Necati Doğru ve İTO Başkanının Açıklaması

Sözcü Gazetesi yazarı Necati Doğru, 12 Eylül 2015 tarihli “Kafalar!” başlıklı köşe yazısında İstanbul Ticaret Odası Başkanı İbrahim Çağlar’ın son demecine değinmiş:

Dünyanın en yüksek tüccar, sanayici, esnaf, özel girişimci üyesine sahip ticaret odalarından biri olan İstanbul Ticaret Odası’nın başkanı İbrahim Çağlar, feryat-figan bağırmaya başladı. Diyor ki; biz hesaplarımızı dolar yıl sonunda 2.50 olacak diye yaptık. Oysa şimdiden 3 TL’yi aştı. Biz özel sektör girişimcilerinin 35 milyar dolar dış borcumuz var. Dolar beklenmedik şekilde artınca aradaki kur farkı yüzünden borcumuz da 17.5 milyar dolar birden arttı. Devlet bize yardım etsin. Borcu olana 2.70’ten dolar satsın. Devlet bankaları da bize yüzde 50 faiz indirimli kredi versin.

Necati Bey, İTO Başkanı Çağlar’ın açıklamasındaki nüansı kaçırmış. Dolar/TL kurundaki değer kaybı neticesinde özel sektör girişimcilerinin dış borcunun 17,5 milyar TL arttığını belirtmiş İbrahim Çağlar. Artması beklenen tutar dolar değil yani.

Son dönemde kurda yaşanan % 15-20’lik kayıp, 35 milyar dolarlık borç stokunda 17,5 milyar dolarlık artışa yol açamaz. Hele hele, 1 $ = 3 TL bandında iken kurlar, telafuz edilen rakamların döviz cinsine ayrı bir dikkat edilmeli.

Ancak, haber kaynakları da manşetlerinde saçmaladığı için Necati Bey’in de bu nüansı atlaması normal gibi.

Örneğin Habertürk, açıklamayı ana özette yanlış, haber metninde doğru şekilde vermiş:

İTO Başkanı Çağlar, özel sektörün kur farkı nedeniyle borcunun 17.5 milyar dolar arttığına işaret ederek, “Merkez 2.70 liradan dolar satsın. Bu 3.5 milyar dolar maliyet demek. Bu Merkez’in bir yıllık kârı” dedi

Kaynaklar:

Soner Yalçın Tarzı Okuma Sanatı, Ekmeleddin İhsanoğlu ve Yalçın Bayer

Soner Yalçın’ın olayları ve kişileri nasıl okuma yetisine (!!!) sahip olduğunu hepimiz biliyoruz. İsterse sizi dünyanın diğer ucunda bir kişiyle örgütsel ilişki içinde olduğunuzu gösterebilecek manipülasyon yeteneğine sahiptir. Bunun benzer bir örneğini Sözcü Gazetesi’nde yayımlanan 9 Eylül 2015 tarihli “Kim bu Boynukalın” başlıklı yazıda görebiliyoruz.

Kısaca özetleyecek olursak, allem edip kallem edip Hürriyet Gazetesi’ne yapılan saldırıyı örgütleyen Ak Partili Abdurrahim Boynukalın’ı, dedesi üzerinden Kahire bağlantısıyla Ekmeleddin İhsanoğlu’yla irtibatlandırmış.

Cümlealemin gönderdiği bilimum yazıyı ve zerzevatı köşesine kopyalayıp  yapıştırmasıyla bilinen “emeksiz köşe yazarı” Yalçın Bayer ise Hürriyet Gazetesi’nde yayımlanan “Rejim değişikliği saldırısı” başlıklı 11 Eylül 2015 tarihli “köşe kopyalaması”nda Soner Yalçın’ın yaptığı savurmalara yer vermiş.

Ancak ertesi gün, yani 12 Eylül 2015 tarihinde Ekmeleddin İhsanoğlu’ndan gelen “yalanlama” açıklamasını da tabiki dakika geçirmeden köşesine yapıştırmayı ihmal etmemiş.

İhsanoğlu'ndan açıklama
Bugün Hürriyet Gazetesi, Yeter söz milletin" köşenizde başka bir gazetede yer alan 'Kim bu Boynukalın' başlığı altında yapılan haberden alıntılar yapılmıştır. 'Rejim Değişikliği Saldırısı' başlığı altında yazılan Hürriyet gazetesine yapılan menfur saldırı ile ilgili Abdurrahim Boynukalın'ı dedesinin Kahire'de bulunduğu ve bu süre içerisinde rahmetli babam ile ilişkilendirildiği iddia edilmektedir. Hürriyet gazetesi ile basına yöneltilen saldırıları şiddetle kınadığım gibi basını da, sorumsuzca iddialara yer vermesini de aynı şekilde kınıyorum. Bu şekilde hayali bir bağlantı kurmaya ve bir takım temelsiz suçlamaları anlamsız bulmaktayım. Bu açıklamayı yayınlamanızı saygılarımla rica ederim.
Ekmeleddin Mehmet İhsanoğlu

“Kılavuzu Soner Yalçın olanın köşesi düzeltmeden kurtulmaz” diye bir tabi oluşturabiliriz bu minvalde.

 

Kaynaklar:

Yiğit Bulut ve Tekrara Devam

Yiğit Bulut’un Star Gazetesi’nde yayımlanan 11 Eylül 2015 tarihli köşe yazısı, daha önce 26 Mayıs 2014 tarihinde yayımlanan yazısıyla çok büyük ölçüde aynı.

Star Gazetesi, Yiğit Bulut’un eski köşe yazılarını gündeme göre tekrar yayımlasa, iyi kâra geçer gibi görünüyor.

 

Kaynaklar:

Yigit Bulut 11 Eylul 2015 Yigit Bulut 26 Mayis 2014

Ege Cansen ve IŞİD vs. DAİŞ

Ege Cansen, 10 Eylül 2015 tarihinde Sözcü Gazetesi’nde yayımlanan “Çözüm için AKP-HDP Koalisyonu Şarttır” başlıklı köşe yazısında “önemli not” başlığıyla bir metin paylaşmış:

Sı­ra­sı gel­miş­ken söy­le­ye­yim. IŞİD ye­ri­ne, DE­AŞ/DA­EŞ/DA­İŞ de­mek­ten vaz­ge­çil­me­li­dir. Bu ör­gü­tün adı 4 ke­li­me­den ku­ru­lu­dur. DA­İŞ, bu dört Arap­ça ke­li­me­nin baş harf­le­ri­dir. Bu ke­li­me­ler şun­lar­dır: 1. Irak 2. Şam (Su­ri­ye) 3. İs­lam ve 4. Dev­let. Bu ke­li­me­le­rin Türk­çe sı­ra­la­ma­sın­da­ki baş harf­le­ri IŞİD (Irak Şam İs­lam Dev­le­ti) olur. Türk­çe­’de, Ame­ri­kan Dev­le­ti­’ne “AB­D” de­nir. İn­gi­liz­ce baş harf kı­salt­ma­sı “U­SA­” kul­la­nıl­maz. IŞİ­D’­in Türk­çe­si du­rur­ken Arap­ça DA­İŞ’­i kul­lan­mak Türk­çe­ye say­gı­sız­lık­tır.

Katılırsınız, katılmazsınız ama Ege Cansen’in bahsettiği kısaltma kullanımını ilk önce kendisinin kullanmasını beklersiniz.

Ki geçmişte (daha yaklaşık 1 küsür ay önce) Ege Bey bu hususu atlamış:

Bana göre iki şeyi ihmal ediyor: Birincisi, Batı’nın Kürt diktatörleri değil, demokrasiyi desteklediğini. İkincisi de IŞİD’in Batı’nın önceliklerini değiştirdiğini.

Kaynaklar:

Muaviye’nin Dişi Deve Hikayesi ve Köşe Yazarlarımız

Gerek iktidara yakın medya gerekse muhalif medyada köşe koruyucu yazarlar, geçmiş süreçteki çeşitli hadiseler karşısında Muaviye’nin “dişi deve” hikayesi üzerinden okuyucularına mesaj vermeye çalışmakta.

Bunun örneğini, Milliyet Gazetesi’nden Hasan Pulur, Zaman Gazetesi’nden Ali Ünal, Star Gazetesi’nden Ömer Ekinci, Yeni Mesaj Gazetesi’nden Mustafa Aslan,  Cumhuriyet Gazetesi’nden İlhan Selçuk, Ortadoğu Gazetesi’nden Fikri Atılbaz, , Sözcü Gazetesi’nden Uğur Dündar,  Hürriyet Gazetesi’nden Nihat Demirkol, Yeni Asya Gazetesi’nden Ali Ferşadoğlu, Yeni Akit Gazetesi’nden Mehmet Koçak, Sözcü Gazetesi’nden Saygı Öztürk’ün yazılarında görüyoruz. Nazlı Ilıcak ise hem Sabah Gazetesi’nde hem de Bugün Gazetesi’nde iki farklı konjonktür için aynı hikayeyi kullanmış.

Hikayeyi, en kısa ve net şekilde aktaran Ali Ünal’dan dinleyelim:

Hz. Osman’ın (r.a.) şehid edilmesinin ardından halife seçilen Hz. Ali (r.a.), ilk uygulama olarak illerdeki Emevî valileri görevden alır ve yerlerine yeni tayinler yapar. Şam’da 20 yıla yakındır vali bulunan Hz. Muaviye (r.a.), Suriye’de güçlü bir otorite kurmuştur. Halkı kendisine o kadar bağlıdır ki, bir defasında içlerinden biri bir Iraklının dişi devesini zorla alır. Almakla kalmaz, “Deve benim ve dişi değil, erkek” diye iddia eder. Devesi alınan Iraklı, hayret içinde meseleyi Hz. Muaviye’ye aktarır. Hz. Muaviye, “Adam doğru söylüyor, deve onun ve erkek” der. Ardından Şam halkını toplar ve Iraklının yanında on binlerce insanın önünde, “Ey ahali, bakın. Ben diyorum ki, bu deve -onu zorla alanı işaret ederek- bunundur ve erkektir.” der. On binler, hep bir ağızdan bağırır: “Evet, deve onundur ve erkektir.” Hz. Muaviye, Iraklıya döner ve “Git Ali’ye söyle” der: “Muaviye’nin emrinde o ne derse tasdik eden on binlerce insan var.”

Hikayenin bitişi, bazı yazarlarca biraz tahrif edilmiş.

Örneğin Hasan Pulur, Muaviye’nin adamlarının beceriksizliğini ön plana çıkarıp, adamlarının Muaviye’ye olan bağlılığı vurgusunu es geçmiş.

Kufeli yırtına dursun, Muaviye deveyi Şamlı’ya vermiş, sonra da Kufeliyi bir kenara çekmiş:
“Sen de biliyorsun ki bu deve erkektir. Sen Kufe’ye dönünce, Ali’ye çık, söyle:
- Muaviye’nin dişi deveyle, erkek deveyi ayıramayan 10 bin adamı var, ona göre!”

İlhan Selçuk, sonunda doğrudan “ayar mesajı” vermiş:

Deve davacıya verilmiş, Kûfeli şaşkın şaşkın bakarken Muaviye adamı bir yana çekmiş... - Bana bak, demiş, sen de ben de biliyoruz ki deve erkektir; ama, Kûfe’ye dönüşte olayı Ali’ye anlat ki ayağını denk alsın!..

Ömer Ekinci ise daha hikayenin başında Hz. Ali’yi Küfe’ye vali yapmış:

Vaktin birinde Muaviye Şam’da, Hazreti Ali ise Küfe’de validir. Aralarında husumet vardır, savaş çıktı çıkacak.

Fikri Atılbaz da Ömer Ekinci’ye katılmış:

Aynı dönemi paylaşan Hz.Ali Küfe'de vali, Muaviye ise Şam valisidir. Çatışma halinde, savaşın arifesindedirler. Günlerden bir gün Küfeli bir deveci Şam'a gider. Orada adamın biri, 'Bu dişi deve benim' der ve deveyi yanına alır. İtiş kakış olur Küfeli itiraz eder, 'Bu deve benim olduğu gibi, aynı zamanda erkektir'

Sonuç olarak: aynı hikayenin farklı mesajlar için kullanılması, not edilmesi gereken bir hadise.

Kaynaklar:

Muaviye ve deve hikayesi

Fatih Çekirge ve İktisadi Büyüme

Hürriyet Gazetesi’nde yayımlanan 11 Eylül 2015 tarihli “Nasıl çıkarız bu nefret girdabından” başlıklı köşe yazısında Fatih Çekirge, yaşanan son sürece değinmiş ve eklenmiş:

Türkiye'nin enerjisi tükeniyor. Gücü kesiliyor. Ekonomisi daralıyor.

TUİK, 2015 yılı 2. çeyrek büyüme rakamlarını Fatih Çekirge’nin bahse konu köşe yazısından tam 1 gün önce açıkladı. Buna göre, Türkiye ekonomisi 2015 2. çeyrekte geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre % 3,8, bir önceki çeyreğe göre % 1,3 arttı.

Yani ekonomi daralmıyor, küçülmüyor, göreceli olarak düşük de olsa büyüyor.

Kaynaklar:

İkram Bağcı ve Guy Fawkes Maskesi

İkram Bağcı, 10 Eylül 2015 günü Star Gazetesi’nde yayımlanan “Tekrardan Gezi’yorlar” başlıklı köşe yazısında Guy Fawkes maskesi takan “Gezici”lere değinmiş.

1605’te İngiltere Parlamentosu’nu yakmaya çalışan Guy Fawkes idam edilmiş daha sonrasında İngiltere’de yaşanan protestolarda eylemciler Fawkes maskelerini kullanmıştı. Aynı durum Gezi olaylarında yaşanmış, Fawkes maskeleriyle eylemciler objektiflere poz verme yarışına girmişti. Gezicilerin parlamentoyu yakma girişiminde bulunan bir insanın maskesini takarak giriştiği eylemler demokrasiye sahip çıkan sözde şirin gençlerin demokrasiden ne anladıklarını gösteriyordu.

İkram Bağcı, Guy Fawkes maskelerinin neden takıldığını ve tarihi süreci iyi bilmediği için biraz işkembe-i kübrasına sığınmış.

5 Kasım 1605 günü gerçekleştirdiği başarısız “parlamento binası yakma” eyleminin ardından yakalanan Guy Fawkes idam edilir. Ancak, Guy Fawkes maskeleri, bu eylemin akabinde yaşanan eylemlerde/protestolarda kullanılmaz. Zaten, 5 Kasım 1605 tarihinin akabinde protesto eylemi vs. olmamıştır. Bu maskeler, Guy Fawkes’ın başarısız girişimini hatırlatmak için kullanılır. Yani, sisteme ve otoriteye başkaldıranların değil, sistem ve otorite taraftarlarının , başarısız eylemi kutlaması için bir simgedir. Bonfire Night ya da Guy Fawkes Day olarak anılan 5 Kasım günü Guy Fawkes maskesi giyen kuklalar yakılır, insanlar Guy Fawkes, ya da herkesin günümüzde bildiği adıyla “V for Vendetta” maskesini takar. Günümüzde ise anlamını biraz yitirip, eğlence maksatlı kullanılır.

Gezicilerin Guy Fawkes maskelerini takması aslında bir bakıma, İkram Bağcı gibilerini kızdırsa da, demokrasi adına esas anlamı itibarıyla olumlu; yaptığı çağrışımlar itibarıyla ise menfi bir olay.

Kaynak:

Ikram Bagci_10 Eylul 2015

Özgür Bolat ve Profesör Maaşları

Özgür Bolat, 10 Eylül 2015 tarihinde Hürriyet Gazetesi’nde yayımlanan “Bir ülke ne zaman gelişir” başlıklı köşe yazısında gayri safi milli hasıla (GSMH) ve profesör maaşları arasındaki ilişkiye değinmiş.

"Ülkelerin gayrisafi milli hasılalarını (GSMH) ve profesör maaşlarını karşılaştırınca, enteresan bir bilgi keşfettim. Bir ülkede araştırmacı maaşları ne kadar yüksekse, o ülkenin GSMH'si de o kadar yüksek oluyor. Neredeyse mükemmel bir korelasyon var (Ben profesör maaşlarını baz aldım ama her araştırmacı seviyesinde ilişki buldum)"

Neresinden tutsan elinde kalan bir metin ve analiz.

  1. Öncelikle, Özgür Bey analizini nominal değerler üzerinden yapmış. Yanlış 1. Satın alma gücü paritesine göre GSMH ve maaş değerleri kullanılmalı.
  2. Özgür Bey, seçilmiş ülkelerdeki araştırmacı maaşlarıyla GSMH ilişkisini bir grafikte bir araya getirmiş. Akabinde, araştırmacı maaşlarının artmasının GSMH artışına yol açtığı sonucuna varmış. Ekonometri ve istatistik cahili olunca insanın böyle çıkarımlar yapması çok normal. Basit excel bilgisiyle dünyalar kurtarıyor yazarlarımız, bir de “enteresan bir bilgi keşfettim” diye köşelerinden bağırıyor. Utanmasalar, “evreka” diye camdan dışarı çığlık atacaklar. İşin esprisi bir yana demek istiyorum ama bir türlü kurtulamıyorum. Profesör maaşları ile yenilen yumurta sayısını bir araya getirse Özgür Bey, daha fazla yumurta yenildikçe profesör maaşlarının arttığı sonucuna varacak galiba. Ekonometrik analizlerde “nedensellik” (granger causality) denilen bir test yöntemi vardır. İki veri seti arasında bir ilişki olup olmadığı tesbit etmenin yanı sıra bu ilişkinin yönünü belirler. Yani, aslında milli geliri yüksek ülkeler, göreceli olarak daha zengin olduğu için daha fazla maaş veriyor olabilirler. Daha kapsamlı ve teknik analiz yapmadan düz mantıkla akademisyen maaşları hakkında yorum yapmak da ancak bir köşe yazarının vazifesi olur zaten.
  3. (Hindistan, Güney Afrika, Kolombiya ve Suudi Arabistan gini) Daha düşük gelirli bazı ülkelerde, toplumun akademisyenlere verdiği göreceli değer ve akademisyen arz kısıtları gibi çeşitli nedenlerle, satın alma gücü paritesine göre gelişmiş ekonomilerden daha yüksek maaşların akademisyenlere ödendiğini görüyoruz (Bu konuda kapsamlı bir analiz için bkz: International Comparison of Academic Salaries).
  4. İlaveten, Özgür Bolat’ın GSMH verisi biraz sorunlu. GSMH sütunu incelendiğinde, Danimarka, İsveç, Finlandiya, İsrail, İrlanda, Polonya’nın ülkemizden daha yüksek GSMH’ye sahip olduğu görülmekte. Ancak malesef bu doğru değil. Veride ya da verinin gösteriliş biçiminde bir sorun olduğu bariz.

 

Kaynaklar:

Ozgur Bolat_10 Eylul 2015 Ozgur Bolat_Akademisyen Maaslari

Vedat Bilgin ve “Poseydo” Aydınlar

Vedat Bilgin, Akşam Gazetesi’nde yayımlanan 9 Eylül 2015 tarihli “Aydınlar Neredesiniz” başlıklı köşe yazısında aydın kategorizasyonuna gitmiş:

"Kategorizasyonumun resmi aydınlar, poseydo aydınlar, organik aydınlar veya yerli aydınlar şeklinde olduğunu sık sık paylaşıyorum."

Vedat Bilgin’in “POSEYDO” ifadesi insanın aklına ilk önce antik Yunan deniz tanrısı Poseidon’u getiriyor. Ancak, Vedat Bilgin’in aslında söylemek istediği “südo” şeklinde okunan ve “sahte, aldatıcı, uydurma, sözde, gerçek olmayan” anlamına gelen “PSEUDO”dur. Tıpta”psödo” olarak ifade edilen bu terimi “poseydo” yapan Vedat Bilgin aynı hatayı 10 Ağustos 2015 tarihli köşe yazısında da yapmış. Yani, tek seferlik bir klavye hatası değil, kalıcı bir terminoloji hatasıyla karşı karşıyayız.

Aydınlara laf sokmaya çalışırken, kendini rezil etmek bu olsa gerek.

Kaynaklar:

Poseidon

Yiğit Bulut ve Tekrar Kolaycılığına Hız Kaybetmeden Devam

Kısa geçmek gerek…

Yiğit Bulut’un Star Gazetesi’nde yayımlanan 9 Eylül 2015 tarihli “Ülkem nasıl bir saldırı altında, bu nasıl bir düşmanlık, nasıl bir ihanet” başlıklı yazısı, 28 Şubat 2014 tarihli “Türkiye’de yaşayan herkese açık mektup” başlıklı köşe yazısından kopyala yapıştır.

Türkiye’de köşe yazarlığı hiç olmadığı kadar kolay…

Kaynaklar:

Yigit Bulut 9 Eylul 2015

Yigit Bulut 28 Subat 2014