun Mudanya-Yenikapı Feribot Seferleri Programı: http://www.ido.com.tr/tr/tarifeler/2015-yaz-tarifesi/687

Selahattin Duman ve Futbol Yorumculuğu Hataları

Selahattin Duman, 1 Eylül 2015 tarihinde Hürriyet Gazetesi’nde yayımlanan “Bir gün herkes yerli olacak” başlıklı köşe yazısında futbol yorumculuğuna soyunmuş.

***

“Beşiktaş’ın bir Muhammed’i vardı. Dünya yıldızı olacaktı, fakat sonra oğlan üçüncü ligde mi ikinci ligde mi ne, umutsuzca top kovalıyordu.”

Beşiktaş’ın –zamanında büyük umutlar beslenen- eski oyuncusu Muhammed Demirci’den bahsediyor Selahattin Duman. Beşiktaş Muhammed’i, 2014-2015 sezonunda 1. Ligde mücadele eden Gaziantap Büyükşehir Belediye Spor’a kiralamıştı. Muhammed Demirci şu an ise Belçika’nın 1. Lig ekiplerinden Mouscron-Péruwelz’de oynuyor. Selahattin Duman’ın iddia ettiği gibi 2. 3. lig söz konusu değil yani.

***

“Brezilyalı Melo öyle, Fenerli Bruno Alvez öyle, Sivaslı Atıf Şeşu öyle”

Atıf Şeşu’nun isminin doğru yazılışı Aatif Chahechouh şeklindedir.

***

Şimdi geçelim Selahattin Duman’ın aşırı öznel futbol yorumlarına:

“Ben ilk kez seyrettiğimde Cem Pamir 19 yaşındaydı ve Almanların ünlü efsanesi Franz Beckenbauer’in sahadaki yansımasıydı.”

Cem Pamir’in ismi aslında Cem Pamiroğlu’dur. Anladık, Selahattin Duman’ın futbolcu isimleriyle arası pek iyi değil.

***

Selahattin Duman akabinde Cem Pamiroğlu ile ilgili sıralamaya başlıyor:

“O yetenekli çocuk genç yaşında A milli de oldu ancak futbolunun üzerine bir gram koyamadı.”

Futbolunun üzerine gram koyamadı dediği Pamiroğlu, 18 yaşında A Milli Takım’da oynadı. 30 yaşına değin Fenerbahçe forması giydi ve 1987 yılında Sarıyer’e transfer oldu. 33 yaşında 1990 yılında futbolu Sarıyer-Fenerbahçe jübile maçıyla bıraktı. 508 kez Fenerbahçe forması giydi ve Fenerbahçe formasını Müjdat Yetkiner, Lefter Küçükandonyadis, Şeref Has’tan sonra en çok oynayan dördüncü isim oldu.

 “O Cem Pamir’i yok eden yetenek düşmanlığı bugün de caridir.”

508 kez Fenerbahçe forması giymeyi yetenek kaybı olarak görmek çok ilginç.

“Futbolu bıraktığında futbolu unutmuş gibiydi.”

Aşırı sübjektif bir yorum. Ayrıca, futbolu bırakırken, 33 yaşında ne bekliyordu ki?

***

Kaynaklar:

Selahattin Duman’ın 1 Eylül 2015 tarihli köşe yazısı: http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/selahattin-duman_522/bir-gun-herkes-yerli-olacak_29956248

Muhammed Demirci’nin oyuncu profili: http://www.transfermarkt.com.tr/muhammed-demirci/profil/spieler/173463

Hilal Kaplan ve Tarih Cahilliği

Malumatfuruş.org adresi üzerinden günlük paylaşım yapmak temel hedef; ancak, yeri geldikçe “efsane köşe yazarı hataları”na da yer vermemek olmaz.

Bir örneği, Hilal Kaplan’ın buram buram tarih uzmanlığı kokan (!) 31 Ağustos 2012 tarihli “İstiklâl Savaşı ve sakallılar” başlıklı köşe yazısı da bunlardan biri.

“Görebildiğim kadarıyla edindiği üstün askerî başarılara rağmen tarihimizde bir ‘Kâzım Karabekir Muharabesi’ yoktur ama biraz önce bahsettiğim Başkumandanlık Meydan Muharabesi ile ‘Birinci ve İkinci İnönü Savaşları’ vardır” diyen Hilal Kaplan’ın İnönü Savaşlarının adının, muharebelerin gerçekleştiği beldeden kaynaklandığını ve İsmet İnönü ile bir ilgisi olmadığı gerçeğini bilmemesi ayıplanası bir durumdur.

Hilal Kaplan Inonu Savasi

Kaynak:

Hilal Kaplan’ın  31 Ağustos 2012 tarihli köşe yazısı: http://www.yenisafak.com/yazarlar/hilalkaplan/istikl%C3%A2l-savasi-ve-sakallilar-33842

Orhan Erinç ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Atatürk Hitabı

Orhan Erinç, 31 Ağustos 2015 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımlanan köşe yazısında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Atatürk” hitabını kullanmadığını belirtmiş.

“Atatürk’ün adını 30 Ağustos’ta Anıtkabir’de anmayan yeni başkomutanımızla ne kadar övünsek yeridir” demiş Orhan Bey.

Ancak, 30 Ağustos 2015 günü gerçekleştirilen Anıtkabir ziyaretinde Cumhurbaşkanı Erdoğan, Anıtkabir özel defterine kaydettiği ve daha sonrasında okuduğu metne “Aziz Atatürk” hitabıyla başlamış.

Ki, daha önceki Anıtkabir ziyaretlerinde de Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Atatürk” hitabını kullanmış.

Ezberden konuşmanın bir örneği daha…

***

Anıtkabir özel defterine kaydedilen metin:

“Aziz Atatürk;
Büyük Zafer’in 93. yıl dönümüne ulaştığımız bugün, bizlere emanetin olan cumhuriyetimizi ilelebet payidar kılmak için var gücümüzle çalışmaya devam ediyoruz. Kurtuluş Savaşımızın dönüm noktası olan Büyük Zafer’de ve o güne kadar geçen süreçte inancı ve iradesiyle tarihi bir mücadele veren Zat-ı Ali’niz başta olmak üzere Büyük Millet Meclisi mensupları ile erinden subayına kadar tüm askerlerimizi rahmetle ve minnetle yad ediyorum.
Anadolu’yu ebedi yurdumuz olarak muhafaza etme mücadelemiz bugün de sürüyor. Ülkemizin varlığına kasteden iç ve dış hiçbir güç, istiklalimizin ve istikbalimizin üzerine gölge düşüremeyecektir. Anadolu’nun düşman işgalinden kurtarılması ve yeni devletimizin kuruluşu sürecinde mücadele veren şehitlerimize ve gazilerimize bir kez daha Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum. Milletimiz ve onun bağrından çıkan güvenlik güçlerimiz emanetine sahip çıkıyor. Ruhun şad olsun.”
***

 

Erdoğan Anıtkabir Özel Defteri

Kaynaklar:

– Orhan Erinç’in bahse konu yazısı: http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/356335/Baskasina_Emanet_Edilemeyen_3_Bakanlik.html

– Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 30 Ağustos 2015 tarihinde Anıtkabir Özel Defterine yazdığı metin: http://www.trthaber.com/haber/gundem/buyuk-zaferin-93-yil-donumu-201086.html

 

Uğur Gürses ve Jackson Hole Konferansı

Uğur Gürses, 31 Ağustos 2015 tarihinde Hürriyet Gazetesi’nde yayımlanan “ABD’deki vadiden belirsizliğe ışık” başlıklı köşe yazısında Jackson Hole Konferansı’na değinmiş.

“Dünyanın gelişmiş ülke merkez bankacıları, her yıl Ağustos ayının sonunda ABD’de Wyoming eyaletindeki Jackson Hole vadisinde düzenlenen bir toplantıda birkaç günlüğüne bir araya geliyorlar” diyen Uğur Bey, Jackson Hole’un katılımcı yapısını net aktaramamış.

Bahse konu konferans, sadece gelişmiş ülke merkez bankalarından üst düzey temsilcilerin katılıma kapalı bir niteliğe haiz değildir. Katılımcı listesinden görülebileceği üzere Polonya, Türkiye, Meksika, Şili, Güney Afrika, Macaristan, Hindistan, Kolombiya, Güney Kore gibi önde gelen yükselen piyasa ekonomilerinden merkez banka temsilcileri de katılım sağlamaktadır.

Gerçi bir sonraki cümlesinde bu hatayı düzeltmiş Uğur Bey ama not edilmesi gerekir. Gelişmiş ve gelişen arasındaki farkın yazıda daha net belirtilmesi gerekirdi.

 

Kaynaklar:

– Uğur Gürses’in ilgili yazısı: http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/ugur-gurses_526/abd-deki-vadiden-belirsizlige-isik_29948405

– 2015 Jackson Hole Konferansı katılımcıları: https://www.kansascityfed.org/~/media/files/publicat/sympos/2015/rosterofattendees.pdf?la=en

Ertuğrul Özkök ve Hata İtirafı

İnsandır, kuldur, hata ile maluldür. Köşe yazarları da hata yapabilir. Ancak, önemli olan hatanın farkedildiği takdirde okuyucuların doğru bilgi ile yönlendirmesi ve hatanın itirafıdır.

Ertuğrul Özkök de, pek beklenilmeyecek şekilde, 31 Ağustos 2015 tarihinde Hürriyet Gazetesi’nde yayımlanan “Kendi kendime 2 gün yazmama cezası veriyorum” başlıklı yazısında aynen bunu yapmış.

Dün “Devletimizin adı nedir?” başlıklı yazısında Özkök, Orgeneral Akar’ın Türkiye Cumhuriyeti yerine ‘Türk Cumhuriyeti’ ifadesini kullandığı yazmış ve Akar’ı eleştirmişti. Ancak, 30 Ağustos Zafer Bayramı mesajında kullanılan bu ifadeyi yanlış anlamış.

Bu durum karşısında Özkök, bir erdem sergileyerek kulağının üzerine yatmayarak hatasını kamuoyuna itiraf ederek özür dilemiş:

***

Hiç kıvırtmadan söyleyeyim.
 Büyük ve affedilmez bir dikkatsizlik yapmışım.

Genelkurmay Başkanı o sözleri, Atatürk'ün yaptığı konuşmadan aktarmış. Yani o cümle kendisine değil Atatürk'e ait. Ah şu gazetecilik heyecanı, insanı vezir de eder. sefil de...
 Bugün beni sefil etti. Kadere bakın...
 Güzel bir olay yakaladım derken, sabahtan beri tebrik kabul ederken, meğer felaket bir gafın ödüllerini topla maya çabşıyomıuşum.
 Sıfırı hak ettim.
 Kim ne derse haklıdır, kabulümdür.
 Hulusi Akar gibi çok iyi yetişmiş bir komutanın böyle bir hata yapmayacağını da düşünmem lazımdı.
 O yüzden kendi kendime, kırmızı kart gösteriyor, 2 gün yazmama cezası veriyorum.
 Perşembe gününe kadar yazı yazmayacağım.
 Benden hazmetmeyenler ödül olarak da kabul edebilir.

Bundan istifade, genç gazetecilere de bir tavsiye.
 Genç arkadaş...
 Sakın benim yaptığımı yapma, ana metne bak. Bir kere, bir kere daha oku.
 Şüpheci ol, etrafına sor.
 Yoksa ders almanın yaşı yok.
 Tabii asıl özrü okurlardan dilerim.
 Niyetim hiç kötü değildi, ama yaptığım feci bir dikkatsizlikti...
 Bir cezasının olması gerekirdi.
 Onu da kendi kendime kestim.

***

Takdir ediyoruz ve not düşüyoruz.

 

Kaynak:

Ertuğrul Özkök’ün bahse konu “özür” yazısı

Ali Yurttagül ve Romanşça

Ali Yurttagül, 30 Ağustos 2015 tarihinde Zaman Gazetesi’nde yayımlanan “Neden İsviçre’de barış, bizde kavga var?” köşe yazısında, İsviçre’de konuşulan dilleri sıralarken bir hataya imza atmış.

“İsviçre’de, Avrupa’nın en kanlı tarihini yazan devletlerin ortasında Almanca, Fransızca, İtalyanca ve Romanca konuşan dört halkın yüz yıllardır birlikte olduğunu biliyoruz” diyen Yurttagül, İsviçre’de konuşulan resmi dillerden biri olan “Romanşça” (romansh) yerine “Romanca”yı (romany) sıralamış.

İki dil arasında önemli bir fark var. Romanca, romanlar/çingeneler tarafından kullanılırken, romanşça İsviçre’de 50-70.000 kişi tarafından kullanılan bir dildir.

Kaynaklar:

– Ali Yurttagül’ün ilgili yazısı: http://www.zaman.com.tr/yazarlar/ali-yurttagul/neden-isvicrede-baris-bizde-kavga-var_2313590.html

– Wikipedia’dan “Romanşça” başlığı: https://tr.wikipedia.org/wiki/Roman%C5%9F%C3%A7a