Can Ataklı YSK’nın Siyasi Partiler Haricindeki Kuruluşlara Referandum Propagandası İzni Vermediğini İddia Ederek Hataya Düşmüş

Can Ataklı, Sözcü Gazetesinde 15 Mart 2017 günü yayınlanan “Hollanda krizi neleri unutturdu” başlıklı yazısında YSK’nın siyasi partiler dışında kalan kuruluşlara referandum propagandası izni vermediğini iddia etmiş:

""YSK ise "Referandum propagandasını siyasi partiler yapabilir, diğer kuruluşlar yapamaz" kararı verdi."

16 Nisan 2017 günü gerçekleşecek olan Anayasa Değişikliği Halkoylaması sürecinde propaganda serbestliği ve süresi ile uyulması gereken usul ve esasları Yüksek Seçim Kurulu (YSK) 109 sayılı kararı ile kamuoyuna duyurmuştur.

YSK, siyasi partiler dışında kimlerin referandum propagandası yapabileceğine dair kararı ilgili mülki idareye bırakmıştır.

Siyasi partiler dışında kalan sivil toplum örgütleri, dernekler, vakıflar, diğer örgütler ve şahıslar gibi kesimlerin referandum propagandası yapamayacağı iddiası doğru değildir.

Doğan Uluç, Eminem’in Şöhretine 2 Yıl Süre Biçmişti

Doğan Uluç, Hürriyet Gazetesindeki 1 Aralık 2002 günkü “Eminem’in 90 bin dolar etmeyen evi 11 milyon dolara satıldı” başlıklı yazısında Eminem’in şöhretinin 2 yıl daha sürmeyeceğini iddia etmişti:

"Şöhretin zirvesindeki Spice Girls için ‘‘Bir yıl sonra balonları söner’’ kehanetim doğru çıktı. Eminem'e de iki yıl biçiyorum."

Yıl oldu 2017. Eminem hâlâ popüler, hâlâ şöhretli.

Yazıyı, tespiti yapan Nazif Sezer‘in sözleriyle kapatalım:

“Demek ki neymiş? Köşe verdiler diye anlayıp anlamadığın her konuda atıp tutmayacakmışsın.”

Cengiz Semercioğlu ve Ömür Gedik ile Feat. / Featuring Anlamı Üzerine

Yabancı şarkıların isimlerinde sıklıkla görülür “feat.”, “ft.” ya da “featuring” ifadesi.

“Feat” ya da “ft”, “featuring”in kısaltmasıdır. Şarkılara eşlik eden kişilerin şarkı isimlerinde yer alması için kullanılır genellikle. Şarkı isminde adının önünde bu ifade bulunan kişi, şarkıya eşlik ediyor demektir yani.

Cengiz Semercioğlu ve Ömür Gedik, bu durumu bilmedikleri gibi hiç merak edip “feat ne demek” diye araştırma zahmetine de girmemişler gibi.

Hatalarını aktaralım:

Ömür Gedik, Hürriyet Gazetesinde 8 Eylül 2009 güün yayınlanan “Aşk Geliyorum Demez” başlıklı yazısında “feat” kısaltmasını şarkıcının soyadı sanmış.

"Justin Timberlake ve Ciara Feat’in düet yaptığı ‘Love Sex Magic’ klibi yasaklandı."

Şarkının orjinal adı “Ciara – Love Sex Magic ft. Justin Timberlake” şeklindedir. Yani, şarkı aslında Ciara’ya aittir. Justin Timberlake de şarkıya eşlik etmektedir.

Cengiz Semercioğlu ise Hürriyet Gazetesinde 5 Eylül 2009 günü yayınlanan “Yabancı şarkıyı da yasaklayın” başlıklı yazısında aynı hataya düşmüş:

"Justin Timberlake ve Ciara Feat’in düet yaptığı “Love Sex Magic” klibini yasakladı Radyo Televizyon Üst Kurulu..."

* Ekşisözlük’ten rossgaller‘e teşekkürler…

“Nush ile uslanmayana etmeli tekdir, Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir”i Atasözü Sanan Köşe Yazarları

1825-1880 arasında yaşamış olan Ziya Paşa’nın 1870 yılında kaleme aldığı ünlü Terkîb-i Bend adlı eserinden bir beyt:

Nush ile yola gelmeyeni etmeli tekdir
Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir

Terbiye ve yola getirme konusunda sıklıkla dile getirilen dizelerdir.

Günümüz Türkçesiyle anlamı ise şu şekilde aktarılabilir: “Nasihat ile yola gelmeyeni azarlamalı, azardan anlamayanın hakkı dayaktır”

Ziya Paşa’nın kaleminden aruz vezniyle çıkan mısralar olmasına rağmen köşe yazarları tarafından çoğunlukla “atasözü” ya da “eskilerin deyimi” olarak nitelenir. Kimi bu mısraları yani bir bakıma vecizeyi atasözü olarak tanımlar. Kimi zaman da doğru şekilde aktarılmaz.

Genellikle “Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir” şeklinde yanlış kullanılır. Bu durumu bir örneği aşağıdaki görselde ve köşe yazarlarından aktardığımız hatalarda görülebilir:

Abbas Güçlü, Milliyet Gazetesindeki “Dayak Utancı” başlıklı 15 Nisan 1999 tarihli köşesinde Ziya Paşa’nın beytini kısaltıp dayakta tekdire gerek görmeden nasihatten sonra kısa yola başvurmuş ve bu beyitleri deyim olarak tanımlama hatasına düşmüş:

"Kızını dövmeyen dizini döver. Dayak cennetten çıkmadır. Eti senin kemiği benim. Nush ile uslanmayanın hakkı kötektir. Öğretmenin vurduğu yerde gül biter... Dayakla terbiye konusunda dilimize yerleşmiş yukarıdaki gibi tam 64 deyim var."

Ahmet Hakan, Hürriyet Gazetesinde 13 Mayıs 2009 günü yayınlanan “Allah’ın sopası yok” başlıklı yazısında “Nush ile yola gelmeyeni etmeli tekdir” şeklinde olan dizeyi farklı aktarmış:

"Bülent Ersoy telefon bağlantısıyla katıldığı yayında, “Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir” dizesinin hakkını verircesine Ali Bulaç’a ayar üstüne ayar veriyor."

Hadi Uluengin, Hürriyet Gazetesinde 23 Mart 1999 tarihli “Ültimatom” başlıklı yazısında hem dizeyi farklı aktarmış hem de Ziya Paşa’nın mısralarını eski söz olarak nitelemiş:

"ESKİ söz, ‘nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir', Holbrooke'un Miloseviç'e dün akşam nihai ‘tekdir'i yani ‘ültimatom'u vermesinden sonra ve eğer Sırp lider yine geri adım atmazsa, uluslarası camianın Kosova'da mutlaka ve mutlaka harekete geçmesi gerekiyor."

Gökhan Özcan, Yenişafak Gazetesinde22 Ekim 1999 günü yayınlanan “Büyük adamlara ibret drajeleri” başlıklı yazısında kısayolu kullanıp 2 mısrayı birleştirmiş:

"Gerekçeli "nush ile uslanmayanın hakkı kötektir" mevzuatı."

Fatih Altaylı da Habertürk Gazetesinde 1 Mart 2017 günü yayınlanan “Havuz kozunu kullanmalılar” başlıklı yazısında ilk dizeyi farklı aktarmak yanlışına düşmüş:

"“Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir."

Emre Aköz, Sabah Gazetesinde 19 Ekim 2007 tarihinde yayınlanan “Ne biçim demokratsın” başlıklı yazısında Ziya Paşa’nın mısralarını deyişe çevirmiş:

"Dün tezkereden sonra yapılacaklara ilişkin tahminimi şu deyişle özetlemiştim: 'Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir'."

Yalvaç Ural, Milliyet Gazetesinde 15 Nisan 2007 günü yayınlanan “Anibal gelsin de gör!” başlıklı yazısında Ziya Paşa’nın beytini eskilerin öğretisine çevirmiş:

"Korkutmak, şiddetten önce başvurulan bir yol. Yani, eskilerin öğretisiyle, "Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir!""

Mehmet Barlas’ın Sabah Gazetesinde 1 Mart 2006 günü yayınlanan “Tavsiye ve nasihat vermek çizgisinde bir dış politika” başlıklı yazısında ilk dizeyi tahrif etmiş:

"Hatta bu sırada "Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir/ Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir" gibi özlü dizeler bile seslendirilir."

Osman Gençer, Yeni Asır Gazetesinde 5 Eylül 2004 günü yayınlanan “Yuh!..” başlıklı yazısında bahse konu mısraları atasözü olarak belirtmiş:

""Nush ile (nasihat) uslanmayanı etmeli tekdir. Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir" atasözü bizim olmaya bizim de tekdirin bunca medeni biçimini bir "Yuh" içine sığdırıp hemen köteğe geçmeye kalkmak yirmi birinci yüzyılı adımlayan bir ulusun kültürüne artık yakışmıyor."

Ruhat Mengi, Sabah Gazetesinde 5 Aralık 2000 günü yayınlanan “Havana purosu, Küba dostları ve kompleksler” başlıklı yazısında Ziya Paşa’nın beytini atasözü addetmiş ve biraz tahrif etmiş:

"Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir... Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir" demiş büyüklerimiz, ağızlarına sağlık!"

Hıncal Uluç da Sabah Gazetesindeki 24 Haziran 205 tarihli “Ziya Paşa’nın deyişleri!..” başlıklı yazısında beyti tahrif edenlerden olmuş:

"İlkokuldayken, annem söz dinlemediğimiz için ağbimle beni babama şikayet ettiğinde, parmağını şaka ile karışık sallar ve "Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir" derdi.."

Baskın Oran‘ın T24’teki 24 Şubat 2017 tarihli “Özdeyişler ve fıkralarla, korkutma’dan korkma’ya AKP” başlıklı yazısında söz konusu dizeleri “özdeyiş” olarak adlandırma ve ilk dizeyi farklı aktarma yanlışına düşmüş:

"Nush İle Uslanmayanı Etmeli Tekdir, Tekdir İle Uslanmayanın Hakkı Kötektir özdeyişini uyguladı hep; pek de nush ve tekdir’e aldırmadan."

Serdar Dinçbaylı, Fanatik Gazetesindeki “Nush, tekdir ve kötek” başlıklı yazısında ilgili mısraları “laf” olarak nitelemiş:

"Nush (nasihat) ile uslanmayanı etmeli tekdir (azarlama), tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir (dayak). Çok sevdiğim bir laftır. Yanlışta ısrar edenler için söylenmiştir."

Ali Karahasanoğlu, Yeni Akit Gazetesindeki 6 Kasım 2016 tarihli “Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir” başlıklı yazısında bahse konu beytin Ziya Paşa’ya ait olduğunun rivayet olunduğunu söyleyip, araştırmaya tenezzül edememiş ve  “yola gelmeyen” kısmını “uslanmayan”la değiştirmiş:

"Cümlenin tamamı, “Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir; tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir” şeklinde.. Ziya Paşa’ya ait olduğu söylenir.."

Çetin Altan, Milliyet Gazetesinde 24 Ağustos 2006 günü yayınlanan “Öfke patlamaları ve öfkenin ruhsal zemberekleri” başlıklı yazısında “Nush”u “laf”a çevirmiş:

"Ve Ziya Paşa'nın ünlü beyti:"Laf ile yola gelmeyeni etmeli tekdirTekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir""

 

* İşbu ihtisapta Muhtesip.com arşivinden faydalanılmıştır.

 

 

 

31 Mart Vakasının 31 Mart 1909’da Gerçekleştiğini Sanan Köşe Yazarları Kulübü

31 Mart Vakası, 31 Mart 1909’da gerçekleşmemiştir.

31 Mart Olayı,  Rûmi takvime göre 31 Mart 1325’de, Miladi takvime göre ise 13 Nisan 1909 günü gerçekleşmiştir. II. Meşrutiyetin ilanının ardından çıkan ve Hareket Ordusu tarafından bastırılan ayaklanma, 31 Mart 1325’te gerçekleştiği için bu adla anılır. “31 Mart 1909” tarihi aslında 13 Nisan 1909 tarihinin Rumi takvimdeki karşılığıdır. 31 Mart 1909’da isyan ya da ayaklanma gibi bir olay olmamıştır.

Bu hakikate rağmen ısrarla bazıları, bu ayaklanmanın 31 Mart 1909’da gerçekleştiği ve bastırıldığı yanlış algısını sürdürür.

31 Mart olayının 31 Mart 1909’da gerçekleştiğini sanan köşe yazarlarını ifşa edelim:

Emin Çölaşan‘ın Hürriyet Gazetesinde 8 Kasım 1998 günü yayınlanan “10 Kasım bayramı” başlıklı yazısından:

"‘‘Atatürk'ün Bütün Eserleri’’nin birinci cildinde 1903-1915 yıllarına ait toplam 118 belge var. Örneğin o günlerin genç subayı olan Mustafa Kemal'in 31 Mart 1909 gerici ayaklanması dönemine ait iki not defteri gün ışığına çıkarılmış."

Emin Çölaşan aynı hatayı Mayıs 2013‘te de tekrarlamıştı.

“Tarihçi” Mustafa Armağan‘ın Yenişafak Gazetesinde 17 Temmuz 2016 günü yayınlanan “15 Temmuz’un bir benzeri 53 yıl öncesinde yaşanmıştı” başlıklı yazısından:

"Yeni planda darbe tarihi 31 Mart 1963 olarak belirlenmiştir. Neden 31 Mart? Anladınız tabii. Sultan 2. Abdülhamid'in devrilmesine giden yolu döşeyen 31 Mart 1909 isyanının miladi takvimle yıldönümüdür de ondan."

Mustafa Armağan 1963 yılındaki darbe girişiminde bulunanların kendisi gibi yanlış bilgiye sahip olduklarını iddia etmiş zımnen. 31 Mart’ın yıldönümünde darbe yapmak istiyordularsa miladi takvime göre 13 Nisan 1963’te yapmaları gerekirdi. Mesnetsiz bir iddia daha.

Yine Mustafa Armağan‘ın Zaman Gazetesinde 4 Temmuz 2010 günü yayınlanan “47 yıl önce bir darbeci albay idam edilmişti” başlıklı yazısından:

"Yeni planda darbe tarihi 31 Mart 1963 olarak belirlenmiştir. Neden 31 Mart? Anladınız kuşkusuz. Abdülhamid'in devrilmesine giden yolu döşeyen 31 Mart isyanının yıldönümüdür de ondan."

Soner Yalçın‘ın Hürriyet Gazetesinde 26 Temmuz 2009 günü yayınlanan “Osmanlı’nın Öcalan’ı Yane Sandaski” başlıklı yazısından:

"Birlikten, eşitlikten, özgürlükten bahseden İttihatçılar daha tam iktidar olamadan, İstanbul’da 31 Mart 1909 gerici ayaklanması patlak verdi."

Soner Yalçın aynı hatayı 31 Mayıs 2009 ve 27 Temmuz 2008 tarihli yazılarında da yapmış.

Çift “L”li enteLLektüel boyutunda ufukları açan Rahim Er‘in, Türkiye Gazetesinde 5 Nisan 2012 tarihinde yayınlanan “Darbe kirliliğinden arınmak” başlıklı yazısından:

"Sultan Abdülhamîd'in 33 yıllık iktidarı bir istikrar dönemidir. 31 Mart 1909'da tahttan hal edilmesi/devrilmesiyle birlikte Balkan Muharebesi, I. Cihan Harbi gibi harpler, siyasi suikastler ve darbeler yolu açılmıştır."

Kayahan Uygur‘un Akşam Gazetesinde 10 Haziran 2014 günü yayınlanan “Kılıçdaroğlu ‘turuncu devrim’i nasıl başlattı?” başlıklı yazısından:

"Aynı çevreler, 31 Mart 1909 ayaklanmasını ‘İngiliz yanlısı gerici hareket’ olarak nitelerler. Peki 31 Mayıs 2013 gerici ayaklanması ne yanlısı?"

Yalçın Bayer, Hürriyet Gazetesinde yayınlanan 13 Nisan 2012 tarihli “103. yılında 31 Mart ‘gerici’ ayaklanması” başlıklı yazısında paylaştığı metindeki hatayı fark edememişti:

"Bundan tam 103 yıl önce, Rumi takvimle 31 Mart 1325’te, bugün kullandığımız miladi takvimle 31 Mart 1909’da (13 Nisan) tarihimizin en büyük gerici başkaldırısı olan ‘31 Mart Ayaklanması’ patlak vermişti."

Ayaklanmayı miladi takvime göre 31 Mart’ta başlatıp, Rumi takvime göre tarih vermiş. Yanlış…

 

Ayşe Hür’ün Radikal Gazetesinde 20 Temmuz 2008 günü yayınlanan “1908 Devrimi’nin ilham kaynakları” başlıklı yazısından:

"Ancak bu ılımlı atmosfer de uzun sürmedi. 31 Mart 1909 Olayı’ndan sonra ülke padişahın mutlakıyetçi yönetiminden kurtulmuştu ama kendini diğer etnisitelerden üstün gören ‘millet-i hakime’ adına göstermelik bir meclis ve ordudan aldığı destekle ülkeyi perde arkasından istediği gibi yöneten İttihat ve Terakki’nin, daha doğrusu, onun içindeki küçük bir kliğin sultası altına girmişti."

Mehmet Bozkurt’un soL Haber’de 3 Nisan 2016 günü yayınlanan “31 Mart Gerici Ayaklanması: Analarınızın donları başınıza geçsin” başlıklı yazısından:

"31 Mart 1909’da (13 Nisan) başlayan gerici ayaklanmayı bastırmak için Selanik’ten İstanbul’a doğru yola çıkan İpek Fedaileri’yle beni tanıştıran, şimdi aramızda olmayan değerli ağabeyimiz, sevgili dostumuz Tevfik Çavdar olmuştur."

Yanlış. Rûmi takvime göre 31 Mart 1325’te, Miladi takvime göre ise 13 Nisan 1909’da.

Sabri Gültekin, Milat Gazetesindeki 13 Nisan 2015 tarihli “Ha Kızıl Sultan Ha Recep Tayyip Erdoğan” başlıklı yazısında miladi ve rumi takvime göre doğru tarihleri sunmasına rağmen yazısının ilerleyen bölümünde bu hataya düşmekten geri kalmamış:

"31 Mart 1909'da Ulu Hakan II. Abdülhamid Han'a “Kızıl Sultan” denilerek uygulanan çökertme operasyonu bu defa Erdoğan'a uygulanıyor; “Millet-i İslâmiye ve Ümmet-i Muhammediye”ye tam 106 yıldır göz açtırılmıyor."

Ekrem Buğra Ekinci‘nin Türkiye Gazetesindeki tarihli “İmparatorluğun mezarcısı oldular” başlıklı yazısından:

" İngilizler, 31 Mart 1909'da bir karşı darbe yapmak istedi. Beceremedi, ama hilafet gücü ile emperyalizme zarar veren Sultan Hamid'den kurtuldu."

Bülent Erandaç‘ın Takvim Gazetesindeki 31 Mayıs 2014 tarihli “31 Mart vakası 31 Mayıs Gezi” başlıklı yazısından:

"31 Mart 1909 kalkışmasında, Selanik'te Mason teşkilatlarınca kurulan İttihat ve Terakki, arkalarına İngiltere'yi alarak Sultan Abdülhamit'i devirmeye kalkıştılar. ."

Işık Kansu’nun Günay Güner’den alıntı yaptığı Cumhuriyet Gazetesinde 25 Haziran 2016 günü yayınlanan “Talan var mı, yok mu?” başlıklı yazısından:

“Topçu Kışlası, 31 Mart 1909 gerici kalkışmasının odağıdır. Bu gerici ayaklanmayı, komuta ettiği ve Selanik’ten ve Edirne’den, çoğu gönüllülerden oluşan Hareket Ordusu’yla yetişip bastıran üstün insan Mustafa Kemal’dir. Günümüzdeki düzeysiz isteklerin tek nedeni de kindar şiddette, Mustafa Kemal düşmanlığıdır.”

Sibel Yerdeniz’in T24’teki 24 Nisan 2013 günü yayınlanan “Bazı yaralar zamanla iyileşmez…” başlıklı yazısından:

"Meşrutiyet’e karşıt grupların ayaklandığı 31 Mart 1909 olayları sonrasında, Nisan ayında, büyük çoğunluğu Ermenilerden binlerce insanın öldüğü, daha düne kadar birlikte yan yana, dostça yaşayan insanların bir kaç gün içinde birbirlerini boğazladıkları o dehşet günleri…"

“Tarihçi yazar” Süleyman Kocabaş‘ın Yeni Şafak Gazetesinde 23 Eylül 2016 güü yayınlanan “Sultan Abdülhamid’de yanılanlar ve gerçekler” başlıklı yazısından:

"31 Mart 1909 Darbesiyle II. Abdülhamid işbaşından uzaklaştırılması, Osmanlı Devleti için asıl felaketlerin başlangıcı olmuş, “1909 Arnavutluk Seferi” denilen harbin yanında, 1911 Türk - İtalyan Harbi'nin, 1912 Balkan Harbinin çıkması ve Osmanlının I. Dünya Harbine sokulması, Osmanlı Devletinin sonunu getirmiştir"

M. Ali Kaya‘nın Yeni Asya Gazetesinde 8 Haziran 2007 günü yayınlanan “Bediüzzaman ve Ahrarlar” başlıklı yazısından:

"31 Mart 1909’da olaylardan Ahrar Fırkasını da sorumlu tutanlar her ne kadar bunu ispat edemedi iseler de, Bediüzzaman’ı yargıladıkları gibi yargılayarak, haksız şekilde cezalandırmışlardır."

Hasan Karakaya’nın Yeni Akit Gazetesinde 4 Nisan 2015 günü yayınlanan “31 Mart 1909’dan, 31 Mart 2015’e… Yine fitne, yine kaos!” başlıklı yazısı, hatalı başlığa sahipti.

 

* İşbu ihtisapta Muhtesip.com arşivinden faydalanılmıştır.

Ömür Gedik, Pi ve Pi’nin Yaşamı Filmlerini Karıştırmıştı

Ömür Gedik, Hürriyet Gazetesinde 3 Nisan 2014’te yayınlanan “Peygamberin filmi mi olurmuş” başlıklı yazısında sinema yorumu yaparken yine bir yanlışa düşmüştü:

"Pi'nin Yaşamı filminde hem hikaye anlatımı hem de görselliğiyle bizi büyüleyen Darren Aranofosky'nin Nuh, Nuh'un Gemisi ve hayvan tasvirlerini merakla bekliyorum. Nuh rolündeki Russell Crowe'un performansını da."

Nuh filmi yönetmeninin isminin doğru yazılışı Darren Aronofsky.

Darren Aronofsky, Pi isimli filmi yönetmiştir. Pi’nin Yaşamı‘nı değil.

Ömür Gedik bu hatalarını daha sonra yazısının elektronik kopyasında düzelttirmiş. Olsun bu da bir şey.

* Tesbiti için Ekşisözlük’ten alibeyler‘e teşekkürler…

Kayahan Uygur’un Hollanda Seçimlerine İlişkin Tutmayan Öngörüsü

Kayahan Uygur, Güneş Gazetesinde 13 Mart 2017 tarihinde yayınlanan “Hollanda’nın Bilinmeyen Yüzü ve Amaçları” başlıklı yazısında Hollanda’da gerçekleşecek seçimleri Geert Wilders’ın partisinin “kesinlikle” kazanacağını iddia etme hatasında bulunmuştu:

"Hollanda’nın güncel telaşının iki nedeni vardır. 15 Mart’ta yapılacak olan seçimlerde faşist Geert Wilders’in Partisi’nin en büyük parti olarak çıkacağı kesin gibidir. Diğer partiler seçimlerden sonra hükümeti bu partinin kurmasını engellemeye çalışıyorlar ve bu nedenle İslam ve Türk düşmanı politikalarda onunla rekabete girip birbirleriyle yarışıyorlar."

Hollanda’da 15 Mart 2017 günü gerçekleşen seçimleri, Başbakan Mark Rutte’nin başkanlığını üstlendiği Özgürlük ve Demokrasi Partisi (VVD) kazandı. Kayahan Uygur’un zaferine kesin gözüyle baktığı Geert Wilders’ın Özgürlük Partisi (PVV) değil.

 

Hz. Ali’nin Kabrini Ziyaret Eden İlk Sünni Lideri Karıştıran Köşe Yazarları

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlık döneminde 2011 yılı Mart ayında gerçekleştirdiği Irak ziyareti basına hatalı bir bilgiyle yansıdı. Basınımız, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Irak’ın Necef kentindeki Hz. Ali Türbesi’ni ziyaret eden ilk Sünni lider olduğunu iddia etti. Ancak, daha önce Hz. Ali Türbesini ziyaret eden başka sünni liderler vardı. Tanıdık isimler: Turgut Özal, Adnan Menderes ve Süleyman Demirel.

Turgut Özal Mayıs 1984’te, Adnan Menderes Ocak 1955’te, Süleyman Demirel ise Ekim 1967’de Necef’e gittiğini ve Hazreti Ali’nin türbesini ziyaret etmişlerdi.

Tabiki bazı köşe yazarları da bu hatalı bilgiyi yazılarında kullandılar:

Okan Müderrisoğlu‘nun Sabah Gazetesinde 30 Mart 2011 tarihinde yayınlanan “Hz. Ali Türbesinde bir ilk” başlıklı yazısından:

"Erdoğan'ın Irak ilkleri şöyle sıralandı: "Hz. Ali türbesini ziyaret eden ilk Sünni lider oldu""

Yağmur Atsız’ın Star Gazetesindeki ilgili köşesinden (Star Gazetesi Yağmur Atsız’ın bahse konu köşe yazısı arşivinden silindiği için orjinal bağlantı sunulamamaktadır):

"Bu sıfatın sebebi, bir Türk başbakanının ilk defâ olarak Şiî Bölgesi’ndeki Necef Şehri ile oradaki Hazret-i Ali Türbesi’ni ve yine ilk defâ olarak Kürdistan Özerk Bölgesi’nin Başkenti mesâbesindeki Erbil’i de gezi kapsamına almış olmasıdır."

Abdulhamit Bilici’nin Zaman Gazetesinde 30 Mart 2011 tarihinde yayınlanan “Erdoğan’ın Bağdat seferinde çifte açılım” başlıklı yazısından (Zaman Gazetesi kapatıldığı için yazının elektronik bağlantısı sunulamamaktadır):

"Haksız sayılmazlardı, çünkü ilk kez bir Türkiye Başbakanı Necef'e gidiyor ve Hz. Ali türbesini ziyaret ediyordu."

* İşbu ihtisapta Muhtesip.com arşivinden ve Murat Bardakçı’nın Habertürk Gazetesinde yayınlanan 1 Nisan 2011 tarihli “Soruya gel soruyaaa!” başlıklı yazısından istifade edilmiştir.

 

Hasan Basri Yalçın Ekim Devrimini Ekim Ayında Oldu Sanıyor

Hasan Basri Yalçın, Takvim Gazetesinde 15 Mart 2017 günü yayınlanan “Ekim Devrimi” başlıklı yazısında “Ekim Devriminin 100. Yılı” konulu etkinlik düzenleyecek olanlara laf atarken Ekim Devrimine dair bilindik bir gerçek hakkında yanlışa düşmüş:

"Ekim 1917'den bu yana dünyanın ne kadar kavram tükettiği hiç mi aklına gelmez? Hadi dünyayı bırak Türkiye'nin etrafında olup bitenleri de mi görmüyor? "

Ekim Devrimi, miladi takvime göre 7 Kasım 1917, jülyen takvimine göre ise 25 Ekim 1917 tarihinde gerçekleşmiştir. Dönemin Çarlık Rusyasında jülyen takvimi kullanıldığı için adı Ekim Devrimi olmuştur. Ancak, miladi takvime göre aslında bu devrim Kasım ayında gerçekleşmiştir.

Yani, Hasan Basri Yalçın’ın Kasım 1917’den bu yana sorgulama yapması gerekirdi.

Soner Yalçın II. Abdulhamid Dönemindeki Memur Sayısını Şişirmiş

Soner YalçınSözcü Gazetesinde 15 Mart 2017 günü yayınlanan “Güçlüysen haklısındır” başlıklı yazısında II. Abdulhamid dönemindeki memur sayısını hatalı aktarmış:

"Tanzimat'tan önce 2 milyon olan memur sayısı II. Abdülhamit'in son döneminde 35 milyona kadar ulaştı!"

Osmanlı Devletinin çalıştırdığı memur sayısına ilişkin yayımlanmış bir istatistik çalışması bulamadık açıkçası. Bu nedenle memur sayısını doğrudan teyit edemeden, toplam nüfus üzerinden giderek Soner Yalçın’ın bu iddiasının yanlış olduğunu göstermeye çalışmak en mantıklı yol olacaktır.

II. Abdulhamid döneminde yapılan nüfus sayım sonuçlarına bakıldığında, Soner Yalçın’ın bahsettiği kadar insanın Osmanlı topraklarında olmadığı görülmekte. Haliyle, nüfustan fazla memur istihdam edilmesi de beklenemez.

Osmanlı İmpartorluğunda ilk genel nüfus sayımı II. Mahmud döneminde 1831 yılında gerçekleştirilir. Daha sonra 1844, 1852, 1856, 1866, 1881/82 ve 1905 gibi değişik tarihlerde bölgesel veya genel nüfus sayımları yapılır.

1831 sayımı bütün bölgelerde yapılmaz ve sadece erkek nüfusu baz alır.

1844 sayımında Osmanlı nüfusu; 15.500.000’ni Avrupa’da; 16.050.000’ni Asya’da; Mısır Trablusgarb, Fizan ve Tunus’u dahil 3.800.000’ni Afrika’da olmak üzere toplam 35.350.000 olarak tespit edilir (1844 nüfus sayımı sonuçları resmi olarak açıklanmaz. A. Ubicini ve Eugene Boré tarafından 1850 yılında Avrupa’da yayımlanır).

1881-1893 sayımında ise kadınlar da sayıma dahil edilir ve bu sayım “Osmanlının çağdaş anlamda ilk genel nüfus sayımı” kabul edilir.

Yaşanan toprak kayıplarının, göçlerin, demografik faktörlerin etkisiyle, dönemin şartları ışığında gerçekleştirilen sayımlarda farklı rakamlar gözlemlenir.

Soner Yalçın’ın iddiasına baz oluşturan II. Abdulhamid dönemine ilişkin güvenilir kayak olarak Stanford Shaw’un “The Ottoman Census System and Population, 1831-1914” başlıklı makalesinde yer alan 1884-1914 yılları arasındaki Osmanlı nüfusunu aşağıya aktaralım:

Yıl Müslüman Gayrımüslim Toplam
1884          12.590.352          4.553.507          17.143.859
1885          12.707.638          4.578.774          17.286.412
1886          12.824.924          4.603.041          17.427.965
1887          12.942.210          4.637.308          17.579.518
1888          13.059.496          4.661.579          17.721.075
1889          13.176.782          4.685.842          17.862.624
1890          13.294.068          4.701.109          17.995.177
1891          13.411.354          4.734.376          18.145.730
1892          13.411.361          4.763.381          18.174.742
1893          13.578.647          4.776.738          18.355.385
1894          13.645.902          4.804.942          18.450.844
1895          13.763.249          4.832.149          18.595.398
1896          13.890.910          4.848.849          18.739.759
1897          14.111.945          4.938.362          19.050.307
1906          15.518.478          5.379.139          20.897.617
1914          15.044.846          3.475.170          18.520.016

Hülasa, II. Abdulhamidin saltanatı süresince 17-21 milyon arasında dalgalanan Osmanlı nüfusunun, 35 milyon memur istihdam etmesi mümkün değil.

Kaynak: