Abdullah Şanlıdağ ve Lozan Anlaşması’nın Geçerlilik Süresi

Zihinleri komplo teorilerine gark olmuş toplumumuzun aklını kurcalayan sorular:

Lozan Anlaşmasının geçerlilik süresi ne kadar? Lozan Antlaşması ne zaman bitecek? Lozan Antlaşması 2023’te mi bitiyor? Lozan Anlaşması bitince ne olacak? Lozan Anlaşmasının gizli maddeleri mi var?

24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Barış Antlaşması’nın 100. yılında, yani 2023 yılında süresinin dolacağı ve geçerliliğini yitireceği hurafesi giderek daha geniş bir kesimce dillendirilmekte.

Lozan Anlaşması’nın tam metnine şu bağlantı aracılığıyla ulaşılabilir (Lozan Anlaşması’nın Türkçe tercümesine de bu bağlantıdan erişilebilir).

Anlaşma metninin incelenmesinden de görülebileceği üzere, son geçerlilik süresi gibi bir hüküm bulunmamaktadır.

Lozan Barış Antlaşması’nın son maddesi, “İmzalanan ve onaylanan belgelerin aslı Fransa Cumhuriyeti Hükümeti’nin arşivinde saklanacak ve onaylı birer örneği taraflara verilecektir” ifadesi yer almaktadır. Onaylı birer örneği anlaşmaya taraf ülkelerde olan bir anlaşmada daha sonra açıklanacak gizli maddeler bulunmasının beklenmesi abesle iştigaldir.

Ayrıca bazı kesimler, gizli maddelerin sadece anlaşmayı imzalayan kişiler tarafından bilindiği gibi saçma ithamlarda bulunmaktadır. Anlaşmayı ülkeleri adına imzalayan temsilcilerin öteki dünyaya göçmeleri ile birlikte bu iddialar da tabiri caizse buharlaşmıştır.

İmza altına aldığımız “gizli hükümlere sahip milletlerarası anlaşma” örneği de vaki değildir.

En önemlisi, not etmek gerekir ki, “barış antlaşmalarının geçerlilik süresi bir sonraki savaşa kadardır“.

Yani, Lozan Anlaşmasının tam metnini de inceleyince, gizli maddelerinin olduğu hurafesinin saçmalığını da düşününce, Lozan Anlaşmasının 2023’te sona ereceği iddiasının asılsız olduğu sonucuna ulaşıyoruz.

Murat Bardakçı, daha önce bu iddialara 5 Mart 2012 tarihli “Lozan’ın gizli maddeleri ve diğer palavralar” başlıklı yazısında ve 25 Temmuz 2012 tarihli “İşte, Lozan’ın gizli maddeleri” başlıklı köşe yazısında yanıt vermişti:

Lozan Anlaşması meğerse bildiğimiz gibi değilmiş, dünya kadar gizli maddesi varmış! Bu maddelerden biri, Türkiye'nin yeraltı kaynakları ile alâkalı imiş, Lozan görüşmelerini yürüten İsmet Paşa'nın başkanlığındaki Türk heyeti anlaşmanın imzalanmasının üzerinden 100 sene geçmeden yeraltı kaynaklarını çıkartmayacağımızı peşinen kabul etmişler! Türkiye'nin kendi petrolüne sahip olamamasının tek sebebi işte bu gizli maddeler imiş ve bütün kaynaklarımıza 2023'ten itibaren sahip olabilecek imişiz!
Lozan'ın nasıl kan ve gözyaşı ile dolu senelerin ardından ve hangi şartlar altında imzalandığını düşünmeyi bir türlü akıl edemeyip yıllardan buyana "Lozan'ı zafer falan zannetmeyin, apaçık bir yenilgidir", "Bağımsızlık belgesi falan değil, Türkiye'yi ele geçirme planıdır", "İmzalanmasının üzerinden hele bir asır geçsin, bilmemnemizi işte o zaman göreceğiz" diye geveleyenler var ya... Aslı astarı olmayan hayâlî bir gizli protokolün maddeleri imişçesine yukarıda yazdığım maddeleri bu zavallıların verdiği ilhamla uydurdum... Ama uydurduklarım da birşey mi? Bunlar "Lozan zafer değil, hezimettir" diye geveleyenlerin daldıkları ruyada saçmaladıklarının ve etraflarını sarmış birkaç zavallıyı da ikna ettikleri palavralarının yanında zemzemle yıkanmış gibi kalır!

Tüm bu gerçeklere rağmen, Lozan’ın süresinin 2023 yılında dolacağını iddia etmeyi sürdürenler elbette var.

Vakit Gazetesi yazarlarından Abdullah Şanlıdağ da bunlardan biri. 2 Kasım 2015 tarihli ve “1 Kasım seçimleri ve dünyanın geldiği nokta” başlıklı yazısında “Lozan’ın 2023 yılında sona ereceğini” iddia etmiş:

"Önümüzde Lozan Antlaşması’nın süresinin dolduğu 2023 var."

Alternatif tarihçilik…

 Lozanin suresi

Lloyd George’un Mustafa Kemal Hakkındaki Sözü ve Köşe Yazarlarımız

1916-1922 yılları arasında İngiliz Hükümetinde Başbakanlık görevini üstlenmiş olan Lloyd George’un Mustafa Kemal Atatürk hakkında “İnsanlık tarihi birkaç yüzyılda bir dahi yetiştirebiliyor. Şu talihsizliğimize bakınız ki Küçük Asya’da çıktı. Hem de bize karşı.. Elden ne gelebilirdi?” vecizesini söylediği sanal alemde bazı kaynaklarda dile getirilmektedir. Bazıları anılan vecizenin Lloyd George’un anılarında geçtiğini, bazılarıysa Lloyd George’un bir konuşmada bu sözü söylediğini belirtmektedir.

Öncelikle, bu sözün gerçekten Lloyd George tarafından söylendiğini belirten sağlam bir kanıt ya da kaynak bulunmamaktadır (Bilen söylesin).

Lloyd George’un I. Dünya Savaşı’ndan anılarını bir araya getirdiği “War Memoirs of David Lloyd George” adlı kitapta (1. ve 2. ciltlerinde) bu yönde bir söz yer almamaktadır. Yazılı ve sözlü güvenilir hiçbir kaynakta da Lloyd George’un bu sözü bir konuşmasında dile getirdiğine dair bir işarete rastgelinememiştir.

İlber Ortaylı’nın “Yakın Tarihin Gerçekleri” adlı kitabında  (sf. 106), bu sözün doğruluğunun belgelenemediğini belirtilmektedir.

Wikiquotes adlı sitede de, bahse konu sözün 1994 yılında çekilen Kurtuluş adlı filmde geçtiği ifade edilerek “kaynağı belli değil” şeklinde belirtilmektedir.

Durum buyken, anılan vecizenin kaynağının doğruluğunun derdine düşmeyen köşe yazarlarımızın yazılarında bu söze bir hakikatmiş gibi yer verdiğini görüyoruz.

Sıralayalım:

Uğur Dündar, Sözcü Gazetesi’nde 30 Ekim 2015 günü yayınlanan “Atatürk geldi!” başlıklı köşe yazısında bu söze değinmiş ve biraz tahrifte bulunmuş:

"İn­gil­te­re baş­ba­kan­la­rın­dan Lloyd Ge­or­ge­’un anı­la­rı­nı okur­ken, Bü­yük Ön­de­ri­miz Ata­tür­k’­ü ye­te­rin­ce an­la­ya­ma­dı­ğı­mı­zı, bu ne­den­le de ge­rek­ti­ği gi­bi an­la­ta­ma­dı­ğı­mı­zı fark et­ti. “Bir in­sa­nı en iyi düş­ma­nı ta­nı­r” der­ler. Lloyd Ge­or­ge da Ata­tür­k’­ten söz eder­ken “O­nun gi­bi da­hi­ler dün­ya­ya yüz yıl­da bir ge­lir. O da ma­ale­sef Türk­le­re na­sip ol­du­” di­yor, böy­le­ce de­ha çı­ka­ra­ma­yan top­lu­mu­mu­zun yüz­yı­lın en bü­yük da­hi­si Ata­tür­k’­ü an­la­ya­ma­dı­ğı­nı söy­lü­yor­du."

Hıncal Uluç da, Sabah Gazetesi’nde 17 Mart 2009 tarihinde yayınlanan “Atatürk’e dil uzatanlara” başlıklı köşe yazısında aynı hataya düşmüş:

İngiliz Kralı yetkisiz.. Peki yetkilisi, hem de azılı Türk düşmanı Lloyd George ne dedi, hem de Birleşik Krallık Millet Meclisinde.. "Arkadaşlar, yüzyıllar nadir olarak dahi yetiştirir. Şu talihsizliğimize bakın ki o büyük dahi çağımızda Türk Milleti'ne nasip oldu. Mustafa Kemâl'in dehasına karşı elden ne gelirdi."

 

Doğan Satmış ise 22 Ağustos 2015 günü Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanan “Davutoğlu, Enver Paşa’nın torununu nasıl şaşırttı?” başlıklı köşe yazısında mevzubahis sözü alıp Churchill’e atfetmiş:

"Allahtan, Churchill’in “Böyle liderler birkaç yüzyılda bir gelir” sözüyle de anlattığı bir tesadüf sonucu Atatürk ortaya çıktı da bugünkü toprak bütünlüğünü sağladık."

Güray Öz ise Cumhuriyet Gazetesi’nde 28 Eylül 2015 tarihinde yayınlanan “Gayrı Milli Alman Medyası” başlıklı köşe yazısında ise Doğan Satmış’ın yukarıda zikredilen hatasını düzeltmeye çalışıp, bahse konu sözün Lloyd George’a ait olduğu hatasına düşmüş:

Sayın Doğan Satmış’ın 22/08/15 tarihli “Davutoğlu, Enver Paşa’nın torununu nasıl şaşırttı?” başlıklı yazısında değindiği Atatürk ile ilgili sözleri Churchill değil, Lloyd George söylemiştir: “Below are the words of the English Prime Minister Lloyd George, known as a Turkish enemy, while he answered the accusations and criticism in the English Parliament for the retreat of the British Army from Anatolia in 1922: ‘Dear Sirs, you may see an exceptional genius in centuries. It is very unfortunate for us that the great genius of this era came up from the Turkish Nation. There was nothing to be done against the brilliance of Mustafa Kemal.’ Lloyd George, Former Prime Minister of the UK.” Hafızalarımız bazen bizi böyle yanıltabiliyor. Saygılarımla, A. Ersan Yücel

Kaynaklar:

lloyd george

Ali Karahasanoğlu ve GoDaddy’nin Paralelliği

Yeni Akit yazarlarından Ali Karahasanoğlu, 30 Ekim 2015 günü yayınlanan “Oy ve Ötesi’nde Sahtekarlık Tescillendi” başlıklı köşe yazısında GoDaddy adlı firma hakkında oldukça yanlış iddiaları köşesine taşımış:

Okuyucum Yalçın Demirbaş bir maille ilginç bilgiler vermiş: 
www.oyveotesi.org’un isminin, 2013 Haziran’ında alındığını belirtmiş. 17 Aralık’tan tam 6 ay önce.. Dershane tartışmalarının tam da başladığı ay.. Tam isabet.. Devam ediyor Demirbaş: “İsim aldıkları yer www.domain.com ve iki tanesi org ve com adresleri www.godaddy.com adresinden alınmış.. Zurnanın zırt dediği yer www.godaddy.com adresi domain satıyor gibi görünüyor ama, sabit telefon numarası, adresi yok. Yer Amerika, yayın Türkçe. ‘Destek telefonlarımız’ diye verdikleri ülkeler, sayamadığım kadar çok.. Hepsinin telefonları var. Bariz paralel adresleri olduğu belli.. Bu kadar büyük destek adres ve telefonları, Microsoft’ta yoktur.” 
Bunu da bir kenara not edelim.

Tamamen yanlış ithamlar içeren bir metin. Okuyucusu ya Ali Karahasanoğlu’yu yanlış yönlendirmeye çalışmış ya da gerçekten bilişim konularında biraz cahil. Karahasanoğlu’nun da bu iddiaları sorgulamadan ve yeterinde araştırmadan köşesine taşıması da eleştiriyi hak eden bir husus.

Sırayla yazalım:

Dünyanın en çok domain ve hosting satan firmalarından olan GoDaddy, 1997 yılından bu yana dünyanın dört bir yanında faaliyet veren bir kuruluş. Yıllık cirosu 1,5 milyar dolar civarında. Ayrıca hisseleri, New York Borsasına (New York Stock Exchange – NYSE) kote edilmiş durumda.

Firmanın sabit telefonu ve adresinin olmadığı iddiası da tabiki abesle iştigal. NYSE’ye raporladıkları bültenlerde adres şu şekilde geçmektedir: 14455 N. Hayden Road Scottsdale, AZ 85260 USA.

“Yer Amerika yayın Türkçe” iddiası da gerçekle örtüşmüyor. Firma, yoğun satış yaptıkları tüm ülkelere özel dilde yayın yapmaktadır. İnternet siteleri ve telefon hatları bu şekilde oluşturulmaktadır.

“Bu kadar büyük destek adres ve telefonları, Microsoft’ta yoktur” iddiasına da Microsoft’un 85 dilde sunduğu kapsamlı destek hizmeti gerekli yanıtı verir diye düşünüyoruz.

Görünen o ki, GoDaddy de paralel avına kurban gitti…

ali karahasanoglu ve Godaddy

Kaynaklar:

* bahse konu hataya Murat Murathanoğlu da 31 Ekim 2015 günü yayınlanan yazısında değinmiş.

Einstein’ın Şoförü ve Köşe Yazarlarımız

Öncelikle, Einstein’a atfedilen hikayeyi bir okuyalım:

Einstein konferanslarına hep özel şoförü ile gidermiş. Yine bir konferansa gitmek üzere yola çıktıkları bir gün şoförü Einstein’a;
“Efendim, uzun zamandır siz konuşmanızı yaparken ben de arka sıralarda oturup sizi dinliyorum ve neredeyse söyleyeceğiniz herşeyi kelimesi kelimesine biliyorum” demiş. Einstein gülümseyerek ona bir teklifte bulunmuş:
“Peki, şimdi gideceğimiz yerde beni hiç tanımıyorlar… O halde bugün palto ve şapkalarımızı değiştirelim, benim yerime sen konuş, ben de arka sırada seni dinlerim.”
Şoför, gerçekten çok şahane ve başarılı bir konuşma yapmış ve sorulan bütün soruları doğru cevaplamış. Tam yerine oturacağı sırada konu hakkında bilgili, azıcık da ukala bir profesör, o güne kadar konferansta sorulmamış ağır bir fizik sorusu sormuş. Şoför, hiç duraksamadan soruyu soran kişiye dönüp:
“Böylesine basit bir soruyu sormanız gerçekten çok garip”
demiş. Sonra da salonun arkasında oturan Einstein’ı işaret ederek şöyle devam etmiş:
“Şimdi size arka sırada oturan şoförümü çağıracağım ve sorduğunuz soruyu, göreceksiniz, o bile cevaplayacak.”

Her ne kadar bazı internet siteleri (Bkz) çok ciddiye alsa da ve bazı blogcular (Bkz) hikaye üzerinden hayat dersleri çıkarmaya çalışsa da, söz konusu hikaye malesef gerçeği yansıtmıyor. O kadar farklı versiyonları sanal alemde dolaşıyor ki, rastladığımız bir metinde hatta, şoförünün konferansı vermesini Einstein’ın teklif ettiği ve bunu eğlenceli bir oyun gibi gördüğü dile getiriliyordu.

Bu hikayenin gerçeği yansıtmadığı hususunu Yalansavar da ele almıştı.

Kısaca nedenleriyle özetleyelim:

  • Söz konusu hikaye, ingilizce kaynaklarda fıkra, şaka vb. atıflarla anılmaktadır. Hikayeyi doğrulayan sağlam bir kaynak bulunmamaktadır.
  • Einstein profesör olarak ders verdiği yıllarda da tanınan bir şahıstı. Kendisini konferansa çağıran kişilerin de onu tanımadığı iddiası absürt.

Şimdi gelelim bu hikayeyi bir gerçek gibi okurlarına sunan köşe yazarlarına:

Nazlı Ilıcak, Sabah Gazetesi’nde yayınlanan 10 Kasım 2013  tarihli “Einstein’ın akıllı şoförü” başlıklı köşe yazısında ve 13 Kasım 2011 tarihli “Einstein ve Şoförü” başlıklı köşe yazısında hikayeyi bir gerçekmiş gibi -herhangi bir uyarı ya da not sunmadan- okuyucularıyla paylaşmış. Sadece bu hikayeden oluşan köşe yazısını da 2 yıl arayla aynen kullanması da cabası.

Olay Gazetesi köşe yazarlarından İsmail Öztat da 30 Aralık 2014 tarihinde yayınlanan “Yaratıcı Düşünce” başlıklı köşe yazısında Nazlı Hanım’a benzer şekilde hikayeyi köşesine taşımış.

Zaman Gazetesi’nin Yorum bölümünde “Asıl felaket ve koruyucu hekimlik” başlıklı yazısı 1 Aralık 2014 tarihinde yayımlanan Veysel Ayhan da aynı hataya düşmüş.

Yurt Gazetesi köşe yazarı Atıf Ünaldı, 26 Eylül 2015 günü yayınlanan “100 Yanılgı ve İnstagram” başlıklı köşe yazısında bu oltaya gelmemiş (Tebrikler!):

Hazır bilgi servisi serisinin ikinci kitabında, Einstein’ın şoförü ile yaşadığı olayın gerçek olup olmadığını araştırmasını Metin Solmaz’dan rica ediyorum. Türk insanı bu tip hikayelere bayılır. Çoğunluğu dedikodu olan bu hikayeler benim gibi bilimsel gerçeklere inanan insanları paronayak yapar. Gerçi bu aslında bilim adamlarının en önemli özellikleri arasında anlatılmaktaysa da, devamlı sorgulama Türkiye’de yaşıyorsanız hepimizin çokca yapması gereken faaliyetlerden biridir.

Yalansavar’dan alıntı ile ihtisabı noktalayalım: Einstein ve Şoförü hikayesini anlatan web sitelerinde en sık kullanılan fotoğraf da doğruyu yansıtmıyor. Einstein’ın aşağıdaki fotoğrafta yanında duran şahıs şoförü değil, ünlü matematikçi Kurt Gödel’dir.

einstein ve soforu

Kaynaklar:

Abdurrahman Dilipak ve Dünya Diş Hekimleri Birliği Seçimleri

Abdurrahman Dilipak, 28 Ekim 2015 tarihinde Yeni Akit Gazetesi’nde yayınlanan “Neden!” başlıklı köşe yazısında “Dünya Diş Hekimleri Birliği Seçimleri”ne değinmiş:

"Ama mesela Türk Dişhekimleri Birliği, Dünya Dişhekimleri Birliği’ne adaydı, bu konuda ABD ile yarışıyorduk kimin umurundaydı. 17-25 Eylül tarihleri arasında Bangkok’ta yapılan seçimde, ABD kazandı. Türkiye’nin adayı aynı zamanda ERO adayı olarak Prof. Dr. Taner Yücel idi.. Seçimi kaybettik ama, aday iki ülkeden biri Türkiye idi.."

Türkiye Dişhekimleri Birliği (TDB), Dünya Dişhekimleri Birliği’ne (DDB) aday değildi. Halihazırda TDB, DDB’nin bir üyesi. Gerçekleşen seçim, DDB Başkanlık seçimiydi ve Prof. Dr. Taner YÜCEL Avrupa’nın adayı olarak seçimlere girdi. Karşısında yarışan ve seçimi kazanan Dr.Kathryn KELL, Amerikan Dişhekimleri Birliği’nin adayıydı. Prof. Dr. Yücel, ERO adayı değildi. ERO kısaltması ile kastı Dilipak’ın FDI Avrupa Bölgesel Organizasyonu’nu. Prof. Dr. Yücel, ERO’nun yönetim kurulu üyesi zaten, yani ERO adayı değil.

"TDBD dergisinde Türkiye’den önemli bir haber daha yer alıyor."

TDBD dergisi diye bir şey yok. TDB DERGİSİ var.

"Daha bugünden G20’deyiz, hedef G10.."

1999 yılından bu yana G20 üyesiyiz; ancak, G10 diye bir oluşum yok, ki üyesi olalım.

 "Sormak gerek neden yerli bir otomobil markamız yok, Anadol’dan bu yana. Kaldı ki, o da bir illüzyondan ibaretti.."

Var. Şamil 1 ve 2.

Kaynaklar:

Süleyman Seyfi Öğün ve Cumhuriyetin 92. Yılı

Yeni Şafak Gazetesi’nde 29 Ekim 2015 tarihinde yayınlanan “Cumhur ve Cumhuriyet” başlıklı köşe yazısında Süleyman Seyfi Öğün, günün anlam ve önemine değinmiş yazısının başlığından da anlaşılacağı üzere.

Ancak, yazısının giriş cümlesinde küçük bir hata yapmış:

“İlân edilişinin 93. senesini idrak ettiğimiz Cumhûriyet bir siyâsal rejim adı.”

2015 yılında, “Cumhuriyet”in ilân edildiği 1923 yılının 92. sene-i devriyesini kutluyoruz. 93 seneye inşallah.

Kaynak:

Melih Aşık ve Cumhuriyetin İlanı

Öncelikle tüm okurların 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı kutlarız. Günün anlam ve önemi ile ilgili olarak bir ihtisabı sizlerle paylaşalım:

Milliyet Gazetesi köşe yazarlarından Melih Aşık, 29 Ekim 2015 günü yayınlanan “Cumhuriyet…” başlıklı köşe yazısında Cumhuriyetin ilân süreci hakkında bir hata yapmış:

"28 Ekim 1923 gecesi bazı bakanları Köşk’e davet etmiş, herkes dağıldıktan sonra İsmet İnönü’ye: “Yarın Cumhuriyet’i ilan edeceğiz” demiştir."
28 Ekim 1923 akşamı gerçekleşen yemeğe sadece bazı bakanlar davet edilmemişti (Örneğin, Parti Yönetim Kurulu Başkanı Fethi Bey de davetliydi).
Daha da önemlisi, Mustafa Kemal Atatürk, ünlü “Efendiler, yarın Cumhuriyet’i ilan edeceğiz” sözünü, -Herkes dağıldıktan sonra sadece İsmet Paşa’ya değil- 28 Ekim 1923 akşamki yemekte tüm katılımcılara söylemiştir.
Gece olmuştu. Çankaya'ya gitmek üzere Meclis binasından ayrılırken, koridorlarda beni beklemekte olan Kemâlettin Sâmi ve Hâlit Paşa'lara rastladım. Ali Fuat Paşa Ankara'dan hareket ederken bunların Ankara'ya geldiklerini o günkü gazetede "Bir uğurlama ve bir karşılama" başlığı altında okumuştum. Daha kendileriyle görüşmemiştim. Benimle konuşmak üzere geç vakte kadar orada beklediklerini anlayınca, akşam yemeğine gelmelerini, Millî Savunma Bakanı Kâzım Paşa vasıtasıyla kendilerine bildirdim. İsmet Paşa ile Kâzım Paşa'ya ve Fethi Bey'e de Çankaya'ya benimle birlikte gelmelerini söyledim. Çankaya'ya gittiğim zaman, orada, beni görmek üzere gelmiş bulunan Rize Milletvekili Fuat, Afyonkarahisar Milletvekili Rûşen Eşref Bey'lerle karşılaştım. Onları da yemeğe alıkoydum.
Yemek sırasında : "Yarın Cumhuriyet ilân edeceğiz" dedim. Orada bulunan arkadaşlar, derhal düşünceme katıldılar. Yemegi bıraktık. O dakikadan itibaren, nasıl hareket edileceği konusunda kısa bir program yaparak arkadaşlar ı görevlendirdim. Yaptığım programın ve verdiğim talimatın uygulanışını göreceksiniz! Efendiler, görüyorsunuz ki, Cumhuriyet ilânına karar vermek için Ankara'da bulunan bütün arkadaşlarımı davet ederek onlarla görüşüp tartışmaya asla lüzum ve ihtiyaç görmedim. Çünkü, onların da aslında ve tabiî olarak benim gibi düşündüklerinden şüphe etmiyordum. Halbuki, o sırada Ankara'da bulunmayan bazı kişiler, yetkileri olmadığı halde, kendilerine haber verilmeden, düşünce ve rızaları alınmadan Cumhuriyetin ilân edilmiş olmasını bize gücenme ve bizden ayrılma sebebi saydılar.
O gece birlikte olduğumuz arkadaşlar erkenden ayrıldılar. Yalnız İsmet Paşa Çankaya'da misafirdi. Onunla yalnız kaldıktan sonra, bir kanun tasarısı müsveddesi hazırladık. Bu müsveddede 20 Ocak 1921 tarihli Teşkilât-ı Esasiye Kanunu (Anayasa)'nun devlet şeklini tespit eden maddelerini şu şekilde değiştirmiştim.
Melih asik cumhuriyet
Kaynaklar:
Nutuk

Mehmet Barlas ile Kopyala-Yapıştır

Mehmet Barlas, 28 Ekim 2015 tarihinde Sabah Gazetesi’nde yayınlanan “Uygar insanlığın tarihini laiklik ve demokrasi yönlendirdi” başlıklı köşe yazısında “Yiğit Bulut”vari kopyala yapıştır yapmış ve 2 farklı yazısından parçalarla voltranı oluşturmuş.

Söz konusu yazısında, 5 Mart 2008 tarihinde Sabah Gazetesi’nde yayınlanan “Çağdaşlığın sahipleri “ötekiler”e örnek model olabildiler mi?” başlıklı yazısından Milliyet Gazetesi’nde 12 Şubat 2008 tarihinde yayınlanan “Tek seslilikten çok sesliliğe geçişe alışmak kolay değil…” başlıklı köşe yazısından faydalanmış.

Emin Çölaşan ve Kayıtlı İşsiz Sayısı

Emin Çölaşan, 27 Ekim 2015 günü Sözcü Gazetesi’nde yayınlanan “Palavranın bini bir para” başlıklı yazısında kayıtlı işsiz sayısına değinmiş:

"Türkiye’de her yaştan ve her kesimden 3 milyon 800 bin kayıtlı işsiz var. En büyük işsizlik ise gençler arasında."

Rakam yanlış…

TUİK verilerine göre Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı 2015 yılı Temmuz döneminde* 2 milyon 970 bin kişi.

İşkur istatistiklerine göre ise kayıtlı işsiz sayısı 2015 Eylül ayında 3 milyon 219 bin 934 kişi, 2015 Eylül ayında ise 2 milyon 85 bin 870.

Kaynaklar:

* son açıklanan veri

Çince Krizin Anlamı ve Köşe Yazarlarımız

Öncelikle, “kriz, Çincede fırsat demektir” efsanesinin gerçeği yansıtmadığıyla başlayalım: “Çince kriz, fırsat ve tehlike demek değildir”

Kaynaklar, bu hususun ilk kez 1959 yılında John F. Kennedy tarafından dile getirildiğini işaret ediyor. Ancak, JFK de yanılmış durumda bu atfında.

Bu hususa Yalansavar da değinmişti.

Pennsylvania Üniversitesi’nde Çin Dili ve Edebiyatı Profesörü olan Victor H. Mair, konuya açıklık getirmiş:

“The explication of the Chinese word for crisis as made up of two components signifying danger and opportunity is due partly to wishful thinking, but mainly to a fundamental misunderstanding about how terms are formed in Mandarin and other Sinitic languages.”

Yani diyor ki (çeviri için Yalansavar’a teşekkürler);

“…Çince’de ‘kriz’ kelimesinin  ‘tehlike’  ve ‘fırsat’ anlamlarını önplanda tutan bileşenlerden oluştuğunu yorumlamak bir bakıma hayal ürünü olarak nitelendirilebilir fakat aslında bu anlamlandırma Mandarin ve diğer Sinitic dillerde (Çince ailesi) kelime yapılarının nasıl oluştuğu konusundaki temel bir yanlış anlamadan kaynaklanır…”

Ekohaber’den Meftun Tayan’dan da dinleyelim doğrusunu:

Krizin fırsat olduğuna dair inanç, kriz kelimesinin Çince'de fırsat anlamına geldiği iddiasıdır. Çince'den yapılan bu alıntı günümüzde artık bir klişe halini almış durumda. Kime kriz deseniz, kelimeyi fırsat ile tamamlamaktadır.
Krizi fırsat olarak değerlendirebilecek insanlar olabilir. Ancak söylenenlerin tersine, kriz Çince'de fırsat anlamına gelmemektedir. Bu bariz hatayı düzeltmek kendi ifadesine göre, "Polyanacılığa" son vermek için Pensilvanya Üniversitesi Çin Dili ve Edebiyatı Bölümünde Profesör olan of Victor H. Mair bir makale yazmış.
Mair, Çince'nin yapısını özetleyerek Weiji'nin anlamını okuyucuya anlatıyor. Weiji, wei ve ji kelimelerini içinde bulunduran bir sözcükmüş. Yalnız başına wei tehlike, ji fırsat anlamını taşımaktaymış. Ancak ji'nin weiji kattığı anlam farklıymış, ji bu şekliyle nokta, durum şeklinde anlam taşımaktaymış. 
Mair, Weiji'nin sanılanın aksine "tehlikeli nokta", "zor durum" anlamını taşıdığını söylemektedir. Ayrıca krizin ortasında fırsat yaratacağım diye risk alanların Çinlileri suçlamaması gerektiğini sözlerine eklemekte.

Radikal Gazetesi’nden Özgür Mumcu da 21 Mayıs 2014 tarihli yazısında hataya düşmeyip doğru bilgiyi okurlarına sunmuş:

"Fırsatçılığın ve çıkarcılığın süslü pazarlama cümlesini bilirsiniz: “Kriz, Çincede fırsat demektir.” Hem iş dünyasında hem de siyasi çevrelerde sıklıkla tekrarlanan bu basmakalıp ifadenin aslında gerçeği yansıtmadığını belirtmek lazım. Yani Çince uzmanlarına göre kriz Çince fırsat anlamına gelmiyor. Ama konumuz Çin dili ve edebiyatı değil."

Şimdi gelelim köşe yazarlarımız arasında bu hataya düşenlere:

Mehmet Tez’in Milliyet Gazetesi’nde 22 Mart 2015 tarihinde yayınlanan “Krize hazır mıyız?” başlıklı yazısından:

"Not: (“Kriz Çincede fırsat demekmiş” demeden bu yazıyı bitirdiğim için mutluyum.)"

Taraf Gazetesi’nden Ahmet Erdi Öztürk, 1 Mart 2015 tarihli “Sürdürülebilir Ohal” başlıklı köşe yazısında sormuş:

"Çincede krizin fırsat anlamına geldiği iddia edilir. Bilemem doğru mudur değil midir?"

Bayram Zilan’ın 19 Ekim 2014 tarihinde Milat Gazetesi’nde yayınlanan “7-8 Ekim Olayları’nın Z raporu ve yeni bir perspektif” başlıklı yazısından:

"Çincede “fırsat” ve “kriz” kelimesi aynıdır. Çincedeki bu kelimeyi dileyen fırsat anlamında dileyen de kriz anlamında kullanır."

Orkun Bulut-Life, Akşam Gazetesi’nde 12 Mayıs 2014 günü yayınlanan “Ustaların ustası” başlıklı yazısında aynı hataya düşmüş:

"Dünyada ekonomik kriz devam ederken bunu Çincedeki gibi fırsata çeviren nadir ülkelerden biri Türkiye."

Meliha Okur’un Sabah Gazetesi’nde 28 Aralık 2013 tarihinde yayınlanan “Geleceği Unutmak” başlıklı köşe yazısından:

"Yargı kriziyle sarsıldığımız şu günlerde dünya ekonomisinin yüzde 85'ini temsil eden G-20'de Rusya ve Avustralya ile birlikte üçlü troykaya girdik. Farkında mısınız? Yeni yılda G-20 zirvesinin ev sahipliğini Avustralya yapacak. 2015'te bayrağı biz devralacağız. Ne yazık ki bizim bunları konuşacak zamanımız yok! Çince'de kriz fırsat demektir. Oldum olası krizi fırsata dönüştüremiyoruz. Enerjimizi geleceği planlamak yerine toprağa veriyoruz. Geleceğimizi unutuyoruz!"

Emre Aköz’ün Sabah Gazetesi’nde 14 Aralık 2013 tarihinde yayınlanan “Gökyüzündeki kurtlar sofrası (2)” başlıklı köşe yazısından:

"Çincede kriz ile fırsat aynı kelimeymiş ya... İşte kriz, THY için fırsat oluyor. Şöyle: Kriz başladığında Avrupa ve ABD havayolları eleman çıkartıyor, zarar eden hatları kapatıyor ve yeni uçak alımını durduruyor."

Nur Çintay’ın Sabah Gazetesi Pazar ekinde 6 Ekim 2013 günü kaleme aldığı “Bir ‘kulübe’de lezzet peşinde…” başlıklı yazıdan:

"Çince'de 'kriz' ile 'fırsat' aynı kelime ya, benzer bir durum oldu: İki oda istedik, sadece bir tane kalmıştı."

Stelyo Berberakis’in Sabah Gazetesi’nde 5 Ekim 2013 tarihinde yayınlanan “Yeni yaşam tarzı: Mikel ve Nanou” başlıklı yazısından:

"Çince 'kriz' anlamına gelen kelimenin aynı zamanda 'fırsat'la eş anlamlı olduğu, ekonomik kriz geçiren Yunanistan'da iki işadamı tarafından fazlasıyla kanıtladı."

İlker Yağcıoğlu’nun Takvim Gazetesi’nde 23 Eylül 2013 günü yayınlanan “Cimbom krizden çıktı” başlıklı yazısından:

"Kriz kelimesi Çince iki harften oluşur. Harflerin biri tehlikeyi diğeri ise fırsatı temsil eder."

Banu K. Yelkovan’ın Radikal Gazetesi’nde 28 Temmuz 2011 tarihinde yayınlanan “İşte Şimdi Tam Zamanı” başlıklı köşe yazısından:

"“Kriz Çincede fırsat demektir” özlü sözünden yola çıkarak, artık kendimizi Metris çerçevesinden kurtararak, bu krizi nasıl bir fırsata dönüştürebileceğimizi tartışmanın zamanı gelmedi mi?"

Şükrü Kızılot, Hürriyet Gazetesi’nde 27 Haziran 2009 tarihinde yayınlanan “Apartmanda yönetici olmanın avantajı” başlıklı köşe yazısında JFK’nin yukarıda bahsedilen hata içeren vecizesine yer vermiş:

"KRİZ kelimesi Çince yazıldığında iki harften oluşmaktadır. Bu harflerden biri tehlikeyi, diğeri ise fırsatı temsil etmektedir. John F.Kennedy"

Şalom Gazetesi’nde Doret Habib de “Kriz dönemlerinde güçlenen yenilikçilik ruhu” başlıklı yazısında bu hataya düşmüş:

"Her ne kadar Çince bilmesem de, bir süredir “kriz” odaklı söyleşilerde başvurulan bir referans kavramı oldukça anlamlı buluyorum. Çin alfabesinde tek başına “kriz” anlamına gelen bir kelime yoktur; ‘tehlike” ile “fırsat” simgeleri (wei-ji) yan yana getirildiğinde ‘kriz” anlamına gelen yeni bir kelime oluşur."

Resul İzmirli’nin Türkiye Gazetesi’nde 8 Kasım 2008 tarihinde yayınlanan “Kriz fırsatçılık mı” başlıklı yazısından:

Çin­ce’de kriz di­ye ya­zar­sa­nız, bu­nun iki mâ­nâ­sı var­dır, bi­ri­si kriz­dir ama di­ğe­ri fır­sat­tır!” İş dün­ya­mız bu sö­zü ar­tık ez­ber­le­di.

Serdar Yalmanaç’ın 1 Kasım 2008 tarihinde Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan “Kriz ve Reklam” başlıklı yazısından:

"Çince’de "Kriz" sözcüğünün nasıl yazıldığını da ezberledik: "Tehlike" ve "Fırsat" sözcüklerinin bir araya getirilmesiyle "Kriz" kelimesi oluşuyormuş."

Nurettin Özdoğan’ın 26 Ekim 2008 tarihinde Zaman Gazetesi’nde yayınlanan “Kriz fırsatlar ve fıkralar için vardır” başlıklı köşe yazısından:

"Evet, dünyada da Türkiye'de de krizi fırsata çeviren birçok insan var. Belki garibinize gidecek ama "Kriz" Çincede "fırsat" anlamına geliyormuş!"

Oral Çalışlar’ın Radikal Gazetesi’nde 6 Temmuz 2008 tarihinde yayınlanan “Kriz: Tehlike ve Fırsat” başlıklı köşe yazısından:

"Reşat(Çalışlar) kriz üzerinde yazı yazdığımı görünce, Çince’den bir örnekle yanıma geldi. O, kelimelerin anlamlarını çözmeye meraklıdır, Çince’deki kriz kelimesinin karşılığı olan işaretin ‘tehlike’ ve ‘fırsat’ anlamlarını aynı anda içerdiğini söyledi."

Kaynaklar:

cince kriz firsat ve tehlike demek degildir