Esfender Korkmaz ve Enflasyon Hedeflemesi

Yeni Çağ Gazetesi yazarlarından Esfender Korkmaz, 24 Aralık 2015 günü yayınlanan “Merkez Bankası’na güven azaldı” başlıklı yazısında son dönem para politikası gelişmelerine değinmiş:

"Aslında Merkez Bankası 2006 yılından beri enflasyon hedeflemesi uyguluyor."

Aslında tam olarak öyle değil.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, 2002-2005 yılları arasında örtük enflasyon hedeflemesi ve 2006 sonrasında ise kamuya duyurulacak şekilde “resmi enflasyon hedeflemesi” uygulamaktadır. Esfender Bey’in iddia ettiğinin öncesinde “örtük” olarak bu hedefleme politikası yürürlükteydi ve sadece sonuçlar kamuoyuyla paylaşılmamaktaydı.

dolar tl kuru

Murat Muratoğlu ve Merkez Bankası Faiz Oranları

Murat Muratoğlu, 24 Aralık 2015 günü Sözcü Gazetesi’nde yayınlanan “Hiçbir şeyden korkmadı Saray’dan korktuğu kadar” başlıklı yazısında, TCMB Para Politikası Kurulu’nun son toplantısında alınan kararlara değinmiş; ancak, Merkez Bankasının kullandığı faiz oranlarına ilişkin mühim bir hata yapmış:

Tekrar faiz artırımına dönersek, hakikaten değişen bir şey olmadı. Artırsa da olmayacaktı. Zaten 150 bps yani 1.5 puan artırmadan da hiçbir şey fark etmeyecekti. 
Şöyle ki; Merkez’in bankalara verdiği kredinin faizini 7.25 ile 10.25’lik faiz aralığından gerçekleşiyor. Merkez, bankalara yaklaşık 90 milyar TL borç para veriyor. Bunun bir kısmını en alt seviyeden verip “7.25 ile benim faizim düşük” diye yukarıdakileri oyalıyor. 
Oysa bankalara verilen borç ortalama 8,85 faize denk geliyor. Ağırlıklı ortalama fonlama maliyetinin yüzde 8,85 olduğu bir ortamda, Merkez Bankası’nın bir haftalık repo faizinde yapacağı değişikliğin yüzde 9 bandı üzerine çıkmadan piyasalar etkilenmez.

Murat Bey, Merkez Bankasının izlemekte olduğu faiz koridorunu tam olarak anlayamamış. İzah edelim:

Halihazırda Merkez Bankası’nın piyasa faizlerini etkilemek için kullandığı iki temel faizi var: (1) Haftalık olarak bankalara açtığı repo ihalesinden borç alanlara uyguladığı faiz (politika faizi) (2) Gecelik olarak kendisine borç verenlere uyguladığı gecelik borç alma faizi ve yine gecelik olarak kendisinden borç alanlara uyguladığı borç verme faizi.

TCMB Faiz Koridoru, Ağırlıklı Ortalama Fonlama Maliyeti

Mevcut oranlar aşağıdaki gibidir.

  • Gecelik faiz oranları: Marjinal fonlama oranı yüzde 10,75, Merkez Bankası borçlanma faiz oranı yüzde 7,25,
  • Bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı yüzde 7,5,
  • Geç Likidite Penceresi faiz oranları: Geç Likidite Penceresi uygulaması çerçevesinde, Bankalararası Para Piyasası’nda saat 16.00–17.00 arası gecelik vadede uygulanan Merkez Bankası borçlanma faiz oranı yüzde 0, borç verme faiz oranı yüzde 12,25.

Yani, Merkez Bankası Bankalarararası Para Piyasası’nda %7,25’ten bankalardan borç almaktadır. Vermemektedir.

Repo ihalesinde ve gecelik bazda vereceği kredilere uyguladığı faiz oranlarının, belirlenen miktarlarla ağırlıklandırılması yoluyla  “Ağırlıklandırılmış Ortalama Fonlama Maliyeti” hesaplanmaktadır. Bu oranın hesaplanmasında, geç likidite penceresi üzerinden bankalardan alınan fonlara uygulanan faiz oranı, yani % 7,25 kullanılmamaktadır.

Bu durumda, Murat Bey’in “Merkez’in bankalara verdiği kredinin faizini 7,25 ile 10.25’lik faiz aralığından gerçekleşiyor” ve “Merkez, bankalara yaklaşık 90 milyar TL borç para veriyor. Bunun bir kısmını en alt seviyeden verip “7,25 ile benim faizim düşük” diye yukarıdakileri oyalıyor.” iddiaları geçersiz hale gelmektedir.

Kaynak:

Atatürk’e Ait Olduğu Zannedilen Vecizeler ve Köşe Yazarlarımız

Bazı veziceler mevcut, Mustafa Kemal tarafından bir vesileyle dile getirilmiş olsa da olmasa da, bazı gayretkeşler tarafından ısrarla ilk kez başkalarınca söylenmiş olmasına rağmen Atatürk’e mal edilmeye çalışılan. Bu vecizelerin ilk kez Atatürk tarafından değil başkalarınca söylendiğini belirttiğinizde de sizi etiketlemeye çalışır bu tip şahıslar…

Ulu Onder Izındeyiz

Murat Belge, bu kişileri aşağıdaki gibi aktarıyor:

Atatürk’ün böyle bir ‘intihal’ yapmak isteyeceğini aklım kesmiyor. Bu böyleyse, bunu onun adına yapanlar, Atatürkçüler. Bu ikisi arasında ciddi bir mesafe var zaten. Niçin uçağa binerken ‘İstikbal göklerdedir’ cümlesini, hastaneye girerken ‘Beni Türk hekimlerine...’ isteğini, kültürle ilgili bir kuruma ayak basmışsak ‘Sanatsız kalan bir milletin...’ yargısını görmek zorundayız? Bunlara kim karar veriyor? 60’larda, nereye gitsek komünizmin her görüldüğü yerde ezilmesi gerektiğini okurduk. Hayata katı bir ideolojinin gerekleri çerçevesinde değil de, bir gerçek saygısıyla bakmak isteyen, bunu tercih etmiş olanlarımız, bunun sahte olduğunu, bir imza taklidi olduğunu bilirlerdi. Ama yetkililer 
kendi bildiklerini okurlardı. ‘Memleket için bu lazım’dı ve neyin ‘lazım’ 
olduğunu da sadece onlar bilirdi. Aslında bundan pek de uzaklaşmış falan değiliz.
Şu anlattığım durum, bugün süregiden kavganın da dibinde yatan etkenlerin sonucu.
Kendi başına çok da önemli değil belki, ama bir sistem haline gelince 
önemli: Orta Avrupa’nın muhafazakâr hanedanlarının bir ‘düstur’ olarak bellediği sözün altına ‘Atatürk’ imzasını atıyor, ortalığı bununla donatıyorlar.

Emre Aköz’den de bir hikaye okuyalım konuyla ilgili:

1999 depreminden sonra, mühendislik mezunu bir ere, "Deprem" konulu bir kitapçık hazırlatmışlar: Deprem nasıl oluşur? Hangi tedbirleri almalıyız? Sarsıntı başladığında neler yapmalıyız?
Arkadaş bütün bu soruların cevabını gayet anlaşılır bir şekilde anlatan metni hazırlayıp komutana sunmuş.
Komutan kitapçığı incelemiş. "Tebrik ederim evladım, çok güzel bir iş çıkarmışsın" demiş.
Bizimki tam gururlanacakken, "Ama çok önemli bir eksiği var bunun" demez mi?
Nedir? "Metnin başına Atatürk'ten bir söz koymalısın" demiş komutan...
Hayda! Bizimkini almış bir düşünce. Atatürk'ün deprem temalı bir sözünü hiç duymamış.
Olsa dahi o şartlarda araması, bulması mümkün değil. Ne yapmalı?
Düşünmüş taşınmış bizim mühendis... "Deprem önce temelleri sarsar" diye "veciz" bir laf uydurmuş.
Altına da imzayı çakmış: "M.K.Atatürk".
Komutan kitapçığın yeni halini gördüğünde, "Hah, aferin, bak işte şimdi oldu" demiş.
Herkes mutlu olmuş!

Bu zihniyetin motivasyonu ve çabalarını bir yana koyup, hangi sahte vecizelerin tedavülde olduğuna bakalım:

Örneğin; “Köylü milletin efendisidir”. Bu vecize aslında Kanuni Sultan Süleyman’a ait  olupi, aslı “Reaya milletin efendisidir” şeklindedir (Reaya, köylüye ilaveten üreten ve vergi veren anlamını da içermektedir). Vecizenin hikayesi şu şekilde aktarılmaktadır:

Bir gün mahremleriyle görüşürken onlara “Velinimet-i âlem [dünyanın efendisi] kimdir?” diye sormuş. Onlar “Padişah efendimizdir” diye cevap verince Kanuni, “Hayır, dünyanın efendisi reâyadır ki, ziraat ve harâset [çiftçilik] emrinde huzur ve rahatı terk ile iktisab ettikleri nimetle bizleri it’âm ederler” demiştir. Gördüğünüz gibi tek fark, Kanuni’nin daha evrensel bir tanımlama yapmasındadır.

Benzer şekilde, “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” vecizesi yaklaşık 2000 yıl önce Romalı şair Juvenalis tarafından “Orandium est ut sit mons sana in corpore sano” yani “Sağlam bir bedende sağlıklı bir kafa vermesi için Tanrı’ya dua etmelisin” şeklinde söylenmiştir.  Zaten, Atatürk bu sözü referans vererek aktarmıştır:

"Türk sosyal yapısında spor hareketlerini düzenlemekle görevli olanlar, Türk çocuklarının spor yaşamını yükseltmeyi düşünürken, sadece gösteriş için, herhangi bir yarışmada kazanmak emeliyle bir spor çizmezler. Esas olan, bütün her yaştaki Türkler için beden eğitimini sağlamaktır. "Sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur" sözünü atalarımız boşuna söylememişlerdir."
1937 (Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s. 86)

Her ne kadar adliye salonlarında yazılı “Adalet Mülkün Temelidir” sözünün altında Atatürk’ün imzasını görsek de, bu sözün Hz. Ömer’e ait olduğu (İbni Kesir’den) rivayet olunmaktadır (Mustafa Kemal Atatürk, anlamı itibarıyla yerinde olan bu sözü, adalet mekanizmasını anlamlandırırken kullanmıştır; ancak bu söz ilk kez kendisi tarafından söylenmemiştir). Arapçası “el-adlü esâsü’l-mülk” olan bu vecizenin Roma hukukundan Arapçaya geçmiş bir çeviri olduğu da bazı kaynaklarda iddia edilmektedir. Murat Belge de latince versiyonu olan ‘Justitia Regnorum Fundamentum’u Viyana’da Habsburg Ailesine ait Hofburg Sarayı’nda gördüğünü belirtmektedir.

“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” Hz. Ali’ye, “İstikbal göklerdedir” de İtalya’nın II. Dünya Savaşı zamanındaki faşist lideri Benito Mussolini’ye aittir. Dr. Eren Akçiçek de “beni Türk hekimlerine emanet ediniz” sözünün de Atatürk’e atfedilemeyeceğini iddia etmektedir.  “Türk şoförü en asil duygunun insanıdır” ise ayrı bir hikaye…

Şimdi bakalım, hangi köşe yazarları bu vecizeleri Mustafa Kemal’e atfetmiş:

Kemal Baytaş’ın Sözcü Gazetesi’nde yayınlanan “Din buyrukları, Atatürk ilkelerinden saptıkça batıyor, battıkça sapıtıyorlar” başlıklı 4 Ocak 2015 tarihli yazısından::

Atatürk: “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir”, Bunlar, “en hakiki mürşit tarikatlar, şeyhler, cinci hocalardır” diyor.

Akif Beki’nin Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan “Pop Türkçecilere yeni yıl hediyesi ne vereyim?” başlıklı 30 Aralık 2014 tarihli yazısından:

Biri "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir". Öyleyse karanlıkla savaşacaksın. 
....
Fakat eylemin asıl dayanağı, Atatürk'ün tepelenecekler listesini içeren bir başka ünlü deyişi.

Süleyman Doğan’ın, Türkiye Gazetesi’nde yayınlanan “İzdüşümü Süleyman Doğan” başlıklı 1 Temmuz 2015 tarihli köşesindeki söyleşiden:

Üniversitemiz Atatürk'ün, "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir." sözünün ışığında; evrensel bir bakışla bilim ve sanat alanlarında topluma yön verecek bireyler yetiştirmekte; yaptığı özgün ve nitelikli araştırmalarla bilim, teknoloji ve sanat üretimine katkı sağlamaktadır.

Emre Aköz’ün Sabah Gazetesi’nde yayınlanan “Hayatta En Hakiki Mürşit Nedir” başlıklı 15 Haziran 2003 tarihli köşesinden:

Atatürk'ün ünlü sözü her zaman zihnimi kurcalamıştır: "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir"

Hilmi Yavuz’un Zaman Gazetesi’nde yayınlanan 12 Ekim 2008 tarihli “Bir Gazete, Atatürk ve Din Kültürü Dersleri” başlıklı yazısından:

Din Kültürü ders kitabında herhalde Atatürk'ün, 'İstikbal göklerdedir' ya da 'Ben sporcunun zeki, çevik, aynı zamanda ahlaklısını severim' sözlerine atıfta bulunulacak değildi ya!

M. Yahya Efe’nin, Anayurt Gazetesi’nde 22 Aralık 2015 günü yayınlanan “İstikbal Göklerdedir” başlıklı yazısından:

"Sevgili okurlarım, Atatürk bundan yıllar önce "İstikbal Göklerdedir" diyerek havacılığın ne kadar önemli olduğunu vurgulamıştır. Dünyaya ışık tutacak bu sözü Atatürk neden söylemiş, bunun kaynağı nereden gelmektedir?"

Ergün Babahan’ın Star Gazetesi’nde 2 Mayıs 2012 tarihinde yayınlanan “Fenerbahçe’nin ve Yıldırım’ın 28 Şubat’ı” başlıklı yazısından:

"Arka fonda, Atatürk’ün ‘‘Ben sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim’’ yazıyor, (Atatürk’ün gerçekten böyle bir sözü var mı, yoksa İstikbal Göklerdedir sözü gibi mi bilmiyorum açıkçası) önde bir yorumcu cacık yapıyor."

Fikri Akyüz’ün Akşam Gazetesi’nde 2 Ocak 2014’te yayınlanan “Erdoğan’ın çarpıtılan sözü” başlıklı yazısından:

"Hani Atatürk’e atfedilen sözlerden biri ne idi? “İstikbal göklerdedir”di, değil mi? Şimdi Atatürk bu cümleyi söylediği zaman “Söz konusu olan gök ise; deniz, kara ve hava, hava civadır” mı demiş oldu?"

Kaan Özbek’in Şok Gazetesi’nde yayınlanan 12 Ağustos 2014 tarihli “Yıldız Savaşları” başlıklı yazısından:

"Niye muhterem koca 16 ışınlı yıldızı göstere göstere forsa yerleştirsin. Niye Atatürk, “İstikbal göklerdedir” diye uyarsın? Sahi ya BOP’un bayrağını tahmin edecektik değil mi?"

Mehmet Barlas’ın Sabah Gazetesi’nde yayınlanan “Al lafı koy rafa veya lafa bak hizaya gel” başlıklı 29 Temmuz 2011 tarihli yazısından:

Örneğin bazılarının Atatürk'e izafe ettikleri "Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur" sözü vardır.

Hıncal Uluç, Sabah Gazetesi’nde yayınlanan 20 Ekim 2005 tarihli “Antep!” başlıklı yazısında sözün orjinalinin Deli Petro’ya ait olduğunu iddia etme hatasına düşmüş:

Hoşuma gitmeyen tek fotoğraf “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur, K. Atatürk” plaketi oldu. İki sebebten.. Birincisi.. Bu söz Atatürk’e değil, Çar Deli Petro’ya aittir.

Yasemin Boran’ın Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan 22 Temmuz 2005 tarihli “Ayrıntılar önem kazanıyor” başlıklı köşe yazısından:

"Bedenimizle zihnimizin doğrudan bir bağlantı halinde bulunduğunu sanırım biliyorsunuz. Ama bu bilgiyi pek kullandığımız söylenemez. Sadece Atatürk’ün söylediği ‘Sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur’ sözünü hatırlıyoruz."

Yonca Tokbaş’ın Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan 3 Şubat 2010 tarihli “Cem Demir’in Listesi” başlıklı yazısından:

"Boşuna dememiş Atatürk: “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” diye…"

Yonca Tokbaş, “Din üzerine riskli bir yazı” başlıklı 15 Nisan 2008 tarihli yazısında ise sözü Peygamber Efendimize de izafe etmiş:

Düşündükçe anladım ki; "“Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” sözü mesela, peygamberimizden yadigar Atamıza; geçmişi bugüne uyarlamayı bilecek kadar zeki olan o yüce lider ruha…"

Engin Ardıç’ın Sabah Gazetesi’nde yayınlanan “Kellim kellim layenfa” başlıklı 10 Ekim 2015 tarihli yazısından:

Atatürk, "köylü milletin efendisidir" demiş ya... Onu hatırlatıyor. Köylü milletin efendisiydi ama bürokrasi de devletin efendisiydi.

Ayşem Kalyoncu’nun Habertürk Gazetesi’nde 10 Mayıs 2010 tarihinde yayınlanan “Tarım bitti hayvancılık bitti… sıradaki” başlıklı yazısından:

"Atatürk'ün 'Türkiye bir tarım ülkesidir' anlamına gelen "Köylü milletin efendisidir" sözü de böylece zamanla hükmünü yitirmiş olacak."

Adalet mülkün temeli ne demek, adalet mülkün temeli sözü kime ait, adalet mülkün temelini kim söylemiş  Hayatta en hakiki mürşit ilimdir kim söylemiş kime ait İstikbal göklerdedir kim söylemiş kime ait

Fehmi Koru ve 17 Aralık Tapeleri

Fehmi Koru, Habertürk Gazetesi’nde 21 Aralık 2015 günü yayınlanan “Gerçeği -yeniden- açıklıyorum” başlıklı yazısında 18 Aralık 2013 günü akşamı eski Cumhurbaşkanı Gül ile tapeleri konuştuğunu iddia etmiş:

"17 Aralık’taki ilk saldırıdan itibaren yazdıklarım ve söylediklerim arşivde. Ertesi akşam (18 Aralık), Ankara’da, Çankaya Köşkü’nde, Cumhurbaşkanı Gül ile görüşürken, rahatsızlığını fark ettim. Çok kızgındı. Tapelerin sağlıklı olduğuna inanmıyor, bütün belirtiler aynı kaynağı işaret ettiği halde, Cemaat’in böyle bir fesadı yapmış olabileceğine akıl erdiremiyordu."

17 Aralık operasyonunun hemen ertesi günü yani 18 Aralık günü “tapeler” yayınlanmamıştı ki Fehmi Koru gidip Cumhurbaşkanı Gül ile tapeleri konuşsun. 18 Aralık 2013 gecesi Muammer Güler’e ait olduğu iddia edilen ses kaydı yayınlanmış olup, öncesinde bir ses kaydı/tape yayınlanmamıştı (Bkz kronoloji). Bu durumda Fehmi Koru’nun iddiası boşa çıkmaktadır.

Ergün Diler ve Brezilya’nın Volkswagen’e Karşı Tutumu

Ergün Diler, 22 Aralık 2015 günü Takvim Gazetesi’nde “Topa Tuttular” başlığıyla yayınlanan yazısında Brezilya’nın Volkswagen’ı ülkesine sokmamak için çırpındığını iddia etmiş:

"İşin daha da ilginci Brezilya VOLKSWAGEN'i ülkesine sokmamak için çırpınıyordu. Şimdi işin içine bir de OTOMOBİL karıştı!"

Malesef yanlış bir iddia/bilgi. Volkswagen 1953’ten bu yana Brezilya’da faaliyet göstermektedir. Brezilya’daki VW fabrikası 1970 yılında 1 milyon üretime, 2015 yılı itibarıyla ise 22 milyon araç üretimine ulaşıyor. 1972’ye kadar Beetle modeli ülkede 1 milyon adet satılıyor. Yani, VW çoktan Brezilya’da. Hem üretim hem de satış yapıyor. Dolayısıyla, sokmamak için çırpındığını iddia etmek abesle iştigaldir.

İlaveten:

"Daha önce hiç izlemedim. Hakkında çok şey okudum ama gidip izlemedim. Pazar günü ailece STAR WARS'a gittik. Baktım ki filmden sonra çok kişi izlediğini anlamamış. Beyaz Perde'de bize verilen UZAY SAVAŞLARI değildi... Snoke ile Rey'in savaşı değildi! Han Solo'nun niyeti de değildi!"

Bahsettiği Star Wars adlı filmin Türkçe adı Yıldız Savaşlarıdır, Uzay Savaşları değil.

Rahim Er ve Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı

Rahim Er, Türkiye Gazetesi’nde 21 Aralık 2015 günü yayınlanan “Afrika’yla Kucaklaşmak” başlıklı köşe yazısında Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı’na değinirken mühim bir hata yapmış:

"Cumartesi günü Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Daire Başkanlığı'nın İstanbul'da tertiplediği bir toplantıdaydık. Türkiye ve Afrika Düşünce Kuruluşları bir araya geldiler. İlgi yüksek, konuşmalar muhtevalıydı. Nitekim Tunuslu Hayreddin Paşa hatırlatması, adı geçen daire başkanı Kudret Bülbül'e aitti. Burada da Afrika, dünyanın kalbine benzetildi. Bu, şu demektir. Kalb ölürse, dünya yaşamaz."

Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, Rahim Bey’in belirttiği gibi bir “Daire Başkanlığı” değildir. Başbakanlığa bağlı müsteşarlık düzeyinde bir kamu kurumudur. Kurumun başkanlığını üstlenen Doç. Dr. Kudret Bülbül de Daire Başkanı değildir haliyle. Kurumun, müsteşar düzeyinde başkanıdır.

Yaman Törünerle İran Ekonomisi

Yaman Törüner, 22 Aralık 2015 tarihinde Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan “İran” başlıklı köşe yazısında, başlığından da anlaşılacağı üzere İran ekonomisine değinirken bir hata yapmış:

18. büyük ekonomi sayılan İran, dünyanın 4. büyük petrol ve 2. büyük doğal gaz rezervlerine sahip. İran, kişi başına düşen 17.000 dolarlık geliriyle, Türkiye’nin önünde.

İran’ın cari fiyatlarla (nominal) kişibaşına düşen milli gelirinin 2015 yılı sonu itibarıyla 5.048 ABD doları civarında olacağı tahmin edilirken, Türkiye için aynı rakamın 9.290 dolar olması beklenmektedir. Satın alma gücü paritesine göre düzeltilmiş kişi başına düşen milli gelir rakamı İran için 17.571, Türkiye için ise 20.277 olarak hesaplanmaktadır. Böylelikle İran, kişi başına düşen milli gelir rakamlarında Türkiye’nin gerisine düşmektedir.

Ayrıca İran, ekonomik büyüklük açısından dünyada 28. sıradadır, 18 değil.

Kaynak:

Dolar-TL-değer kaybı

Hilal Kaplan ve İsrail’in Dilediği Özürler

Hilal Kaplan, Yeni Şafak Gazetesi’nde 21 Aralık 2015 günü yayınlanan “İsrail-Türkiye Anlaşmasında Son Durum” başlıklı köşe yazısında, İsrail’in tarihinde ilk kez ülkemizden özür dilediğini iddia etmiş:

"İsrail, Mart 2013'te, Başkan Obama'nın da bastırmasıyla özür dilemişti. Bu İsrail için büyük bir dönüm noktasıydı. Zira kurulduğu günden bu yana işlediği hiçbir suç için sorumluluk almamış olan İsrail, ilk defa hatalı olduğunu kabul edip bunun için de dünya kamuoyu önünde özür diliyordu. Bu bile tek başına İsrail için Türkiye'nin önemini izhar eden bir gelişmeydi."

İsrail’in ilk özrü Mavi Marmara için dilediği değil malesef. 2013 yılı Mart ayı öncesinde de özür dilediği vakalar mevcut. Hilal Kaplan’ın yapmaktan imtina ettiği basit bir internet taraması aşağıdaki özürleri gösteriyor:

***

20 Ağustos 2011 – İsrail’in Mısır’dan Özür Dilemesi

Israel Apologizes To Egypt For Killing Three Of Its Soldiers

Israel submitted on Saturday an apology to Egypt over the death of three Egyptian soldiers who were killed by the Israeli army on Thursday following the Eilat attack carried out by gunmen who infiltrated into Israel and killing eight Israeli soldiers and wounding 30 others. The apology was submitted by Israel’s former ambassador to Cairo, Shalom Cohen, who also informed Egypt that Israel accepts conducting a joint Israeli-Egyptian investigation into the issue. Cohen went to Egypt not as an envoy dispatched by the Israeli government, but as the acting ambassador, as the Israeli ambassador, Yitzhak Levanon, is currently not in Cairo. Israeli Defense Minister, Ehud Barak, expressed Saturday “sorrow over the death of three Egyptian soldiers” who were killed by Israeli army fire following the Eilat attack. Barak added that he instructed “specialized departments” to hold an investigation into the issue, and to conduct a separate joint investigation in cooperation with Egypt.

***

15 Ocak 2009 – İsrail’in BM’den Özür Dilemesi

Israel apologizes for UN refugee agency strike, as army advances

Israeli defense minister apologized to U.N. Secretary-General Ban Ki-moon on Thursday after Israeli forces shelled the main U.N. aid compound in the city of Gaza, as te troops moved further into Gaza City amid ongoing truce talks.

***

28 Ocak 2008 – İsrail’in Beatles Müzik Grubundan Özür Dilemesi

Israel apologizes to The Beatles

Foreign Ministry decides to rectify historic injustice, extend apology to British band over cancellation of its performance in Jewish state 43 years ago

***

2004 – İsrail’in Yeni Zelanda’dan Özür Dilemesi

Two Israelis are sentenced to six months in jail by an Auckland court after they admit trying to obtain a New Zealand passport fraudulently. Wellington suspects they are from the Mossad and suspends relations with Israel in protest. A year later, Israel apologizes to New Zealand, which restores ties.

***

1998 – İsrail’in İsviçre’den Özür Dilemesi

Israel apologizes to the Swiss government for the incident involving its agents. Mossad head Danny Yatom resigns.

***

1985 – İsrail’in ABD’den Özür Dilemesi

U.S. Navy analyst Jonathan Pollard is arrested for passing intelligence to Lakam, an Israeli agency specializing in scientific cooperation. Israel apologizes to the United States and dismantles Lakam. Pollard is sentenced to life in prison.

***

1967 Liberty Vakası – İsrail’in ABD’den Özür Dilemesi

In one of the most controversial events in U.S. military history, the lightly armed Liberty was attacked by Israeli planes, three torpedo boats and helicopters and was bombed with napalm, torpedoed and shelled on June 8, 1967, while sailing in international waters in the eastern Mediterranean Sea. Israel apologized to the United States and paid more than $12 million in compensation.

***

23 Haziran 1960 – İsrail’in Arjantin’den Özür Dilemesi

The Security Council condemned the abduction, and Israel apologized to Argentina. The Council adopted a resolution condemning the kidnapping by a vote of 8 to 0, with two abstentions, and one member— Argentina—not participating in the vote.

***

Yavuz Sultan Selim‘in İran Seferi Dönüşünde Yaptırdığı Çeşme ve Kürtler Hakkındaki Şiiri

Yavuz Sultan Selim’in bir sefer dönüşünde Muş taraflarında bir çeşme yaptırıp çeşmenin üzerine Kürtler’in aleyhinde ifadelerle dolu bir kitabe diktirdiği yalanı sanal ortamda ve sui-niyetli vatandaşların zihninde varlığını sürdürmeye devam etmektedir.

Yavuz’a nispeti şaibeli olan şiir şu şekilde:

Kürd'e fırsat verme ya'Rab
Dehre sultan ol'masın
Ayağını çarık sıksın
Gönlü huzur bulmasın...
Vur sopayı al haracı
Karnı bile doymasın
Ol çeşmeden gavur içsin
Kürd'e nasip olmasın...
Vasiyetim o dur ki
Kürd bin kerre yalvarsın
İnanma kanma
Yakana bit kapına
Kürd dadandırma...

Ardındaki uydurma hikaye ise şu şekilde aktarılıyor:

Yavuz Sultan Selim'in 28 Ağustos 1516 da Ridaniye seferine giderken susuzluk çeken halkı görünce askere emir verir ve tam 12 musluklu büyük bir hayrat olarak Muş'ta bir çeşme yaptırır. Sultan Selim giderken yaptırdığı çeşmeyi dönüşte suyu kesilmiş ve harap vaziyette bulunca ; tekrar eskisi gibi inşa eder ve üzerine de aşağıdaki mısraları,bizzat kendisi kaleme aldırarak yazdırır.

Güya Yavuz Sultan Selim Ridaniye seferine giderken yaptırdığı çeşmeyi dönüşte harap vaziyette bulmuş; bunun üzerine de aşağıdaki mısraları kendisi kaleme aldırarak çeşmenin üzerine yazdırmış. Şiirin anlamı 1999'da Hasan Pulur'un bir yazısında dile getirilince çeşmenin üstündeki kitabe silinmiş!

Murat Bardakçı, Mustafa ArmağanYavuz Bahadıroğlu, Erhan Afyoncu ve Ekrem Buğra Ekinci, kitabe metni olarak ortaya atılan bu manzumenin Sultan Selim’in kaleminden çıkmadığını köşelerinde aktarmıştı.

Bu dörtlüğü hangi ırkçı zihin kaleme alıp yaymış bilinmez. Ama kaynağının Yavuz Sultan Selim’e ait olmadığını işaret eden sebepleri sıralayalım:

  • Çeşmenin hâlâ yerinde olduğunu ve bölge halkının suyundan faydalandığını; ancak, üzerindeki kitabenin tekrar tahrip edildiğini iddia edenler, diğer şehir efsanelerinde olduğu gibi bu çeşmenin yerini bilmemekte ve haliyle kamuoyuyla paylaşamamaktadır (Keşke şu iftiracılar bir kez de iddia ettikleri şehir efsanelerini kaynakla destekleseler de, iftiralarının gerçek olmadığını ispatla karşı tarafı mükellef bırakmasalar).
  • evliya çelebi seyahatnamesiKaynak olarak “Evliya Çelebi, Seyehatname, Zuhuri Danışman Derlemesi, C.3, s.80” belirtilmektedir. Ancak, tahmin edileceği üzere, atfedilen kaynakta bu yönde bir manzume bulunmamaktadır. Sayfa numarasının yanlış verilmiş olması ihtimaline binaen eserin tamamı tarandığında da aynı sonuca ulaşılmaktadır. Böylelikle söz konusu manzume, sağlam bir kaynaktan mahrum kalmaktadır.
  • Şiir, yazıldığı iddia edilen 16. yy. döneminde kullanılan ifade kalıplarına tam olarak uymamaktadır.
  • Şiirin vezni bozuk olup, Farsça divan sahibi Yavuz’un nazım kalıplarına ne yakışmakta ne de uymaktadır. Ayrıca, Yavuz’un Türkçe şiir yazmadığı bilgisini haiz değil haliyle bu şiiri kaleme alanlar.
  • Şiirin anlamı 1999’da Hasan Pulur’un bir yazısında dile getirilince çeşmenin üstündeki kitabenin silindiğini iddia edenler yine kaynaksız sallamaktadır. Çünkü, Miliyet Gazetesi arşivi, Hasan Pulur’un böyle bir yazısının bulunmadığını göstermektedir.
  • Kürtleri müttefiki olarak alan ve yakın davranan Yavuz’un Kürtlere şiirdeki gibi yaklaşması pek olası görünmüyor. Kaldı ki, Mısır seferi esnasında Sultan Selim’e 16 Kürt aşiretinin askerleriyle birlikte eşlik ettiği belirtilir.
  • Son olarak, Mustafa Armağan’ın tabiriyle“Rivayetle, -mış, -miş ile tarih olmaz”

Öte yandan, benzer nitelikte şiirlerin daha önce Türklere atfedildiği görülmüştür, hatta Mevlana’nın ağzından:

Bu çeşmeden çingen içsin, 
Çapur içsin, çıfıt içsin, içmesin Türk. 
Türk'e fırsat verme Ya Rab dehre sultan olmasın. 
Ayağını çarık sıksın asla rahat bulmasın. 
Bin bir topuz hakkıdır biri eksik olmasın
Yavuz’un nazım kalıplarına uyuyor mu

Refii Cevat Ulunay, Milliyet Gazetesi’nde 27 Nisan 1964 tarihinde yayınlanan köşesinde bu şiirin Mevlana’ya atfını yalanlamıştı.

Takvimden bir yaprak

Murat Bardakçı, şiirin aslını şu şekilde aktarmaktadır:

Şiir, 19.asrın sonu ile 20.yüzyılın başlarında siyaset yapan, kariyerini Sultan Abdülhamid'i devirme çabası üzerine inşa eden, Türk değil, "Osmanlı vatandaşı" olan ve Türkiye dışında ölen bir muhalifin mektuplarında geçen başka bir manzumenin bozulmuş ve aslı ile alâkası kalmamış şeklinden ibarettir. Üstelik, şiirin orijinalinde Kürtler'e değil, Türklere hakaret edilmektedir; "Türk'e imkân verme yârâb..." sözleri ile başlar ve diğer mısralar da bambaşkadır. Birileri, kulaklarına bir-yerlerden her nasılsa çalınmış olan manzumeyi şimdi elden ele dolaşan berbat şekle getirmişlerdir...

Yani, şiirin orjinalinde aslında Türklere hakaret edilmekte olup, uzun bir süredir piyasadadır.

Bakalım, bu hataya kimler düşmüş:

İrfan Aktan’ın “Zehir ve Panzehir”, Erdoğan Aydın’ın da “Nasıl Müslüman Olduk” adlı kitaplarında bu şiir saçmalığına yer vermiştir.

Radikal Gazetesi’nden İrfan Aktaş, derlediği haber metninde bazı tarihçilerin yukarıdaki şiiri Yavuz Sultan Selim’e atfettiğini belirtme kolaycılığına kaçarak metnine gerçekleri aksettirmemiş:

Muş'ta yaptırdığı bir çeşmeye kitabe olarak kazıtmış, hattâ dîvanına bile almış, kitabe daha sonra yokolup gitmiş ama 17. asırda Evliya Çelebi çeşmeyi görüp o sırada hâlâ duran kitabeyi kaydederek meşhur seyahatnamesine koymuş ve şiir Evliya'nın sayesinde bugünlere kadar gelebilmiş!

Milliyet blog yazarlarından Mehmet Burakgazi ve Ahmet Dursun da gerekli araştırmayı yapmadan bu iftirayı gerçek sananlardan.

Hatta birtakım internet sözlük yazarları, bu iftirayı besteleyip parçaya dönüştürmüşler.

İnsanlar arasına nefret ve ırkçılık tohumu ekmeyi amaçlayan bu asılsız girişimin tarihin karanlık sayfalarında kaybolup gitmesi dileğiyle…

Ayşe Hür ve Hoybun

Ayşe Hür, Radikal Gazetesi’nde 20 Aralık 2015 günü yayınlanan “Cumhuriyetin Kanlı Kurt Bilançosu” başlıklı yazısında Hoybun’un Ermeni örgütü olduğunu iddia etmiş:

"Ermeni örgütü Hoybun’un bir raporunda Türk tarafının 50 bin kayıp verdiğini söylüyor ki, bu kadar büyük bir kaybı iç ve dış kamuoyundan saklamak da, esas olarak hava bombardımanı ile yürütülen bir harekatta bu kadar kayıp vermek de mantığa sığmıyor."

Hoybun bir Kürt milliyetçisi örgüttür. Ermeni örgütü değil.