Meramını Tek Kelimede Aktaramayan Köşe Yazarları

“Tek kelime ile ….” sık kullanılan bir kalıp aslında yazarlar için.

“Tek kelime ile” ifadesinden sonra yazarın tepkisini sadece 1 (yazı ile bir) kelimede özetlemesini beklersiniz.

Teoride böyle olsa da köşecilerin yazılarında, yani pratikte sürecin beklediğimiz şekilde işlemediği örnekler mevcut.

Bırakın tek kelimeyi, meramını tek kelimeyle diye başladığı cümlelerle aktaranlar var.

Örnekleri aktaralım:

Medyum Memiş‘in Güneş Gazetesi’nde 9 Nisan 2016 günü yayınlanan köşe yazısının başlığından:

 "Tek kelimeyle vatan hainleri" 

Cengiz Çandar‘ın Radikal’de 9 Mart 2016 günü yayınlanan “Ankara ile Brüksel arasında “jeopolitik-realpolitik tango”” başlıklı yazısından:

"O yön, AB’yi tek kelimeyle “felç etmiş”, her türlü “değeri”ni bir yana bırakıp, kendisini “varoluşsal sorunlar” karşısında görmeye başlamasına yol açmış olan, Suriye ağırlıklı mülteci akımının AB ülkelerine “geçiş yolu”."

Melih Altınok‘un Sabah Gazetesi’nde 17 Kasım 2015 günü yayınlanan “Zavallılık” başlıklı yazısından:

"Bir süre önce Fethullah Gülen'le yaptığı telefon görüşmesinin ses kayıtları basına yansıyan ve o konuşmada "Emirlerinize hazırım efendim" dediği iddia edilen Turgay Ciner ise yeni "emir almamış" olacak ki TV'leri ve gazetesi G-20'ye karşı nötr bir habercilikle yetindi. 

Tek kelimeyle utanç verici!"

Nigar Börek 18 Ocak 2015 günü Türkiye Haber Ajansı adlı internet sitesinde yayınlanan “Ermeni-Rus-Fars Birliği” başlıklı yazısında, aynı hatayı 3 kez yapabilme becerisini göstermiş:

"Tek kelimeyle yardıma muhtaç ahalinin kadın, çocuk, yaşlı demeden hepsinin başına olmazın belalar getirdiler." 

"Tek kelimeyle Osmanlı devletine kimin nefreti varsa onu Ermenilerin yardımlarıyla hayata geçirmişlerdir." 

"Tek kelimeyle yeryüzünde Ermenilerin yaptıkları vahşilikleri kimse yapamaz."

Tek cümleyle deseymiş keşke.

Ali Eyüboğlu‘nun, Milliyet Gazetesi’ndeki 11 Nisan 2015 tarihli “Survivor yarışmacılarının final hayalleri” başlıklı yazısında yer verdiği yarışmacıların tanımlamaları tek kelimeye sığmamış nedense.

Taylan Kara‘nın SoL Haber’de 23 Temmuz 2016 günü yayınlanan “Nuray Mert, Kadir Mısıroğlu’ndan ne kadar uzaktadır?” başlıklı yazısından:

"Tıp fakültelerinde embriyoloji okutup “ Leylek teorisini” okutmamak da Prof Dr Nuray Mert’in sözcükleriyle söylersek “Tek kelime ile son derece dayatmacı bir anlayış ve davranış."

Yalçın Doğan‘ın Hürriyet Gazetesi’nde 1 Haziran 2010 günü yayınlanan “31 Mayıs sendromu” başlıklı yazısından:

"Gazze’ye gönderilen insani yardım gemilerine İsrail’in saldırması, Türkiye dışında belki de ilk kez bu kadar güçlü biçimde AB ülkelerinde de kınanıyor. Bu tek kelimeyle, devlet eliyle korsanlık, devlet eliyle cinayet."

Yiğit Bulut‘un 15 Şubat 2010 tarihinde Habertürk Gazetesi’nde yayınlanan “Aydın Doğan’a şapka çıkarırım” başlıklı yazısından:

"Sevgili dostlar, başladığım gibi bitireyim; eğer Doğan "söz konusu" şirketleri, "bu fiyattan" İpek'e satmayı başarırsa, onu ikna eder ve "bu mala bu parayı alırsa", tek kelimeyle şunu söyleyebilirim; Helal olsun!"

Hadi Uluengin‘in Hürriyet Gazetesi’nde 17 Ocak 2007 tarihinde yayınlanan “Kelle Kültürü” başlıklı yazısından:

"İdam sırasında "kopan" başı "Allah'ın takdiri" "dans edilmemesini" "iftihar vesilesi" sayan bir "kültür" nasıl tanımlanabilir? Hemen ve tek kelimeyle söyleyeyim: 

"Kel-le kül-tü-rü"!"

Yine Hadi Uluengin‘in yine Hürriyet Gazetesi’ndeki 23 Kasım 2003 tarihli “Bugün daha güçlüyüz” başlıklı yazısından:

"Türkiye 1928'den beri, tek kelimeyle, Kilise'yle Devlet'in en az Fransa'daki oranda ayrışmış olduğu laik bir devlettir."

Toktamış Ateş‘in Timetürk’te 10 Haziran 2010 günü yayınlanan “Ayrıntıda kaybolmak” başlıklı yazısından:

"Rahmetli Adnan Menderes'in bence çok haksız, anlamsız ve hatta alçakça idamının sonrasında; yıllarca ve yıllarca en ufak bir sesi çıkmayanların, en ufak bir tepki koymayanların; aradan yaklaşık 50 yıl geçtikten sonra birdenbire Menderes'in idamının üzerinden prim yapmaya çalışmaları tek kelimeyle utanç verici."

 

* İşbu metinde Sn. Burçin Aydoğan’ın “doğrulama” örneklerine yer verdiği internet sitesindeki ihtisaptan faydalanılmıştır.

Kayahan Uygur ve ABD Başkanı Barack Obama’nın Doğum Yeri

Kayahan Uygur, 1 Ocak 2017 günü Güneş Gazetesinde yayınlanan “Bir çocuğun dünyanın başına bela olması” başlıklı yazısında (isim vermeksizin) ABD Başkanı Barack Obama’nın doğum yerine ilişkin komplo teorilerine yer vermiş:

"İşte bu hippilerin en hızlılarından bir kız ABD etrafındaki adalardan birinden diğerine dolaşırken yolunu Afrika’ya ve Ortadoğu’ya kadar uzatmış, uyuşturucunun etkisiyle nerelere gittiğini hatırlayamadan belki Konya’ya ama muhakkak Kenya’ya kadar seyahat etmiştir. Bu genç kız günü birinde hamile kalır ve muhtemelen Jamaika’da ama kesinlikle Amerikan sınırlarının dışında bir oğlan çocuğu dünyaya getirir."

...

"Annesinin uçarı yaşamı ve karakteri, babasıyla hiç birlikte olamaması, doğum yerinin bile belirsiz kalması ve kendisine genetik miras kalan siyaset hırsı o çocuğun karakterini hayatı boyunca etkilemiştir. İnsanlara ve topluma karşı olumsuz tavrı, değerleri, kökleri, milletleri, sınırları, gururlu ve haysiyetli liderleri küçümseyen o kompleksli yaklaşımı peşini hiç bırakmamıştır."

...

"Bu problemli çocuk akıllı ve yetenekli bir genç olarak dünya finans lobisinin ve istihbarat birimlerinin dikkatini çekmiş ve onun siyaset basamaklarını hızla tırmanması sağlanmıştır. Bu arada Amerikan yasalarına aykırı bir durum olan yurt dışında doğmuş olma sorunu kendisine karşı sürekli bir şantaj malzemesi olarak kullanılmıştır."

Büyük resmi gören (!) Kayahan Uygur, kendini komplo teorilerinin serin sularına bırakmış.

Obama’nın doğum yeri, başkan adaylığından bu yana ilgi çeken komplo teorilerinden biri olmuştu. Ancak, gerek Başkanlık ofisince dağıtılan doğum sertifikası gerekse diğer doğrulama çabaları, bu komplo teorisinin gerçeği yansıtmadığını ortaya koymuştu (Koydu koymasına ama komplo teoricileri ne kadar teskin etmiştir, orası ayrı mevzu)

Başkan Obama Hawaii’de (Kapiolani Medical Center for Women and Children, Honolulu, HI) doğmuş. Yani, ABD’nin eyaletlerinden birinde. Jamaika’da ya da başka bir yerde değil. ABD’ye göre Hawaii de yurt dışı sayılmıyor haliyle.

Barack Obama’nın anne ve babası, babasının yabancı öğrenci olarak geldiği Hawaii’de tanışır ve evlenir. Annesi Kenya’ya gidip babasıyla orada tanışıp birlikte olmaz.

Şükrü Alnıaçık Reina Saldırganının Noel Baba Kıyafeti Giydiğini Sanıyor

Şükrü Alnıaçık, Ortadoğu Gazetesi’nde 2 Ocak 2017 günü yayınlanan “Noel Baba Kimliği” başlıklı yazısında 2017 yılbaşı gecesi Reina Gece Kulübüne silahlı saldırı düzenleyen teröristin Noel Baba kılığında olduğunu ifade ederek saldırıya ilişkin duyuruları takip edemediğini göstermiş:

"Noel Baba kılığında eylem yapmak marifet değildir de…

Türkiye gibi bir çok bilmişler ülkesinde "Noel Baba kıyafetinin, AK 47 taşıyan bir teröriste her yerde geçiş üstünlüğü sağlayacağını akıl edebilmek" marifettir.

Bu yüzden de önce "bu adamlar akıllı olamaz" demekten vazgeçmeliyiz."

...

"Aksi takdirde, bölgesel savaşın devam ettiği şu "Olağanüstü Hal"de kimliksiz gezmek bile yasakken; Noel Baba'nın Reina'da katliam yapması kaçınılmazdır."

Başbakan Yıldırım, saldırganın Noel baba kıyafeti giymediğini 1 Ocak 2017 günü öğle saatlerinde kamuoyuna duyurmuştu halbuki.

Tolga Tanış ve Reina Saldırısına İlişkin İstihbarat Mevzuu

Tolga Tanış, Hürriyet Gazetesi’nde 2 Aralık 2017 günü yayınlanan “Reina Eyleminin İdeolojisi” başlıklı yazısını kaleme alırken ABD Büyükelçiliğinin ve Reina’nın sahibi Mehmet Koçarslan’ın saldırı öncesinde “istihbarat paylaşımı” iddiasını yalanladıkları açıklamaları göz ardı etmiş ya da gözden kaçırmış:

"BUNUN dışındaki tartışmalar ise işin gazetecilik faslı. Reina’nın işletmecisi “Amerika’dan istihbarat geldi” derken ne kast etti? Saldırganlar eyleme nasıl hazırlandı? Bunlar tartışılacaktır elbette. Saldırı, Amerika’nın sinyale (telefon, e-posta, diğer elektronik haberleşme) dayalı istihbaratına takıldı mı, bu bilgi Ankara’ya iletildi mi, iletildiyse ne tür adımlar atıldı gibi sorular sorulacaktır. Hiçbir zaman cevabını öğrenemeyeceğimiz soru işaretleri."

İlaveten, Tolga Tanış saldırının “birden fazla kişi” tarafından düzenlendiğini ima etmiş “saldırganlar” ifadesiyle. (Tolga Beyin farklı bir kaynaktan farklı bir bilgisi mi var konuyla ilgili bilemiyoruz) Ancak, resmi açıklama saldırının “1” (yazı ile “bir”) kişi tarafından düzenlendiği yönünde.

İlgili açıklamalar için bkz:

 

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının İsmindeki Nüans ve Köşe Yazarları

Merkez Bankası’nın tam adı “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası”’dır. “Türkiye Cumhuriyetİ Merkez Bankası” değil.

Bunun nedeni de Merkez Bankası’nın sitesinde detaylı bir şekilde izah edilmiştir.

Bankanın unvanı neden “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası”dır?

11 Haziran 1930 tarih ve 1715 sayılı Kanun (Mülga) ile Merkez Bankası “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası” unvanı altında özel hukuk tüzel kişiliğine sahip ve özel sermayenin de katıldığı bir anonim ortaklık olarak kurulmuştur. Bu düzenlemeyle Devletten ayrı ve bağımsız olduğu hususuna özel bir önem verilmiştir. Bu amaç çerçevesinde, Bankanın kuruluş kanunu tasarısında adı “Cumhuriyet Merkez Bankası” olarak öngörülmüşken, Türkiye Büyük Millet Meclisi Komisyonunda uluslararası ilişkiler de düşünülerek “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası” olarak değiştirilmesine karar verilmiş; Bankanın bağımsızlığını vurgulama amacı güdülerek “Türkiye Cumhuriyeti” ibaresine ve kısaltılmış şekli olan “T.C.”ye özellikle yer verilmemiştir. Kanun koyucu tarafından Bankanın Devlete ait bir kuruluş; bir kamu kuruluşu olduğu izlenimi vereceği endişesiyle bundan özenle kaçınılmıştır.
Halen yürürlükte bulunan 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanununun 1. maddesinde de, Bankanın anonim şirket ve özel hukuk tüzel kişiliği ile unvanı “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası” olarak aynı şekilde korunmuştur.

Gelgelelim bu nüansı gözardı eden köşe yazarları mevcut.

Kimler mi?

İslam Memiş (Güneş Gazetesi’nde 16 Haziran 2016 günü yayınlanan “Piyasalara brexit şoku” başlıklı yazısından):

"Japonya, Çin, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası, Amerika Merkez Bankası (FED)'in faiz kararları bu ay yoğun bir şekilde piyasalarda fiyatlandı."

Mustafa Mutlu (Vatan Gazetesinde 3 Nisan 2013 tarihinde yayınlanan “TC’yi silmek ve küçük ABD” başlıklı yazısından) (kurumların isimlernin değişmesi ile ilgili eleştirilerini yaptıktan sonra başka kurumların isimleri üzerinden de örnekler veririrken hata yapmış)

"Hatırlarsınız; Ziraat Bankası geçen ay yeni logosundan TC’yi çıkarmıştı... Dün öğrendik ki; Sağlık Bakanlığı’na bağlı Türkiye Halk Sağlık Kurumu da 25 Eylül 2012’de tüm aile sağlık merkezlerine bir yazı göndermiş ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kısaltması olan TC ibaresini tabelalarından kaldırmalarını istemiş... 

Hatta TC’siz tabela fotoğraflarını da örnek alınması için yazıya eklemiş... Bunun üzerine birçok aile sağlık merkezinde TC’siz tabela dönemine geçilmiş! Yakında Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları’nın, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın ve TC ile başlayan diğer kurum isimlerinin de değiştiğini duyarsanız; şaşırmayın..."

Merve Şebnem Oruç (Yenişafak’ta yayınlanan “Türkiye Cumhuriyeti egemenlik haklarından feragat etti mi?” başlıklı yazısından (11 Aralık 2016)):

"Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası'nın Çin'le yaptığı TL-Yuan para takası da, Rusya ile TL ve Ruble üzerinden ticarete yönelik atılan adımlar da uzun ve kolay yürünmeyecek bir yolda başlangıç niteliği taşısalar da hafife alınacak gelişmeler değil. Işık bir kez daha Doğu'dan yükseliyor."

Serpil Çevikcan (Millliyet Gazetesinde “Yerli ve milli başkan’ nasıl atandı?” başlığıyla yayımlanan (13 Nisan 2016) yazısından):

"Murat Çetin-kaya, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son imzayı atmasının ardından Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın yeni başkanı oluyor."

Yeni Söz’den Can Kemal Özer ve Yurt Gazetesinden Cihan Özdemir de bu hataya düşenlerden olmuş.

Yeni Mesaj’dan Yaşar Teber ise 24 Aralık 2016 tarihli “Dolar bozdurmak çare mi? – III” başlıklı yazısında saçmalamış:

"Yazı dizimizin ilk bölümlerinde "Farkında mısınız; Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası yok artık... Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası A.Ş. var artık. Bunun ne anlama geldiğini biliyor musunuz?" diye sormuştuk.

AKP'ye iktidar olma aşamasında dikte edilen Merkez Bankası Özerkliği ile, "Türkiye Cumhuriyeti" kelimesindeki "i" aidiyet eki kaldırılarak, "Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası A.Ş. haline getirilmişti."

TCMB’nin ismindeki bahse konu nüans, 1930 yılından kalma. Son dönemde yapılmış bir değişiklik değil.

türk lirası simgesi

 

Necati Özfatura ve Kennedy Suikastı – Para Basımı Yetkisi İlişkisi

Necati Özfatura, Türkiye Gazetesinin internet sitesinde 1 Ocak 2017’de yayınlanan “Küresel güç ne istiyor?” başlıklı yazısında gördüğü büyük resimden bize ufak görüntüler sunarken yanlış bilgi sunmuş:

"ABD Başkanı Kennedy’ye yapılan suikast da devlet terörü idi. Suikastı CIA, MOSSAD ve Johnson liderliğinde Teksas çetesi yapmıştır. Johnson başkan oldu, ilk icraatı (Kennedy doların basılmasını ABD Merkez Bankasına vermişti) bunu iptal oldu. Ve tekrar Yahudi bankasına verdi."

ABD eski Başkanı John F. Kennedy’nin (JFK) ABD dolarını basma yetkisini Rotschild ailesine ait olan Federal Reserve Bank’ın elinden alarak Amerikan Merkez Bankasına verdiği, bu nedenle suikaste uğradığı yönünde komplo teorileri mevcut. Ancak, bu komplo teorileri de gerçek ve teyitli bilgiden yoksun şekilde oluşturulmuş iddialardan.

Necati Özfatura da ezberden bu komplo teorisini aktarmış.

ABD’de Federal Reserve Bank’ten (FED) ayrı bir merkez bankası yok. JFK de para basma yetkisini FED’ten alıp başka bir bankaya vermemişti. Haliyle bir yahudi bankası da bu yetkiyi devralmamıştı. Halefi Başkan Johnson da bu kararı iptal edecek bir karar almadı.

JFK, 11110 sayılı Başkanlık Kararnamesi ile Hazine Bakanlığına gümüş sertifikası ihraç etme yetkisi sunulmasını kararlaştırdı. İddiaya göre Kennedy’nin bir sonraki adımı Fed’in para basım yetkisini kaldırmaktı. Ancak, her ne kadar 11110 sayılı kararname kabul edilse de, JFK Fed’e verilen emisyon görevini kaldıracak bir karar almadı.

İrfan Özfatura da bu iddiayı sıklıkla dile getirenlerden. Türkiye Gazetesi’nde 17 Ocak 2015 tarihinde yayınlanan “Oyun içinde oyun” başlıklı yazısından:

"Nitekim1963'te çıkarttığı kanunla Amerikan dolarını basma yetkisini Rotschild ailesinden alır Amerikan Merkez Bankası'na sunar. Bu İsrail'in can damarını kesmek demektir, Siyonistlerin uykuları kaçar."

 

 

İsmet Berkan’la Matematik Oyunlarının Dehlizlerine Seyahat

İsmet Berkan, Hürriyet Gazetesi’nde 2011 yılının ilk günü 1 Ocak 2011 günü yayınlanan “Yeni yılın ilk gününe eğlencelik” başlıklı yazısında akıllara durgunluk veren (!) bir matematik oyunuyla okurlarını büyülemişti.

Şaka şaka…

Çok bariz bir hata var.

Zamanında Muhtesip’in tespit ettiği hatayı Burçin Aydoğu’nun ihtisaplarına yer verdiği internet sitesinden aynen aktaralım:

***

İsmet Berkan yeni yılın ilk gününe eğlencelik bir yazı yazmış. Yazıyı okurken ben gerçekten eğlendim.

Madem sabah sabah rakamlarla böyle haşır-neşir oldunuz, gelin yılın bu ilk günü biraz rakamlarla oynayalım

Aklınızdan herhangi bir doğal sayı tutun.

Tuttum. 18.

Eğer aklınızdan tuttuğunuz sayı çift ise ikiye bölün.

18’i ikiye böldüm 9.

Çıkan rakamı yeniden ikiye bölün ve böyle devam edin.

9’u ikiye böldüm 4,5. 4,5’i ikiye böldüm 2,25. 2,25’i ikiye böldüm… Allah Allah. Böyle devam edeceğimizden emin misiniz sayın Berkan? Bayağı küsüratlı çıkıyor bu.

Galiba sonuç çift çıktıkça ikiye bölecektik, tek çıkınca ikiye bölmeyecektik de İsmet Berkan matematik bilgisini sergilerken bu ufak(!) ayrıntıyı atlamış. Devam edelim biz.

Yok eğer aklınızdan tuttuğunuz sayı tek ise, o sayıyı 3’le çarpın ve 1 ekleyin. Çıkan sayı çiftse ilk kuralı uygulayın, tek ise aynı kuralı yeniden uygulayın.

İlahi sayın Berkan. Bir tek sayıyı 3’le çarpıp 1 ekledikten sonra çıkan sayının tek olması mümkün mü ki? Sabahıma gerçekten eğlence kattınız. Allah razı olsun.

Yeni yılınızın ikinci gününün matematik eğlencesi de benden size hediye olsun. Adını da “Berkanlık” koydum.

Bir tek doğal sayı seçin. Önce 3’le çarpın. Sonra 1 ekleyin. Sonuç çift bir sayı çıktı değil mi? Nasıl numara ama?

***

* Katkısı için Burçin Aydoğdu‘ya teşekkür ederiz.

Yalçın Bayer ve Golf Sahasının Büyüklüğü

Yalçın Bayer, 20 Mayıs 2011 günü Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan “Havalar Tarım ve Turizmi Etkiliyor” başlıklı yazısında golf sahasının büyüklüğünü biraz karıştırmış:

"Bir golf sahası 700-1000 hektarlık bir çim sahada oynanıyor."

Bir golf sahası için ortalama 750.000 metrekare (75 hektar)  arazi yeterlidir. Dünyanın en büyük golf sahasına sahip olan Mission Hills Golf Club 141 hektar alana kurulmuştur. 

* Bu ihtisap daha önce muhtesip.com adresinde yayımlanmıştır.

Murat Yetkin Rusya’nın ABDli Diplomatları Sınır Dışı Etme Kararı Aldığını Sanıyor

Murat Yetkin, Hürriyet Gazetesi’nde 31 Aralık 2016 günü yayınlanan “Neden mi Rusya? Çünkü ABD…” başlıklı yazısında bir maddi hataya yer vermiş:

"Düşünün ki ABD Başkanı Barack Obama’nın siber casusluk suçlamalarıyla 35 Rus diplomatını “istenmeyen adam ilan ettiği 29 Aralık’ın ertesi günü Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de 35 Amerikalı diplomatın sınır dışı edileceğini duyurdu."

Murat Yetkin’in aktardığının aksine Rusya’daki hiçbir Amerikalı diplomatı sınır dışı etmeyeceğini açıkladı.

 

* Tespiti için Gülbin Yıldırım‘a teşekkürler.

Köşe Yazarlarının Noel, Noel Baba ve Yılbaşı Konusundaki Kafakarışıklığı Devam Ediyor

Noel (25 Aralık) ve “Yılsonu/başı” (31 Aralık) birbirinden farklı günlerdir!

1902 Puck Dergisi kapağıLatince “doğum” anlamına gelen “Natalis” kelimesinden türetilen Noel ile mesih anlamındaki “christ” ve gönderilen peygamber anlamındaki “messa”nın birleşiminden oluşan christmas aynı günü, yani (Katolik) Hristiyanlarca her yıl 25 Aralık günü kutlanan Hz. İsa’nın doğum yortusunu temsil eder (Doğu kiliselerince 6 Ocak günü kutlanır). Noel, Hristiyanlığın 3 yortusundan biridir (Diğerleri Paskalya ve Pentakosta) (Yazının ilerleyen bölümlerinde Noel yortusu tarihi 25 Aralık olarak kullanılacaktır).

Milâdî yılbaşı, aslında daha doğru bir tabirle yılsonu, ise  31 Aralık günü kutlanır ilgililerince.

Yani, Noel/Christmas ve Yılbaşı kutlamaları farklı günlerde gerçekleşir. Biri 25 Aralık’ta kutlanırken diğeri haliyle 31 Aralık’ta kutlanır.

Noel Baba’nın ise Noel arifesini Noel’e bağlayan 24 Aralık gecesi evlere gizlice girerek çocuklara hediye bıraktığına inanılır. Noel Baba’nın, adından da anlaşılabileceği üzere, yılbaşı gecesi bir hediye dağıtım faaliyetinin olduğuna inanılmaz.

Ancak, gelin görün ki, okumadan araştırmadan hayatını sürdüren toplumumuzun önemli bir kesmi Noel/Christmas ile yılbaşını birbiriyle karıştırır. Bizimkiler, Noel Baba’nın 31 Aralık gecesi hediye dağıttığına inanır, hatta bazıları 31 Aralık gecesi Noel Baba’nın hediyeleri için çocuklarına çorap astırır. Kısaca, Hristiyan dünyasının Noel adetleri, bir bakıma ülkemizde yılbaşına yansıtılır ve kullanılır.

Bu yıl bu hataya düşen köşe yazarları kimler olmuş bakalım (tahmin edilebileceği üzere Yeni Akit yazarları listeyi domine etmiş durumda):

İrfan Atasoy, Türkiye Gazetesi’ne 30 Aralık 2016 günü yayınlanan “Noel, Noel Baba, Christmas, Yılbaşı…” başlıklı yazısı baştan aşağı bir skandal:

"Noel, Noel Baba, Christmas, Yılbaşı...

Gerçekten ne olduğunu biliyor muyuz?.. 

Mîlâdî yılbaşı, Hristiyan olmayan başka birçok ülke gibi bizim ülkemizde de, Hristiyan batı ülkelerindeki gibi karşılanıyor ve 'bizden'miş gibi kutlanıyor. Peki bu doğru mu? Ya da biz bunun neresindeyiz, neresinde olmalı veya olmamalıyız? Her yıl yeni mîlâdi sene yaklaşırken notlarımı karıştırır, konuyla ilgili neler yazılmış bakarım. 
Bu sene de aynısını yaptım… Mîlâdî yılbaşı, Hristiyan âlemince ulü'l-azm bir peygamber olan Hazreti İsa'nın (aleyhisselâm) doğum yıldönümü olarak biliniyor. (İman’ın şartlarından biri de Peygamberlere imandır. Biz bütün peygamberlere iman ediyoruz. Peygamberlere iman etmek, aralarında hiçbir fark görmeyerek, hepsinin Allahü teâlâ tarafından seçilmiş sâdık, doğru sözlü olduklarına inanmak demektir. Zira onlardan birine inanmayan kimse, hiçbirine inanmamış olur…)"

İrfan Atasoy yazısına soruyla başlamış (Gerçekten ne olduğunu biliyor muyuz?). Görünen o ki kendisi doğrusunu bilmiyor meselenin.

Konuyla ilgili neler yazılmış her sene baktığını belirtmiş ama kendi yanlışlarını düzeltecek bilgileri görmezden gelmiş acaba. Yazının neresine el atsak elimizde kalıyor.

“Hz. İsa milâdi yılbaşında doğmamıştır, 25 Aralık günü doğumgünü kabul edilir” diyip geçelim. Yukarıdaki açıklamalar “aklını kullanan” okurlar için yeterli düzeltme donesini veriyor diye düşünüyoruz.

Memiş Memişçe‘nin Güneş Gazetesi’nde 28 Aralık 2016 günü yayınlanan “Müslüman’a Yılbaşı Kutlamak Yakışmaz” başlıklı yazısında bu ülkede Noel’in kutlandığını iddia etmiş.

"Acıların ölümlerin felaketlerin yaşandığı islam coğrafyasında Ne yazık ki müslümanlar Noel ve yılbaşını kutluyor. Yani bizi bize kırdıran, Müslümanlar'ı acımasızca gözünü kırpmadan öldürenlerin, inancını kültürünü Noel ve yılbaşını kutlamak için bilhassa alışveriş merkezleri ve otellerde aylar öncesinden hazırlıklar yapılıyor. Neymiş efendim güya Hz. İsa'nın doğum gününü kutlayıp sonrada yeni yıla mutlu gireceklermiş! "

Yok öyle bir durum!

Hacı Yakışıklı, Yeni Akit’te 17 Aralık 2016 günü yayınlanan “Babası Noel olanın, dedesi Ebu Cehil’dir!” başlıklı yazısında Noellere bu ülkede yer olmadığını söyleyerek Noel kutlamalarına karşı çifte dalmış:

"93 sene evvelki son Osmanlı’nın ellerinin sıcaklığını yeniden hissediyoruz. Ona öyle yaklaştık ki bir daha o limandan hiçbir Vahdettin’i göndermeye niyetimiz yok! Yeni Türkiye’de her yana doluşan misyoner Noellere de yer yok! 

Biz Müslümanız ve Noel kutlamıyoruz, kutlayanlar da dinleri neyi gerektiriyorsa onları yapmakta özgürler. Milli Piyango tam bir hastalık, bu illeti devam ettiren hükümet vebal altındadır. “Milli kumar” artık kaldırılmalı! Bunları yıllardır yazıyoruz, kalkana kadar yazmaya devam edeceğiz!"

İyi de, halkın kutladığı Noel değil ki, yılbaşı…

Şevki Yılmaz, Yeni Akit’te 30 Aralık 2016 günü yayınlanan “Yılbaşında hilal mi haç mı?” başlıklı yazısında ülkemizde Noel reklamlarının yayınlandığı iddiasında bulunmuş:

"Hristiyan âleminin yılbaşını halkımıza sevdirerek kutlatmak için medyamızdaki utanç verici yüzkarası Noel reklamları tam bir Hristiyanlık propagandasına dönüştü!"

Noel reklamı değil de, yılbaşı kutlaması içerikli reklamlar olmasın onlar? Daha ne izlediğini bile bilmiyor…

Yavuz Bahadıroğlu‘nun Yeni Akit’te 31 Aralık 2016 günü yayınlanan “Bu yılbaşı Noel Baba gelmeyecek” başlıklı yazısında yılbaşı gecesi Noel babanın gelmeyeceğini belirterek aynı hataya balıklama atlamış:

“Noel Baba” efsanesine inanan ve bunu İslâm dünyasına da bulaştıran Batı kültürü, yılbaşında boşu boşuna “Noel Baba”yı beklemesin!..

Çünkü gelmeyecek!..

Batı emperyalizmi, 2016 yılı içinde, Afganistan’da, Filistin’de, Gazze’de, Irak’ta, Türkiye’de (canlı bombalar ve bomba yüklü arabalarla), Suriye’nin çeşitli bölgelerinde ve özellikle Halep’te ve göçler sırasında öylesine çok çocuğun ölümüne seyirci kaldı ki, “Noel Baba” bile utandı!

Göç sırasında boğulmuş çocukların, Akdeniz sahillerine vuran körpecik cesetlerini görmemek için gelmeyecek!..

Bombalardan kaçarken, dağlarda donarak kaskatı kesilen masum bedenleri görmemek için gelmeyecek!..

Kirletilen annelerine, işkence altında öldürülen babalarına, çalınan vatanlarına ağlamalarını görmemek için gelmeyecek!..

Suriyeli, Iraklı, Afganlı, Arap, Türkmen, Kürt, Türk çocuklar ölürken Avrupalı çocuklara hediye taşımayı ahlâkî bulmadığı için...

Bu yılbaşında “Noel Baba” gelmeyecek...

Bu sene “Noel Baba” boykotta!.."

Noel Baba’nın 24 Aralık gecesi, yani Noel arefesi geldiğine inanılır zaten. 31 Aralık gecesiyle bir ilgisi yok ziyaretinin.

Osman Ünlü‘nün 31 Aralık 2016 günü Türkiye Gazetesi’nde yayınlanan “Noel gecesini kutlamak” başlıklı yazısından:

"Büyük Kostantin putperest iken, Hristiyanlığı kabul etmiş ve putperestlikten de birçok şeyi Hristiyanlığa sokturmuştur. Noel gecesinin yılbaşı olmasını da kabul ettirmiş, böylece yeni bir Hristiyanlık dini kurulmuştur."

Dilde tüy bitti söylemekten ama köşemenler kavrayamadı şu farkı. Noel gecesinin yılbaşı olduğu falan yok yahu… Daha konuyu doğru düzgün kavramadan fetva aktarmaya çalışıyor Osman Ünlü.

Ahmet Gülümseyen‘in Yeni Akit’te 28 Aralık 2016 günü yayınlanan “Noel’in bitirdiği ligde tartışma bitmiyor!..” başlıklı yazısında çok açık olmasa da yılbaşı-noel ayrımı konusunda bir kafa karışıklığı seziliyor:

"Süper Lig’de ilk devre, bir hafta kala tamamlandı. Ligin ilk devresinin bir hafta kala sonlandırılmasının nedeni, yabancılara tanınan ‘Noel’ tatili kıyağı. Nedeni ise öncekilerden farksız olmayan, yabancılar yılbaşını kendi ülkelerinde daha rahat kutlasınlar diye! Kimsenin inancına bir şey diyeceğimiz yok. Sözümüz, lig takvimini düzenleyen federasyonların ‘değerli’ yöneticilerine. Yabancıya gösterilen bu tür hassasiyet, inancını, dini bayramlarda v.s. yaşamak isteyen kendi sporcu, seyirci, yöneticilerine neden gösterilmiyor?"

Noel tatilinin yılbaşını kapsadığı doğrudur. Ancak, Noel tatili 31 Aralık’ta futbolcular yılbaşını kutlamalarındansa 25 Aralık’ta Noeli kutlamaları amacıyla veriliyor. Zaten Ahmet Gülümseyen inanç soslu tepkisel cümlesinde yılbaşını da hedef almasıyla kafa karışıklığı konusundaki şüpheleri daha belirgin hale getiriyor.

Mevlüt Özcan, Milli Gazete’de 24 Aralık 2016 günü yayınlanan “Noel bizim neyimiz olur?” başlıklı yazısında birtakım hatalar yapmış konu ile ilgili:

"Yabancı dille yazılmış eserlerde bile Noel hakkında, “Çocuklara Noel gecesi (yılbaşı gecesi) bir takım hediyeler getiren efsanevi kişidir” denilmektedir. Onun Hıristiyanlıkla bir ilgisi yoktur."

Noel babanın, adından da anlaşılacağı üzere Noel gecesi hediye dağıttığına inanılır. Yılbaşı gecesinde değil.

"Hıristiyanlar Noel’i 24 Aralık’ta kutlarlar."

25 Aralık’ta kutlanır.

Ali Canip Olgunlu da Milliyet Gazetesi’nde 25 Aralık 2016 günü yayınlanan “Anadolu’dan bir portre: Noel Baba” başlıklı yazısında Noel Baba’nın geçmişine dair klasik bir hatayı tekrarlamış:

"Bir pazarlama taktiği 

Halk arasında çocukların ve gemicilerin sevgilisi olarak efsanelere konu edilen St. Nicholas’ın erken devir tiplemesi; yeşil tunik giyen, altında eşeği olan ve zayıf yapılı görünümdedir. Yüzyıllar sonra Noel Baba olarak karşımıza çıkarılacak olan tiplemeyle Anadolulu Nicholas’ın hiçbir tarihsel gerçeklik zemininde benzerliği olmayacaktır. Yeşil elbisesinin yerini kırmızı-beyaz renkli tunik alır, eşeği yerine dokuz geyiğin çektiği bir faytona biner ve sıska adamın yerini tombul biri alır. 

Değerli dostlar, bu imaj değişikliğinin sebebi Coca-Cola markasıdır. Şöyle ki, yeni kıta olan Amerika’ya kolonist olarak giden Hollandalılar kendi kültürlerini ve inançlarını da yeni kıtaya doğal olarak taşımışlardır. Sinterclas adlı mitolojik at efsanesine göre her yeni yılda bu at, tahta ayakkabı içerisine konan otları yer ve karşılığında da o evin çocuklarına hediye bırakır. Bu kuzey kökenli mitsel geleneğin Amerika’ya taşınmasından sonra Sinterclas ismiyle Santa Nicholas ismi birbirleri içerisinde zamanla eritilir. Çocukların sevgilisi St. Nicholas ile çocuklara hediye getiren mitsel varlık birlikte kavramlaştırılır. 

Piyasaya yeni sürülen Coca-Cola’nın hedef kitlesi çocuklardır ve bu firma yöneticileri İsveçli bir resssama günümüzdeki sevimli Noel Baba tiplemesini çizdirterek hem kendi marka renklerini kullanırlar hem de önemli bir imge yaratırlar. Bir anlamda St. Nicholas’ın tarihsel kimliğine zarar vermiş, öte yandan da yaratmış oldukları portreyle hedef kitle olan çocuklara bir kahraman yaratmışlardır."

İddiaya göre Coca Cola 1931 yılında Haddon Sundblom aracılığıyla siyah-beyaz resmedilen hayali kişilik Aziz Nikolas’ı ak saçlı, ak sakallı, koca göbekli, tonton dedeye çevirmiş.  Ancak, Noel Baba figürünün bugünkü haline Coca Cola tarafından getirildiği ve bir reklam figürü olarak ilk kez Coca-Cola tarafından kullanıldığı iddiası doğruyu yansıtmıyor.

Aziz Nikolas’ın bugünkü Noel Baba kıyafetleri ile ak saçlı, ak sakallı, tonton dede modeline uygun resmedilmesi 1930’lu yıllardan çok önce var olan bir şeydi.

Noel Baba’nın bugünkü modern imajını ilk resmeden sanatçılardan biri Amerikalı karikatürüst Thomas Nast. Harper’s Weekly dergisinin 29 Aralık 1863 tarihli sayısında yayınlanan resimde Noel Baba, Amerikan İç Savaşı’nda döneminde Birleşik Devletler bayrağı desenli ceketle yer alıyor.

1863-santa_claus

Bu resimden sonra, 1930’lu yıllara ve Haddon Sundbloom’a gelene dek, Noel Baba çoktan kırmızı kostümünü giyip ev ziyaretlerine başlamıştı bile.  1930’lu yıllardan önce de kırmızı elbiseler içinde bir Noel Baba figürü popüler dünyada yerini çoktan bulmuştu. Örnek olarak aşağıdaki 1902 tarihli Puck dergisinin kapağına bakalım:

1902 Puck Dergisi kapağı

Aşağıda yer alan fotoğraflar, Coca-Cola’dan çok önce soda ve maden suyu satışı yapan White Rock şirketinin Noel Baba figürünü reklamlarında kullandığını göstermektedir. Soldaki resim 1923 (Life Magazine), sağdaki resim ise 1915 (San Francisco Examiner) tarihli.

2618d-life121223a

efdee-sfe121915

 

 

Görüleceği üzere, Coca Cola’nın Noel Baba figürünü oluşturduğu iddia edilen 1930’lu yıllardan önce de kırmızı elbiseler içinde bir Noel Baba figürü popüler dünyada yerini çoktan bulmuştu.

Aynı hataya Faruk Eskioğlu, Olay Gazetesi’nde 20 Aralık 2016 tarihli “Noel Baba, Coca Cola’nın adamı mı?” başlıklı yazısında düşmüş.

İbrahim Bektaş, Yeni Akit’te 30 Aralık 2016 günü yayınlanan “Yurdumu işgal eylemiş, şu garbın safsatası, Kiminin maymunu var, kiminin “Noel babası!” başlıklı yazısında, Nurettin Veren de yine Yeni Akit’te 28 Aralık 2016 günü yayınlanan “Acılarımızı çok çabuk unutup, meydanı tekrar FETÖ’ye kaptırmayalım” başlıklı yazısında “yılbaşı kutlaması tepkisi” içerikli şiiri Mehmet Akif Ersoy’a atmetme hatasında bulunmuşlar:

"Yapılan onca ikaza kulak tıkayan bu laftan anlamaz takımına, bu defa Merhum Akif’in bir şiiri ile seslenmek istiyorum. 
Belki O’nu dinlerler. 
İşte o şiir:"
"Yine bugüne benzer, 100 yıl önce yaşamış olduğumuz felaket dolu günlerimizde, büyük şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un şu dizelerini aynı gaflet içerisindeki, o günün insanlarına bir uyarı olarak söylendiği gibi, bizim de içimizi titretir ve gerilimimizi muhafaza etmemize vesile olur diye, önce kendime, sonra da size faydalı olur düşüncesi ile yazmak istedim."
Mehmet Akif Ersoy’dan YENİ YIL MESAJI

Ya Rab! Böyle mi olacaktı, benim cennet yurdum?
Baktım da etrafıma yalnızım, ağladım durdum.

Bir mânâ veremedim, şu Milâdî yılbaşına!
Şaştım da kaldım, Müslümanların vah telaşına!

Çevirdim başımı, nereye ettimse bir nazar.
Gördüm ki, Noel için hazır, yer-yer çarşı-pazar.

Haykırmak gelmişti içimden, seslendim millete.
Heyhat! Duyuramadım, ne Âhmed’e ne Mehmed’e.

Ey Âlem-i İslâm’ın baş tacı, büyük Türkiye!
Mukaddesatı unuttun, Avrupa diye diye!

Yurdumu işgal eylemiş, şu garbın safsatası, 
Kiminin maymunu var, kiminin “Noel babası!”

Anladım, zaman geçmekte bugün dünden de beter.
Kim bilir? Yarın ne hâle düşecek bu şaşkın beşer.

Kulaklar tıkanmış, gözlere çekilmiş perde.
Nankör adam, fazilet arıyor geçmiş giderde.

İslâm’dır bu vatanın dini, kitabı Kur’an-ı Kerîm’dir.
Müslümanın bayramı, Ramazan ve Kurbandır.

Kalamaz bu böyle Fatih’in, Yavuz’un diyarı, 
Noel kutlamada, geçerek hıristiyanları.

Maziyi düşündüm de, hayran oldum istiklâle 
Ecdadıma söz verdim, varmak için istikbâle, 

Çanakkale’de şehidlerim kefensiz yatıyor!..
Sakarya’nın rengi, hâlâ kıpkızıl kan akıyor!..

Şehidlik, gazilik şerefidir Müslümanların.
Düşmanlara alkış tutmak, işidir alçakların.

Şu alçakça yaşayanların aklına yanayım.
Gel ölüm gel, neredesin? Kanımla yıkanayım!

İstemem bu hayatı, Sultan etseler cihanda.
Ölürüm, şerefimle yatarım, toprak altında.

Ya Rab! Hidâyet ver kurtulsun bu millete.

Malesef şiir Mehmet Akif Ersoy’a ait olmadığı gibi bazı hatalara sahip. Memlekette kutlama yapılan yılın son gecesinde yeni yıl kutlaması. Noel kutlayan müslüman mı görmüşler bu ülkede?

2015 yılı ve öncesinde Noel-yılbaşı ayrımına varamayan köşe yazarlarını ifşa ettiğimiz yazımızı da bilahare inceleyebilirsiniz.

Kim bilir tespit edemediğimiz daha nice hata mevcut…

Aris Nalcı ne güzel özetlemiş mevzuyu:

"Bilir misin? Yeni yıl sadece miladi takvimde bir gün (yıl) dönümüdür...

Hıristiyanlar Noel'i 24'ünde, Ermeniler de 6 Ocak'ta kutlar."

Mutlu yıllar!