Nuri Elibol AK Parti ve MHP’nin Temsil Gücünü Biraz Artırmış

Nuri Elibol, Türkiye Gazetesinde 9 Ocak 2017 günü yayınlanan “Lütfen Germeyin” başlıklı yazısında Ak Parti ve Milliyetçi Hareket Partisinin toplam temsil gücünü en az % 70 olarak belirterek hataya düşmüş:

"Milletin en az yüzde yetmişini temsil eden iki siyasi parti bir araya gelerek bu sorunu çözecek 18 maddelik anayasa değişikliği üzerinde anlaştı."

1 Kasım 2015 Genel Seçim Sonuçlarına göre AK Parti ve MHP toplam oyların sırasıyla % 49,48’i ile % 11,90’ını almıştı. Yani toplamı takriben % 61,4’ünü almışlardı.

Son dönemde yapılan güvenilir anketlerde de % 70’e yaklaşamıyor bu 2 partinin toplam oyları.

Deniz Gökçe Referans Vermeden Çeviri Yaptığı Köşe Yazılarına Devam Ediyor

Deniz Gökçe, Akşam Gazetesindeki 9 Ocak 2017 tarihli “Donald Trump Başkan olmadan Japonya ve Çin’den fırça yedi” başlıklı yazısının % 80’ini FT’de 6 Ocak 2017 günü yayınlanan “Japan rallies to defend Toyota after Trump warning” başlıklı analizden çevirmiş.

 

Paragraf paragraf örnekleri sıralayalım:

"Japon yöneticileri de aynı gün, yani dün, “Trump işbaşına gelip de Toyota’ya Meksika’da bir fabrika kurması halinde vergi koymaya kalkarsa, biz de benzer önlemler alırız! dediler."


"Carmaker threatened with heavy penalties over making cars for the US market in Mexico" & "Japanese government officials pushed back against Donald Trump’s criticism of Toyota as the attack on the country’s most powerful corporate name sent shockwaves across Japan Inc."
"Japonya’da Sony Başkanı Kazuo Hirai, Nissan Başkanı Carlos Ghoshn ve de birçok Japon şirketi Genel Müdürü, Trump Hükümeti Toyota ile uğraşmaya başladığı takdirde, Japonya ile ABD arasındaki ticari ilişkilerin farklı bir şekle geleceğini vurguladılar. Japon tarafını temsil eden Japon Maliye Bakanı Taro Aso Toyota’nın ABD’de Kentucky’deki fabrikasında çok yüksek dozda ABD vatandaşı çalıştırdığını ve de herhalde yeni ABD Başkanı Trump’ın Toyota’nın ABD’de kaç araba ürettiğinin sayısını incelememiş olduğunu vurguladı."


"Chief executives of Japanese companies including Sony’s Kazuo Hirai and Nissan’s Carlos Ghosn weighed in, while analysts feared the president-elect’s targeting of Toyota would lead to a broader fallout on Japan-US trade relations."

"“Toyota is responsible for large employment at US plants such as in Kentucky. It’s questionable whether the new US president has a grasp of how many vehicles Toyota builds in the US,” said Taro Aso, Japan’s finance minister."
"Japonya Ticaret ve Sanayi Bakanı Hiroshige Seko da Japon Hükümetinin yeni ABD Hükümetine Toyota ve de ABD ekonomisi hakkında doğru bilgi verebileceğini de söyledi."


"Hiroshige Seko, minister for trade and industry, added that the Japanese government would do its part to explain to the US administration about the contribution of the country’s car industry to the American economy."
"Toyota Baja’da bir üretim tesisi olduğunu ve bu tesisin Tacoma tipi pick-up kamyonet üretiğini, 2016 yılının Ocak-Kasım ayları arasında ABD’de satılan arabalar içinde Toyota’nın 2.2 milyon araçtan sadece yüzde 6 kadarını ABD’de sattığını,ama Nissan ‘ın yüzde 22 ve de Mazda’nın da yüzde 47 kadarını satmakta olduğunu belirtti."


"Toyota, which has an existing manufacturing facility in Baja to build the Tacoma pick-up truck, only made about 6 per cent of 2.2m vehicles sold in the US in Mexico during the January to November period, compared with 33 per cent for Nissan and 47 per cent for Mazda, according to SBI Securities."
"Toyota ayrıca Meksika’da kuracağı yeni fabrikada ABD ‘de hiç iş kaybı olmayacağını ve ABD yönetiminin getirdiği düzenleme ve kurallara zaten her zaman uyduklarını da ekledi." 


"In response to Mr Trump’s tweet, Toyota has said no US jobs would be lost as a result of its planned new plant in Mexico. Mr Toyoda has also said the company would “see what policies the incoming president adopts” before deciding whether to take action."

Durumlar böyle…

Merve Şebnem Oruç IŞİD Kısaltmasını Sıklıkla Kullandığı Halde Aksini Öğütlemiş

Merve Şebnem Oruç, Yenişafak’ta 8 Ocak 2017 günü yayınlanan “Neden IŞİD değil de Daeş diyoruz?” başlıklı yazısında, IŞİD kısaltması yerine DAEŞ kısaltmasının kullanılması gerekliliğini anlatmış.

"Bir örnek verirken “Niye tüm dünya IŞİD'e IŞİD derken siz Daeş/Deaş diyorsunuz ki? Ne gerek var, niye bu ısrar?” deyince anlattım mevzunun arka planını. Şaşırdı kaldı; hatta “Bundan sonra Daeş'ten başka bir kelime kullanmayacağım” dedi, “Niye bunu anlatmıyorsunuz?” diye de kızdı."
...
"Arapça'daki söyleyişine en yakın hali olduğu için ben Daiş demeyi tercih ediyorum."

Anlatmış anlatmasına da; geçmiş yazılarında kendisi bizatihi IŞİD kısaltmasını kullananlardan olduğunu gözden kaçırmış.

Örnekleriyle aktaralım:

28 Haziran 2015 tarihli “IŞİD’le mücadele ve Suriye’ye müdahale” başlıklı yazısında 23 kez IŞİD kısaltmasını kullanmış (Her birini tek tek aktarmak oldukça güç malum).

19 Mayıs 2016 tarihli “PKK ve IŞİD’e kim silah ve insan kaynağı sağlıyor?” başlıklı yazısında başlık dahil 12 kez IŞİD’e değinmiş.

10 Mart 2016 tarihli “Musul operasyonu mu yoksa Rakka mı?” başlıklı yazısında da 23 defa IŞİD kısaltması geçiyor.

16 Haziran 2016 tarihli “IŞİD tehdidi bitiyor mu yoksa büyüyor mu?” başlıklı yazısında 27 defa kullanmış:

21 Şubat 2016 tarihli “Ortadoğu’nun yeni siyonistleri” başlıklı yazısında 2 defa kullanmış:

"Çözüm ve barış isteyen, birlikte yaşamak isteyen Kürtleri son iki yılda aralıksız “Türkiye IŞİD'i destekliyor” ve “Erdoğan Kürtlere savaş açtı” propagandasıyla, tıpkı yıllar önce Siyonistlerin Yahudileri göçe ikna ettiği gibi ikna etmeye çalışan PKK, ABD'yle beraber PYD, PKK, YPG, TAK, HPG ve benzeri üç harfli kelime oyunlarıyla kafa bulandırma oyunu oynarken Suriye'de köylerini elinden aldığı, etnik temizlik yaptığı alanlardaki sivil, muhalif Kürt, Türkmen, Arap herkesi “IŞİD” ya da en kötü “Nusra” militanı diye etiketleyerek harikulade bir çalışma yürütüyor."

28 Şubat 2016 tarihlie “Suriye’de ateşkesin ömrü kaç gün olacak?” başlıklı yazısında 6 defa geçmiş IŞİD:

"IŞİD ve Nusra'yla, daha doğrusu terör örgütleriyle mücadelenin kapsam dışı olduğu ateşkes kararı, aynı gece BM tarafından da kabul edildi."
...
"IŞİD'in sürpriz diye nitelenen ama hiç de sürpriz sayılmayan Tel Abyad saldırısı, ateşkesin başladığı ilk saatlerde geldi ve dün gün boyu devam etti."
...
"Yani ABD IŞİD'e hava saldırısı düzenleyecek, Rusya IŞİD adı altında IŞİD'in bulunmadığı yerleri bombalamaya devam edecek."
...

"Şimdi el Kaide gitti, IŞİD geldi"

8 Mayıs 2016 tarihli “Suriye’ye kara operasyonu kapıda mı?” başlıklı yazısında 11 kez geçmiş IŞİD kısaltması.

30 Haziran 2016 tarihli “Kim kazanıyor, kim kaybediyor?” başlıklı yazısında 4 defa kullanmış IŞİD’i:

"Atatürk Havalimanı'nda gerçekleşen intihar bombası saldırıları, bir yılda yaşadığımız bir kısmı IŞİD eliyle bir kısmı PKK eliyle gerçekleştirilen dokuzuncu büyük terör eylemi. Vezneciler'de PKK'nın gerçekleştirdiği bombalı araç saldırısının üzerinden henüz bir ay bile geçmemişken bu kez de IŞİD İstanbul'u kana buladı. Diğer tarafta Güneydoğu'dan gelmekte olan şehit haberleri devam ediyor. Salı gecesi Van'da bir sivil ve üç asker, dün Derik'te iki asker PKK'nın saldırılarında hayatını kaybetti. İçeride durum buyken Suriye sınırında sınır güvenliğimize karşı tehdit devam ediyor. Kilis'in karşısında IŞİD ve muhalifler arasındaki çatışmalar devam ederken, PKK'nın Suriye kolu PYD, ABD liderliğindeki koalisyonun desteğiyle Suriye'nin kuzeyine hakim olma çabasını sürdürüyor."

...

"Salt bu tablo bile, yani içeride patlayan bombalar, IŞİD'in ve PKK'nın bitmek bilmez terör saldırıları, Suriye sınırında yükselen yeni tehditler ve arkalarındaki uluslararası destek, nasıl bir terör kumpanyasıyla karşı karşıya kaldığımızı gösteriyor."

2 Haziran 2016 tarihli “IŞİD’le misin, PYD ile mi, yoksa Esad’la mı?” başlıklı yazısında başlık dahil 3 kez geçmiş IŞİD:

"IŞİD sayesinde ortaya çıkan yeni taraf ve cepheler, esas meselenin önüne geçti." 

... 

"Önce Esad rejimiydi, ardından IŞİD oldu, ardından PKK-PYD. Böylesi bir savaşta, değişen koşullar nedeniyle taktiklerin değişmesi, hatta konjonktürel strateji değişikliklerinin yapılması kaçınılmaz olabilir."

20 Mart 2016 tarihli ““Erdoğan’ı verin, bu iş bitsin”” başlıklı yazısında 1 kez kullanmış:

"Kobani'yle başlayan süreç PKK'nın, IŞİD'in ihaleyi devralışı oldu."

11 Aralık 2014 tarihli “Ebu Gureyb’den IŞİD’e” başlıklı yazısının başlığında ve metninde 1’er kere kullanmış:

"Model kamptan ‘ehlileştirilerek’ çıkanı IŞİD’in lideri oluyorsa, varın kafasına kukuleta geçirilerek elektrikli kablolara bağlanıp bir kova üzerinde saatlerce bekletileni siz tahayyül edin."

21 Temmuz 2016 tarihli “Terörist darbe girişimi” başlıklı yazısında 3 kez kullanmış:

"Bildiğiniz gibi, Orta Doğu ve Kuzey Afrika'da devlet dışı aktörlerin mevcut kaos ortamından yararlanarak yükselişe geçmesiyle, IŞİD ve PKK gibi terör örgütlerinin sahneye baş rol oyuncusu olarak çıktığı bir süreç yaşıyoruz."
...
"Bu nedenle, tam da böyle bir zaman diliminden geçerken, Türkiye bir yanda IŞİD bir yanda PKK terörüyle mücadele ederken karşı karşıya kaldığımız ve püskürtmeyi başarttığımız darbe girişiminin niteliğini tartışmak büyük önem arz ediyor."
...
"Onlar olsa olsa “Fetullah'ın askerleri”dir, tıpkı IŞİD'in teröristlerinin kendini Bağdadi'nin askerleri, PKK'nınsa Öcalan'ın askerleri olarak tanımlaması gibi..."

 

Ne diyelim, “Merve Şebnem Oruç’un dediğini yap, yaptığını yapma” durumu oluşmuş…

Kendi yazısından bir bölümle bitirelim:

"IŞİD/Daiş tartışması, bilgiye ulaşmanın hiç olmadığı kadar kolay olduğu ama bilgisizliğin, cehaletin bazı odaklarca kasıtlı olarak artırıldığı bu dönemde, algıların nasıl yönlendirildiğine küçük, ama etkisi açısından oldukça büyük bir örnek."

Erinç Yeldan’ın Ekim Devrimi Hakkındaki Yanılgısı

Erinç Yeldan, Cumhuriyet Gazetesinde 4 Ocak 2017 günü yayınlanan “Ekim devrimi yüz yaşında” başlıklı yazısında Ekim Devrimi hakkında anakronizme düşüp bazı yanlış bilgiler aktarmış.

Hataları tesbit eden Uğur Tosun’un klavyesinden aktaralım:

“Ekim Devrimi sadece Rusya’da gerici çarlık rejiminin yıkılması ve yerine sosyalist bir düzenin inşasından ibaret kalmamış, bizlere sunduğu toplumcu dayanışma, kardeşlik, katılımcı demokrasi ve planlı ekonomi deneyimleri ile insanlığın yepyeni bir umut ışığı olmuştur.”

Ekim Devrimi’nin Rusya’da gerici çarlık rejimini yıktığına dönük ifade yanlıştır. Bu rejimi, Ekim Devrimi’nin toplumsal ve siyasal ön koşullarını yaratan Şubat Burjuva Demokratik Devrimi yıkmıştır.

Rusya İmparatorluğu’nun başkenti Petrograd’da 23 Şubat 1917 günü başlayan devrim, Çar II. Nikolay’ı 2 Mart (15 Mart) günü erkek kardeşi Mihail Aleksandroviç’in lehine tahttan çekilmek zorunda bırakmıştır. Onun da 3 Mart (16 Mart) günü tahtı reddetmesiyle Rusya’da çarlık monarşisi tarihe karışmıştır. II. Nikolay’ın tahttan çekildiği gün emperyalist burjuvalar ve toprak sahipleri tarafından Geçici Hükümet kurulmuştur.

Ekim Devrimi, 25 Ekim (7 Kasım) günü bu hükümeti devirmiş ve devlet iktidarının bütünüyle İşçi ve Asker Vekilleri Sovyetleri’nin eline geçmesini sağlamıştır.

“1917 Kasım’ında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği artık dünyanın ilk sosyalist ülkesiydi. Bu durum Sovyet halkları için onur ve gurur vericiyken, dünya halklarına, emeği ile geçinen milyonlarca emekçi insana moral ve güç; emperyalizme ise büyük bir darbe olmuştu. Sosyalizm hayal değil, gerçekti. Tüm dünyada sınıf mücadeleleri ve ulusal kurtuluş savaşları bu moral güç ile hız kazanacaktı.”

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, Kasım 1917’de değil, 30 Aralık 1922’de Moskova’da açılan I. SSCB Sovyetler Kongresi’nin SSCB’nin Kuruluşu Üzerine Bildiri’yi onaylamasıyla kurulmuştur.

* Tesbitleri için Sn. Uğur Tosun‘a teşekkürler…

Enver Aysever ve David Eagleman’ın Beynin Gizli Hayatı Adlı Kitabı

Enver Aysever, Birgün Gazetesinde 8 Ocak 2017 günü yayınlanan “İçimde kim var” başlıklı yazısında David Eagleman’ın kitabının isminde ufak bir hataya düşmüş:

"Davıid Eagleman’ın yazdığı “Beynin Gizli Tarihi”ni bugün bitirdim."

"John Berger öldü. Görmek üstüne sayfalarca yazmış biriydi. Çok zaman önce okumuş, hatta “Geç Kalmış Romantik”te bu etkiyle alıntılar yapmıştım. “Beynin Gizli Tarihi”nde altını çizdiğim bir bölüm tam da buna yanıt verir nitelikte."

Kitabın doğru adı “Incognito – Beynin Gizli Hayatı“dır. Beynin Gizli Tarihi değil.

 

* Katkısı için İlhan Uncuoğlu‘na teşekkürler

Haşmet Babaoğlu ve Matah Taraf

Haşmet Babaoğlu, Sabah Gazetesinde 7 Ocak 2017 günü yayınlanan “Ana Muhalefet Bir Provokatör Gibi Davranamaz” başlıklı yazısında ufak bir kelime hatası yapmış:

"Medyadaki dostlarımı kim bilir kaç kez uyardım... 

Kemal Kılıçdaroğlu'nun matrak bir tarafı yok!"

Haşmet Babaoğlu, Kemal Kılıçdaroğlu’nun mizah yeteneğindense genel olarak siyasi liderlik ve söylem kabiliyetini hedeflediği için “matrak bir taraf” yerine “matah bir taraf”ının olmadığını belirtmeliydi.

Ekrem Kızıltaş Türkiye’de Negatif Faize Yaklaşıldığını Düşünüyor

Ekrem Kızıltaş, Takvim Gazetesinde 6 Ocak 2017 günü yayınlanan “Esas mesele” başlıklı yazısında ülkemizde negatif faize yaklaşıldığını iddia etmiş:

"Gezi Olayları, 2008 Küresel Ekonomik Krizi'nden başarılı yönetim sayesinde yara almadan çıkmış ve bu arada IMF'ye kapıyı gösterdiği gibi negatif faize yaklaşıp, ekonomik istikrarını sağlamış ülkemizi cezalandırma girişimiydi, başarısız oldu hamdolsun.."

TCMB politika faiz oranları, gösterge tahvil faiz oranları, ticari bankalarca uygulanan mevduat/kredi faiz oranları malesef negatif düzeye yaklaşmış değil.

Ekonomideki en temel faiz göstergelerinden TCMB tarafından temel politika faiz oranı olarak baz alınan 1 haftalık repo faizi halihazırda % 8 seviyesindedir.  2 yıl vadeli kamu borç senedi baz alınarak oluşan gösterge faiz oranı ise % 10,85 civarındadır.

TCMB Faiz Oranları
Borç Alma Borç Verme
1 Hafta Repo 8.00
Gecelik (o/n) 7.25 8.50
Geç Likidite 0.00 10.00

Ekrem Kızıltaş’ın “yaklaşma kriteri” daha geniştir belki bilinmez. Ancak, şu anlık verilebilen tek şey “negatif REEL faiz”. İkisi arasındaki farkı Ekrem Kızıltaş’a açıklamamız da galiba enerji israfı olur.

Mehmet Çelik A Haberin ABDli Generalin Sözlerine Yaptığı Montajı Gözden Kaçırmış

Prof. Dr. Mehmet Çelik, Güneş Gazetesinde 6 Ocak 2017 günü yayınlanan “Kovboy artık açık oynuyor” başlıklı yazısında A Haber’in NATO eski başkomutanı emekli orgeneral Wesley Clark’ın sözlerine yaptığı alt yazı montajını gerçek sanarak “DEAŞ’ı biz kurduk” itirafını yaptığını köşesine aktarmış:

"Biz, bu küstah ve ahlaksız teklifin şokunu daha üzerimizden atmadan ABD’li General Wesley Clark’ın “DEAŞ'ı biz kurduk” itirafı bomba gibi medyaya düştü!.."

Medyaya düştü düşmesine. Ama, A Haber’in skandal montajı Mehmet Çelik’in gözünden kaçırdığı şekilde düşmedi.

Bahse konu montajı gözler önüne seren Teyit.org’un paylaşımından faydalanarak Profesör Doktor Mehmet Çelik’in hatasını aktaralım:

A Haber’de 4 Ocak 2017 günü yayınlanan Söz Teması adlı programda ‘ABD’li general Wesley Clark’tan şok itiraflar’ alt bandıyla yayınlanan bir videoda, Clark’ın “DAEŞ’i biz kurduk” dediği iddia edildi. Ancak A Haber, 2011 tarihli videodaki “IŞİD ya da DAEŞ” ifadelerinin hiç kullanmadığı Clark’ın konuşmasına Türkçe alt yazı ve ses bindirerek Clark’ın konuştuğu İngilizce’nin duyulamamasına sebep oldu ve Clark’ın kullanmış olduğu “Teröristler hakkında ne yapacağımızı bilmiyorum ama iyi bir ordumuz var ve hükümetleri devirebiliriz” ifadesi alt yazıda “Hükümetleri alaşağı edebilir, darbelerle görevden uzaklaştırabiliriz” şeklinde aktarıldı.

Ertesi gün, bu iddianın ve montajın gerçeği yansıtmadığı gerek teyit.org gerekse diğer bazı basın kuruluşlarınca aktarıldı.

Görülen o ki, Profesör Doktor Mehmet Çelik bu aktarımları görememiş.

Bekir Hazarla Vehhabiliğin Alternatif Tarihi

Bekir Hazar, daha önce Malumatfuruş’ta aktardığımız (bkz ilgili ihtisaplar: 1 & 2) hatasını sürdürerek, Takvim Gazetesindeki 5 Ocak 2017 tarihli “Sevgi ve Hürmetle” başlıklı yazısında Vehhabiliğin İngilizler tarafından kurulduğu iddiasını tekrarlamış:

"Vehhabiliği İngilizler Osmanlıyı yıkmak için kurdu. DEAŞ vehabilerden kurulu bir örgüt.."

Vehhabiliğin (“Vehabilik” değil) kökeni, kurucusu Muhammed bin Abdülvahhab’a, yani 18. yüzyılın başlarına dayanır.

İngilizler tarafından Osmanlıyı yıkmak için kurulduğuna dair herhangi bir tarihi kaynak bulunmamaktadır. Tabiki, Bekir Hazar kadar tarihi iyi biliyor (!) olamayabiliriz.

DEAŞ/IŞİD/DAİŞ/DAEŞ/ISIS/IS selefilikten esinlenir ve vehabilerden oluşmaz.

Kemal Öztürk Iğdır’da Yaşayan Caferi Vatandaşların Uyruğunu Karıştırmış

Kemal Öztürk, Yenişafak Gazetesinde yayınlanan 4 Ocak 2017 tarihli “Teröre karşı şok dalgası nasıl oluşur” başlıklı yazısında

"Iğdır'da yaşayan Caferiler İran büyükelçiliğine, Fethiye'de yaşayan Almanlar Alman büyükelçiliğine, Kaş'ta yaşayan İngilizler İngiliz büyükelçiliğine, İstanbul ve Ankara'da bulunan Amerikalılar ABD büyükelçiliğine toplu olarak gitseler. Orada Türkiye ile savaşan terör örgütlerine karşı hükümetlerini mücadele etmeye çağırsalar. Bu ülkenin batı medeniyetinin bir parçası olduğu kadar, doğu medeniyetlerinin en önemli temsilcisi olduğunu, buna saygı göstermelerini isteseler. Nasıl olur?"

Kemal Bey Iğdır’daki Caferi vatandaşlarımızı, İran vatandaşıymış gibi göstermiş, İran büyükelçiliğine gitmeleri çağrısında bulunarak. Yabancı uyruklu değil halbuki Iğdır’daki Caferiler.

Daha sonra Kemal Öztürk, twitter hesabından kastının yanlış anlaşıldığına dair bir açıklama yapmış.