Kanat Atkaya ve Türkiye’nin Tasarruf Oranı

Kanat Atkaya, Hürriyet Gazetesinde 5 Şubat 2017 günü yayınlanan “Meclis’in dediğini yap yaptığını yapma” başlıklı yazısında tasarruf oranımıza değinmiş; ancak, TÜİK tarafından geçtiğimiz ay yapılan ulusal hesap revizyonuyla yaşanan artışı gözden kaçırmış:

"“Tasarrufun milli gelire oranı” Çin’de yüzde 46, Bangladeş’de yüzde 28, Afganistan’da yüzde 24, Türkiye’de ise yüzde 15 mesela."

% 15’lik tasarruf oranımız biraz gerilerde kaldı çünkü TÜİK’in 2016 yılı Aralık ayında yaptığı milli gelir revizyonuyla tasarruf oranımız (TÜİK Başkanının ifadesiyle) % 24,5’e yükseldi.

Revizyonun ardından TÜİK tarafından yapılan ilk kurumsal sektör hesapları duyurusunda, 2015 yılı sonu itibarıyla brüt tasarrufların GSYH içindeki payı 2015 yılında %24,8 olarak hesaplanmıştı.

Muhammed Berdibek ve Coşkun Sabah’ın Babasının Adı

Muhammed Berdibek, Yeni Şafak Gazetesinin internet sitesinde yayınlanan 30 Ocak 2017 tarihli “Baharı Bekleyen Kumrular Gibi” başlıklı yazısında Coşkun Sabah’ın babasının ismi konusunda küçük bir hata yapmış:

"Annesinin adı Roza, babasının adı Marsello'ydu. Çok sayıda hit olmuş şarkısı, ve kendisine özgü bir tarzı vardı. Bunda kendisinin en önemli ud virtüözlerinden biri olmasının da etkisi büyüktü." 

...

"Çocukluğu, Diyarbakır'da geçmiş; müziğe 9 yaşından itibaren ilgi duymuştu. İstanbul'a yerleşmelerinin ardından lise eğitimini tamamlar. Babası Tekin Sabah amatör bir udî ve aynı zamanda bir terzidir."

Coşkun Sabah’ın babasının adı “Tekin” Sabah‘tır.

İlk paragraftaki hatanın ardından Muhammed Berdibek yazısının sonraki paragrafında doğru bilgiyi sunmuş gerçi. Marsello nasıl karıştı metne bilemiyoruz ama galiba bir kopyala-yapıştırda doz aşımı vakası olmuş.

İslam Memiş Tutmayan Dolar Kuru Tahminlerini Bıkmadan Usanmadan Sürdürüyor

Daha önce “İslam Memiş’in Bir Türlü Tutmayan Döviz Tahmin Kuponları” başlıklı yazımızda örnekleriyle aktarmıştık.

Döviz kurları konusunda İslam Memiş 2016 yılında kötü bir performans çıkardı.

2017 yılındaki durumu ise 2016’dan farklı değil.

Örnekleriyle aktarmayı sürdürelim:

“Mart ayında piyasalar” başlıklı 2 Mart 2017 tarihli yazısından:

"Ocak ayından itibaren döviz ve altın fiyatlarının gerileyeceğini, TL'ye güvenenlerinin kazanacağını belirtmiştim. Aynı öngörümün devam ettiğini anımsatmak isterim."

Yanlış saat bile günde 2 kez doğru zamanı gösterir derler. Hakkını vermek gerek İslam Memiş’in, alınan tedbirlerle birlikte 3,90’ın üzerini gören kur 3,55’e kadar geriledi.

"Dolar/TL kurunda 3,55-3,65 Lira aralığı devam edebilir. Referandum sonrası 3,40'lı seviyeleri daha net telaffuz edebiliriz."

İslam Memiş bu yazıyı yazdıktan sonra dolar/TL kuru 3,7 üzerine doğru hareketlendi. Referandum sonrasına dair kur tahminini not ettik. Referandumdan sonra bu tahminin tutarlılığını da göreceğiz.

24 Şubat 2017 tarihli “Piyasalara bahar erken geldi…” başlıklı yazısından:

"Döviz fiyatlarındaki düşüşler döviz borcu olanlar için iyi fırsat olabilir, her ne kadar 3,50 seviyeleri konuşulsa da bu seviyeler hemen olmayabilir. Yani yumuşak ve kademeli inişler için dışsal nedenlerin ortadan kalkması gerektiğini düşünüyorum. Kısa vadeli düşüşler dolar 3,60,Euro 3,80, Altın 143 Lira seviyeleri güçlü destek seviyeleri olabilir."

29 Ocak 2017 tarihli yazısında 3,3’ü, 2 Mart 2017 tarihli yazısında 3,4’ü hedef göstermişti. Şimdi de 3,5 hemen olmaz, 3,6 önemli bir destek noktası diyor. Yazısının ardından döviz kurları tekrar hareketlendi ve dolar/TL kuru 3,7’in üzerine çıktı ve 3,74’ü gördü. Not edelim.

5 Şubat 2017 tarihli “Piyasalar ve beklentiler” başlıklı yazısından:

"Dolar/TL kuru 3,697 lira seviyesinden haftayı tamamladı. Dolar/TL kurunun düşüşleri kalıcı olmayabilir, acil alma ihtiyacı olanlar bu seviyeleri fırsat olarak değerlendirebilirler. Para piyasalarında dalgalı seyirler devam ettiğinden gün içindeki 50 kuruşluk kur farkları geçerliliğini koruyor. 3,65 lira seviyesini aşağıda güçlü bir destek seviyesi olarak izlemeye devam edeceğiz. Yukarı yönlü toparlanmalarda ise 3,80 lira seviyesini direnç seviyesi olarak belirleyebiliriz. Ancak yukarı yönlü toparlanma isteği düşüşlerden daha hızlı bir şekilde devam edebilir."

E hani dolar kuru 3,3’e kadar gidecekti? 29 Ocak 2017 tarihli yazısında bu noktayı işaret ediyordu. Kurun 3,69’u gördüğü 5 Şubat 2017 günü itibarıyla İslam Memiş mevcut seviye için “alım fırsatı” uyarısı geçmiş. Daha önceki yazılarındaki “dolar düşecek sakın yaklaşmayın” uyarılarının tam tersine. Biraz tutarlılık arıyor insan analizlerde…

29 Ocak 2017 günü yayınlanan “Döviz ve altın piyasalarında son durum…” başlıklı köşe yazısından:

"Dolar; Mart ayının sonuna kadar dalgalı seyir devam edecek. Gün içindeki oynaklık 50 kuruştan az olamaz. Yani sabah 3,85 olan dolar kuru akşam kapanışta 3,80 yada sabah 3,80 akşam kapanışta 3,85 olarak düşünün. Orta vadede 3,65 Lira seviyesi dip, 3,99 Lira seviyesini zirve olarak düşünebilirsiniz. Ancak Haziran ayının sonuna kadar dolar kurunda sert düşüşler bekleyin derim, 3,30 seviyesi en favori destek seviyem olmaya devam ediyor."

Bildiğiniz bakkal hesabı yaparak dolar kuru üzerine teknik analiz yapıyor İslam Memiş. Ocak ayı başından bu yana verdiği kur tahminleri ise oldukça değişken haliyle daha önce aktardığımız üzere. Şimdi de 3,3 seviyesini hedef göstermiş. Tutmayan diğer tahminleri gibi bu seviyeyi de bekleyip göreceğiz.

"TL'de bekleyenler daha çokkk fırsatlar bulacaksınız rahat ve mutlu olun..."

Resmen, basımı, yayını, dağıtımı yapılan bir gazeteden (bir türlü tutmayan) yatırım tavsiyesi veriyor İslam Memiş. SPK mevzuatına göre bir yükümlülüğü olmalı.

22 Ocak 2017 tarihli “2017’de Neye Yatırım Yapmalı” başlıklı yazısında yine ekonomistliğini konuştururken:

"Dolar sunî olarak 3,99 Lirayı test etti, TCMB müdahalesiyle 3,762 Liraya geriledi. Düşüşler devam edebilir, bundan kimsenin şüphesi yok. Kısa vadede 3,63 uzun vadede 3,30 ancak yatırımcı için önemli olan şu “Dolar bir yatırım aracı mı?” Ya da 3,63 lirada satın aldığınız dolar size ne kazandıracak?"

Döviz piyasasında Dolar/TL kuru 3,99 seviyesini şu ana değin hiç görmedi.

Ayrıca, gün geçmiyor ki tahmini değişmesin İslam Memiş’in. Kısa ve uzun vade tahminleri de not edildi. Bakalım görecek mi.

“Trump’zede olmayın” başlıklı 19 Ocak 2017 tarihli yazısından:

"Ben ilk ihtimali daha kuvvetli gördüğümden yurt içi piyasalarda dolar kurunda değer kayıplarının 3,63 lira seviyelerine kadar devam edeceğini tahmin ediyorum. Yurt içi piyasalarda “DOLAR SEVİCİLER” mutlaka bu duruma üzülecektir, hemen” geçici düşüşlere kanmayın dolar 4 Lira olacak “ mesajları yazmaya başlayacaklardır. Dolar sevicilerin gazına gelip yüksek kurdan dolar alan vatandaşlar, bozdurmak için çok sabretmesi gerekebilir. 

Orta vadede doların değer kaybetmesi güçlü bir ihtimaldir. 

Ben tavsiyemi yenilemek isterim “ Dolar alınabilir bir seviyede değildir, dolar borcu olanlar biraz daha sabretmeleridir."

3.63 görülemedi bir türlü henüz. 3-4 gün önceki tahmini 3,60’tı 3,63’e çekmiş. Sanırsınız, finansal modelleme ile anlık kur tahmini yapıyor…

15 Ocak 2017 tarihli “Türk milletinin Türk lirası” başlıklı yazısından:

"BİST 83 bin seviyesini test edebilir,  dolar kurunda geri çekilmeler 3,60 seviyesine kadar devam edebilir, altının gram fiyatı ise 140 lirayı test edebilir diye tahmin ediyorum. "

3,70 altını test edebilir derken gidişata göre kur sıkıyor İslam Memiş. Piyasa kuru neyse 0,2 düşüğünü söylüyor gibi duruyor.

12 Ocak 2017 tarihli “Dolar sevicilere özel” başlıklı yazısından:

"Öngörülerimi yakından takip edenler, 2017 yılı için dolar kurunda 3,70, altının gram fiyatında 144 lira seviyelerinin test edilebileceğini yazmıştım."

(Köşe yazılarında) 3,7’yi işaret etmemişti ki hiç test seviyesi olarak. Tam tersine aşağı yönlü hareket olacağını iddia etmişti. Ki tam tersi oldu.

"Asla rehavete kapılmayın ve dolar sevicilerin gazına gelerek bu seviyelerden ne döviz nede altın satın alın."

Daha önce de vermişti benzer tavsiyeleri. Tuttuğunu görmedik.

9 Ocak 2017 tarihli “Mevsimsel Etkiler ve Piyasalar” başlıklı yazısından:

"Milli ruha sahip milletimiz zaten dövizlerini TL'ye çevirdikleri için bu saatten sonra döviz fiyatlarını konuşmanın hiç bir manası yoktur. TL; 2017 yılında diğer para birimleri karşısında değer kazanmaya devam edecektir."

Değer kaybetti tam aksine.

5 Ocak 2017 tarihli “Dolar neden yükseldi” başlıklı yazısından:

"ABD 10 yıllık tahvil faizlerindeki oynama ve açıklanan enflasyon rakamları yurt içi piyasalarda dolar kurunun 3,60 Lira seviyesini test etmesine neden oldu. Ancak aynı günün akşamında tekrar 3,58 Lira seviyesine kadar geri çekildi. Dolar kurunda yaşanan yükselişlerin kalıcı olmayacağını sık sık belirtiyorum, tekrar anımsatmak isterim “ Dolar kurunda yaşanan yükselişler kalıcı değil” Yılın ilk haftasında yaşanan yükselişlerin dolarını satamayanlara yeni bir fırsat verdiğini düşünüyorum."

Kalıcı oldu.

Sinan Burhan ve 1950-2016 Yılları Arasında Görevde Bulunan Hükümet Sayısı

Sinan Burhan, Yeni Akit Gazetesinde 4 Şubat 2017 günü yayınlanan “50 Hükümet 50 Başbakan” başlıklı yazısında 1950-2016 yılları arasında kurulan hükümet sayısını yanlış aktarmış:

"Cengiz Bey’den aldığımız bilgiye göre 1950-2016 yılları arasında İngiltere’de 15 hükümet kurulmuş ve 15 başbakan göreve gelmiş. Almanya’da 24 hükümet kurulmuş 24 başbakan görev yapmış. Yine bu yıllar arasında ülkemizde ise 50 hükümet, 50 başbakan görev yapmış. Neredeyse bir yılda bir hükümet kurulmuş bir başbakan görev yapmış. Böylesine bir ülkede ekonomik büyüme olur mu? Türkiye’nin koalisyonlu günleri doların patlaması, iflaslar, kapatılan fabrikalarla anılmıştır. 1970’li yıllara gittiğiniz zaman gaz kuyruğu, yağ kuyruğu, tüp kuyruğu anlamına geliyor."

1950-2016 yılları arasında 48 hükümet kurulmuştur. Haliyle 48 Başbakan görev almıştır. Gerçi, “kaç farklı başbakan” görev almıştır diye baktığımızda bu sayı daha da düşük çıkıyor; ancak, şimdilik bu hesabı karıştırmayalım.

Sinan Burhan’ın “Cengiz Bey”den alıntı yaparken bir de kontrol etmesi gerekiyordu bu bilgiyi. Başbakanlık internet sitesinden 1950’den günümüze değin görev almış hükümetler listesini aşağıya kopyalayalım da belki ilgisini çeker:

18.HÜKÜMET 16/01/1949 22/05/1950 ÞEMSETTÝN GÜNALTAY
19.HÜKÜMET 22/05/1950 09/03/1951 ADNAN MENDERES
20.HÜKÜMET 09/03/1951 17/05/1954 ADNAN MENDERES
21.HÜKÜMET 17/05/1954 09/12/1955 ADNAN MENDERES
22.HÜKÜMET 09/12/1955 25/11/1957 ADNAN MENDERES
23.HÜKÜMET 25/11/1957 27/05/1960 ADNAN MENDERES
24.HÜKÜMET 30/05/1960 05/01/1961 CEMAL GÜRSEL
25.HÜKÜMET 05/01/1961 27/10/1961 CEMAL GÜRSEL
26.HÜKÜMET 20/11/1961 25/06/1962 ÝSMET ÝNÖNÜ
27.HÜKÜMET 25/06/1962 25/12/1963 ÝSMET ÝNÖNÜ
28.HÜKÜMET 25/12/1963 20/02/1965 ÝSMET ÝNÖNÜ
29.HÜKÜMET 20/02/1965 27/10/1965 SUAD HAYRÝ ÜRGÜPLÜ
30.HÜKÜMET 27/10/1965 03/11/1969 SÜLEYMAN DEMÝREL
31.HÜKÜMET 03/11/1969 06/03/1970 SÜLEYMAN DEMÝREL
32.HÜKÜMET 06/03/1970 26/03/1971 SÜLEYMAN DEMÝREL
33.HÜKÜMET 26/03/1971 11/12/1971 NÝHAT ERÝM
34.HÜKÜMET 11/12/1971 22/05/1972 NÝHAT ERÝM
35.HÜKÜMET 22/05/1972 15/04/1973 FERÝT MELEN
36.HÜKÜMET 15/04/1973 26/01/1974 MEHMET NAÝM TALU
37.HÜKÜMET 26/01/1974 17/11/1974 BÜLENT ECEVÝT
38.HÜKÜMET 17/11/1974 31/03/1975 SADÝ IRMAK
39.HÜKÜMET 31/03/1975 21/06/1977 SÜLEYMAN DEMÝREL
40.HÜKÜMET 21/06/1977 21/07/1977 BÜLENT ECEVÝT
41.HÜKÜMET 21/07/1977 05/01/1978 SÜLEYMAN DEMÝREL
42.HÜKÜMET 05/01/1978 12/11/1979 BÜLENT ECEVÝT
43.HÜKÜMET 12/11/1979 12/09/1980 SÜLEYMAN DEMÝREL
44.HÜKÜMET 21/09/1980 13/12/1983 BÜLENT ULUSU
45.HÜKÜMET 13/12/1983 21/12/1987 TURGUT ÖZAL
46.HÜKÜMET 21/12/1987 09/11/1989 TURGUT ÖZAL
47.HÜKÜMET 09/11/1989 23/06/1991 YILDIRIM AKBULUT
48.HÜKÜMET 23/06/1991 20/11/1991 MESUT YILMAZ
49.HÜKÜMET 20/11/1991 16/05/1993 SÜLEYMAN DEMÝREL
50.HÜKÜMET 25/06/1993 05/10/1995 Prof. Dr. TANSU ÇÝLLER
51.HÜKÜMET 05/10/1995 30/10/1995 Prof. Dr. TANSU ÇÝLLER
52.HÜKÜMET 30/10/1995 06/03/1996 Prof. Dr. TANSU ÇÝLLER
53.HÜKÜMET 06/03/1996 28/06/1996 A.MESUT YILMAZ
54.HÜKÜMET 28/06/1996 30/06/1997 Prof. Dr. NECMETTÝN ERBAKAN
55.HÜKÜMET 30/06/1997 11/01/1999 AHMET MESUT YILMAZ
56.HÜKÜMET 11/01/1999 28/05/1999 MUSTAFA BÜLENT ECEVÝT
57.HÜKÜMET 28/05/1999 19/11/2002 MUSTAFA BÜLENT ECEVÝT
58.HÜKÜMET 19/11/2002 12/03/2003 ABDULLAH GÜL
59.HÜKÜMET 14/03/2003 29/08/2007 RECEP TAYYÝP ERDOÐAN
60.HÜKÜMET 29/08/2007 06/07/2011 RECEP TAYYÝP ERDOÐAN
61.HÜKÜMET 06/07/2011 29/08/2014 RECEP TAYYÝP ERDOÐAN
62.HÜKÜMET 29/08/2014 28/08/2015 Prof. Dr. AHMET DAVUTOÐLU
63.HÜKÜMET 25/08/2015 24/11/2015 Prof. Dr. AHMET DAVUTOÐLU
64.HÜKÜMET 25/11/2015 24/05/2016 Prof. Dr. AHMET DAVUTOÐLU
65. HÜKÜMET 25/05/2016 …. BİNALİ YILDIRIM

 

 

Güneri Civaoğlu ve Kredi Derecelendirme Kuruluşlarının Yatırım Yapılabilir Notları

Güneri Civaoğlu, Milliyet Gazetesinde 4 Şubat 2017 günü yayınlanan “Homo Economicus” başlıklı yazısında yatırım yapılabilir kredi notuna ilişkin malumatfuruşluk yapmayı denerken hataya düşmüş:

"Uluslararası finans kurumlarında “yazılı olmayan” bir kural, “bir ülke ekonomisi için en az iki reyting kuruluşunun -yatırımcılara soru işareti çizen notları” önemlidir. Dış yatırımları frenler. Türkiye ekonomisi için “Tezgâha alet oldular” kuşkularına rağmen iki reyting kurumu freni hissediliyor."

Kural ve mevzuat açısından bir ülkenin yatırım yapılabilir ülke kabul edilmesi için en az 2 uluslararası reyting kuruluşundan yatırım yapılabilir notu alması gerekir.

“Uluslararası finans kurumlarında yazılı olmayan kural” diye bilmiş bilmiş cümlesine başlamış Güneri Civaoğlu; lâkin, bahsettiği kural iddia ettiği gibi “yazılı olmayan” bir kural değildir. Bizatihi, mevzuatla tespit edilmiştir.

Yatırım yapılabilir kredi notu değerlendirmesi ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu (US Securities and Exchange Commission – SEC) mevzuatına göre yapılır.

Bahse konu ilgili mevzuata göre bir ülkenin yatırım yapılabilir olduğunun addedilebilmesi için SEC tarafından Ulusal Çapta Tanınmış İstatistiki Derecelendirme Kuruluşu (Nationally Recognized Statistical Rating Organizations) olarak kabul edilen en az 2 kredi derecelendirme kuruluşundan yatırım yapılabilir seviyede not almış olması gerekmektedir.

Rıza Zelyut’un Yavuz Sultan Selim Düşmanlığının Yol Açtığı Hatalar

Rıza Zelyut, Aydınlık Gazetesinde 3 Şubat 2017 günü yayınlanan (içindeki Yavuz nefretini yansıttığı) “Perinçek ve Yavuz Sultan Selim” başlıklı yazısında art niyetli davranırken hata yapmış:

"Yavuz Sultan Selim, Hıristiyan bir ana tarafından yetiştirilmiş olduğundan, Hıristiyanlara karşı asla savaş açmamıştır. O, ömrünü Türk devletlerini yıkmaya adamıştır. Kendisi Türk düşmanı olduğundan şiirlerini bile Türkçe değil Farsça yazmıştır ve bu konuda tek örnektir."

Yavuz Sultan Selim’in annesi Hristiyan değildir. I. Selim’in annesi, (II. Bayezid’in 8. eşi olan) Dulkadiroğulları Beyliğinden  II. Gülbahar Sultan ya da diğer ismiyle Gülbahar Ayşe Hatun’dur. Haliyle, Hristiyanlara annesi Hristiyan olduğu için savaş açmadığı iddiası saçmalıktan başka bir şey değildir. Kaldı ki, Hristiyanlarla savaşan diğer Osmanlı Padişahlarının önemli bir kısmının annelerinin Hristiyan kökenli olduğu düşünüldüğünde bu yönde bir iddianın saçmalığı daha aşikar hale geliyor.

Ayrıca, pek çok Osmanlı padişahı Farsça divana sahiptir. Yavuz’un da Farsça şiir yazması Türkçe düşmanlığından değildir. Osmanlının Farsça şiir yazan tek örnek olduğu da yanlıştır. Yavuz Sultan Selim’in yanı sıra Sultan III. Murad ve Kanuni Sultan Süleyman’ın da Farsça divanları bulunmaktadır.

"Yavuz Sultan Selim; tarihteki en azılı Türk düşmanıdır. Kendi tarihçisi İdris-i Bitlisi’nin yazdığı üzere bir gecede 40 binden fazla Türk’ü katlettirmiştir. Defterini dürmek deyimi onun bu katliamından kalmadır."

Şehir efsanesi haline gelen Yavuz’un 40.000 aleviyi katlettiği iddiasını tekrarlamış RIza Zelyut.

Bu iddiayı ilk dile getirip yayılmasını sağlayan İdris-i Bitlisi’dir. Selimşahname’de yer vermiştir. Konusunun uzmanı “nesnel” tarihçiler, bu rakamın epey abartılı olduğunu, Osmanlı’nın vergi kayıtlarında ya da Safevi tarihinde izine rastlanmadığını aktarmaktadır (İlgilenenler, Prof. Dr. Feridun Emecen’in “Yavuz Sultan Selim” adlı kitabını okuyabilir ya da Tarihin Arka Odası programının şu bölümünü de izleyebilir). Çaldıran’da Şah İsmail’in ordusunun toplam büyüklüğünün 40.000 olduğu iddiaları da göz önünde bulundurulduğunda, rakamın farazi olduğu gözlemlenebilir.

Yine de Feridun Emecen’in bahse konu kitabından ilgili bölümü aktaralım:

“16. yüzyılın ikinci yarısında yazılmış Osmanlı tarihlerinde teftişler sonucu 40.000 kişinin tespit edildiği bunların imha edildikleri veya sürgüne gönderildiklerine dair bir bilgi bulunur. Bu bilgi zamanla Anadolu’da yapılan bu teftişler sonucu “40.000 Alevi’nin Yavuz Sultan Selim tarafından katledildiği” şeklinde nerdeyse tartışılmaz bir kabule dönüşmüştür. Bugün bu hatalı bilgi, sosyal ve siyasi vesilelerle sık sık tekrarlanan bir ‘paradigma’ haline gelmiştir. Bu bilginin yer aldığı kaynakların tahliline ve aslında meselenin nasıl anlaşılması gerektiğine bakmak gerekir. ‘40.000 Alevi’nin Yavuz tarafından katledildiği’ne dair herhangi bir bilgi, dönemin kaynakları olan Selimnâme literatüründe biri dışında geçmez. Üstelik Şah İsmail’in de İran’a hakim olduğunda büyük bir Sünni temizliğine gittiği yine devrin kaynaklarında yer alır. Safevi/İran kaynaklarında ve bazı Batılı çağdaş kaynaklarda bunun için yine 40.000/50.000 Sünni’nin katledildiği belirtilir. Bütün bunlar her iki tarafın kaynaklarının abartmasıdır, gerçek rakamları göstermeyip çokluk ifade eder.”

Not: Yukarıdaki resim Yavuz Sultan Selim’e ait değildir (Bkz: ilgili ihtisap).

Soner Yalçın Kıvanç Tatlıtuğ’un Tarikat Üyesi Olduğunu İddia Etmişti

Soner Yalçın, Sözcü Gazetesinde günü yayınlanan “Kıvanç Tatlıtuğ… Reza Zarrab… Ve Miami…” başlıklı yazısında Kıvanç Tatlıtuğ ve ailesinin Ahmet Hulusi’nin müridi olduğunu iddia etmişti:

“Sizleri merak içinde bırakmadan, Kıvanç Tatlıtuğ'un ailesinin Miami'ye taşınma nedenini yazayım. Önce...”

“Kıvanç Tatlıtuğ'un ailesi de Ahmet Hulusi'nin müritlerinden.”

“Daha gelecekler var: - (Enbe Orkestrası'ndan) Burcu Özsoy ile evli Cem Tatlıtuğ ve işadamı Cem Adanur ile evli Melisa Tatlıtuğ. Gitmeyecek kişi; (Ahmet Hulusi'nin inadına Londra'dan ev alan) Kıvanç Tatlıtuğ olacak! Zaten... Annesini (ailenin üstadı Ahmet Hulusi'yi) dinlemeyip Başak Dize ile evlendi. Düğüne gitmeyen annesine göre (ki artık bunu Ahmet Hulusi diye okuyun), oğlu Kıvanç Tatlıtuğ'a büyü yapılmıştı.”

“İşte Tatlıtuğ ailesi... Ailenin fertleri her fırsatta sözleri ve sosyal medyada yazdıklarıyla AKP karşıtı; sözüm ona "Atatürkçüler"! Ama gelin görün ki; Ortaçağ karanlığına teslim olmaktan kurtulamıyorlar!”

Bu iddiayı hem Kıvanç Tatlıtuğ hem de Ahmet Hulusi yalanlamıştı. Kıvanç Tatlıtuğ ayrıca, Miami’de yaşayan Ahmet Hulusi’nin müritlerinden olduğunu ifade eden Soner Yalçın’ı mahkemeye vermişti.

Avukatı şu şekilde bir açıklama yapmıştı:

“Müvekkilim ve diğer aile üyeleri hiçbir tarikatın mensubu olmamış ve yaşamlarını hiçbir tarikat veya kanaat liderinin tavsiyelerine uyarak yönlendirmemiştir. Yazıda geçen Ahmet Hulusi isimli kişiyle de herhangi bir tarikat bağları yoktur. Nitekim Ahmet Hulusi de sosyal medya hesabından kendisinin bir tarikat lideri olmadığını ve müvekkillerimi hiç tanımadığını açıklamıştır.”

Kıvanç Tatlıtuğ’un kardeşi Cem Tatlıtuğ da şu şekilde konuşmuştu:

“O iddialardan bir tanesini doğrulayamasın, yazdıklarını kağıda döküp yediririm. Son 5 yılımı araştırsınlar, Amerikan Konsolosluğu’nun önünden geçmişliğim yok. Evet, kardeşim Tugay ile eşi Ebru şubatta Amerika’ya gitti. 40 yaşında adam, 20 yıldır da Amerika sevdalısıydı, gitti. Ama dönecek. Oturma izni bile yok. Annem Nurten ve babam Erdem Tatlıtuğ da ona göre Amerika’ya yerleşmiş. Yahu babam uçağa binemiyor. Bu yüzden Kıvanç ile Başak’ın Paris’teki nikahına bile gidemedi. Adam Avrupa’ya gidememiş, Amerika’ya mı yerleşecek? Diğer iddia da dört villamızı satmışız güya, Amerika’da ev arıyormuşuz. Zamanında aldığımız ev değerlendi, sattık. Yerleşecek olsak her şeyi satardık. Malımız duruyor burada. O şahıs siyaseti, hacı hocaları karıştırmış ailemize. Ben Atatürkçü bir bireyim. Madem öyle şalvar giyeyim, tespih sallayayım, sarık takayım da tam olsun!”

Nitekim, iddialarını belgeleyemeyerek ve destekleyemeyerek davayı kaybeden Soner Yalçın, 15 bin TL ödemeye mahkum oldu.

Tüm bu söylenenlere ve olanlara rağmen Soner Yalçın kafasında Kıvanç Tatlıtuğ ve ailesi “kripto tarikatçı” yapılarını sürdürüyordur muhtemelen.

S&P ve Fitch’in Kredi Notu Değerlendirmelerini Yanlış Anlayan Köşe Yazarları

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları Fitch Ratings ve Standard and Poor’s (S&P), 27 Ocak 2017 günü akşamı ülkemizin kredi notuna ilişkin güncelleme değerlendirmesi yaptılar.

S&P, kredi notunda (BB+) değişikliğe gitmezken kredi notu görünümünü durağandan negatife indirdi. Fitch ise yatırım yapılabilir seviyedeki (BBB-) kredi notunu düşürerek BB+ seviyesine düşürdü ve not görünümünü durağanda tuttu.

Bu vesile ile kredi notu ve kredi notu görünümüne dair bilgi sunalım:

Kredi derecelendirme kuruluşları değerlendirmelerinde, kredileri geri ödeme gücünü tespit için kendine has bir kredi notu skalası kullanmaktadır (bir örneği için bkz). Örneğin, uzun ve kısa vadeli yerli ya da yabancı para cinsinden değerlendirmelerinde S&P, en az riskten en yüksek riske doğru ilerleyecek şekilde kredi notlarını AAA’dan D’ye doğru (AAA, AA, A, BBB, BB, B, CCC, CC, C, D) aşağıdaki tabloda yer aldığı şekilde verir. Değerlendirmede, BBB’nin altındaki notlar, yüksek riskli (spekülâtif/çöp) sayılır ve yatırım yapılabilir altı seviye olarak adlandırılır.

Kuruluşların kredi notu değerlendirmesine bir de notların yanında yer alan + ve – işaretleri ile simgelenen kredi notu görünümleri eşlik eder. Kredi notunun (6 aydan 2 yıla değin uzanan süreçteki) potansiyel ilerleme patikasını işaret etmek üzere kredi notu görünüm değerlendirmesi yapar. Görünümün pozitif olması, kredi notunun artabileceğini, negatif olması kredi notunun düşebileceğini, durağan olması ise değişmeyebileceğini işaret eder. Kredi notunun sabit tutulup kredi notu görünümünün değiştirilmesi, sadece ileriye dönük değerlendirmenin yönüne dair bir işaret verir.

Daha önce, benzer kredi notu değişikliklerinde köşe yazarlarımızın mevzuyu anlamadan malumatfuruşluk yaptığını ve hatalara gark olduklarını gözler önüne sermiştik (örnekler için bkz: 1 ve 2).

Bu sefer de köşemenler hata yapmaktan kendilerini alıkoyamamışlar:

İslam Memiş‘in Güneş Gazetesinde 29 Ocak 2017 günü yayınlanan “Döviz ve altın piyasalarında son durum…” başlıklı köşe yazısından:

"Cuma akşamı iki Kredi Derecelendirme Kuruluşu Standard & Poors ve Fitch Türkiye'nin kredi notunu düşürdü!"

S&P kredi notunda değişikliğe gitmedi, kredi notu görünümünü kötüleştirdi. Fitch ise düşürdü. En azından birini tutturmuş İslam Memiş. Tebrikler…

Remzi Özdemir‘in, Yeniçağ’da 30 Ocak 2017 günü yayınlanan “Kredi notu neden düştü?” başlıklı yazısından:

"Dünyada 3 önemli derecelendirme kuruluşu var. Moody's, Standart and Poors ve Fitch. Moody's ve S&P daha önce Türkiye'yi yatırım yapılabilir ülke konumundan çıkarttı."

S&P, ülkemizin ilk kredi notunu aldığı 1992 yılından bu yana hiçbir zaman bize yatırım yapılabilir kredi notunu vermemişti ki yatırım yapılabilir ülke konumundan çıkarsın.

İsmet Özkul‘un Dünya Gazetesinde 31 Ocak 2017 günü yayınlanan “Kredi notu neden düştü, nasıl yükselir?” başlıklı yazısından:

"Fitch’in de diğerlerine katılmasıyla üçüncü önemli kredi derecelendirme kuruluşu da Türkiye’nin kredi notunu, yatırım yapılabilir sınıfından düşürdü. Standard and Poors’ (S&P) ve Moody’s Türkiye’nin kredi notunu daha önce düşürmüştü. Türkiye’nin kredi notunu “spekülatif” kategorisine düşüren ilk kuruluş olan S&P, son yaptığı değerlendirme ile Türkiye’nin kredi notuna ilişkin olası gelişme yönünü de “durağan”dan “olumsuz”a indirdi."

Remzi Özdemir’in yazısındaki hatanın tıpkısının aynısı. S&P bize şu ana kadar hiç yatırım yapılabilir kredi notu vermedi ki spekülatif kategorisine düşürsün.

Yavuz Donat Kanuni Sultan Süleyman’a Ait Hikayeyi Atatürk’e Maletmiş

Yavuz Donat, Sabah Gazetesinde 24 Aralık 2008 günü yayınlanan “Ne Mutlu Türküm Diyene” başlıklı yazısında İsmet İnönü’nün Türkiye’yi bütün azınlıklardan temizleme isteğinden Atatürk’ün çiçekli bir cevapla vazgeçirdiği “masal”ını paylaşma hatasına düşmüş.

Önce Yavuz Donat’tan “hikayesini” okuyalım:

Başbakan İnönü saat 18.00 sularında Florya Köşkü'nde Atatürk'ü ziyaret etmiş: 
- Hayırdır İsmet... Habersiz geldin. 
- Paşam, azınlıklar meselesi... Konuyu Meclis'e getireceğiz... Ne diyorsunuz? 
- İsmet bugün geç oldu... Yarın sabah erkenden gel, konuşalım. 

***
İnönü çıkınca Atatürk "bütün görevlileri" toplamış: 
- Sadece laleler kalsın... Bahçedeki diğer bütün çiçekleri sökün, atın... Derhal. 
İsmet Paşa sabah gelmiş, bahçenin "halini" görmüş ve "görevlilere" sormuş: 
- Ne oldu böyle? 
- Gazi Paşa Hazretleri emrettiler, söktük. 
Başbakan İnönü, Cumhurbaşkanı Atatürk'ün odasına girmiş: 
- Paşam, bahçenin durumu nedir? 
- Azınlıkları söküp attım İsmet. 
İnönü "anladım" dercesine başını öne eğmiş: 
Atatürk: 
- İsmet, ben "Ne Mutlu Türküm Diyene" 
sözünü boş yere söylemedim... Kendini Türk hisseden herkes bu vatanın öz evladı... Benhayatta olduğum sürece bu böyle bilinsin... Ve sakın azınlıklar ile ilgili bir kanunçıkarılmasın.
"Bunları" dün bize Ateş Ünal Erzen anlattı. "İnan Kıraç'tan dinledim" dedi. Belediye Başkanı Erzen, Ermenilerin "Sevgi Sofrası" adını verdiği kutlamalarda bu "olayı" anlatmış. Dinleyenler ağlamaya başlamışlar.

***
Ateş Ünal Erzen gittikten sonra İnan Kıraç'la konuştuk. "Evet, doğru" dedi.
İnan Kıraç'ın babası Ali Numan Kıraç "Atatürk'ün 6 yıl Amerika'da okuttuğu, Türkiye'ninilk ziraat mühendisi." Atatürk onu "Atatürk Orman Çiftliği'ne müdür yapmış." "Anlattığımızolay", İnan Kıraç'ın bizzat babasından dinlediği bir olay. 

***
Büyük Atatürk'ün "verdiği dersi" bugün hâlâ anlayamayanların olması ne kadar acı.
Neyse "vesile" oldu, İnan Kıraç'la "Atatürk'ü ve babası Ali Numan Kıraç'ı" saygıyla andık.

İbretlik paylaşım vesselam.

Ancak, yanlış kişilere atfedilmiş bir hikaye. Yavuz Donat başkalarından dinleyip köşesine doğrusunu araştırmadan aktarmış.

Aslında, Yavuz Donat’ın aktardığı hadise Atatürk ile İsmet Paşa’nın arasında değil, yaklaşık 400 yıl önce Kanuni ile veziriazamı Rüstem Paşa arasında cereyan etmiştir. 1674 yılında da yayınlanmıştır.

Konuyu Murat Bardakçı ve Erhan Afyoncu detaylandırmıştı. Aktaralım:

Kanuni ile veziriazamı arasında gayrimüslimler konusunda cereyan eden ilginç bir olayı ilahiyatçı Stephan Gerlach anlatır. Gerlach 1573-1578 yılları arasında İstanbul’da elçilikte din görevlisi olarak çalışır.

Kaleme aldığı hatıralarında İstanbul’da olup bitenler hakkında teferruatlı bilgiler verir. Kanuni döneminde 1544-1553 ve 1555-1561 yılları arasında yaklaşık 15 yıl veziriazamlık yapan Rüstem Paşa bazı olumsuz yönlerine rağmen son derece başarılı, zeki ve uzak görüşlü bir devlet adamıydı. Özellikle gayrimüslimlere ve yabancı devletlere karşı çok sert biri olan Rüstem Paşa’yı Fransızlar “Korkunç Yaratık”, Almanlar “gaddar ve menfur” olarak tanımlar, Venedikliler de çok çekinirlerdi.

Rüstem Paşa, Kanuni Sultan Süleyman’ı ülkede bir tek din olmasını ve faydadan çok zarara sebep olduklarına inandığı Yahudiler’i ülkeden kovmaya ikna etmek isteyince, padişahın veziriazamına verdiği dersi Gerlach şöyle anlatır: “Sultan Süleyman, beyaz ve sarı yapraklı bir çiçek koparmış ve paşaya bu çiçeği beğenip beğenmediğini sormuş. Paşa da elbette beğendiğini, çünkü onu bu biçimiyle yaratanın Tanrı olduğunu söylemiş. Bu sefer Sultan Süleyman çiçeğin bütün sarı yapraklarını yolmuş ve paşaya çiçeği şimdi nasıl bulduğunu sormuş.

Paşa da yanıt olarak çiçeğin artık bütünlüğünden yoksun ve renksiz olduğunu söylemiş. Padişah bir başka çiçek koparmış ve onun da beyaz yapraklarını yolmuş, sonra da az önceki sorusunu yinelemiş. Paşa gene aynı cevabı vermiş. O zaman padişah demiş ki:

“Madem çiçeklerin renkli olmalarını bir mükemmeliyet olarak kabul edip bundan hoşlanıyorsun, neden Tanrı’nın yaratmış olduğu insanların da çeşitliliklerini kabul etmiyorsun? Bir çiçekte ne kadar çok renk olursa, o kadar güzel görünür. Tıpkı bunun gibi Türkler beyaz, Müslümanlar yeşil, Rumlar mavi, Ermeniler beyaz, kırmızı ve mavi veya siyah renklerin karışımı, Yahudiler de sarı renkte sarık kullanırlar. Bu renklilik nasıl hoşa gidiyorsa, Tanrı da dinlerin çeşitliliğinden hoşlanır!” (Türkiye Günlüğü, Kitap Yayınevi, İstanbul 2007, I, 145-146)

 

Şeref Oğuz S&P CEO’sunu Hapse Attırmış

Şeref Oğuz, Sabah Gazetesinde 29 Ocak 2017 günü yayınlanan “Yabancıdan ziyade biz ciddiye alıyoruz” başlıklı yazısında Standard and Poor’s’un CEO’sunun ABD’de hapse girdiğini iddia etmiş:

"Çifte Standard Poor's, ABD'nin notunu kırdığı için kendi ülkesinde CEO'su hapse girmiş, küresel krizi tetikleyen dev firmaları ise "yatırım yapılabilir" ilan etmişti."

S&P, 2011 yılı Ağustos ayında ABD’nin AAA olan kredi notunu AA+’ya çekmişti.

Bahse konu not indiriminin ardından ABD Yönetimi S&P’yi eleştirmişti. 2 hafta ardından ise, ABD Adalet Bakanlığı S&P hakkında bir soruşturma başlatmıştı. Ancak, S&P CEO’su yargılanmamış ve cezaevine girmemişti.

Şeref Oğuz hayal gücünü kullanmış.