Yaman Törüner ve IMF’nin Büyüme Tahminleri

Yaman Törüner, 24 Mayıs 2016 tarihinde Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan “Dünyada İşsizlik Azalırken” başlıklı köşe yazısında IMF’nin büyüme tahminlerini okurlarıyla paylaşmış paylaşmasına ama aktardığı veriler IMF’nin son yıl içerisinde kamuoyuyla paylaştığı verilerle pek alakası bulunmamakta:

"IMF, 2015 yılında, gelişmiş ülkelerde %2.4; gelişmekte olan ülkelerde ve bizim gibi yükselen piyasalarda %4.3 büyüme gerçekleşeceğini tahmin ediyor." 


"IMF’ye göre, 2016 yılında, dünya ortalaması anlamında, %3.8; gelişmiş ülkeler ortalaması olarak %2.4 büyüme bekleniyor. Bu yıl, ABD’de %3, Avrupa Birliği’nde ortalama %1.7; Japonya’da %1.3; İngiltere’de %2.2; İspanya’da %2.5; Rusya’da %0.2; Çin’de %6.3; Hindistan’da %7.5; Brezilya’da %0.7 ve Meksika’da %3 büyüme bekleniyor."

IMF’nin son tahminleri geçtiğimiz Nisan ayında yayınlanan Küresel Ekonomik Görünüm Raporu’nda (World Economic Outlook – WEO) kamuoyuyla paylaşıldı. 2015 yılı için küresel büyüme beklentisi % 3,1, gelişmiş ekonomiler için % 1,9, gelişmekte olan ülkeler için ise % 4’tür. 2016 yılında ise küresel ekonominin % 3,2, gelişmiş ülkelerin yine % 1,9, gelişmekte olan ekonomilerin ise % 4,1 büyümesi bekleniyor. Ülke bazında paylaştığı veriler de WEO’da yer alan verilerle uyuşmuyor.

Son WEO raporundan önce geçtiğimiz Ocak ayında yayınlanan güncellemede de bahse konu rakamlar yok.

Dahası, geçtiğimiz yıl Ekim ayında yayınladığı bir önceki WEO raporunda da bu verileryer almamaktadır.

Yaman Törüner IMF’yi kaynak gösterip, son verileri ele almadan nereden nasıl derleyip aktarmış bu verileri, anlaması güç.

uluslararası para fonu logo

Muhammed Berdibek ve William Wallace Efsanesi

Yenişafak Gazetesi’nin internet yazarlarından Muhammed Berdibek, 15 Mayıs 2016 tarihinde yayınlanan “Hayaller İskoçya, hayatlar büyük Britanya” başlıklı yazısında Cesur Yürek adlı film üzerinden tarihi İskoç kahraman William Wallace’ın hikayesini aktarmayı denemiş ama bir hayli yanlışa imza atmış:

William Wallace Murron Cesur Yürek

"Geleneksel İngiliz âdetine göre herhangi bir İskoç erkeğinin evleneceği kadın öncelikle İngiltere Kralıyla bir gece birlikte olmalıydı."

1. Prima Nocte (primae noctis), yani ilk gece hakkı, evliliğin ilk gecesini İngiltere Kralı ile geçirilme zorunluluğunu getirmiyordu. Feodal Derebeyleri bu hakkın sahibiydi.

"William Wallace bu durumu kabul etmeyip sevdiği kızı götürmeye gelen birkaç İngiliz'i öldürdü. Sonuçlar ise korkunçtu. Wallace'nin sevdiği kızın boğazı kesilmiş; hemen sonrasında küçük çaplı bir isyan dalgası başlamıştı."

2. Filmde William Wallace, ilk gece kuralı nedeniyle sevdiği kadını götürmeye gelenlere karşı çıkmıyordu. Sevdiği kadın Murron ile prima nocte nedeniyle gizlice evlenmiştir. Ancak, Murron’un kendisine tecavüze yeltenen askerlere karşı koyması nedeniyle öldürülmesinin ardından William Wallace isyan bayrağını açmıştı.

Filmi yanlış anlamış ya da izlememiş Berdibek; ancak, Vikipedia’dan filmin konusunun özetini bile okuması, yazısının içeriğini teyit etmesi için yeterli olacaktı.

kralın koyduğu primae noctis emri yüzünden gizlice evlenirler. Fakat bir gün, kasabadaki İngiliz askerleri Murron’a tecavüz etmeye çalışır. Askerlere saldıran Wallace, Murron’ı kurtarır ve bir ata bindirerek kaçmasını sağlar. Ancak Murron yolda yakalanır. Kasabanın şerifi, bütün kasaba halkının önünde Murron’ın boğazını keser. Gözü dönen Wallace, kasabadaki diğer İskoçların da yardımıyla İngiliz garnizonunu yener ve o da şerifin boğazını keser.
"Çarıklı bir köylü, İskoç isyancılarının başına geçerek onlara hükmetmeye çalışmıştı."

3. William Wallace köylü değil bir soyludur aslında.

"İngiliz Kralı Edward tarafından ihanetten yargılanıp suçlu bulunan William Wallace ise asılarak öldürülmüştü."

4. Asılarak değil, uzun bir işkencenin ardından başı gövdesinden ayrılarak öldürülmüştü.

"Tabii ki hayır; zira filmdeki hikâyenin gerçek olgularla çeliştiği pek çok nokta da vardı. Mesela William Wallace adlı kişinin yaşayıp yaşamadığı şüpheliydi. Ya da onun birkaç kişinin birleşimi bir karakter olduğu düşünülüyordu."

5. Wallace’ın yaşamadığını iddia eden kaynağa rastlamadık. Tam aksine, gerçekliği üzerinde ittifak var kaynaklarda ve yaptığı savaşlar, yönettiği isyan, ünvanları, idamı gibi tüm detaylar tarihi kaynaklarda yer alıyor. Yaşamadığı ya da birkaç karakterin bileşimi olduğu iddia edilen ünlü kişi Shakespeare’dir.

Belki de, izlediği filmin içeriğini bile doğru şekilde okurlarına aktaramayan Berdibek, Wallace’ın hikayesini onunkiyle karıştırdı…

 

Bekir Hazar ve Dış Saha

Bekir Hazar, 17 Mayıs 2016 tarihinde Takvim Gazetesi’nde yayınlanan “Büyük Kulüp” başlıklı yazısında bir dizi hataya imza atmış:

"Rahmetli Uğur Mumcu bizi şöyle tarif ediyordu; "Türk vatandaşı; İsviçre Medeni kanununa göre evlenen, İtalyan Ceza Yasası'na göre cezalandırılan, Alman Ceza Muhakemeleri Usul Hukukuna göre cezalandırılan, Fransız İdare Hukukuna göre idare edilen, İslam Hukukuna göre gömülen kişidir." .."

Uğur Mumcu’nun sözünün doğrusunu yanlış aktarmış.

Sözün orjinali:

"İtalya’dan ceza yasası aldık, Fransa’dan idare hukukunu aldık, Almanya’dan ceza yargılaması hukukunu aldık, İsviçre’den medeni hukuku aldık. Bir gülmece dergisinde okumuştum. Yapılan tanım durumu net bir şekilde sergiliyor. Türk vatandaşı tanımı yapılmış, Türk ne demektir, Türk vatandaşı kimdir. Şöyle tanımlıyor Türk vatandaşını. Türk, İsviçre medeni kanununa göre evlenen, İtalyan ceza yasalarına göre cezalandırılan, Alman ceza muhakemeleri usulüne göre yargılanan, Fransa idare hukukuna göre idare edilen ve islam hukukuna göre gömülen kişidir"

Yani, Türk’ün Alman Ceza Muhakemeleri usulüne göre YARGILANDIĞInı aktarmış. Ceza Muhakemeleri kanunu yargılama usulünü tanımlar, cezalandırmayı ise Ceza Kanunu yürütür.

"Yıllardır böyle bir DIŞ sistem içine bir de 12 Eylül'ün askeri anayasası eklenmişti. Tam 36 yıldır askeri anayasa ile yönetiliyorduk..."

12 Eylül Anayasası olarak nitelenen halihazırda yürürlükteki anayasa, 7 Kasım 1982 tarihinde yürürlük kazanmıştır. Yani, 1982 yılının sonu. Şu an 2016 yılının ortalarındayız. 2016-1982=34 yıl eder takribi. Bekir Hazar herhalde “82 Anayasası” tabirini göz ardı edip 12 Eylül ihtilaliyle birlikte yeni anayasanın yürürlüğe girdiğini sanmış.

"Birlik, beraberlik ve inanç olmadıkça hedefe varılamazdı. Üstelik Beşiktaş son haftalara kadar tüm maçlarını DIŞ sahada oynadı. Fenerbahçe ise DIŞ SAHADA hep puan kaybetti. Takım oyunu ve DIŞ saha çok anlam ifade ediyor bize..."

Bu yıl Fenerbahçe’nin dış sahada HEP puan kaybettiği bir durum söz konusu olmadı.

Maç sonuçlarına bakacak olursak:

Hafta Ev Sahibi Skor Konuk Takım Tarih Organizasyon
4 FENERBAHÇE A.Ş. 6-1 GİRESUNSPOR 13 Ocak 2016 Ziraat Türkiye Kupası Grup Aşaması H
18 ESKİŞEHİRSPOR 0-3 FENERBAHÇE A.Ş. 18 Ocak 2016 Spor Toto Süper Lig Hasan Doğan Sezonu
5 FENERBAHÇE A.Ş. 1-0 TUZLASPOR 21 Ocak 2016 Ziraat Türkiye Kupası Grup Aşaması H
19 FENERBAHÇE A.Ş. 2-1 ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 24 Ocak 2016 Spor Toto Süper Lig Hasan Doğan Sezonu
6 ANTALYASPOR A.Ş. 0-0 FENERBAHÇE A.Ş. 27 Ocak 2016 Ziraat Türkiye Kupası Grup Aşaması H
FENERBAHÇE A.Ş. 1-0 KAYSERİSPOR 30 Ocak 2016 Ziraat Türkiye Kupası Son 16 Turu ve Final Aşaması
20 ANTALYASPOR A.Ş. 4-2 FENERBAHÇE A.Ş. 5 Şubat 2016 Spor Toto Süper Lig Hasan Doğan Sezonu
AMED SPORTİF FAALİYETLER 3-3 FENERBAHÇE A.Ş. 9 Şubat 2016 Ziraat Türkiye Kupası Son 16 Turu ve Final Aşaması
21 FENERBAHÇE A.Ş. 3-1 KASIMPAŞA A.Ş. 12 Şubat 2016 Spor Toto Süper Lig Hasan Doğan Sezonu
22 BURSASPOR 0-0 FENERBAHÇE A.Ş. 20 Şubat 2016 Spor Toto Süper Lig Hasan Doğan Sezonu
23 FENERBAHÇE A.Ş. 2-0 BEŞİKTAŞ A.Ş. 29 Şubat 2016 Spor Toto Süper Lig Hasan Doğan Sezonu
FENERBAHÇE A.Ş. 3-1 AMED SPORTİF FAALİYETLER 3 Mart 2016 Ziraat Türkiye Kupası Son 16 Turu ve Final Aşaması
24 AKHİSAR BELEDİYE GENÇLİK VE SPOR 0-3 FENERBAHÇE A.Ş. 6 Mart 2016 Spor Toto Süper Lig Hasan Doğan Sezonu
25 FENERBAHÇE A.Ş. 1-0 KAYSERİSPOR 13 Mart 2016 Spor Toto Süper Lig Hasan Doğan Sezonu
27 FENERBAHÇE A.Ş. 0-0 OSMANLISPOR FUTBOL KULÜBÜ 3 Nisan 2016 Spor Toto Süper Lig Hasan Doğan Sezonu
28 TORKU KONYASPOR 2-1 FENERBAHÇE A.Ş. 9 Nisan 2016 Spor Toto Süper Lig Hasan Doğan Sezonu
26 GALATASARAY A.Ş. 0-0 FENERBAHÇE A.Ş. 13 Nisan 2016 Spor Toto Süper Lig Hasan Doğan Sezonu
29 FENERBAHÇE A.Ş. 4-1 MERSİN İDMANYURDU 17 Nisan 2016 Spor Toto Süper Lig Hasan Doğan Sezonu
TORKU KONYASPOR 0-3 FENERBAHÇE A.Ş. 20 Nisan 2016 Ziraat Türkiye Kupası Son 16 Turu ve Final Aşaması
30 TRABZONSPOR A.Ş. 0-4 FENERBAHÇE A.Ş. 24 Nisan 2016 Spor Toto Süper Lig Hasan Doğan Sezonu
31 FENERBAHÇE A.Ş. 3-0 GAZİANTEPSPOR 1 Mayıs 2016 Spor Toto Süper Lig Hasan Doğan Sezonu
FENERBAHÇE A.Ş. 2-0 TORKU KONYASPOR 5 Mayıs 2016 Ziraat Türkiye Kupası Son 16 Turu ve Final Aşaması
32 MEDİPOL BAŞAKŞEHİR FK 2-1 FENERBAHÇE A.Ş. 9 Mayıs 2016 Spor Toto Süper Lig Hasan Doğan Sezonu
33 FENERBAHÇE A.Ş. 2-1 GENÇLERBİRLİĞİ 15 Mayıs 2016 Spor Toto Süper Lig Hasan Doğan Sezonu
34 MEDICANA SİVASSPOR FENERBAHÇE A.Ş. Spor Toto Süper Lig Hasan Doğan Sezonu

Güngör Mengi ve Dokunulmazlıkların Kaldırılmasına İlişkin Anayasa Değişikliği Teklifi

Güngör Mengi, Vatan Gazetesi’nde 17 Mayıs 2016 tarihinde yayınlanan “Dokunulmazlık ve MHP olayı!” başlıklı yazısında gündemi yorumlarken aslında gündemin detaylarından bihaber olduğunu gözler önüne sermiş:

"AKP’nin de açıkladığı gibi “dokunulmazlıkları kaldırılmasını öngören yasa teklifi” bugün Meclis’te görüşülecek. Bu yasanın kabulü için 367 oy gerekiyor ve AKP ile MHP oyları buna yeterli değil. Diğer partilerden 11 oy daha alması gerekiyor." "Kemal Kılıçdaroğlu yasa teklifi Meclis’e sunulduktan sonra “Evet” diyeceklerini açıklamıştı. Genel Başkan’ın bu kararına rağmen çok sayıda CHP Milletvekili farklı görüşler açıkladı."

Yasa teklifi değil, anayasa değişikliği teklifi oylanıyor mecliste.

Ayrıca, 367 oy da kabulü için değil, değişikliğin referanduma gidilmeden kabul edilmesi için gerekli. Değişiklik önerisinin referanduma gitmesi için ise en az 330 oy çıkması gerekiyor.

turkish national assembly

Güneri Civaoğlu ve Bediüzzaman Said Nursi’nin Sürgün Yerleri

Güneri Civaoğlu, Milliyet Gazetesi’nde 15 Mayıs 2016 tarihinde yayınlanan “Müzik Şöleni” başlıklı yazısında Said Nursi’nin sürgüne yollandığı yerler hakkında yanlışa düşmüş:

"Tarihten bir “zorunlu ikamet” yaprağı daha...Said-i Nursi tek parti döneminde, Bozcaada’da zorunlu ikamete mahkum edilir. Dinlediğime göre, o süreçte Bozcaada’daki şaraplık bütün üzüm bağları yok edilir. Şimdiki bağlar Said-i Nursi’den sonraki yılların asmalarından oluşuyor."

Said-i Nursi, Barla, Emirdağ, Kastamonu’ya sürgün edilmiştir. Bozcaada’ya değil.

Bediüzzaman’ın tarihçe-i hayatı konusunda uzman olan Necmettin Şahiner’e göre de böyle bir durum yok:

"Böyle bir şey yok. Uydurma. Said Nursi, Barla, Emirdağ, Kastamonu'ya sürgün gönderiliyor. Van'dan alıp Burdur'a getiriyorlar. Burdur'da 8 aylık bir hayatı var. Burdur'dan sonra 20 gün Isparta'da kalıyor. 1 Mart 1927'den 24 Temmuz 1934'e kadar Barla'da kalıyor. Sonra Isparta'ya getiriyorlar. 8 ay kalıyor Isparta'da. Sonra Eskişehir hapsi. Ardından Kastamonu. Sonra Denizli hapsi. Denizli'den sonra da Emirdağ'a sürgün ediliyor. Bozcaada'da zorunlu ikamet gibi bir durum yok"

“Ağabeyler Anlatıyor” kitaplarının yazarı Ömer Özcan da bugüne kadar böyle bir iddiayı duymadığını, Civaoğlu’nun hangi belgeye dayanarak bunu ileri sürdüğünü ortaya çıkarması gerektiğini vurgulamış.

Kaynak: Risale Haber | “Şarap yazısında Said Nursi’yi Bozcaada’ya sürgün etti”

Haşmet Babaoğlu ve Patatesin Tarihi

Haşmet Babaoğlu, Sabah Gazetesi’nde 7 Şubat 2016 tarihinde yayınlanan “Varsın Yakışmasın” başlıklı yazısında patatesin tarihini biraz sakatlamış:

"Mesela, diyorum, patatesin tarihini bilsek çok daha anlamlı olur! Bugün Berlin'den Bombay'a çocuklara sorsanız, kızarmış patatessiz bir dünya tasavvur edemediklerini anlarsınız! Oysa 16. yüzyıl Avrupa tarihini düşünün... O kralların, o çatışmaların ne adı kaldı geriye, ne değeri! Fakat tam o yüzyılda Amerika'dan yamru yumru bitki kökü Avrupa'ya getirilmişti. O kaldı. Patates yani. Üstelik ilk geldiğinde yiyenler hasta oldu, salgın ölümler yaşandı. Başlangıç kötüydü ama sonu iyi geldi..."

Patates nedeniyle ölümler yaşandığı iddiası yanlış.

1. Avrupa’ya patates geldiğinde ilk yiyenler hasta olmadı. Hastalıkla ilgili iddialar daha sonraları ortaya atıldı.

2. Patatesin bizatihi kendisinden kaynaklı salgın ölümler olmadı. “İrlanda Açlığı” nedeniyle yaşanan patates arz kıtlığı nedeniyle insnalar açlıktan öldü.

3. Gerek Avrupa’da 16.-17. yüzyılda etkili olan cüzzamın, gerekse aşağıda Mehmet Yaşin’in aktardığı türden menfi hadiselerin etkisiyle halk patatesin cüzzam yumrularına benzemesi ya da hazım rahatsızlıkları nedeniyle patates hastalık kaynağı olarak günah keçisi ilan edildi.

"Patatesin Avrupa’ya yayılışı, Otuz Yıl Savaşları (1618-1648) sırasında gerçekleşti. Almanya’ya giden İspanyol askerler, yanlarında at yemi olarak patates götürmüşlerdi. O sıralarda yoksulluktan sürünen Alman köylüler, İspanyollar’dan kâh aşırarak kâh dilenerek ilk kez patatesi tatma fırsatı buldular. Ama, nasıl yiyeceklerini bilmedikleri için, soymadan çiğ çiğ mideye indirdilerler. Bu da şiddetli hazım rahatsızlıklarına neden oldu. Bunun üzerine, patatesin hastalık kaynağı olduğuna hükmedildi. Hatta, veba, kolera, humma, cüzzam gibi ölümcül bulaşıcı hastalıklara da yol açtığı söylentileri yayıldı."

"Yani doyurduğu gibi açlıktan öldürdü de! Aslında bu katliam patatesin suçu değil, suçlu, ‘Phytophthora infestans’” adlı bir mantarın. Katliamın öyküsü şöyle: ‘İrlanda Açlığı’ adını alan, İrlanda patatesinin zehirlenmesi sonucu meydana gelen büyük felaket 1845-1851 arasında gerçekleşti. 1841’de İrlanda’nın nüfusu sekiz milyon civarındaydı. En aşağı yarısının temel gıdası patatesti. Bunun böyle olmasının nedeni, İrlanda’nın o sıralarda İngiltere’nin bir parçası olmasına rağmen tam bir sömürge gibi yönetilmesiydi. 1845’te Amerika’dan gelen zehirli bir mikroskobik mantar, patates ürünün üçte birini mahvetti. Kıtlık 1847’de zirveye ulaştı çünkü aç kalan halk tohumlukları da yemişti. Kıtlık öylesine acımasızdı ki 1847’de, İrlanda nüfusunun yüzde 18.5’i yok oldu. Modern tarihçiler, İrlanda’da bu kıtlıkta 2.5 milyon insanın öldüğünü söylüyor."

Yusuf Girayalp Atan ve Baz Puan Kavramı

Yusuf Girayalp Atan, 16 Mayıs 2016 günü Milat Gazetesi’nde yayınlanan “Küresel Ekonomi Savaşları” başlıklı yazısında baz puan kavramı hakkında küçük bir hata yapmış:

"Bilindiği üzere FED 2015 yılı aralık ayında 0,25 bp faiz artımına gitti."

Faiz oranlarındaki değişimi kast ederken ekonomistler genellikle “baz puan” kavramını kullanırlar. Baz puan % 0,01’e, 10000’de 1’e eşittir. Yani, 100 baz puan % 1’e eşittir.

Bir merkez bankası, politika faiz oranını % 2,5’ten % 3,75’e yükselttiyse bu durum 125 baz puanlık bir artışı işaret edecektir.

Baz puan kısaca bp olarak kullanılır.

Tüm bu açıklamaların ardından Yusuf Bey’in hatasında sıra: ABD Merkez Bankası Fed, 2015 yılı Aralık ayında federal fonlama oranı olarak nitelenen temel politika oranını 25 baz puan artırdı, 0,25 baz puan değil (0,25 baz puan % 0,0025’e eşittir).

dolar tl kuru

Muhammed Berdibek ve Broken Hill Saldırısı

Muhammed Berdibek, Yenişafak Gazetesi’nin internet bölümünde 8 Mayıs 2016 tarihinde yayınlanan “Broken Hill: İlginç bir savaş hikâyesi” başlıklı yazısında Broken Hill saldırısı hakkındaki hikayeyi internet kaynaklarından derleyip paketleyip köşesinde sunarken ufak bir hataya düşmüş:

"Gül Muhammed ve Molla Abdullah adlı Afgan ve Hintli iki Müslümanın halifelerinin cihat fetvasını yerine getirmek üzere Broken Hill'de bir saldırı gerçekleştirdiler. Saldırıda ters giden bir şeyler vardı; zira burada bu iki Müslüman genç, savaş treni olarak düşündükleri bir trene ateş açarken yanlışlıkla sivillerin olduğu bir trene saldırmış ve dört kişinin ölümü, altı kişinin de yaralanmasına sebep olmuşlardı. Saldırılar neticesinde olaylar büyümüş, Osmanlı-Avustralya savaşı patlak vermişti."

Konuya ilişkin daha önce “Bekir Hazarla Broken Hill Vakası” başlıklı ihtisap metninde konuya değinmiştik.

Avustralya’nın New South Wales eyaletine bağlı Broken Hill kasabasında 1 Ocak 1915 yılında meydana gelen ve saldırgan olduğu iddia edilen iki Afgan dahil 6 kişinin ölümü ile sonuçlanan “Broken Hill Vakası” olarak bilinen “piknik treni saldırısı” “Osmanlı-Avustralya Savaşı”na yol açmadı.

Broken Hill olayı

Aslında, I. Dünya Savaşı’nın “Osmanlı-Avustralya Savaşı” gibi bir bölümü hiç olmadı.

Broken Hill Saldırısı neticesinde Avustralyalıların gönüllü asker toplama kapasitesinin arttığı bazı kaynaklarda dile getirilmektedir.

Britanya’nın 4 Ağustos 1914 tarihinde Almanya’ya savaş açması ile birlikte dönemin Başbakanı Joseph Cook’un “İmparatorluk savaşta olduğunda, Avustralya da savaştadır” sözüyle birlikte Avustralya, İngiliz İmparatorluğunun bir parçası olarak otomatik olarak ilk dünya savaşına müdahil olmuştur.

Broken Hill vakası öncesinde 1914 yılı Ağustos ayında ilk ordu birlikleri İngiliz İmparatorluğunun emrine sunularak Mısır’a Osmanlı güçlerine kaşrı göreve sevkedilmiştir.

Özet olarak, Broken Hill olayı, Osmanlı-Avustralya arasındaki askeri çatışmayı başlatan ilk olay değildir.

Kaynak: Australian Involvement in the First World War

 

Ergün Diler ve Dilma Rousseff’in Düşüşü

Ergün Diler, 14 Mayıs 2016 tarihinde Takvim Gazetesi’nde yayınlanan “Senaryo” başlıklı yazısında yine küresel komploları bir bir ortaya dökerken (!!!) yine hata yapmış:

"Dilma Rousseff bizde GEZİ'de denenen sokak eylemleriyle gitti. Vem Pra Rua (Sokaklara gel) eylemleriyle Dilma Rousseff'in gönderilme süreci başlatıldı. Bizde de bunun hazırlıkları tüm hızıyla sürüyor! İşaretler o kadar fazla ki!.."

Sakin ol şampiyon! Brezilya Devlet Başkanı Dilma Rousseff henüz bir yere gitmedi.

Senato’da yapılan oylamada, bütçe açığını saklamak için mali kuralları ihlal etmek suçlamasıyla yargılanması için “evet” oyu çıktı ve yerine 6 aylık bir süre için yardımcısı Michel Temer’in geçti.

Rousseff’in yargılanma sürecinde çıkacak sonuca göre devlet başkanlığı görevinden tamamen alınıp alınmamasına karar verilecek.

"Çünkü Rousseff'in gitmesi gerekiyordu! Peki yerine kim geldi? Michel TEBER!"

Rousseff yerine vekaleten cumhurbaşkanlığını üstlenen koalisyon ortağının doğru adı Michel TeMer, TeBer değil.

"Michel TEBER! Daha odasına adım atmadan paranın başına Paulo Leme'yi getirecek. Teklif verdi bile. Leme kimdi? Goldman Sachs Brezilya Operasyon Birimi Başkanı... Aynı zamanda Goldman Sachs'ın Latin Amerika şefi ve Gelişen Pazarlar Araştırma Şefi... Goldman Sachs'tan önce IMF'de uzman ekonomist olarak görev yapıyordu..."

Teklif vermedi. Henüz sadece bir söylemden ibaret.

Reuters’e yansıyan konuya ilişkin haberlere bir göz atılabilir:

"Paulo Leme, the chairman of Goldman Sachs in Brazil, may be picked to serve as finance minister or central bank chief, said the sources, who asked to remain anonymous because the selections are still under consideration."
"The candidates for the new board includes Itau chief economist Ilan Goldfajn, former treasury chief Carlos Kawall and former central bankers Mario Mesquita and Luiz Fernando Figueiredo, as well as Goldman Sachs executive Paulo Leme, the sources said. Mesquita, Goldfajn and Kawall declined to comment while Figueiredo and Leme did not answer emails from Reuters."

 

Çin Seddinin Uzaydan Görülmesi ve Köşe Yazarlarımız

Çoğu yurdum insanı, Çin Seddi’nin uzaydan çıplak gözle görülebilen tek yapı olduğuna inanmakta. Aynı asılsız iddia Mısır piramitleri için de dile getirilmekte.

‘Çin Seddi, uzaydan çıplak gözle görülebilen insan yapımı tek yapıttır” ve ”Piramitler, uzaydan kolaylıkla görülebilir ve ayırt edilebilir.” şeklinde ifade edilmektedir bu iddialar.

20. yüzyılın en ünlü maceracılarından Richard Halliburton’ın seyahatlerinin heyecan verici öykülerini içeren 1937 ve 1938’de yayımlanan Book of Marvels adlı iki kitapta ilk kez dile getirildiği iddia edilir bu yanlış bilginin.

Ancak, insan yapımı hiçbir yapıt uzaydan çıplak gözle görülememektedir. Çevresi ile insan gözü tarafından fark edilebilecek bir renk farklılığı oluşturmayan cisimler çıplak gözle uzaydan görülemezler.

Çin Seddi uzaydan

Bu hususta öncelikle uzay ile kastı netleştirmekte fayda var. Dünya yüzeyine yakın uzay boşluğu, ay ya da dünya etrafında tur atmakta olan uzay araçlarının seviyesini, bu iddianın odaklandığı “uzay tanımı” olarak addetmek en doğrusu olacaktır. Zaten bahse konu mesafeden uzaklaşmak, Çin Seddi ve piramitlerin görünümünü imkânsız hale getireceğinden, uzay tanımı sınırı için dünya üzerinde yörüngede dönen insan yapısı uzay araçlarından çekilen fotoğraflar ve astronotların gözlemlerini esas almak mantıklı bir seçenek olacaktır.

Öncelikle, uzayda görev yapmış astronotların şahitliğini alalım:

Ay’a ilk ayak basan insan olan Neil Armstrong, Çin Seddi’nin uzaydan görülüp görülmediğine dair kendisine yöneltilen bir soruya şöyle yanıt vermiştir:

"Kıtaları, okyanusları ve mavilikler üzerine serpilmiş beyaz lekeleri görebiliyordum. Ancak Ay’da bulunduğum süre içerisinde Dünya üzerinde, insan yapımı olan yapıtlardan hiçbirini göremedim."

1990’lı yıllarda Dünya yörüngesinde dönen bir uzay aracında görev yapmış olan NASA astronotu Jeffrey Hoffman ise kendisine yöneltilen sorulara şöyle cevap vermiştir:

"Uzayda çok uzun zaman geçirdim ve bu süre içinde Dünya’ya pek çok kez bakma fırsatım oldu. Hatta Çin’in üzerinden geçerken ayrı bir dikkatle inceledim fakat Çin Seddi’ni bir defa dahi görmedim. Burada olay şu ki, gözlerimiz kontrasta, yani renklerin zıtlığına duyarlıdır. Çin Seddi’nin rengi ise, bulunduğu araziden çok farklı değil."

NASA’nın ana bilim adamlarından olan Kamlesh P. Lulla Çin Seddi’nin uzaydan gözlemlenememesinin nedenini şöyle açıklamaktadır:

"Çin seddi'nin nasıl görülebildiğine dair çok şey söylendi ve yazıldı. Aslında, Çin Seddi'ni astronot fotoğrafçılığında ayırt etmek oldukça güç. Çünkü, Çin Seddi'nin yapımında kullanılan materaller, duvarı çevreleyenlerle renk, yapı ve diğer özellikler açısından oldukça benzerdir."

Ayrıca, Çin’in 2003 yılında uzaya gönderdiği ilk uzay aracında bulunan astronot Yang Liwei, Çin Seddi’nin uzaydan uzaydan ayırt edilemediğini ifade etmiştir.

İlaveten, uzaya altı kere giderek, en çok gitme rekorunun sahibi, Gemini ve Uzay Mekikleri uçuşlarının da ilk komutanı olan John Young, hiç bir uçuşunda Çin Seddi’ni göremediğini, gören birisini de bilmediğini, seddin uzaydan görülebilecek kadar belirgin şekil ve renk farkı oluşturmadığını, ancak 250 kilometre yükseklikten Piramitleri ve Rusya’da Baykonur’daki Uzay Merkezini, hatta karla kaplı düzlüklerde temizlenmiş geniş yolları görebildiğini dile getirmiştir.

Dünyanın yer seviyesinden 165-330 km. yüksekte dönüş sergileyen uzay araçlarından, herhangi bir insan yapısının görülebilmesi için, büyüklükten ziyade, yer aldığı çevreye göre büyük renk farklılığına sahip olması gerekmektedir.

Dünyanın 7 harikasından biri olan Çin Seddi, yıkılmış kısımlarıyla birlikte 8851 km. uzunluğunda olsa da, günümüzde  2500 km civarındalık kısmı ayaktadır. Genellikle duvarlarının yüksekliği 4-6 metre arasında, taban kalınlığı 7 metre ve üst kalınlığı ise 6 metre civarındadır. Kalın olan yerlerin üzerinde atlar ve arabalar gidebilmektedir.  Çin Seddi her ne kadar uzun olsa da uzaydan bakıldığında varlığını işaret edecek bir gölge oluşturacak kadar yüksek değildir. Ayrıca, Seddin duvarları, uzaydan insan gözüyle ayırt edilebilecek şeklinde etrafını çevreleyen alanlardan bir renk farklılığına sahip değildir.

Şimdi bakalım, bu bilgi kirliliğine kapılıp giden köşe yazarlarımız kimler olmuş:

Güneş Gazetesi’nden Rıza Zelyut’un 22 Nisan 2013 tarihli “Biz Çapulcular” başlıklı yazısından:

"Biliyorsunuz uzaydan görülen tek insan yapısı, Çin Seddi'dir. Bu binlerce kilometrelik ve üstünde otomobiller giden duvarı Çinliler niçin yaptılar?"

Hayır öyle bir şey bilmiyoruz.

Özgen Acar’ın Cumhuriyet Gazetesi’nde 16 Nisan 2013 günü yayınlanan “Amida’dan Diyarbakır’a” başlıklı yazısından:

"6 km. ile en uzun sur olan Diyarbakır Kalesi’nde aynı hatalar yapılmazsa, hedefe tam anlamı ile ulaşılırsa Çin Seddi’nden sonra uzaydan çıplak gözle görülebilecek bir tarihsel yapıyı, bu kentimiz ve ülkemiz kazanacak demektir."

Çin Seddini uzaydan gördük de sırada Diyarbakır Kalesi var. Geniş hayal gücü işte böyle bir şey olsa gerek…

Yavuz Donat’ın Sabah Gazetesi’nde 22 Eylül 2004 tarihinde yayınlanan “Çin… Fırsatlar Coğrafyası” başlıklı yazısından:

"Amerikalı astronot "uzaydan çıplak gözle dünyaya bakınca net olarak görülen tek yer var" demişti: - Çin Seddi. Amerikalı'nın bu sözleri "Çin'deki ders kitaplarına" girmişti. Daha sonra Çin, uzaya içinde insan bulunan uydu fırlattı. Çinli astronot "uzaydan ben de baktım ama Çin Seddi'ni göremedim" dedi. "Bu gidişte öğrendik ki" Çinliler, ders kitabından "Çin Seddi uzaydan görünüyor" bölümünü çıkarmışlar. Amerikalı "aynı astronot" bugün yine uzaya gitse, Çin Seddi'ni görür mü bilemiyoruz ama... Çin'deki "değişimi" uzaydan bile fark edeceğine eminiz."

Yavuz Donat’ın iddia ettiği sözü söyleyen bir Amerikalı astronot yok. Bol keseden sallamış.

Sunay Akın’ın Şalom Gazetesi’nde 22 Ekim 2014 tarihinde yayınlanan “Çelengin ortasındaki kız” başlıklı yazısından:

"Uzaydan Çin Seddi’nin göründüğü söyleniyor. Peki, Rumelihisarı görünüyor mudur?"

Söyleniyor da, bir kontrol etmek lâzım köşeye aktarılan bilgileri değil mi?

Sencer Gültuna, Canlıhaber internet sitesinde 28 Haziran 2015 günü yayınlanan “Uyan Türkiye! Doğu Türkistan’da Katliam Var!” başlıklı yazısında Çin Halk Cumhuriyeti’ne atar yaparken bu yanlışa düşmüş:

"Türklerden korkusundan Çin Seddi'ni uzaydan görünecek kadar korkarak inşa eden bu döl kırıntıları, içinde kalmış bu ezikliklerini orada yaşayan insanlara nefret olarak kusmaktadırlar."

Konuya ilişkin son yorum Birgün yazarı Uğur Kutay‘dan gelsin:

"Belki bu erken postmodern maceraperest kendisi abartmıştı, belki de kendisinden önce Çin Seddi’nin büyüsüne kapılan bazı araştırmacıların -örneğin William Stukeley (1754) ve Henry Norman (1859)- benzer söylemlerinden etkilenmişti, bilmiyoruz. Tek bildiğimiz, bu gerçekdışı bilgiye bugün bile inananların olduğu..."

Kaynak: NASA: China’s Wall Less Great in View from Space