Ergün Diler Reina Saldırganının Yurt Dışına Kaçırıldığını İddia Ediyordu

Ergün Diler, Takvim Gazetesinde 4 Ocak 2017 günü yayınlanan “Kaçırdılar” başlıklı yazısında yılbaşı gecesi (1 Ocak 2017) İstanbul’daki Reina adlı gece kulübüne 39 kişinin hayatını kaybettiği saldırıyı gerçekleştiren teröristin Balıkesir üzerinden Yunan Adalarına kaçırıldığını iddia etmişti:

"Katliam başlıyor, belirlenen sürede de son buluyor. Katil çıkıp bir süre SARIYER istikametine yöneliyor. Ama o yöne gitmiyor. Tekrar U DÖNÜŞÜ yapıyor. Geldiği yöne sapıyor. Özel bir araçla buluşup geliş yönünün aksine yol alıyor. Birkaç saati olduğunu bilerek ilerliyor. Sabahın erken saatlerinde YENİKAPI'da kendisini bekleyen iki kişi ile buluşuyor. 

AİLE GÖRÜNTÜSÜ VERMEK İÇİN! Yalova'ya geçiliyor. Oradan BALIKESİR ve ardından YUNAN ADALARI... Klasik bir DEAŞ'lı teröristin bunların binde birini yapma ihtimali yok. Muazzam bir planla bu katil kaçırıldı. Yayınlanan fotoğrafların pek çoğu sahte ve yanlış.."

“Operasyon B” başlıklı 6 Ocak 2017 tarihli yazısında bu iddiasını tekrarlamıştı:

"Önceki gün katilin YENİ KAPI üzerinden erken saatlerde aile görüntüsüyle Yalova'ya, oradan da Balıkesir üzerinden bir Yunan adasına kaçtığını yazdım. Bunu ben değil yabancılar söylüyordu. Kaç gün geçti hala yakalanan yok... Eşiyle çocuğuyla Konya'ya geldi, başka bir kadın ve çocukla ise Yunanistan'a kaçtı! Şimdi kim bilir nerede! Şimdilik yabancılar haklı!."

Ergün Diler, gördüğü büyük resmi (!) bizimle paylaşma lütfunda bulunmuş; ancak, 16 Ocak 2017 gecesi Reine saldırısını gerçekleştiren teröristin İstanbul Esenyurt’ta yakalanmasının ardından “saldırganın yurt dışına kaçırıldığı” iddiası da asılsız çıkmış oldu.

Büyük resim böyle bir şey olsa gerek. Görmeyen bilemiyor haliyle.

 

Abdurrahman Dilipak Nutella Hakkındaki Yazısını Hatalara Gark Etmiş

Abdurrahman DilipakYeni Akit Gazetesi’nde 16 Ocak 2017 günü yayınlanan “Nutella sever misiniz?” başlıklı yazısında son günlerin gündemdeki konusu “Nutella”yı hedef almış; ancak, detaylı araştırma yapmadan yazısını hatalarla bezemiş:

"İtalya’nın gıda şirketi Ferrero’nun ürettiği ve dünya çapında bir üne sahip olan çikolata-fındık ezmesi ürünü Nutella’nın başı Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi EFSA ile dertte. EFSA Raporunda, Nutella içerisinde bulunan palmiye yağı, kanserojen olarak tanımlandı. "

EFSA’nın (Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi) 2016 yılı Mayıs ayında yayınladığı bir raporda, özellikle Ferrero ya da Nutella’ya yönelik özel bir uyarıda bulunmadan palm yağının kullanıldığı ürünlerin tüketilmesine son verilmesi yönünde bir uyarıda bulunmayıp, risklerin belirlenmesine yönelik çalışmaların devam etmesi gerektiğini belirtmişti.

Raporu okuyup detaylıca analiz eden (!) Dilipak, rapordaki Nutella atfını görüp, kanserojen tanımı yapıldığını net şekilde müşahede etmiş (!) demek ki. Biz baktık göremedik.

"EFSA’nın bu raporu, Dünya Sağlık Örgütü›nün (WHO) verileri ile de örtüşüyor."

Hangi verilerle? Kaynak yok, rapor atfı yok, WHO’nun bu konuda aynı mesajı veren yayımlanmış bir istatistiği ya da analizi yok.

Ama bir saniye. Abdurrahman Dilipak’tan daha mı iyi bileceğiz. Kendisi ünlü bir gıda mühendisi (aynı zamanda diyetisyen) (!) ve çalışmaları dünya çapında ses getirmiş bir bilim adamı (!). O var dediyse vardır. Gerisi hikaye (!).

"Rapor sonrası Nutella’nın borsada işlem gören hisseleri %3 değer kaybetti."

Nutella bir şirket değil, bir ürün markası. Haliyle hisseleri borsada işlem görmüyor. Dolayısıyla (olmayan) hisse değeri bir düşüşe uğramıyor.

Hadi Nutella yerine Ferrero’yu kastetti diyelim ünlü finansçı Dilipak. Ferrero bir aile şirketi ve halka açık bir şirket değil. Hisseleri borsada işlem görmüyor.

Belki uzman ekonomist ve finansçı Dilipak, bizim bilmediğimiz bir şey biliyordur (!).

"Ferrero’ya göre palmiye yağı Nutella’da tehlike oluşturmayacak şekilde kullanılmakta ve bu yağ kullanılmadan aynı kıvamı elde etmek mümkün olmamakta."

Çok şükür doğru bir bilgiye ulaşabildik.

"Nutella’nın yağ tipini değiştirmesi Ferrero’ya 20 milyon liraya kadar ek maliyet getirebilecek. Eğer bu değişikliği yapmayacak olursa pazar payı düşebilecek ya da açılacak davalarla daha büyük bir bedel ödemek zorunda kalabilecek."

Reuters’a konuşan Ferrero yetkilileri, palm yağı dışında bir yağ kullanıldığında aynı lezzeti yakalayamayacaklarından endişeli olduklarını ve bu durumun maliyeti de çok fazla artıracağını aktarmıştı. Açıklamalarında, yıllık 185 bin ton palm yağı kullanıldığını, palm yağı yerine aynı kıvamı verecek başka bir yağ kullanmanın yıllık ilave 8-22 milyon dolarlık bir maliyete yol açacağını belirtip, bu hesaplama hakkında ilave yorumda bulunmaktan imtina etmişlerdi.

Ancak, başarılı üretim teknisyeni Dilipak, firmanın 8-22 milyon dolar (bugünkü kur üzerinden hesaplandığında 30-83 milyon TL) bandında açıkladığı veriyi oturup çalışıp nihayetlendirmiş ve 20 milyon liralık bir sonuç çıkarmış.

Pes doğrusu…

 

Konu hakkında okunmasında fayda bulunan yazılar:

 

* Katkısı için Gülin Çavuş‘a teşekkür ederiz.

Yıldıray Oğur İlk Meclisin Duvarına Asılan Ayeti Karıştırmış

Yıldıray Oğur, Türkiye Gazetesinde 15 Ocak 2017 günü yayınlanan “Darbeciler Meclis’i neden bombalamıştı?” başlıklı yazısında ilk Meclise asılan ayeti karıştırmış:

"Türkiye’de Meclis’in tarihi bugünlerde birilerinin cehaletle söylediği gibi dış baskıyla, özentiyle değil belki bir âyet-i kerimeyle başlatılabilir: “Bir hüküm verirken onlarla istişare et.” (Ali İmran/159)"

İlk Meclis’in açıldığı gün Meclis duvarına, Kur’an-ı Kerim’in 42. suresi olan Şûrâ suresinin 38. ayetinde geçen “İşlerini istişare ile yürütürler” (Ve emruhum şûrâ beynehüm) ayeti asılmıştır.

Ali İmran Suresinin 159. ayeti (“İş konusunda onlarla istişare et, onlara danış” (Ve Şavirhüm fi’l-emri)) değil.

* Hata tespiti için Sn. Ömer Ayçiçek‘e teşekkür ederiz.

Yılmaz Özdil ve Köpek Hakareti

Yılmaz Özdil, Sözcü Gazetesindeki 14 Ocak 2017 tarihli “Meclis’e Köpek Giremez Filan…” başlıklı yazısında, Anayasa değişikliği görüşmeleri esnasında AK Partili milletvekilince açılan “köpek giremez” pankartına “köpeği hakaret zannedilmesi”nden dem vurmuş:

"CHP'lilere hakaret etmek için TBMM'de 'köpek giremez' diye pankart açan akp'lileri görünce, Foks'u yazayım bari dedim." "Köpeği hakaret zannedip, köpek giremez filan diye pankart kaldıranları ise bugün bile kimse tanımıyor, yarın kim hatırlar!"

Bu ifade 14 Ocak 2017 tarihli yazısından.

Tepki göstermiş göstermesine Özdil; ancak, bu yazısından tam 1 (yazı ile bir) gün önce yayınlanan 13 Ocak 2017 tarihli “Kuvayi Milliye” başlıklı yazısında köpek üzerinden kendisi bizatihi hakarette bulunmuş:

 "Vahdett'in şeyhülislamı'ydı Mustafa Sabri... Sevr'in imzalanması için özel çaba harcadı. Sarıklı İngiliz finosuydu, İngiliz Muhipleri Cemiyeti'nin kurucularındandı."

Neyse. Alzheimer değil de sehven ya da unutkanlık diyelim biz bu duruma…

Soner Yalçın Vahdettin’in Türklere Hakaret Ettiği İddia Edilen Sözünü Gerçek Addetmiş

Soner Yalçın, Sözcü Gazetesindeki 1 Haziran 2014 tarihli “Erdoğan’ın Alevi Düşmanlığının Kökeni” başlıklı yazısında son Osmanlı Padişahı Vahdettin’in Türkler hakkında söylediği iddia edilen söze yer vermiş:

"Şey­hü­lis­lam Mus­ta­fa Sab­ri Efen­di'ye gö­re Türk; soy­suz­du. Vah­det­ti­n'­e gö­re Türk; di­ni, so­yu so­pu, yur­du be­lir­siz kar­ma­ka­rı­şık bir ca­hil­ler sü­rü­süy­dü. 

Bu söz­ler hiç şa­şır­tı­cı de­ğil…"

Bu söz ayrıca, sosyal medyada son dönemde dikkat çekici sayıda paylaşılmakta:

Sosyal medyadaki paylaşımlarda Sultan Vahdettin’in bu sözü El Ahram Gazetesi’ne değil 16 Nisan 1923’te verdiği demeçte söylediği belirtilerek Murat Bardakçı’nın bu demeci yayınladığı iddia edilmekte.

Ancak, Sultan Vahdettin’e isnad edilen bu sözün gerçeklik payı bulunmamaktadır.

Sözü aktardığı iddia edilen Murat Bardakçı, bu yönde bir yayım yapmadığını belirterek, sözün gerçek olmadığını iddia etmektedir.

Murat Bardakçı’nın 16 Mayıs 2016 günü Habertürk Gazetesinde yayınlanan “Reddimiras” başlıklı köşe yazısında aktardığı hususlardan faydalanalım:

  • Metnin içeriği ve kaynağı asılsızdır.
  • “Sultan Vahdettin’in El Ahram Gazetesi’ne değil 16 Nisan 1923’te, bir başka gün bile verdiği bir demeç yoktur.”
  • “El Ahram’ın Mısır’da o senelerde tahtta bulunan ve Vahdettin’in sürgün günlerinde umreye gidişi sırasında İskenderiye’de birkaç gün dinlenmesine bile izin vermemek için elinden geleni yapmış olan Kral Fuad’ın politikasına ters düşecek böyle bir harekette bulunmasının, yani sabık padişah ile mülâkat yapmasının imkânı ve ihtimali de mevcut değildir.”
  • “El Ahram’ın 16 Nisan 1923’teki nüshasında Sultan Vahdettin ile alâkalı bir yazı çıkmıştır, gazete tahtsız hükümdarın Mekke’de yayınlamış olduğu bildirinin bir kısmını, yani tamamını değil bazı bölümlerini sayfalarına almıştır ama “mülâkat” değil, “bir başka metnin nakli” olan bu yazıda da Türklere lâf eden ibareler geçmez. Zaten bildirinin konusu da bambaşkadır.”

Klasik olacak belki ama, “aksini iddia eden kanıtıyla beri gelsin” diyelim yine biz.

Yine Murat Bardakçı’nın ilgili köşe yazısını kapattığı cümleyle sonlandıralım. Ama siz bu cümledeki sosyal medya atfını köşe yazıları ile değiştirin:

“Bilgi kaynağı olduğunu zannettikleri sosyal medyayı daha da bir çöplüğe çevirebilmek için ellerinden geleni yapanlara bunları anlatabilmenin bilmem mümkinatı var mı?”

 

Takvime İlave Gün Ekleyen Köşe Yazarları

Hangi ayın kaç gün çektiği bellidir.

Gelin görün ki, bazı köşe yazarları kendilerini bu gibi takvim kısıtlarıyla bağlı hissetmiyor.

Bazen Haziran’a bazen Nisan’a, kâh Kasım’a kâh Eylül’e 31. günü ekleyiveriyorlar. Bazısı da Şubat ayını, 28 güne sahip olması gerekirken 1 gün ilave edip 29 gün yapıveriyorlar.

Örnekleyelim:

Yüksel Aytuğ‘un Sabah Gazetesinde 1 Mart 2007 günü yayınlanan “Yakından kumanda Oscar ödülleri” başlıklı yazısından:

 "Her yıl Oscar haftasında yılın televizyon yıldızlarına verdiğimiz Yakından Kumanda Oscar Ödülleri bu yıl da sahiplerini buldu. Ödül töreni 29 Şubat 2007 günü Haymana Antik Tiyatro'da yapılacak ve CNN International'dan naklen yayınlanacak..."Her yıl Oscar haftasında yılın televizyon yıldızlarına verdiğimiz Yakından Kumanda Oscar Ödülleri bu yıl da sahiplerini buldu. Ödül töreni 29 Şubat 2007 günü Haymana Antik Tiyatro'da yapılacak ve CNN International'dan naklen yayınlanacak..."

Yüksel Altuğ, 2007 yılında Şubat 28 çektiği halde 29. günü eklemiş.

Orhan Miroğlu’nun 29 Nisan 2009 tarihli “Sayın Kürtler yolunuz yanlış” başlıklı yazısından:

"Atatürk’ün Heper’in kitabında da yer alan 31 Şubat 1931 tarihli Adana konuşması şöyle:"Atatürk’ün Heper’in kitabında da yer alan 31 Şubat 1931 tarihli Adana konuşması şöyle:"

Şubat’a bırakın 29’u, 30’u, 31 çektirmiş Miroğlu.

Baki Günay‘ın Türkiye Gazetesinde 20 Ocak 2001 tarihli “Hackerler işbaşında” başlıklı yazısından:

"OpenHack III adlı yarışmada becerikli hackerlar tüm hünerlerini 15-31 Şubat tarihleri arasında PitBull'a karşı deneyecekler."

31 Şubat???

Ali Ağaoğlu‘nun Vatan Gazetesinden 28 Şubat 2012 tarihli “Kritik gün geldi çattı” başlıklı yazısından:

"Bugün VOB 30 Şubat kontratının son işlem günü."

30 Şubat vadeli işlem malesef mümkün değil.

Şimdi, 30 gün çeken aylara ekleme yapan yazarları ifşa etme sırası:

Erdal Şafak‘ın Sabah Gazetesindeki 28 Kasım 2004 tarihli “Gömlek değiştiren adam” başlıklı yazısından:

"Saygon'un 31 Nisan 1975'teki düşüşüne ve Yeşil Bereliler'in helikopterlere, uçakların merdivenlerine öbek öbek asılan Güney Vietnamlılar'ı tekmeleyip can havliyle açıktaki uçak gemisine kapağı atmaya çalışmalarına daha neredeyse 7 yıl vardı"

Taha Akyol‘un Hürriyet Gazetesindeki 22 Nisan 2016 günkü “İngilizler kapattı Kemal Paşa açtı” başlıklı yazısından:

"Henüz hiçbir askeri zaferi bulunmayan Milli Kurtuluş Hareketi Sivas Kongresi ile öyle bir siyasi güç haline gelmişti ki, Damat Ferit 31 Eylül 1919’da istifa etmek zorunda kalmıştı..."

Ertuğrul Özkök‘ün Hürriyet Gazetesinde 22 Ocak 2010 günü yayınlanan “Nakşi tarlasındaki komutana tören” başlıklı yazısından:

"Murat Bardakçı, 31 Haziran 2001 günü Hürriyet’te yayımlanan çok ilginç yazısında, Eyüp Mezarlığı için “Nakşi tarlası” deyiminin kullanıldığını söylüyor."

Ali Eyüboğlu‘nun Milliyet Gazetesindeki 25 Şubat 2010 günkü “ABD’deki Türkiye” başlıklı yazısından:

"1 Haziran - 31 Ekim 2010 arasında Sheraton Çeşme’de 8 gece konaklamak için 31 Nisan 2010’a kadar “rezervasyon” yaptıranlara otel, bu kez Avrupa ve Amerika tatili hediye edecek."

Bülent Cankurt‘un Sabah Gazetesinde 29 Mart 2016 günü yayınlanan “Dillere desten bir düğünle evlenecekler” başlıklı yazısından:

"Çiftin, 29, 30 ve 31 Nisan tarihlerindeki düğün töreni, Çetin-Elif Pancar çiftininki gibi Afyon'daki İkbal Termal Otel'de gerçekleşecek..."

Nihal Kemaloğlu‘nun, Akşam Gazetesinde 6 Aralık 2011 günü yayınlanan “9 Aralık’ta demokrasi kültürümüz hakim karşısında” başlıklı yazısından:

"31 Haziran'da Ankara'da dereleri savunan Metin Lokumcu'nun hayatını kaybettiği Hopa olaylarını protesto etmek için 'sokağa çıkmaktan' altı aydır tutuklular."31 Haziran'da Ankara'da dereleri savunan Metin Lokumcu'nun hayatını kaybettiği Hopa olaylarını protesto etmek için 'sokağa çıkmaktan' altı aydır tutuklular."

Yıldıray Oğur‘un Türkiye Gazetesindeki “Muhammed Ali İstanbul’dan geçerken…” başlıklı 7 Haziran 2016 tarihli yazısından:

"31 Eylül günü önce BM Türkiye Daimi temsilcisi İlter Türkmen’in BM yıllık zirvesi onuruna New York’ta evinde verdiği resepsiyona katıldı. Resepsiyonda Muhammed Ali, Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil’le sohbet etti."

Yine Yıldıray Oğur’un Taraf Gazetesindeki 16 Mayıs 2010 tarihli yazısından (Taraf Gazetesi kapatıldığı için bağlantı sunulamamaktadır):

"27 Mayıs’ın 50. yıldönümünde ordu, devlet, darbecilerle birlikte hareket eden CHP ve darbenin PR’ını yapmış dönemin gazeteleri başta Menderes, Polatkan ve Zorlu ailelerinden ve Yassıada mağdurlarından özür dilemelidir. 

Ne için mi mesela bunun için: 

31 Kasım 1960 Pazartesi (*) 

Yer: Yassıada Saat: 13.30 "

Özdemir İnce‘nin Hürriyet Gazetesinde 13 Ekim 2010 günü yayınlanan “Abrukadabracılık” başlıklı yazısından:

"Değerli okurlar, 26 Aralık 2007; 22, 23, 29 Ocak 2008; 2, 8, 9, 23, 30 Şubat 2008 ve 5 Mart 2008 tarihli yazılarımda yabancı dillerden de örnekler vererek, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın örnek olarak aldığı, Nur Suresi’nin 31. ayetinin Türkçeye yanlış çevrilmiş olduğunu kanıtladım."Değerli okurlar, 26 Aralık 2007; 22, 23, 29 Ocak 2008; 2, 8, 9, 23, 30 Şubat 2008 ve 5 Mart 2008 tarihli yazılarımda yabancı dillerden de örnekler vererek, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın örnek olarak aldığı, Nur Suresi’nin 31. ayetinin Türkçeye yanlış çevrilmiş olduğunu kanıtladım.

Altan Öymen‘in Radikal Gazetesinde 27 Aralık 2008 günü yayınlanan “Başbakan Danıştay kararından niçin rahatsız oluyor?” başlıklı yazısından:

"Anayasa Mahkemesi, bu itirazı inceledi. 31 Kasım günü kararını verdi."Anayasa Mahkemesi, bu itirazı inceledi. 31 Kasım günü kararını verdi.

Hıncal Uluç‘un Sabah Gazetesinde 11 Ocak 2000 günü yayınlanan “En büyük günah Çevre Bakanlığının” başlıklı yazısından:

"Uygar batı "Sokakta başıboş hayvan olmaz" ilkesini hiçbir ödün vermeden, en katı şekilde uygularken, bizim Çevre Bakanlığımız, 31 nisan 1998'de valiliklere şu çağdışı, insanlık dışı tebliği göndermiştir:"

Murtaza Demir‘in OdaTV’deki 5 Ekim 2013 tarihli “Başbakan doğruyu söylemiyor” başlıklı yazısından:

"31 Eylül’de açıklanan “Şeriat Paketi”nden sonrası hükümet üyelerinin demeçleri ortada…"

Hasan Karakaya‘nın Yeni Akit Gazetesindeki 30 Eylül 2014 tarihli “1996’dan, 2014’e yakın tarihimiz… Bütün bunlar tesadüf mü?” başlıklı yazısından:

"HAKAN FİDAN’A OPERASYON!
Tarih 31 Kasım 2011. 
Bu tarihte; “üniversiteye girişte meslek liselerine uygulanan katsayı zulmü” kaldırıldı ve böylece; diğer meslek liseleri gibi, İmam Hatip liselerinin de önü açılmış oldu!.."

 

* İşbu metinde Muhtesip’te daha önce “Zamanın Ötesinde” başlığıyla yayınlanan ihtisaptan esinlenilmiştir.

Okay Gönensin Devlet Bahçeli’yi 30 Yıldır Meclis’te Zannediyor

Okay Gönensin, Vatan Gazetesinde 13 Ocak 2017’de yayınlanan “Bahçeli’den son hamle” başlıklı yazısında Devlet Bahçeli’nin 30 yıldır mecliste görev yaptığını iddia etme hatasında bulunmuş:

"Devlet Bahçeli otuz yıldır Meclis’tedir ve lafının nereye gittiğini herhalde bilmektedir."

Devlet Bahçeli ilk kez 1999 yılında yapılan seçimlerde 21. Dönem Milletvekili olarak Meclis’e girmiştir. Yani, yaklaşık olarak “16 yıldır” Meclis’tedir.

Hakkı Yalçın Tevellüdü Yetmediği Halde Televizyonun İcadına Tanıklık Ettiğini İddia Etmiş

Hakkı Yalçın, Takvim Gazetesinde 11 Ocak 2017 günü yayınlanan “Sevgilim Güneş” başlıklı yazısında televizyonun icadı esnasında hayatta olduğunu ima etmiş:

"Televizyon icat edildiğinde, tanıdığım yaşlı insanlar "şeytan icadı" dese de bana sihir gibi gelmişti.."

Hakkı Yalçın 1958 doğumluymuş.

Televizyon ise 1923 yılında John Logie Baird tarafından icat edildi.

Hakkı Yalçın’ın televizyonun icat edildiğinde değerlendirme yapması mümkün değil yani.

Aslında, Hakkın Yalçın’ın tevellüdü renkli televizyonların bulunduğu zamana dahi yetişmiyor ki bu tür bir değerlendirmeyi yapabilsin.

Ömer Özkaya “Kıbrıs” Hakkında Biraz Afaki Konuşmuş

Ömer Özkaya, Güneş Gazetesinde 10 Ocak 2017 günü yayınlanan “Kıbrıs’ın Önemli” başlıklı yazısında Kıbrıs hakkında bariz hatalarda bulunmuş:

"Uzay araştırmalarında, bulunulan yerin enlem-boylam üzerindeki yeri, çok önemlidir. Uzay araştırmalarında birinci engel, yerçekimidir. Sıfır enlemi, yerçekiminin en düşük olduğu çizgidir. Kıbrıs, “sıfır” çizgisine yakındır ve bu sebeple hedeftir. Sıfır çizgisinin daha üstünden ya da daha altından fırlatılan bir uzay aracı, faraza, 150 ton yükle kalkabilirken, “sıfır” çizgisine yakın bir yerden fırlatılan uzay aracı, 450 ton yük taşıyabilmektedir."

Sıfır çizgisi ile kastı ekvator galiba. Ekvator diyemediği için sıfır çizgisi mi demiş çözemedik.

Kıbrıs, 34’33” ve 35’41” kuzey paralelleri ile 32’17” ve 35’35” doğu boylamları arasında bulunur. Ekvatora yakın olduğu iddiası yanlıştır dolayısıyla.

Uzay araçlarının fırlatılmasında sıfır enlemine yani ekvatora yakınlığın önem arz ettiği iddiası da yanlıştır. Rusya’nın kullandığı Baykonur Uzay Üssü ve ABD’nin kullandığı Kennedy Uzay Üssü ile Vanderburg Fırlatma Üssü ekvatora yakın değildir. Örneğin Baykonur 45. kuzey enlemi üzerindedir. Yani, Kıbrıs’tan oldukça kuzeyde ve kutuplara daha yakın.

"Kıbrıs bulunduğu yer itibariyle zaten İngiltere’nin uzay araştırmalarının da ev sahibidir. İngiltere burada yaptığı araştırmalarda diğer gezegenlerde yaşayan canlı olup olmadığı, varsa, bunlarla irtibatın nasıl mümkün olduğunun peşinde."

Bu yönde bir bilgi kamuya açık kaynaklarda yok. Ömer Özkaya “kadim bilgi”ye erişim sağlamış (!) herhalde.

"Kıbrıs, tarih boyunca iğdeleriyle meşhur bir yerdir. İğde, Kadim Bilgi’de ölümsüzlüğü sembolize eder. Kıbrıs iğdeleri, ölümsüzlüğün yakalanabilir olduğuna inanılan Girne’de daha çok bulunurdu. İğdeler, ölümsüzlüğün yakalanabilirliğinin işareti sayılır. İğdeler, ölümsüzlüğün mümkün olduğunun delili sayılır. Çünkü iğdeler, ekilen her yerde yetişmez. İğde bir yerde bolca bulunuyorsa, orası, Kadim Bilgi için kıymetlidir."

İğdenin bilinmeyen faideleri… İşte bunlar hep kadim bilgiden enstantaneler.

"Türkiye, Kıbrıs’ı kaybederse, Ege ile Akdeniz’e çıkamaz. Ege’ye çıkamamak, yani Çanakkale Boğazı’ndan dışarı çıkamamak, Türkiye’nin sonu olur."

Ege’deki statüko ile Kıbrıs’ın ilgisi hakkında da Ömer Özkaya’nın kadim bilgiden özümsediği bizim bilmediğimiz şeyler vardır belki de…