Resimde Gizli 32 Kral 62 Cumhurbaşkanı ve Köşe Yazarları

Mustafa Kemal Atatürk’ün masasında 32 kral, 62 cumhurbaşkanı bulunduğunun iddia edildiği fotoğrafı ortaya atan zihniyetin motivasyonunu anlamak gerçekten güç.

ataturkun masasında 32 kral 62 cumhurbaskani

Yukarıda yer alan fotoğrafa ilişkin “Bu masada 32 kral, 62 cumhurbaskani oturuyor!” başlığı altında “Yıl: 1928. Türkiye Cumhuriyeti henüz beş yaşında. Atatürk’ün masasında tam 32 kral ve 62 cumhurbaşkanı var. Ama bütün gözler Atatürk’ün üzerinde” metni yer alıyor.

Araştırmacı Avni Özgürel, fotoğrafın Sovyet Devrimi’nin yıldönümünde Rus Elçiliği’nde çekildiğini ve masadakilerin de davete katılan Rus diplomatlar olduğunu belirtiyor.

Star Gazetesi eski köşe yazarlarından Cemil Koçak da, 1927 yılı itibarıyla dünyada 120 civarı ülkenin bulunduğunu ve bu ülkeler arasında 94 ülke liderinin ülkemizi hiç ziyaret etmediğini vurguluyor.

İsmet İnönü ve Afet İnan’ın yanı sıra davetlilerin eşleri, resmi üniformalı şahıslar ile garsonları da çıkardığımızda, masanın etrafında 94 kişinin (62+32) bulunduğunu iddia etmek sayma cahili olduğunu kanıtlamak anlamına gelir.

Çok şükür ki, gazete köşe yazarlarının bu iddiaya köşelerinde yer vermediğini gördük. Sevindirici bir gelişme. Ancak, tek bir istisna dışında: Hayri Köklü, Yeniçağ Gazetesi’nde 16 Mayıs 2008 tarihinde yayınlanan “Mustafa Kemal Paşa esir olmuş…” başlıklı inceleme-araştırma yazısının sonuna bu fotoğrafı “Dikkat… Bu masada 32 Kral, 62 Cumhurbaşkanı oturuyor” notuyla iliştirerek hata etmiş.

Ali Ünal ve Değiştirilmiş Muhtelif İktibaslar

Ali Ünal’ın Zaman Gazetesi’nde 21 Eylül 2015 tarihinde yayınlanan “Erdoğan’ın ölümüne düşmanları” başlıklı yazısında yer verdiği iktibasların bazıları değiştirilerek aktarılmış.

Örneğin;

Hz. Bediüzzaman, “Koynundaki akrebi söyleyene teşekkür etmez misin? Akrep seni sokup öldürse dünyan gider; ama günahlar, Âhiret hayatını mahveden akreplerdir.” der.

Said Nursi’nin Mektubat adlı eserinin 16. Mektup, 3. Noktasında yer alan ifade tam olarak Ali Ünal’ın aktardığı gibi değil. Doğrusu şu şekilde: “Benim boynumda veya koynumda bir akrep bulunduğunu biri söylese veya gösterse, ondan darılmak değil, belki memnun olmak lâzım gelir.”

Hadiste, “Şehidlerin en hayırlısı Hz. Hamza ve idareciye karşı hakkı söylediği için öldürülen kişidir.” buyrulur.

Hadisteki sıralama nüansını kaçırmış. Doğrusu “Şehitlerin en hayırlısı Hz, Hamza‘dır. Ondan sonra zâlim bir idarecinin huzuruna varıp Allah rızası için ona iyiliği emreden ve kötülükten meneden ve böyle yaptığından dolayı öldürülen bir kimsedir” şeklindedir.

* katkısı için Zhang’e teşekkürler…

G20, Antalya Liderler Zirvesi ve Köşe Yazarlarımız

G20 Antalya Liderler Zirvesi, 15-16 Kasım 2015 tarihlerinde Antalya, Belek’te gerçekleşti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başkanlık ettiği bu üst düzey toplantı, gerek ülke gündeminin gerekse köşe yazarlarının gündeminde önemli bir yer tuttu.

G20’ye ve zirveye ilişkin önemli hatalar yapmayı unutmadı tabiki köşe yazarlarımız. Bu vesileyle, söz konusu hataları tek tek yazmak yerine, toplu şekilde dile getirelim istedik:

YeniŞafak Gazetesi’nden Ahmet Ulusoy, “Ne kadar işsiziz” başlıklı 20 Kasım 2015 tarihli yazısında, G20 Liderlerinin üzerinde uzlaştığı bir taahhüde değinmiş:

G20 (Antalya) Zirvesindeki en önemli taahhütlerden birinin de genç işsizliğin G20 ülkelerinde 2025 yılına kadar % 15 azaltmak olduğunu unutmayalım.

G20 Liderleri, genç işsizliğini 2025 yılına değin % 15 azaltmayı taahhüt etmedi. Liderler “G20 ülkelerinde işgücü piyasasında daimi olarak geride kalma riskini en çok taşıyan gençlerin oranının 2025 yılına kadar %15 azaltılmasını” taahhüt etti. Bu taahhüt, tüm genç işsizleri değil, işgücünde olmayan ve eğitim almayan gençleri kapsıyor.

Zaman Gazetesi yazarlarından Ali Yurttagül, “G-20, G-7, G-8 ve Şanghay grubu” başlıklı 19 Kasım 2015 tarihli yazısında G20 Antalya Liderler Zirvesi’nin ardından odak noktasına G20 platformunu almış:

Obama G-7 ve G-8 grubunun yetersizliğini gördüğü için kurulmuştu G-20. Haklıydı. Çin, Hindistan gibi ülkelerin masada olmadığı bir toplantıda dünya ekonomisini konuşmak anlamsızdı.

Malesef yanlış bir ifade. G20, 1999 yılında kuruldu, daha ABD Başkanı Barrack Obama ortalıkta yokken. G20, Liderler düzeyinde toplanmaya da 2008 Kasım ayında başladı, yani George Bush döneminde.

Şeref Oğuz, Sabah Gazetesi’ndeki “Zirve çıktıları” başlıklı 18 Kasım 2015 tarihli köşesinde Antalya Zirveleri çıktılarını konu edinmiş:

IMF üyelerinin kota paylarında adil dağılımı önerdik, SDR sepeti dâhil yeni dönemde kota yönetim reformu oluştu.

Kota ve Yönetim Reformu 2010 yılında kabul edilmişti. Ancak, hâlâ yürürlüğe giremedi. Yani, bu reform yeni oluşmuş değil.

Yaşar Süngü, YeniŞafak Gazetesi’nde 18 Kasım 2015 günü yayınlanan “Kısaca G20 ve alınan kararlar” başlıklı yazısında G20’ye 2015 yılında davet edilen ülkelere değinmiş:

Türkiye bu zirvede dönem başkanı olarak davet hakkını Azerbaycan, Malezya, Senegal ve Singapur için kullandı.

Sadece bu ülkeler davet edilmedi. Afrika Birliği’ni temsilen davet edilen Zimbabve’yi atlamış.

Yaşar Süngü hata yapmaya devam etmiş:

1999'da Asya ekonomik krizi çıkınca ABD ve Kanada Maliye Bakanları krizle baş edebilmek için bir grup kurmaya karar verdiler.

Asya krizi 1999’da çıkmadı. 1997 yılında etkileri hissedilmeye başladı. 1999 yılında ise G20 Finans Bakanları ve Merkez Bankası Başkanları düzeyinde toplanıldı. G20’yi kurmaya sadece ABD ve Kanada karar vermedi.

Radikal Gazetesi köşe yazarlarından Güven Sak, 17 Kasım tarihli “G20, Türkiye yılında 20’nci yüzyıldan 21’inci yüzyıla adım attı” başlıklı köşe yazısında G20 Zirvesi çıktılarını konu edinmiş:

Üçüncü olarak, Arjantin’in cebinde parası olduğu halde, bu yıl mahkeme kararıyla iflas etmiş sayılmasına neden olan uluslararası alanda sorun teşkil eden devlet borçlarının yeniden yapılandırılması meselesi bildirgeye girdi.

Güven Bey, 2015 yılında T20’nin koordinatörlüğünü üstlenmişti.  Ancak, borç yeniden yapılandırma konusunun daha önce de G20’de ve Liderler Zirvesi’nde ele alındığı ve bildirgelere yansıdığını gözden kaçırmış. Örneğin, 2014 Brisbane Zirvesi‘nde “We welcome the progress made to strengthen the orderliness and predictability of the sovereign debt restructuring process.” ifadesiyle G20 Liderleri bu konuyu ele almış ve bildirgenin ek kısmında bu konuda çağrıda bulunmuştu.

Hilal Kaplan, 17 Kasım 2015 günü Sabah Gazetesi’ndeki “G20, Suriye ve biz” başlıklı yazısında, başlıktan da anlaşılacağı üzere G20 Zirvesini odak noktasına almış:

"Dünyanın en gelişmiş 20 ülkesinden biri olarak, diğer 19 ülkenin liderini kusursuz bir organizasyonla ağırladık."

G20, küresel düzeyde sistemik öneme sahip gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin ortak forumudur. En gelişmiş ülkelerden biri değiliz ve G20 de gelişmiş ülkelerin forumu değildir.

Verda Özer, Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan 17 Kasım 2015 tarihli “G20’nin Hareketli Kulisleri” başlıklı yazısında B20 zirvesine değinmiş:

"Yani dünyanın en gelişmiş 20 ülkesinin iş dünyasını  bir araya getiren B20 zirvesinde."

B20, G20’nin iş dünyasına yönelik açılım grubu. Yani, B20 ülkeleri değil, G20 üyesi ülkelerin iş dünyası temsilcilerini bir araya getiriyor. Ayrıca, G20, dünyanın en gelişmiş 20 ülkesinin bir oluşumu değildir.

Mehmet Tekelioğlu, Star Gazetesi’nde 17 Kasım 2015 günü yayınlanan “G-20 ve AB İlerleme Raporu” başlıklı yazısında G20’yi ve Antalya Zirvesi’ni konu edinmiş:

İspanya, Hollanda, İsveç ve Norveç G-20’de yok

İspanya, G20 üyesi ülke değil. Ancak, G20’nin devamlı davetli üyesi (permanent guest member) ünvanını haizdir. Bu durum, sadece İspanya’ya özgüdür.  Yani bir bakıma, İspanya G20’de var.

Melih Altınok, Sabah Gazetesi’nde 16 Kasım 2015 günü yayınlanan “Zavallılık” köşe yazısında, G20’nin en gelişmiş 20 ülkeden oluştuğunu iddia etmiş; ancak, Hollanda ve İsviçre gibi gelişmiş ülkeler G20’de değildir, çünkü G20 en büyük sistemik öneme sahip gelişmiş ve gelişmekte olan 20 ülkeyi bir araya getirmektedir.

Dünyanın en gelişmiş yirmi ülkesinin liderleri Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın ev sahipliğinde bir araya geldi.

Ceren Kenar, Türkiye Gazetesi’nde 16 Kasım 2015 tarihinde yayınlanan “Yeni bir dünya kurulurken G20 fotoğrafları” başlıklı yazısında G20’nin dünyanın en gelişmiş 20 ülkesinden oluştuğunu iddia etme hatasına düşmüş:

Aynı real politik kaygılar, G20 zirvesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ile dünyanın en büyük 20 ekonomisinin liderlerinin samimi pozlarını da belirleyen unsur oldu.

Yeni Asır köşe yazarlarından Cahit Sönmez, 10 Kasım 2015 tarihinde yayınlanan “G-20 Gündemi” başlıklı köşe yazısında aynı hatayı sürdürmüş:

Milli gelir açısından dünyanın en büyük 20 ülkesinden oluşuyor G-20...

Bir hata da Yeni Akit Gazetesi yazarı Mehmet Koçak’tan. “Türkiye için G20 zirvesi bir fırsattır!..” başlıklı 14 Kasım 2015 tarihli yazısından:

"G20 zirvesi deyip geçemeyin. G-20 dünyanın en gelişmiş ve en büyük üretim hacmine sahip 19 ülkeden ve Avrupa Birliği Komisyonu’ndan oluşuyor."

Mehmet Koçak sadece bu hatayla yetinmeyip 26 ülke devlet başkanının katıldığı zirveye 20 başkanın katılacağını iddia etmiş:

20 ülkenin devlet başkanının katılacağı ve dünyanın önde gelen iş örgütlerinin temsilcilerinin iştirak edeceği zirveye Türkiye’nin ev sahipliği yapması çok önemlidir.

Yeni Akit Gazetesi yazarlarından Hasan Aksay, 16 Kasım 2015 tarihli “G20, Maskeli savaşlar ve iyiliği hakim kılmak” başlıklı yazısında Avustralya’nın dönem başkanlığının yılını şaşırmış ve 2014 yerine 2013 olarak bahsetmiş.

2013 yılı Avustralya dönem Başkanlığında, yönetimin üçlü Troyka’sında yer alan; 2014’de Başkanlığı devralan Türkiye, gelişmiş ülkelerden biri olarak, manevi değerleriyle, gelişmekte olan ülkeleri de temsil eder bir yapıdadır.

Hilal Kaplan, Sabah Gazetesi’nde 13 Kasım 2015 günü yayınlanan “Başkanlık, tek adam sistemi midir?” başlıklı yazısında, G20 ülkelerinin yönetim sistemlerine odaklanmış:

"Örneğin bu hafta sonu dünyanın en gelişmiş ülkelerinin liderlerini Türkiye'de toplayacak olan G-20 ülkelerine baktığınızda, bunların on tanesinin Başkanlık sistemiyle, dokuz tanesinin parlamenter sistemle ve birinin monarşiyle yönetildiğini görüyoruz."

G20, 20 ülkeden oluşuyor gibi görünse de aslında 19 ülke artı Avrupa Birliği’nden oluşuyor. Yani toplamda 20’den fazla ülke var; ancak, doğrudan temsil edilen sadece 19 ülke var. Bu noktada, Hilal Kaplan’ın hesaplaması anlamsız kalıyor. 10 başkanlık, 9 parlamenter, 1 monarşi, toplam 20 ülke yapıyor. Aslında toplamda 19’a ulaşmalıydı.

İlaveten, ABD, Arjantin, Brezilya, Endonezya, Güney Kore, Meksika başkanlık sistemiyle yönetilirken, Fransa ve Rusya yarı başkanlık sistemini kullanmaktadır. Güney Afrika’da cumhurbaşkanı parlamento tarafından seçilir ve yürütmenin başı olur, bu sistem de bir bakıma değişik bir başkanlık sistemi türüdür. Almanya, Kanada, Türkiye, Avustralya, Hindistan, Birleşik Krallık, İtalya parlamenter sistem kullanmaktadır. Suudi Arabistan’da monarşi hakim. Çin’de ise tek parti yönetimi. Japonya’da ise parlamenter meşruti monarşi hakim (Aslında, Birleşik Krallık, Avustralya, Kanada gibi ülkeler de bu kategoride yer alabilir). Yani -Hilal Kaplan’ın G20’de başkanlık sistemiyle yönetilen 10 ülke olduğu iddiası karşısında- G20’de başkanlık sistemiyle yönetilen 9 ülke bulunduğu görülmektedir.

Abdurrahman Dilipak daha da ileri giderek, “G20 liderler zirvesi başlarken” başlıklı 13 Kasım 2015 tarihli köşe yazısında, 2-3 ülke hariç G20’nin tamamının monarşi, başkanlık ya da yarı başkanlıkla yönetildiğini iddia etme hatasını yapmış:

"En gelişmiş 20 ülkenin 2-3’ü hariç tamamı monarşi, başkanlık, yarı başkanlıkla yönetiliyor ya da fedarasyon. “Muasır medeniyet”çilere ne oldu da başkanlık sistemine karşı çıkıyorlar."

Şeref Oğuz, Sabah Gazetesi’nde 16 Kasım 2015 günü yayınlanan “Dünya artık 5’ten çoook daha büyük” başlıklı köşe yazısında G20 Antalya Zirvesi’nde 19 ülkenin katıldığını iddia etmiş:

19 ülke, AB ve uluslararası kurumların bir araya geldiği G20 Antalya Zirvesi'nde, 5 milyar insanın başkan ve yöneticisi, Türkiye'nin küreye sunduğu tezlerini bir kez daha dinledi.

G20 resmi internet sitesinde dile getirildiği üzere, 19 G20 ülkesine ilaveten davetli ülkelerle birlikte toplam 26 ülke katılım sağlamıştır.

Abdurrahman Dilipak, 15 Kasım 2015 tarihinde Yeni Akit Gazetesi’nde yayınlanan “G20 başlarken” başlıklı köşe yazısında Antalya Zirvesi’nin G20 için bir son olabileceğini iddia etmiş:

G20 organizasyonun saygınlığı bu zirveden çıkacak kararlara bağlı. Eğer bu zirveden tatmin edici bir karar çıkmazsa, bu zirve G20 için bir son da olabilir.

Dilipak, G20 Liderlerinin 2016 yılında Çin’de, 2017’de Almanya’da toplanacağını atladığı için böyle iddialı açıklamalarda bulunmuş.

Necati Doğru da Sözcü Gazetesi’nde 11 Kasım 2015 günü yayınlanan  “G-20 ırgatlığı iyi para getirecek!” başlıklı yazısında G20 Zirvesine 19 ülke liderinin katılım sağladığını iddia ederek yukarıda dile getirilen hataya düşenlerden olmuş:

Antalya’da 8’i dünyanın en zengini geri kalan 11’i de gelişmekte olan 19 ülke liderinin buluşacağı G-20 Zirvesi’nin “Liderler gelecek döviz bırakacaklar” düzeyine indirilmesi ırgatlığı (ya da ırgat başı diyelim) akla getirdi. Başbakan bir resepsiyon verecek, Cumhurbaşkanı da zirvenin kapanış bildirgesini okuyacak.

Star Gazetesi’nden Saadet Oruç, 10 Kasım 2015 tarihli “G20 Zirvesi taçlandıracak” başlıklı köşe yazısında Türkiye’nin bir sonraki G20 Dönem Başkanlığını 16 yıl sonra üstleneceğini iddia etmiş:

Antalya, haftasonunda Türkiye’nin ülke değerini uluslararası planda yükseltecek bir buluşmaya evsahipliği yapacak. G20 zirvesini organize edecek olan Türkiye, bir sonraki evsahipliğini 16 sene sonra yapacak. Liderleri ağırlayacak olan Antalya’nın misafirleri arasında, ABD Başkanı Barack Obama, Rus lider Vladimir Putin, Çin Başbakanı ve Suudi Arabistan kralı bulunuyor.

Platformun adından hareketle genellikle yazarların “20 yıl sonra üstlenilecek” şeklinde yaklaşması beklenir genelde. Ancak, G20 Dönem Başkanlıkları, “sepet” (bucket) olarak adlandırılan bölgesel ülke grupları arasında rotasyon yoluyla belli olur ve bir sonraki yıl başkan seçimi ülkeler arasındaki uzlaşıya bağlıdır. Dönem Başkanlığına ilişkin hangi ülkenin hangi yıl başkanlığı üstleneceğine dair kesinleştirilmiş bir çerçeve bulunmamaktadır. G20 20 yıl sonra varlığını sürdürür mü bilinmez; lâkin, geçmiş G20 dönem başkanları incelendiğinde de, ülkelerin G20’ye tekrar başkanlık etmesi için 20 yıl beklemesine gerek kalmayabilmektedir.

Murat Yetkin, Radikal’de 13 Kasım 2015 günü yayınlanan “Türkiye G20’yi kriz bölgesinde ağırlıyor” başlıklı köşe yazısında Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov’un G20 Zirvelerine götürülmediğini iddia etmiş:

Çünkü Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, G20’de siyasi kriz tartışmanın BM Güvenlik Konseyi’ndeki veto gücünü zayıflatacağı düşüncesiyle bugüne dek zirvelere dışişleri bakanıyla gitmemişti.

Murat Bey bu bilgiyi nasıl edindi bilmiyoruz; ancak, Sergei Lavrov, daha önce G20 Zirvelerine katılım sağlamıştı. Hatta, 2013 St. Petersburg G20 Liderler Zirvesi’nde ev sahibi rolüyle toplantılara katılmıştı. Ev sahibi olmadığı ve katılım sağladığı bir toplantı olarak 2012 G20 Los Cabos Liderler Zirvesini örnek verebiliriz.

Cemil Ertem, 10 Kasım 2015 günü Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan “Antalya zirvesi ve iki G-20…” başlıklı yazısında 15-16 Kasım 2015 tarihlerinde gerçekleştirilecek G20 Antalya Liderler Zirvesi’ne ve G20 Büyüme Stratejilerine değinmiş:

Geçen sene Brisbane’de ülkelerin büyümeleri için bir eylem planı ortaya çıktı. Bine varan reform başlığı üretildi. Sonuç ise şu oldu; önümüzdeki beş yılda, G-20 ülkelerinde ortalama yüzde 2.1 seviyesinde bir büyüme gerçekleşebilir.

Cemil Bey, Brisbane Büyüme Stratejilerini doğru şekilde tasvir etmiş; ancak, bu stratejilerin G20 toplam hasılasına “ilave” % 2,1’lik büyüme sağlaması beklenmektedir.

Güngör Uras, 25 Ağustos 2015 tarihinde Milliyet Gazetesi’nde yayımlanan “G20 Ülkeleri Arasında Sıramız Geriliyor” başlıklı köşe yazısında, dolar kurunda yaşanan artış nedeniyle küçülen milli gelirimiz nedeniyle G20 üyeliğimizin tehlikeye girebileceği ifadesiyle yanılmış:

“Dolar fiyatı hızla yükseldi. Türk Lirası’yla hesaplanan milli gelir dolara bölününce dolar olarak milli gelir küçülüyor. Açık anlatımla, Türkiye’nin G20’lerden çıkması veya çıkarılması tehlikesi belirdi.”

G20 üyeliği, milli gelir sıralamasını birebir yansıtan ve yıldan yıla değişim gösteren bir yapı değildir. 1999 yılında oluşturulan platformun üyelik yapısı –uç senaryolar gerçekleşmediği müddetçe- sabit bir yapı arz etmektedir.

Perihan Çakıroğlu, 28 Ağustos 2015 tarihinde Bugün Gazetesi’nde yayımlanan “Nasıl bir ülke isterdiniz?” başlıklı köşe yazısında, Güngör Uras’ın hatasına düşmüş.

"Bakın, daha önce dünyanın 16’ncı ekonomik gücüydük, 17, 18, 19’u atlayıp 20’nci sıraya indik, 21’inciliğe düşme tehlikesi mevcut. Bu da G20 grubundan çıkmamız demek"

Uğur Gürses, 30 Ağustos 2015 tarihinde Hürriyet Gazetesi’nde yayımlanan “Belirsizliğe teknokrat bakan” başlıklı köşe yazısında G20 Liderler Zirvesi’ne değinmiş.

"İkinci açı da yaklaşan G20 toplantısı. 1 Kasım'da seçim yapılacak ancak, 13-15 Kasım'da Antalya'da toplanacak olan g20 Bakanları, merkez bankası başkanları ve liderlerinin karşısında uluslararası deneyimi neredeyse olmayan bir bakanla temsil edilecek olmamız."

Uğur Bey, G20 Liderler Zirvesi’nin tarihini şaşırmış. Doğrusu 15-16 Kasım.  Ayrıca, Liderler Zirvelerinde müstakil Bakanlar toplantısı normalde düzenlenmiyor ve merkez bankası başkanları genelde zirvelere katılım sağlamıyor.

16 Eylül 2015 tarihinde Milliyet Gazetesi’nde yayımlanan köşe yazısında Cem Kılıç, 2015 G20 Türkiye Dönem Başkanlığı’na odaklanmış:

Bu yıl Türkiye başkanlığında gerçekleştirilen G20 zirvesinde cinsiyet eşitliğine dayalı bir ekonomik büyümeyi gerçekleştirebilme hedefine daha da yakınlaşabilmek için Kadın 20 (W20) adı altında yeni bir çalışma grubu kuruldu. 

G20 kapsamındaki bir diğer çalışma grubu, Gençlik 20, (Y20).

G20 Zirvesinin çok öncesinde yayınlanan köşe yazısında Zirveyi gerçekleştiren Kılıç, 4-5 Eylül 2015 tarihlerinde Ankara’da düzenlenen G20 Finans Bakanları ve Merkez Bankası Başkanları Toplantısı’nı Zirve olarak addetmiş. Ayrıca, Kadın-20, yani Women-20, kısaca W20’nin bahse konu Eylül G20 toplantısında değil, bu toplantının marjında gerçekleşen “W20 Açılış Toplantısı”nda kurulduğunu gözden kaçırmış. İlaveten,  W20 bir çalışma grubundan çok, G20’nin resmi hattının dış paydaşların gündem maddeleri hakkındaki görüşlerini almak için oluşturdukları bir “açılım hattı”dır. G20’nin resmi hattında faaliyet gösteren çalışma gruplarından biri değildir yani. Aynı durum Y20 için de geçerli.

G20 ile ilgili olmasa da not etmekte fayda var. Haber7 yazarlarından Prof. İbrahim S. Canbolat 16 Kasım 2015 tarihli “D-8’i yutan G-20 ne yapar?” başlıklı yazısında, G8’in adının aslında G7+1 olarak anıldığını iddia etme gafletinde bulunmuş:

Soğuk Savaş döneminde kapitalist blokta 7 gelişmiş ülke anlamında G-7 adı altında toplanan Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya, ABD,Kanada ve Avustralya'ya Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra biraz da siyasi gerekçelerle Rusya Federasyonu da eklendi. Ama buna G-8 denilmedi, G-7+1 diye anıldı. Çünkü önceki grup üyeleri ile Rusya arasında hem gelişmişlik kriteri açısından hem de jeopolitik çıkar algısı bakımından farklılık söz konusu idi.

G20 Türkiye

Yılmaz Özdil, Mujica ve Tarım Bakanlığından Cumhurbaşkanlığına Yükselenler

Yılmaz Özdil, 8 Kasım 2015 tarihinde Sözcü Gazetesi’nde yayınlanan “Saraysız Başkan” başlıklı yazısında geçtiğimiz haftalarda Türkiye’yi ziyaret eden Uruguay eski cumhurbaşkanı Jose Mujica’yı konu edinmiş ve iddialı bir söylemde bulunmuş:

"Bu yüzden… Dünya siyaset tarihinde tarım bakanlığından cumhurbaşkanlığına yükselen ilk ve tek kişidir, Jose Mujica."

José Mujica, 2004-2008 yılları arasında Uruguay’ın “Hayvancılık, Tarım ve Balıkçılık Bakanlığı” görevini üstlendi. 2008 yılında kabine değişikliği nedeniyle görevinden ayrıldı. 2009 yılında Uruguay Devlet Başkanı seçildi. Öncelikle, bakanlık ünvanı sadece tarımla sınırlı değildi ve tarım bakanlığı görevinden doğrudan cumhurbaşkanlığına seçilmedi.

Günümüze değin görev alan tüm cumhurbaşkanlarının daha önce üstlendiği bakanlık görevlerini incelemiş mi Yılmaz Özdil bilemiyoruz; ancak, biz kısa bir tarama yaptık ve tarım bakanlığından cumhurbaşkanlığına üstlenen örnekler bulduk:

  • Kosta Rika’nın eski cumhurbaşkanı José María Figueres, tarım Bakanı olarak görev yapıp, Harvard’da çalışmalar yaptıktan sonra geri dönüp 1994 yılında cumhurbaşkanı seçilmiş.
  • Sri Lanka eski Cumhurbaşkanı Maithripala Sirisena, 2005 yılında Tarım, Sulama ve Mahaweli Kalkınması Bakanlığını üstlenmiş. 2007 yılından sonra da Tarımsal Kalkınma Bakanı olarak görev almış. 9 Ocak 2015 tarihinde de Cumhurbaşkanı seçilmiş.
  • Finlandiya eski Cumhurbaşkanı Kyösti Kallio, birçok hükümette 1917–20, 1921–22 yılları arasında Tarım Bakanı olarak, değişik yıllarda (1922–24, 1925–26, 1929–30 ve 1936–37) kısa süreliğine dört sefer de Başbakan olarak görev almıştır. 1937-40 yılları arasında da Finlandiya Cumhurbaşkanlığını üstlenmiştir.

Böylesi iddialardan önce ya oldukça kapsamlı araştırma yapmak ya da bol keseden sallamamayı öğrenmek gerek.

mujica turkiye ziyareti

Oya Aydoğan ve George Orwell’in 1984 Romanı

15 Kasım 2015 tarihinde Vatan Gazetesi’nde yayınlanan “Big Brother Türkiye 28 Kasım’da başlıyor” başlıklı köşe yazısında Oya Aydoğan, George Orwell’in ünlü “1984” romanına atıf yapmak istemiş.

“Ömer Özgüner, formatın yaratıcısı John De Mol’un bu projeyi George Orwell’in 1954 adlı romanından esinlenerek yarattığına değindi.”

Ancak görünen o ki, romanın adını 30 yıl erkene almış. Ancak tabiki, bu durum ufak bir klavye hatasından da kaynaklanmış olabilir.

1984 kitap

Murat Yetkin ve Sergei Lavrov’un G20 Zirvelerine Katılımı

Murat Yetkin, Radikal’de 13 Kasım 2015 günü yayınlanan “Türkiye G20’yi kriz bölgesinde ağırlıyor” başlıklı köşe yazısında Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov’un G20 Zirvelerine götürülmediğini iddia etmiş:

Çünkü Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, G20’de siyasi kriz tartışmanın BM Güvenlik Konseyi’ndeki veto gücünü zayıflatacağı düşüncesiyle bugüne dek zirvelere dışişleri bakanıyla gitmemişti.

Murat Bey bu bilgiyi nasıl edindi bilmiyoruz; ancak, Sergei Lavrov, daha önce G20 Zirvelerine katılım sağlamıştı. Hatta, 2013 St. Petersburg G20 Liderler Zirvesi’nde ev sahibi rolüyle toplantılara katılmıştı. Ev sahibi olmadığı ve katılım sağladığı bir toplantı olarak 2012 G20 Los Cabos Liderler Zirvesini örnek verebiliriz.

Sergei Lavrov G20 Summit

“Midyat”a Pirince Giden Köşe Yazarları

Oldukça anlamlı ve bir o kadar da kullanışlı bir deyim: “Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmak“.

“Ellerindeki az ile yetinmeyip, daha çok peşinde koşanlar bazen ellerindeki azı da yitirebilirler” anlamına gelen bir söz.

Ancak, bazı köşe yazarlarınca yanlış kullanılmakta. Sözün orjinalinde yer alan Mısır’daki Dimyat şehri yerine Mardin’in ilçesi Midyat’a pirince gitmekte ısrar eden köşe yazarları mevcut. “Midyata giderken evdeki bulgurdan pirinçten olmayı” arzu ediyorlar herhalde.

dimyat mısır

Kimlermiş bakalım:

Ceyda Karan’ın Cumhuriyet Gazetesi’nde 4 Mart 2015 günü yayınlanan “Musul’un fethi” başlıklı yazısından:

Ortadoğu deneyimi, tarihsel refleksleri memleketi yöneten siyasi heyetten fazla olan bir “üst-akıl” olmasını umut edelim ve 7 Haziran’dan önce, son 20-30 yıllık tarihi “Bir koyup üç almakla” yola çıkıp “Midyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak”la özetlenebilen memleketimizde “Musul’un fethi” söylemleriyle karşı karşıya kalmayalım diye dua edelim...

Asaf Savaş Akat’ın 17 Ocak 2015 tarihinde Vatan Gazetesi’nde yayınlanan “Tasarrufçu ile sohbet” başlıklı köşe yazısından:

Tasarrufçunun ilk hedefi tasarrufunu korumak olmalıdır. Gelir elde etmek arzusu hiçbir zaman koruma hedefinin önüne geçmemelidir. Bu ilke çok önemlidir. "Midyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak" özdeyişini hiç unutmayın.

Soner Bosnalı’nın Türksolu Dergisi’nde yayınlanan “petrolü ve palavrayı bırakın, suya bakın!” başlıklı 31 Ağustos 2014 tarihli yazısından:

Bu vesileyle, kendisine bir kaç Türk atasözünü ve deyimini hatırlatalım: a) Midyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak; b)Karambole getirilmek, c) Kendini dev aynasında görmek, d) Cahil cesareti, e) Kılavuzu karga olanın...

Nafiz Karagözoğlu’nun Takvim Gazetesi’nde yayınlanan “Fazla tuz damarları tıkar” başlıklı 10 Mart 2014 tarihli köşe yazısından:

Sakın kullanma. Midyata pirince giderken evdeki bulgurdan olma.
Öncelikle menopoz dışı kemik erimesinin nedenleri araştırılmalı.

Nafiz Karagözoğlu, aynı hatayı “tedavisi mümkün” başlıklı 7 Aralık 2011 tarihli yazısında da yapmış:

Hipertansiyon tanısını koymak birinci adım.
Ardından "Bu hastalığın tedavisi nasıl olmalı?" sorusu gelir. Orada da akrabalar, komşular, poliklinik sırasındaki sıradaşlar, beraberinde sırdaşlar, bakkal, tamirci kim denk gelirse devreye girer. Ama Midyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmayın.

Nuri Elibol’un Türkiye Gazetesi’nde 5 Haziran 2015 tarihinde yayınlanan “Sandığa gitmemenin vebali var” başlıklı köşe yazısından:

Kararınız istikrarın devamından yana olsun. Pire için yorgan yakmayın. Midyat’a pirince giderken evdeki buğdaydan olmayalım.

Yine Nuri Elibol’un 6 Temmuz 2014 tarihinde yayınlanan “Cesaretle devam edin” başlıklı yazısından:

Bu tehlikeli takiye ‘Midyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olma’ sonucu doğurabilir.

Anlaşılan o ki Nuri Elibol, bu sözün doğrusunu bir türlü öğrenememiş. Bu sefer, 17 Şubat 2014 tarihinde yayınlanan “Yerel seçimler” başlıklı yazısından:

Öncelikleri, tercihleri, çalışacağı kadro onlara ters gelecektir. Bu da doğaldır. Bu nedenle CHP’nin Ankara ile ilgili “Midyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olma” ihtimali yüksektir.

Sabah Gazetesi’nin spor yazarlarından Murat Özbostan’ın “F.Bahçe tabelası çok ağır olur!” başlıklı 3 Mart 2014 tarihli köşe yazısından:

Atasözleri çok anlamlıdır. Geçmişin tecrübelerini suratımıza vurur. "Midyat'a pirince giderken, evdeki bulgurdan olmak" mesala..

Barış Erkaya’nın Habertürk Gazetesi’nde yayınlanan “Alan pişman, koyan pişman” başlıklı 22 Eylül 2012 tarihli köşe yazısından:

Yani hükümet Midyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan da oldu. Şimdi ise beklentilere göre Maliye bulgur tarlasına dalma hazırlığında. Araç satın alanlarla Maliye arasında kafa göz yaran bir köşe kapmaca oyunu oynanıyor...

Mümtaz Soysal’ın Cumhuriyet Gazetesi’nde 25 Ocak 2012 tarihinde yayınlanan “Pirinç ve Bulgur” başlıklı yazısından:

TAM uymasa da diller güzeli Türkçenin deyişlerinden birine uygun düşen bir durumla karşı karşıyayız dış politikada: Midyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak.

Rauf Tamer’in Posta Gazetesi’ne 5 Ağustos 2011 tarihinde yayınlanan “Kendi düşen…” başlıklı yazısından:

Ne biçim siyaset bu?
Nasıl bir strateji?
Midyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak kimin dahiyâne fikri acaba?
İş onunla da bitmiyor.

Rahmetli Çetin Altan’ın, Milliyet Gazetesi’nde 5 Ağustos 2011 tarihinde yayınlanan “Yumurtanın sarısı, yere düştü yarısı” başlıklı yazısından:

Bu arada Mardin’in Midyat’ında da Botaş ham petrol boru hattına bir sabotaj düzenlenmiş. İtfaiye de çaresizmiş, borulardaki ham petrol yanıp tükeninceye kadar sürüp gitmiş alevlerin yükselip durduğu yangın... 
“Midyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olma” diye de bir halk deyimi var...

Fotomaç yazarlarından Şirin Berber’in “O sene bu sene” başlıklı 4 Mayıs 2011 tarihli yazısından:

"İyinin düşmanı mükemmeliyeti aramaktır" der üstat.
Midyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmasak!
Bakın söyleyeyim şu an lig ikinciliği garanti. Son 10 senenin en iyi derecesi sanırım. Dahası eksiği belli bir kadro var elde.

Fanatik Gazetesi yazarlarından Hulki İlgün’ün “Kahroldum” başlıklı 20 Ekim 2014 tarihli yazısından:

 Hem de püsküllü bela. Ancak Fenerbahçe özellikle ilk yarıdaki akıllı oyunuyla midyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmak istemedi. Bu nedenle gol yollarında bir türlü çoğalamadı.

Semih Yuvakuran’ın Yenişafak Gazetesi’nde 7 Mayıs 2000 tarihinde yayınlanan “Fener’in İşi Zor” başlıklı yazısından:

Kimbilir Midyat'a pirince giderken, eldeki bulgurdan, yani İntertoto'dan da olacak bu takım...

Doğan Heper’in, 15 Şubat 2000 tarihinde Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan köşe yazısından:

Bu hesaplarin tutup tutmayacaginin ipuclarini onumuzdeki gunlerde gorecegiz.
Ama ilk sinyaller Midyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olma anlamina da alinabilir.
Yani DYP kazanilmak istenirken ANAP tamamiyla kaybedilmis de olabilecektir.

Bekir Hazar ve Lozan’ın Gizli Maddeleri

Bekir Hazar, 10 Kasım 2015 günü Takvim Gazetesi’nde yayınlanan “Aptallaştılar!” başlıklı köşe yazısında, daha önce eleştirdiğimiz, “Lozan’ın Gizli Maddeleri” furyasına dahil olmuş:

İnönü'nün imza attığı Lozan'da, İngiliz dayatması ile konan gizli maddelerden biri de "Türkler'in geçmişle bağları tamamen kesilecek" şeklindeki talepti.

“Abdullah Şanlıdağ ve Lozan Anlaşması’nın Geçerlilik Süresi” başlıklı ihtisabımızda da değindiğimiz hususlar şu şeklideydi:

Lozan Barış Antlaşması’nın son maddesi, “İmzalanan ve onaylanan belgelerin aslı Fransa Cumhuriyeti Hükümeti’nin arşivinde saklanacak ve onaylı birer örneği taraflara verilecektir” ifadesi yer almaktadır. Onaylı birer örneği anlaşmaya taraf ülkelerde olan bir anlaşmada daha sonra açıklanacak gizli maddeler bulunmasının beklenmesi abesle iştigaldir.

Ayrıca bazı kesimler, gizli maddelerin sadece anlaşmayı imzalayan kişiler tarafından bilindiği gibi saçma ithamlarda bulunmaktadır. Anlaşmayı ülkeleri adına imzalayan temsilcilerin öteki dünyaya göçmeleri ile birlikte bu iddialar da tabiri caizse buharlaşmıştır. 

İmza altına aldığımız “gizli hükümlere sahip milletlerarası anlaşma” örneği de vaki değildir.

Selahattin Duman’la Google’da Arama Yapıyoruz

Selahattin Duman, 9 Kasım 2015 günü Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan “En Çılgınından Yalak Projesi” başlıklı köşe yazısında “google’da arama macerasını” paylaşmış. Ancak tabiki, teknik bazı yanlışlar içeriyor:

"Boşu boşuna Google'a saldırmayın. Google denen sersem arama motoru da şehirli işi olduğundan "yalak" sözcüğünü yazdığınızda, altına mavi bir çizgi atıyor. Bu "ayıplı söz, kaba söz kullandınız" manasına geliyor. Mavi çizgi ısrarcılığından Google'ın bu sözcüğü "yalaka" ile karıştırdığını anlıyoruz."

Selahattin Duman 9 Kasım 2015

“Yalaka” sözcüğü için farklı tarayıcılardan Google araması yapmamıza rağmen Selahattin Duman’ın bahsettiği yönde bir sayfa bulunamamakta. Ayrıca, Google kullanıcıları bilir ki, ister ayıplı ister kaba sözcük araması yapın, Google sonuçları Selahattin Bey’in bahsettiği gibi mavi çubuklu filtreye tabi tutmadan size sunar.

Yalak aramasi

Levent Gültekin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Mısırlı Esma için Ağlaması

Levent Gültekin, Diken’de 9 Kasım 2015 günü yayınlanan “yakındaki hasımlarımız uzaktaki dostlarımız” başlıklı köşe yazısında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gözyaşı döktüğü Mısır’da öldürülen şahsı yanlış aktarmış:

"Mesela Tayyip Erdoğan’ın Mısır’da öldürülen Rabia için gözyaşı döküp Türkiye’de polisin öldürdüğü çocuklar için bir başsağlığı mesajını bile çok görmesinin altında dindarlık üzerinden geliştirdiği bu anlayış yatıyor."
Erdoğan, katıldığı TV programında İhvan liderinin Mısır’da öldürülen kızı Esma için yazığı mektubu dinlerken gözyaşlarını tutamamıştı (Yazılarının yayınlandığı internet sitesinden bir kaynak). Levent Bey herhalde, Mısır’daki “Rabiatul Adeviyye Meydanı”ndan hareketle karıştırmış olacak.