Melis Alphan İklim Değişikliğinin Yol Açacağı Sıcaklık Artışını Yanlış Aktarmış

Melis Alphan, Hürriyet Gazetesi’nde 17 Kasım 2016 günü yayınlanan “Konya’da buğdayın Uludağ’da kayağın Karadeniz’de hamsinin sonu gelebilir” başlıklı yazısında, diğer köşe yazarlarının klasik özelliklerinden birini sergileyerek uzmanı olmadığı bir konuya girmiş ve çok bariz bir hata yapmış:

"Ülkede yıllık ortalama sıcaklıklarda 2,5-4 derece düzeyinde artış görülecek, ülke yakın gelecekte daha sıcak, daha kurak ve yağışlar açısından daha belirsiz bir iklim yapısına sahip olacak."

Melis Hanım, iklim değişikliğinin etkileri nedeniyle ülkemizde yıllık ortalama 2,5-4 C derece sıcaklık artışı olacağını iddia etmiş. Ancak, bahsettiği ölçüde yıllık ortalama sıcaklık artışının nelere yol açabileceğini ve mümkünâtını düşünmemiş.

Karbondioksit emisyonlarının şu andaki artış hızıyla 2060 yılında ortalama sıcaklıklardaki artışın 4°C’yi bulacağı uyarısı yapılırken ve iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerini en aza indirmek için ortalama sıcaklıklardaki artışın azami 2°C ile sınırlanması gerektiği belirtilirken, yıllık 2,5-4 °C sıcaklık artışı beklemek de bir hayli ilginç ve temelsiz.

Ki Melis Alphan,  katılım sağladığı bu yıl Marakeş’te düzenlenen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansı’nın (COP) bir önceki toplantısında kabul edilen ünlü Paris Anlaşması‘nda, sanayi devrimi öncesine kıyasla ortalama yüzey sıcaklıklarındaki artışın 2°C ile sınırlandırılmasının ve 1.5°C’nin altında ısınmanın hedeflenmesinin belirtildiğini gözden kaçırmış. Küresel yüzey sıcaklığının, 1906 ile 2005 yılları arasında 0.74 °C yükseldiği gerçeğini de.

2011 yılında yayımlanan İklim Değişikliği Ulusal Eylem Planında, Türkiye’de yıllık ortalama sıcaklığın gelecek yıllarda 2,5°-4°C artmasının beklendiği ifade ediliyor.

WWF-Türkiye’nin gerçekleştirdiği Türkiye’nin Yarınları Projesi Sonuç Raporu’na göre ise, 1960-1990 dönemi ile kıyaslandığında 2030’lu yıllarda (mevsimsel ve bölgesel farklılıklar göstermekle beraber) sıcaklık artışının kış mevsiminde 4°C, yazın ise 6°C civarına ulaşması bekleniyor.

hava sıcaklığı

İklim değişikliğinin etkilerine odaklanan en kötümser senaryoda dahi yıllık ortalama sıcaklık artışı bu ölçüde hesaplanmamıştır.

Melis Alphan’ın bu yanlışının “Ortalama sıcaklıklardaki artış” ile “sıcaklıklardaki yıllık ortalama artış” ifadelerindeki farkı Melis Hanım’ın idrak edememesinden kaynaklanması olası.

Ezcümle, Melis Alphan’ın hesabıyla 15 seneye suyun kaynama noktasına erişiriz.

Bu hataya ilaveten, Melis Alphan G20 konusundaki yaygın şekilde yapılan bir hataya düşmüş:

"Böylece dünyanın en büük 20 ekonomisini temsil edildiği G20 ülkelerinden sadece Türkiye, İngiltere ve Rusya henüz anlaşmayı onaylamadı"

Daha önce aktardığımız üzere, G20, küresel düzeyde sistemik öneme sahip gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin ortak forumudur. G20, en gelişmiş 20 ülkenin bir forumu değildir. Örneğin, Hollanda ve İsviçre gibi ilk 20’de yer alan gelişmiş ülkeler G20’de değildir, çünkü G20 en büyük sistemik öneme sahip gelişmiş ve gelişmekte olan 20 ülkeyi bir araya getirmektedir.

* Katkısı için Sn. Fatih Türkmen‘e teşekkürler.

Yılmaz Özdil’in Boğaziçi Üniversitesi ile İlgili Genellemelerinin Bazıları Yanlış

Yılmaz Özdil, Sözcü Gazetesi’nde 15 Kasım 2016 tarihinde yayınlanan “Boğaziçi” başlıklı yazısında Boğaziçi Üniversitesi’nde dair yaptığı genellemelerde bazı yanlışlıklar var. Yılmaz Özdil’in iddialarının aksine Boğaziçi Üniversitesi’nin geçtiğimiz süreçte bazı konularda yayımladığı birtakım “tepki” duyuruları/açıklamaları mevcut.

Bkz örnekler:

"Dünya çapında saygın biliminsanlarımız Profesör Mehmet Haberal, Profesör Erol Manisalı, Profesör Fatih Hilmioğlu, Profesör Kemal Gürüz, Profesör Yalçın Küçük, Profesör Uçkun Geray, Profesör Kemal Alemdaroğlu, Profesör Mustafa Yurtkuran, Profesör Ferit Bernay, Profesör Tayfun Uzbay, Profesör Yücel Aşkın, Profesör Rennan Pekünlü, iftirayla hapse tıkılırken, hukuk alenen katledilirken… Boğaziçi Üniversitesi’nin gıkı çıktı mı? Çıkmadı."

Boğaziçi Üniversitesi’nden 61 akademisyenin Silivri’deki Ergenekon davası kapsamında uzun süredir tutuklu olan aydınlarla ilgili duyurusu

"ODTÜ biat etmiyor diye “terörist yuvası” ilan edilirken… İktidar milletvekilleri ODTÜ için “kapatılsın” derken, “parazit” derken, “barbar” derken… Asrın liderimiz “bunların yetiştirdiği öğrenciler bunlarsa, bu ülke batmış, bize böyle hocalar lazım değil, o profesörler doçentler bu mesleği bıraksın” diye bağırırken… Adını bile duymadığımız tırışkadan üniversiteler, senato bildirileri yayınlayıp ODTÜ’yü kınarken… Boğaziçi Üniversitesi çıkıp “kardeşim siz kim, ODTÜ kim, ODTÜ ülkenin gururudur, saygılı olun” dedi mi? Demedi."

Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyeleri, öğrencileri ve çalışanlarının ODTÜ’ye ilişkin dayanışma açıklaması

"Fetocular rektör yapılırken, tarikatçılar dekan yapılırken, takunyalılar-takkeliler kendi kendilerine kurdukları akademik jürilerle zart diye doçent, zurt diye profesör olurken, padişaha fahri doktora verilirken, tübitak’a hayvanat bahçesinden atama yapılırken, bilim ve teknoloji bakanlığının başına imam getirilirken… Boğaziçi Üniversitesi bilim’i temsilen itiraz etti mi? Etmedi."

"Laik eğitim imamlaştırılırken, beş yaşındaki anaokulu çocuklarına türban takılırken, cehalet yüceltilirken… Boğaziçi gibi en yüksek puanlı üniversitelere pırıltılı öğrenciler yetiştiren seçkin liselerimiz proje okul adı altında imha edilirken… 1863'ten beri bu topraklarda “eğitim-öğretim sorumluluğu” üstlenen Boğaziçi kültürünün, söyleyecek tek kelime lafı yok muydu? Yoktu."

Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nin 4+4+4 hakkındaki tepki açıklaması

"Türkiye avaz avaz çığlık atarken, inim inim inlerken, temellerinden zangır zangır sarsılırken, Türkiye’nin en prestijli üniversitesi hiç sesini çıkarmayarak prestijini koruyabileceğini, tavşan boku gibi kokmayıp bulaşmayarak paçayı kurtarabileceğini zannederse… Olacağı buydu."

Boğaziçi Hocalarından Gezi Parkı Bildirisi

Boğaziçi Üniversitesi’nden 61 akademisyenin Silivri’deki Ergenekon davası kapsamında uzun süredir tutuklu olan aydınlarla ilgili duyurusu

Gürbüz Evren’in Trump’ın “CIA 15 Temmuz’da Yardım Etti” İtiraf Tweeti Attığı İddiası Sahte Çıktı

Gürbüz Evren, Gerçek Gündem’de 19 Ağustos 2016 günü yayınlanan “Fethullahçı Darbe Girişimi için CIA nasıl bir plan yaptı?” başlıklı yazısında ABD’nin yeni başkanı Donald Trump’ın attığı bir tweetle CIA ajanlarının 15 Temmuz darbe girişimine destek olduklarını; ancak, sonrasında CIA müdahalesiyle bu tweetin silindiğini iddia ederek biraz uçmuş:

"NOT: Tam yazıyı siteye göndermek üzereyken, Amerikan Başkanlık yarışında Cumhuriyetçilerin başkan adayı Donald Trump’un resmi twitter hesabından "13 CIA yetkilisi Türkiye’deki darbeye yardım etti" mesajı yayınlandı. Hemen ardından ise CIA müdahale etti ve mesaj silindi. 

Bu durumda, “Buyur buradan yak” denir…"

Donald Trump’ın 15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili attığı iddia edilen tweet’lerin sahte olduğu anlaşılmıştı.

Teyit.org da detaylı şekilde bu iddianın gerçeği yansıtmadığını şu şekilde aktarmıştı:

ABD merkezli haber sitesi Politico’da yer aldığı iddia edilen “Trump: Kanıtlar var, CIA ajanları Türkiye’deki başarısız darbe girişimine yardım etti” başlıklı haberde Trump’ın 15 Ağustos 2016’da attığı belirtilen tweetlerin ekran görüntüsüne de yer verildi. Söz konusu tweetlerden birinde Donald Trump’ın şöyle yazdığı iddia edildi: “13 CIA ajanının Türkiye’deki başarısız darbeye yardım ettiğine dair elimde deliller var. Önümüzdeki günlerde isimleri açıklayacağım.”

İddiaya göre Rebecca Morin imzası taşıyan ve 16 Ağustos 2016’da Politico’da yayınlanan haberde de Trump’ın Türkiye’deki darbe girişiminde CIA parmağı olduğuna dair delillerinin olduğu belirtiliyordu.

İddiaların aksine Politico’da bu başlıkla bir haber ve ekran görüntülerinde yazıldığı şekliyle bir linkbulunmuyor. Ensonhaber.com, Politico’nun ilgili yazıyı yayınladıktan sonra sildiğini öne sürse de web sayfalarının arşivini tutan archive.org sitesinde yaptığımız araştırma, sayfanın hiç oluşturulmamış olabileceği yönünde bir delil sunuyor.

Ayrıca haberi yazdığı iddia edilen Rebecca Morin, 19 Ağustos 2016’da Twitter hesabından yaptığıaçıklamada şu ifadeleri kullanıyor: “Benim imzamla Politico’da yayımlandığı iddia edilen Türkiye/CIA hikayesi gerçek değil. O haberi ben yazmadım ve Politico yayınlamadı. İddia gerçek değil.”

Morin’in kendisine ait olmadığını söylediği haberin içeriğinde yer alan tweet ekran görüntüleri de tamamen gerçek dışı. Donald Trump’a ait resmi hesap olan @realDonaldTrump hesabından, ekran görüntülerinde gözüktüğü şekilde atılmış bir tweet bulunmuyor.

Yeni Akit, Trump’ın “13 CIA ajanının Türkiye’deki başarısız darbe girişimine yardım ettiğini ve elinde deliller olduğunu” yazdığı tweetlere CIA’in müdahale ettiğini ve Trump’ın tweetlerini sildiğini iddiaetse de, siyasetçilerin silinen tweetlerini toplayan politwoops.com web sitesine bakıldığında, Trump’ın böyle bir tweeti silmediği anlaşılıyor.

Gürbüz Evren’in ifadeleriyle ihtisabı sonlandıracak olursak:

“Teyit etmediği bilgileri köşesinde paylaşan yazarlara, “buyur buradan yak” denir…”

Murat Bardakçı, Okan Bayülgen’in Elmalılı Hamdi Yazırla İlişkisini Yanlış Aktarmıştı

Murat Bardakçı, 10 Ağustos 2016 günü Habertürk Gazetesi’nde yayınlanan “Bu rezil tahrifin sebebi cehalet mi, yoksa kasıt mı?” başlıklı yazısında Kuran’ı Kerim tefsiriyle tanınan Elmalılı Hamdi Yazır’ın “Hak Dini Kur’an Dili” isimli meâlinin başına gelenleri aktarırken Okan Bayülgen’in Elmalılı’nın torunu olduğunu iddia etme yanlışına girişmiş:

"Şimdi, merak ettiğim bir husus daha var: Elmalılı Hamdi Efendi’nin vârislerinin, meselâ büyük âlimin torunlarından olan sevgili Okan Bayülgen’in dedelerinin eserinin bu hâle getirilmesini öğrendiklerinde ne düşünecekleri ve ne yapacakları..."

Bardakçı’nın yazısının ardından Okan Bayülgen’in twitterdan yaptığı aşağıdaki açıklama kafaların bulanıklığını artırmıştı:

“Ailemizin gurur duyduğu büyüğüdür. Yasal mirasçıları ile ilgili bir süreçtir. Onların tasarrufudur. Bir girişimde bulunacaklardır herhalde”

İşin doğrusu:

Okan Bayülgen, bilinenin aksine, Elmalılı Hamdi Yazır’ın (direkt) torunu değildir. Elmalılı Hamdi Yazır’ın baldızının torunudur. Okan Bayülgen ile Elmalılı Hamdi Efendi arasında sadece kan bağı bulunmaktadır. 

Okan Bayülgen’in öz babası, Albay Hamid Bey’in oğlu, hukuk ve gazetecilik eğitimi sırasında sınıflarını birincilikle bitiren Ümit Bayülgen’dir. Okan Bayülgen’in öz dedesi olan Hamdi Üge ise yaptığı beş evlilikten birini Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’ın ailesinden Türkiye’nin ilk kadın ceza avukatı Rahime Hanım’la gerçekleştirir.

Okan Bayülgen, İzzet Çapa ile gerçekleştirdiği bir röportajda bu hususu açıklığa kavuşturmuştu:

Okan Bayülgen: “Dedem Hamdi Bey 5 evlilik yapmış. Hanımlarından biri olan Rahime…” 
İzzet Çapa: “Bak hikayenin burasını biliyorum. Kuran-ı Kerim tefsiri ile ünlü Elmalılı Hamdi Yazır’ın kızı. Yani Elmalılı deden…”
Okan Bayülgen: “Hayır direkt dedem değil, Elmalılı Hamdi Yazır ile sadece kan bağı var aramızda. Bunu konuşup, röportajlarda anlatıp ortaya çıkarmaktan hoşlanmıyorum aslında…”

Murat Bardakçı bu hatasını, “Elmalılı’nın eserinin başında bir dert daha var: Telif ve zamanaşımı…” başlıklı 12 Ağustos 2016 tarihli yazısında düzelterek, aralarındaki ilişkinin doğrusunu aktarmıştı:

"Okan Bayülgen bilinenin ve benim de bildiğimin aksine Elmalılı Hamdi Efendi’nin değil, Hamdi Efendi’nin baldızının torunu imiş ve aralarında kan bağı yokmuş. Elmalılı Hamdi Efendi hakkında daha önce söylediği “Biz onun evlâtlarıyız” şeklindeki manevî bağlılığa işaret eden söz “Elmalılı’nın torunu” olarak anlaşılmış ve karışıklık buradan kaynaklanmış."

Ali Öncü, Türkiye ve ABD Arasındaki Ekonomik İlişkilerden Bihaber

Ali Öncü, Ortadoğu Gazetesi’nde 10 Kasım 2016 tarihinde yayınlanan “Trump Darbe Kadar Etkili” başlıklı köşe yazısında, ülkemizin ABD ile iktisadi ilişkilerine dair bir hayli yanlış bilgi aktarmış:

"ABD bizden bilmem kaç "BİN" km ötede.

Ticaretimiz çok az.

Para alışverişimiz çok az.

Ülkemizde ABD yatırımcısı,

Foncusu, tahvil alıcı yok gibi.

Turizm bağlantımız çok az.

TRUMP ticarette,

ABD'yi koruyan bir politika izleyecekmiş!

İzlesin.

Bunu biz değil,

AB düşünsün.

Çin düşünsün,

ABD ile yüklü ticareti olan ülkeler düşünsün.

Bizim öyle yüksek düzeyde bir ticaretimiz yok ki!"

Malesef durum, Ali Öncü’nin küçümsediği kadar değil.

ABD 2015 yılında ülkemizin en önemli 5. ihraç pazarı konumundadır. ABD’nin ihracatımızın toplam ihracatımız içerisindeki payı %4,4’tür (ikili ticaret bilgileri için bkz: Ekonomi Bakanlığı’nın ilgili sayfası). 2015 yılındaki ticaret hacmimiz 17,5 milyar dolar civarındadır. İhracatımız 2015 yılı itibariyle 6,3 milyar dolara ulaşmıştır.5. ihraç pazarı ile ticaret hacmimizin önemsiz olduğunu iddia etmek anlamsızdır.

TURSAB verilerine göre 2015 yılında 798.787 ABD vatandaşı ülkemizi ziyaret etmiş olup, bu rakam ülkemizi ziyaret eden toplam turist sayısının % 2,2’sidir. Azımsanamayacak bir rakam.

Ayrıca, ABD’de Ocak 2016 itibariyle 202.500 kayıtlı vatandaşımız bulunmaktadır. Fakat gayri resmi olarak, ABD’de 300.000’den fazla vatandaşımızın yaşadığı tahmin edilmektedir.

Kasım 2015 itibariyle ülkemizde ABD sermayesine sahip 1.613 şirket faaliyet göstermektedir.

“Ülkemizin ABD’da finansal yatırımları yok”  iddiası da temelsiz. Tek bir örnek verecek olursak: 2016 yılı Mart ayı itibarıyla Merkez Bankamızın kasasında 53 milyar ABD doları tutarında ABD Hazinesi tahvili bulunmaktadır.

dolar tl kuru

Markar Esayan Almanya’nın Teslim Olması ve Japonya’ya Atılan Atom Bombalarının Zamanlamasında Anakronizme Düşmüş

Markar Esayan, Akşam Gazetesi’nde 12 Kasım 2016 günü yayınlanan “Batıda karanlık çağ başladı mı” başlıklı yazısında, Almanya’nın 2. Dünya Savaşı sonuna doğru teslim olma tarihi ile Japonya’ya atılan atom bombalarının zamanlamasını

"İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda Almanya ve Japonya’nın teslim olması an meselesi iken, atom bombasının kullanılmasına dönük bir tartışma yaşanmaktaydı"

Almanya 2. Dünya Savaşı’ndan 7 Mayıs 1945 tarihinde açıkladığı koşulsuz teslim ile çekilmişti. Hiroshima ve Nagazaki’ye ise atom bombaları ABD tarafından 6 ve 9 Ağustos 1945 tarihlerinde atılmıştı.

Japonya’ya atılan atom bombalarının, Japonya’nın teslim olmaya yaklaştığı bir dönemde atıldığına dair analizler mevcuttur. Ancak, Hiroshima ve Nagazaki, Almanya’nın tesliminden yaklaşık 3 ay sonra atom bombalarının kurbanı olmuştu. Almanya’nın teslim olması an meselesi iken değil.

Ahmet Hakan’ın Hillary Clinton’ın İstifasına İlişkin İddiası Doğru Değil

Ahmet Hakan, Hürriyet Gazetesi’nde 10 Kasım 2016 günü yayınlanan “Trump nasıl kazandı Amerikan ahalisi bidon kafa mı oldu” başlıklı yazısında Hillary Clinton’ın Libya’da yaşanan gelişmeler nedeniyle istifa ettiğini iddia etmiş ve yanılmış:

"Obama'ya karşı yarış kaybeden ve Libya skandalı yüzünden istifa etmek zorunda kalan Hillary'nin..."

Hillary Clinton, Barack Obama’nın 1. ABD başkanlık döneminde 2009-2013 yılları arasında Dışişleri Bakanı (Secretary of State) olarak görev yapmıştır. Obama’nın 2. başkanlık döneminde John Kerry’i Dışişleri Bakanı olarak aday göstermesi ve Kerry’nin ilgili seçim süreçlerini tamamladıktan sonra göreve başlayacak olması nedeniyle 1 Şubat 2013 tarihinde Başkan Obama’ya istifa mektubunu sunmuştur. Hillary Clinton’ın istifası, Libya skandalı nedeniyle değil, 2. Obama döneminde kabinede bakan olarak görev almayacak olması nedeniyledir.

Muharrem Sarıkaya ve AB Üyelik Maceramız

Muharrem Sarıkaya, Habertürk Gazetesi’nde 11 Kasım 2016 günü yayınlanan “A’dan B’ye” başlıklı yazısında, AB üyelik sürecimize dair 2 yanlış bilgi sunmuş:

"Bugün ise merhum Özal’ın “Uzun ince bir yol” diyerek başvurusunun üzerinden 38, 1999’u temel sayarsak 17, müzakerelerin başlandığı 2005’i baz alırsak 11 yıl geçti."

Tam üyelik başvurusunu 14 Nisan 1987 tarihinde yaptık. Yani, bundan tam 29 yıl önce. 38 değil.

"Bırakın müzakereye başlamış olmayı, Maastricht kriterlerinin yanına dahi yaklaşamayacak kadar geride olan, içinde çatışma halinde bulunanları üye yaptı."

Maastricht kriterleri, AB üyeliğine aday ülkelerin Ekonomik ve Parasal Birliğe katılabilmeleri için gerekli iktisadi yakınlaşma (economic convergence) şartları içeren kriter setidir.

Bu kriterlere göre:

1- Toplulukta en düşük enflasyona sahip (yani en iyi performansı gösteren) üç ülkenin yıllık enflasyon oranları ortalaması ile ilgili üye ülke enflasyon oranı arasındaki fark 1,5 puanı geçmemelidir.

2- Üye ülkenin devlet borçlarının GSYH’sine oranı %60’ı geçmemelidir.

3- Üye ülkenin bütçe açığının GSYH’sine oranı %3’ü geçmemelidir.

4- Herhangi bir üye ülkede uygulanan uzun vadeli faiz oranları 12 aylık dönem itibariyle, fiyat istikrarı alanında en iyi performans gösteren 3 ülkenin faiz oranını 2 puandan fazla aşmamalıdır.

5- Son iki yıl itibariyle üye ülke parası diğer üye ülke parası karşısında devalüe edilmiş olmamalıdır.

Halihazırda ülkemiz, borç stoku ve bütçe açığına ilişkin Maastricht kriterlerini sağlamaktadır. Faiz oranlarına ve enflasyon oranına dair yakınlaşma kriterlerinde ise mesafe kat etmiş olsa da, koşulları tam yerine getirememiştir. Dolayısıyla, Maastricht kriterlerinin yanına dahi yaklaşamadığımız iddiası doğru değildir.

Ab bayrak yıldız

Can Ataklı Baba Bush’un Görev Süresini Yanlış Hatırlamış

Can Ataklı, Sözcü Gazetesi’nde 9 Kasım 2016 günü yayınlanan “Clinton kazanırsa karanlık bir üç ay geçirecek” başlıklı yazısında George Herbert Walker Bush, nam-ı diğer Baba Bush’un görev süresini yanlış aktarmış:

"Hatırlayalım; Baba Bush 9 yıl başkanlıktan sonra görevi Demokrat Clinton'a devretmişti. 8 yıl sonra Cumhuriyetçiler oğul Bush'le seçimi kıl payı kazandı."

Baba Bush, 1981-1989 yılları arasında ABD Başkanı Reagan döneminde, 8 yıl boyunca başkan yardımcılığı, 1989-1993 yılları arasında ise -tek dönem halinde- ABD Başkanlığı görevini üstlenmişti. Beyaz Saray’da Can Ataklı’nın iddia ettiği gibi 4’er yıllık 2 dönem halinde toplam 8 yıl Başkan pozisyonunda kalmamıştı.