Ertuğrul Özkök’ün İslam Ansiklopedisi Hakkında Yanlışları

Ertuğrul Özkök, Hürriyet Gazetesi’nde 27 Haziran 2015 tarihinde yayınlanan “Bu fotoğrafı niye yayınlıyorum” başlıklı yazısında İslamköy’de Süleyman Demirel kitaplığında rastladığı İslam Ansiklopedisi hakkında bir hayli yanlışa düşmüş:

"Bu fotoğrafı niye yayınlıyorum...
Geçen cumartesi günü İslamköy'de Süleyman Demirel kitaplığını gezerken, raflardaki bir dizi dikkatimi çekti.
Otuz ciltlik bir İslam Ansiklopedisi'ydi bu...
İslam Ansiklopedisi, 1940 yılında yayınlanmaya başladı. 1960 yılından sonra Diyanet İşleri tarafından yeni maddeler eklendi.
Benim bildiğim 44 ciltlik bir eserdi.
Demirel kütüphanesinde 30 cildi vardı."

Hatalarla dolu bir paragraf. Bu hataları tespit edip paylaşan, Ekşisözlük’ten ahmetfirat lâkaplı kullanıcının ifadeleriyle sıralayalım hataları:

1. 1940 yılında yayımlanmaya başlayan İslam ansiklopedisi’nin diyanetle filan ilgisi yoktur.

2. 1940 yılında yayımlanmaya başlayan İslam ansiklopedisi 13 cilttir ve 15 kitaptır.

3. 1940 yılında yayımlanmaya başlayan İslam ansiklopedisi 1988 yılında tamamlanmıştır.

4. 1940 yılında yayımlanmaya başlayan İslam ansiklopedisi’nin yayıncısı milli eğitim bakanlığıdır ve hazırlayıcısı türkiyat enstitüsü’dür.

5. 1940 yılında yayımlanmaya başlayan İslam ansiklopedisi’ne, özkök’ün sözünü ettiği gibi, 1960 yılından tamamlandığı 1988’e kadar diyanet işleri tarafından yeni maddeler eklenmemiştir.

6. 1940 yılında yayımlanmaya başlayan İslam ansiklopedisi’ne, 1960’tan sonra yeni maddeler eklenmesi demek, geriye doğru olan maddelere yeni ekler yapılması demektir ki, bu ansiklopedi tekniğine uymaz.

7. 1940 yılında yayımlanmaya başlayan İslam ansiklopedisi, zaten leiden’de basılan İslam ansiklopedisi’ni temel almıştır, yalnızca türkçe çevirisi yapılırken “telif ve tadil” edilmiştir. çoğu maddenin yazarı yabancıdır.

8. özkök’ün gördüğü ansiklopedi ise yepyeni bir şeydir ve 1940’takiyle hiçbir ilgisi yoktur.

9. özkök’ün gördüğü ansiklopedi ise 1983’te hazırlığına başlanan ve 1940 ansiklopedisinin bittiği yıl (1988) yayımlanmaya başlanan ve diyanet işleri başkanlığı’na bağlı İslam tarafından hazırlanmış ve basılmıştır.

10. özkök’ün gördüğü ansiklopedi ise… süleyman demirel kütüphanesinde “dikkatini çeken bir dizi” olmaktan başka bir şey değildir, hürriyet’in yöneticiliğini yapmış, fransa’larda sosyoloji eğitimi almış birinin 1988-2014 arası yayımlanmış 44 ciltlik bir ansiklopediden ısparta/islamköy’e gitmese farkında olmayacağı bir ansiklopedidir…

* Katkısı için Ekşisözlük’ten ahmetfirat’a teşekkürler.

Osman Özsoy ve Uğur Dündar’ın Soyadı

Osman Özsoy, Yenişafak Gazetesi’nde 14 Kasım 2013 günü yayınlanan “” başlıklı yazısında Uğur Dündar’ın, Dindar’ olan soyadında tek harf değişikliği yaparak ‘Dündar’ yaptığını iddia etmişti; ancak bu iddia, Uğur Dündar tarafından ortaya konulan kanıtlarla yalanlanmıştı:

"Bugünkü dersimizde bu örneklere yeni bir ismi daha ilave edeceğiz. Ünlü gazeteci Uğur Dündar'ın daha önce soyadı 'Dindar'mış. Anlayacağınız, soyadından sadece bir harf değiştirmiş. Bir harf değişikliği bile, anlamı ne kadar farklılaştırıyor değil mi? Bu bilgiyi, değerli gazeteci Hüseyin Gökçe'nin Han Yayınları'ndan yeni çıkan 'Defterimdeki Ünlülerin 200'ü' başlıklı kitabından aldım.

Kitap elime geçtiği andan itibaren 200 ünlü ismin yaşam hikayesinden anekdotları bir çırpıda okurken, Uğur Dündar'ın anlatıldığı kitabın 338. sayfasında şu satırlar çıktı karşıma; 'Uğur Dündar, ailesinden gelen 'Dindar' soyadını 'Dündar' olarak değiştirdi. Bu tek harfti ama, bu önemli değişiklik, yakışıklı ve gözü yukarılarda yeni bir televizyoncu için önemliydi. Din düşmanı olduğundan değil elbet. Dindar algılanmayı uygun bulmadığından...'"

Uğur Dündar bu iddiaya, babası Osman Dündar’ın Ankara Polis Enstitüsünden aldığı sertifika ile belgelendirerek Sözcü Gazetesi’nde 8 Ekim 2016 günü yayınlanan “Dindar Dündar” başlıklı yazısında aşağıdaki şekilde yanıt vermişti:

“Ünlü gazeteci Uğur Dündar'ın daha önce soyadı ‘Dindar'mış!
Anlayacağınız, soyadından sadece bir harf değiştirmiş.
Bir harf değişikliği bile, anlamı ne kadar farklılaştırıyor değil mi?
Bu bilgiyi, değerli gazeteci Hüseyin Gökçe'nin (…) kitabından aldım.
Kitap elime geçtiği andan itibaren 200 ünlü ismin yaşam hikayesinden anekdotları bir çırpıda okurken, Uğur Dündar'ın anlatıldığı kitabın 338. sayfasında şu satırlar çıktı karşıma; ‘Uğur Dündar, ailesinden gelen ‘Dindar' soyadını ‘Dündar' olarak değiştirdi. Bu tek harfti ama, bu önemli değişiklik, yakışıklı ve gözü yukarılarda yeni bir televizyoncu için önemliydi. Din düşmanı olduğundan değil elbet. Dindar algılanmayı uygun bulmadığından!..”

*  *  *

Okuduğunuz yazı yandaş Yeni Şafak Gazetesi'nde 14 Kasım 2013 tarihinde yayımlandı.
Yazarı Osman Özsoy sıradan biri değil, profesör!..
O tarihlerde radyo ve televizyon habercilerine yüksek lisans ve doktora dersleri veriyor, haberciliğin evrensel ilkeleriyle etik değerleri öğretiyordu!.
Ama gelgelelim o yazıyı kaleme alırken, ilkokulda duvar gazetesi çıkaran öğrencilerin bile haberdar oldukları çok önemli bir mesleki kuralı uygulamamıştı!
Gerçekte “Dindar” olan soyadını “Dündar” olarak değiştirdiğini iddia ettiği kişiyi arayıp, bunun doğru olup olmadığını sormaya gerek görmemişti!..

*  *  *

Sormuş olsa alacağı cevap şuydu:.
Sizin değerli gazeteci olarak takdim ettiğiniz Hüseyin Gökçe yalan yazmış!.. Ben kitap çıktıktan sonra kendisini buldum ve “Elinizde soyadımı Dindar olarak değiştirdiğimi kanıtlayan bir belge var mı” diye sordum. “Hayır yok” dedi. “Peki o halde doğrulatmadan nasıl ve niçin yazdınız” diye üsteleyince de, özür dileyerek “Ben öyle duymuştum…” cevabını verdi!
Profesörün “değerli” (!) gazetecisinin elinde aksini kanıtlayan bir belge olması mümkün değildi. Çünkü babamdan miras kalan ve gururla taşıdığım soyadım “Dündar”dı. Kaldı ki “Dindar” olsa ne değişirdi? Onu da gururla taşımaya devam ederdim. Soranlara da“Ailemizde hacılar, hocalar hatta İstanbul'da müftülük yapmış ama çocuğunu Siyasal Bilimler'de Maliye okutup Merkez Bankası Başkanlığı'na kadar yükselmesini sağlamış aydın din adamları vardı. Sanırım soyadımız bu nedenle Dindar olmuş” derdim.

*  *  *

Profesörün yazısını pek seven yandaşlar ve sosyal medya trolleri bu yalana sazan gibi daldılar!
Okumak ve doğruyla yalanı ayırmak gibi bir kaygıları bulunmadığından, bana hâlâ “Dindar soyadımı niçin Dündar olarak değiştirdiğimi” soruyorlar!..

* Yenişafak Gazetesi, Osman Özsoy’un yazısını internet arşivinden kaldırmıştır.

“Şanhay Beşlisi” ve Köşe Yazarları

Şanhay Beşlisi (Shanghai Five), 1996 tarihinde Çin Halk Cumhuriyeti’nin Şanhay kentinde Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Çin ve Tacikistan’ın katılımıyla oluşturulan bölgesel güvenlik alanında işbirliğini amaçlayan bir oluşumdu.

sanghay-isbirligi-orgutu-logo-amblem2001 yılında Özbekistan da bu oluşuma katılınca ismi “Şanhay Altılısı” yerine “Şanhay İşbirliği Örgütü” (Shanghai Cooperation Organization) olarak değiştirildi.

Yani, halihazırda “Şanhay 5lisi” adlı bir oluşum yok. Doğru adı: Şanhay İşbirliği Örgütü.

(Not: Dışişleri Bakanlığı, Şanhay şeklinde kullanmaktadır Shanghai şehrinin Türkçe karşılığını. Bu nedenle, ŞİÖ’nün açılımında Şanghay yerine Şanhay şeklinde kullanım yapılmıştır).

Ancak köşe yazarları, diline pelesenk olmuş olacak ki, Şanhay İşbirliği Örgütü yerine bu oluşumu Şanhay Beşlisi olarak adlandırmayı sürdürüyor (Bu durum, Avrupa Birliğini şu an Avrupa Ekonomik Topluluğu olarak adlandırma hatasıyla eşdeğer).

Bu yanlış isimlendirmeyi sürdüren köşe yazarlarını sıralayalım:

Murat Belge‘nin 22 Kasım 2016 günü T24’te yayınlanan “Şangay yolu” başlıklı yazısından:

"Çünkü "Şangay Beşlisi"nin onu ve çevresini rahatlatacağından şüphe yok. Herhalde demokrasinin genişlemesi, kurumlaşması gibi hedeflere erişmek için "Şangay Beşlisi"ne katılmayı düşünecek bir kişi dünyada bulunamaz. Bir zamanın "Mihver"ini oluşturanların birbirlerini kolayca bulmaları gibi, "Şangay Beşlisi" de bugün o zihniyet ve o emellerle yaşayanların buluşma yeri."

Arslan Bulut‘un Yeniçağ Gazetesinde 21 Kasım 2016 günü yayınlanan “NATO kafasıyla Şangay Beşlisi!” başlıklı yazısından:

"Şangay Beşlisi, askeri tatbikatlar da yapan bir ittifak! Cumhurbaşkanı, kendisini Başbakan yerine koyarak veya başkan gibi konuşarak "Şangay Beşlisi'ne alırlarsa gireriz" diyor; Genelkurmay Başkanı ise NATO temsilcilerine "İttifakımız güçlenecek" sözü veriyor!Hangisi geçerli?Bir devlet böyle çelişki içine düşer mi?Bu çelişkiden, Şangay Beşlisi'ni NATO ve AB'ye karşı siyasi bir şantaj vasıtası olarak kullandığınız anlaşılmaz mı? Bu durum Türkiye'nin her iki tarafta da itibarını sıfırlamaz mı?"

Abdulkadir Özcan‘ın, Milli Gazete’de 21 Kasım 2016 günü yayınlanan “Şanghay Beşlisi olabilir de İslam Birliği olmaz mı” başlıklı yazısından:

"Bu tespitin ardından bugüne kadar dost ve müttefik kabul edilen, ulaşılması gereken hedef olarak gösterilen Batı ya da Haçlı ittifakından Türkiye’nin yarar değil zarar gördüğü tespiti yapıldıktan sonra yeni alternatif olarak ilk akla gelmesi gereken İslam Birliği olması gerekmez mi Şanghay Beşlisi’nin akla gelmesinin yadırganacak bir yanı yoktur ama siyasi kadrolar 14 yıldır Batılılardan gördüğümüz bunca olumsuz ve hatta düşmanca tavra rağmen alternatif olarak İslam Birliği’ni düşünmüyor, düşünüyor olsalar bile telaffuz etmekten neden ve hangi saiklerle kaçınılıyor sorusu cevap bekliyor. Sonuç olarak, “Alternatif Şanghay Beşlisi niye olmasın ama İslam Birliği niçin olmasın” Niçin bu alternatif akla gelmez/gelmiyor."

Nuray Mert‘in Cumhuriyet Gazetesi’nde 12 Ağustos 2016 günü yayınlanan “Rusya ve dış politikada değişim” başlıklı yazısından:

"Dolayısı ile bu noktada ne Rusya ile ne Şangay Beşlisi ile Batı arasında anlaşmazlık var, hangi tarafı seçerseniz seçin, Türkiye’nin başta Suriye olmak üzere dış siyasetini yeniden gözden geçirmek zorunda kalacaksınız."

Mehmet Ocaktan‘ın Star Gazetesi’nde 27 Temmuz 2012 tarihinde yayınlanan “Batı’daki ırkçı ruh ve Şangay Beşlisi” başlıklı yazısından:

"Yani, Türkiye alternatifsiz değil. Şangay Beşlisi olmaz, başka bir şey olur."

Ardan Zentürk‘ün, Star Gazetesi’nde 31 Ocak 2013 günü yayınlanan “Yok olan devletler” başlıklı yazısından:

"ŞANGAY BEŞLİSİ: Tabii ki, bir NATO üyesi ve AB tam üyelik sürecindeki ülke olarak Türkiye’nin bir anda rota değiştirmesi söz konusu olamaz. Başbakan Erdoğan’ın “bari Şangay Beşlisi’ne üye olalım” şeklinde özetlenebilecek son açıklamasını Avrupa Birliği’ne sert uyarı olarak değerlendirmek gerekiyor. Avrupa başkentleri Ankara’nın yaşadığı rahatsızlığı not aldılar. Açıklamayı biraz, dönemin ABD Başkanı Johnson’un 1964 yılında Kıbrıs konusunda Türkiye’ye gönderdiği kaba mektuba dönemin başbakanı İnönü’nün, “dünya yeniden kurulur ve Türkiye o dünyadaki yerini alır” yanıtı kıvamında görmekte yarar vardır. “Müttefiklerin kabalıkları karşısında” bu üslup, aslında bir gelenektir."

Serkan Demirtaş‘ın Radikal Gazetesi’nde 8 Aralık 2015 günü yayınlanan “Erdoğan hala Şangay Beşlisi’ne katılmak istiyor mu?” başlıklı yazısından:

"Batı yönelimi: Herhalde Cumhurbaşkanı Erdoğan, Putin ile hemen her görüşmesinde gündeme getirdiği Şangay İşbirliği Örgütü’ne (Şangay Beşlisi) katılım isteminin Batı’da neden gerçekçi ve ciddi bulunmadığını şimdi daha iyi anlıyordur. Erdoğan, AB eleştirisi yaparken sıkça kullandığı Şangay Beşlisi seçeneğinin Türkiye’yi Avrupa-Atlantik formasyonundan uzaklaştırma arayışı olarak değerlendiriliyor olmasından rahatsız görünmüyordu."

Oral Çalışlar, Serbestiyet’te 24 Kasım 2016 günü yayınlanan yazısına “Şangay Beşlisi ve Avrupa Birliği” başlığını koymuş.

Kenan Alpay da Yeni Akit Gazetesi’nde 22 Kasım 2016 günü yayınlanan yazısında “Şanghay Beşlisi: Alternatif mi, Dengeleyici mi?” başlığını kullanmış.

Mehtap Yılmaz ve Avrupa Parlamentosunun Üyelik Müzakerelerini Dondurma Kararı

Mehtap Yılmaz, Yeni Akit Gazetesi’nde 25 Kasım 2016 günü yayınlanan “Avrupa bekleneni yaptı! Teröre geç, Türkiye’ye dur dedi” başlıklı yazısında, Avrupa’nın ülkemizle üyelik müzakerelerini dondurduğu iddiasında bulunmuş:

“Avrupa, Türkiye ile müzakereleri geçici olarak dondurdu!”

Öncelikle, bahse konu yönde girişimde bulunan Avrupa Parlamentosuydu (AP).

AP, 24 Kasım 2016 günü yaptığı oylamada Türkiye’nin Avrupa Birliği(AB) ile sürdürdüğü müzakerelerin geçici süreliğine dondurulmasını tavsiye eden ve hukuki bağlayıcılığı olmayan tasarıyı kabul etti.

Yani halihazırda AP, tavsiye niteliğinde, eylem sonucu doğrudan doğurmayan bir karar almış oldu ve fiilen üyelik müzakereleri henüz donmuş değil.

Ab bayrak yıldız

İsmail Kapan AB Üyesi Sayısında Biraz Geride Kalmış

İsmail Kapan, Türkiye Gazetesinde 24 Kasım 2016 tarihinde yayınlanan “Bu karar YOK hükmünde” başlıklı yazısında Avrupa Birliği (AB) üye sayısını yanlış aktarmış:

"Evet, bu karar hayli gürültülü patırtılı şekilde, 27 ülkeden seçilmiş 736 kişilik Avrupa Parlamentosundan çıkacak olsa da, peşinen yok hükmünde!" 

"Yani her şey yolunda olsa dahi, Türkiye’nin diğer 27 üye gibi; bünyeye dâhil edilmesi konusunda, AB’nin bariz ve samimi bir niyeti görünmemektedir."

İsmail Kapan, Hırvatistan’ın AB üyeliğinin ardından 28’e çıkan AB üye sayısı konusunda kendisini güncelleyememiş ve hâlâ 27 olarak kullanıyor bu sayıyı.

Ab bayrak yıldız

Ünal Çeviköz Çin’i Trans Pasifik Anlaşmasına Dahil Etmiş

Ünal Çeviköz, Hürriyet Gazetesi’nde 24 Kasım 2016 tarihinde yayınlanan “At binenin kılıç kuşananın” başlıklı yazısında, Çin’in Trans Pasifik Anlaşması’na taraf olduğunu iddia etmiş:

"Önce Trans-Pasifik Anlaşması'nı çöpe atacağını ilan etti. Çin ve Japonya başta olmak üzere bu anlaşmaya imza atan Avustralya, Yeni Zelanda, Şili, Meksika, Malezya gibi birçok ülke şimdi kara kara düşünmeye başladılar."

Trans Pasifik Anlaşmasına taraf olan ülkeler şunlardır: ABD, Japonya, Malezya, Vietnam, Singapur, Brunei, Avustralya, Yeni Zelanda, Kanada, Meksika, Şili ve Peru.

Yani Çin yok.

Ve Çin, Ünal Çeviköz’ün aktardığının aksine TPP’nin hayata geçmemesinden kaygı yerine sevinç duyuyordur muhtemelen.

Sabri İşbilen Ekonomik Büyüklüğümüzü Mevcut Seviyesine Nazaran % 40 Daha Yüksek Aktarmış

Sabri İşbilen, Diriliş Postası’nda 24 Kasım 2016 günü yayınlanan “Avrupa Türkiye’ye katılsın” başlıklı yazısında, ekonomimizin büyüklüğü konusunda baya cömert davranmış:

"Bugün yaklaşık 1 trilyon dolarlık bir ekonomiye sahibiz, yerli üretim de, en önemlisi de savunma sanayiinde çağ atladık."

2017-2019 yılları için yayımlanan Orta Vadeli Program‘da 2015 yılı sonu ekonomik büyüklüğümüz (Gayri Safi Yurt İçi Hasıla – GSYH), 720 milyar dolar olarak belirtilmişti. 2016 yılı sonunda ise GSYH’mizin 726 milyar dolar olacağı öngörülmüştü (24 Kasım itibarıyla 3,44 seviyesinde seyreden ABD doları kuru ışığında dolar cinsi GSYH’mizin daha da küçüleceğini göz önünde bulundurmak gerek). Sabri İşbilen’in yuvarlak yuvarlak aktardığı 1 trilyon doların yaklaşık olarak % 30 düşüğü yani.

Haiti Cumhurbaşkanının Atatürk Hakkındaki Vasiyet Efsanesi ve Köşe Yazarları

“Haiti’ye baktım haritada bir kutup kadar uzak ülke hadi gelin Haiti’ye gidelim.. Yıl 1996.. Haiti cumhur başkanı o yıl ölür!!! Bir vasiyet bırakmıştır, Haiti Cumhurbaşkanı 1996 da öldüğünde vasiyeti açılır. Vasiyetinde mezar taşına yazılması için bir metin bırakmıştır. Haiti Cumhurbaşkanının bugün mezar taşında yazan hitabeyi sizlere okumak istiyorum. Diyorki “Bütün ömrüm boyunca Türkiye’nin lideri Mustafa Kemal ATATÜRK’ü anlamış ve uygulamış olmaktan dolayı mutlu öldüm”

İnternette yayılan, vefat eden Haiti Cumhurbaşkanı’nın Atatürk hakkındaki atfını içeren vesayet efsanesi tam olarak yukarıda yer aldığı gibi.

Ve bu efsane, bir şehir efsanesinden beklenen tüm özellikleri taşıyor. Ne bir tarih, ne bir somut delil, ne bir kişi, ne bir fotoğraf ya da başka bir teyit unsuru…

Lüzumsuz birinin kaleminden çıkarak sanal dünyada fenomen haline gelen bu  asılsız vasiyetin neden bir şehir efsanesi olduğuna dair gerekçeleri sıralayalım:

  • İddiaya mesnet oluşturabilecek herhangi bir görsel ya da yazılı metin bulunmamaktadır. İddia sadece sanal dünyaya efsaneyi atan zihnisinir lüzumsuzun kelimelerinden destek bulmaktadır.
  • Vefat eden cumhurbaşkanının vasiyetnamesine ve mezarındaki kitabeye kadar detay sunulduğu halde, bu cumhurbaşkanının kimin nesi olduğu hakkında efsane metninde tek kelime dahi edilmemektedir.
  • Haiti 1987 yılında yeni anayasanın kabulünden bu yana yarı başkanlık sistemi ile yönetilmektedir. Devletin başının ünvanı “başkan”dır. Cumhurbaşkanı gibi bir ünvanı kullanmamaktadır.
  • Haiti devletinin başında daha önce bulunmuş ve 1996 yılında vefat etmiş bir kişi bulunmamaktadır (Bkz: Haiti devlet başkanları listesi).
  • 1996 yılında Haiti’de “başkan” olarak görev yapmış olan 2 şahıs bulunmaktadır: i. Jean-Bertrand Aristide ve ii. René Préval. Bu iki başkan da hâlâ hayattadır.
  • Aşağıdaki gibi bazı görsellerde henüz hayatını idame ettirmekte olan Jean-Bertrand Aristide’e vasiyet yazdırılıp, öldürülüp mezara konulmaktadır (!).

haiti-cumhurbaskani-ataturk-vasiyeti

  • Bazıları, bahse konu Haitili Cumhurbaşkanının Jean-Claude Duvalier olduğunu iddia etmiş ilave olarak. Ancak, Jean-Claude Duvalier 2014 yılında vefat etmiştir. Ayrıca, Duvalier’in mezarında efsanedekine benzer bir kitabe olup olmadığına dair internet kaynaklarında herhangi bir doğrulayıcı bilgi ya da teyit edici görsele rastlanamamıştır (Haitili bu diktatör üzerinden Atatürk yüceltilmeye çalışılıyorsa birilerince vay halimize).
  • Haiti’de Mustafa Kemal Atatürk nasıl anlaşılmış ve uygulanmış, idrak edilmesi güç bir konu.

Bu efsaneyi gerekli araştırmayı yapmadan ve doğruluğunu teyit etmeden okurlarına aktaranları ifşa edelim:

Güzin Abla‘nın, Hürriyet Gazetesi’nde 9 Kasım 2012 günü yayınlanan “Ata’mızı minnetle anıyoruz” başlıklı yazısından:

"1996’da Haiti Cumhurbaşkanı vasiyetinde, mezar taşına; “Bütün ömrüm boyunca Türkiye’nin lideri Mustafa Kemal Atatürk’ü anlamış ve uygulamış olmaktan dolayı mutlu öldüm” yazdırmıştır."

Neşer Doster‘in, Gerçekgündem’de 9 Kasım 2015 tarihinde yayınlanan “Kardeşin Duymaz Eloğlu Duyar” başlıklı yazısından:

"Haiti Cumhurbaşkanı Duvalier mezar taşına; “Türkiye’nin lideri Mustafa Kemal’i örnek alarak yaşadım” diye yazdırıyor."

Araştırmacı Yazar Prof. İlknur Güntürkün Kalıpçı da bu iddiayı yeterince araştırmış olacak ki (!) “İçimizden Biri ATATÜRK” başlıklı çalışmasında yer vermiş:

"Hadi gelin Haiti’ye gidelim. Yıl 1996, Haiti Cumhurbaşkanı 1 ölür. Bir vasiyet bırakmıştır. Haiti’ye baktım haritada bir kutup kadar uzak ülke. Haiti Cumhurbaşkanı 1996 da öldüğünde vasiyeti açılır. Vasiyetinde mezar taşına yazılması için bir metin bırakmıştır. Haiti Cumhurbaşkanının bugün mezar taşında yazan hitabeyi sizlere okumak istiyorum. Diyorki “Bütün ömrüm boyunca Türkiye’nin lideri Mustafa Kemal ATATÜRK’ü anlamış ve uygulamış olmaktan dolayı mutlu öldüm"

1 Jean-Bertrand Aristide

Koskoca Profesör, söz konusu Haiti Cumhurbaşkanı olarak Jean-Bertrand Aristide’i işaret etmiş ama bilmez ki Jean-Bertrand Aristide  hâlâ hayattadır ve Atatürk’e dair bir atıf yaptığı mezar taşı bulunmamaktadır. İroniye bakın…

Burdur Gazetesi’nden Süleyman Taraşlı’nın derlediği metinde Prof. Kalıpçı’nın kapsamlı (!) araştırma yaptığı metinden faydalanır:

"Haiti'ye baktım haritada, bir kutup kadar uzak ülke, hadi gelin Haiti'ye gidelim. Yıl 1996. Haiti Cumhurbaşkanı ölür. Bir vasiyet bırakmıştır. Vasiyetinde, mezar taşına yazılmak üzere bir metin bırakmış. Bugün, 96'da ölen Haiti Cumhurbaşkanı'nın mezar taşında şunlar yazıyor: "Geçmişte Vespasyen, günümüzde Mustafa Kemal Atatürk'ü örnek olarak yaşamış olmaktan dolayı mutlu öldüm." İşte böyle bir metni mezar taşına işletebilen bir Mustafa Kemal'im daha varmış benim."

Mustafa Kemal Atatürk’ün şahsiyetinin öneminin idraki için böylesi asılsız hikayelere ihtiyaç duyulmaması gerekirken, neden bazıları bu tip gerçeği yansıtmaya hikayeleri üretir  ve neden bazıları da bu asılsız hikayelerin peşinden gider anlaması güç…

Ayşe Baykal Meclis Komisyonuna Dair Bazı Hatalı Bilgiler Paylaşmış

Ayşe Baykal, Hürriyet Gazetesi’nde 21 Kasım 2016 günü yayınlanan “Cinsel istismar önergesine iki farklı yaklaşım” başlıklı yazısında TBMM Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Olayları Araştırma Komisyonu’nun 24 Şubat 2016 günkü toplantısına dair hatalı birtakım bilgiler paylaşmış:

"Aynı komisyonda yine CHP Milletvekili Leyla Tan Hanımefendi de çevresinde on yıl ceza almış mağdur olan kişilerden bahsetmiştir."

Leyla Tan, CHP milletvekili değildir. İlgili Komite toplantısında “erken yaşta evlilikler” hakkında bir sunum yapan “erken yaşta evlenmiş” bir hanımefendi. Tabir-i caizse bir “mağdure”.

"Melike Basmacı, CHP Denizli milletvekili. İnşaat Mühendisi. Aile Bütünlüğünün Korunması ve Boşanmaları Araştırma Komisyonu üyesi."

Melike Basmacı, tam adıyla “Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu”nun üyesi değildir.

* Katkısı için Sn. Çınar Özer‘e teşekkür ederiz.

“Nüans Farkı” Kullanımıyla Anlatım Bozukluğuna Düşen Köşe Yazarları

Fransızca “nuance” kökenli olan ve “iki kavram/olgu arasındaki ince fark/ayrıntı” anlamına gelen nüans, daha genel bir ayrım anlamını taşıyan “fark” kelimesi ile birleştirilerek “nüans farkı” şeklinde bazı köşe yazarlarınca “anlatım bozukluğu”na yol açarak kullanılmaktadır.

Bakalım bu köşe yazarları kimlermiş…

Mustafa Kutlu‘nun Yenişafak Gazetesi’nde 16 Kasım 2016 günü yayınlanan “Türkçe mi İngilizce mi?” başlıklı yazısından:

"Öztürkçe lûgatlarda üzüntünün karşılığı “acı” olarak geçer. Çünkü bu lûgatlar “keder, elem, ıstırap, hüzün” vb. gibi nüans farkı ile aynı mânaya gelen kelimeleri yabancı kaynaklıdır diye almazlar. Bunları bir yana koyalım “acı” kelimesi dahi kaç mânaya geliyor, bilmek lazım."

"Şimdi bunlara “keder, elem, ıstırap, hüzün” vb. gibi nüans farkı ile kullanılan ve aynı mânayı taşıyan kelimeleri, onların dünyasını ekleyin."

Engin Ardıç, Sabah Gazetesi’nde 1 Nisan 2016 günü yayınlanan “Dinozor” başlıklı yazısından:

"Bu hanımlardan biri Çayan'ı komünist olduğu için, öteki faşistler tarafından öldürüldüğü için anıyor, arada "nüans farkı" var, olabilir."

Ali Karahasanoğlu‘nun Yeni Akit Gazetesi’nde 26 Şubat 2015 tarihinde yayınlanan “Özince fuatavni’yi doğruladı” başlıklı yazısından:

"Özince’nin dediği de, “dışarı” ya.. fuatavni ile örtüşüyorlar.. Arada küçük bir nüans farkı var. Özince net olarak banka diyor.. fuatavni genel anlamda “parayı işletme”den bahsediyor."

Can Dündar’ın Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan 6 Mart 2007 tarihli “Devlet içinde yeni çizgi” başlıklı köşe yazısından:

"Bu açıklamaları peş peşe okuyunca zirvelerde derin nüans farklılıklarının oluştuğu hissediliyor."

Kenan Erçetingöz‘ün 8 Haziran 2003 günü Gecce.com’da yayınlanan “Yılmaz Erdoğan’a Onur İadesi” başlıklı yazısından:

"Eee, Hakan Aygün gibi bir köşe yazarı da yazarsa ancak bu kadar bir analitik magazin yazısı yazar. Ama ben Aygün'e katılmıyorum. Çünkü Hakan Aygün atlanmış dediği 'Nüans farkı'nı maalesef kendi atlamış!"

Sabri Gültekin‘in Milat Gazetesi’nde 27 Eylül 2014 tarihinde yayınlanan “Sivas’ın Ulu Camileri” başlıklı yazısından:

"İşte Sivas'ın esnaflık anlayışı ile Kayseri'nin esnaflık anlayışı arasındaki nüans farkı. Kayserili siyah renkli ürününü datlı dile ile gökkuşağı renklerine boyayarak satarken, Sivaslı elindeki altının değerini tenekeye çeviriyor."