Mehmet Akif’e Ait Sanılan Tepkisel “Yılbaşı Şiiri” ve Köşemenler

Yine bir yılın sonuna geldik ve yılbaşı kutlamaları tarafgiri ve karşıtı kutuplar arasındaki çatışma tekrar alev aldı.

Yılbaşı kutlamalarının kültürümüzde ve dinimizde yeri olmadığını iddia eden kitle, uzun süredir Mehmet Akif Ersoy tarafından kaleme alınmadığı halde kendisine atfedilen bir şiiri “Mehmet Akif Ersoy’dan Yeni Yıl Mesajı” başlığıyla paylaşıp pozisyon kazanmaya çalışıyor.

Önce şiiri aktaralım:

Mehmet Akif Ersoy’dan YENİ YIL MESAJI
Ya Rab! Böyle mi olacaktı, benim cennet yurdum?
Baktım da etrafıma yalnızım, ağladım durdum.

Bir mânâ veremedim, şu Milâdî yılbaşına!
Şaştım da kaldım, Müslümanların vah telaşına!

Çevirdim başımı, nereye ettimse bir nazar.
Gördüm ki, Noel için hazır, yer-yer çarşı-pazar.

Haykırmak gelmişti içimden, seslendim millete.
Heyhat! Duyuramadım, ne Âhmed’e ne Mehmed’e.

Ey Âlem-i İslâm’ın baş tacı, büyük Türkiye!
Mukaddesatı unuttun, Avrupa diye diye!

Yurdumu işgal eylemiş, şu garbın safsatası, 
Kiminin maymunu var, kiminin “Noel babası!”

Anladım, zaman geçmekte bugün dünden de beter.
Kim bilir? Yarın ne hâle düşecek bu şaşkın beşer.

Kulaklar tıkanmış, gözlere çekilmiş perde.
Nankör adam, fazilet arıyor geçmiş giderde.

İslâm’dır bu vatanın dini, kitabı Kur’an-ı Kerîm’dir.
Müslümanın bayramı, Ramazan ve Kurbandır.

Kalamaz bu böyle Fatih’in, Yavuz’un diyarı, 
Noel kutlamada, geçerek hıristiyanları.

Maziyi düşündüm de, hayran oldum istiklâle 
Ecdadıma söz verdim, varmak için istikbâle, 

Çanakkale’de şehidlerim kefensiz yatıyor!..
Sakarya’nın rengi, hâlâ kıpkızıl kan akıyor!..

Şehidlik, gazilik şerefidir Müslümanların.
Düşmanlara alkış tutmak, işidir alçakların.

Şu alçakça yaşayanların aklına yanayım.
Gel ölüm gel, neredesin? Kanımla yıkanayım!

İstemem bu hayatı, Sultan etseler cihanda.
Ölürüm, şerefimle yatarım, toprak altında.

Ya Rab! Hidâyet ver kurtulsun bu millete.

 

Şiiri önce okuyunca Mehmet Akif’in tarzını andırıyor gibi.

Ancak, sadece andırmakla kalıyor. Akif’in şiirleri bu kadar yavan değil.

Esas meseleye gelelim: Şiir Mehmet Akif’e ait değil.

Gerekçelerimiz:

  • Şiirin Mehmet Akif’e ait olduğuna dair herhangi bir kanıt/emare bulunmamaktadır. Başta Safahat olmak üzere Mehmet Akif Ersoy’a ait herhangi bir eserde ya da şiir külliyatında bu şiire rastlanılmamıştır.
  • Şiir dil ve ölçü açılarından Mehmet Akif’in tarzından uzaktır (Aruz vezniyle yazılmamış ve kullanılan kelimeler günümüze daha yakın kelimelerdir. Örneğin; yılbaşı ifadesi Mehmet Akif’in yaşadığı dönemde kullanılmazdı).
  • Şiirin müellifinin Ömer Berber olduğu iddia edilmektedir.
  • Mehmet Akif’e ait olduğu bilgisi herhangi bir kaynakta yer almamaktadır. Bu safsata sadece sanal ortamlarda dolanmaktadır.
  • Mehmet Akif’in yaşadığı dönemi göz önünde bulundurursak, yılbaşı kutlamaları milletin geneline sirayet etmemiş olup, bu tarz bir tepkiyi doğuracak durum oluşmamıştı.
  • Şiir son 5-6 yılda görünür hale gelmiştir. Daha öncesinde şiirin izine rastlanmamaktadır.
  • Mehmet Akif, “Noel ve Yılbaşı” kutlamalarını birbirine karıştırmış olamaz. Şiirde noel kutlamalarına da tepki var. Noel-yılbaşı (christmas) kutlamalarını birbirine karıştırmış. Ülkemizde yılın son gecesinde yeni yıl kutlaması yapılmakta. Noel kutlayan müslüman mı görülmüş bu ülkede?

Varsa aksi yönde kanıtı olan beri gelsin.

 

Takvim Gazetesi “İstiklal Marşı’nın yazarı şair Mehmet Akif Ersoy, İstiklal mücadelesi veren bu milletin zaman içerisinde nasıl çözüldüğünü, benliğinden uzaklaşıp taklitçi batı hayranlığına dönüşen hayatları bu şiirinde anlatıyor” mesajıyla bu yanlışa ortak olmuş.

Köşe yazarlarından ise tahmin edilebileceği üzere Yeni Akit Gazetesi’nden İbrahim Bektaş ve Nurettin Veren bu hataya düşmüş.

İbrahim Bektaş‘ın Yeni Akit’te 30 Aralık 2016 günü yayınlanan “Yurdumu işgal eylemiş, şu garbın safsatası, Kiminin maymunu var, kiminin “Noel babası!” başlıklı yazısından:

"Yapılan onca ikaza kulak tıkayan bu laftan anlamaz takımına, bu defa Merhum Akif’in bir şiiri ile seslenmek istiyorum. 
Belki O’nu dinlerler. 
İşte o şiir:"

Nurettin Veren‘in Yeni Akit’te 28 Aralık 2016 günü yayınlanan “Acılarımızı çok çabuk unutup, meydanı tekrar FETÖ’ye kaptırmayalım” başlıklı yazısından:

"Yine bugüne benzer, 100 yıl önce yaşamış olduğumuz felaket dolu günlerimizde, büyük şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un şu dizelerini aynı gaflet içerisindeki, o günün insanlarına bir uyarı olarak söylendiği gibi, bizim de içimizi titretir ve gerilimimizi muhafaza etmemize vesile olur diye, önce kendime, sonra da size faydalı olur düşüncesi ile yazmak istedim."

Kırşehirhaber365’ten Handan Yıldız Bayrak da bu hataya atlayanlardan.

Soner Yalçın Snowden’in IŞİD’i ABD’nin Kurdurduğu Yönünde Bilgi Sızdırdığını Sanıyor

Soner Yalçın, Sözcü Gazetesi’nde 29 Aralık 2016 günü yayınlanan “Günaydın” başlıklı yazısında Edward Snowden’ın IŞİD’in kuruluşunda ABD’nin Merkezi Haber Alma Örgütü, bilinen kısaltılmış ismiyle CIA’nın rolü olduğunu ortaya koyduğunu iddia etmiş; ancak, durum pek öyle değil:

"The Guardian muhabiri Martin Chulov'a konuşan Ebu Ahmet adlı IŞİD komutanı, “Irak'ta Amerikan hapishaneleri olmasaydı şimdi IŞİD olmayacaktı. Bucca bir fikir fabrikasıydı; bizim ideolojimiz burada inşa edildi.”

Bu gerçeği çok kişi açıkladı:

CIA itirafçısı Edward Snowden, IŞİD-CIA ilişkisini deşifre etti.

V. Matuszov'dan R.Kadirov'a kadar Rus tarafı, Bağdadi'nin Amerikan Generali Davis Petraeus tarafından “devşirildiğini” açıkladı.

Herşey ortaydı aslında: Irak'ta, IŞİD'in doğrudan ABD askerlerini hedef alan tek eylemi yoktu!"

Mossad ya da CIA’nın IŞİD’i kurdurduğu iddiası popüler komplo teorilerindendir.

ışid
Edward Snowden’ın 2013 yılında sızdırdığı NSA belgeleri arasında bu yönde dokümanların yer aldığı yönünde bir algı var. Ancak, sızdırılanlar arasında IŞİD-CIA bağını ortaya koyan belgelerin olduğu gerçeği yansıtmayan bir husus.

16 Temmuz 2014 tarihinde Bahreyn’de faaliyet gösteren bir basın kuruluşu Snowden’ın İngiliz ve ABDli istihbarat örgütlerinin “Hornet’s Nest” adlı operasyon kapsamında Mossad’la işbirliği yaparak IŞİD’i kurdurduğu ve IŞİD lideri Ebubekir El Bağdadi’yi eğittiği yönünde bilgi sunan belgeleri sızdırdığını öne sürmüştü (ilgili haber: ISIS Leader Abu Bakr Al Baghdadi Trained by Israeli Mossad, NSA Documents Reveal) .

Hatta bazıları, 2009 yılında ABD Başkanı Obama’nın Ebubekir El Bağdadi’yi saldığını iddia etmişti. Tabiki bu iddianın da gerçeği yansıtmadığı ortaya konuldu.

Bu iddialara ilk kapsamlı yanıt olarak Time Dergisi 2014 yılı Temmuz ayında yayınlanan “Why Iran Believes the Militant Group ISIS Is an American Plot” başlıklı makalede, bu iddianın bir komplo teorisi olduğunu ortaya koydu.

The Snowden Hoax adlı internet sitesi ve Politifact de bu iddianın bir komplo teorisinden öteye gidemediği nedenleriyle sıraladı.

CIA, MI5/6, Mossad vb. bilimum istihbarat örgütü IŞİD’i kurdurmuş mudur? Yanıtını bilmiyoruz. Bildiğimiz şey ise, Snowden’ın sızdırdığı belgeler arasında bu yönde bir kanıt sağlayan dokümanın olmadığı.

Toparlayacak olursak: Soner Yalçın, Snowden’ın CIA-IŞİD ilişkisini ortaya koyan belge sızdırdığını iddia ederek hata yapmış.

Can Ataklı ve Matematiğin Dehlizlerine Yolculuk

Can Ataklı, Vatan Gazetesi’nde 24 Nisan 2011 tarihinde yayınlanan “823 yılda bir gerçekleşen gizem” başlıklı yazısında bariz bir cebir hatasını fark edememiş:

"823 yılda bir gerçekleşen gizem 

Gelelim 2011’in gizemine. 

Bir sır daha. Doğum tarihinizin son iki rakamını alın. Buna bu yıl olacağınız yaşınızı ekleyin. Herkes için sonuç 111 olacaktır. Deneyin."

Can Ataklı 2000 yılında ve sonrasında doğan kişilerin onu okuyor olmasına ihtimal vermemiş çünkü bu şaşırtıcı hesap onları kapsamıyor.

Devam edelim:

"Şimdi gelelim 2011’de yaşayacağımız ve ancak 823 yılda bir gerçekleşen olaya. Bu yılın ekim ayında tam 5 cumartesi, 5 pazar ve 5 pazartesi var. İşte bu durum ancak 823 yılda bir oluyor."

Takviminizi açıp 2005 Ekim ayına baktığınızda da 5 adet Cumartesi, Pazar ve Pazartesi günlerinin yer aldığını göreceksiniz. Aynı şey 1994, 1988, 1983 ve daha pek çok yıl için geçerli. Yani 823 yıl beklemeye gerek yok.

"Matematiğe pek aklım ermez ama rakam oyunlarını okumayı ya da dinlemeyi çok severim."

Belli.

* Bahse konu ihtisap daha önce muhtesip.com’da “2011 Yılının Gizemi” başlığıyla yayınlanmıştır.

Abdurrahman Dilipak ve Sykes-Picot Anlaşması

Abdurrahman Dilipak, Yeni Akit Gazetesi’nde 28 Aralık 2016 günü yayınlanan “Bu gidiş nereye?” başlıklı yazısında 1916 yılında Britanya ve Fransa arasında yapılan Sykes-Picot Anlaşmasına dair hataya düşmüş:

"Tabi bu süreçte Sykes-Picot deklarasyonu çerçevesinde bölgenin garantörü konumundaki İngiltere ve Fransa’nın izleyeceği politikayı da görmek gerek. Daha doğrusu AB’nin bu konuda netleşmesini beklemek gerek.."

Öncelikle, Sykes-Picot Anlaşması metnini şuraya koyalım. Belki, ilgilenen bir köşe yazarı açar okur.

Hataları aktaralım:

1. Müzakereci Britanyalı Mark Sykes ile Fransız François Georges-Picot’ın soyisimlerinden ismini alan Sykes-Picot uzlaşısı bir anlaşmadır, deklerasyon değildir.

2. Sykes-Picot Antlaşmasında Fransızlar ve İngilizler, bölgede kurulacak bir Arap devletinin ya da konfederasyonunun koruyucusu olmaya kararlı olduklarını tek taraflı beyan etmişlerdir. Ancak anlaşma sonrasında ilgili bölgede, öngörüldüğü şekilde bir Arap Devleti ya da Arap Devletler Konfederasyonu kurulmamıştır. Kurulmuş olsa dahi, iddia edilen garantörlük hususu ilgili devlet ve muhatap ülkeler tarafından kabul edilmediği müddetçe geçersizdir.

3. Suriye’nin geldiği mevcut hal göz önünde bulundurulduğunda, sahada ya da uluslararası toplantılarda ne İngiltere’nin ne de Fransa’nın adı geçmekte ya da etkileri hissedilmektedir.  Bu 2 ülkenin “garantörlük” iddiasında bulunmadığı ortamda Abdurrahman Dilipak’ın kendilerini garantör olarak tanımlaması da bir hayli absürttür.

Sykes-Picot Antlaşmasında Belirlenen Fransız ve İngiliz Hakimiyet Alanları

sykes-picot-anlasmasina-gore-paylasilan-bolgeler

Sykes-Picot Anlaşması’ndaki İngiltere ve Fransa’nın Bölgede Kurulacak Bir Arap Devleti ya da Konfederasyonunu Koruma Taahhüdünü İçeren Maddeler

1. That France and Great Britain are prepared to recognize and protect an independent Arab State or a Confederation of Arab States in the areas (A) and (B) marked on the annexed map, under the suzerainty of an Arab chief.

10. The British and French Governments, as the protectors of the Arab State, shall agree that they will not themselves acquire and will not consent to a third Power acquiring territorial possessions in the Arabian peninsula, nor consent to a third Power installing a naval base either on the east coast, or on the islands, of the Red Sea. This, however, shall not prevent such adjustment of the Aden frontier as may be necessary in consequence of recent Turkish aggression.

Serdar Turgut, OECD’nin Türkiye’ye Dair Değerlendirmesinin Kapsamını Kavrayamamış

Serdar Turgut, Habertürk Gazetesi’nde 28 Aralık 2016 tarihinde yayınlanan “Ekonomiye kültür şoku” başlıklı yazısında OECD’nin 12 Aralık 2016 günü yayınladığı “Küresel Gelişmeler Hakkında Perspektifler 2017” (Perspectives on Global Developments 2017) başlıklı raporundaki Türkiye ekonomi hakkındaki atfı pek kavrayamadığını göstermiş:

"OECD son raporunda (Küresel Kalkınma Hakkında Perspektifler-2017), Türkiye’yi yüksek ve sürdürülebilir büyüyen ülkeler klasmanına almış. Bu böyleyken ben, siz, hepimiz krizdeki bir ekonomi algısındayız. 

Ya OECD yanlış algıda ya da biz. OECD’ye o rapor para vererek yazdırılamayacağına ve siyasi baskı da söz konusu olamayacağına göre o zaman biz haksız olmalıyız değil mi? Bunun mantıken başka açıklaması yok diyebiliriz. 

Ama ya iki taraf da haklıysa?.. 

OECD, teknik verilere bakarak karar veriyor, bizler ise ruh durumlarımız nedeniyle bu durumdayız."

OECD bahse konu raporunda dört farklı 2030 senaryosu kurgulamış ve bu senaryolardan ikincisinde 2015 yılında orta gelir grubunda bulunan Türkiye, Çin, Kolombiya, Kosta Rika, Endonezya, Kazakistan, Meksika ve Güney Afrika’nın, 2030 yılında yüksek gelir grubuna geçeceğini belirtmiş.

Kamuoyuna yansıdığı şekilde, OECD’nin analizinde Türkiye bir üst gelir sınıfına yükselmiş değil.

“Yüksek ve Sürdürülebilir Büyüme” gösteren ülkeler milli gelirlerinin büyüklüğüne ve kişi başı gelir rakamına göre belirlenmiyor. Bu ülkeler, en az 6 yıllık bir sürede yüzde 3.5 büyüme gerçekleştirerek yüksek ve sürdürülebilir bir büyüme yoluna giren ülkeler. “Yüksek ve Sürdürülebilir Gelişme Gösteren Ülkeler” listesine girebilmek için son 6 yıllık büyüme oranı ortalamasının, bir önceki 6 yıllık dönem büyüme ortalamasının en az 2 puan üzerinde olması gerekiyor.

Oysa Serdar Turgut, OECD’nin analizine mesnet teşkil eden metodolojisinden bihaber şekilde, “yüksek ve sürdürülebilir gelişme gösteren ülkeler” kategorisine alınmamızın, cari yıldaki ekonomik performansla ilgili olduğunu (özellikle 2016 yılı 3. çeyrekte ekonomimizin % 1,8 küçülmesiyle kendini hissettiren iktisadi aktivite yavaşlığının “sınıf değişikliği” karşısında tezat oluşturduğunu) ima etmiş.

Halbuki, son 6 yıllık performansın etkisini yansıtıyor OECD analizi.

OECD de haklı, biz de haklıyız. Haksız olan, “Türkiye bir üst gelir sınıfına atladı”  haberini yapan haberciler.

Dolayısıyla, Serdar Turgut’un

Yararlanılan kaynaklar:

 

2016 Yılında Köşe Yazarlarının Yaptığı En Skandal 10 Hata

Bir muhtesip geleneğiydi. İlgili yılda köşe yazarlarının yaptığı hataların en skandal olanlarını içeren bir liste hazırlamak.

Geleneği sürdürüp 2016 yılı içerisinde tespit edilen hatalar üzerinden hazırladığımız listeyi bilgilerinize sunalım:

1. Gülse Birsel’in ünlü “Stanford Deneyi”ni “Harvard Deneyi” olarak sunması

2. İsmet Berkan’ın Scientific American dergisinde yer alan bir makaleyi kaynak göstermeden Türkçeye çevirip kısaltarak okuyucularına sunması ve benzer şekilde Deniz Gökçe’nin The Economist adlı dergide yayınlanan “Called to account” başlıklı yazıyı referans vermeden çevirip aktarması

3. Yusuf Kaplan’ın Fatih Sultan Mehmet’in gemileri karadan yürütmesine ilişkin alternatif tarihçilik yapması 

4. İslam Memiş’in ortaya attığı döviz kuru kuponlarını bir türlü tutturamaması

5. Tamer Korkmaz’ın Lozan Antlaşması’nın gizli maddelerinin olduğuna inanması

6. Ersin Ramoğlu’nun Cem Boyner’in çalışanlarına gönderdiği iddia edilen yazıyı kendisinin kaleme aldığını sanması

7. Ergün Diler, İbrahim Karagül, Nedret Ersanel ve Taha Dağlı’nın, Zbigniew Brzezinski’nin bir yazısında 15 Temmuz darbe girişimine CIA’nın destek verdiği ve bu davranışın ciddi bir hata olduğunu kabul ettiğini iddia etmesi

8. Halime Gürbüz’ün 15 Temmuz gecesi vatandaşların F-16’nın üstüne atlamaya çalıştığını sanması

9. Metin Münir’in OYAK Genel Müdürü Süleyman Savaş Erdem’i (Süleyman Erdem isimli) bir başka kişi ile karıştırması

10. Ahmet Hakan’ın mihrap ve minber ayrımına varamaması

2016 yılını 325 ayrı ihtisapla tamamlamışız bu arada. İhtisapların tamamı için arşiv sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

Şimdiden mutlu yıllar…

Ahmet Sağırlı ve İleri Tarihli / Vadeli Çeklerin Kullanımı

Ahmet Sağırlı, Türkiye Gazetesi’nde 27 Aralık 2016 günü yayınlanan “Bir Türk buluşu olan vadeli çek” başlıklı yazısında başlığından da anlaşılacağı üzere “ileri vadeli çekleri” Türklerin bulduğunu ileri sürmüş:

"Bir Türk buluşu olan "vadeli çek" ve " kredi kartına taksit" uygulaması kaldırılsa ne olur?"

Herhangi bir kaynak atfı yapmadan sadece gözlemlere ve bilindik ezberlere dayalı bu iddia ne yazık ki tam olarak doğruyu yansıtmıyor.

İleri tarihli çek, gerçekte düzenlendiği günden daha ileri bir tarih taşıyan, gerçeğe aykırı keşide tarihli çekleri ifade eder.

Asli işlevi bir ödeme aracı olmak olan çek, borç senedi gibi bir uygulamaya evrilmiş ve belirli süre sonunda bedelinin ödenmesi taahhüdünü kazanmıştır.

ilk kez Fransa’da 1855 yılında kabul edilen bir kanun ile yasal mevzuata dahil edilen çekler, Türk hukukuna 1926 tarihli Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Ticaret Kanununun ilgili hükümleri girmiştir.

Her ne kadar “çekte vade olmaz” denilse de ilgili Çek Kanununda yapılan “geçici düzenlemeler” ile çekte vade uygulamasına yasal dayanak sağlanmaktadır.

Yasal mevzuatta tam karşılığı olmasa da vadeli çekler pratikte ülkemizde kullanılagelmiştir. Ancak ülkemiz, vadeli çek kullanımında ne tek ne de ilk olmuştur.

İleri tarihli (vadeli) çekler, ingilizce tabiri ile post-dated cheque, Türkiye dışında Kanada, İngiltere, Hindistan, Avustralya, ABD, Sırbistan gibi ülkelerde de kullanılabilmektedir.

Ahmet Sağırlı’nın iddiasına yanıt verecek olursak, vadeli çekler ülkemizdeki kullanımından önce Hindistan’da (Ciro Edilebilir Senetler Kanununun kabul edildiği) 1881 yılından bu yana kullanılabilmekteydi.

Necmettin Batırel ve Yuanın Uluslararası Para Sistemindeki Rolü

Necmettin Batırel, Türkiye Gazetesi’nde yayınlanan “Söylemedi Demeyin” başlıklı 27 Aralık 2016 tarihli yazısında Çin Halk Cumhuriyeti’nin para birimi yuanın (renminbi) uluslararası para ve ticaret sistemindeki kullanımına dair bir hata yapmış:

"Yuan 2015’te dünya ticaretinde en çok kullanılan ikinci para birimi oldu."

SWIFT sistemi verilerine göre yuan, uluslararası ticarette % 0,5’lik pay ile en çok kullanılan 5. para birimidir. Uluslararası Ödemeler Bankası (Bank for International Settlements) verilerine göre ise, döviz piyasalarında en çok alım satımı yapılan 8. para birimidir.

Necmettin Batırel’in tahayyül ettiğinden çok daha küçük bir paya sahip yuan.

Bülent Mumay Star Gazetesinin “Parmak izi Putin’in” Manşetini Yanlış Olayla İlişkilendirmiş

Bülent Mumay27 Aralık 2016 günü Birgün’de yayınlanan “Selvi’nin yazdığı doğruysa Ankara neden sessiz?” başlıklı yazısında Ankara’daki bombalı terör saldırısının ardından Star Gazetesi’nin attığı “Parmak izi Putin’in” manşetini yanlış saldırıya atfetmiş:

"10 Ekim 2015’teki Ankara patlamasını anımsarsınız. Bazılarının dili IŞİD demeye varmadığı için “kokteyl terör” diye lanse edilen hani... Kokteyl tutmaycınca, bu yılın mart ayında Star, “Parmak izi Putin’in” diye manşet atmıştı. Katliamın arkasında Rusya’nın olduğunu yazan gazetenin spotuna göre Putin, “bunların olacağını ilan etmişti.” İlk taziye mesajının Putin’den gelmesi de manidar bulunmuştu."

Bülent Mumay, Star Gazetesi’nin söz konusu manşeti 10 Ekim 2015 günü Ankara’da Tren Garı kavşağında yapılan saldırı akabinde atıldığını söylemiş.

Ancak, bahse konu manşet, 14 Mart 2016 günü gerçekleşen Ankara’nın Kızılay semtinde meydana gelen ve 37 kişinin hayatını kaybettiği saldırının ardından atılmıştı.

star-ankaradaki-parmak-izi-putinin-rusya-bas-supheli

Star Gazetesi internet yayınlarında bu haber metninin başlığını “PKK maşa fail Rusya” olarak güncellemişti.

* Katkısı için Egemen Aldoğan‘a teşekkür ederiz.

Sanem Altan ve “It’s The Economy, Stupid!” Mottosu

Sanem Altan, Vatan Gazetesi’nde 9 Haziran 2011 tarihinde yayınlanan “Yaptığım ‘bilimsel’ hesaplara göre AKP’nin oy oranı %39-44 aralığında” başlıklı yazısında ABD başkanlık seçimlerine etki eden temel unsurları ve seçim tahminlerini okuyucularıyla paylaşırken hatadan hataya yol savrulmuş:

"ABD’nin iki kez üst üste başkanlığını yapan ve skandallara rağmen ara seçimde de rakibine üstün gelerek tarihsel bir zafer kazanan demokrat Bill Clinton ofisinin duvarına, danışmanlarını ikaz etmek için “Önce ekonomi, aptal” sözünü asmış. 
“First economy, stupid...” 
Çok sevdiğim bir laf bu... 
Günlük hayatımda da sık sık kullanırım."

Yazıyı asan Clinton’ın danışmanı James Carville’dir. Bill Clinton’ın ofisinin duvarına değil 1992 yılında, seçim kampanyası merkezine asmıştır.

Astığı yazı da şudur (Bkz. Why Parties?: A Second Look):

1- Change vs. more of the same
2- The economy, stupid
3- Don’t forget healthcare

Bu söz zamanla “It’s the economy, stupid” şeklinde klişeleşmiştir.

Duvarına asmış olma ihtimali vardır tabi ama bu konuya Sanem Altan kadar vâkıf değiliz.

Yazıya devam edelim:

"Amerikalı Ray Fair (Yale Üniversitesi İktisat Profesörü) yalnızca iktisadi verilere dayanarak seçim sonucu tahmin eden bir metot geliştirmiş. 

Ray Kanunu... 

Kendi yöntemiyle 18 seçimden 15’ini doğru tahmin etmiş."

Altan’ın Ray Kanunu dediği, Ray C. Fair tarafından seçim sonuçlarını tahmin etmek için geliştirilmiş bir model. Bu gibi teori, denklem ve benzeri çalışmaların  “kanun” olarak addedilebilmesi için, her şartta geçerli olmak gibi bazı özelliklere sahip olması gerekir. Fair, kendisi bile 2010 seçimlerini bu yöntemle incelediği makalesinde , çalışmasına kanun adını vermemiş.

"Yöntem şu kısaca: Kişi başına milli gelir artış oranı, partinin bir önceki seçimde aldığı oy oranına ekleniyor.“Yıllık sabit fiyatlarda ortalama %5 artış var” diyebiliriz aslında.."

Milli gelir artış oranı “yıllık sabit fiyatlardaki artış” değildir. Ayrıca modelin orijinalinde artış oranı belirli bir katsayı ile çarpılarak ekleniyor bir önceki oy oranına ve başka parametreler de bu hesaba ekleniyor. Ama Altan, yazısının ileriki kısımlarında, kendisi de diğer parametreleri gözardı ettiğini belirttiği için bu konuyu geçiyoruz.

* Bahse konu ihtisap daha önce Muhtesip.com adresinde “It’s the economy stupid” başlığıyla yayınlanmıştır.