Türklerin Tarihte Sadece 16 Devlet Kurduğu Zannına Kapılan Köşe Yazarları

Türkler tarihte 16 devlet mi kurdu? Neden bazı köşe yazarları ya da diğer şahıslar bu yanlış iddiayı sürekli dile getiriyor?

İddia şu: “Türkler tarihte 16 devlet kurmuşlardır. Cumhurbaşkanlığı forsundaki yıldızlar da bunu simgelemektedir.”

Cumhurbaşkanlığı forsunda 16 devletin imgesi var. Tamam. Peki Türkler tarihte 16 devlet mi kurdu?

Elbette hayır. Bu rakam çok daha yüksek olmalı. Cumhurbaşkanlığı forsundaki yıldız sayısına ve neden bu şekilde belirlendiğine girmeden bazı gerçekleri aktaralım öncelikle.

Milletimizin en temel özelliklerinden birinin “devlet kurma” olduğu vurgulanarak, devletsiz dönem geçirmediğimizin altı çizilir. Teşkilatçılık ve devletçilik ruhuyla -her ne kadar devletlerimiz çeşitli nedenlerden ötürü yıkılsa da- bir yolunu bulup, örgütlenip yeni bir devlet şemsiyesi altında bir araya geldiğimiz dile getirilir.

Tarihimiz incelendiğinde bu hususun doğru olduğu görülür. Ancak, doğruluğu üzerinde şüphe bulutları yoğunlaşan iddia, devlet kurma istidadımız değil, tarihte sadece 16 devlet kurduğumuz.

Cumhurbaşkanlığı forsunda da yer alan 16 yıldız tarihteki 16 Türk devletini temsil eder. Bu devletlerin listesi şu şekilde:

1. Büyük Hun İmparatorluğu: MÖ 220- MS 216
2. Batı Hun İmparatorluğu: MÖ 48-MS 216
3. Avrupa Hun İmparatorluğu: 375-469
4. Ak Hun İmparatorluğu: 420-552
5. Göktürk Kağanlığı: 552-745
6. Avar Kağanlığı: 565-835
7. Hazar Kağanlığı: 651-983
8. Uygur Kağanlığı: 745-1368
9. Karahanlı Devleti: 840-1212
10. Gazne Devleti: 962-1183
11. Büyük Selçuklu Devleti: 1040-1157
12. Harezmşahlar Devleti: 1097-1231
13. Altın Ordu Devleti: 1236-1502
14. Timur İmparatorluğu: 1368-1501
15. Babür İmparatorluğu: 1526-1858
16. Osmanlı İmparatorluğu: 1299-1922

 

Forsdaki 16 yıldızın manası ve hangi devletleri temsil ettiğine dair elimizde somut bir bilgi, belge ya da vesika bulunmamaktadır. Kim hangi motivasyonla bulmuştur, belli değildir.

Peki tarihte kurduğumuz devletler bu 16 devlet ile mi sınırlı? Hayır. Türkler sadece 16 devlet kurmadı. Kurduğumuz devletlerin sayısı daha fazla.

En basitinden, Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni devletten mi saymıyor bu iddiaya sahip olanlar? Yukarıda mezkur 16 devlete ilaveten Türkiye Cumhuriyeti ve KKTC‘yi de eklerseniz eder size 18.

Kaldı ki, zamanında KKTC’ye 16 devlet arasında yer açmak adına Batı Hun Devletini listeden çıkarmak da tasarlanmış.

Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan nicedir peki? Türk devleti değil mi bunlar? 18+5=23.

Tarihte bazı devletlerimiz 2’ye ya da daha fazla parçaya ayrılarak farklı devletler oluşturulmuştur. Örneğin, Büyük Hun İmparatorluğu 2’ye ayrılıp Batı ve Doğu Hun Devletleri kurulmuştur. Batı Hun Devleti listede var ama Doğu Hun Devleti yok 16 Türk devleti listesinde. Bir diğer örnek de Göktürk Devletinin 2’ye bölünerek Batı ve Doğu Göktürk Devletlerinin kurulmasıdır. Bölünmelerden sonra oluşan devletler, neden 16’ye ilave sayılmıyor?

Tamam hadi, bölünmeyle oluşan devletleri eklemeyelim listeye. Anadolu Beyliklerini de yok sayalım. Mevcut özerk Türk Cumhuriyetlerini göz ardı edelim.

Ama yine de tarihte Türkiye Cumhuriyeti, KKTC ve bölünmeyle oluşan devletler dışında kurulan birçok Türk devleti bu listede yok.

Listeye girmeyi başaramayan bazı örnekler şu şekilde sıralanabilir: Sakalar, Asya Avar Devleti, Karluk Devleti, Kansu Uygur Krallığı, Peçenek Hanlığı, Tolunoğulları, Memlük Devleti, Anadolu Selçuklu Devleti, Akkoyunlular, Karakoyunlular, Kırım Hanlığı, Kırım Halk Cumhuriyeti, Kazan Hanlığı, Safevi Devleti, Bakü Hanlığı, Çağatay Hanlığı, Batı Trakya Türk Cumhuriyeti, Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti, Kıbrıs Federe Türk Devleti, Hatay Cumhuriyeti.

İrili ufaklı devlet oluşumlarını da eklerseniz bu listedeki Türk devleti sayısı 50’ye yaklaşır.

Türklerin kurduğu devlet sayısını 16 ile sınırlı tutanları anlamak mümkün değil. Devlet mi seçiyorlar, kurulanları devlet olarak mı görüyorlar, başka gayeleri mi var yoksa gerçekleri mi umursamıyorlar anlaması güç.

Tespit için bir kıstas kullanılmış mıdır diye sorgulayacak olursak; sahip olunan topraklar ya da hükmedilen halk üzerinden de gitsek, bu liste yine de 16 devlet ile kısıtlanamayacak ölçüde geniş.

Türkçülüğün önde gelen isimlerinden Nihal Atsız, 1969 yılında Ötüken dergisinde yayımlanan “16 Devlet Masalı ve Uydurma Bayraklar” adlı makalesinde bu durumu “16 Türk devleti efsanesi” olarak nitelemiş ve şu ifadeleri kullanmıştı:

“16 Türk devleti efsanesini, sayın Tekin Erer’in Ocak 1969’da kendi sütununda yazdığı “Türklüğün 16 Avizesi” başlıklı makaleden öğrendim. Bu makalede sayılan 16 devlet arasında Samanlılar gibi Türk olmayan devlet bulunduğu gibi Akkoyunlular, Karakoyunlular, Safeviler, Mısır Kölemenleri gibi büyük ve muhteşem Türk devletlerinden bahsedilmeyişi, hele cihan tarihinin en büyük imparatorluğu olan Çengiz devletinin anılmayışı konuyu daha başlangıçta sakat hale getirmektedir. Bundan başka 16 devlet telâkkisi bizim millî ülkümüze, büyüklük düşüncemize, süreklilik vetîremize aynı zamanda tarihî gerçeklere de şiddetle aykırı düşmektedir. 16 büyük devlet… Tabii, Karamanoğulları ve daha küçükleri gibi ötekilerini de sayınca bu rakkam kabaracak, en aşağı 50 devlet olacaktır.”

Murat Belge de Radikal Gazetesinde yayınlanan “Gelelim 16 Türk devletine” başlıklı ve 26 Kasım 2005 tarihli yazısında yazısında Prof. Dr. Coşkun Üçok’un “16 Türk devletinin efsane olduğu”na yönelik tespitlerini şu şekilde aktarmıştı:

“Coşkun Üçok bu ’16 devlet’in hiçbir temeli olmadığını söylüyor. Şöyle bir alıntı vereyim: “Cumhurbaşkanlığı forsunun üst sol köşesinde bulunan güneşi çevreleyen 16 yıldızı her kimse, birisi a priori olarak bu yıldızların 16 Türk devletini simgelediğini kabul etmiş ve sonra da tutmuş her yıldıza bir devleti münasip görmüş. Ancak Türk tarihi hakkında, herhalde yeterli bilgisi olmadığı için, küçükleri bırakıp büyük bütün Türk devletlerini saysa bile 16 sayısını çok aşacağı için hiçbir ölçüte uymayarak keyfi bir biçimde 16 devletin adını sıralamıştır. Bunların içinde Türk oldukları kuşkulu olanlar bulunduğu gibi, devlet kurucularının Türk olmadıkları kesin olanlar da vardır. Buna karşılık kurucusu da, halkı da öz be öz Türk olanlar bu 16 içinde yer almamışlardır. İşin daha hoş yanı bu devletler içinden birini çıkarıp yerine başkası da konulabilmiştir. 15 Kasım 1983’te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurulunca, bu küçük devlete 16’lar içinde yer verilebilmesi için o zamana kadar kitaplarda, broşürlerde, posterlerde yer alan Panu’nun kurmuş olduğu Batı Hun İmparatorluğu (48-216) listeden çıkarılmış ki, 16 sayısı bozulmasın.”

Efsaneyi icat etmiş kişiye Coşkun Üçok ‘her kimse’ ve ‘birisi’nden daha fazla yaklaşamıyor. 12 Eylül Vaka-i Hayriye’sinin ışığı altında yaşadığımız 80’lerde, Ankara Üniversitesi Rektörlüğü 1984-85 ders yılı açılış töreninde bu 16 devleti tanıtan bir kitapçık dağıtmış. Bu bilim kurumunun sunduğu bu faydalı eserde, Üçok’un anlattığına göre, Attila’nın Hunları İ.S. değil de İ.Ö. 5. yüzyılın Türk devleti olarak tanıtılınca, ortaya 1000 yıllık bir fark çıkmış. Uygurların ‘matbaa tekniği’ni ‘keşfettikleri’ de söylenmiş. Karahanlılar devletinde halk tamamen Türk ve kısmen İranlıdır denmiş. Bu da ancak Türklere özgü bir marifet olsa gerek. Ayrıca, Altınordu devleti içinde yer alan bir Cuci ulusu varmış.”

Tüm bunları aktardıktan sonra gelelim hangi köşe yazarlarının Türklerin kurduğu devlet sayısını 16 ile sınırlamakla hataya düştüklerini aktarmaya:

Bekir Hazar, Takvim Gazetesinde 10 Mart 2017 günü yayınlanan “16’nın sırrı” başlıklı yazısında

"Biz Türkler gururluyduk... Tarihte 16 DEVLET kurmuş şanlı bir Millettik."

...

"16 Devlet kuran Türkler olarak o 7 yıllık kısacık dönemde tam 16 HÜKÜMET kurmayı başardık."

...

"16 Devlet kuran Türkleri dışarıdan yönetmeye kalkanların en büyük kozunu elinden alacaktır.
Ne dersiniz? Yedi yılda 16 Hükümet mi?.. 16 Devlet mi?"

Rahmi Turan‘ın Sözcü Gazetesinde yayınlanan 18 Ocak 2015 tarihli “Tarihte ders almıyorlar!” başlıklı yazısından:

"Açıklamaya göre bunlar tarihteki 16 büyük Türk Devleti'ni temsil ediyorlardı.
16 devleti kurmuş ve batırmışız!
Evet, kurmak başarı ama… Ya batırmak?!
Türkiye Cumhuriyeti 17'nci büyük Türk Devleti."

...

"Dünya tarihinde bir rekordur. 16 devlet kurmayı başarmışız."

Rahmi Turan, tarihten çok ders almış belli ki, kurduğumuz devlet sayısını 16 ile sınırlayıp başkalarının tarih bilgisine dil uzatıyor.

Ergün Diler’in Takvim Gazetesinde 21 Mayıs 2016 günü yayınlanan “Yeni-Eski Savaşı” başlıklı yazısından:

"16 DEVLET KURAN TÜRKLER'i en iyi yabancılar bilir...."

Sedat Ergin‘in Hürriyet Gazetesinde 22 Ağustos 1999 günü yayınlanan “Ölülerimize sahip çıkacaksak” başlıklı yazısından:

"Ulus olarak en çok övündüğümüz hasletlerimizden biri, insanlık tarihi boyunca 16 devlet kurmuş olmaktır. Büyük çilelerden geçerek kurduğumuz, yoktan var ettiğimiz 16. devletimiz 21. yüzyıla adım atmamıza dört ay gibi kısa bir süre kalmışken, kendi varoluş süresinin en büyük felaketini yaşıyor. Bu felaket, aynı zamanda 16. Türk devletine musallat olmuş virüsleri iyice teşhir etmesi bakımından aslında hayırlı bir başlangıcın nüvesini de içinde taşıyor."Ulus olarak en çok övündüğümüz hasletlerimizden biri, insanlık tarihi boyunca 16 devlet kurmuş olmaktır. Büyük çilelerden geçerek kurduğumuz, yoktan var ettiğimiz 16. devletimiz 21. yüzyıla adım atmamıza dört ay gibi kısa bir süre kalmışken, kendi varoluş süresinin en büyük felaketini yaşıyor. Bu felaket, aynı zamanda 16. Türk devletine musallat olmuş virüsleri iyice teşhir etmesi bakımından aslında hayırlı bir başlangıcın nüvesini de içinde taşıyor."

Mustafa Balbay‘ın Cumhuriyet Gazetesinde yayınlanan “16 Türk devleti” başlıklı 15 Ocak 2015 tarihli yazısından:

"Tarihte kurduğunuz 16 devlet varsa, onların hiçbiri bugün yaşamıyorsa, bunun Türkçesi şudur: Demek ki, 16 devlet batırdınız!"

Bekir Ağırdır‘ın T24’te 29 Ocak 2012 tarihinde yayınlanan “Herkesin tarihi kendine göre” başlıklı yazısından:

"Orta Asya’dan Göktürklerden başlayıp bugüne gelen, 16 devlet kuran ama 15 devlet batırmayan (onları dış mihraklar ve dış dinamikler sona erdirdi çünkü) zaferler ve kahramanlıklar tarihi."

Fadime Özkan‘ın Star Gazetesinde yayınlanan 16 Eylül 2013 tarihli “Muhsin Kızılkaya: Türkçe edebiyat bayrağını Kürt yazarlar yükseltti” başlıklı yazısından:

" Devlet kurmak bir işe yaramaz çünkü. Türkler 16 devlet kurmuş 15’ini yıkmış. Bu sürede onları var kılan şey Türkçe olmuş."

Kafalar bir hayli karışmış. 15 devlet yıkıldı, toplam 16 devlet kuruldu demiş. Forstaki 16 devlet yıkılmıştı hani. 17. bizdik?

Hasan Pulur’un Milliyet Gazetesinde 1 Şubat 2015 günü yayınlanan “Olaylar ve insanlar” başlıklı yazısından:

"Hele Çankaya Köşkü’nün sökülen forsu yok mu? Tarihteki 16 Türk devletini temsil ediyordu. Yani 16 devlet kurmuş, batırmışız. Ortadaki şekil de 17. Türk devletini belirtiyordu. Bakalım 17. devletin hali ne olacak, göreceğiz."

Harun Halil’in Millet Gazetesinde 17 Kasım 2016 tarihinde yayınlanan “Devlet ve Ülke arasındaki fark” başlıklı yazısından:

"Örneğin Türkler tarihte 16 devlet kuran millet olarak diğer milletlere nazaran devlet tecrübesine sahip bir millettir."

M. Necati Özfatura‘nın Türkiye Gazetesinde 4 Mart 2003 günü yayınlanan “Tezkere ile ilgili durum muhakemesi” başlıklı yazısından:

"Türkler, 16 devlet kurmuş, onurlu şerefli bir millettir. ABD işgaline hayır diyen milletvekilleri en hayırlı hizmeti yapmışlardır."

Deniz Kavukçuoğlu‘nun Cumhuriyet Gazetesinde 4 Mart 2012 tarihinde yayınlanan “‘Özgürlükçü Türkiye’ ya da Bir Yandaş Yazar Denemesi” başlıklı yazısından:

"Ne var ki Türkiye’nin, dünyanın 17. büyük ekonomisi olmasını içine sindiremeyen, hele 2023 yılında ilk 10’a girmesinden büyük korku duyan Batı, Türkiye’deki işbirlikçileriyle el ele tarihte 16 devlet kurmuş ecdadımızın şanlı mirası üzerine bina ettiğimiz Türkiye’nin uluslararası alanda binbir türlü çabayla kazandığı saygınlığı yıpratmak için elinden geleni ardına koymuyor."

Ragıp Zarakolu’nun Evrensel’de 11 Eylül 2012 tarihinde yayınlanan “44 gazeteci mahkeme önünde” başlıklı yazısından:

"Yüzyıllardır 16 devlet kurmuş olmak, Avrupa Birliği’ne Almanya’dan sonra ikinci en güçlü devlet olarak girmek, Ortadoğu coğrafyasında ‘Yeni Osmanlıcı’ bir hegemonya kurmak iddiasındaki tüm Türk siyasetçileri bu manzaradan utansın."

Bayram Coşkun’un Yeni Mesaj’da 21 Ocak 2015 günü yayınlanan “16 Türk devleti çöktü sıra 17’nci de mi?” başlıklı yazısından:

"Tarihte kurulmuş 16 Türk devleti son günlerde çok moda, özellikle de bu devletlerin askerleri."

...

""Türkiye bölünmez, Türkiye'yi bölemezler" diyenlere en güzel örnek tarihteki 16 Türk devleti değil mi? Doğrudur bu millet 16 devlet kurmuştur ama bu devletler ne yazık ki yaşatılamamıştır. Zaten devlet sayısının bu kadar çok olması da durumu tek başına ortaya koyuyor."

...

"Asıl hastalıklı zihniyet yıkılan 16 devlet örneği ortada iken 17. devlet olan Türkiye Cumhuriyeti'ni yok edecek adımları görmeyenler değil mi?"

Bülent Erandaç’ın, Takvim Gazetesi’nde 4 Haziran 2016 günü yayınlanan “Kirli Kardeşlik” başlıklı yazısından:

"Türkler tarihte 16 Devlet kurdu. Bunların hiçbiri dıştan yıkılmadı. Hep içeriden yıkıldı."

16 devlet kurulması hususuna yukarıda değinmiştik.

Cumhurbaşkanlığı forsunda yer alan 16 yıldızı simgeleyen 16 Türk devletinin yıkılma sebeplerine bakıldığında Bülent Erandaç’ın iddia ettiği gibi bu devletlerin tamamının iç sebeplerden yıkıldığı iddiasının gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Hiçbirinin dışardan yıkılmadığı iddiası da saçmadır. En basit ve son örneği Osmanlı Devleti. Somut bir başka örnek olarak ise Gazne Devleti’nin Büyük Selçuklu Devleti’ne yenilmesinin ardından Gurluların giderek güçlenen etkisinin devleti zayıflatması ve Gurlular tarafından son hükümdarının esir alınması ile birlikte tarihe karışması sunulabilir.

Mehmet Y. Yılmaz Anayasa Referandum Paketinde Öngörülen Cumhurbaşkanı Yetkilerini Yanlış Yorumlamış

Mehmet Yakup Yılmaz, Hürriyet Gazetesinde 9 Mart 2017 günü yayınlanan FETÖ’nün siyasi ayağı nereye basıyor” başlıklı yazısında16 Nisan 2017 günü gerçekleşecek Anayasa değişikliği referandumunda oylanacak olan maddelerinin içinde Cumhurbaşkanının hiçbir denetim olmadan yasama ve yürütme yapabileceğini iddia etmiş; ancak, durum tam olarak aktardığı gibi değil:

"Cumhurbaşkanı, herhangi bir denetim olmadan kararnameler ile ülkeyi yönetecek.

Meclis’e hesap vermediği gibi, yaptıkları yargı denetimine de tabi olmayacak.

Kamulaştırmalardan tutun da memurların, işçilerin özlük haklarına kadar her konuda istediğini yapabilecek, hakkının yendiğini düşünenler, hak arayacak bir kapı bulamayacaklar.

Yargı denetiminin olmadığı, Meclis’in kanun çıkarma yetkilerinin önemli bölümünün bir kişiye devredildiği bir ülkede keyfilik hâkim olur."

Referandum kapsamında oylanacak olan 2017 Anayasa değişikliği maddeleri arasındaki bazı maddeler Cumhurbaşkanının yasama yetkilerini “sınırsız” kılmıyor, tam aksine bazı denetim mekanizmaları tesis ediyor:

Örneğin; değişiklik önerileri kapsamında;

  • Cumhurbaşkanının sadece yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabileceği;
  • Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevleri Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenleyemeyeceği;
  • Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamayacağı;
  • Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamayacağı;
  • Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde, kanun hükümlerinin uygulanacağı;
  • TBMM’nin aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümsüz hale geleceği;
  • Cumhurbaşkanı, kanunların uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabileceği;
  • OHAL esnasında çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin (Savaş ve mücbir sebeplerle TBMM’nin toplanamaması hâli hariç olmak üzere) üç ay içinde TBMM tarafınca görüşülüp karara bağlanacağı; aksi takdirde yürürlükten kaldırılacağı

öngörülmüştür.

Oylanacak değişiklik paketindeki maddelerde Cumhurbaşkanının kararnameleri üzerinde hiçbir denetim olmadığı iddiası yanlıştır.

EK:

Yukarıda aktarılan hususlara ilişkin Milliyet Gazetesi köşe yazarı Melih Aşık’tan gelen aşağıdaki yorumda bilgilerinize sunulur:

TBMM seçimlerinin cumhurbaşkanlığı seçimiyle birlikte yapılması, CB’nının partisinin Meclis’te çoğunluğu sağlaması anlamına geliyor.
Meclisin hangi kanunları çıkaracağına büyük ölçüde CB karar verecektir.
(Bugün bile öyle oluyor)
Falanca alandaki kanunu ilga edin ben o konuda kararnae çıkaracağım,diyebilecektir
Kararnamelerin Meclis’te onaylanması (bugünkü gibi)sorun olmayacaktır
En önemlisi..CB OHAL ilan edebilmekte ve o dönemde her konuda kanun gücünde kararname çıkarabilmektedir
Meclis üç ayda karar verene kadar atı alan Üsküdarı geçer.
Kaldı ki CB aynı kararnameyi ertesi gün yenileyebilir,üç ay daha kazanır
Her ihtimalin tedbiri alınmıştır.

Ahmet Hakan Passat’ın Alman Markası Olduğunu Gözden Kaçırmış

Ahmet Hakan, Hürriyet Gazetesinde “Dostum ‘gaf’ diyorsun ama bu alenen cehalet” başlığıyla 8 Mart 2017 tarihinde yayınlanan yazısında Almanya ile yaşanan son gerilimin ardından tepki mahiyetinde Alman marka araçlarından ilk kim vazgeçecek acaba sorusunu yöneltirken bir şeyi gözardı etmiş:

BAKALIM İLK KİM?
MERCEDES’ini yakacak?

Almanya’dan kesin dönüş yapacak?

Passat çekecek altına?

Ahmet Hakan, ‘Herkes Audi ile gelsin, ben Passat mı çekeyim yanlarına’ diyen Düzce Belediye Başkanı Mehmet Keleş‘e atıf yapmak istemiş gibi.

Ancak bilindiği üzere, Passat marka araçlar da Volkswagen tarafından üretilir. Yani, Passat da Alman markasıdır.

Atıf yapmak istemiş olsa bile,  yanlış bir örnek kullanmış.

Balıkların Hafızası Konusunda Ezberden Konuşan Köşe Yazarları

Balıkların hafızası ne kadar? Bu sorunun yeknesak bir yanıtı yok. Ancak, bu sorunun doğru yanıtı 3 ya da 5 saniye değil. Genel kanının aksine balıkların hafızasının 3-5 saniye kadar olmadığı yönünde bilimsel araştırmalar mevcut.

Bu efsanenin gerçek olmadığını gözler önüne seren (Daily MailTeyit.org‘un ve Haber7‘nin aktardığı) araştırmaların birkaçını aktaralım:

  • İsrail’deki Technion Teknoloji Enstitüsü’nde yapılan araştırma akvaryum balıklarının yem almak için kullanılan mekanizmaya yaklaşımları üzerinden hafızalarının uzunluğunu gösterdi.
  • Plymouth Üniversitesi’nde yapılan araştırma altın balıklarının 3 aylık hafızalarının olduğunu ve bunun da ötesinde zaman kavramlarının olduğunu ortaya çıkardı.
  • Oxford Üniversitesi ve Queensland Üniversitesi bilim adamlarından oluşan bir ekip tarafından yapılan araştırmada, okçu balığının yüzleri öğrenip algılayabildiği keşfedildi.
  • İskoçya’nın St. Andrews Üniversitesi’nde altın balıklar üzerine yapılan araştırmayı yürüten Dr. Mike Webster, balıkların kuşlardan ya da memelilerdenpek çok durumda daha akıllı olduklarına kanıtlar bulunduğunu, bazı balık türlerinin fareler ya da sıçanlar kadar akıllı olduğunu aktardı.

Basın yayın organlarında bu yöndeki araştırmalara dair haberler paylaşılmasına rağmen, toplumun genelindeki balıkların hafızasının “anlık” olduğuna dair kanı bir türlü değişmedi.

Diğer alanlarda olduğu gibi bu mite ilişkin yanlış algıyı köşelerine taşımadan edemeyen 1-2 yazar bulduk:

Ali Sami Alkış‘ın Star Gazetesindeki “Türkiye’de devran böyle dönüyor” başlıklı 26 Nisan 2016 tarihli yazısından:

"Merak etmeyin, gene değişen bir şey olmayacak. Tartışır gibi yapıp göz boyayacağız, bir sürü şey söyleyip hiç bir şey yapmayacağız, daha kötüsü saldıranları da serbest bırakacağız. Olayları, 3 saniyelik balık hafızası kıvamında derhal unutacağız... “İki kendini bilmezin yaptığını koca bir camiaya mal edemeyiz” der, işin içinden sıyrılırız.

Türkiye’de devran böyle dönüyor."

Bünyamin Sürmeli‘nin Hürriyet Gazetesinde 22 Ekim 2004 tarihinde yayınlanan “Doğu’da kar, Batı’da sıcak var” başlıklı yazısından:

"Evet, belki balık hafızası 3 saniye, hatırlayamaz ama hayvan yuva bulamayınca ne yapsın, bir daha oraya balıkların gelmesi beklenir mi?"

 

Atilla Özdur, Hz. Ömer ve Dicle’nin Kenarında Koyun Kıssasını Hafif Farklı Aktarmış

Atilla Özdur, Yeni Akit Gazetesinde 9 Mart 2017 günü yayınlanan “Dün ve bugün” başlıklı köşe yazısında Mehmet Akif Ersoy’un Safahat’ındaki “Koca Karı ile Ömer” şiirinde yer verdiği “Kenar-ı Dicle’de bir kurt aşırsa koyunu, Gelir de adl-i İlahi sorar Ömer’den onu” dizelerini biraz farklı aktarmış:

"Bütün mesele sanırız, Fırat kıyısında keçisini kaybeden köylünün gözyaşları karşısında Hz. Ömer’in kendi sorumluluğuyla ilgili sözlerinin gerçek olup olmadığı…"

Atilla Özdur,  Dicle yerine Fırat’ın kenarında, koyun yerine keçi kaybettirmiş.

Kayahan Uygur ve Arabistanlı Lawrence’ın Kâbe’de Araplar İmamlık Yaptığı İddiası

Kayahan Uygur, Güneş Gazetesinde 5 Şubat 2017 günü yayınlanan “Obama’nın İslamcı çocukları öksüz” başlıklı yazısında Arabistanlı Lawrence’ın 100 yıl kadar önce Mescid-i Haram’a girip Kâbe’de Araplara imamlık yaptığını, namaz kıldırdığını iddia etmiş:

"Ortadoğu 100 yıl önce kendisinin Müslüman olduğunu iddia edip bazı Araplara Kâbe’de namaz kıldıran bir İngiliz Lawrence görmüştü."

Müslüman olmayanların girmesinin yasak olduğu bölgeye Thomas Edward Lawrence’ın, bilinen lakabıyla Arabistanlı Lawrence’ın alındığı, alınmakla kalmayıp Müslüman olmayan Lawrence’ın arkasında Arapların hem de Kâbe’de namaz kıldığı çok büyük ve skandal bir itham.

Ülkemizdeki 3. sınıf, komplocu, kaynak vermeden tarih üfüren blog yazarları dışında herhangi bir kaynakta böylesi bir bilgi bulunmamaktadır.

Araplar T. E. Lawrence’ın kim olduğunu ve hangi dine ve millete mensup olduğunu biliyordu.

Bazı kaynaklarda Lawrence’ın İngiliz irtibat görevlisi olarak Mekke’ye gittiği belirtiliyor. Ancak, imamlığına ilişkin en ufak bilgi ya da bir atıf kaynaklarda geçmemektedir.

Tam tersine hareket edip Lawrence’ın arkasında/imamlığında hem de Kâbede namaz kıldıklarını söylemek de dehşetengiz bir kul hakkıdır.

Arabistanlı Lawrence hakkında en temel kaynaklardan biri olduğu iddia edilen L. J. Thomas’ın “With Lawrence in Arabia” adlı kitabında Lawrence’ın Araplara namaz kıldırdığına dair tek bir atıf yoktur. Tam aksine, Arapların Lawrence’ın kimliği ve dini hakkında malumat sahibi oldukları işaret edilir.

Kâbe imamlığı Araplar açısından çok önemli bir pozisyondur. Herkese takdim edilecek bir pozisyon değildir. Lawrence’ın müslüman olduğuna inanılsa bile, Kâbe’de imamlık yaptırıldığı iddiası safsatadan başka bir şey değildir.

Ergün Diler Standard & Poor’s’un Başkanını Yanlış Aktarmış

Ergün Diler, Takvim Gazetesinde 8 Mart 2017 günü yayınlanan “İhanet silsilesi” başlıklı yazısında dünyaca ünlü kredi derecelendirme kuruluşu Standard & Poor’s’un başkanının ismini yanlış aktarmış:

"Bilderberg toplantılarından sonraki ilk pazar günü üç kredi derecelendirme kuruluşunun başkanları Jacob Rothschild'in davetlisi olarak Londra'ya gider. Standard and Poor's Başkanı Deven Sharma, Fitch Başkanı Paul Taylor ve Moody's Başkanı Raymond W. McDaniel Jr. son toplantıya katılan isimlerdi.."

Deven Sharma, S&P’nin başından, ABD’nin AAA kredi notunu kırmasının ardından 2011 yılı Ağustos ayında ayrılmıştı. Bahse konu tarihten bu yana S&P’nin başında Deven Sharma’nın halefi olarak Douglas Peterson görev yapmaktadır. S&P’nin başında olmayan Deven SHerma’nın Ergün Dİler’in iddia ettiği toplantıya katılım sağlaması da beklenemez.

“Üç büyük” olarak adlandırılan kredi derecelendirme kuruluşlar S&P, Fitch ve Moody’s’in tepesindeki isimler Bilderberg toplantılarından sonra bir araya geliyorlar mıdır? Bu yönde ne bizde ne de sanal dünyada bir malumat yok. Ama Ergün Diler, Amerikalı dostunda duymuş olabilir (!).

"Bilderberg 2017, Virginia'daki Westfields Marriott Hotel'de yapılacak. 1-4 Haziran tarihleri arasındaki bu özel toplantıda ilkler yaşanacak. Daha önce Obama'ya yakın olan tam 21 isim bu toplantıda yer alacak.
Fransız ve İtalyan davetliler geçmişe oranla daha kalabalık olarak toplantıda bulunacak.
Fransa'dan 23, İtalya'dan 20 kişi davet edildi. Kriz batağındaki Yunanistan'dan ise 15 isim seçildi.
Türkiye'den bu yıl toplantıya 14 kişi katılacak. 4'ü hala aktif görev yaparken, diğer 10 isim kimler biliyor musunuz?
Evet! 15 Temmuz DARBE GİRİŞİMİ'nde doğrudan etkili olan FETÖ'CÜLER ...
İşte bu dünyayı sarmalayan ekibin içinde yok yok! Sağcı da solcu da var."

Bilderberg’in 2017 yılı toplantısına ilişkin henüz resmi bir açıklama ya da malumat yok.

Yazısının ilk cümlesiyle bitirelim:

"Türkiye bilinmezler tarihidir. Çok şeyi eksik biliriz."

Kesinlikle…

Necmettin Batırel Enflasyon Dinamiklerini Pek Doğru Yorumlamamış

Necmettin Batırel, Türkiye Gazetesinde 7 Mart 2017 günü yayınlanan “Para” başlıklı yazısında enflasyonu sadece arz-talep etkisiyle oluşan bir sonuç gibi yorumlama hatasına düşmüş:

"Bu arada bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Enflasyon, arz talep dengesiyle oluşur. Mal ve ürün fiyatları yükseliyorsa, demek ki karşısında alıcı var demektir. Talep olmadan fiyat yüksek kalmaz. Bakın Avrupa ve Amerika enflasyon olsun diye can atıyor. Niye, tüketim artarsa fiyatlar yükselir. Yani ekonomi canlanır. Piyasada para dolaşımı artar. Esnaf rahatlar. Bu enflasyondan fazla korkmayalım. Ama çift hanede de tutmayalım. %8 enflasyon bizim için ideal bir rakam."

Enflasyon dinamikleri, talep ya da maliyet bazlı şekillenir. Maliyet bazlı enflasyonda, girdi fiyatlarındaki artış, genel fiyat seviyesinde yani enflasyondaki artışa yol açar. Talep bazlı enflasyonda ise Necmettin Batırel’in de bahsettiği şekilde arz-talep ilişkisinin etkisi gözlemlenir. Çıktı açığı olmayan bir ekonomide, talep arzdan daha fazla ise fiyatlarda artış görülür. Çıktığı açığı varsa, yani ekonominin mevcut üretim kapasitesi potansiyel çıktısından daha düşükse, talep arzdan daha da fazla olsa da fiyatlar genel seviyesinde artış gözlemlenmeyebilir. Kısaca, talep varsa fiyatlar yükselir ve enflasyon artar demek her daim doğru değildir. Özellikle şu sıralar % 4 ya da 5’lik potansiyel büyüme hızından daha düşük büyüyen, potansiyel çıktısının altında kalıp çıktı açığı oluşan Türkiye ekonomisinde, enflasyonun hızlanmasını “talep var ondan artıyor enflasyon” demek tam olarak doğru değildir.

Artan enflasyonu hoş göstermek adına bu kadar takla atmak ise ne doğru ne de hoştur.

Ergün Diler, Ülkeler Kredi Derecelendirme Kuruluşlarına Üye Oluyor Sanıyor

Ergün Diler, Takvim Gazetesinde 7 Mart 2017 günü yayınlanan “Para war” başlıklı yazısında ülkelerin kredi derecelendirme kuruluşlarına üye olduğu yönündeki yanlış zannını ortaya koymuş:

"BRICS'in kuracağı yeni kredi derecelendirme kuruluşuna şimdiden üye olmak isteyen ülke sayısı 129...."

BRICS ülke grubunun yeni bir kredi derecelendirme kuruluşu kurma yönünde karar aldığı iddiası doğru.

Yanlış olan ise, ülkelerin kredi derecelendirme kuruluşlarına üye olduğu iddiası.

Kredi derecelendirme kuruluşları bir uluslararası örgüt değildir. Ticari bazlı faaliyet gösteren firmalardır. Sözleşme bazlı şekilde hizmet sunarlar. Kredi notlarının değerlendirilmesini isteyen ülkeler, sözleşme yaptıkları kuruluşlardan hizmet alırlar, belirlenen ücret karşılığı (Kredi derecelendirme kuruluşları, herhangi bir ücret almadıkları ya da bir sözleşme yapmadıkları ülkeleri de notlayabilmektedir). Bir üyelik söz konusu değildir. Bu durumda, kredi notu değerlendirilen ülke için ilgili “kuruluşa üye” denilmesi, yanlıştır.

Ahmet Yenilmez, Yemen’in Eski Adının Sudan Olduğu İddiasıyla Hata Etmiş

Ahmet Yenilmez, Güneş Gazetesinde 7 Mart 2017 tarihinde yayınlanan “2869’e Yemen yaz yolla geri gelmesin” başlıklı yazısında Yemen’de yaşanan trajediye değinip yardım kampanyasına katılım talep ederken, Sudanlı Zenci Musa’nın hikayesini de aktarmış; fakat, herhalde Sudanlı Zenci Musa’nın Yemen’deki göreviyle memleketini karıştırıp Yemen’in eski adının Sudan olduğunu iddia etme hatasına düşmüş:

"Evet, bir asır öncesinin rövanşını almaya geldiler ve Yemen’de yani eski adı ile Sudan’da kardeşlerimiz ölüyor!"

Günümüzün Sudan’ı, Mısır, Libya, Çad, Orta Afrika Cumhuriyeti, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Uganda, Kenya, Uganda ve Etiyopya ile çevrili olan 2 ülkeyi tarif etmektedir. Daha geçtiğimiz yıllarda Sudan, Sudan ve Güney Sudan olarak 2’ye ayrıldı. Ancak tarihi kaynaklarda yukarı il deltasının kadim ülkesi Sudan bölgesi denildiğinde bu 2 ülkenin kapladığı alandan daha geniş bir alan kastedilmekteydi. Tarihi kaynaklarda Sudan kavramı, Kızıldeniz’den itibaren Orta Afrika’nın çok büyük kısmını içine alır. Kızıldeniz’in batısında kalır Sudan. Yemen ise Kızıldeniz’in batısında. Bu 2 coğrafyayı Kızıldeniz ayırır. Tarihin hiçbir döneminde Yemen için “Sudan” tanımı ya da eski adı kullanılmamıştır.

Sudanlı Zenci Musa, Girit doğumlu olup, adında anlaşılacağı üzere aslen Sudanlı’dır. Eşref Bey’in Emir Eridir. Kuşçubaşı Eşref’in Yemen’e altın sevkiyat operasyonunda önemli rol üstlenmiştir. Ancak, Sudanlı Zenci Musa aslen Yemenli değil Sudanlıdır.

Sudanlı Zenci Musa’nın Yemen görevini aktarırken herhalde Ahmet Yenilmez’in klavyesi sürçtü ve Yemen’in eski adının Sudan olduğunu iddia etti…