Ege Cansen ile Geçmişe Yolculuk

Ege Cansen, Hürriyet Gazetesi’nde “Ergenekon Balyozu” başlığıyla 10 Ağustos 2013’te yayınlanan yazısında hesap hatası yapmış:

"Kırk küsur yıl önce Arçelik’te personel müdürüydüm. Yassıada duruşmalarını, haksızlığa şahit olup da bir şey yapamayanların ezikliğiyle izliyordum. Silivri duruşmalarını izlerken de aynı duygular içindeydim. Gördüm ki, böyle hisseden sadece ben değilim. Nitekim Silivri hâkimlerden, biri başkan olmak üzere yedisi, gidişata “ters” düştüklerinden görevlerinden alındı."

Yazının yazıldığı yıl: 2013

2013-40=1973.

Yassıada duruşmaları 1960-61 yıllarında görüldü. Yani, Ege Cansen’in belirttiği yıldan 12 yıl önce.

Ayrıca dikkat çeken bir nokta: 1938 doğumlu Cansen, 1961’de Arçelik’te işe başlar (bkz özgeçmişi).

Üniversitesi şeref derecesiyle de bitirmiş olsa da, Vehbi Koç tarafından yeni mezun 23 yaşındaki Ege Cansen’in 1961 yılında hemen personel müdürü yapılması ihtimali düşük görünüyor.

* Katkısı için ahmetfirat‘a teşekkür ederiz.

Halime Kökçe ve Cemaat Okulları Tweeti

Halime Kökçe, Star Gazetesi’nde 10 Eylül 2016 günü yayınlanan “Bir Sen Eksiktin Ertuğrul” başlıklı yazısında zamanında FETÖ okulları için attığı tweetin tarihini yanlış aktarmış:

"Yazıya attığı başlık şu: “Halime’ye kızmayın alt tarafı sadece çocuğunu verecekmiş.” Gazete yazarı değil de twitter denen gayya kuyusunun baş trolü sanırsınız; seviye yerlerde... Devamında, 2012’de attığım bir tweeti, yumurta kafalı trollerin bile yapmadıkları şekilde çarpıtıp alıntılamış. “Cemaat okullarına güvenim tam” diye bana ait olmayan bir ifadeyi yazısına yerleştirip aklı sıra bana “Ben sadece çocuğumu verdim siz ülkeyi verdiniz” dedirtecek. “Sana saldıranlara karşı kendini böyle savun diyor” yani."

Halime Kökçe bahse konu tweeti 2012’de attığını iddia etmiş; ancak tweetin atıldığı gerçek tarih 19 Kasım 2013.

Halime Kökçe Cemaat OKulları

Taha Akyol ve “Devlet Benim” Vecizesi

Taha Akyol, 19 Aralık 2015 tarihinde Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan “Şato” başlıklı yazısında Fransa Kralı 14. Louis’in “L’État c’est moi”, yani “Devlet Benim” sözünü biraz yanlış aktarmış:

"Tarihte 14. Louis son derece önemlidir. “Kanun demek ben demek” sözüyle ve şatafatıyla ünlü bir “mutlak kral” numunesidir."

“Kanun demek ben demek” değil haliyle bahse konu sözün Türkçe anlamı. Doğrusu “devlet benim” şeklindedir.

* Katkısı için Ekşisözlük’ten ahmetfirat‘a teşekkür ederiz.

Ezgi Başaran ve A`mâl-i Erbaa

Ezgi Başaran, Radikal Gazetesi’nde 6 Ocak 2015 tarihinde yayınlanan “Niran Ünsal seviyesinde, Tuğçe Kazaz’dan hallice” başlıklı yazısında ufak bir hesap hatası yapmış:

"17 üyesinin 10’unun Abdullah Gül, 4’ünün TBMM, 1’inin Turgut Özal ve 4’ünün Ahmet Necdet Sezer tarafından atanmış Yüce Divan’ın (Anayasa Mahkemesi) son bir ay içerisinde nasıl olup da “kumpas odağı”, “paralel tuzak divanı” ilan edildiğini…"

17 üye varsa. 10+4+1+4=19. 2 fazla var.

Zbigniew Brzezinski’den Darbe İtirafı İddiası ve Köşe Yazarları

Zbigniew Brzezinski’nin bir yazısında 15 Temmuz 2016 gecesi gerçekleşen darbe girişimine CIA’nın destek verdiği ve bu davranışın ciddi bir hata olduğunu kabul ettiği iddiası birçok gazete ve birkaç köşe yazarı tarafından tabir-i caizse “yutuldu”.

Halbuki, işin aslı pek öyle değil.

Haberciliğe çok ehemmiyet veren (!!!) basınımızın atladığı bu haberin kaynağı Moskova kaynaklı “New Eastern Outlook” sitesi. Sitede F. William Engdahl imzasıyla yayınlanan “Top USA National Security Officials Admit Turkey Coup” başlıklı haberde ABD Başkanı Obama’nın eski danışmanı Brzezinski’nin ABD’nin darbe girişiminde parmak sahibi olduğunu ve bunun büyük bir hata olduğunu belirttiği iddia edilmekteydi.

Brzezinski ABD Darbe Şüphesi

Ayrıca Brzezinski’nin benzer içeriği twitterda paylaştığına yönelik iddialar photoshop eşliğinde manipüle edilen fotolarla desteklenmekteydi.

Zbigniew Brzezinski twitter darbeHalbuki Brzezinski ne twitter hesabında ne de başka bir kaynakta böyle bir yazı paylaşmadı.

Birçok gazeteci ve yazarın kişisel hesaplarından yaptıkları paylaşımlarla olayın iç yüzü anlaşıldı.

Meseleye uyanan Yıldıray Oğur, twitter hesabında yaptığı paylaşımla “Brzezinski’nin böyle bir makaleyi kaleme alacak kadar aptal olmadığını, bu tarz haberlerle durumun sulandırılmak istendiğini ve ortaya atılan yalan haberlerle ABD’nin var olan rolünün örtbas edilmek istendiğini” söyledi.

Zokayı yutan Brzezinski cahili köşe yazarları ise şu şekilde: İbrahim Karagül, Ergün Diler,  Nedret Ersanel ve Taha Dağlı…

İbrahim Karagül Yenişafak Gazetesi’nde 6 Eylül 2016 günü yayınlanan “CIA-Gülen-Fener bağlantısı ve 15 Temmuz’un gizli ortakları” başlıklı yazısında haber kaynağını araştırmadan asılsız haberi köşesine taşımış:

"ABD istihbaratının, tam da Erdoğan'ın NATO'dan uzaklaşarak Rusya ile yakınlaşacağını ilan ettiği önemli bir stratejik değişimin birkaç gün sonrasında, darbe girişiminde rol aldığına dair ilk itiraf Zbigniev Brzezinski'den geldi. 

Brzezinski yayınladığı bir tweette, The American Interest dergisi için kaleme aldığı makalesinin özetini yazdı: “ABD'nin Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a karşı yapılan darbe girişimine verdiği destek, ABD'nin itibarına büyük zarar verecek ciddi bir hataydı. Türkiye, Suriye'de son beş yılda yaşanan başarısızlığın ardından dış politikasını değiştirmenin arifesindeydi. Olası bir Rusya-Türkiye-İran koalisyonu Suriye krizinin çözümüne ilişkin bir fırsat oluşturabilirdi. (Brzezinski, ABD istihbaratının Türkiye ile ilişkileri yönetmedeki beceriksizliğine olan öfkesini böyle gösteriyordu.)"

Ergün Diler de İbrahim Karagül’den aşağı kalmayarak Takvim Gazetesi’nde 4 Eylül 2016 tarihinde yayınlanan “PYD’li yarbay” başlıklı yazısında kendinden beklenilen performansı sergilemiş:

"Amerika'da akıllı birileri şu an Türkiye'deki KALKIŞMAYI masaya yatırmış durumda. Özellikle Türkiye'yi bilenler 15 Temmuz'la ilgili bilinmeyenleri tartışıyor. Tartışmanın merkezinde Zbigniew Brzezinski var! İşte bize kadar gelen Brzezinski yorumu: "Dünyada Rusya'yı, Kremlin'den daha iyi tanıyan tek kişi olan Brzezinski, 10 Temmuz'da darbenin startını verdi. Türkiye ile Rusya'nın yakınlaşacağını, Moskova'daki casuslarından öğrenen Brzezinski ABD'ye hemen harekete geçmeleri gerektiğini söyledi. Hatta, Erdoğan'ın darbeyle indirilmesinin ABD çıkarları için tek yol olduğunu detaylı bir raporla anlattı. Aynı Brzezinski, darbe girişiminde Gülen'in kullanılmamasını istedi. Çünkü bir olumsuz bir gelişme halinde ABD'nin zor durumda kalacağını, tüm kozlarını kaybedeceğini söyledi. Ancak Derin ABD'deki bir kanat, Gülen'le birlikte bunu organize etti. Çünkü Gülen'i ABD'ye getiren güç, Türkiye'yi kendi arşivlerine almak için Gülen'li bir darbeye karar verdi. Brzezinski de, Türkiye'deki ekibini kaybetmemek adına, şimdi darbede ABD'yi suçluyor. Aslında suçladığı bir nokta haklı. O, Gülensiz bir darbe istiyordu..." Sanırım gerçekten AMERİKA bu kez iki parça... Bu yoruma bakacak olursak öyle....."

Nedret Ersanel de Karagül ve Diler gibi Yenişafak Gazetesi’nde 7 Eylül 2016 tarihli “ABD’yi Suriye anlaşmasına Türkiye dahil etti” başlıklı yazısında aynı hataya düşmüş:

"ABD'nin zayıflığı sadece Başkan'ın 'topallığından' değil. Suriye ve darbede milyonların kanına mal olan umursamazlığından, Brzezinski'ye göre 'darbeyi desteklediği için' elleri de kelepçeli..."

Haber7.com’dan Taha Dağlı da 5 Eylül 2016 tarihli “Obama’nın danışmanı itiraf etti! FETÖ darbesinin arkasında CIA var” başlıklı köşe yazısında uzun uzadıya analiz kasmış yanlış haber üzerine:

"Ve son itiraf Brzezinski’den geldi. 90 yaşında Beyaz Saray’ın en kıdemli istihbaratçılarından biri. Hani Ortadoğu’yu satranç tahtasına benzeten Obama’nın eski danışmanı, işte o. Brzezinski, bir makale yazdı. CIA’in darbe girişimindeki rolünü anlattı. FETÖ’nün desteklendiğini söyledi. Darbenin püskürtülmesiyle her şeyin açığa çıktığını ve ABD’nin 15 Temmuz’u destekleyerek Türkiye politikasında çok büyük hata yaptığını vurguladı. Brzezinski, bu itirafı durduk yere yapmış olamaz. Zira süreci de analiz etmiş."

Türk basınından köşe mütehassısı manzaraları…

Yararlanılan haber kaynağı: Zbigniew Brzezinski CIA’yı suçladı mı? başlıklı Haber10.com sitesi haberi

İsmet Berkan ve Rosetta Taşı

İsmet Berkan, Hürriyet Gazetesi’nde 12 Kasım 2014 tarihinde yayınlanan “Kuyruklu Yıldıza İniyoruz” başlıklı yazısında yine allâme olmadığı bilimsel konularda yanlış yaparken yakalanmış:

"Rosetta, Mısır'da bulunmuş bir yazıtın adı. 'Rosetta taşı' diye de geçiyor. Bu yazıtın özelliği, aynı cümlelerin eski Yunanca ve eski Mısırlıların yazısı olan hiyeroglifle bu taşın yüzlerine yazılmış olması."

Hatalarını yakalayan ahmetfirat‘ın klavyesinden aktaralım:

Rosetta Taşı. taşın adı rosetta değildir. taşın bulunduğu köyün, batılılarca verilmiş adıdır.

. o taş bir yazıt değildir. (yazıtın eski türkçesinin kitabe olduğunu bilse yazıt demezdi.)

. rosetta dediği şeye bir de “rosetta taşı diye de geçer” demesi ayrı komiklik.

. niye batılıların verdiği köy adını kullanıyorsun. o köyün adı reşid. o taşa da biz reşid taşı da diyoruz.

. aynı cümleler sadece hiyeroglif ve “antik” yunanca ile yazılmamıştır. üçüncü bir dil daha vardır o taşta: demotik. (mısır halkının dili.)

. bu taşın yüzlerine (? iki yüzü mü demek istiyor?) yazı yazılmamıştır. sadece tek yüzüne, üç dildeki metin alt alta yazılmıştır. (kazınmıştır dese daha doğru olacak.)

 

Engin Ardıç ve Atatürk Kültür Merkezi’nin Açılışı

Engin Ardıç, Sabah Gazetesi’nde 17 Ekim 2013 günü yayınlanan “Vasatlık” başlıklı köşe yazısında Atatürk Kültür Merkezi’ne dair birtakım hatalar yapmış:

"Çiğnene çiğnene uzamış sakızlar evirilip çevirilip gene suratımıza yapıştırılıyor. Bunlardan biri "Ayasofya'nın yeniden cami yapılması", öteki de "AKM tabir edilen İstanbul Operası'nın yıkılıp yeniden yapılması"..."

Atatürk Kültür Merkezi (AKM) sadece opera binası olarak anılmıyor ki… Opera, bale, tiyatro, konser ve kongre etkinlikleri de gerçekleştiriliyor AKM’de…

"Bir imam bulup konuşturuyorsun, adam kendi meşrebince elbette "cami yapılsın" diyor, hemen dayıyorsun müşterilerine... Böylece "suşi" seven yüksek sosyetenin "bulgurla beslenen kıllı ve kısa bacaklı adamlar ırzımıza geçecekler" korkusu, "bunlar Ayasofya'yı da cami yapacaklar" endişesiyle desteklenip körükleniyor. Hemen arkasından "ay vallahi Çamlıca'ya da cami yapacaklar şekerim" korkusu bastırıyor."

Yazısının üzerinden 3 sene geçti. Çamlıca Camii bitmek üzere. Bazılarının korkusu gerçeğe dönüştü yani.

"Bu sıradan bina bize "Ata'mızdan yadigâr" kalmış falan da değildir üstelik. (12 Mart darbesinden önce "Kültür Sarayı" denirdi, darbeciler ille Atatürk'ü de işin içine kattılar.)"

1970 yılındaki yangının ardından AKM 6 Ekim 1978 tarihinde tekrar açıldı. Bu tekrar açılışta İstanbul Kültür Sarayı olan ismi AKM’ye çevrildi. Yani, Engin Ardıç’ın sandığının aksine, 12 Mart darbecilerinin AKM’nin isim değişikliği ile bir ilgisi yok.

* Ekşisözlük’ten ahmetfirat‘a katkısı için teşekkür ederiz.

Fikri Atılbaz ve Torinolu Şaban

Fikri Atılbaz, Ortadoğu Gazetesi’nde 7 Eylül 2016 tarihinde yayınlanan “Tehdide Sessiz Kalamazsınız” başlıklı yazısında Hakan Şükür’e atfedilen “Torinolu Şaban” hakaretini “Toledolu Şaban” şeklinde yanlış aktarmış:

"O zaman çözüm aşkına bu söz karşısında sessiz kalınındı. Bugün belediye ekipmanları kullanılarak hendekler açılıyor, dağdaki çakallara yardım ediliyor. Nerden nereye… Bunları yaşayanlar şimdi bu tehditler karşısında sessiz, tavırsız kalamaz. Türkiye'nin Toledolu Şaban'lara değil, sözünün değerli olan insanlara, yöneticilere ihtiyacı vardır."

Hakan Şükür, İtalya’nın Torino şehrinin futbol takımına transferi nedeniyle bahse konu şekilde anılıyordu. İspanya’nın Toledo kentiyle bir alakası yok.

Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün Uzunluğu/Genişliği ve Köşe Yazarları

Boğaz’ın 3. gerdanlığı Yavuz Sultan Selim Köprüsü açıldıktan sonra yine bir yanlış bilgi aldı başını yürüdü: “Yavuz Sultan Selim Köprüsü dünyanın en uzun / geniş köprüsüdür”.

Yavuz Sultan Selim ne dünyanın en uzun ne de en geniş köprüsü.

Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün genişliği 59 metre, uzunluğu ise 1875 metre. ABD’deki San Fransisco-Oakland Bay Köprüsü’nün genişliği ise 79 metre. Japonya’daki Akashi Kaikyō Köprüsü’nün uzunluğu ise 3911 metre. Yavuz Sultan Selim Köprüsü bu durumda ancak, “üzerinden raylı sistem geçen en geniş asma köprü” ünvanına sahip olabilir.

Yavuz Sultan Selim Köprüsü

Bu hataya düşen köşe yazarlarını araştırdığımızda karşımıza Necmettin Batırel ve Ayşe Şener çıkıyor.

Necmettin Batırel’in Türkiye Gazetesi’nde yayınlanan 27 Ağustos 2016 tarihli “Bu Gurur Bize Ait” başlıklı yazısından:

"3. Boğaz Köprüsü ve Kuzey Marmara Otoyolu Projesi'nde inşa edilen 116 kilometrelik otoyolun 13.5 kilometrelik kısmı viyadükler üzerinden geçiyor. 8 şerit kara yolu 2 şerit demir yolu olarak toplam 10 şeritli köprü inşaatında binlerce işçi, mühendis gece gündüz 24 saat çalıştı. 59 metre ile dünyanın en geniş köprüsü.. 322 metrelik kuleleri ve 2164 metre uzunluğu ile dünyanın en büyük köprüsü. Marmaray ve İstanbul Metrosu ile entegre edilecek raylı sistemle Atatürk Havalimanı, Sabiha Gökçen Havalimanı ve yeni yapılacak 3. Havalimanı da birbirine bağlanacak."

Milat Gazetesi’nden Ayşe Şener’in “En uzun, en geniş, en yüksek köprü” başlıklı 3 Ağustos 2016 tarihli yazısından:

"Dünyanın en geniş, en uzun, en yüksek kulesine sahip asma köprüsü. Demek ki dünyada bir araya gelmesi mümkün olmadığına inanılan ayrılıklara, daha geniş bir çerçeveden bakılırsa, üzerinde uzun uzun düşünülür ve ayrışmanın nedenlerine derinlemesine inilir ve o noktalardan birleştirici kementler atılır, köprüler kurulursa... Şöyle dünyanın imreneceği bir vuslat gerçekleştirilebilecek."

İlave bilgi için bkz: 3. köprü resmi internet sitesi

Kemal Öztürk ve G20 Liderler Zirvesinin Düzenlendiği Şehir

Kemal Öztürk, Yeni Şafak Gazetesi’nde 6 Eylül 2016 günü yayınlanan “Külah diplomasisi ve son söz” başlıklı yazısında geçtiğimiz günlerde düzenlenen G20 Liderler Zirvesi’nin yerini şaşırmış:

"Pekin'deki sezon sonu gösterisi Pekin'deki G 20 zirvesi tiyatronun sezon sonu gösterisi gibiydi. Obama, Erdoğan ve Putin yakınlaşmasına, eski bir sevgilinin kıskançlığı ile bakıyordu fotoğrafta. Japon Başbakanı Abe'miz Erdoğan'ı oturduğu yerde neye ikna etmeye çalışıyordu da, bizimki nazlanıyordu öğrenemedim. Ancak Erdoğan da iyi düşman çatlattı!"

Kemal Öztürk, zahmet edip Zirvenin gerçekleştiği yeri teyit bile etmeye üşenmiş ve ezberden konuşarak hataya düşmüş. Zirve Pekin’de değil Hangzhou’daydı.