Melih Altınok ve İstiklal bombacısı

Melih Altınok, Sabah Gazetesi’nde 21 Mart 2016 günü yayınlanan “Sosyete uyuma!” başlıklı yazısında, 19 Mart 2016 günü sabahı İstanbul’un popüler mekânlarından İstiklâl Caddesi’nde gerçekleştirilen ve 5 kişinin ölümü 46 kişinin yaralanması ile sonuçlanan canlı bomba eyleminin zanlısını yanlış aktarmış okurlarına.

Bombalı saldırının hemen akabinde, söz konusu saldırıyı (Melih Altınok’un aktardığı çerçevede) Türkiye’de 81 ilde aranan 4 IŞİD üyesinden biri olan S.Y.’nin gerçekleştirdiği öne sürülmüştü. Ancak, daha sonra yapılan incelemeler, bombacının S. Y. değil, M.Ö., yani Mehmet Öztürk olduğunu ortaya çıkardı.

İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın konuya ilişkin yapmış olduğu açıklama şu şekildeydi:

"Bombacı Mehmet Öztürk'ün poliste daha önce herhangi bir suçtan kaydı olmadığı ancak ailesinde IŞİD'e yakın isimler olduğu ve poliste kayıtları olduğu belirlendi. İçişleri Bakanı Efkan Ala, yaptığı açıklamada bombacının IŞİD üyesi olduğunu bildirdi."

Yazısına verdiği başlıktan hareketle biz de seslenelim: “Köşe yazarı uyuma!”

 

 

Ayşe Böhürler ve ABD’nin Petrol İthalatı & Suudi Arabistan’ın Petrol Fiyatlarındaki Düşüşten Etkilenmesi

Ayşe Böhürler, Yenişafak Gazetesi’nde yayınlanan 20 Şubat 2016 tarihli “Kendi Milletinden Nefret Ederken” başlıklı köşe yazısında ABD’nin ve Suudi Arabistan’ın petrol ithalatı/ihracatı konusunda ahkâm keserken önemli hatalar yapmış:

"-ABD 3 yıldır petrol satın almıyor. Petrol ithalatını durdurdu. Kendi petrolünü de stokluyor. Ayrıca farklı enerjiler buldu. Kömür madenlerinin içindeki gazı enerjiye çeviriyor. Diğer taraftan düşük fiyat, Suudi Arabistan'ı zarara uğratmıyor. Rusya'ya göre petrolü düşük maliyetle çıkartıyor."

ABD’nin petrol ithal etmediği iddiası tamamen yanlış.

ABD Ham petrol ithalatı

ABD’nin hangi ülkelerden petrol ithal ettiği bilgisi US Energy Information Administration adlı kurumun internet sitesi aracılığıyla da teyit edilebilir.

Suudi Arabistan da petrol fiyatlarındaki düşüşle haliyle zarara uğruyor. Bu durum, döviz rezervlerindeki erimeden izlenilebilir.

Suudi Arabistan'ın döviz rezervleri

Kaynak: Cüneyt Kazokoğlu

Ömer Ekinci ve Gandhi’ye Ait Olmayan Vecizeler

Ömer Ekinci, Star Gazetesi’nde yayınlanan “Cumhurbaşkanı Gine’ye 50 Otobüsü Neden Hediye Etti?” başlıklı 4 Mart 2016 tarihli yazısında, anonim bir sözü Gandhi’ye atfetme hatasına düşmüş:

Der ki Gandhi; 
1 yılın değerini sınıfta kalmış bir öğrenciye sorun. 
1 ayın değerini erken doğum yapmış bir anneye sorun. 
1 haftanın değerini haftalık bir derginin editörüne sorun. 
1 günün değerini yevmiyeyle çalışan bir işçiye sorun. 
1 saatin değerini trafikte sıkışıp kalmış bir şoföre sorun. 
yarım saatin değerini buluşmak için bekleyen aşıklara sorun. 
1 dakikanın değerini uçağını kaçıran adama sorun. 
1 saniyenin değerini bir kazadan sağ çıkan kişiye sorun. 
saniyenin 10 da 1 inin değerini olimpiyatlarda gümüş madalya kazanan kişiye sorun.

İnternette Türkçe ve İngilizce kaynaklarda arama yapınca, Ömer Ekinci’nin Gandhi’ye atıf yaptığı vecize setinin aslında anonim olduğu görülmektedir.

Gandhi’ye atfeden bazı sayfalar olsa da, atfedilen sözler Ömer Ekinci’nin aktardığından değişik içeriğe sahiptir:
To realize
The value of a sister
Ask someone
Who doesn’t have one.

To realize
The value of ten years:
Ask a newly
Divorced couple.

To realize
The value of four years:
Ask a graduate.

To realize
The value of one year:
Ask a student who
Has failed a final exam.

To realize
The value of one month:
Ask a mother
who has given birth to
A premature baby.

To realize
The value of one week:
Ask an editor of a weekly newspaper.

To realize
The value of one hour:
Ask the lovers who are waiting to Meet.

To realize
The value of one minute:
Ask a person
Who has missed the train, bus or plane.

To realize
The value of one-second:
Ask a person
Who has survived an accident…

To realize the value of one millisecond:
Ask the person who has won a silver medal in the Olympics

 

Ahmet Hakan ve Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın Doktorası

Ahmet Hakan, Hürriyet Gazetesi’nde 11 Şubat 2016 tarihinde yayınlanan “Berat Bey, Erdoğan’ın yakını olmasaydı” başlıklı köşe yazısında Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın doktorası hakkında bir yanlış yapmış:

"Bakalım Berat Albayrak'ın durumuna: 
- Babası Sadık Albayrak, bu hareketin öncü isimlerinden biridir. 
- Çocukluğundan beri "dava"nın tam göbeğindedir. 
- Türkiye'de işletme okumuş, ABD'de yüksek lisans yapmıştır. 
- Doktorasını da ABD'deki bir üniversitede yapmıştır."

Ahmet Hakan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın doktorasını yaptığı yer konusunda yanılmış.

YÖK Tez Veritabanından görülebileceği üzere Sn. Albayrak doktorasını Kadir Has Üniversitesi’nde tamamlamıştır.

Tez No İndirme Tez Künye Durumu
279937 Elektrik enerjisi üretiminde yenilenebilir enerji kaynakları ve finansmanı: Bir uygulama / Renewable energy resources and financing in electricity generation: A practice
Yazar:BERAT ALBAYRAK
Danışman: PROF. DR. ERİŞAH ARICAN
Yer Bilgisi: Kadir Has Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Finans ve Bankacılık Anabilim Dalı
Konu:Bankacılık = Banking ; İşletme = Business Administration
Dizin:Avustralya = Austraia ; Elektrik = Electricity ; Elektrik enerjisi = Electricity energy ; Enerji kaynakları = Energy sources ; Finansman = Financing ; Norveç = Norway ; Yenilenebilir enerji kaynakları = Renewable energy resources ; Çin = China
Tez No Yazar Yıl Tez Adı (Orijinal/Çeviri) Tez Türü Konu
279937 BERAT ALBAYRAK 2011 Elektrik enerjisi üretiminde yenilenebilir enerji kaynakları ve finansmanı: Bir uygulama
Renewable energy resources and financing in electricity generation: A practice
Doktora Bankacılık = Banking ; İşletme = Business Administration

 

 

Sabiha Doğan ve Türkiye’nin Almanya’ya Maden ve Enerji Bağımlılığı

Sabiha Doğan, Milat Gazetesi’nde 28 Şubat 2016 günü yayınlanan “Alman icazeti olmadan aktivist olamazsınız” başlıklı yazısında, enerji konusuna eğilmiş ama esaslı bir hata yapmış:

"Bu eğitimlerin Türkiye’yi maden ve enerjide Almanya ve Rusya’ya bağımlı kılan projeleri hedef alması manidar..."

petrolAlmanya da enerji konusunda Türkiye’den daha şanslı bir ülke değil malesef. Toplam ithalatının % 10’unu ham petrol ve doğalgaz oluşturmaktadır. Petrol ve doğal gaz üretimi oldukça kısıtlı olan coğrafyasında yenilenebilir ve nükleer enerjiye odaklanmış Almanya’ya ne Türkiye maden ve enerji konusunda bağımlıdır ne de bu yönde ortalıkta dile getirilen projeler mevcuttur (Türkiye Almanya’dan en çok sanayi ürünleri (motorlu araç, yedek parça, makine ve yedek parçası) ve kimyasal ürünler ithal ederken, Almanya Türkiye’den en çok tekstil ürünleri ithal etmektedir). Türkiye’de Alman yatırımları imalat sektöründe otomotiv ve yan sanayi, elektrikli aletler, metal, lastik, kimyasallar ve gıda; hizmet sektöründe ise haberleşme, finans, ticaret, inşaattaahhüt ve turizm alanlarında yoğunlaşmıştır. Özetle, Almanya’ya enerji ve maden konusunda bağımlı olduğumuzu iddia etmek anlamsızdır.

Şeref Oğuz ve 1. Sanayi Devrimi

Şeref Oğuz, Sabah Gazetesi’nde 31 Ocak 2016 günü yayınlanan “4. Sanayi Devrimi Bizi Neden İlgilendirsin” başlıklı yazısında Davos’ta gerçekleşen son WEF toplantılarından etkilenmiş olacak ki 4. Sanayi Devrimini konu edinmiş; ancak yazısında, sanayi devrimleri hakkında yanlışa düşmüş ve sanayi devrimlerinin etkin unsurlarında yanılmış:

"Birinci sanayi devrimi, dokuyan mekik icadıyla İngiltere'den geldi. Endüstrinin kuluçkası olan tekstil sayesinde dünya ticareti katlandı. İkinci devrim, buhar makinesiydi ve pazularımız, koşumlu hayvanların yetmediği yerde buharın gücü devreye girdi. Üçüncü devrim elektrik, elektronik ve internetin getirdiği kırılımlar üzerinden gelişti."

İlk sanayi devrimi su ve buhar gücüyle çalışan makineleşmiş endüstri ile gelişmiştir. Dokuyan mekik icadından ziyade buhar gücünün kullanımı ile ilişkilendirilir. Buhar makinesi, 2. sanayi devrimi ile ilişkilendirilmez. 2. Sanayi Devrimi daha çok elektriğin seri üretimde kullanımı ve yaygınlaşmasını temsil eder. Yani, elektriğin getirdiği kırılımlar 3. değil, daha çok 2. Sanayi Devrimi ile ilişkilidir.

Bakalım, Dünya Ekonomik Forumu Başkanı Klaus Schwab sanayi devrimlerinin tasnifini nasıl aktarmış:

"The First Industrial Revolution used water and steam power to mechanize production. The Second used electric power to create mass production. The Third used electronics and information technology to automate production. Now a Fourth Industrial Revolution is building on the Third, the digital revolution that has been occurring since the middle of the last century. It is characterized by a fusion of technologies that is blurring the lines between the physical, digital, and biological spheres."

Kaynak:

Necmettin Batırel ve Japonya Ekonomisi

Necmettin Batırel, Türkiye Gazetesi’nde 30 Ocak 2016 günü yayınlanan “Para – sus bakiyim sen!” başlıklı köşe yazısında Japonya ekonomisi hakkında ahkâm keserken birtakım yanlışlar yapmış:

"Japonya Merkez Bankası ekonomik canlanmayı sağlamak için faizleri sürpriz bir şekilde sıfırın altına, eksi 0.1’e indirdi. Yeni parasal genişleme bekleyen piyasalar şaşırdı."

Japonya Merkez Bankası, “faizleri” değil, üç katmanlı bir uygulamaya giderek tek bir faizi (bankaların merkez bankasında tuttukları hesap tutarının ve zorunlu karşılıkların üzeirnde kalan hesap bakiyesine (likidite fazlası) uygulanan faizi) eksi bölgeye (- % 0,10’a) çekti.

"Ama Yen değer kaybetti, Nikkei endeksi %2.8 yükseldi."

“ama”lık bir durum yok. Sebep sonuç ilişkisi yanlış kurulmuş. Yen’in değer kaybetmesi faiz oranlarının indirilmesinin doğal bir sonucu.

"Japonya’da devletin 10 trilyon dolar borcu var. Yani her Japon 60 bin dolar borçlu. Bu yüzden insanlar harcama yapamıyor."

Japonya’nın toplam kamu borcu GSYH’sinin % 246’sı civarında yani yaklaşık olarak 10,125 trilyon dolardır. toplam 130 milyonluk nüfusa oranladığımızda kişi başına düşen borç miktarının 78 bin dolar olduğu görülmektedir. Bu 1.

Japon vatandaşların harcama yapmaması ile Japonya’nın toplam kamu borcunun yüksekliği arasında yanlış bir illiyet bağı kurmuş Necmettin Bey. Japonların düşük iç tüketimi, Japonya’nın kamu borcu yüksek olduğu için değildir. Kamu borcunun yüksekliği, borçlanma maliyetlerini, güven ortamını ve toplam finansman miktarını olumsuz etkiler. Ancak, kişi başı borç tahsisi yapıp kişilerin tüketim tercihlerini Necmettin Batırel’in bahsettiği gibi menfi etkilemez. Japonya’nın kamu borcunun büyük bir kısmı zaten iç borç niteliğindedir. Yani, Japonlar devletlerinin borcunu finanse etmektedir. Bu da 2.

Mehmet Çetingüleç ve Orta Gelir Tuzağı

Mehmet Çetingüleç, 30 Ocak 2016 günü Zaman Gazetesi’nde yayınlanan “Orta Teknoloji Tuzağı” başlıklı yazısında orta gelir tuzağı hakkında önemli bir yapmış:

"Kişi başına milli geliri 9 ile 12 bin dolar arasında yer alan ülkeler “orta gelir tuzağına” düşmüş kabul ediliyor"

Dünya Bankası analizlerine göre 2013 yılı için yapılan hesaplar çerçevesinde kişi başına düşen GSMH’si 1.045$’dan az olan ülkeler düşük gelirli ülkeler, 1.045$-12.745$ aralığında olan ülkeler orta gelirli ülkeler (1.045$-4.125$ aralığında olanlar düşük orta gelirli ülkeler ve 4.125$- 12.746$ aralığında olanlar yüksek orta gelirli ülkeler) ve 12.746$’dan daha fazla olan ülkeler yüksek gelirli ülkeler olarak sınıflandırılmaktadır.

Orta Gelir Tuzağının tanımı üzerinde literatürde kesin bir uzlaşı yoktur. Ancak genellikle, orta gelir sınıfında yer alan ülkelerin bir üst gelir sınıfına çıkamamasını ifade eder. Hızlı bir büyüme sürecinin akabinde büyüme ve verimlilikte yaşanan düşüşle birlikte üst gelir segmentinde yer alan ülkelerle yakınlaşmayı eski hızda sağlayamayan orta gelirli ülkeler için kullanılan bir iktisadi tabirdir. Mehmet Çetingüleç’in bahsettiği rakamları literatürde telaffuz eden bir tasnif bulunmamaktadır. 9-12 bin dolar arasında milli gelire sahip ülkelere doğrudan “orta gelir tuzağına düşmüş” atfı yapılmamaktadır. Gelir tuzağına düşmek için bahsettiği gelir seviyesinde bir süre bulunmak ve üst gelir sınıfına geçemeyip tuzağa düşmek gerekiyor. Yani, yoksulluk tuzağı olarak da nitelenen bu durum için bir alt eşik belirlenmemiştir ve 9-12 bin dolar arası ortalama kişi başına düşen gelire sahip ülkelere gelir tuzağına ilişkin doğrudan bir yaftalama yapılmamaktadır.

Biz de bu yazının başlığını, “orta iktisat bilgisi tuzağı” olarak mı koysaydık acaba?

Kaynaklar:

Yaman Törüner ve Breakeven Petrol Fiyatları

Yaman Törüner, Milliyet Gazetesi’nde 1 Şubat 2016 günü yayınlanan “Düşük Petrol Fiyatı” başlıklı yazısında kendisinden beklenmeyecek bir hata yapmış:

"Tablodan görüldüğü üzere, “breakeven” denilen, “bir varil petrolün üretim maliyeti”, Suudi Arabistan ve Rusya’da 100 Doların üzerinde. ABD’nin üretim maliyeti ise, 50 dolar civarında. Bu durumda, petrol fiyatının uzun süre 50 Doların altında kalması çok güç. İşte bu nedenle, spekülatörler harekete geçmiş durumda."

Breakeven petrol fiyatı dediği, yani başabaş petrol fiyatı, bir varil petrolün üretim fiyatını değil, kamu bütçe dengesini sağlayacak petrol fiyatı seviyesini temsil etmektedir.

 

Verda Özer ve Suriyeli Mülteciler için Harcanan Para

Verda Özer, 29 Ocak 2016 tarihinde Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan “AB Üyeliği Kaderin Cilvesi mi?” başlıklı yazısında mülteciler için harcanan tutarı yanlış aktarmış:

"Bugüne kadar mülteciler için harcadığımız toplam miktar ise 10 milyar doları bulmuş durumda."

Verda Özer’in yazısının hemen 2 gün öncesinde mülteciler için harcanan tutar TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan tarafından açıklanmıştı: 8 milyar dolar.

Bu tutar da, resmi kalkınma yardımları metodolojisine uygun şekilde, satın alma gücü paritesi göz önünde bulundurularak, Suriyeli mülteciler için yapılan personel harcamaları ve kamplar için ayrılan alanın alternatif maliyeti gibi kalemleri de harcamakta. Aslında bu tutar 8 milyar dolardan daha da düşük. Metodoloji ne kadar olursa olsun, 8 milyar, Verda Özer’in belirttiği rakamın (10 milyar dolar) %20 daha düşüğüdür.

İlaveten;

"AB süreci 1961 Ankara Anlaşması'yla başladı."

Ankara Anlaşması 1963’te imzalandı. 1961’de değil.