Rahmi Turan ve Lloyd George’un Atatürk Hakkındaki Sözü

Rahmi Turan, Sözcü Gazetesi’nde 10 Kasım 2016 tarihinde yayınlanan “10 Kasım mektubu!” başlıklı köşe yazısında, Lloyd George’un Atatürk hakkında söylediği iddia edilen bir vecizeyi paylaşmış:

- Lloyd George (İngiltere Başbakanı) 
"Arkadaşlar, yüzyıllar nadir olarak dahi yetiştirir. Şu talihsizliğimize bakın ki, o büyük dahi, çağımızda Türk Milleti'ne nasip oldu. Anadolu'da karşımıza o çıktı. Mustafa Kemal'in dehasına karşı elden ne gelirdi? Ona yenildik!" 
(İngiltere Başbakanı Meclis'teki bu konuşmasından sonra 19 Ekim 1922'de istifa etmiştir).

Bu iddiayı daha önce “Lloyd George’un Mustafa Kemal Hakkındaki Sözü ve Köşe Yazarlarımız” başlıklı ihtisabımızda ele almıştık. Tekrar aktaralım:

1916-1922 yılları arasında İngiliz Hükümetinde Başbakanlık görevini üstlenmiş olan Lloyd George’un Mustafa Kemal Atatürk hakkında “İnsanlık tarihi birkaç yüzyılda bir dahi yetiştirebiliyor. Şu talihsizliğimize bakınız ki Küçük Asya’da çıktı. Hem de bize karşı.. Elden ne gelebilirdi?” vecizesini söylediği sanal alemde bazı kaynaklarda dile getirilmektedir. Bazıları anılan vecizenin Lloyd George’un anılarında geçtiğini, bazılarıysa Lloyd George’un bir konuşmada bu sözü söylediğini belirtmektedir.

Rahmi Turan, belki bu konuda bir ilke imza atarak, Lloyd George’un bu sözü Meclis’teki konuşmasında söylediğini iddia etmiş. İnternet kaynaklarında yer alan söze de baya ekleme yapmış. Ancak, ne yaptığı eklemeler ne de vecizenin söylendiğini iddia ettiği yer gerçeği yansıtmamakta.

Öncelikle, bu sözün gerçekten Lloyd George tarafından söylendiğini belirten sağlam bir kanıt ya da kaynak bulunmamaktadır (Bilen söylesin).

Lloyd George’un I. Dünya Savaşı’ndan anılarını bir araya getirdiği “War Memoirs of David Lloyd George” adlı kitapta (1. ve 2. ciltlerinde) bu yönde bir söz yer almamaktadır. Yazılı ve sözlü güvenilir hiçbir kaynakta da Lloyd George’un bu sözü bir konuşmasında dile getirdiğine dair bir işarete rastgelinememiştir.

İlber Ortaylı’nın “Yakın Tarihin Gerçekleri” adlı kitabında  (sf. 106), bu sözün doğruluğunun belgelenemediğini belirtilmektedir.

Wikiquotes adlı sitede de, bahse konu sözün 1994 yılında çekilen Kurtuluş adlı filmde geçtiği ifade edilerek “kaynağı belli değil” şeklinde belirtilmektedir.

Bekir Hazar Obama’nın Nobel Barış Ödülünü Aldığı Tarihi Yanlış Aktarmış

Bekir Hazar, Takvim Gazetesi’nde 10 Kasım 2016 günü yayınlanan “Yelpaze sallıyorlar” başlıklı yazısında ABD Başkanı Obama’nın Nobel Barış Ödülünü aldığı tarihi yanlış aktarmış:

"O Obama ki, CHANGE-DEĞİŞİM sloganıyla 2008 seçimini alıp daha resmen başkan olmadan, Nobel Barış Ödülü kazanmıştı. Ama fos ve silik bir adam çıktı. Vaadlerini yerine getiremeyen aciz başkan olarak tarihe geçti.."

Barrack Obama, ABD Başkanlık görevini 20 Ocak 2009 tarihinde üstlenmişti.

Nobel Ödül Kurulu ise Başkan Obama’ya 2009 Nobel Barış Ödülünü sunacağını 9 Ekim 2009 tarihinde duyurmuştu.

Yani, Obama Beyaz Saray’da başkanlık koltuğuna oturduktan 9 ay sonra Nobel Barış Ödülünü almıştı.

Nobel_Prize

Engin Ardıç Kömür İthalinin Devam Ettiğinin Farkında Değil

Engin Ardıç, 9 Kasım 2016 günü Sabah Gazetesi’nde yayınlanan “Fiyakası olmayan yazı” başlıklı yazısında, kömür ithalinin sona erdiğini iddia ederek fiyakasını (!) bozmuş:

"Kömür ithalatı bitti, kendi kömürümüzü yakıyoruz."

Montel’de yayınlanan ve IHS’nin raporuna göre 2016 yılının ilk 8 ayında kömür ithalatımız, 22,7 milyon ton civarındadır.

Enerji Bakanlığı verilerine göre ise 2016 yılı Haziran ayı sonu itibariyle ülkemizin ithal kömüre dayalı santral kurulu gücü 6.780 MW (toplam kurulu gücün %8,9’i) şeklindedir.

Yani, ithal kömür kullanmaya devam ediyoruz. İthal kömürün ek mali yükümlülüğü ton başına 15 dolardan 70 dolara yükseltildi. Ancak, kömür ithali bitmedi. Bitmesi dileğiyle…

Ertuğrul Özkök ve Türkiye’nin En Büyük Köprüsü

Ertuğrul Özkök, Hürriyet Gazetesi’nde 8 Kasım 2016 günü yayınlanan “Kafamı iyice karıştıran o tutanağı açıklıyorum” başlıklı yazısında eski adıyla Boğaziçi, yeni adıyla 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nün ülkemizin en büyük köprüsü olduğunu iddia etme hatasında bulunmuş:

"Çünkü, o 241 insanın adı, ülkenin en büyük köprüsüne verildi."

Büyüklüğü neye göre tanımlamış Ertuğrul Özkök yazısında belirtmemiş; ancak, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, nam-ı diğer 3. köprü, genişlik, yükseklik ve uzunluk açılarından 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nden daha üstündür.

Savaş Süzal, IMF Raporu ve Notu Arasındaki Farkı Ayırt Edememiş

Savaş Süzal, Yeniçağ Gazetesi’nde 8 Kasım 2016 günü yayınlanan “Bu hafta yeni ABD Başkanı’nı tanıyacağız” başlıklı köşesinde geçtiğimiz hafta yayımlanan IMF değerlendirme notunu, IMF raporu sanarak yanılmış:

"Yalnız herkes Türk ekonomisindeki fırtına bulutlarının farkında değil. Biliyorsunuz, Uluslararası Para Fonu IMF'den bir heyet Türkiye'de dördüncü madde için incelemeler yapmıştı. Yayınlanan rapor tüyler ürpertici. Orada çok sayıda uyarı ve çağrı var ve muhtemel senaryolar da. Ancak tahminlerin doğruluğu Amerikan dolarında son günlerde yaşanan hızlı tırmanışla da kanıtlanıyor. Ama ben bu durumu elde kalan orta sınıfın pek de önemsediğini sanmıyorum. Özetle bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete."

Halihazırda, IMF tarafından son Türkiye ziyaretine ilişkin Madde IV Raporu olarak adlandırılan uzman raporu yayımlanmamıştır. Madde IV görüşmeleri olarak adlandırılan ziyaret kapsamında heyetin ön değerlendirmelerini içeren görece kısa (3 sayfalık) bir metin (concluding statement) yayımlanmıştır. IMF raporları, resmi rapor niteliği taşımayan ve ön bulgulara dayalı olan heyetin görüşlerini içeren 3 sayfalık nottan daha kapsamlı bir içeriğe sahiptir. Notun başlığı (“Turkey: Concluding Statement of the 2017 Article IV Mission”), yayımlananın rapor olmadığını teyit etmektedir.

uluslararası para fonu logo

Bülent Erandaç, Rothschild Ailesinin İsmini Yanlış Aktarmış

Bülent Erandaç, Takvim Gazetesi’nde 8 Kasım 2016 günü yayınlanan “Derin Amerika” başlıklı yazısında, diline doladığı Rotschild ailesinin ismini doğru aktaramamış:

"CFR'YE BAKINCA, BAŞKAN'IN KİM OLACAĞI BELLİ. 25 AİLE, dünyayı idare edecek mekanizmaları çalıştırır. 2 Rock yani TAŞ, Rockefeller ve Rockshilds en çok tanınan meşhur BARONLARDIR."

Hataları basitçe aktaralım:

1. İngilizce dilbilgisi: “2 rock” değil, 2 rocks

2. Rockshilds ailesi şeklinde Erandaç’ın aktardığı gibi bir aile yok. Doğrusu: Rothschild’dir.

3. “Rockfeller + Rothschild” ≠ 2 rocks

H. Hümeyra Şahin ve Hz. Muhammed’i Konu Edinen Filmler

H. Hümeyra Şahin, Akşam Gazetesi’nde 8 Kasım 2016 tarihinde yayınlanan “Allah’ın Elçisi filmi üzerine” başlıklı yazısında, Hz. Peygamber ile ilgili sadece Çağrı filminin çekildiği iddiasıyla 1 Kasım 2016 günü yayınlanan “İzlemeden Hz. Muhammed Filmi Vesilesiyle” başlıklı yazısındaki hatasını tekrarlamış:

"Her ne kadar Hz. Peygamber ile ilgili, belli başlı prodüksiyon olarak şimdiye kadar sadece Çağrı filmi yapılabilmiş olsa da, Mecidi'nin filmiyle artık sinemanın şekillendirdiği Peygamber algısı konusunda da yeni bir sayfa açılmıştır."

Daha önce değinmiştik; ancak, tekrar etmekte fayda var: 1976 yapımı Çağrı (The Message), Hz. Peygamber’in yaşamını konu edinen tek film değildir (Örneğin, bkz: 1976 yapımı “Al-risâlah“).

Hz. Muhammed’in hayatını konu edinen yapımlara ilişkin ilave liste için Vikipedinin ilgili sayfası ziyaret edilebilir.

Hilal Kaplan ve Clinton’ın E-Posta Skandalını Araştıran FBI Ajanının Ölüm Hikayesi

Hilal Kaplan, Sabah Gazetesi’nde 8 Kasım 2016 tarihinde yayınlanan “Bir daha ‘seviyesizlik’ten bahseden olursa…” başlıklı yazısında Hillary Clinton’ın özel e-posta sunucusunu araştıran FBI ajanı Michael Brown’ın ölümüne ilişkin asılsız haberi “gerçek” addederek yorum yapma hatasında bulunmuş:

""Kan döküldü" dememizin sebebi de, son sızıntıdan sorumlu olduğu düşünülen FBI ajanı Michael Brown'la ilgili. Cumartesi gecesi, Brown'ın evinin alevler içinde olduğunu gören komşularının ihbarıyla eve gelen yetkililer, karısının bir kurşunla öldürüldüğünü ve Brown'ın da kafasına sıkarak intihar ettiğini açıkladılar. Şimdilik küçük birkaç 'komplocu' site hariç kimse açıkça olayı Clinton'larla ilişkilendirmeye cesaret edemiyor. Ancak Clinton hakkında soruşturma açılmasından günler sonra gerçekleşen bu 'intiharcinayet' kombinasyonunun uyandırdığı soru işaretleri belli."

ABD Başkan adayı Hillary Clinton’ın e-posta sızıntısı ile ilgili FBI soruşturmasını yürüten FBI ajanı Michael Brown’ın eşi Susan Brown’ı öldürüp evini ateşe verip silahla intihar ettiğine ilişkin bazı haberler yayıldı.

Hilal Kaplan’ın köşesinde yer verdiği bu iddia gerçeklik taşımıyor.

Söz konusu iddianın gerçeği yansıtmadığı Teyit.org ve Snopes.com tarafından ortaya konmuştu.

Bahse konu sitelerin analizinde dile getirildiği üzere,

  • FBI ajanı olduğu söylenen Michael Brown ile ilgili bu hikayenin kaynağı The Denver Guardian isimli, yerel bir gazetenin internet haber sitesiymiş gibi davranan bir web sitesi.
  • Clinton maillerinin sızıntısından sorumlu olduğu iddia edilen FBI ajanının eşini öldürdükten sonra intihar ettiği iddialarını yayınlayan ilk internet sitesi olan The Denver Guardian,  çalışmayan linkler ve yanlış sokak adresleriyle dolu, tamamen tık çekmek üzere hazırlanmış bir haber sitesi.

hilal-kaplan_clinton-fbi-mail-skandali

Can Ataklı, S&P’nin Kredi Notu Açıklamasını Yanlış Değerlendirmiş

Can Ataklı, Sözcü Gazetesi’nde 7 Kasım 2016 günü yayınlanan “En önemli soru; darbe bilindiği halde o kadar insan niye öldü?” başlıklı yazısında, kredi derecelendirme kuruluşu S&P’nin geçtiğimiz günlerde yaptığı kredi notu değerlendirmesini yanlış anlamış ve S&P’nin değerlendirmesinin kredi notumuzun arttığı anlamına gelebileceğini iddia etmiş. Ancak, durum tam olarak öyle değil:

"Dinci faişst darbe girişiminin hemen ardından Standard and Poor's değerlendirme kuruluşu Türkiye'nin kredi notunu düşürmüştü. BB+'dan BB-'ye düşmüştük. Durağan olan durumumuz da riskliye dönüşmüştü.

S&P'nin bu kadarı iktidar tarafından öfkeyle karşılanmıştı. Cumhurbaşkanı defalarca bu kuruluşa arşı ağır sözler etmiş "Biz bunların nasıl parayla kredi notu dağıttığını biliyoruz. Onların kararı vız gelir tırıs gider, biz yolumuza bakarız" demişti. 

S&P geçen hafta Türkiye'nin notundaki eksiyi kaldırdı ve durumumuzu da "durağan"a getirdi yine. Çok harika bir şey olmasa da buna "notumuz arttı" diyebiliriz. Ancak bakıyorum da bir süre önce ateş püskürenlerde hiç ses yok.

Eğer gerçekten Cumhurbaşkanı'nın dediği gibi S&P kredi notunu "para alarak" artırıyorsa ve yine bu kez "başkalarından para alarak" düşürüyorsa, Türkiye için verilen son kararda hangisi geçerli? TÜrkiye notunun biraz yükselmesi için para mı verdi?"

Standard & Poor’s (S&P) 4 Kasım 2016 günkü basın açıklamasında,  yerel ya da yabancı para birimi cinsinden kredi notumuzda bir artırıma gitmedi. Ülkemizin yerli ve yabancı para cinsinden verdiği mevcut not seviyelerini korudu; ancak, kredi notu görünümünü ‘negatif’ten, ‘durağan’a çevirdi.

Diğer kredi derecelendirme kuruluşları gibi S&P de değerlendirmelerinde, kredileri geri ödeme gücünü tespit için kendine has bir kredi notu skalası kullanmaktadır (detayları için bkz). Uzun ve kısa vadeli yerli ya da yabancı para cinsinden değerlendirmelerinde S&P, en az riskten en yüksek riske doğru ilerleyecek şekilde kredi notlarını AAA’dan D’ye doğru (AAA, AA, A, BBB, BB, B, CCC, CC, C, D) aşağıdaki tabloda yer aldığı şekilde verir. Değerlendirmede, BBB’nin altındaki notlar, yüksek riskli (spekülâtif/çöp) sayılır ve yatırım yapılabilir altı seviye olarak adlandırılır.

S&P’nin kredi notu değerlendirmesine bir de notların yanında yer alan + ve – işaretleri ile simgelenen kredi notu görünümleri eşlik eder. Kredi notunun (6 aydan 2 yıla değin uzanan süreçteki) potansiyel ilerleme patikasını işaret etmek üzere kredi notu görünüm değerlendirmesi yapar. Görünümün pozitif olması, kredi notunun artabileceğini, negatif olması kredi notunun düşebileceğini, durağan olması ise değişmeyebileceğini işaret eder.

S&P’nin Türkiye’ye ilişkin son değerlendirmesi, kredi notunun sabit kalması yatırım ortamının risk seviyesinin değişmediğini; ancak, kredi notu görünümünün iyileştirilmesiyle (negatiften durağana çekmesiyle) kredi notumuzun ilerleyen süreçte aynı kalacağını işaret etmektedir. Kredi notu görünümümüzün negatif olarak kalması, notumuzun ilerleyen süreçte aşağı yönlü değerlendirmeye tabi tutulma olasılığını aktarmaktaydı.

Ezcümle, kredi notu artışı yok, sadece ileriye dönük değerlendirmenin yönüne dair bir işaret verilmiş durumda.

S&P Kredi Derecelendirme Skalası
Uzun Vadeli Kredi Notu Kısa Vadeli Kredi Notu

Değerlendirme

AAA A-1+ En yüksek dereceli
AA+ Yüksek dereceli
AA
AA-
A+ A-1 Üst orta sınıf
A
A- A-2
BBB+ Alt orta sınıf
BBB A-3
BBB-
BB+ B Yatırım yapılamaz, spekülatif
BB
BB-
B+ Son derece spekülatif
B
B-
CCC+ C Önemli riskler, büyük ölçüde spekülatif
CCC
CCC- Kurtarılması beklenen, iflasa yakın
CC
C
D / İflas

 

 

Süleyman Karagülle ile Altın

Süleyman Karagülle, Yeni Akit Gazetesi’nde 31 Ekim 2016 günü yayınlanan “Altın piyasası ve Türkiye ile Rusya’nın Anlaşması” başlıklı yazısında altının küresel finans ve ticaret sistemindeki rolünü olduğundan biraz fazla önemli göstermiş:

"Türkiye ve Rusya anlaştı, Ruble ve TL ile alışverişe başladılar."

Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi, Rusya ile ticarette ruble ve Türk lirasının kullanılması için merkez bankalarının görüştüğünü söylemişti. Bu konuda resmi bir anlaşma henüz imzalanmadı. Haliyle, bahse konu anlaşma kapsamında ruble ve Türk lirası ile alışveriş başlamadı. Bu noktada dikkat edilmesi gereken nokta, halihazırda Türk lirası ve ruble üzerinden alışverişin önünde bir engel olmadığıdır. Uluslararası ticarette yoğun olarak daha fazla istikrar sahibi olan ve daha yaygın kullanım alanı bulunan (başta ABD doları olmak üzere) rezerv paraların tercih ediliyor olması nedeniyle, kur riskini azaltmak isteyen ülkeler ve firmalar, yerel para birimlerinin ticarette daha fazla kullanımı için anlaşma zemini yoklarlar. Rusya ve Türkiye arasında dile getirilen anlaşma da, iki ülke arasında kullanılacak yerel para birimlerine ilişkin merkez bankaları arasında bir takas mekanizması tahsis edilmesidir.

"Rusya ayrı kur, Türkiye ayrı kur uyguluyor. Farklı kur olunca halk ticaret yapmasa da halkın elindeki altın duruma göre Rusya’dan Türkiye’ye veya Türkiye’den Rusya’ya akar. Halk altın yerine Ruble veya Türk Lirası’nı bulundurur. Dolayısıyla Rusya ve Türkiye Merkez Bankaları zamanla kurlarını eşitleme durumunda kalırlar."

Süleyman Karagülle, altının uluslararası ticaret ve para sistemindeki kullanımına ilişkin baya geride kalmış. Günümüzde ticaret işlemlerine ilişkin ödemelerde ya da rezerv para sisteminde altın karşılığı bulundurma ya da altınla ödeme yükümlülüğü bulunmamaktadır. Uluslararası rezervlerin ya da dolaşımdaki paranın altın rezervleri ya da hareketleri ile illiyet bağı ortadan kalkmıştır. Bretton Woods para sisteminin 1970li yılların başında çöküşünden bu yana durum bu şekilde işlemektedir.

dolar tl kuru

"Bunun anlamı şudur, Türkiye ve Rusya altın bakımından önemli birer ülke haline gelmişlerdir."

Malesef, Süleyman Bey’in aktardığı hususun, altın bakımından önemli ülke hale gelmekle ilgisi bulunmamaktadır.

"Merkez Bankaları Rubleyi ve TL’yi serbestçe çıkaracak ve gerekli politikayı aynen uygulayacaklardır."

Şu an merkez bankalarının kendi para birimlerini serbestçe çıkarmalarının önünde bir engel yoktur zaten.

"Altının değeri paranın günlük enflasyonunu bildirecektir."

Paranın günlük enflasyonu diye bir terim yoktur. Enflasyon, fiyatlar genel seviyesindeki yükselişi ifade eder. Para biriminin değeri, enflasyonu dolaylı yoldan etkiler; ancak, paranın değer hareketlerinden hareketle paranın enflasyonundan söz edilemez.

"ABD Merkez Bankası’nın bolca dolar rezervi olduğu için istediği zaman doları piyasaya sürüp altını çekecek, istediği zaman da aksini yapacak. Dolayısıyla altın ile oynayarak Türk ve Rus para ve ekonomisini bozmak isteyecek."

Yukarıda dile getirildiği üzere, rezerv para sisteminde altın karşılığı rezerv çıkarma/bulundurma zorunluluğu Bretton Woods sisteminin çöküşüyle ortadan kalktı. Uluslararası para akımlarında “altın karşılığı değer” bulundurmak eskisi kadar doğrudan etkili değil.

"Türkiye ve Rusya Merkez Bankaları paralarını dolardan ayırmışlardır."

Türkiye’de ve Rusya’da para birimlerinin ABD doları ile doğrudan bir bağı bulunmamaktadır. Çünkü, Türk lirası ve ruble serbest piyasada dalgalı kur üzerinden işlem görmektedir.

Ayrıca, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ve Rusya Merkez Bankası, rezervlerinin büyüklüğü ABD doları cinsinden yayınlar ve rezervlerinin büyük çoğunluğunu ABD doları cinsinden ABD Hazine tahvillerinde değerlendirir.

"Buraya kadar anlattıklarımı ekonomi kültürü olmayanlar zor anlarlar."

Yorum yok.