Yavuz Selim Demirağ, Adana Demirspor’un Disipline Sevk Gerekçesini Yanlış Aktarmış

Yavuz Selim Demirağ, Yeniçağ Gazetesi’nde 3 Kasım 2016 tarihinde yayınlanan “Cumhuriyet..” başlıklı yazısında, Adana Demirspor’un TFF tarafından disipline sevk gerekçesini yanlış aktarmış:

"Özdil o yazıyı kaleme aldığında Futbol Federasyonu, Ümraniyespor-Adana Demirspor maçında, Adanalı taraftarların İzmir Marşı'ndaki "Yaşa Mustafa Kemal Paşa, çok yaşa" mısralarını seslendirdiği için "çirkin ve kötü tezahürat" iddiası ile disiplin kuruluna sevk edildiğini bilse daha neler eklerdi neler. Söz konusu Cumhuriyet değerleri olunca "Adam " gibi yazan ve "Adam"larla beraber "Kadın"ları yazan Yılmaz'ın mutlaka Futbol Federasyonu ve Başkanı ile ilgili çatala çakacağı yazıyı bekliyorum. Ancak bu kararın altında imzası bulunanların ömürleri boyunca kaç maça gittiğini merak ediyorum. Kaldı ki Adana Demirspor tarihini hiç bilmediklerinden eminim. Demirspor, aşamada "Devrimciler"in, işçilerin takımıdır. Şimdiki kulüp başkanı da ülkücüdür. Küba'daki işçilerin takımı ile kardeştir. Adana Demirspor aynı zamanda Cumhuriyetin kazanımlarının, "On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan" diyen 'Onuncu Yıl Marşı'ndaki "Demirağlarla ördük anayurdu dört baştan" diyenlerin takımıdır. Demiryolu işçileri ve çalışanlarının takımının Onuncu Yıl Marşıyla beraber İzmir Marşını okuması kadar doğal ne olabilir. Teröristbaşı lehine slogan atan takımları disiplin kuruluna sevk edemeyen federasyon, bakıyorum da Cumhuriyete takmış kafayı, Atatürkçüleri hedef almaya kalkışıyor. AKP hükümetine yaranmak için atmadıkları takla kalmadı. Bu aptal karar ile AKP'lilerin gözlerine gireceklerini sanıyorlarsa yanılıyorlar. Çünkü halkın gözünden çoktan düştüler."

Adana Demirspor’un 30 Ekim 2016’da Ümraniyespor ile deplasmanda yaptığı maç sırasında, Demirspor taraftarının İzmir Marşı okuması üzerine, takım disipline sevk edildiği iddia edilmişti. Ancak, İddianın doğruyu yansıtmadığı teyit.org tarafından ortaya konmuştu. Detaylandıralım:

Türkiye Futbol Federasyonu’nun (TFF) resmi sitesinde yayınlanan 01.11.2016 tarihli disiplin sevkleri listesinde Ümraniyespor – Adana Demirspor karşılaşmasının ardından Adana Demirspor’un disipline sevk gerekçesi şöyle açıklanmıştı:

7- ADANA DEMİRSPOR Kulübü’nün 30.10.2016 tarihinde oynanan ÜMRANİYESPOR-ADANA DEMİRSPOR TFF 1. Lig müsabakasındaki “çirkin ve kötü tezahüratı” nedeniyle Futbol Disiplin Talimatı’nın 53. maddeleri uyarınca PFDK’ya sevkine karar verilmiştir.

İlgili açıklamada yer alan “çirkin ve kötü tezahürat” ibaresinin İzmir Marşı’nı ve “Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa” tezahüratını ima ettiği iddia edilse de Adana Demirspor’a 1 Kasım 2016’da disiplin sevki ile ilgili TFF’nin gönderdiği belgede “çirkin ve kötü tezahürat”tan kastın “küfürlü tezahürat” olduğu belirtiliyor.

TFF’nin 2 Kasım 2016 günü yaptığı açıklamada iddiaları yalanlamıştı:

“Disiplin sevk işleminin bir basın organı ve sosyal medya mecralarında iddia edildiği gibi “Adana Demirspor taraftarlarının hep bir ağızdan İzmir Marşı okuması ve taraftarların ‘Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa’ tezahüratı yapması” ile kesinlikle bir ilgisi bulunmamaktadır.”

Kaynak: Teyit.org’un “Adana Demirspor’un disipline sevk gerekçesi İzmir Marşı değil” başlıklı doğrulaması

İbrahim Bektaş, ABD Başkanlarının Hepsinin Kilisede ya da Havrada Yemin Ettiğini Sanıyor

İbrahim Bektaş, Yeni Akit Gazetesi’nde 4 Kasım 2016 günü yayınlanan “Aşağısı (!) Hillary, yukarısı (!) Trump!” başlıklı yazısında ABD Başkanlarının yemin törenlerine ilişkin yanlış bir ifade kullanmış:

"ABD’nin son iki, Dünya’nın ise son bir yıldır odaklandığı başkanlık seçimleri, nihayet 8 Kasım’da yapılacak. Yeni başkan görevine 20 Ocak 2017’de muhtemelen kilise (ve havrada), papaz (ve hahamların) önünde İncil (ve Tevrat’a) yemin ederek başlayacak. Havra’da yemin etmeyen tek Başkan’ın başına neler geldiğini merak edenlerimiz araştırsın. Bizdeki cami, imam ve Kur’an düşmanlarının kulakları çınlasın."

Başkanlık seçimlerinin ardından yeni ABD Başkanı, ABD Anayasasının 2. maddesi 1. fıkrası uyarınca ofisine girmeden “ABD Başkanı olarak görevimi, sadakatle yerine getireceğime ve elimden geldiği ölçüde ABD anayasasını muhafaza edeceğime, koruyacağıma ve savunacağıma and içerim” sözlerini belirterek yemin etmek zorundadır.

Beyaz SarayABD Anayasasındaki Başkanlık yemin törenine ilişkin hüküm tam olarak şu şekildedir: “Before he enter on the Execution of his Office, he shall take the following Oath or Affirmation:—”I do solemnly swear (or affirm) that I will faithfully execute the Office of President of the United States, and will to the best of my ability, preserve, protect and defend the Constitution of the United States”

Bu yeminin gerçekleşeceği yere ilişkin herhangi bir hüküm ya da mevzuat maddesi bulunmamaktadır. Başkanın, ofisine adım atmadan önce herhangi bir yerde yemin metnini şahitler huzurunda okuması yeterlidir.

Günümüze değin neredeyse ABD Başkanlarının tamamının yemin töreni ABD Kongre Binasında gerçekleşmiştir. Bu durum da yerleşmiş bir teamül halini almıştır.

Yemin merasiminin sabahında programa kilise ziyaretiyle başlamak da başka bir teamüldür. Ancak, Başkanlar yeminlerini kilisede değil, Kongre binasında ya da Beyaz Saray’da yapmışlardır.

Açılış Günü (Inauguration Day) olarak kabul edilen 20 Ocak 2017’de görevi devralacak olan ABD Başkanı (Trump ya da Clinton) yeminini kilisede ya da havranın yanı sıra uygun göreceği başka herhangi bir yerde yapabilecektir. Havra’da yemin etmeyen başkan olmadığı iddiası da asılsızdır (ABD Başkanlarının yemin töreni mekanları için bkz).

Havra’da yemin etmeyen başkandan kastının kim olduğu aşikar değil İbrahim Bektaş’ın.

Ancak, yeminini kilise ya da havrada yapmayan başkanın akıbeti ile ilgili ifadesinden, kastının Barrack Obama olmadığı anlaşılıyor. Dolayısıyla, “kilise ve havrada yemin etmeyenin başına bir şeyler geliyor” iddiası askıya düşüyor.

ABD’nin yakında görev süresi dolacak Başkanı Obama’nın 2009 ve 2013 yıllarındaki yemin törenleri kilise ya da havrada yapılmamıştı.

Obama’nın 2013 yılındaki yemin merasim akışına göz atmak Bektaş’ın iddiasının yanlış olduğunu gözler önüne serer:

– Tören programı sabah erkenden Vaşington’daki bir kiliseye gitmeleri ile başladı.

– Akabinde, Başkan ve ailesi ABD Kongresine geçer. Resmi yemin töreni Kongre’de gerçekleşti.

– Kongre binasının balkonunda (açılış duasının ardından) Yüksek Mahkeme başyargıcı John Roberts’in gözetiminde, ABD’nin 19. yüzyılda iç savaş dönemindeki başkanı olan ve köleliği kaldıran Abraham Lincoln’a ait İncil’in üzerine el basarak yemin edildi. Bir papaz da kapanış duasını yaptı. (Barack Obama’nın 2. Başkanlık Döneminde görevi devraldığı gün (Ocak ayının 3. haftasına tekabül edip) ABD’nin tatil günü olan Martin Luther Gününe denk geldiği için Beyaz Saray’da yemin eder, hemen ertesi gün ise kamuya açık bir yemin töreni ABD Kongresi’nde gerçekleşir.

ABD Başkanları bu yemin törenine ilaveten, gidip gizli saklı şekilde kilisede ya da havrada yemin ediyorlar mıdır bilemiyoruz (Kamuya açık programda böyle bir unsur yok). İbrahim Bektaş da bilmiyor tabiki. Kronik köşe yazarı hastalığı olan “sallama”dan muzdarip olması nedeniyle afaki konuşmuş.

Deniz Gökçe ve Devlet İstatistik Enstitüsü

Deniz Gökçe, Akşam Gazetesi’nde 3 Kasım 2016 günü yayınlanan “Döviz Harcamasına Dikkat Etmeliyiz” başlıklı yazısında Türkiye İstatistik Kurumunun eski ismini kullanmış:

"Devlet İstatistik Kurumu ülkemizde en iyi çalışan kamu birimlerinden biridir. DİE 31 Ekim tarihinde iki adet güncel ve önemli haber bülteni yayınladı."

Bahsettiği kurumun güncel doğru adı: Türkiye İstatistik Kurumu, kısaca TUİK.

Eski adı ise Devlet İstatistik Enstitüsü, yani kısaca DİE idi.

Deniz Gökçe biraz nostalji yapmış.

Güngör Mengi ve Onur YASER Can

Güngör Mengi, Vatan Gazetesi’nde 4 Kasım 2016 günü yayınlanan “Adaleti bulmak zorundayız” başlıklı yazısında İstanbul’da 4 yıl önce esrar satın aldığı iddiasıyla götürüldüğü İstanbul Narkotik Şube Müdürlüğü’nde işkenceye maruz kaldığı için intihar eden ODTÜ Mimarlık Fakültesi mezunu Onur Yaser Can’ın ismini “Onur Yaşar Can” şeklinde yanlış aktarmış:

"Gözaltına alınıp işkence gördüğü söylenen ODTÜ’lü mimar Onur Yaşar Can polis tarafından tekrar çağrılınca intihar etmiş, annesi de bu acıya dayanamayarak canına kıymıştı."

Yavuz Bahadıroğlu ve Diplomat Marsigli Yanılgısı

Yavuz Bahadıroğlu, Yeni Akit Gazetesi’nde 2 Kasım 2016 günü yayınlanan “Osmanlı Demokrasisi” başlıklı yazısında İtalyan Diplomat Luigi Ferdinando Marsigli hakkında birkaç yanlışa düşmüş:

"Türk-İslâm düşmanı İngiliz diplomat Marsigli, 1732’de La Haye’de yayınladığı hatıratının birinci cildinin 28-29. sayfalarında Osmanlı devlet sistemini şöyle anlatıyor"

İngiliz değil İtalyan‘dır.

İlaveten, Marsigli, 1730 yılında vefat etmiştir. Dolayısıyla, 1730 yılında vefat ettikten 2 yıl sonra 1732 yılında hatırat yayınlaması beklenemez (Vefatının ardından Stato Militare dell’Impero Ottomano adlı eseri başkalarınca yayınlanmıştır).

12 Ağustos 2015 tarihli “Vakıf devlet, vakıf millet ve Osmanlı demokrasisi” başlıklı yazısında ise Marsigli’nin ismi ile ilgili bir karışıklık oluşturmuş:

"Bunların arasında özellkle diplomat Comte de Marsigli’nin tespitleri dikkate değer, çünkü Marsigli bir İslam-Türk düşmanıdır."

Diplomatın adı Comte de Marsigli değildir. Luigi Ferdinando Marsigli‘dir. Fransızca Kont ünvanı eklenerek “Count de Marsigli” olarak da adlandırıldığı vakidir. Ancak, İngiliz olduğunu iddia ettiği aslen İtalyan olan Marsigli’yi Fransızca bir hitap üzerinden adlandırması da ilginçtir.

Uğur Gürses, Yatırım Yapılabilir Kredi Notu Veren Diğer Kuruluşu Göz Ardı Etmiş

Uğur Gürses, Hürriyet Gazetesi’nde 2 Kasım 2016 günü yayınlanan “OHAL’de indirim” başlıklı yazısında, ülkemize yatırım yapılabilir kredi notu veren tek kuruluş kaldığını iddia etme hatasına düşmüş:

"Tüm bu olan bitenden en başta ekonomi yönetiminin endişeleniyor olması gerekirdi. Çünkü bu haliyle gidişat; Türkiye'nin zaten askıda olan tek yatırım sınıfı kredi notunun düşüşüne yakınlaştırıyor."

Uğur Gürses’in yatırım sınıfı kredi notu veren tek kuruluştan kastı Fitch Ratings.

Ancak halihazırda, Fitch’e ilaveten yatırım yapılabilir sınıfta (BBB- ve üzeri) kredi notu veren bir kuruluş daha var: Japan Credit Rating Agency (JCR).

JCR, 7 Ekim 2016 tarihinde ülkemizin yatırım yapılabilir kredi notunu teyit etmişti.

Ezcümle, yatırım sınıfı kredi notu veren 2 kuruluş var şu an, 1 değil.

Uğur Bey, 3 büyük kredi derecelendirme kuruluşu arasında yatırım yapılabilir kredi notu veren tek kuruluş kaldığını iddia etseydi, gayet yerinde bir tespit olacaktı. JCR de ABD’nin Securities and Exchange Commission (SEC) kurumu tarafından `Nationally Recognized Statistical Rating Organization` (NRSRO) olarak tanınmaktadır.

H. Hümeyra Şahin ve Hz. Muhammed’i Konu Edinen Filmler

H. Hümeyra Şahin, Akşam Gazetesi’nde 1 Kasım 2016 günü yayınlanan “İzlemeden Hz. Muhammed Filmi Vesilesiyle” başlıklı yazısında, Hz. Muhammed’i (sas) anlatan sadece bir (rakam ile 1) film olduğunu iddia etmiş ve yanılmış:

"Hz. Peygamber ile ilgili film yapmak hiç de kolay bir iş değil. Kaldı ki, bir de ‘kırmızı çizgiler’i koruma hassasiyeti olunca iş büsbütün zorlaşıyor. Hz. İsa ile ilgili yaklaşık 250, Hz. Musa ile 120, diğer peygamberlerle ilgili 80 civarında yapımdan söz edilirken, Peygamber Efendimizi anlatan sadece tek bir film var; Çağrı… Oysa çağın etkili aracı sinema, Tarkovski’nin göstererek değil, hissettirerek yakaladığı sinema dili ile neden etkin biçimde kullanılmasın."

1976 yapımı Çağrı (The Message), Hz. Peygamber’in yaşamını konu edinen tek film değildir.

Akla gelen diğer örnekler:

Hz. Muhammed’i konu edinen filmlere ilişkin ilave liste için Vikipedinin, aşağıda detayları aktarılan ilgili sayfası ziyaret edilebilir:

Date Production company Title Country of origin References
September 3, 1977 Moustapha Akkad The Message (or Mohammad, Messenger of God)  UK  USA [10][11]
[12][13]
[14][15]
November 14, 2004 Fine Media Group Muhammad: The Last Prophet  USA [16][17]
[18][19]
[20][21]
December 17, 2002 PBS Muhammad: Legacy of a Prophet  USA [22][23]
[24][25]
[26][27]
[28]
Unknown History Channel Muhammad: Biography  UK [29][30]
2000
March 5, 2005
PBS Islam: Empire of Faith  USA [31]
[32][33]
[34]
March 12, 2002 Mpi Home Video Story of Islam  USA [35]
September 25, 2006 Quantum Leaps; EDS Understanding Islam – The Signs Of The Last Day  Turkey [36]
2005 BBC (BBC Four) An Islamic History of Europe  UK [37][38]
[39]
May 2, 2004 BBC A Muslim In The Family  UK [40][41]
[42][43]
Unknown BBC The Smell of Paradise  UK [44]
Unknown Unknown Why Did We Choose Islam – The Enlightenment
October 21, 2004 National Geographic Inside Mecca  USA [45]
Unknown BBC Me and the Mosque
March 2, 2006 Towers Productions Secrets of the Koran – Decoding the Past  USA [46]
Unknown Unknown Muhammad: A Mercy to Mankind [47]
July 18, 2011
July 25, 2011
August 1, 2011
BBC (BBC Two) The Life of Muhammad  UK [48]
March 2015 Nurtaban Film Industry Muhammad  Iran [49]

Halime Gürbüz ve Kopyala-Yapıştır Köşe Yazıları

Eski köşe yazılarını tekrar yayına sürmek, bazı köşe yazarlarımızın hastalığı…

Halime Gürbüz, bu aralar pek meşgul olacak ki, arşivdeki yazılarını (varsa) okuyucularına ve gazete sahiplerine yutturmayı sürdürüyor.

Nitekim, Türkiye Gazetesi’nde 1 Kasım 2016 günü  yayınlanan “El elden üstündür” başlıklı yazısı aslında 24 Haziran 2016 tarihli “Biz kadınlar” başlıklı yazısının aynısından başka bir şey değil.

Necmettin Batırel, George Friedman’ın Stratfor’dan Ayrıldığının Farkında Değil

Necmettin Batırel, Türkiye Gazetesi’nde 1 Kasım 2016 günü yayınlanan “Gerçek Süper Güç” başlıklı yazısında (köşe yazarlarının “gölge CIA” Stratfor ezberlerini tekrarlayarak) George Friedman’ın Stratfor’un başında olduğunu iddia etme gafletine düşmüş:

"ABD'de 'Gölge CIA' olarak bilinen Stratfor düşünce kuruluşunun başındaki George Friedman, "Önümüzdeki 100 Yıl" adını verdiği kitabında Türkiye'yi geleceğin süper güçleri arasında sayıyor. Türkiye ile Japonya'nın liderlik yapacağı ülkelerin ABD ile savaşacağını ileri sürüyor. Amerikan İstihbarat Ajansı CIA'ya yakınlığı nedeniyle "Gölge CIA" olarak bilinen Stratfor'un sahibi, ünlü stratejist George Friedman, önümüzdeki yüzyılın sonlarında Çin ve Rusya gibi ülkelerin gerileyip yerlerini Türkiye, Japonya, Meksika ve Polonya gibi yeni dünya güçlerine bırakacağını öngörüyor. Friedman, "Next 100 Years: A Forecast for the 21'st Century" (Önümüzdeki 100 Yıl: 21'inci Yüzyıl İçin Öngörüler) adlı yeni kitabında şu tahminlerde bulunuyor: Rusya ve Çin gibi güçler için önümüzdeki yüzyılda endişelenmeye gerek yok. Bu ülkeler komünizme benzer çöküş yaşayacak. Rusça veya Çinceyi bırakın, Türkçe, Japonca, Polonya ve Meksika dillerini öğrenmeye bakın. Gelecek yüzyılın süper güçleri Çin ve Rusya değil; Türkiye, Japonya, Meksika ve Polonya olacak. Türkiye'nin dünyadaki siyasi etkisi 2050 yılında Osmanlı haritasını andıran bir görüntü oluşturacak... ABD'nin neden Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki operasyonlarını derinleştirmesini istemediğini şimdi anladınız mı?"

Metin tekrarlar içeriyor. Necmettin Batırel, yazısını yazdıktan sonra tekrar okumuyor galiba.

Gelelim esas noktaya: George Friedman Stratfor’dan 15 Mayıs 2015’te ayrıldı. Dolayısıyla, Stratfor’un başında değil. Kurduğu Geopolitical Futures adlı kuruluşun başında.

George Friedman, Stratfor’dan ayrıldığını bir mektupla kamuoyuna çok önceleri paylaşmıştı.

Mektubundan aşağıdaki bölüm gerekli açıklamayı içeriyor:

“Since we started Geopolitical Futures, there has been some confusion regarding my role with this new company as opposed to my role with Stratfor. I’m writing today to clear up any confusion that may still exist.

I am no longer with Stratfor. I resigned as Chairman and Chief Intelligence Officer of Stratfor on May 15, 2015. After opening our doors for business in December last year, Geopolitical Futures has become the only direct place through which you are able to find my current and future work.”

Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci, TBMM’nin Misak-ı Milli’ye Atıf Yapmadığını İddia Etmiş

Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci, Türkiye Gazetesi’nde 31 Ekim 2016 günü yayınlanan “Hazırlayanların eliyle ihlâl edilen sulh programı MİSÂK-I MİLLÎ EFSÂNESİ” başlıklı yazısında TBMM’nin Misak-ı Milli’yi sahiplenmediğini; hatta hiç atıf yapmadığını iddia etme hatasına düşmüş:

"Misâk-ı Millî, zamanın icaplarına göre hazırlanmış pragmatik bir metindir. Ankara, bunu sahiplenmemiş; mecliste kendisine atıf bile yapılmamıştır. Üstelik hemen her maddesini bizzat ihlâl etmiştir."

Misak-ı Milli, I. Meclis’in gündeminden ve kalbinden tamamen çıkmamıştır. Ankara’nın Misak-ı Milli’yi sahiplenmediği ve Meclis’te bu anda ilişkin hiçbir atıf yapılmadığı iddiası ise yersizdir.

TBMM 1. Döneminde İcra Heyetinin Programının ele alındığı 9 Mayıs 1920 tarihli oturumun zabıtları incelendiğinde Prof. Ekinci’nin yetersiz araştırmanın kurbanı olduğu görülür.

9 Mayıs 1920 tarihli oturumun zabıtlarındaki Misak-ı Milli atfı şu şekilde:

“Bu cidalde en büyük silâhımız milletin istiklâline matuf olan hakkı meşruu tabiîsini müdafaa emrindeki azim ve sebatıdır ve bu azmü sebatın tecelligâhı da Meclisi Âlinizdir. Siyaseti hariciyemizde istihdaf ettiğimiz maksat, bugün payitahtımızı esaret ve tahakküm altında bulunduran Devletleri evvelce İstanbul’da inikadetmiş olan son Meclisi Mebusanın müttefikan tanzim ve tesbit ettiği ahd ve misakı millî dairesinde istiklâlimize hürmetkar kılmaktır.”  

Daha kapsamlı bir araştırma ile birçok örnek bulunabilir. Bu araştırma faslını, yukarıdaki örnekten sonra Sayın Profesöre bırakmak gerek.