Sadık Ünay ve IMF Başkanı Christine Lagarde

Sadık Ünay, Bugün Gazetesi’nde 29 Ocak 2016 günü yayınlanan “Çıkış, kanaat ekonomisi mi?” başlıklı yazısında IMF Başkanı Christine Lagarde’ın ünvanını yanlış aktarmış:

"Hatırlayacaksınız, Cumhurbaşkanı Erdoğan, IMF İcra Direktörü Christine Lagarde ile küresel ve yerel sermayenin önemli patronlarının bulunduğu B-20 toplantısında sıra dışı çıkışlarından birini yapmış ve patronları daha “kanaatkar” olmaya ve kazançlarının daha büyük bir kısmını çalışanları ile paylaşmaya davet etmişti."

Christine Lagarde IMF’nin “Başkanı”dır (managing director). İcra Direktörlük pozisyonu ise başkanlıktan farklıdır. IMF üyesi ülkelerin oylarının ağırlığı nispetinde temsil edildiği 24 üyeli İcra Direktörleri Kurulu’nda sandalye sahibi ülke temsilcilerine İcra Direktörü denir.

uluslararası para fonu logo

Bu husus IMF’nin internet sitesinde şu şekilde açıklanmıştır:

The IMF's 24-member Executive Board takes care of the daily business of the IMF. Together, these 24 board members represent all 188 countries. Large economies, such as the United States and China, have their own seat at the table but most countries are grouped in constituencies representing 4 or more countries. The largest constituency includes 24 countries.

Kerem Alkin ve G20 Şanhay Toplantıları

Kerem Alkin, YeniŞafak Gazetesi’nde yayınlanan 2 Mart 2016 günü “Gözlerimin yaşına, G20’nin haline bak” başlıklı yazısında 26-27 Şubat 2016 tarihlerinde Çin’in Şanhay kentinde gerçekleşen G20 Finans Bakanları ve Merkez Bankası Başkanları Toplantısına değinmiş; ancak, önemli yanlışlar yapmış:

Geçtiğimiz hafta, Çin'in ev sahipliğindeki G20 hazine ve maliye bakanları zirvesinde, İngiltere'nin AB'den ayrılmasının ne kadar büyük bir sorun olacağı meselesinin konuşulup, küresel ekonomik sistemin geleceği için hiç bir konunun tartışılmamış olması, durumun acziyeti konusunda gereken ipucunu veriyor.

1. Çin’in ev sahipliğinde gerçekleşen toplantının adı, “G20 Hazine ve Maliye Bakanları Zirvesi” değil, “G20 Finans/Maliye Bakanları ve Merkez Bankası Başkanları Toplantısı”dır.

2. Söz konusu toplantı Bakanlar ve Merkez Bankası Başkanları düzeyindeydi. Zirve olarak nitelendirilmemektedir çünkü “zirve” toplantıları sadece Liderler düzeyinde gerçekleşmektedir.

3. Sadece Brexit, yani Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden ayrılmasına odaklanıldığı, başka bir risk unsurunun tartışılmadığı iddiası ise tamamen yanlış. Belli ki Kerem Bey, toplantının sonuç bildirgesini okumamış ve gelişmeleri/tartışmaları takip etmemiş.

G20 Bakanlar Toplantisi Cin

Bakanlar ve Merkez Bankası Başkanları Toplantısı bildirgesinin ilk paragrafı şu şekilde:

"We met in Shanghai to review and address key global economic challenges and move forward on the policy agenda for the Hangzhou Summit. The global recovery continues, but it remains uneven and falls short of our ambition for strong, sustainable and balanced growth. Downside risks and vulnerabilities have risen, against the backdrop of volatile capital flows, a large drop of commodity prices, escalated geopolitical tensions, the shock of a potential UK exit from the European Union and a large and increasing number of refugees in some regions. Additionally, there are growing concerns about the risk of further downward revision in global economic prospects. While recognizing these challenges, we nevertheless judge that the magnitude of recent market volatility has not reflected the underlying fundamentals of the global economy. We expect activity to continue to expand at a moderate pace in most advanced economies, and growth in key emerging market economies remains strong. However, we agree that we need to do more to achieve our common objectives for global growth. We will continue to monitor global economic and financial developments closely."

Yani söz konusu G20 toplantısında birçok riski ele aldıklarını kamuoyuyla paylaşıyor Bakanlar ve Başkanlar.

G20 Dönem Başkanı Çin’in toplantıya ilişkin yayınladığı metinde de bu husus vurgulanmaktadır:

"At the meeting, Ministers and Governors agreed that the global recovery continues, but it remains uneven. Downside risks and vulnerabilities have risen. While recognizing these challenges, Ministers and Governors judged that the magnitude of recent market volatility has not reflected the underlying fundamentals of the global economy. They stressed the importance of using all policy tools – monetary, fiscal and structural – individually and collectively to respond to risks, boost confidence and strengthen economic growth. Ministers and Governors agreed to use fiscal policy flexibly while ensuring debt as a share of GDP is on a sustainable path and agreed that monetary policies will continue to support economic activity and ensure price stability. Ministers and Governors reaffirmed that they will refrain from competitive devaluations, resist all forms of protectionism, consult closely on exchange markets, and continue to explore policy options that the G20 countries may undertake as necessary to support growth and stability. They agreed to further enhance the structural reform agenda, including by developing a set of priorities and guiding principles, as well as by creating an indicator system to further improve assessing and monitoring of the progress of structural reforms. Ministers and Governors agreed to explore potential policy measures to address the recent weakness of trade and investment."

Kerem Bey yazısına “Gözlerimin yaşına, G20’nin haline bak” şeklinde başlık atmış, biz de “gözlerimin yaşına, memleketimin köşe yazarlarının haline bak” diyelim.

Rahşan Gülşan ve Başakşehir Fatih Terim Stadyumu

Rahşan Gülşan, Sözcü Gazetesi’nde 19 Ocak 2016 günü yayınlanan “Emre Altuğ, Çağla’nın velisi mi?” başlıklı yazısında Olimpiyat Stadına dertlenmiş; ancak, mühim bir hata yapmış:

"Ne statmış arkadaş! 
Ülkenin en görkemli stadyumu diye inşa ettiler zamanında Olimpiyat Stadı’nı. Ama mekan zaman içinde ülkenin en görkemli gecekondusuna dönüştü. Önce rüzgar dert oldu takımların başına. Sonra koskoca stat yapılırken düşünülmeyen bağlantı yolları yüzünden oraya maç, konser izlemeye giden insanlar sefil oldu. Önceki akşam da ülkenin en büyük, paraların oluk oluk aktığı, milyonlarca insanın izlediği birinci lig maçına ev sahipliği yaparken yine arıza çıkardı. Yapıldığı söylenen ve dünyanın parası harcanmış olan, yapılırken havalı havalı “Maçlar yarım kalmayacak” denilen ısıtma sistemi Beşiktaş- Mersin İdmanyurdu maçını tatil ettirdi! Neresinden bakarsanız bakın çok büyük bir skandal bu. Ama daha fenası, çalışmayan ısıtma sistemiyle ilgili hiç kimsenin iki gündür kılını bile kıpırdatmıyor oluşu. Parayı alıp bu sistemi kuran şirkete “Arkadaş, hayırdır?” diyecek kimsenin olmaması maçın tatil edilmesinden daha korkunç geliyor bana."

Kar nedeniyle tatil edilen Beşiktaş-Mersin İdman Yurdu Spor maçı, Rahşan Gülşan’ın iddia ettiği gibi Olimpiyat Stadı’nda değil, Başakşehir Fatih Terim Stadyumu’nda oynandı. Daha maçın hangi stadda yapıldığını idrak edemeden infaza geçmiş.

Ergün Diler ve 3 Büyüklerin Forma Sponsorlukları ile Şike Operasyonları

Ergün Diler,  Takvim Gazetesi’nde yayınlanan 15 Ocak 2016 tarihli “Banka hesabı!” başlıklı yazısında, şike davalarını adidas-nike forma sponsorluğuna bağlamayı denerken her zamanki harikulade (!) komplo teorilerinden birini yanlış zemin üzerine kurmuş:

Amerika, CIA üzerinden FIFA'ya operasyon yaptı. 
Almanlar ve ADİDAS bundan zarar gördü. ADİDAS'ın sahibi Horst Dassler büyük oyuncuydu. Destek verdi, Havalange'ı getirdi. Sonra da Sepp Blatter'i... Platini de Fransız-Alman ortak kararıydı. Fransa-Almanya milli maçı oynanırken Paris kana bulanıyordu. Tarihin en büyük saldırısını yaşıyordu. İnsanlar evinden çıkamaz duruma geliyordu. Caddeler, sinemalar, bulvarlar, mağazalar boşalıyor, korku hakim oluyordu! 
CIA hem terörle hem futbolla hem de parayla AVRUPA'ya ders veriyordu! Bu ders daha yeni başladığı için uzunca bir süre devam edecekti! Bu kavga bize de ŞİKE olarak yansıdı. 
Amerika- Avrupa kavgası burada Adidas-Nike kavgasına dönüştü. NİKE kullanan Fenerbahçe ile Beşiktaş gitti. Oysa şike Türkiye'de uzun zamandır vardı.

Büyük resmi görmeye çalışırken Ergün Diler, üç büyüklerin forma sponsorlarını karıştırmış.

Kendisine hatırlatalım: Fenerbahçe ve Beşiktaş’ın formalarının sponsoru Adidas, Galatasaray’ınki ise Nike’tır.

Böylelikle, FIFA şike operasyonuna Nike kullanan takımların kurban gittiği, Alman Adidas kullanan takımların ise operasyonlardan yırttığı komplo teorisi de çöpe gitmiş oluyor.

üç büyükler

Metin Çetingüleç ile Alan Hesabı

Metin Çetingüleç, 13 Ocak 2016 günü Zaman Gazetesi’nde yayınlanan “Türkiye Kıbrıs’tan askerini çeker mi?” başlıklı yazısında cebir hatası yapmış:

"Bakın ABD'deki “USS Enterprise” dünyanın en büyük uçak gemisiydi. Şimdi aktif görevden ayrıldı ama uzunluğu 342 metreydi. Üzerinde 60 uçak barındırabiliyordu. İkinci büyük uçak gemisi olan “Gerald R. Ford”un uzunluğu 337 metre. 75 uçak taşıma kapasitesine sahip. Üçüncü büyük uçak gemisi “Nimitz”, 333 metre ve 90 savaş uçağı taşıyor. Rusya'nın en büyük uçak gemisi Admiral Flota Sovetskogo Soyuza Kuznetsov, 305 metre uzunluğunda. Çin'in en büyük uçak gemisi Varyag ise 306 metre. Peki Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin büyüklüğü ne kadar? 3 bin 355 kilometrekare. En büyük uçak gemisinin 342 “metrelik” uzunluğu “metrekare” olarak dikkate alınsa dahi, KKTC'nin kapladığı alan, yaklaşık 10 bin uçak gemisine karşılık geliyor."

Bilgilerimizi tazeleyelim: 1 metrekarelik alan, kenarları 1 metre uzunluğundaki bir karenin alanına eşittir. Aynı şekilde 1 kilometrekarelik alan, kenarları 1 kilometre uzunluğundaki bir karenin alanına eşittir. 1 kilometrekare 1000000 metrekaredir. Kare ya da dikdörtgenin alanı da iki kenarının çarpımı ile bulunur.

Şimdi, Metin Bey’in hatasına geçelim:

En büyük uçak gemisinin 342 metrelik uzunluğunu metrekare olarak dikkate almak için 342’nin karesini almak lâzım gelir. 342’nin karesi 116964’tir. KKTC’nin kapladığı alan (3355 kilometrekare, yani 3.355.000.000 metrekare) Metin Çetingüleç’in varsayımlarıyla basit bir hesapla, 28.684 uçak gemisine eşit olur. Ama, Metin Çetingüleç, alan hesabı ve birimlerin birbirine çevrimi konularını unutmuş olacak ki sadece kenar uzunluklarını doğrudan birbirine orantılayarak (3355/342) alan karşılaştırması yapmış.

alan hesabı

Ayşe Hür ve 13. yy’da Anadolu’da Bulunan Frigler, Galatlar ve Lidyalılar

Ayşe Hür, Radikal Gazetesi’nde 27 Aralık 2015 günü yayınlanan “‘Barbar Türk’, ‘idraksiz Türk’, ‘Müslüman Türk'” başlıklı yazısında gerçekleri tahrif etmeyi sürdürmüş:

"1270’lerde Konstantinopolis’ten ve Anadolu’dan geçen Marko Polo’ya göre ise: “Türkmen ilinde üç çeşit insan yaşar. Biri Türkmenlerdir ki bunlar Muhammed’e taparlar, basit insanlardır ve kaba dilleri vardır. Dağlarda ve vadilerde yaşarlar ve hayvancılıkla geçinirler; çok kıymetli atları ve büyük katırları vardır. Öteki şehirlerde ve kalelerde yaşayıp ticaret ve sanatla uğraşan Ermeni ve Rumlardır...” Marko Polo’nun sözünü etmediği başka yerli halkları da biz sayalım: Rumlar, Ermeniler, Kürtler, Cenevizliler, Venedikliler, Amalfililer gibi İtalyan koloni halkları, Lidyalılar, Frigyalılar, Galatlar gibi halkların ardılları…"

Marco Polo’nun sözüne ekleme yapmaya çalışan Ayşe Hür, kendisinden beklenmeyen bir hata yapmış. Marco Polo’nun saydığı milletlere ek olarak 13. yüzyılda Frigyalıların, Galatların, Lidyalıların Anadolu’da bulunduğunu iddia etmiş.

Galatlar milattan önce 3. yüzyılda, Frigler milattan önce 7. yüzyılda, Lidyalılar ise milattan önce 6. yüzyılda Anadolu’daki varlıklarını yitirmişlerdir.

Tecâhül-i ârif edip kendisine sormak gerek, tarih sahnesinden silinip gitmelerinin üzerinden 20 yüzyıl geçen bu toplulukların 13. yüzyılda Anadolu’da varlıklarına ilişkin elinde bir kanıt ya da bilgi bulunmakta mıdır?

Kurtuluş Tayiz ve Beyaz Show’a Bağlanan Ayşe Öğretmen

Kurtuluş Tayiz, 13 Ocak 2016 Çarşamba günü Akşam Gazetesi’nde yayınlanan “Teşekkürler Ayşe Öğretmen” başlıklı yazısına  geçtiğimiz günlerde Kanal D’de yayınlanan Beyaz Show adlı programa canlı yayında bağlanan ve öğretmen olduğunu iddia eden sözüm ona Ayşe isimli bayanın sözlerini çarpıtarak başlamış:

"Devlet Güneydoğu’da sivilleri, çocukları, masum insanları öldürüyor. Lütfen sessiz kalmayın..."

Kurtuluş Tayiz belli ki dinlememiş konuşmayı ya da bilerek tahrifte bulunuyor. Canlı yayına katılan ve öğretmen olduğunu iddia eden bayan “Devlet … öldürüyor” dememişti. “Devlet” kelimesini konuşmasında kullanmamıştı.

Konuşmasından bölümler:

“Ülkenin doğusunda yaşananların farkında mısınız? Burada yaşananlar ekranlarda çok farklı aktarılıyor. Sessiz kalmayın. İnsan olarak biraz daha hassasiyetle yaklaşın. Görün, duyun ve artık bize el verin. Yazık; insanlar ölmesin, çocuklar ölmesin, anneler ağlamasın. Ölen çocuklara sevinen insanlar var. Onlara hiçbir şey diyemiyoruz, yazıklar olsun demekten başka… Giden öğretmenler bir daha oralara nasıl dönecekler ve o çocukların gözlerinin içine nasıl bakacaklar? Bomba seslerinden, kurşun seslerinden… İnsanlar susuzluk ve açlıkla mücadele ediyor; özellikle de bebekler ve çocuklar. Lütfen duyarlı olun ve sessiz kalmayın."
“Burada yaşananlar ekranlarda çok farklı aktarılıyor. Sessiz kalmayın. İnsan olarak biraz daha hassasiyetle yaklaşın. Görün, duyun ve artık bize el verin. Yazık; insanlar ölmesin, çocuklar ölmesin, anneler ağlamasın,”

Vehbi Kara ve Paralel ve Meridyenler

Vehbi Kara, Bugün Gazetesi’nde 27 Aralık 2015 günü yayınlanan “Bir Gün Eksik Yaşamak” başlıklı yazısında yaptığı bir deniz seyahatindeki ilginç anılarını paylaşmış:

"Denizde zaman karadakinden farklıdır. Eğer batıya doğru gidiyorsanız günler uzamaya, doğuya doğru gidiyorsanız kısalmaya başlar."

Denizde zaman karadekinden farklı değildir. Karada da olsa denizde de olsa aynı enlem üzerinde doğuya da batıya da gitseniz gece-gündüz süresi aynıdır. Ortaokul coğrafya bilgisi: ” Aynı enlem üzerindeki bütün noktalarda gündüz süreleri her zaman birbirine eşittir.”

"Biz ise Macellan’ın rotasında gitmiş yani dünyayı batıya doğru kat etmiştik."

Macellan’ın rotasını tam olarak izlememişler. Panama boğazından geçip gitmişler. Macellan ise Macellan Boğazını geçerek gitmişti.

"Macellan ve denizci arkadaşları gibi bir gün az yaşamıştım. Hâlbuki roman kahramanları ise bir gün fazla yaşamışlardı. Eğer dünyayı bir defa enlemesine turlayıp kat ederseniz siz de bu durumu yaşarsınız. Üstelik gemide çalıştığım için maaşımı da 78 gün olarak almıştım. Kısaca söylemek gerekirse bir gün daha az yaşamış ve çalışmadığım halde fazladan 1 gün ilave edilmişti."

Aslında bir gün eksik çalışmadı. Yolculuk süresince saatlerini geriye alarak yaptıkları fazla mesaiyi birleştirerek ilave bir gün ücreti ödenmiştir.

Mehmet Barlas ve I. Dünya Savaşı

Mehmet Barlas, Sabah Gazetesi’nde yayınlanan “Gerçekler dünyasından ancak şiirlerle kaçılabilir” başlıklı 27 Aralık 2015 tarihli yazısında 4 Nisan 2011 tarihinde yayınlanan “Biz hem bize hem de tüm dünyaya benzeriz” başlıklı yazısının metnini tekrar kullanmakla kalmayıp yaptığı önemli bir hatayı tekrarlamış:

"Oysa 1'inci Dünya Savaşı sonunda yenilen imparatorlukların tümü çöküp dağılmış, bunlardan pek çoğu da cumhuriyet olmuştur. Bunlara örnek olarak Alman İmparatorluğu'ndan çıkan "Weimar Cumhuriyeti"ni, Avusturya Macaristan İmparatorluğu'ndan çıkan "Avusturya Cumhuriyeti"ni gösterebiliriz. Neticede Rus Çarlığı da 1'inci Dünya Savaşı yenilgisi sonunda "Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri" olarak yeniden doğmamış mıdır?"

Rusya İmparatorluğu, I. Dünya Savaşı’nda itilaf devletleri arasındaydı. Mehmet Barlas’ın iddiasının aksine I. Dünya Savaşı’nda yenilen grup arasında değildi. I. Dünya Savaşı henüz sona ermeden meydana gelen 1917 Ekim Devrimi neticesinde yıkılarak yerini Rusya Federal Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne (RFSSC) bırakmıştır. 1917’de ve izleyen yıllarda kurulan diğer bağımsız sovyet cumhuriyetleri 1922’de RFSSC’nin güdümüyle SSCB’yi kurmuşlardır. Yeniden doğduğu iddia edilen isim de “Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri” değil, RFSSC, akabinde ise SSCB yani Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’dir.

* düzeltmesi için Emrecan Şalupacı’ya özel teşekkürler.

Mehmet Y. Yılmaz ve Başkanlık Sistemiyle Yönetilen G20 Ülkeleri

Mehmet Y. Yılmaz, Hürriyet Gazetesi’nde 4 Ocak 2016  tarihinde yayınlanan “Başkanlık ve üniter devlet meselesi” başlıklı köşe yazısında başkanlık sistemiyle yönetilen G20 ülkelerine değinirken bir hata yapmış:

"Cumhurbaşkanı'na bu akılları veren danışmanları kimlerdir bilmiyorum ama G-20 ülkeleri içinde hem "üniter devlet" olup hem de "başkanlık" sistemiyle yönetilen bir tek Endonezya var."

G20 içinde başkanlık sistemiyle yönetilen tek üniter devlet Endonezya değildir. Başkanlık cumhuriyeti şeklinde yönetilen, üniter yapıdaki ve tek meclisli bir yasama organına sahip olan Güney Kore de federatif yapıda değildir.

Kaynak: