G20 Hangzhou Liderler Zirvesi ve Köşe Yazarları

G20 TürkiyeG20 Hangzhou Liderler Zirvesi, Çin Halk Cumhuriyeti’nin Hangzhou kentinde 4-5 Eylül 2016 tarihlerinde gerçekleştirildi. Geçtiğimiz yıl ülkemizde düzenlenen G20 Antalya Liderler Zirvesi sürecinde deneyimlediğimiz ve Malumatfuruş’ta aktardığımız üzere köşe yazarlarımızın yine G20’ye ve Hangzhou Zirvesine dair hata yapmaktan kendilerini alamadıklarını üzülerek müşahede ettik.

Bu yılki Zirvenin hatalılarını aktaralım:

***

Beril Dedeoğlu, Star Gazetesi’nde 2 Eylül 2016 günü yayınlanan “G20 Ulusal Egoizmler Küreselleşmeye Karşı” başlıklı yazısında G20 ülkelerinin kompozisyonuna dair sıkça düşülen bir hatayı tekrarlamış:

"Başlıklar, dünyanın en gelişmiş ülkelerinin küresel ekonominin olası krizlerini bertaraf edecek önlemleri tartışacaklarını ima ediyor."

Daha önce yine Malumatfuruş’ta aktardığımız üzere, G20, küresel düzeyde sistemik öneme sahip gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin ortak forumudur. En gelişmiş ülkelerden biri değiliz ve G20 de gelişmiş ülkelerin forumu değildir. Örneğin, Hollanda ve İsviçre gibi gelişmiş ülkeler G20’de değildir, çünkü G20 en büyük sistemik öneme sahip gelişmiş ve gelişmekte olan 20 ülkeyi bir araya getirmektedir.

***

Abdurrahman Dilipak’ın Yeni Akit Gazetesi’nde 3 Eylül 2016 tarihli “G20 Hangzhou” başlıklı yazısından:

"Ama ilk olarak Erdoğan 4-5 Eylül’de G20 zirvesinde, dünyanın en zengin “liderleri” ile bir araya gelecek.. Zor bir zirve olacağa benziyor. Doların, Euro’nun geleceği de konuşulacak burada. LIBOR, Dünya Bankası, IMF, Ortadoğu dedikleri bölge, bir çok şey konuşulacak."

1. en zengin liderlerinin bir araya geldiği bir toplantı değil.

2. toplantı gündemine bakmadan sallamış. Libor bir toplantı gündemi konusu değil. Herhalde etraftan İngiltere’de yaşanan Libor skandalını duymuş ve sıralamış. Ancak, libor skandalının üzerinden yıllar geçti ve Hanzghou Zirvesi gündeminde bu konu yok.

"Diğer davet edilen konuklara gelince, 2 ülke bu zirvede konuk.İspanya başbakanı Mariano Rajoy ve Singapur başbakanı Lee Hsien Loong."

G20 ülkelerine ilaveten Zirveye Çin tarafından Çad, Mısır, Kazakistan, Laos, Senegal, Singapur, İspanya ve Tayland da davet edildi.

"G20’deki 6 ülke Avrupalı bu arada.."

Sayalım: İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya, AB. Etti 5. Bizi de Avrupalı sayıyor galiba. O zaman eder 6 ülke.

"Bu zirveden sonra Şanghay İşbirliği Konferansı içinde de yeni bir takım hareketler sözkonusu olabilir.."

Şangay İşbirliği Örgütü. Konferansı değil.

"Çin ve Rusya’nın yanında Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan tarafından 1996’da kurulan örgüte daha sonra Özbekistan da 6. ülke olarak katıldı. Son katılımlarla üye ülke sayısı 8’e çıktı."

Üye sayısı hâlâ 6. 8’e falan çıktığı yok. Pakistan ve Hindistan, üyelik için mutabakat zaptını 2016 Haziran ayında imzaladı. Ancak, üyeliklerinin 2017 yılı içerisinde nihayetlenmesi bekleniyor.

***

İslam Memiş’in, Güneş Gazetesi’nde 5 Eylül 2016 tarihinde yayınlanan “G20 Zirvesinin Piyasalara Yansıması” başlıklı yazısından:

"Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, G20 Liderler Zirvesi'ne katılmak için gittiği Çin'in Hangcou Kenti’nde liderlerle özel bir toplantı gerçekleştirdi."

Zirvenin düzenlendiği kentin doğru yazılışı Hangzhou. Hangcou değil. Büyük ihtimal okunuşunu duyup aslını araştırmadan köşesine aktarmış.

"Bunu hatırlatmamın sebebi geçen yıldan bu yıla askeri ücretlerden tutunda işsizlik maaşına, çalışandan tutunda iş verene kadar bir çok yeni reformlar hayata geçirildi, yani konuşulanlar lafta kalmayıp icraata döküldü."

Askeri ücret!!! Asgari ücret olmasın o?

"Bunca terör eylemlerine ve darbe girişimine rağmen o masada toplanan ülkeler arasında ekonomisi en çok büyüyen yine Türkiye."

Boş bir sallama daha. Sadece 2 örnek verecek olursak: Çin ve Hindistan’ın büyüme oranı Türkiye’nin büyüme oranlarından çok daha yüksek.

***

Ömer Ekinci’nin Star Gazetesi’nde 5 Eylül 2016 günü yayınlanan “Gezi parkından G-20 fotoğrafına 3 yılda Türkiye nasıl dönüştü?” başlıklı köşe yazısından:

"G-20’deki meşhur fotoğraf. Cumhurbaşkanımız, Rusya Devlet Başkanı Putin ile Çin'in Devlet Başkanı Şi Cinping’in ortasında. Fotoğrafın da neredeyse merkezinde. İki yorum akımı gelişti bu fotoğraf üzerine. Birincisi İşte bizim gücümüz! Rusya, Çin, biz bir de Amerika… En büyüklerden biriyiz, artık bir dünya deviyiz! akımı. İkincisi de hepimizin malumu olan ne olursa olsun beğenmeyiz, bir kusur buluruz akımı. Yalan yok, hoşumuza gitti o fotoğraf. İşin özeti şu ki, ne birinci akımın zannettiği kadar güçlüyüz, ne de ikinci akımın kusur bulduğu, beğenmediği kadar güçsüzüz. Ama şu kesin ki, Türkiye’nin önünde, hepimizin önünde tarihe geçmek için altın bir fırsat var. Dünyada Türkiye’nin oynamaya azmettiği rolü oynayacak bir yeni güce ihtiyaç var. Zaten son 3 yıldır sürekli karşımıza çıkan ve her seferinde maske değiştiren bu düşman akınlarının sebebi de bu role Türkiye’nin talip olması."

G20 Liderler fotoğrafında bulunduğumuz yerinde sırrı aslında küresel ölçüde sahip olunan güç değil. Belirli teamüller var. Dönem Başkanı ülke tarafından belirlenir aile fotoğrafındaki konum. Teamüller de dikkate alınır. Örneğin, G20 Troykası olarak bilinen 3’lü yapıda yer alan ülkeler fotoğrafın merkezinde yer alır. Bu yıl (soldan sağa) Almanya, Çin ve Türkiye merkezde yer almıştı. Geçen yıl da Avustralya, Türkiye ve Çin aile fotoğraflarının merkezinde yer alıyordu.

Ayrıca, Çin Devlet Başkanının adının okunuşunu aktarmış Ömer Ekinci. Şi Cinping değil Xi Jinping.

***

Çağrı Erhan’ın Türkiye Gazetesi’nde 4 Eylül 2016 tarihinde yayınlanan “G20, Terör ve Suriye” başlıklı yazısından:

"Dünyanın en gelişmiş ekonomilerinin temsil edildiği toplantıda Türkiye’nin tavrı son derece net." 

"Türkiye Fırat Kalkanı operasyonu ile G-20 Zirvesi öncesinde dünyanın en gelişmiş ekonomilerinin liderlerinin önüne Suriye için bir alternatif koydu. 60 küsur ülkeden oluşan koalisyonun yıllardır yapamadığını 2 haftada başaran Türkiye’nin sunduğu bu alternatifin dikkate alınması gerekir..."

Yine aynı yanlış… G20 en gelişmiş ekonomilerden oluşan bir yapı değildir.

"Türkiye aynı zamanda Suriye krizinin bölge ülkelerine sıçramaya başladığı günden itibaren güvenli bölgeler oluşturulmasını ısrarla savunan tek ülke olarak G-20’de bu hususu bir kez daha dile getirmektedir."

Suriye gibi jeopolitik konular G20 Hangzhou Liderler Zirvesi gündeminde yer almamaktaydı. Dolayısıyla, resmi programda bu konu ele alınmadı. G20’de dile getirildiğini iddia etmek de bu nedenle abesle iştigal.

***

Erdal Tanas Karagöl’ün Yenişafak Gazetesi’nde 1 Eylül 2016 tarihinde yayınlanan “G20’nin, 15 Temmuz sonrası Türkiye için anlamı” başlıklı yazısından:

"Dünyadaki en büyük 20 ekonominin bir araya gelmesiyle oluşmuş G20 inisiyatifi, 1999'dan 2008 yılına kadar maliye bakanları ve merkez başkanları düzeyinde toplanırken, 2008 yılı küresel ekonomik kriziyle birlikte, devlet ve hükümet başkanları düzeyinde bir araya geliyor. Bu yıl ise 11. toplantısını 4-5 Eylül'de Çin'in ev sahipliğinde, Hangzhou şehrinde yapacak."

En büyük 20 ekonomi değil.

"G20, dünyanın en büyük ekonomileri arasında yer alan üye ülkelerin temsil edildiği kurumsal olmayan bir inisiyatif."

Yine aynı hata.

"Dünyadaki gelirin yüzde 90'ına, ticaretin yüzde 80'ine ve nüfusun üçte ikisine karşılık gelen bir oluşum. Dolayısıyla, hem ekonomik hem de demografik olarak kapsamı oldukça geniş."

Milli gelirin % 90’ına.

***

Yine Erdal Tanas Karagöl’ün Yenişafak Gazetesi’nde 5 Eylül 2016 tarihinde yayınlanan “G20 Zirvesi’nde öne çıkanlar” başlıklı yazısından:

"Dünyanın en zengin ülkelerinin oluşturduğu G7/8 grubu, ülkelerin yaşadığı problemlerin çözümünde, küresel ekonomik büyüme ve gerçekleşen bu büyümenin kapsayıcılığı noktasında yetersiz kaldı."

Bu yazısında sıra en büyük ekonomiden en zengin ülkelere geçmiş. G7/8, en zengin ülkeleri içermemektedir. Zenginlik kişi başına düşen ya da toplam milli gelire göre değerlendirildiğinde de aslında G7/8’de olması gereken Norveç, Lüksemburg, Çin gibi ülkeler bu grupta yoktur. Çünkü G7/8, sistemik açıdan en gelişmiş ülkeleri içermektedir.

"2015 yılının ilk çeyreğinde G20 ülke ekonomilerinde en yüksek büyümeyi gelişmekte olan bir ülke olan Hindistan gerçekleştirirken, ikinci sırayı yüzde 6,9 büyüme oranı ile Çin aldı. Çin'i sırasıyla Endonezya ve Türkiye takip etti."

2016 olmasın?

***

Prof. Dr. Kemal İnat’ın Türkiye Gazetesi’nde 3 Eylül 2016 tarihinde yayınlanan “G-20 Zirvesi’nde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Ne Diyecekler” başlıklı yazısından:

"Ancak G-20 üyesi olan diğer ülkelerin birçoğuyla yapılan bir ekonomik karşılaştırma, Türkiye’nin maruz kaldığı bütün bu saldırılara rağmen hedeflerinden uzaklaşmadığını göstermektedir. Uluslararası Para Fonu’nun Nisan 2016’da yayınladığı World Economic Outlook Database raporunda 2016 yılı için yapılan tahminlerde, satın alma gücü paritesi açısından Gayri Safi Yurtiçi Hâsıla (GSYH) rakamlarına göre Türkiye dünyanın on beşinci büyük ekonomisi olarak görülmektedir. Bu yıl için 1.665 milyar dolar olarak tahmin edilen GSYH büyüklüğü ile Türkiye 2013 yılında gerçekleşmiş olan 1.448 milyar dolarlık ekonomik büyüklüğünü oldukça genişletmiş olacaktır. Bu yaklaşık olarak yüzde 15’lik bir artışa tekabül etmektedir. Aynı dönemde Rusya’nın GSYH’sının 3.734 milyar dolardan 3.684 milyar dolara, Brezilya’nınkinin ise 3.230’dan 3.101 milyar dolara gerilemesi beklenmektedir. Buna göre 2013-2016 arasında G-20 ülkeleri arasında sadece Çin, Hindistan ve Endonezya’nın GSYH açısından Türkiye’den daha fazla büyümesi öngörülmektedir."

Veritabanından ya yanlış veri ediniyor ya da edindiği veriyi yanlış yorumluyor.

Türkiye, IMF’nin 2016 yılı Nisan ayında yayınladığı Küresel Ekonomik Görünüm Raporu Veritabanına göre satın alma gücü paritesine göre cari ABD doları üzerinden Gayri Safi Yurtiçi Hasıla sıralamasında 2016 yılı tahminlerinde dünyada 17. sırada yer almaktadır.

***

Dr. İsmail Kemal’in Kıbrıs Gazetesi’nde 4 Eylül 2016 tarihinde yayınlanan “Gözler G20 Zirvesinde” başlıklı yazısından:

"Küresel ısınma ile mücadele bir diğer önemli konu. Dünyamız üzerinde yaşayan herkesi ve her şeyi yakından ilgilendiren bu konuda geçen yılın aralık ayında varılan Paris İklim Değişikliği Anlaşması’nın yürürlüğe girmesi çok önemli. Anlaşmanın yürürlüğe girmesi için 55 ülke tarafından onaylanması gerekiyor."

Toplam karbon emisyonlarının % 55’ini temsil eden 55 ülke tarafından onaylandığında yürürlüğe girecek.

"Küresel ısınmayla mücadele konusunda Çin’in kararlılığını yansıtıyor. G20 zirvesi öncesinde dün Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping ve ABD Başkanı Barack Obama’nın küresel ısınma ile mücadele konusunda ortak bir açıklama yapmaları bekleniyordu."

Xi Jinping’in ünvanı “Devlet Başkanı”dır, Cumhurbaşkanı değil.

"G20 zirvesi dünyanın en gelişmiş 20 ekonomisinin liderlerine ikili görüşme yapma olanağı da sunuyor."

Aynı hata. en gelişmiş 20 ekonomi demek değildir G20.

"ABD ve Çin liderlerinin dün yaptığı görüşmeye değindik. Başkan Obama, Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin ile de görüşecek."

Rusya Cumhurbaşkanı değil. Rusya Devlet Başkanı.

***

Kemal Öztürk, Yeni Şafak Gazetesi’nde 6 Eylül 2016 günü yayınlanan “Külah diplomasisi ve son söz” başlıklı yazısında geçtiğimiz günlerde düzenlenen G20 Liderler Zirvesi’nin yerini şaşırmış:

"Pekin'deki sezon sonu gösterisi Pekin'deki G 20 zirvesi tiyatronun sezon sonu gösterisi gibiydi. Obama, Erdoğan ve Putin yakınlaşmasına, eski bir sevgilinin kıskançlığı ile bakıyordu fotoğrafta. Japon Başbakanı Abe'miz Erdoğan'ı oturduğu yerde neye ikna etmeye çalışıyordu da, bizimki nazlanıyordu öğrenemedim. Ancak Erdoğan da iyi düşman çatlattı!"

Kemal Öztürk, zahmet edip Zirvenin gerçekleştiği yeri teyit bile etmeye üşenmiş ve ezberden konuşarak hataya düşmüş. Zirve Pekin’de değil Hangzhou’daydı.

Ahmet Hakan ve Efkan Ala’nın İçişleri Bakanlığı Görevinden Ayrılışı

Ahmet Hakan, Hürriyet Gazetesi’nde 3 Eylül 2016 günü yayınlanan “Oh be dünya varmış Yenikapı ruhu bitti” başlıklı yazısında İçişleri Eski Bakanı Efkan Ala’nın görevden ayrılma sürecine dair hata yapmış:

"EFKAN ALA'YA YAKIŞIR BİR BİLGİLENDİRME OLDU 

- Canlı bombaların ülkeye girişlerini patlamalarından... 

- 74 ilin emniyet müdürünün FETÖ'cü olduğunu akrabalarından... 

- FETÖCÜ'lerin darbe girişimini televizyon ekranlarından... 

Öğrenen İçişleri bakanı Efkan Ala... 

Bakanlık görevinden alındığı bilgisini Başbakan Binali YIldırım'ın kamuoyuna yaptığı açıklamadan öğrendi."

Ahmet Hakan yine mesaj verme ve analoji yapma peşinde koşarken yanlış bilgi sunmuş.

Efkan Ala, habersiz bırakılarak Başbakan Yıldırım’ın basın açıklamasıyla görevden doğrudan alınmadı.

Başbakan Yıldırım, Efkan Ala’nın İçişleri Bakanlığı görevinden ayrılarak yerine Süleyman Soylu’nun getirildiğini açıklamıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başbakanlık makamına cevaben yazdığı resmi yazıda da şu ifade yer alıyordu:

“Bakanlar Kurulunda görev alan İçişleri Bakanı Efkan Ala istifa etmiş ve istifası kabul edilmiştir.”

Ki Cumhurbaşkanı Erdoğan bir basın toplantısında, konunun istişare edildiğini belirtmişti:

“Bir hükümette zaman zaman bu tür değişiklikler olabilir yani burada Sayın Başbakan, mesai arkadaşlarıyla veya kendi istişareyi yapmış olduğu arkadaşlarıyla nitekim sonunda benimle de istişarede bulunmuştur. Ve ortaya sürmüş olduğu tezler haklı. Bu arada İçişleri Bakanımız da Sayın Ala, bu süreç içerisinde kendileri de istifasını vermek suretiyle böyle bir değişim bu süreç içerisinde yapılmıştır. Ne Efkan Ala kardeşimizden herhangi bir sıkıntı söz konusudur ne de bu süreç içerisinde ona yönelik herhangi bir olumsuzluğu söylemeye ne Sayın Başbakanı ne benim herhangi bir haddimize değildir. O kadar da açık söylüyorum.”

Ala istifasını sunmadan önce Milli Eğitim Bakanlığı’nda üst düzey bürokrat olan kardeşi Atıf Ala ile görevden ayrılacağı bilgisini paylaşmış.

Yılmaz Özdil ve Tekrar Yazıları

Yılmaz Özdil, alışageldiği üzere, eski yazılarından birini kolaycılığa kaçarak tekrar okuyucularına sunmuş, herhangi bir notla bu hususu açıklamadan.

Sözcü Gazetesi’nde 2 Eylül 2016 günü yayınlanan “Sözcü” başlıklı yazısı, Hürriyet Gazetesi’nde 22 Eylül 2010 tarihinde yayınlanan “Türk kahvesi” başlıklı yazısının ve ve hatta biraz daha geriye gidecek olursak yine Hürriyet Gazetesi’nde 19 Kasım 2007 tarihinde yayınlanan yazısının ufak değişikliklerle tekrar ısıtılarak sunulmuş halinden başka bir şey değil.

22 Eylül 2010 tarihli yazısı:

Yılmaz Özdil 22 Eylül 2010

2 Eylül 2016 tarihli yazısının tam metni şu şekildeydi:

Yılmaz Özdil 2 Eylül 2016

***

Sözcü

Gazeteci için gazete…
Cezvedir aslında.

*

Hep ateş vardır altında.
Suyu ısınır.

*

Patates’ten gazeteciyse mesela…
Koy cezveye.
Sıcağı görünce gevşer.
Gelemez hiç zora.
Salar kendini.
O sert zannettiğin, dayanıklı zannettiğin karakter kaybolur gider, ezilen büzülen, vıcık vıcık bi şey haline gelir.
Üzülürsün girdiği kılığa.

*

Veya yumurta’ysa gazeteci…
Kaynat cezveyi…
Patatesin zıddına tepki verir.
Şartlara direnir.
Ama maalesef… Kötüleşen şartlara direneyim derken, o narin kabuğuyla koruduğu, içindeki canı öldürür, yüreğini katılaştırır, hatta çoğu zaman çatlar, imha eder kendini.

*

Peki ya kahve’yse gazeteci?

*

İşte o başkadır.
Şartlar değiştiğinde, şartların dayatmasına uymaz, şartları değiştirir.
Mis gibi koku yayar.
Ortama lezzet katar.
Keyif verir.
Cehennem alevinden…
Cennet hazzı çıkarır.

*

Sözcü…
Türk kahvesidir.

*

Bekir Coşkun’un niye tiryakisi olduğunuzu sanıyorsunuz?

*

Emin Çölaşan, Uğur Dündar, Mehmet Türker, Soner Yalçın, Necati Doğru, Saygı Öztürk, Ege Cansen, başyazarımız Rahmi Turan… Sabah güne başlarken, veya, akşam günün yorgunluğunu atarken yudumlamanız ondan… Okurken köpüğünü höpürdetircesine mutlu olup, bittiğinde keyifle ohh çekmeniz ondan.

*

Memleketi hazmetmenizi sağlar.
Zihin açar.

*

Uyanık tutar.

*

Kıymetini bilene kırk yıllık hatırı vardır, bizi biz yapandır, onsuz kız bile isteyemezsin, örf adet gelenektir.

*

Diktatörlüğün monoloğu değil, demokrasinin diyaloğudur, çünkü, sohbetin bahanesidir.

*

Sözcüsüz basın, püreleşmiş patatesler, kalbi taşlaşmış yumurtalar, telvesi donmuş boş fincanlardan ibarettir.

***

İbrahim Kahveci ile Yüzde Hesabı

İbrahim Kahveci, Karar Gazetesi’nde 31 Ağustos 2016 günü yayınlanan “O çarpık binaların altındaki acı gerçekler” başlıklı yazısında kendisinden beklenmeyen bir hesap hatası yapmış:

"A-) İlk veri Merkez Bankasından. MB “Konut Fiyat Endeksi” yayınlıyor. 2010 yılı ortasını (Haziran 2010) 100 kabul ediyor ve konut fiyatlarının gelişimini kamuoyuna açıklıyor. Bu endekse göre Haziran 2016’da Konut Fiyat Endeksi 214’e yükselmiş. Yani Haziran 2010’dan Haziran 2016’ya kadar konut fiyatları ortalama yüzde 214 oranında değer kazanmış."
214-100=114
114/100*100= %114
Konut fiyat endeksi İbrahim Bey’in bahsettiği zaman aralığında % 214 değil, % 114 artış göstermiştir.

Beril Dedeoğlu ve G20 Ülkeleri

Beril Dedeoğlu, Star Gazetesi’nde 2 Eylül 2016 günü yayınlanan “G20 Ulusal Egoizmler Küreselleşmeye Karşı” başlıklı yazısında G20 ülkelerinin kompozisyonuna dair sıkça düşülen bir hatayı tekrarlamış:

"Başlıklar, dünyanın en gelişmiş ülkelerinin küresel ekonominin olası krizlerini bertaraf edecek önlemleri tartışacaklarını ima ediyor."

Daha önce yine Malumatfuruş’ta aktardığımız üzere, G20, küresel düzeyde sistemik öneme sahip gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin ortak forumudur. En gelişmiş ülkelerden biri değiliz ve G20 de gelişmiş ülkelerin forumu değildir. Örneğin, Hollanda ve İsviçre gibi gelişmiş ülkeler G20’de değildir, çünkü G20 en büyük sistemik öneme sahip gelişmiş ve gelişmekte olan 20 ülkeyi bir araya getirmektedir.

G20 Türkiye

Cüneyt Başaran ve Fırat’ın Batısı-Doğusu

Cüneyt Başaran, BloombergHT’de 31 Ağustos 2016 günü yayınlanan “Yaz Biterken” başlıklı köşe yazısında Türkiye’nin PYD kuvvetlerinin Suriye’deki konumuna ilişkin pozisyonuna ilişkin küçük bir hata yapmış:

"Suriye operasyonu. Şu ana kadar Türkiye’nin Özgür Suriye Ordusu’na lojistik destek verdiği Suriye operasyonu başta ABD olmak üzere herkesin desteklediği bir durumda. Türkiye bu konuda “Bölge IŞİD’den temizlenecek ve PYD Fırat’ın batısına geçecek” tezini ve bu konuda kendisine verilen teminatı hatırlatıyor. Bu operasyonu başarılı bir şekilde tamamlayıp en kısa sürede bu tezimizi gerçekleştirerek bölgeyi Suriyeli unsurlara bırakmamız Türkiye için uluslararası konjonktürde büyük bir artı olacaktır."

Tezin doğrusu “PYD Fırat’ın batısından çekilerek doğusuna geçecek” şeklinde.

* Katkısı için Mehmet Ali Bilge‘ye teşekkür ederiz.

Murat Yetkin ve MİT Tırlarının Durdurulduğu Yer

Murat Yetkin, Hürriyet Gazetesi’nde 1 Eylül 2016 tarihinde yayınlanan “Gizli toplantıyı generalin çantasından kaydetmişler” başlıklı yazısında MİT tırlarının durdurulduğu yeri yanlış aktarmış:

"Ayrıca 17-25 Aralık 2013 hadisesinin üzerinden üç ay, Gaziantep’te MİT kamyonlarının 19 Ocak 2014’te durdurulup silah araması yapılması üzerinden iki ay kadar geçmişti."

19 Ocak 2014 günü Suriye’ye giden üç tır Gaziantep’te değil, Hatay’da, savcılık emriyle yapılan bir jandarma-polis operasyonuyla durdurulmuştu.

* Fatih Yarluğ‘a katkısı için teşekkür ederiz.

Gülse Birsel ve Stanford Hapishane Deneyi

Gülse Birsel, Hürriyet Gazetesi’nde 31 Ağustos 2016 tarihinde yayınlanan “Harvard deneyinin çok tuhaf sonuçları” başlıklı köşe yazısının başlığında ve içeriğinde bir dizi hata yapmış:

"1971 yılında Harvard Üniversitesi'nin Psikoloji Bölümü'nde öğrencilerle ilginç bir deney yapıldı."

Mahkûm veya gardiyan olmanın psikolojik etkileriyle ilgili deney Harvard Üniversitesi’nde görevli akademisyenlerce değil, Stanford Üniversitesi’nde görev alan psikologlarca gerçekleştirilmiştir.

"İki gruba ayrılan 24 Harvard öğrencisi, okulun bodrum katında sahte bir hapishaneye yerleştirildiler."

Haliyle, Harvard değil, Stanford öğrencileri deneyin objesi olmuşlardır.

""Harvard Hapishane Deneyi" 2015 yapımı bir filmin de konusu oldu."

Deneyin adı Harvard deneyi değildir. Genel olarak bilinen adı: “Stanford Hapishane Deneyi”dir.

Bahse konu deney 2001 Almanya yapımı Das Experiment ve 2010 Hollywood yapımı The Experiment adlı filmlerin konusunu oluşturmuştur. Bu filmlerin ardından ise 2015 yapımı The Stanford Prison Experiment adlı belgesel tadında film çekilmişti.

Keşke, böyle bir yazı döşenmeden önce biraz araştırma ve doğru bilgi edinme zahmetine girseymiş…

Gerçi yazısında daha başka hatalar da vardı; ancak galiba bir güncelleme ile yazı metnindeki o hatalardan kurtulmuş Gülse Hanım.

Kaynak: Stanford Hapishane Deneyi’nin internet sitesi

* Katkısı için Seyit Yalçın’a teşekkür ederiz

Mine Kırıkkanat ve Falkland Savaşı

Mine Kırıkkanat, Cumhuriyet Gazetesi’nde 28 Ağustos 2016 tarihinde yayınlanan “Poke İmam Fetoş” başlıklı yazısında Arjantin-Birleşik Krallık arasında yaşanan gerilimi yanlış hatırlamış olacak:

"Kadın başbakan Thatcher’in kuş uçmaz, kervan geçmez bir karışlık çorak İngiliz toprağı için girdiği Maldivler savaşını düşünün, ne demek istediğimi anlarsınız..."

Margaret Thatcher döneminde Birleşik Krallık’ın giriştiği savaş Maldivler üzerine değildi, Güney Atlantik’teki Falkland adaları için Arjantin’le Falkland Adaları Savaşı olarak bilinen askeri gerilim yaşanmıştı.

Halime Gürbüz ve “F16’ya Atlamaya Çalışanlar” Efsanesi

15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen hain darbe girişimi, görsel manipülasyonlara yol açmasa olmazdı tabiki…

Bu durumun bir örneği, saldırı düzenleyen F-16 savaş uçaklarının üzerine atlamak için çatıya çıktığı iddia edilen vatandaşlara ilişkin bir görselde görüldü.

Mehmet Atakan Foça’nın bir tweetinde paylaştığı tespitinden faydalanalım:

F-16’nın üzerine atlamaya çalıştığı iddia edilen kişilere ilişkin sosyal medya ve haber sitelerinde paylaşılan görsel aslında Ankara Kızılay Meydanının (yeni ismiyle “15 Temmuz Kızılay Milli İrade Meydanı”nın) 2004 yılında çekilen bir fotoğrafının montajlanmasından başka bir şey değil.

F-16’ya atlama teşebbüsü palavrasına ilişkin foto:

F16'ya Atlamaya Çalışan Adam Montaj

Kızılay Meydanı’nın 2004 yılında çekilen bahse konu fotosu:

F16'ya Atlamaya Çalışan Adam

Takvim Gazetesi hatta daha ileri giderek uydurduğu Resul K. karakteri üzerinden manipülasyona girişmiş:

"Ankara'da yaşayan Resul K., 15 Temmuz gecesi F-16'ların alçak uçuş yaptığını fark edince binanın çatısına çıktı. Hainlerin kullandığı uçağın geçişi sırasında eline aldığı taş ve cıvatayı fırlatarak darbecileri etkisiz hale getirmeye çalıştı. Bununla da yetinmeyen Resul K, çatıda bulunan trabzanlara tırmanıp F-16'nın üzerine atlamaya kalktı. Yakınları tarafından güçlükle ikna edilen kahraman vatandaş o an yaşadıklarını şöyle anlattı: "Sonradan bunu hazmedemedim. Ne olacağını düşünmeden aklımda uçağa atlayıp elimdeki demirle cami kırıp içeri girmek vardı. Başka bir şey düşünemiyordum. 2 saat sonra yapmaya çalıştığımın imkansız olduğunu düşündüm. Ama imkansız diye bir şey yoktur! Başarma ihtimalim de vardı bunu biliyorum." 

Bahse konu girişimde bulunan ya da demeci veren bir Resul elbette gerçekte yok. Uydurulmuş bir karakter.

Bu şehir efsanesini hangi köşe yazarımsı yutmuş diye baktığımızda ise bir tek Türkiye Gazetesi’nden Halime Gürbüz’ü görüyoruz.

Gürbüz, Türkiye Gazetesi’nde 26 Temmuz 2016 tarihinde yayınlanan “Tesadüfler ve Çılgın Türkler” başlıklı köşe yazısında bu zokayı yutmuş:

"Tankı darbecilerden ele geçirip polise teslim eden kepçe operatöründen tutun da, alçaktan uçan F16’nın üzerine atlamak için en yüksek binanın çatısına dizilen delikanlılara kadar bizler birer "Çılgın Türk’üz""

"Evde pijamayla otururken çayını yarım bırakıp koşan kurşuna, F16’lara, tanklara tüfeklere direnip vatanı kurtaran ertesi sabah da hiçbir şey olmamış gibi işe giden, iş dönüşü sabahlara kadar sokaklarda nöbet tutan halkı gördü!"

Ne diyelim… Allah basiretini artırsın…