Salih Tuna ve Pir Sultan Abdal – Hallac-ı Mansur Kafa Karışıklığı

Salih Tuna, Yenişafak Gazetesi’nde 15 Ekim 2013 günü yayınlanan “Dershanelerden BDP”nin içindeki Yalçın Küçük”e kadar her şey” başlıklı yazısında Pir Sultan Abdal’a ait bir sözü Hallac-ı Mansur’a ithaf etmiş:

Hallacı Mansur tevekkeli dememiş: "Bizi düşmanın attığı taş değil dostun attığı gül yaralar."

Öncelikle yazım yanlışını düzeltelim: Hallacı Mansur değil, Hallac-ı Mansur.

Esas mesele: Bahse konu deyiş Hallac-ı Mansur’a değil, Pir Sultan Abdal’a aittir.

* Katkısı için ahmetfirat‘a teşekkür ederiz.

Soner Yalçın ve Tarım ve Gıda Ürünleri Dış Ticareti

Soner Yalçın, Sözcü Gazetesi’nde 14 Eylül 2016 tarihinde yayınlanan “Günaydın” başlıklı yazısında tarım ve gıda ürünleri dış ticaret figürleriyle ilgili yanılgıya düşmüş:

"Türkiye; Rusya, Almanya, Fransa, Ukrayna'dan buğday, İngiltere ve Hırvatistan'dan arpa, Gürcistan'dan saman, ABD, Yunanistan, Türkmenistan ve Hindistan'dan pamuk, Arjantin'den soya, ABD, Arjantin ve Brezilya'dan mısır, ABD Vietnam, İtalya ve Tayland'dan çeltik ve pirinç, Etiyopya, Bangladeş, Mısır ve Çin'den kuru fasulye, Kanada'dan nohut ve yeşil mercimek, ABD, Ukrayna ve Kanada'dan bezelye, Bulgaristan'dan kurbanlık koyun, Şili, Uruguay ve Fransa'dan büyükbaş hayvan, Bosna Hersek'ten lop et ithal eden bir ülke haline getirildi! Yani… Türkiye, ortalama 1 milyar dolarlık ihracat, 8 milyar dolarlık ithalat yapmaktadır!"

Tarım sektörüne ilişkin dış ticaret rakamları yanlış sunulmuş. Türkiye, dünyanın en büyük 7. tarım üreticisidir. 1 milyar dolarlık ihracat iddiası komediden başka bir şey değildir. Türkiye 2015 yılında 190 ülkeye 1781 tür tarım ürünü ihraç ederek 16,8 milyar ABD doları ihracat geliri elde etmiştir. 2015 yılı tarım ve gıda ürünleri ithalatı ise 11,2 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Yani, tarım ve gıda ürünlerinde dış ticaret fazlası verilmiştir. 2014 yılı tarımsal ürün ihracatı 18.7 milyar dolar olurken, tarımsal ürün ithalatı ise 18.5 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmiştir.

Kaynaklar:

Emin Çölaşan ve Namaz Kılan Türk Askeri

Emin Çölaşan 14 Eylül 2016 tarihinde Sözcü Gazetesi’nde yayınlanan “Bayram Gündemi” başlıklı yazısında Türk askerinin namaz kılması hususunda biraz saçmalamış:

"Bu iktidar dönemine kadar Türk askerinin toplu namaz kılma olayına karıştırıldığına hiç tanık olmamıştık."

Kendisine söylenecek çok söz, tarihten verilecek çok örnek var (Toplu namaz kılma olayına karıştırma lâfzı da nedir ayrıca?). Ancak aşağıdaki resim kâfi olur meramı aktarmaya:

Çanakkale Toplu Namaz

Fatih Altaylı ve Fenerbahçe’nin Alex Transferi Kapağı

Fatih Altaylı’nın 14 Ocak 2004 günü Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan “Türkiye Irak’ta oynamadan kazanıyor” başlıklı yazısında Fenerbahçe’nin Alex transferine ilişkin iddialı sözleri, şüphesiz (eğer varsa öyle bir şey) köşe yazarlığı tarihinin en büyük hatalarından ve kapaklarından biri oldu.

Fatih Altaylı Kandırmayın FenerbahçelileriKandırmayın Fenerbahçelileri

"GAZETELERDE Fenerbahçe'nin tranfser haberlerini okudukça gülüyorum. Bir camianın taraftarları ile bu kadar mı dalga geçilir. Haftalardır bir Alex yaygarası. Geliyor, gelecek, eli kulağında. Taraftar da heyecanlanıyor, umutlanıyor. Sevgili Fenerbahçe taraftarları bu haberlere sakın kanmayın. Alex malex gelmiyor. Gelmez. Gelemez. Alex dedikleri şu sıralarda Brezilya'nın en popüler adamlarından biri. Geçen yıl Real Madrid'in transfer listesinin en başındaydı. Canının çektiği futbolcuyu tereyağından kıl çeker gibi alan, Barcelona'nın elinden Beckham'ı kapan Real Madrid bu Alex'i alamadı. Şu anda da hem Real, hem de başka pek çok ‘‘bol paralı’’ takım Alex'in peşinde. Ancak onlar da alamıyorlar. Bu yüzden Alex'in Fenerbahçe'ye gelme olasılığı yok. Keşke gelse de seyretsek ama yok böyle bir olasılık. Fenerbahçe taraftarına satış yapmak isteyen basının palavrası. Yönetim de herhalde bu gazdan memnun ki, sesini çıkarmıyor."

Altaylı’nın gelmez dediği Alexsandro de Souza, kısa adıyla Alex Fenerbahçe’ye geldi, 2004-2012 yılları arasında takımda 245 maç oynadı, kaptanlık yaptı, 136 gol attı.

 

Atatürk’ün Tekke ve Zaviyelerin Kapatılmasına Dair Vecizesi ve Köşe Yazarları

17 Aralık 1927 yılında Mustafa Kemal Atatürk tarafından söylendiği iddia edilen bir vecize giderek artan sıklıkla sosyal medyada paylaşılagelmekte:

Atatürk 17 Aralık 1927 söz
“Efendiler, biz tekke ve zaviyeleri din düşmanı olduğumuz için değil; bilakis bu tip yapılar, din ve devlet düşmanı olduğu, Selçuklu ve Osmanlı’yı bu yüzden batırdığı için yasakladık. Çok değil, yüz yıla kalmadan eğer bu sözlerime dikkat etmezseniz göreceksiniz ki; bazı kişiler, bazı cemaatlerle bir araya gelerek bizlerin din düşmanı olduğunu öne sürecek, sizlerin oyunu alarak başa geçecek ama sıra devleti bölüşmeye geldiğinde birbirine düşeceklerdir”

Her ne kadar günümüze dair yerinde bir öngörü içerse de bahse konu vecizenin Mustafa Kemal’e ait olamayacağına dair kuvvetli şüpheler mevcut.

Mete Tunç‘un ve Ayşe Hür‘ün yorumlarından faydalanarak nedenleri paylaşalım:

  • Her şehir efsanesinde olduğu gibi bu vecizenin kaynağına dair herhangi bir bilgi mevcut değildir. Sadece söylendiği/yazıldığı iddia edilen bir tarih ve yer bilgisi mevcuttur. Atatürk’ün hatıratında, konuşmalarında, böyle bir konuşmaya rastlanılamamaktadır (Metnin başındaki ‘Efendiler!’ hitabı konuşmanın resmi bir ortamda yapılmış olduğunu ima ediyor. Bu tür resmi metinlerin/konuşmaların yer aldığı iki önemli kaynak olan Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri veya Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri’nde bu tarihte yapılmış bir konuşma veya yazılmış bir metin bulunmamaktadır). Bahse konu sözün Salih Bozok’un anılarında geçtiği iddia edilse de sözün varlığına rastlanılmamıştır.
  • Metnin/konuşmanın dili ve üslubu Atatürk’e ait değildir.
  • Metinde Atatürk gibi İslam tarihine hakim biri tarafından yapılmayacak kadar bariz bilgi hataları bulunmaktadır. (Örneğin; Atatürk, Selçuklu ve Osmanlı devletlerinin tekke ve zaviyeler tarafından yıkılmadığını bilir. Bilhassa Selçuklu Devleti üzerinden konuşacak olursak, Selçuklu’nun çöküşünde tekke ve zaviyeler etkin rol oynamamıştır. Selçuklular taht kavgaları ve Moğollar yüzünden çökmüştür. O devirde tarikatlar cenin halindeydi, fazla tekke yoktu. Osmanlı’nın çöküşü ise tekkelerden ziyade medrese ile irtibatlandırılabilir. Bunları Atatürk’ün bilmemesi mümkün değildir. )
  • Tarikatların ve onların kurumları olan tekke ve zaviyelerin dini temelleri ve dejenere oluşları sorgulanabilir, lakin ‘din ve devlet düşmanı’ nitelemesi abestir. Atatürk’ün böyle bir ibare kullanması mantıksızdır.
  • Sanal alemde paylaşılan bazı metinlerde ve ilgili resimlerde imza kısmında Mustafa Kemal Atatürk yazılı. Mustafa Kemal’e Atatürk soyadı 1934 yılında; yani, vecizenin söylendiği iddia edilen 1927 yılından 7 yıl sonra verildi.
  • Atatürk’ün 1924 yılında Halifeliğin İlgası Kanunu arifesinde yaptığı açıklamalarda, 1925 yılının sonunda çıkaracak olan tekke ve zaviyelerin kapatılması ve şapka kanunu için kamuoyu oluşturmak amacıyla çıktığı Kastamonu seyahati sırasında ve 15-20 Ekim 1927’de okuduğu Büyük Nutuk’ta İslamiyetle, tekke ve zaviyelerle, din adamlarıyla ilgili ifadeler var. Ama bunlar da geleceğe dair tahminler yapmak şeklinde değil geçmişi ve o günü değerlendirmek şeklinde. Muhtemelen bu uydurma metni oluşturanlar bu konuşmalardan yararlanmışlar, ama son derece sığ, hatalı, kaba-saba bir paragraf çıkarabilmişler. Maksat da, Atatürk’ün adını kullanarak güncel siyasi tartışmalara mühimmat sağlamak olmalı.

Hangi köşe yazarları bu sözü, kaynağını ve gerçekliğini sorgulamadan köşesine aktarmış diye incelediğimizde Sözcü Gazetesi’nden Mehmet Türker ve Yeniçağ Gazetesi’nden Savaş Süzal karşımıza çıkmaktadır.

Mehmet Türker, Sözcü Gazetesi’nde 14 Eylül 2016 günü yayınlanan “Atatürk’ün müthiş öngörüsü” başlıklı yazısında bahse konu vecizeye -ileten arkadaşına teşekkür ederek herhangi bir kaynak teyidi yapmaksızın- köşesine yer vermiş:

"Türk Basınının efsane isimlerinden Kemal Kınacı abimiz, telefon mesajında bayram tebrikiyle birlikte Mustafa Kemal Atatürk'ün 17 Aralık 1927 tarihinde, Ankara'da verdiği bir beyanatını göndermiş… Kemal abimizin “Atamıza rahmet olsun” diyerek gönderdiği Atatürk'ün beyanatı şöyle: “Biz tekke ve zaviyeleri din düşmanı olduğumuz için değil, bilakis bu tip yapılar din ve devlet düşmanı oldukları, Selçuklu ve Osmanlı'yı batırdığı için yasakladık. Çok değil yüzyıla kalmadan eğer bu sözlerime dikkat etmezseniz göreceksiniz ki, bazı kişiler bazı cemaatlerle bir araya gelerek bizlerin din düşmanı olduğunu öne sürecek, sizlerin oyunu alarak başa geçecek, ama sıra devleti bölüşmeye geldiğinde birbirlerine düşeceklerdir. Ayrıca unutmayalım ki o gün geldiğinde her bir taraf diğerini dinsizlikle suçlamaktan geri kalmayacaktır” * * * Mustafa Kemal Atatürk'ün tam 89 yıl önceki öngörüsü bugün işte ortada…"

Benzer şekilde Savaş Süzal da Yeniçağ Gazetesi’nde 29 Temmuz 2016 tarihinde yayınlanan “Sorumlu kim?” başlıklı yazısında gerçekliği şüpheli vecizeye köşesinde yer vermiş:

"İşte bu nedenle, bugün adı ne olursa olsun, ortaya çıkan durumun sorumlusu tek taraflı değil. Onları iktidara taşıyan ve onlarla rant paylaşma kavgasına tutuşan taraf da, en az onlar kadar suçlu. Şimdi anlıyor musunuz Mustafa Kemal'in, "Efendiler biz tekke ve zaviyeleri din düşmanı olduğumuz için değil, bilakis bu tip yapılar din ve devlet düşmanı oldukları, Selçuklu ve Osmanlı'yı bu yüzden batırdığı için yasakladık" sözlerinin anlamını. Osmanlı'ya sığınanlar, anladınız mı şimdi neden Türkiye'nin laik bir sisteme sahip olması gerektiğini. Ben ülkemin, herhangi bir süper gücün çıkarları uğruna onların dümen suyuna takılıp gitmesine ve kişisel çıkarların, ülke çıkarlarının önüne geçirilmesine, hep karşı çıktım ve hâlâ da karşıyım."

Ahmet Kekeç ve Ermeni Mezarlığı

Ahmet Kekeç, Star Gazetesi’nde 22 Ekim 2015 günü yayınlanan “İki soytarı” başlıklı yazısında İstanbul’daki Hilton arazisi ve Ermeni mezarlığı hakkında yanlış bir bilgi aktarmış:

"Birincisi, Hilton arazisi diye “başıboş” bir arazi yoktu. Ermeni mezarlığı diye bir şey vardı. Dönemin muktedirleri, Ermeni mezarlığını yıktırmış, yerine (dönemine göre) şık bir otel kondurmuşlardı. Otel sonranın işidir gerçi... Ermeni mezarlığından elde edilen alan, Taksim bulvarına dahil edilecekti. Hani, Fransız şehir planlamacısının tasarladığı ama Topçu Kışlası arazisiyle sınırlı kalan bulvar... İş planlandığı gibi yürüseydi,Hilton Oteli ve Divan Pastanesi’nin bulunduğu alan Taksim bulvarı sınırları içinde kalacaktı. Dönemin muktedirleri, çalışmayı yarım bıraktılar, Fransız planlamacıyı da ülkesine yolladılar, niyeyse... Kabak da “Topçu Kışlası”nın başına patladı... Sonra da, epey sene sonra, işlevsiz kalmış o atıl boşluğa bir otel kondurdular. Böylesine netameli ve muhataralı bir geçmişe sahip, türlü haksızlıklara sahne olmuş bir alan... Bu alanda rezidans ve AVM fikri, yüksek kazanç getirebilirdi ama iyi bir fikir değildi. Şık da değildi."

Ahmet Kekeç Hilton Bosphorus arazisinin eski Ermeni mezarlığına ait olduğunu iddia etmiş. Ancak, durum tam olarak iddia ettiği gibi değil.

Kekeç’in bahsettiği Ermeni mezarlığının adı “Surp Agop Mezarlığı”dır. Söz konusu mezarlığın geçmişte yer aldığı alanda bugün TRT İstanbul Radyo Binası, Hyatt Regency ve Divan otelleriyle Hilton Oteli’nin giriş bölümü bulunmaktadır. Hilton Oteli’nin tamamı Surp Agop Mezarlığı’nın üzerine inşa edilmemiştir; sadece giriş kısmı mezarlığın üzerinden geçmektedir. Haliyle, otelin inşası ile mezarlığın ortadan kaldırılışı arasında Kekeç’in imza ettiği bağlantı ortadan kalkmaktadır.

Konuya ilişkin Agos Gazetesi’nde yayınlanan “Gezi Parkı’nın yanı başındaki Ermeni mezarlığı” başlıklı haber metni incelenebilir.

* Katkısı için Ekşisözlük’ten chevolution‘a teşekkürler.

Yalçın Doğan ve Wagner’in Hitler Hayranlığı

Yalçın Doğan, Hürriyet Gazetesi’nde 6 Aralık 2014 günü yayınlanan “Yavuz Bingöl Çok ‘İnsani'” başlıklı yazısında Martin Heidegger’e değinirken ünlü kompozitör Richard Wagner hakkında anakronizme düşmüş:

"Felsefenin ünlü isimlerinden Heidegger, Hitler'in yakın çevresinde, ünlü kompozitör Wagner gibi Hitler hayranı"

Richard Wagner 1883 yılında hayatını kaybetmiştir. Haliyle, 1889 yılında hayata gözlerini açan Hitler’in bir hayranı olması olasılığı sıfırdır. Tam aksine, Hitler fanatik bir Wagner hayranıdır.

* Katkısı için ahmetfirat‘a teşekkürler

Berna Laçin ve Can Dündar-Can Yücel Ayrımı

İyi bayramlar!

Bir bayram daha geçmesin ki bir köşe yazarı Can Dündar’ın bayram konulu metninin Can Yücel’e ait bir şiir olduğunu sanmasın.

 

Can dundar can yucelCan Dündar bu konuya Milliyet Gazetesi’nde 10 Ocak 2006 günü yayınlanan “Her gün bayram” başlıklı yazısında değinmişti.

Malumatfuruş da köşe yazarlarının bu yanlışlarını daha önce aktarmıştı (Bkz ilgili ihtisaplar: “Can Yücel-Dündar Ayrımına Varamayan Köşe Yazarları“, “Nazlı Ilıcak ve Can Yücel-Can Dündar Ayrımı“).

Bu bayramda ise Berna Laçin, Vatan Gazetesi’nde 11 Eylül 2016 günü yayınlanan “Bayram gelir hoş gelir” başlıklı yazısında bu hataya düşenlerden olmuş:

Evde yalnızlığı noktalayan insan nefesi, akşam kapıda

karşılayan yavuklu busesi, sevdalı bir elin tende gezmesi,

nice adağın ardından çınlayan çocuk sesi bayramdır.

Alnı açık yaşlanmak bayramdır; ulu bir çınar gibi ayakta ölebilmek bayram..

Bunların kadrini bilirseniz, kıymet bilmeyi öğrenirseniz her gününüz bayram olur.

Meraklanmayın, öyledir diye size deli demezler.

Deseler de böyle delilik, bayram artığı günlerdeki nankör akıllılıktan evladır.

Her gününüz bayram olsun..!

Can Yücel

Tekrar dile getirelim: Bahse konu satırlar Can Yücel’e değil, Can Dündar’a aittir.

Can Dundar her gun bayram yazisi

Mehmet Y. Yılmaz ve Diyanette FETÖ Temizliği

Mehmet Y. Yılmaz, Hürriyet Gazetesi’nde 10 Eylül 2016 günü yayınlanan “Sıra Diyanet’e Gelince Hassasiyet Zirvede” başlıklı yazısında darbe girişimi sonrasında kamuda yaşanan operasyonları yakından takip etmediğini aşikar etmiş:

"Bütün bu toz duman arasında dimdik ayakta kalan, herhangi bir Fetullahçı temizliğine sahne olmayan kurum hangisiydi bilin bakalım: Diyanet İşleri Başkanlığı. 

Çetenin ilk kez örgütlendiği bir teşkilatta kimsenin burnunun bugüne kadar kanamamış olmas ilginç değl mi?"

Mehmet Y. Yılmaz, Diyanet’te kimse görevden alınmadı imasında bulunmuş ama lafı uzatmadan kendisini yazılarını yazdığı gazetenin bir haberiyle ihtisap edelim:

"Diyanet İşleri Başkanlığı: 3672 personeli görevden uzaklaştırdı"

DİYANET İşleri Başkanlığı ? tarafından yapılan açıklamada FETÖ/PDY ile ilişkili 3 bin 672 personelin görevlerinden uzaklaştırıldığı belirtildi.

* Katkısı için Sn. Gülin Çavuş’a teşekkür ederiz.

Mehmet Barlas ve Sait Hopsait

Mehmet Barlas, Sabah Gazetesi’nde 28 Eylül 2015 tarihli “Nasrettin Hoca’dan Sait Hopsait’e uzanan siyaset modeli” başlıklı yazısında Aziz Nesin’in Sait Hopsait karakteri hakkında büyük bir yanlışa düşmüş:

Sait Hopsait modeli 
Artık bizim demokratik siyaset modelimizi öğrenmiş olmamız gerekiyor... Bu modelin rol modeli Aziz Nesin'in "Sait Hopsait"idir... Diyelim ki sizin istemediğiniz bir parti iktidar ve sizin çevrenizden çok farklı bir çevreden gelen bir siyasetçi de başbakan oldu... Ona yüklenmeye başlarsınız.
Ağzından çıkan her cümleyi yerden yere vurur, icraatını ya görmezden gelir ya da karalarsınız.

Sait Hopsait Aziz NesinTam adıyla “Gol Kralı Sait Hopsait” Aziz Nesin’in, Sait Hopsait’in sevdiği kızın beğenisini kazanmak için futbolcu olma serüvenini içeren kitabıdır. Bahse konu kitap, Kemal Sunal’ın Sait Hopsait canlandırmasıyla beyaz perdeye aktarılmıştır. Hatırlayanlar bilecektir ki, ne kitapta ne de filmde siyasetle ilgili Mehmet Barlas’ın bahsettiği içerik yoktur.

Barlas büyük ihtimalle yine Aziz Nesin’in “Zübük” adlı kitabının Zübükzâde İbraam karakteriyle Sait Hopsait’i birbirine karıştırmış ve Hopsait soyadının “ofsayt” teriminden geldiğini dahi fark edememiş.

Halbuki Mehmet Barlas, Sait Hopsait karakterini konu edindiği 2008 yılında Sabah Gazetesi’nde yayınlanan “Sait Hopsait kuralları siyasette de geçerli…” başlıklı yazısında ve Yenişafak Gazetesi’nde 21 Şubat 2001 tarihinde yayınlanan “Sen onlardan yana mısın” başlıklı yazısında mevzuyu doğru aktarmış.

* Katkısı için ahmetfirat‘a teşekkürler…