Karikatürü Gerçek Sanan Köşe Yazarı

Karikatürü gerçek sanıp köşe yazısında paylaşan köşe yazarı Şükrü Kızılot’tan başkası değil.

Şükrü Kızılot, Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan 4 Haziran 2011 tarihli “İlkokul öğrencisi öğretmenine âşık olunca” başlıklı yazısında skandal bir hataya imza atıp bir karikatürü gerçekmiş gibi paylaşmış:

şükrü kızılot köşe yazısı karikatürAşağıdaki mektup, ilkokul öğretmenine âşık olan bir öğrencinin yazdıkları...
ÖĞRETMENİN YANITI
Bu mektubu bize gönderen, okurlarımızdan İsmet Kesen’in değerlendirmesini birlikte okuyalım:
“Kargacık burgacık yazısıyla öğretmenine aşkını bildiren öğrenciden çok mektubun muhatabının, saygıdeğer öğretmenin üzerinde durmamız, yürekten kutlamamız gerekir diye düşünüyorum Hocam. Gönlünde fırtınalar esen küçük öğrencisini azarlayacağına, türlü cezalar vereceğine, olayı söz konusu bile etmeden, işin eğitsel boyutuna yönelerek ders vermeye çalışmış öğretmenimiz. 
Kulağına küpe olacak bir sitemin notunu düşmüş ak kâğıt üzerine. Bu isimsiz kahraman ‘örtmenimi’ yürekten kutluyorum...”
Evet... Siyasi tartışmaların iyice kırıcı olmaya başladığı, bazı gelişmelerin insanın moralini bozduğu şu günlerde, bulunduğunuz ortamdan birkaç dakika da olsa sizi uzaklaştırıp, tebessüm etmenizi istedim...

Ancak Şükrü Kızılot, İsmet Kesen adlı okurunun yanlış yönlendirmesine kurban gitmiş ve araştırma yapmaksızın, gerekli dikkati özeni göstermeksizin Selçuk Erdem’e ait karikatürü gerçekmiş gibi köşesine taşımış.

öğretmene aşk mektubu selçuk erdem

Kaynak:

Men Dakka Dukka ve Köşe Yazarlarımız

Men_dakka_dukkaMen dakka dukka“, Arapça bir darb-ı mesel olup “kapı çalanın kapısı çalanıranlamına gelir. Yani başkasının kapısını kötü niyetle çalan adamın, aynı şekilde onun kapısı da çalınacaktır. Manası, “eden bulur” şeklindedir. “Ne ekersen onu biçersin”,  “Çalma kapımı, çalarlar kapını”, “Ne edersen onu bulursun” gibi yorumları da mevcuttur.

Farklı tercümeleri yapılsa da, Muhtesip‘in daha önce gösterdiği üzere bazı köşe yazarları ise bu anlamı tam olarak kavrayamamış:

Hasan Karakaya’nın, Yeni Akit Gazetesi’nde 15 Aralık 2014 günü yayınlanan “Kendi manşetleri ile soruyoruz: Bu mu gazetecilik?” başlıklı yazısından:

Hani, atalarımız “Men dakka dukka” demişler ya, gerçekten de, “eden, buluyor!”

Hasan Karakaya’nın “ataları” ile hangi milleti kastettiği meçhul; ancak, bu atasözünün Arapça olduğunu vurgulamak gerek.

Mehveş Evin’in Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan 13 Şubat 2012 tarihli “Hatay havalimanı rezaleti” başlıklı yazısından:

Antakya’da bulunduğum günlerde, Suriye haberleri büyük ilgiyle takip ediliyordu. Bir mekanda soluklanırken, televizyonda Başbakan’ın Esad’a “Men dakka dukka” dediğini duyduk. Yan masadan biri “Arapça’da böyle bir laf yok ki” diye şaşkınlığını dile getirdi. Malum, Antakya’da en yaygın dillerden biri Arapça. Merak ettim, her Arapça bilene sordum, “men dakka dukka” ne demek diye... Meğer Arapça’da “eden bulur” anlamına gelen bir deyiş değilmiş. Çok ayıp, argo bir sözmüş. Kadına yönelik söylenirmiş, anlamı da “kim döverse onu dövün”! Galiba Başbakan’ın Arapça bilen danışmana ihtiyacı var.

Men dakka dukka Arapçadır ve argo bir anlamı yoktur.

Yeni Meram Gazetesi’nden Rıdvan Bülbül, “Men Dakka Dukka” başlıklı 12 Şubat 2012 tarihli yazısında başlığından anlaşılacağı üzere bahse konu deyime değinmiş kapsamlı bir şekilde ama Farsça olduğu konusunda yanılmış:

Men Dakka Dükka, Farsça kökenli bir deyiştir. Aşağı yukarı aynı anlama gelen bir de Arap Atasözü var;
El hayyum gayyum ben gayyom.
Men Dakka duka’ya çeşitli anlamlar
yüklemek de olanaklıdır;
Bu, gerçek bir bakıma doğa yasadır;
Kimsenin yaptığı yanına kalmaz!
Aynı anlam yüklenmiş, sıkça yinelediğimiz bir deyim daha vardır,
“Mukabele bi’l-misil”
Arapça kökenli deyimin sözlük anlamı;
“Bir söz veya davranışa karşı, aynısını söyleyerek karşılık vermek, misilleme.”
Men dakka dukka’ya koşut başka deyimler;
Çalma kapıyı çalarlar kapını.
Kötülük eden kötülük bulur
Etme, bulma dünyası
Kısasa kısas.

Ahmet Tan, Cumhuriyet Gazetesi’nde 10 Şubat 2012 günü yayınlanan “Devlet Krizi mi İktidar Bunalımı mı” başlıklı yazısında “men dakka dukka”nın kökeni konusunda tereddüte düşmüş:

Halkına şiddet kullanan Suriye Devlet Başkanı’na Arapça (yoksa Farsça mı) şu mesajı göndermiş:
“Beşşar, men dakka dukka!”

Takvim Gazetesi yazarlarından Bülent Erandaç’ın 29 Eylül 2011 tarihli “Terör Koalisyonu” başlıklı yazısından:

Artık birilerine farsça bir söz olan 'Men Dakka dukka' demenin zamanı gelmiştir. (Çalma kapımı çalarlar kapını-Kötülük eden kötülük bulur)

Farsça değil, arapçadır. Söz değil, darb-ı mesel, yani deyim/atasözü/özdeyiştir.

Hakkı Devrim’in Radikal Gazetesi’nde 17 Aralık 2010 tarihli “Gazeteciliğe bakış açım değişmek üzereymiş gibi geliyor bana” başlıklı köşe yazısından:

Aradım taradım, bulamadım. Kusura bakmayın size de sormadan edemedim. «Men dakka dukka» Arapça mıdır gerçekten? Eğer Farsça ise, bu İmam Hatipler hiç mi Arapça öğretmez? Sadece ezberletir mi? -İkinci sualinizi anlayamadım. Men dakka dukka’ya gelince. Malum biz bu deyimi «Kapı çalanın kapısı çalınır», «Çalma kapımı çalarlar kapını», «Ne edersen onu bulursun», «Ne eker-sen onu biçersin» deyimleriyle eşanlamlı olarak kullanırız. Farsçayla ilişkisi var mı, bilmi-yorum. Arapça’da dakk, «çalma, vurma, vurulma» anlamında bir kelime; dakk-ı bâb, «kapı çalma» demek; dakketmek, «vurmak» anlamında eski Türkçe’de kullanılmıştır, diye biliyorum. Dakkak, «kapı kapı dolaşan, çok gezen, kapı aşındıran» demek. Menn gene Arapça’da «İyilik etme, bağışlama, ihsan» ve «Yapılmış iyiliği başa kakma» anlamlarına gelen bir kelime. Dukka’yı bilemiyorum. Ama deyişin Arapça kökenli olduğunu söyleyebiliriz.

Men dakka dukka, “İyilik etme, bağışlama, ihsan” anlamına gelmiyor, hele hele “Yapılmış iyiliği başa kakma” anlamına hiç gelmiyor. Ayrıca, Arapça bir deyimdir, kelime değil.

Benzer şekilde Osman Tanburacı, 22 Mayıs 2010 günü SporX’te yayınlanan “Basın toplantısı: Men dakka dukka” başlıklı yazısında aynı hataya düşmüş:

Aziz Yıldırım'ın basın toplantısı tam anlamıyla "men dakka dukka" Yani; Etme bulma dünyası .... Alavere dalavere manasına söylenen farsça bir deyiş.

Kaynak:

Men Dakka Dukka Ne Demek

Vedat Özdan ve IMF’nin Borç Verme Çerçevesi

Vedat Özdan, T24’te 11 Aralık 2015 günü yayınlanan “Dolar-Avro, Yuan-Ruble bloklarında saflar netleşti, IMF de Soğuk Savaş’a katıldı!” başlıklı yazısında IMF’nin borç verme çerçevesine ve Ukrayna’nın Rusya’ya olan borcuna ilişkin son gelişmelere değinmiş:

Bir üye ülkenin IMF’den yardım alabilmesi için bir başka üye ülkeye vadesi geçmiş borcunun olmaması gerekiyordu.
8 Aralık günü yapılan IMF İcra Direktörleri Kurulu toplantısı sonrasında IMF bu politikasından vazgeçti.

Vedat Bey, IMF’nin resmi kreditörlere olan borçlarını ödemekte gecikmiş olanlara tolerans göstermeme yönündeki politikasını değiştirmesini aktarmayı denemiş. Ama teknik bir yanlış yapmış.

IMF, resmi kreditörlere yönelik vadesi geçmiş borçlara ilişkin sıfır tolerans politikası, IMF’den bir ülkenin kredi kullanabilmesi için başka bir ülkeye ya da bu ülkenin resmi kuruluşlarına vadesi geçmiş borcunun olmamasını gerektiriyordu. Ancak, 2 istisna durumunda:

  1. Paris Kulübü gibi bir kreditör grubu ile borç yeniden yapılandırması yapmışsa ilgili ülke, başka bir ülkeye vadesi gecikmiş borcu olsa da IMF kaynaklarından faydalanmayı sürdürebilmektedir
  2. Vadesi gecikmiş borca sahip olduğu ülkenin rıza göstermesi durumunda IMF’den kaynak kullanabilmektedir.

uluslararası para fonu logoIMF bu politikadan vazgeçmedi. Bu politikayı sadece biraz revize etti. Artık, borçlu ülkeler iyi niyet içerisinde kreditör ülkeyle borç yapılandırmasını müzakere etmeye çalıştığı halde kreditör ülkenin Fon programı çerçevesindeki koşullarda gerekli görülen yapılanmaya yanaşmaması durumunda, IMF borçlu ülkeye finansman sunmaya devam edebilecek. Yani, sıfır tolerans devam ediyor; ancak, Ukrayna’nın Rusya’ya olan borcu kapsamındaki duruma benzer şekilde eğer bir kreditör ülke kötü niyetle borç yapılandırması müzakerelerinden kaçınırsa, IMF kredi kullandırmayı sürdürecek.

Vedat Bey, ilgili Kurul toplantısına ilişkin basın duyurusuna atıf yapmış yazısında; ancak, köşesine bu politika değişikliğini tam olarak yansıtamamış.

Murat Muratoğlu ile GSYH ve Stok Hesaplaması

Sözcü Gazetesi yazarlarından Murat Muratoğlu, 13 Aralık 2015 tarihinde yayınlanan “Hayaller büyüme gerçekler Türkiye” başlıklı köşe yazısında açıklanan 2015 3. Çeyrek büyüme rakamlarına odaklanmış:

Aranılan yüzde 1’lik fazladan büyüme nereden geliyor derseniz, stoklardan… Normal şartlarda stok değişimleri hariç tutulduktan sonraki rakamları baz alınır. Stok öyle kolay ölçülebilen bir şey değildir. Hele ki tarımda…
Stok artışının ciddi bir bölümü tarım üretimindeki yüzde 11.1’lik artışın sonucu… Enflasyondan en fazla şikâyet nereden geliyor? Gıda fiyatlarının artışından… Hâlbuki büyümeden de anlıyoruz ki tarımda öyle bir üretim yapmışız ki artık satamayıp, stoklamışız. Peki, o zaman gıda fiyatları neden durmadan yükseliyor?

Murat Bey biraz yanılmış. Öncelikle, Gayri Safi Yurt içi Hasıla (GSYH) hesaplaması yapılırken stok sayılmaz. TÜİK, GSYH’yi üretim ve harcama yöntemlerine göre hesaplamaktadır. Üretim ve harcama yöntemleriyle hesaplanan GSYH arasındaki fark, stok değişmesini işaret etmektedir.

2015 yılının üçüncü çeyreği bir önceki yılın aynı çeyreğine göre sabit fiyatlarla %4’lük artışla 34 milyar 934 milyon TL oldu. Bu hesaplama üretim yöntemiyle yapıldı. Harcamalar açısından bakıldığında ise % 3’lük bir artış oldu. Dolayısıyla, aradaki % 1’lik farkın stok artışından, yani üretilip satılmayan ürünler nedeniyle firma envanterlerinde meydana gelen değişimden kaynaklandığı sonucuna ulaşılmaktadır.

Stok sayımı yapılmadığı için, bu stok artışının hangi sektörden kaynaklandığı konusunda da açık bir bilgi bulunmamaktadır. Dolayısıyla, stok artışının % 11,1’inin tarım sektöründen kaynaklandığı bilgisi kesin değildir. Bu durumda, Murat Bey’in gıda arz ve talebi üzerinden fiyat analizi de temelsiz kalmaktadır.

Kaynaklar:

Memur maaş artışı

Yiğit Bulut’un Tekrar Yazıları

Yiğit Bulut’un kopyala-yapıştır köşe yazılarını hergün yazmaktan bıktık. Bari, tek bir başlık altında bir araya getirelim artık, daha kolay olur dedik.

Star Gazetesi’ndeki köşe yazılarından yakaladıklarımızı sıralayalım:

Ezcümle, Star Gazetesi Yiğit Bulut’a ödediği maaşı gözden geçirmeli.

ctrl c v

Necati Doğru ve IŞİD’in Finansal Gücü

Necati Doğru, Sözcü Gazetesi’nde 11 Aralık 2015 tarihinde yayınlanan “Kabe mi? IŞİD’in petrolü mü?” başlıklı yazısında terör örgütü IŞİD’in finansal kaynaklarını konu edinmiş:

Suudi Arabistan’ı ele geçirdiğinde “Kabe’yi yıkacağını” ilan eden IŞİD’ in Suriye ve Irak’ da el koyduğu petrol sahaları çalıntı, hırsızlık, haydutluk… Kabe ile petrol yatağının kıyaslaması bile yapılmaz. Böyle soru olmaz. Biliyorum. Konuyu deşmek için soruyorum. IŞİD, bütün parasal gücünü silah zoruyla ele geçirdiği petrol yataklarından alıyor. Enerji uzmanları ile Rus ve ABD istihbarat örgütleri raporlarına göre “IŞİD’ in çalıntı petrolden günde 1 ile 1.5 milyon dolar geliri” var. IŞİD için “intihar bombacısı” çok önemli diye yazılır, çizilir, söylenir.

ışidNecati Doğru’nun, IŞİD’in bütün parasal gücünü petrol satışından elde ettiği iddiası gerçeği yansıtmıyor. Çünkü, IŞİD’in finansal gücünün tamamı sadece petrol satışından gelmiyor.

IŞİD’in halihazırda sahip olduğu 2 milyar dolarlık mali gücün kaynağı tam olarak bir bilmece. Ancak uzmanlar, bu mali gücün şu unsurlardan oluştuğunu vurgulamaktadır: (i) IŞİD’in Musul’a girdiğinde buradaki merkez bankasında bulunan 500 milyar Irak dinarı, yani yaklaşık 420 milyon dolara el koyması, (ii) Körfez ülkelerinin IŞİD’e yaptığı mali destek, (iii) petrol satışı ve  (iv) haraç şebekeleri aracılığıyla edindiği kaynak.

Petrol satışından elde edilen gelir, IŞİD’in ikinci büyük para kaynağı olarak nitelenmektedir.

Kaynaklar:

 

Süleyman Yaşar ve Osmanlı’nın Borçlanması

Süleyman Yaşar, Taraf Gazetesi’nde 10 Aralık 2015 günü yayınlanan “Yine Rusya yine mi Düyun-u Umumiye” başlıklı köşe yazısında Osmanlı Devleti’nin borçlanmasına değinmiş:

Bildiğiniz gibi Türkiye ilk dış borçlanmasını 1854’te Kırım Savaşı’nda yaptı. Osmanlı, İngiliz ve Fransız üçlüsü Rusya’ya karşı savaştı. Savaşı Osmanlı kazandı ama o zamana kadar kimseye bir akçe borcu olmayan hazine ilk defa borçlandı.

Kırım Savaşı ile ilk kez DIŞ borç alındı. Osmanlı Devleti, Kırım Savaşı öncesinde de borçlanıyordu. Bu borçlanma ise dışardan değil, iç borçlanma şeklinde gerçekleştiriliyordu. İlk iç borç 1788 yılında Cezayirli Hasan Paşa’dan alınmıştır. Özellikle 1940lı yıllardan itibaren, Galata bankerlerinden yoğun bir şekilde iç borçlanma yapılmıştır. Bu nedenle, Hazinenin ilk kez Kırım Savaşı sonucunda borçlandığı iddiası asılsızdır.

Ege Cansen ve Türkiye Ekonomisinin Büyüklük Sıralaması

Ege Cansen, Sözcü Gazetesi’nde 10 Aralık 2015 günü yayınlanan “Vizyon ve illüzyon” başlıklı köşe yazısında Türkiye ekonomisinin diğer ekonomiler arasındaki sıralamasına değinmiş:

"Gelelim ekonomiye: 2023’te Türkiye’nin, Dünyanın 10. büyük ekonomisi haline geleceğini söylüyordu, 40 yıllık 17. büyüklük sıramızı korusak ne mutlu."

Maalesef, Türkiye ekonomisi 40 yıldır 17.lik sıralamasını sürdürmüyor.

Diğer ülkeler arasındaki büyüklük sıralamamız Türk Lirasının değerlendiği ve güçlü büyüme performansı yakalandığı yıllarda iyileşme göstermiştir. Tabiki sıralamamız, diğer ülkelerin performanslarına göre de değişim gösterebilmektedir.

Halbuki, cari fiyatlara ya da satın alma gücü paritesine göre böyle bir durum bulunmamaktadır.

Cari fiyatlarla ABD doları cinsinden GSYH sıralamamız:

1980 yılında 22. sıra

1985 yılında 21. sıra

1990 yılında 19. sıra

1995 yılında 24. sıra

2000 yılında 20. sıra

2005 yılında 17. sıra

2010 yılında 18. sıra

2014 yılında 18. sıra.

Satın Alma Gücü Paritesine göre ABD doları cinsinden GSYH sıralamamız:

1980 yılında 20. sıra

1985 yılında 16. sıra

1990 yılında 15. sıra

1995 yılında 16. sıra

2000 yılında 16. sıra

2005 yılında 16. sıra

2010 yılında 18. sıra

2014 yılında 17. sıra

(Uluslararası karşılaştırmaya izin veren kamuya açık güvenilir kaynak olan IMF’nin Küresel Ekonomik Görünüm Veritabanı, 1980 yılından bu yana verileri paylaştığı için daha önceki yıllara değinilmemiş olup, 5’er yıllık fasılalarla örneklem oluşturulmuştur)

Kaynak:

  • IMF Küresel Ekonomik Görünüm Ekim 2015 Veritabanı

Memur maaş artışı

Güneri Civaoğlu ve Köy Enstitülerinin Kuruluşu

Güneri Civaoğlu, Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan 11 Aralık 2015 tarihli “Geç kalan Nobel” başlıklı yazısında Köy Enstitülerini Atatürk’ün kurduğunu iddia etmiş:

ATATÜRK’ün Türkiye’ye en büyük hizmetlerinden biri “Köy Enstitüleri’dir.” 
Atatürk, “zihniyet devrimini / aydınlanmayı” tabandan ve kırsaldan yükseltmek gerektiğini görerek kurmuştu Köy Enstitüleri’ni... 
Teknik bilgi donanımıyla birlikte, edebiyat, müzik, pozitif bilim alanlarında da köy gençlerini yetiştirmeyi hedeflemişti. O gençler kırsalda öğretmen olarak görev alacak ve “aydınlanmayı” tabana yayacaktı. 
Köy Enstitüsü gençleri “tutuculuktan, bağnazlıktan, batıldan” uzak, çağın gerekleriyle donatılmış pırıl pırıl aydınlardı.

Köy Enstitüler, Mustafa Kemal tarafından değil; vefatının akabinde 17 Nisan 1940 tarihli ve 3803 sayılı yasa ile kurulmuştur.

Guneri Civaoglu kose yazisi 11 aralik 2015

Ömer Özkaya ve IMF’nin Karar Alma Mekanizması

Güneş Gazetesi yazarlarından Ömer Özkaya, 10 Aralık 2015 tarihli “dünyanın idaresi” başlıklı yazısında küresel yönetişimde tespit ettiği sorunları paylaşırken bir hata yapmış:

Mesela. IMF, herhangi bir kararın kabul edilmesi için halen katılımcıların yüzde 85’inin olurunu alıyor. Ve ABD payların yüzde 17.67’sine sahip olduğu için, eğer ABD bir kararda aleyhte oy verirse, IMF bir adım bile ilerleyemiyor; dolayısıyla ABD’nin veto gücü, IMF’nin tüm gücünün üzerine çıkmış oluyor.

IMF’nin tüm kararları, %85’lik oy çoğunluğuyla alınmıyor malesef. IMF Kuruluş Anlaşması’nda özellikle belirtilen (kota artırımı, Kuruluş Anlaşması değişikliği gibi) özel konular haricinde kararlar Guvernörler Kurulu’nca oy çoğunluğuyla alınmaktadır. İcra Direktörleri Kurulu’nda da benzer bir süreç işlemekte olup, genellikle kararların uzlaşıyla alınmasına gayret edilmektedir.

Bu durum, “IMF Kararlarını Nasıl Alır?” başlıklı notta şu şekilde açıklanmış:

Decisions are made by a majority of votes cast, unless otherwise specified in the Articles of Agreement.

Kaynaklar:

uluslararası para fonu logo