Bilal Çetin ve Varlık Vergisi

Bilal Çetin, Vatan Gazetesi’nde yayınlanan yazısında, yakın tarihle alakalı kronolojik bir hata yapmış:

"Örneğin, Menemen isyanının içyüzü veya İzmir suikastı davaları istiklal mahkemelerinin uygulamaları ve 2. Dünya Savaşı'nın hemen ardından azınlıklara yönelik olarak uygulanan "varlık vergisi" faciası gibi..."

Varlık Vergisi yasası 11 Kasım 1942′de çıkartılmış ve bu vergi Kasım 1942 – Mart 1944 tarihleri arasında uygulanmıştır. Yani, 2. Dünya Savaşı’ndan hemen sonra değil, savaş sırasında yürürlüğe konmuş ve savaşın bitmesine yakın yürürlükten kaldırılmıştır.

Suni Teneffüsü Sünni Teneffüse Çeviren Köşe Yazarları

Show TV’nin bir haberinde “Alevi kadına Sünni teneffüs” alt bandı kullandığı (yersiz) iddiasını görünce bu tür bir hatalı kullanıma mutlaka daha önce bir köşe yazarının düşmüş olabileceği akıllara geldi.

Suni teneffüs, yani daha güncel anlamıyla yapay solunum.

Sunni teneffüs şeklinde yazıldığı da vaki.

Ancak, suni teneffüsü -sanki teneffüsün bir mezhebi varmış gibi- sünni teneffüs şeklinde aktaranlar da var.

Bakalım kimler:

Reha Muhtar‘ın Vatan Gazetesi’nde 4 Ağustos 2009 tarihinde yayınlanan “Kim bu 12 kötü adam?..” başlıklı yazısından:

"Ve fakat Başbakan da, hükümet de, paşalar da bilmeli ki; birbirlerine gönül koyarlarsa, devlet rahat etmez, nefes almaz, sünni teneffüs fayda etmez..."

A. Can Nizamoğlu‘nun, Milliyet’te 18 Mart 2012 günü yayınlanan “Derbi ve Fabrice Muamba” başlıklı yazısından:

"Doktorlar, on bir yaşında tek kelime bile İngilizce bilmezken, babasının, ülkelerindeki siyasi karmaşadan kaçması nedeniyle İngiltere'ye gelmek zorunda kalan ve şimdi kendini bu ülkenin soğuk ve nemli çimleri üzerinde bilinci kapalı bir vaziyette, yüzükoyun yatmış bulan Kongolu'ya sahanın ortasında önce sünni teneffüs yapıp sonra da elektroşok uygularken meslektaşlarından yüreği yetenler onun çimler üzerinde bir havalanıp bir düşen bedenine bakarak, diğerleri bakamadan ellerinden gelen tek şeyi yapıyordu, dua etmek; kâh Tuncay gibi iki elini semaya açarak kâh Van der Vaart gibi avuç içlerini birleştirerek ama tüm samimiyetleri ve tüm kalpleriyle."

Erdal Demir‘in Yeni Ufuk’ta 15 Haziran 2014 günü yayınlanan “Nasıl biri” başlıklı yazısından:

"Ne zaman havayı soluyamaz durumda kendinizi hissederseniz o zaman makinaya bağlanır sünni teneffüs alırsınız. İşte o zaman havanın, suyun, ekmeğin değerini anlarsınız. Tıpkı Türkiye gibi, makinaya Sünni teneffüs için bağlanmış hasta gibi. IŞİD katliamlara devam ettikçe, Arabistan da yaşamlarıyla bedel ödeyen zavallı insanları gördükçe, Arabistan da İslamiyet’i tanıdıkça," demokrasi sen ne büyük nimetmiş sin, Atatürk sen ne büyük lidermişsin" diyor bütün cihan."

Can Ataklı ve Türkçe Ezan

Can Ataklı, Vatan Gazetesi’nde 12 Haziran 2011 tarihinde yayınlanan “İçki fiyatları böyle oldukça daha çok kişi ölür” başlıklı yazısında Türkçe ezan konusunda tarih yanlışına düşmüş:

"Yıllardır yapılan bir tartışmadır. “Ezan Türkçe okunabilir mi?” 1940’lı yıllarda bir ara denenen Türkçe ezan 1950 seçimlerinden önce CHP’nin kararıyla kaldırılmıştı. Menderes hemen arkasından iktidara gelince de uygulamayı başlatmış ve ezan tekrar Arapça’ya dönmüştü"

Paragraftaki yanlışlıkları tek tek değerlendirmek yerine doğrusunu yazalım. Türkçe ezan 1932 senesinde Diyanet İşleri Başkanlığı genelgesi ile yürürlüğe kondu. Daha sonra yine CHP iktidarı döneminde Ceza Kanunu’nun 526. maddesine eklenen bir fıkra ile Arapça ezan için hapis ve para cezası geldi. 1950 seçimlerinden sonra, 16 Haziran 1950’de Demokrat Parti iktidarı sırasında Ceza Kanunu’ndaki bu fıkra kaldırıldı ve Arapça ezan serbest hale geldi.

* Bahse konu ihtisap daha önce muhtesip.com’da “Türkçe ezan” başlığıyla yayınlanmıştır.

Yalçın Doğan ve İki Siyahi Amerikalının Madalya Kürsüsündeki Yumruklu Protestosu

Yalçın Doğan, Hürriyet Gazetesi’nde 17 Aralık 2013 tarihinde yayınlanan “TFF hâlâ geçen yüzyılda” başlıklı yazısında, dünya spor tarihinin önemli anlarından birini konu edinirken hata yapmış:

"SİYAH eldiven giyiyor, olimpiyat şampiyonu iki siyah sporcu. İkisi de, 200 metrede şampiyon. Tommie Smith olimpiyat birincisi, John Carlos olimpiyat üçüncüsü. İkinci, beyaz sporcu, Avustralyalı Peter Normann. 1968 Meksika Olimpiyatları’nda Smith ve Carlos madalya töreni için şeref kürsüsüne çıktıklarında siyah eldivenli sol ellerini havaya kaldırıyorlar. Aradan kırk beş yıl geçtikten sonra bile, belleklerden silinmiyor o an. Aynı törende Normann göğsüne “insan hakları için olimpiyat rozeti” takıyor. Siyah eldivenli sol eller havada, siyahlara baskıyı protesto için. Siyah eldivenli yumruklar dünya çapında simgeye dönüşüyor."

Paragraf kısa ama, hata açısından bereketli. Öncelikle, Doğan, sporcuların şeref kürsüsüne geldiklerinde, sol ellerini havaya kaldırdıklarını söylemiş ki, bunu Yalçın Doğan’ın olayı “sosyalist bir eyleme” bürüme hevesine bağlayabiliriz. Doğrusu alttaki resimde görüleceği üzere, biri sol biri ise sağ elini havaya kaldırıyor.

İkincisi, Norman’ın göğsüne taktığı, “”insan hakları için olimpiyat projesi hareketi” ne ait bir kokarttır.

Üçüncüsü, yazının bir çok yerinde yanlış yazıldığı için belirtelim Normann diye değil, Norman olarak tek N ile yazılır.

siyah-eldiven-olimpiyat-protestosu

* Bahse konu ihtisap daha önce muhtesip.com’da “Siyah Eldivenli Eller” başlığıyla yayınlanmıştır.

Mavi Marmara Saldırısında Hayatını Kaybedenlerin Sayısı ve Köşe Yazarları

Gazze’ye insani yardım taşıyan 6 gemiye 31 Mayıs 2010 tarihinde İsrail ordusunun yaptığı müdahale Gazze filosu saldırısı ya da Mavi Marmara katliamı olarak akıllarda yer etti.

Bu saldırı esnasında MV Mavi Marmara adlı gemiye inen İsrailli komandolar ellerinde hiçbir silah bulunmayan Mavi Marmara yolcularına tam teşekküllü silahlarla müdahalede bulunurken açtıkları ateş sonu 9 kişi (İbrahim Bilgen, Ali Haydar Bengi, Cevdet Kılıçlar, Çetin Topçuoğlu, Necdet Yıldırım, Furkan Doğan, Fahri Yaldız, Cengiz Songür, Cengiz Akyüz) hayatını kaybetmişti.

mavi-marmarada-hayatini-kaybedenler

Saldırının ardından 4 yıl komada kalan Uğur Süleyman Söylemez’in 23 Mayıs 2014 tarihinde yaşamını kaybetmesiyle Mavi Marmara şehitlerinin sayısı 10’a yükselmişti.

Gelgelelim, Uğur Süleyman Söylemez’in vefatıyla 10’a yükselen kayıp sayısı, köşe yazarlarının ezberinde 9 olarak kaldı ve bazıları kendini güncelleme gereği duymadı.

Örnekleri sıralayalım:

Ekrem Kızıltaş‘ın Takvim Gazetesi’nde 22 Aralık 2016 günü yayınlanan “Halamın bıyıkları olsaydı” başlıklı yazısından:

"Sonrasında Mavi Marmara gemisine uluslararası sularda yapılan baskınla 9 kardeşimizin şehit edilmesi, birçoğunun yaralanması ve kalanların da esir alınması olayı da hazmedilmeliydi herhalde.."

Elif Çakır‘ın Karar Gazetesi’nde 1 Temmuz 2016 tarihinde “şimdi bakın, şöyle enteresan bir durum var tabi!” başlıklı yazısından:

"O Mavi Marmara ki, aslında Akdeniz sularında Gazze’ye ablukayı kırmaya çalışırken, 9 insanımız şehit olurken, Erdoğan’ı ümmetin liderliğine yükseltiyordu..."

Fuat Uğur’un, Türkiye Gazetesi’nde 28 Haziran 2016 günü yayınlanan “İHH’nın sıkıntısı ve yalanın daniskası” başlıklı yazısından:

"Açıklamalarında “Madem Gazze ablukasını tanıyacaktınız, 9 vatandaşımız neden öldü?” diye sormuşlar."

Ahmet Taşgetiren‘in Star Gazetesi’nde 28 Haziran 2016 günü yayınlanan “İsrail ile ne oldu?” başlıklı yazısından:

"İsrail Türkiye’deki bir insani yardım fonuna yaklaşık 21 milyon dolar transfer edecek, bu para Mavi Marmara’da öldürülen 9 Türkiye vatandaşı ile yaralananların ailelerine aktarılacak."

Yıldıray Çiçek‘in Ortadoğu Gazetesi’nde 12 Mayıs 2015 günü yayınlanan “Mavi Marmara Gemisinde Öldürülen Furkan Doğan’ın Babasına Mektup!” başlıklı yazısından:

"9 vatandaşımızın hayatını kaybettiği, Mavi Marmara gemisine saldırısı sonrası, Haber Türk ekranlarına çıkan Abdurrahim Dilipak'ın "Mavi Marmara gemisine binen Türklerin tam listesi sadece hükümete verilmişti. Ama bu baskın sırasında görüldü ki, gemiye inen İsrail askerlerinin elinde de birebir aynı liste var. Ve bu listeye dayanarak, İsrail'lilerin infazlar yapmış olma ihtimali var. Yoksa neden açıklamıyorlar bunca süredir gerçek ölü ve yaralı sayısını…" sözleri size neyi ifade ediyor?"

İbrahim Bektaş‘ın Yeni Akit Gazetesi’nde 16 Ekim 2014 günü yayınlanan “Peki Malala Kimin İdolü” başlıklı yazısından:

"İsrail’in Gazze’ye uyguladığı kanunsuz ve zalimce ablukasını delerek, bin bir çile içindeki masum Filistinlilere insani yardım taşırken, İsrail zorbası tarafından dokuz yardımsever üyesinin hunharca şehit edildiği “Mavi Marmara” ya da Nobel Barış ödülü verilmemiştir."

Haydar Çakmak‘ın Yeniçağ Gazetesi’nde 19 Haziran 2014 tarihinde yayınlanan “Sıfır sorun, kutsal yalnızlık ve stratejik çukur” başlıklı yazısından:

"İsrail’e karşı Mavi Marmara olayını tezgahlayıp dokuz yurttaşın hayatını yok ettiler ve İsrail ile sıkıntı yarattılar."

Murat Yetkin‘in Hürriyet Gazetesi’nde 1 Temmuz 2016 günü yayınlanan “İHH da tamam, sıra ‘Hoca’a mı?” başlıklı yazısından:

"Gerisini biliyorsunuz. Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu sert siyasi tepki verdiler. Tepki haklıydı, dokuz silahsız Türk vatandaşı İsrail askerlerince katledilmişti. Daha bir süre önce Suriye ile arasını bulmaya çalışacak kadar iç içe ilişkiler yaşanılan İsrail ile ilişkiler dibe vurmuştu. Düzelmesi için Erdoğan’ın üç şartı vardı: Özür, tazminat ve Gazze “ablukasının” kaldırılması."

Servet Avcı‘nın Yeniçağ Gazetesi’nde 26 Haziran 2014 günü yayınlanan “Mavi Marmara kurban taşır, gemiler petrol” başlıklı yazısından:

"İsrailli komandoların katliamı bittiğinde geride dokuz kayıp, onlarca yaralı ve bir gemi rehine kalmıştı..."

Ahmet Hakan‘ın 27 Haziran 2016 günü Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan ” İsrail’le anlaşarak çok iyi yaptınız yapmasına da” başlıklı yazısından:

"Mavi Marmara, Gazze’ye gitmeye çabaladı. Dokuz can gitti."

Ayşe Hür‘ün Radikal Gazetesi’nde 13 Temmuz 2014 günü yayınlanan “İsrail’i ve Filistin’i yakan ateş” başlıklı yazısından:

"9 kişinin İsrail kuvvetleri tarafından öldürülmesiyle biten Mavi Marmara Olayı’na ilişkin görüşlerimi daha önce Taraf gazetesinde yayımlanan “Turnusol kâğıdı olarak Gazze” başlıklı yazımda şöyle dile getirmiştim."

Deniz Gökçe ve İskoçya’nın Uluslararası Kuruluş Üyelikleri

Deniz Gökçe, Akşam Gazetesi’nde 26 Aralık 2016 günü yayınlanan “İskoçya bağımsız Euro üyesi olacak mı?” başlıklı yazısında İskoçya’nın uluslararası kuruluş üyeliklerine dair bir yanlışa düşmüş:

"Aslında İskoçya Avrupa Birliği, G7, G8 ve G20, IMF, Dünya Bankası, World Trade Organization ve de Birleşmiş Milletler gibi birçok kuruma üye."

İskoçya’nın Deniz Gökçe’nin saydığı AB, G7, G20, IMF, Dünya Bankası, DTÖ ve BM gibi uluslararası kuruluşlara “doğrudan” bir üyeliği bulunmamaktadır. Parçası olduğu “Birleşik Krallık” aracılığıyla bu kuruluşlarla ilişkilerini yürütmektedir.

Birleşik Krallıktan ayrılması durumunda bu kuruluşlara üyelik için yeniden başvurması gerekecektir.

Ayrıca, Rusya’nın Kırım’ı ilhakından sonra G8 ortadan kalkmış olup, G7 formatında faaliyetlerini sürdürmektedir.

"İskoçya Başkanı Nicola Sturgeon pazartesi günü medyaya İngiltere Krallığı'ndan 'boşanacaklarını' ve kendilerinin Euro üyesi olarak kalacaklarını açıkladı. Tabii İngilizler bundan hiç memnun olmayacak."

Euro üyeliği diye bir tabir kullanılmaz pek. AB kaynaklarında “Avro Bölgesi üyeliği” şeklinde geçer.

 

İslam Memiş ve Kur’an’daki Altın İle İlgili Ayetler

İslam Memiş, Güneş Gazetesi’nde 9 Aralık 2016 günü yayınlanan “Altın trenini kaçırmayın” başlıklı yazısında, Kur’an’da geçen altınla ilgili ayetlere eklemeler yapmış:

"Şimdi sıra Türkiye'de; Kuran-ı Kerim'de Müslümanların parası altın olarak belirlenmiştir. Kuran-ı Kerim'de altın ile ilgili 7 tane ayet geçiyor. Zekat, mehir, borç... Yani para değeri olan tüm bedeller altın olarak hesaplanması yada altın olarak ödenmesi emredilmiştir. Altın Müslümanların gerçek parası ve değeridir. Ancak zamanla ticarette çeşitli enstrümanlar kullanılarak altın gibi değerli bir metali Müslümanların elinden almayı başardılar.."

Kur’an’da altın ile ilgili 7 ayet geçiyor.

İhya.org‘dan alıntıladığımız ayet mealleri aşağıda yer almakta:

3:14 İnsanlara kadınlar, oğullar, yüklerle altın ve gümüş yığınları, salma atlar, davarlar, ekinler kabilinden aşırı sevgiyle bağlanılan şeyler çok süslü gösterilmiştir. Halbuki bunlar dünya hayatının geçici faydalarını sağlayan şeylerdir. Oysa varılacak yerin (ebedî hayatın) bütün güzellikleri Allah katındadır.
3:91 Muhakkak ki inkâr edenler ve kâfir oldukları halde de ölenler, yeryüzü dolusu altın fidye verseler bile hiç birisinden asla kabul edilmeyecektir. İşte dayanılmaz azab onlar içindir. Onların hiçbir yardımcıları da yoktur.
9:34 Ey iman edenler, şurası bir gerçektir ki, yahudi hahamları ile hıristiyan rahiplerinin bir çoğu insanların mallarını haksız yere yerler ve Allah yolundan saptırırlar. Bir de altın ve gümüşü hazineye doldurup, onları Allah yolunda sarfetmeyenleri bu yüzden acıklı bir azap ile müjdele!
17:93 “Yahut altından bir evin olsun, ya da göğe çıkmalısın. Ona çıktığına da asla inanmayız. Ta ki bize, okuyacağımız bir kitap indiresin.” De ki: “Rabbimi tenzih ederim. Nihayet ben de, peygamber olan bir insandan başka bir şey değilim.”
35:33 Onlara Adn cennetleri vardır. Onlar oraya gireceklerdir. Orada altın bilezikler ve incilerle süsleneceklerdir. Orada elbiseleri de ipektir.
43:53 Eğer O’nun dediği doğru ise üzerine altın bilezikler atılmalı veya kendisiyle beraber onu tasdik eden melekler gelmeli değil miydi?”
43:71 Onların etrafında yiyecek ve içecekler altın tepsiler ve kadehlerle dolaştırılır. Orada canların çektiği ve gözlerin hoşlandığı herşey vardır. Siz orada ebedi olarak kalacaksınız.

Ayet meallerinin incelenmesinden de görülebileceği üzere, İslam Memiş’in iddiasının aksine Kur’an, altının müslümanların parası olduğunu söylemiyor ve para değeri olan her şeyin altın cinsinden hesaplanmasını ya da ödenmesini emretmiyor.

Ersin Ramoğlu, Cem Boyner’in Çalışanlarına Gönderdiği İddia Edilen Yazıyı Kendisinin Kaleme Aldığını Sanmış

Ersin Ramoğlu, Sabah Gazetesi’nde 16 Aralık 2016 günü yayınlanan “İç savaş için provokatif işler” başlıklı yazısında, sosyal medyada yaygın şekilde paylaşılan Cem Boyner’in çalışanlarına attığı iddia edilen “durun gitmeyin” içerikli e-posta metninin Cem Boyner tarafından bizatihi kaleme alındığını iddia etmiş gerekli araştırmayı yapmaksızın:

Onu Gezi'de elinde tuttuğu kartondaki 'Ne sağcıyım ne solcu, çapulcuyum çapulcu'yazısıyla tanıdık.
Soyadıyla aynı adı taşıyan mağazalarıyla ünlüydü…
Ama 'çapulculuğu'yla daha da ünlendi!
Şimdi de şirket çalışanlarına 'gitmek' üzerine ironik bir yazı gönderdi…
Tuhaf…
Cem Boyner aykırı yazılar yazmayı seviyor…
7 düvel saldırıyor.
2. Kurtuluş Savaşı'ndayız.
Seferberlik ilan edildi…
O aldırmadı bile.
Halbuki Türkiye'ye bir şey olduğunda en büyük zararı o görecek!

***

Çapulcu Cem Boyner de şirket çalışanlarına gönderdiği ironik yazısında, "Herkeste bir gitme arzusu. Dolar uçuşa geçmiş, başkanlık tartışmaları canını sıkıyor, sınırımızda savaş, içeride terör belası, biliyorum."
'Git' diyor Çapulcu…
Damızlık bir tip omuz atıp geçiyorsa 'git' diyor…
Ama Amerika'ya gitmeyi unut diyor…
"Gidersen beyaz Amerikalıların çimlerini biçersin" diyor…
FETÖ gibi bu çapulcu da ABD'den umudunu kesti.
Morali bozuk.
Çünkü seçimi Hillary Clinton yerine Donald Trump kazandı.
"Küçük bir kasabaya git, yerleş.
Küçül, kalabalıktan uzaklaş, ruhunu temizle" diyor.

Cem Boyner’in çalışanlarına gönderdiği iddia edilen yazıyı paylaşalım öncelikle:

Herkeste bir gitme arzusu. Dolar uçuşa geçmiş, başkanlık tartışmaları canını sıkıyor, sınırımızda savaş, içeride terör belası, biliyorum

Ama, nereye gideceksin ki zaten?

Memleketin içinde debeleneceksen, git. Şehirden sıkıldıysan, trafikteki kornalar ruhunda çalıyorsa, asansördeki selamsız adam yüzüne bön bön bakıyorsa, damızlık bir tip omuz atıp geçiyorsa sokakta, masandaki dosyalar çalıştığın plazanın maketi gibi yükseliyorsa önünde, yürüyen bantta gibi hissediyorsan hayatta kendini; git.

Küçük bir kasabaya git, yerleş. Küçül, kalabalıktan uzaklaş, ruhunu temizle. Ama sıkılırsan, gel.

Artık Amerika’yı falan unut bir kere. Bu seçimden sonra oraya gidip anca beyaz Amerikalıların çimlerini biçersin. Amerikalılar Kanada’ya kapağı atmak için başvuru sitelerini çökertiyorlar yoğunluktan, senin orada ne işin var?

Meksikalılar, Kübalılar, El Salvadorlular, Porto Rikolular işgal etmiş zaten memleketi. İngilizcen yetmez, İspanyolcayı ana dil yapman lazım. Hintliler, Çinliler neredeyse bir Avrupa ülkesi kadar kalabalıklar. Sen işini gücünü bırakacaksın da, Amerika’ya yerleşeceksin cıbıl cıbıl. Kendine Türk arkadaş arayacaksın. Sonra sorgulayacaksın kendini, bu arkadaşımla Türkiye’de olsak arkadaşlık eder miyim?

Almanya’ya da gitme mesela. Büyük şişersin. Saat dokuz dedin mi sokakta adam bulamazsın. Oranın düzeni bizim insanı ruh hastası yapar. Karınca gibi planlı, düzenli, analitik olamazsın sen. İllaki kaytarmak isteyeceksin, bir kısa yol bulmaya çalışacaksın hayatta. Almanya’da yemez bunlar. Burada Almancı, Almanya’da yabancı olacaksın. Kapını bir kez çalmayacak hiç bir Alman komşun. Anca fazlaca gürültü yaparsan ‘Polizei’ gelecek kapına, ona dert anlatacaksın.

Uzak yerlere gitme. Avusturalya misal. Ya da dünyanın en yaşanılası yeri falan diye Yeni Zelanda’yı hedefleme. Arkanda kimse bırakmadın mı? Birine bir şey olsa, dönüp gelemezsin. Dünyanın bir ucu dedikleri yer oralar işte. Çok medeniymiş, çok mutluymuş insanlar. Evet öyle. Ama sen onlardan değilsin ki? Yanında kafanı da alıp götürdüğün için, Sydney’de bir kafede mutlu mutlu oturup ilkokul arkadaşın Samet’in Facebook sayfasına bakacaksın.

Çok soğuk yerlere de gitme. Herkesin medeniyet rüyası Kanada’ya sakın gitme mesela. Tam on bir yıl orada kalıp dönen arkadaşıma ‘neden döndün oğlum, manyak mısın?’ deyince, on bir yılını şöyle özetlediydi: ‘çok soğuk oğlum!’

Soğuk yere alışamazsın sen. Bizim bünyeler güneş ister. Bazen günün ortasında felekten bir saat çalıp, güneşin alnında malak gibi duralamak ister bizim bedenler. Bir de çay oldu mu yanında. Hele bir de senin gibi işsiz güçsüz bir dost, ömre bedel…

Kapının önündeki 3 ton karı küremezsin sen Kanada’da. Ellerin plaza eli, bedenin Akdeniz bedeni. Birine yaptırayım desen, Türkiye’deki Genel Müdür maaşını isterler. Sinirlenip kürek takımı alırsın, iki kürer, sonra bakakalırsın.

Çok medeni, mekanik Avrupa’da bir yer seçme Almanya dışında da. Irkçılık almış başını gidiyor. Birinci sınıf vatandaş olamayacağın bir memlekette nasıl huzur bulacaksın? Kara kafalar diyorlar bizim gibilere İskandinav dostlar, bilir misin?

-Ben çipil sarışınım arkadaş, kendimi aryan ırk arasına yediririm,

– Gider orada bir Türk mahallesine yerleşirim, Brüksel’de Burdurlular Kahvehanesinde takılırım,

– Biz zaten İtalyan’a benziyoruz milletçe, aralarına karıştım mı kimse anlamaz, gibilerinden bir diyeceğin varsa sen bilirsin.

Ama gittiğin yerde hep yabancı kalacaksın, unutma. Türk kahvesinde bir Euro’ya içtiğin ince belli çay bile hasret kokacak.

İngiltere’yi hiç düşünme. Çünkü İngiltere deyince Londra’yı düşlüyorsun biliyorum. Gofret kolisinden hallice bir apartman dairesine, Türkiye’deki yıllık maaşının yarısını vereceksin bir ayda. O da Londra’nın merkezinde falan değil ha, trene binip şehre gideceğin mesafede. Hesabını baştan yap. Londra’nın merkezinde oturman için ya bir prensle evleneceksin, ya da Chelsea’de top oynayacaksın. İkisi için de geç değil dersen, bilemem. Bence para biriktireceğine antrenmanlara başla, daha büyük bir olasılık var.

Sürekli yağan yağmurunu, hep kapalı havasını saymıyorum. Bizi bozar. Sütlü çayını içer, içinden bir Ege türküsü söylersin.

Londra dışını hiç düşünme sakın. Adanın diğer bölgelerinde misal bir pub’a girsen gece yanlışlıkla, kırmızı burunlu holigan abilerin bakışlarından öyle tırsarsın ki, bırak İngiltere’de kalmayı, Çorum Sungurlu’daki halanın evine yerleşmeyi tercih edersin.

Sayacak yer de çok, her birine takacağım kulp da.

Aslında demek istediğim şu:

Gitmeyin güzel insanlar, biz kardeşiz. Gittiniz mi birbirimizi özleriz. Yılda bir gelinen tatille falan da geçmez hasretimiz.

Bahse konu metin Cem Boyner tarafından kaleme alınmamıştır.

Çünkü yazı, AnlatanAdam’ın 16 Kasım 2016 tarihinde Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan “Durun Gitmeyin! Siz Kardeşsiniz” başlıklı köşesinde yayımlanmıştı daha önce.

Cem Boyner de bu yazı ile bir ilgisinin olmadığını sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada dile getirmişti.

Her ne kadar aksi iddia edilse de, Boyner Grup’un teyit.org’a verdiği bilgiye göre Cem Boyner çalışanlarına bu tarz bir ileti de göndermemiş (Bu noktada, Nur Çintay’ın Sabah Gazetesi’nde 18 Aralık 2016 günü yayınlanan “Tatile git ama ‘kürkçü dükkanı’na geri dön” başlıklı yazısındaki hatasını da not etmek gerek).

Ayrıca Ersin Ramoğlu, yazının temel mesajını kavrayamamış ve yazıyı galiba sonuna değin okuyamamış. Çünkü, yazının vermek istediği temel mesaj “gitmeyin” üzerine kurulu aslında.

Yazının son 2 cümlesini tekrar aktaralım:

Aslında demek istediğim şu: 

Gitmeyin güzel insanlar, biz kardeşiz. Gittiniz mi birbirimizi özleriz. Yılda bir gelinen tatille falan da geçmez hasretimiz.

Ersin Ramoğlu bir yazıda 3 hata yapmış:

  1. Yazı Cem Boyner’e ait değil.
  2. Cem Boyner çalışanlarına bu yazıyı göndermemiş.
  3. Yazının ana fikri “gitmeyin” diyor.

Okumadan, kavramadan, anlamadan, ezberden yazı yazmak…

 

İslam Memiş’in Bir Türlü Tutmayan Döviz Tahmin Kuponları

İslam Memiş, Güneş Gazetesi’nde yayınlanan köşe yazılarında sıklıkla döviz kurları hakkında tahminlerini/öngörülerini paylaşıyor.

Rakam zikrettiği ya da kur işaret ettiği tahminlerinde büyük yanılmalar dikkat çekiyor.

Örnekleriyle sıralayalım:

15 Aralık 2016 tarihli “2017 yılının Fed’i” başlıklı yazısında, 2016 yılı boyunca verdiği kur tahminlerini çöp gibi kenara atıp dolardaki değer kazanışlarının sınırlı olacağını iddia etmiş:

"Çoğunluk doların değer kazanmaya devam edeceğini düşünse de ben bu değer kazanışlarının sınırlı olacağını tahmin ediyorum. Çünkü yüksek faiz ve yatırımlar noktasında net bir karar verdiklerini düşünmüyorum. Ondan sebep yurt içi piyasalarda doların yükselişleri 3,70 Lira seviyesiyle sınırlı kalabilir."

İslam Memiş, daha önceki yazılarında 15 Aralık günü itibarıyla 3,5 civarında seyreden dolar/TL kuru için 3’ün altını işaret ediyordu yıl sonu kur tahmini olarak. Şimdi ise doların sınırlı ölçüde değer kazanacağını belirtip kurda 0,2 TL’lik artışı işaret etmiş.

19 Aralık 2016 günü yayınlanan “Taviz Yok” başlıklı yazısında ise dolarda değer kaybı olmayacak demiş:

"Dolar kurunda yeni yükselişler sakın beklemeyin. TL en değerli olmaya devam edecek."

Haydaaaa… Bir yazı diğerini tutmuyor…

Umarız kimse İslam Memiş’e güvenip yatırım kararı almıyordur.

8 Aralık 2016 tarihli “Altın Trenini Kaçırmayın” başlıklı yazısında döviz kuru hareketlerinin montanını yanlış yorumlamış:

"Yurt içi piyasalarda dolar kurunda yaşanan sert düşüşler altının gram fiyatının 129 Lira seviyesine kadar düşmesine neden oldu. Ben ilk destek seviyesi için 128 Lirayı işaret etmiştim, aynı öngörümün devam ettiğini belirtmek isterim."

Hangi sert düşüşten bahsediyor anlaması güç. 7 Aralık günü ABD dolar kuru 3,3945 ile kapanmış. 3,59’luk tarihi zirveden geriledi tabiki Abd doları. Yazısını yazdığı 8 Aralık günü dolar kuru 3,45 civarındaydı. yazısının yayınlandığı 9 aralık günü 3,50 civarındaydı. Sert düşüşten anladığı seviyeyi bilemiyoruz ama döviz kuru gelişmeleri ona işaret etmiyor.

2 Aralık 2016 tarihli “Haydi bi daha bi daha” başlıklı yazısında, dolar kuru için 3,25’i işaret etmiş:

"Teknik olarak değerlendirmek gerekirse; Dolar: 3,25 Euro:3,48 Altın:126 Lira seviyelerine kadar gerileyebilir."

Gerilemedi…

24 Kasım 2016 tarihli “Sterline dikkat” başlıklı yazısında dolar/TL kurunda 3,40 üzerinin kalıcı olmayacağını iddia etmiş:

"Yani 2017 yılında ve sonrasında piyasalarda Fed ve faiz cümlesi duyamayabiliriz. Böyle bir ortamda dolar 3,40 seviyesinin üzerini test etsede yükselişler kalıcı olmayabilir. Bu seviyelerden dövizini satıp TL'ye dönmeyenler zarar edebilirler."

Kalıcı oldu.

20 Kasım 2016 tarihli “Konuşamadıklarımız” başlıklı yazısında TL’de beklemeyi tavsiye edip dolar kurunda sert düşüşler olabileceği öngörüsüzlüğünü paylaşmış:

"Bugün Ekonomi sayfasını açtığınızda merak ettiğiniz tek şey “Dolar nereye gidiyor? “olmalı. Yurt içi piyasalarda Cuma günü %5 değer kazanarak 3,408 lira seviyesini test etti. Sık sık uyarılarda bulunmuştum, “Döviz borcu olanlar Ekim ve Kasım ayına dikkat edilmeli” diye. Geçen hafta sert düşüşler yaşanabileceğini öngördüğümü belirtmiştim. Bu öngörümün halen devam ettiğini belirtmek isterim, yani TL'de beklemeye devam etmeliyiz."

TL’de sert düşüşler yerine sert yükselişler yaşandı.

17 Kasım 2016 tarihli “Ekonomide milli mücadele” başlıklı yazısında Türk lirasının dolar karşısında değer kazanacağını iddia ederek kurun 3’e doğru hareketleneceğini ileri sürmüş:

"Döviz daha çok yükselecekmiş diye döviz talep edenler dikkat ! Satın aldığınız ya da satmadığınız döviz elinizde patlayabilir, düşüşler beklediğinizden daha sert olabilir. Dolar: 3,25-3,20-3,15 ve 3 Lira seviyeleri sizleri hiç şaşırtmasın."

Değil 3’e doğru hareket etmek, tarihi rekorları bir bir kırdı.

14 Kasım 2016 tarihli “Dolar nereye gidiyor” başlıklı yazısında kur seviyesi olarak 3,10 ve 3,15’i işaret etmiş ve doların değer kaybedeceğini ileri sürmüş:

"Düşüşler başlayabilir, bunu hem kar satışı hemde piyasaların normalleşmesi olarak değerlendirebilirsiniz. İzleyeceğim ilk destek seviyesi 3.15 devamında 3.10 seviyesi. Yani “Dolar bir yere gitmiyor, geri dönüyor.”"

Maalesef, yazısını yazadığı 14 Kasım tarihinden itibaren TL hızlı değer kaybı sürecine girdi.

10 Kasım 2016 tarihli “Trump Sürprizi” başlıklı yazısında teknik beklentisinin 3,10 altı olduğunu ve TL’de kalmanın en mantıklıkarar olduğunu iddia etmiş:

"En son teknik beklentilerimde doları 3,10,altının gram fiyatını 128 olarak belirlemiştim. Aynı beklenti doğrultusunda TL'de kalmak en mantıklı karar olabilir."

Ne yazık ki, TL, 10 Kasım tarihinden sonra önemli ölçüde değer kaybetti ve Kasım ayı sonunda 3,5’e kadar yükseldi.

2 Ekim 2016 tarihli “Piyasalarda son durum” başlıklı yazısında dolar/TL kurunun hareket edeceği seviye olarak 3’ün altını işaret etmiş ve doların bir yatırım aracı olmadığını iddia etmiş:

"Teknik olarak takip edeceğim destek seviyesi 2,975 lira, dirençlerde ise 3,020 devamında 3,09 lira aralığı. Bu demek olmuyor ki dolar alın, dolara yatırım yapın ! Dolar yatırım aracı değildir, dolar ticareti yapanların takip etmesi gereken bir paradır."

Ekim ayından bu yana dolar/TL kuru 3’ün üzerinde seyretti ve trend hep yukarı yönlü oldu.

1 Eylül 2016 tarihli “Yarın doların kaderi belirlenecek” başlıklı yazısında doların 2,915 seviyesine gerileyebileceğini iddia etmiş:

"Yarın açıklanacak olan tarım dışı istihdam verisi “Doların kaderini belirleyecek” diyebiliriz. Tahmin ettiğim gibi tarım dışı istihdam verisi beklenenden iyi gelirse dolar faiz artırımı beklentisiyle psikolojik sınır 3 lirayı test edebilir ve 3 lira seviyesinde dengelenebilir. Eğer açıklanacak veri düşük gelirse dolar düşüşlerine devam eder ve 2,915 seviyesine kadar gerileyebilir."

Gerilemedi.

7 Ağustos 2016 tarihli “Diriliş Ekonomisi” başlıklı yazısında dolar kuru için 2,88’i işaret edip TL’de beklediğini belirterek TL’ye yatırımı teşvik etmiş:

"Ölüm var kalım var , her hafta yazıyorum tekrar edeyim; Dolar 2,88 , Euro 3,28 , Altın 121 lira olmadan TL'de bekliyorum. Sabır ve inaçla..."

Dolar/TL kuru, 2016 yılı Aralık ayı başında 3,59 ile rekor yineledi.

17 Mart 2016 tarihli “Fed, doları kurtarabilecek mi” başlıklı yazısında Fed’in tüm hareketlerine rağmen doların 2016 yılında değer kaybedeceğini belirterek 3’ün üzerinde dolar kurunun beklenilmemesi gerektiğini ima etmiş:

"Asıl kendimize sormamız gereken soru şu: “FED'in bu tutumu insanların dolara güvenirliğini yitirmişken, dolar artık yatırım aracı olmakdan çıkıyormu? Kolay basılıp piyasaya sürülen dolar artık değersiz bir kâğıt parçası mı olacak?” Bence cevap EVET. Çünkü emtia yatırım aracıdır, yani altın. Asıl yapılmak istenileni daha önceki yazılarımda sizinle paylaştım. Dolar değer kazandıkça emtia fiyatları düşer, değer kazanmış dolar ile düşük emtia alınır. FED Başkanı Yellen açıklamalarında şahin bir mesaj verirse dolar tekrar değer kazanır, güvercin bir açıklama yaparsada dolar düşer. 2016 yılında ( muhtemelen haziran ayında ) dolar küresel piyasalarda son bir ralli yapar, son ralli diyorum çünkü fed kendi içlerinde bile görüş ayrılığında. Faiz artırımı=dolar'ın değer kazanması anlamına geliyor, dolar'ın küresel piyasalarda değer kazanması kendi ekonomilerinin işine gelmiyor çünkü ihracatları olumsuz etkileniyor. Bu çıkmazda ABD ister istemez kendi menfaatleri doğrultusunda tekrar faiz artırmayı düşünmez. Doların küresel piyasalarda son bir kez daha kazanmaya aday tek para birimi olduğunu düşünüyorum. Bu yükselişler 3.15 bandını işaret ediyor. 3 liranın üzerindeki fiyatlamalar sizi asla yanılmasın çünkü 3 liranın üzerinde bir dolar kuru bize şunu söyleyecek: “Dolar ile altın pozisyonu alıyoruz.” Çin ve Avrupa ekonomilerinin halen düzelmemesi dolar'ın yükselmesi için en güzel bahanesi olacak. Siz bakmayın euro-dolar paritesinin 1.10 bandının üzerinde tutunduğuna. Euro değer kazanmıyor dolar, değer kaybediyor o yüzden euro geçici olarak değer kazandı. Pariteyi bu yıl tekrar 1.05 bandına kadar düştüğüne şahit olabiliriz ki şuanki konjektör ona çok müsait. Sadece İngiltere biraz daha naz yapsın sonra gerçek ekonomik sorunlar gün yüzüne çıkacak. Dolar öyle yada böyle dikkatleri üzerine çekmeyi başaracak, küresel piyasalar da bundan rahatsız olunca FED tekrar piyasada abi'lik görevine soyunacak. FED ne yaparsan yap, “DOLAR'IN DEĞER KAYBETMESİNİ ENGELLEYEMEYECESİN.”"

Kur 3’ün üzerinde kalıcı hale geldi.

4 Ocak 2016 tarihli “2016’da Türk lirası” başlıklı yazısında 2016’da Türk lirasının değer kazanacağını ima etmiş:

"İlerleyen yıllarda biçtiğiniz de bereket ortaya çıkacaktır. TL bir yıl düşüp bir yıl çıkıyor düşüncesinden yola çıktığımızda 2016 yılında TL'nin değer kazanmasını destekleyen bir çok ensturman var masada."

"2016 yatırım yılıdır, yeni yılla birlikde israf yapmadan gönül rahatlığıyla TL ye güvenebilirsiniz. Dolar tekrar 3.25 yükselecek Altın 120 TL yükselecek diye 3-5 kuruş için yatırımlardan vazgeçmeyin. Yatırım yaptığınız döviz ya da altın ise arasındaki kur farkını emlak veya arsa fiyatlarından kazanacak olduğunuz kar ile kıyaslamanızı öneririm."

Gelinen nokta ortada.

30 Kasım 2015 tarihli “Para piyasaları geçiş sürecinde” başlıklı yazısında, 2016 yılı içerisinde dolar/avro çapraz paritesinde 1’i beklediğini belirtmiş:

"Yıl sonu yada 2016 da 1 Dolar 1 Euro bandını halen beklemekdeyim."

Avro/dolar kuru 1’e doğru yaklaşsa da 1 olmadı.

1 değil 2 değil, 5 değil 10 değil. Yanlış saat bile günde 2 kez doğru zamanı gösterirken İslam Memiş doğru kur tahmininde son 1 senedir bulunamamış…

Deniz Gökçe ve Avrupa Birliği Üyesi Ülke Sayısı

Deniz Gökçe, Akşam Gazetesi’nde 11 Aralık 2016 tarihli “AB Merkez Bankası’nın likidite politikası sürüyor” başlıklı yazısında, New York Times’ta 7 Aralık 2016 günü yayınlanan “ECB Extends Bond-Buying Program to Protect Eurozone Economy” başlıklı haberden faydalanmış. Faydalanırken de yaptığı çevirinin yerinde olup olmadığını kontrol etmemiş.

“Böylece Draghi, 19 üyeli Avrupa Birliği’nde, 25 üyeli AB Merkez Bankası yönetiminin desteğiyle ABD Merkez Bankası’ndan farklı bir politika yaklaşımına geçiyordu”

Gökçe, muhtemelen NYT’deki “19-country eurozone” atfını 19 üyeli AB olarak çevirmiş.

Buradaki kasıt 19 üyeli Avro Alanı, AB’nin 28 üyesi var malum.