Abdurrahman Yıldırım ve La Fontain Masalı

Abdurrahman Yıldırım, Habertürk Gazetesi’nde 11 Ekim 2016 günü yayınlanan “Vergi toplamada güneş rüzgar taktiği” başlıklı yazısında aktardığı masala ilişkin küçük bir yanlış yapmış:

"La Fontaine’in bir hikâyesine atıfta bulunan Adnan Ertürk şunları söyledi: “Güneş ile rüzgâr yarışa girmişler. Sen mi güçlüsün ben mi, diye. En sonunda rüzgar o sırada yoldan geçen bir adamı göstermiş. ‘Omuzunda pelerin olan şu adamı görüyor musun’ demiş; ‘Ben öyle bir eserim ki, o pelerini sırtından çekip alırım.’ Sonra da başlamış esmeye. Estikçe esmiş, adam da rüzgâr estikçe pelerinine sarıldıkça sarılmış. Ne kadar sert esse de rüzgâr pelerini çıkarttırmayı başaramamış adama. Sonunda yorulmuş ve pes etmiş. Sıra kendisine geldiğinde güneş yavaş yavaş yüzünü göstermiş, ortamı iyice ısıtmış. Adam da bakmış ki, güneş iyice göründü, terlemeye başlamış, önce pelerini gevşetmiş, sonra da ihtiyaç kalmadığı için tamamen çıkarmış...”"
  1. Hikaye değil masal ya da fabl.
  2. La Fontaine’e ait değil, Ezop’a aittir.

Deniz Gökçe ve Çevir Kazı Yanmasın

Deniz Gökçe, Akşam Gazetesi’nde 11 Ekim 2016 tarihinde yayınlanan “Sterlin Sallanırken” başlıklı yazısında başka kaynaklardan edindiği metinleri çevirerek okurlarına yutturmaya devam etmiş.

Bu sefer, Financial Times’ta yayınlanan “Brexit bliss suffers rude awakening with flash crash” başlıklı makaleden motomot olmasa da çeviri alıntısı yapmış.

Köşe yazısındaki çeviri metinler ile orjinalleri aktaralım:

"Sterlin, Brexit referandumunun oylarının ayrılmayı getirdiği gün, dolara karşı zaten yüzde 15 değer kaybetmişti. Sterlin kuru geçen hafta başında yani 30 Eylül 2016 Cuma gününde de 1.298 Dolar Pound başına değerine gelmişti."
The pound had ended the previous trading day at just above $1.26, having already lost more than 15 per cent of its value against the dollar since the day the British people voted to leave the EU.
"Bu haftanın önemi İngiltere Hükümeti’nin başındaki yöneticilerin, iki yıllık çıkış sürecinin detaylarını mart ayında açıklamak için söz verdiği ve de hem tek pazarı terk etmek, hem de Gümrük Birliği'nden çıkmak için girişim yapılacağını da açıklamış olması idi."
This was the week in which the British government committed to launching the two-year EU exit process by the end of March and gave strong indications that the UK would leave both Europe’s single market and its customs union.
"Bu açıklamaların sonucu da döviz piyasalarının sterline hücum etmesi oldu."

In response, foreign exchange markets have hammered the pound.

"En azından Financial Times köşe yazarı Martin Sandbu böyle düşünüyor."
FT’deki alıntıladığı metnin yazarı Martin Sandbu.
"Döviz piyasasında negatif sonuç, İngilizleri fakirleştiriyor tabii. Yabancılar ise İngiliz mal ve hizmetlerini de daha ucuz kullanabilecekler, yani onlar mutlu olacak."
It is, in fact, much more than that. A negative reaction across the despatch box in Westminster does not make Britons poorer. A negative reaction in the foreign exchange market does, by reducing the amount of foreign-produced goods and services Britons receive in return for the work they put into making goods and services to be enjoyed by foreigners.
"Tyler Cowen adlı iktisatçıya göre İngiltere kabaca gelirinin yüzde 30 kadarını ithalata harcadığına göre, ülke parasının yüzde 10 düşmesi ülkenin servetinin yüzde 3 kadar azalması demek. Veya da bir yıllık milli gelirin yüzde 19 kadar azalması demek."
How much poorer? The economist Tyler Cowen has suggested that since Britain spends about 30 per cent of its income on imports, a 10 per cent fall in the currency can be seen as reducing its effective wealth by 3 per cent, or about 19 per cent of one year’s worth of national income.
"Tabii ülkenin kendi para piyasası, ülke parasını kötü değerlendirirse, bir zaman sonra başka ülkelerin döviz piyasalarındaki kişiler de sterlini hor görmeye başlayacaklardır."
The currency market is also an early-warning system for worse to come. When forex traders hold sterling in lower esteem — Mr Bloom refers to them as “FX vigilantes” — other investors may soon follow.

Serdar Turgut ve ABD Başkan Yardımcısının Görevleri Üzerine

Serdar Turgut, Habertürk Gazetesi’nde 10 Ekim 2016 günü yayınlanan “Türkiye ‘meselesi’ Joe Biden’a verildi (Devlet üzerine bir komplo teorisi)” başlıklı yazısında kendini komplonun serin sularına bırakırken hata yapmaktan kurtulamamış:

"Soru şu: Dünyanın ikinci en güçlü siyasi makamında oturduğu halde, başkan işini yapamaz hale geldiğinde onun yerine hemen başkan olacağı kesin olan, yetkisi, gücü çok olduğu halde Amerikan başkan yardımcılarının görünürde neden hiçbir resmi görevi yoktur? Adeta o makama boş oturmaları için getirilmiş gibidirler."

ABD başkan yardımcılarının görünürde hiçbir resmi görevi yoktur iddiası da yersiz. Görevlerinin beklentinin aksine az olduğu doğrudur. Ancak, ABD Anayasa’sına göre, ABD Başkan Yardımcısı, Birleşik Devletler Senatosunun başkanıdır. Ayrıca, Ulusal GÜvenlik Konseyi ve Smithsonian Enstitüsü Kurulu üyesidir.

Dahası Serdar Turgut, Lozan Antlaşmasındaki gizli madde hikayesinden esinlenip herhalde ABD Anayasasında gizli madde peşine düşmüş:

"Bu komplo, üzerinde sayfalarca yazılacak kadar detay içeriyor. Hatta Amerikan Anayasası’nın başkanlara verilen bu gizli görevi anlatan bir gizli maddesi olduğu dahi söyleniyor. 

Amerika’nın kurucu babaları tarafından kaleme alınan anayasa metninin orijinal halinde bu maddenin bulunduğu ve hatta başkan yardımcısının resmi konutunda bir kasada bulunan anayasanın orijinal metninde bunun görülebildiği de söyleniyor. Enteresan bir teori bu, doğru mu tabii ki bilemeyiz ama doğru olmaması için bir neden de göremiyorum ortada. 

Meseleye böyle baktığınızda ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın son dönemde artan Türkiye ilgisi daha anlamlı bir hal alıyor."

Saçmalamış.

Kurucu babalar tarafından yazılan orjinal ABD Anayasası metni Vaşington’daki Ulusal Arşivler ve Kayıtlar Kurumu’nda (National Archives and Records Administration) sergilenir. Yani, orjinal metin başkan yardımcısının kasasında bulunmaz. Bu konuda ABDlilerin bile komplo teorileri yokken ortalıkta Serdar Turgut sıkılamış.

 

Nuri Elibol ve Fitch’in Kredi Notumuzu Düşürmesi

Nuri Elibol, Türkiye Gazetesi’nde 10 Ekim 2016 günü yayınlanan “Göreceğimiz dip kalmadı şimdi yukarı çıkma vakti” başlıklı yazısında kredi derecelendirme kuruluşlarına dair bir hataya düşmüş:

"Darbe girişiminin başarısızlığa uğramasından rahatsız olan bazı küresel aktörler Türkiye’yi ekonomik alanda ve diplomasi alanında köşeye sıkıştırmak için harekete geçtiler. Darbenin artçıları geldi. Önce Fitch sonra Moody's kredi notumuzu düşürdü. AB, terörle mücadele yasasını gerekçe göstererek vize serbestisini hayata geçirmedi. Mültecilerle ilgili verdiği sözleri yerine getirmedi."

Nuri Elibol’un yanlış aktarımının tersine, Fitch henüz ülkemizin kredi notunda bir değişikliğe gitmedi. Fitch’e göre hâlâ yatırım yapılabilir kredi notumuzu koruyoruz.

Türkiye’nin Yüzölçümü ve Köşe Yazarlarının Ezberi

Ülkemizin (göller ve adalar dahil) gerçek yüzölçümü 814.578 kilometrekaredir (km²); ancak, izdüşüm alanı ise 783,562 km²’dir.

Gelin görün ki bu bilginin de köşe yazılarına ezberden yanlış aktarıldığı vakidir.

Bülent Erandaç’ın Takvim Gazetesi’nde 5 Ekim 2016 tarihinde yayınlanan “Musul’u unutmadık” başlıklı yazısından:

"Batı'ya beynini satmış olanlar, 760 bin kilometrekareye sıkıştırılmış Türkiye'den memnundular."

Korkmaz İlkorur’un Radikal’de 25 Mart 2003 tarihinde yayınlanan “Yanlışlardan doğruya” başlıklı yazısından:

"Bunu yaptığımız takdirde, 750 bin küsur kilometrekarelik, 70 milyon nüfuslu Türkiye, dünyada yalnız kalmaz."

İsmail Kapan, Mustafa Mutlu ve Condoleezza Rice’ın Makalesi

İsmail Kapan, Türkiye Gazetesi’nde 8 Ekim 2016 tarihinde yayınlanan “Bu hesap da tutmayacak” başlıklı yazısında ABD eski Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın kamuoyunda tartışılan makalesi hakkında ezberden konuşmuş:

"W. Bush’un önce Güvenlik Danışmanı, daha sonra Dışişleri Bakanı olan Condeleezza Rice’ın Washington Post gazetesine yazdığı makale orada duruyor. Ne diyordu? 23 tane Arap devletini yeniden dizayn edeceğiz. Evet, noktası virgülüyle aynen böyle diyordu…"

İsmail Kapan’ın bahsettiği yazı Condoleezza Rica tarafından kaleme alınıp 7 Ağustos 2003 tarihinde Washington Post gazetesinde yayınlanmıştır.

Ancak, İsmail Kapan’ın bahsettiği şekilde değil.

Hataları sıralayalım:

1. Yazıda, 23 değil 22 ülkeye referans veriliyor.

2. Yazıda, konu edilen 23 devletin hepsinin Arap olduğu iddia edilmiyor.

3. Condoleezza Rice tarafından kaleme alınan makalede tam olarak İsmail Kapan’ın belirttiği ifade geçmiyor. “Ortadoğu’nun Dönüşümü” konulu makalede “Dizayn”, “yeniden” kelimeleri yazıda hiç geçmemiş bile.

İlgili ifade:

“Today America and our friends and allies must commit ourselves to a long-term transformation in another part of the world: the Middle East. A region of 22 countries with a combined population of 300 million, the Middle East has a combined GDP less than that of Spain, population 40 million. It is held back by what leading Arab intellectuals call a political and economic “freedom deficit.” In many quarters a sense of hopelessness provides a fertile ground for ideologies of hatred that persuade people to forsake university educations, careers and families and aspire instead to blow themselves up — taking as many innocent lives with them as possible.”

Türkçe tercümesi:

“Bugün, Amerika ve müttefikleri kendilerini dünyanın bir başka yerindeki uzun soluklu değişimlerden bir tanesine hazırlamalıdır: Orta Doğu. 22 ülkeden oluşan ve toplamda 300 milyonluk bir nüfusa sahip olan Orta Doğu, 40 milyon nüfuslu İspanya’dan daha düşük bir toplam gayri safi yurt içi hasılaya sahiptir. Bu bölge, Arap aydınların politik ve ekonomik bir “özgürlük açığı (eksiklikliği)” diye adlandırdığı şeyler dolayısıyla geri kalmaktadır. Onlarca yıldır devam eden umutsuzluk duygusu, insanlara üniversitelerini, kariyerlerini ve ailelerini dahi bir kenara bıraktıracak nefret ideolojileri için verimli bir temel oluşturmakta ve bunların yerine kendilerini patlatmayı tercih ettirmektedir – beraberlerinde olabildiğince çok fazla masum canı da götürerek.”

Mustafa Mutlu ise, 23 Şubat 2011 günü Vatan Gazetesi’nde yayınlanan “Rice, sekiz yıl önce ‘22 ülkenin sınırı ve rejimi değişecek’ demişti!” başlıklı yazısında Condolezza Rice’ın makalesinde 22 ülke arasında Türkiye’nin de sayıldığını iddia etme hatasında bulunmuştu:

"Başbakan iki yıl önce, "ölmeden doğan proje" dedi ve herkes de BOP'un gerçekten tezgâhtan kaldırıldığını düşündü ama... ABD bu konuda oldukça kararlıydı... Kararlılığı da dönemin ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın 7 Ağustos 2003 tarihinde Washington Post gazetesinde yayınlanan yazısı gözler önüne seriyor: 

Rice bu yazısında bölgede bulunan 22 devletin rejiminin, sınır ve haritalarının değiştirileceğini, Türkiye'nin de bunların içinde olduğunu anlatıyordu!"

Mustafa Mutlu haliyle gidip makalenin orjinalini bizatihi kaynağından okumamış.

Çünkü, makalede Türkiye ile ilgili doğrudan bir atıf yer almamaktadır.

“Türkiye, Ortadoğu coğrafyası içinde sayılmıştır” savunmasına karşı ise “Arap ayınlar” deyiminin kastedilen coğrafyayı işaret ettiğini vurgulamak lâzım.

Condolezza Rice’ın “yeniden şekillendirme” planı içinde Türkiye var mıdır yok mudur bilemeyiz. Bildiğimiz şey, makalede açıkça Türkiye’nin “yeniden dizayn edilecek ülkeler” arasında zikredilmediği.

Murat Muratoğlu ve Yatırım Yapılabilir Kredi Notu Geçmişimiz

Murat Muratoğlu, Sözcü Gazetesi’nde 8 Ekim 2016 günü yayınlanan “Orta Vadeli Falımız” başlıklı yazısında ufak bir hata yapmış:

"İki büyük kredi derecelendirme kuruluşundan yatırım yapılabilir notunu kaybetmiş, kuvvetle muhtemel üçüncü büyük kuruluşun da notunu kaybedecek Türkiye için bu rakamlar gerçekçi değil..."

Murat Bey’in yatırım yapılabilir kredi notunu kaybettiğimizi kast ettiği 2 kredi derecelendirme kuruluşu Standard & Poor’s (S&P) ve Moody’s.

 

Geçtiğimiz günlerde Moody’s’in değerlendirmesiyle yatırım yapılabilir kredi notumuz spekülatif seviyeye indi. Ancak, S&P tarafından kredi notumuz yatırım yapılabilir seviyeye çıkarılmamıştı ki kaybedilmiş olsun.

standard-poors-kredi-notu-gecmisimiz

Nüans…

Kaynak: Hazine Müsteşarlığı Ekonomi Sunumu

Özlem Doğaner ve Orta Vadeli Program Hedefleri

Özlem Doğaner, Sabah Gazetesi’nde 8 Ekim 2016 günü yayınlanan “Face Time Büyüme” başlıklı yazısında geçtiğimiz günlerde yayınlanan “Orta Vadeli Program”ın tek hedefinin “büyüme” olduğunu iddia etme yanlışına düşmüş:

"Hükümet Orta Vadeli Program ile bir kez daha altını çizdi. Tek hedef büyüme..."

Malesef hükümetin OVP’deki tek hedefi “büyüme” değil.

2017-19 yılları için hazırlanan OVP belgesi incelendiğinde ya da Başbakan Binali Yıldırım’ın OVP sunumuna göz atıldığında hükümetin OVP kapsamındaki büyümenin artırılmasına ilaveten belirlediği diğer başlıca hedefler dikkat çekecektir.

türk lirası simgesiOrta Vadeli Programın Temel Amaçları
 İstikrarlı ve kapsayıcı niteliğiyle büyümeyi artırmak
 Enflasyonu düşürmek
 Cari açıktaki azalma eğilimini korumak
 Ekonominin rekabet gücünü, istihdam ve verimlilik seviyesini artırmak
 Mali disiplinin kalitesini artırmak ve kamu maliyesini güçlendirmek

Yavuz Bahadıroğlu ve 17-25 Aralık ile Gezi’nin Zamanlaması

Yavuz Bahadıroğlu, Yeni Akit Gazetesi’nde 10 Ağustos 2016 tarihli “Türkiye üzerine İngiliz Projeleri (4)” başlıklı yazısında 17-25 Aralık operasyonları ile Gezi parkı protestolarının zamanlamasına dair bir yanlış yapmış:

"Sonrasında 17-25 Aralık darbesi geldi. Milletin en hassas olduğu akçeli işlerden vurmaya çalıştılar. Tutturamayınca da “Gezi Olayı” patlak verdi cepheden taarruza geçtiler."

Gezi Parkı protestoları 2013 yılı Mayıs ayı sonunda patlak vermişti. 17-25 Aralık operasyonları ise 2013 yılı sonunda gerçekleşmişti. Yani, Yavuz Bahadıroğlu’nun belirttiğinin aksine, Gezi parkı protestoları 17-25 Aralık’tan önce patlak vermişti.

Bekir Hazar ve Financial Times ile The Economist Yayınlarının Sahipleri

Bekir Hazar, Takvim Gazetesi’nde 7 Ekim 2016 tarihinde yayınlanan “Neden Yenibosna” başlıklı yazısında hata dizisine devam etmiş:

"Financial Times ve The Economist İngiltere'de yayınlanır. İkisi de Londra ve New York'u, piyasaları, ABD ve İngiliz Merkez Bankası'nı elinde tutan, Tel- Aviv'de İsrail devletini İngilizler'e gaz vererek kuran Rotschild ailesine aittir.."

Bekir Hazar Financial Times (FT) ve The Economist yayınlarının sahipleri konusunda yanlışa düşmüş.

FT’nin yeni sahibi Japon medya grubu Nikkei’dir. İngiliz medya grubu Pearson, Financial Times gazetesinin Japon medya grubu Nikkei’ye 844 milyon sterlin karşılığında 2015 yılı Temmuz ayında satmıştı.

The Economist’in ise A ve B tipi hisse yapısı var. A grubu hisseler Cadbury, Rothschild, Schroder ve diğer bazı aile gruplarınca kontrol edilmekte. Yani, the Economist tamamen Rotschild ailesine ait değil.